Hayatın öncesi, sonrası, hikayesi

Not: Reenkarnasyonla ilgili tüm sorulara cevap veren, dünyaya nereden, neden gelindiği, nereye gidileceğini açıklayan kitap  REENKARNASYON HAKKINDA ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ HERŞEY‘i  de okumanız tavsiye olunur.

Alemler

Kur’an’da Allah “alemlerin rabbi” olarak geçer. Demek ki bir tek alem yani sadece bizim gördüğümüz, yaşadığımız bu alem yok. En azından bir başka alem, ya da alemler daha var.

Hepimiz bu zamana ve yere misafiriz. Sadece geçip gidiyoruz. Buradaki amacımız, gözlemek, öğrenmek, büyümek, sevmek… ve sonra eve geri dönmek. Aborjin Atasözü. We are all visitors to this time, this place. We are just passing through. Our purpose here is to observe, to learn, to grow, to love… and then we return home.

Bizlerin esas yeri, mekanı bu dünya olamaz, daha doğrusu madde alemi olamaz. Zira madde alemi kalıcı değil, fani, geçici bir süre misafir olarak, kiracı gibi gelinen bir yerdir. Onun ötesinde esas mekanımız, anavatanımız  yani geldiğimiz bir yer olmalı. Bu yer İslam’da ahiret, spiritüalizmde spatyom denilen, bu öteki alem-mekan mevcut bilgi düzeyimizle karanlık madde-karanlık enerji alemidir büyük ihtimalle. Dünya gözüyle ve teleskoplarla görülemediği için karanlık adı verilmiş. Yoksa kimi varlıklar için apaydınlık, kimileri için de karanlık. Çekim gücü ile varlığı biliniyor. Madde dışı alemin evrenin % 96 sını oluşturması varlıkların esas mekanının orası olduğunu gösteriyor. Bakın bu konudaki yazımız: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/evrenolusumu/antimadde/

Allah ve Varlıklar

Hiçbir şey yoktan var olmaz. 14 ila 100 milyar yıl önce 10-43 saniyelik bir süre içerisinde büyük bir patlamayla evrendeki herşey, madde-antimadde oluşmuş ve zamanla birleşme ve soğumalarla şekillenmiş, Büyük Akıl’dan küçük akıllar türemiştir. Big Bang yani Büyük Patlama denilen söz konusu patlamanın kaynağı bilimsel olarak şimdilik tanımlanamamaktaysa da inanç dünyasında YARATAN olarak nitelendirilmektedir. Bu kabul Vahdet-i Vücut anlayışına uymaktadır. Vahdet-i Vücut’a göre bütün evren bir birliktir, yaratıcı da onun ruhudur, dolayısıyla herşey Allahtır, Allah’ın vücududur. Her şey O’dur.

Buna karşıt olarak “Herşey Ondandır”, “Herşey Allahtandır” görüşü var. Bu görüşe göre Allah evren üstüdür.

Allah evrenle içiçe midir, evrenden ayrı mı? Bu konular din açısından karmaşık ve tartışmalıdır. Ancak ortada buna açıklık getiren bir Kur’an ayeti var:

Yemin olsun ki, insanı biz yarattık. Nefsinin ona neler fısıldadığını da biz biliriz. Biz ona, şah damarından daha yakınız. Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi.” (Kaf 16)

Tasavvuf inancında da, insanların ve her varlığın Allah’ın bir parçası olduğunun altı çizilir. “Yaradılmışı severim yaradandan ötürü” sözünün vardığı noktanın da bu yaklaşım olduğu düşünülebilir. Tasavvuftaki vahdeti vücut görüşüne göre: Allah’ın sahip olduğu tüm özellikler, varlıkta kendini esma (isimler) birleşimleriyle gösterir. Tüm varlıklar Allah’ın esma ül hüsna (çok güzel isimler) adı verilen isimlerinden ve sıfatlarından ibarettir. Varlıkta sadece Allah vardır. Yeryüzünde insanın esas amacı, esma özelliklerini güçlendirerek varlığında bulunan Rab özelliklerini tanımaktır.

Allah konusunda daha fazla bilgi için: LÜTFEN TIKLAYIN

Evrenin yapısını oluşturan ağı, astronomik olarak devasa bir beyin veya bilgisayar niteliğinde düşünebiliriz. Enerjilerin birbirlerine helezonik şekilde bağlı olması sayesinde bu olağanüstü yapının yönettiği bir nizam ve basitten mükemmele doğru planlar, boyutlar düzeni oluşmaktadır. En basit akıl bile bir değer taşır, bu helezonik bağ sayesinde mükemmel akıl her şeyi yönetir. Bu evrensel, kozmik düzende tesadüf diye bir şey söz konusu dahi edilemez. 

Bir bilgisayardan sanal aleme gönderilen bir virüs nasıl diğer bilgisayarlara ve sisteme olumsuz  etki verir ve dolayısıyla dönüp dolaşıp kendini de zarar verirse varlıkların yanlış hareketleri ve negatif düşünceleri de aynen benzer sonuçları getirir.

Nitekim yeni bilimsel araştırmalar, evrenin dev bir beyine benzediğine işaret ediyor. Evren dev bir beyin halinde, genişleyen galaksilerin şekliyle yansılanan beyin hücreleri arasındaki elektriksel ateşlemeyle, benzer şekilde büyüyor olabilir. Uygulanan bilgisayar simulasyonları sistemlerin gelişme şekli olan “doğal büyüme dinamiğinin” ister internet, ister insan beyni, isterse bir bütün olarak evren olsun farklı türden ağlar için aynı olduğunu göstermektedir. Araştırmanın yazarlarından biri olan Kaliforniya San Diego Üniversitesi’nden Dmitri Krioukov “Bu sistemler çok farklı görünseler bile çok benzer şekilde gelişmiştirler…Bu fizikçiler için doğanın nasıl işlediği konusundaki anlayış eksikliğinin doğrudan işaretidir. Ekibin simülasyonu, atomaltı parçacıklardan daha küçük olan, uzay-zamanın kuantum birimlerinin evren genişlerken birbirleriyle nasıl “ağ oluşturduklarına” bakarak büyük patlamadan kısa bir süre sonraki, evrenin çok erken yaşamını modellemiştir.

Evrenin % 4 ü gözle veya teleskopla görülebilen maddeden oluşur, kalan % 96 sı görünmemekte, tesbit edilememektedir. Bu % 96 mevcut bilimsel düzeyimize göre çekimsel gücüyle maddi evreni bir arada tutan  karanlık enerji ve karanlık maddedir. Buna madde dışı, madde ötesi alem de diyebiliriz. Varlıkların esas yeri yani anavatanı orasıdır. Böylece evrende her yer varlıkla ve hayatla dolu haldedir.

Ruh nedir, Ruhlar nereden gelir?

Bebek dünyaya, daha doğrusu anne rahmine bir yerden gelmiştir.

Nice kez geldim gittim delim sûret yarattım
Bu şimdiki sûrette Yunus olup dûr idim.
Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken
Ben ol idim ol ben idim bu aşkı sunanda idim.

Aynen ete kemiğe büründüm diyen Yunus’un dediği gibi, anamızın rahmine girmeden, dünyaya gelmeden önce de vardık. Bebek de dünyaya bu gelişinden önce varlık olarak vardı. O varlığa ruh deniyor.  

Yaygın İslami görüşe göre: “Ruh ile beden birlikte yaratılmıştır. Bedenden önce ruhlar alemi diye bir yer yoktur. Bedenden önce ruhların yaratıldığı anlayışı müfessirlerin kendi kafalarında önceden yerleştirdikleri düşüncelerin bir sonucudur. Ruhlar alemi bedenlerden önce yaratılmamış, aksine bedenlerden ayrılan ruhların oluşturduğu bir alemdir.”

Aşağıdaki açıklamalardan görülecektir ki bu çok dar ve akla uymayan bir görüştür. Nitekim: “Ruhlar toptan yaratılmıştır ve Allah tarafından onlardan,Kalu bela” denilen bir zamanda söz alınmıştır. Ruhlar bedenlenmeden önce varlar ve dünyaya gelmeden önce Bezm-i Eleste diye bir yerde beklerler” şeklinde daha akla uygun bir İslami görüş var. O halde burada, bu ikinci görüş akla uygun bir şekilde, Kur’an verilerinden de yararlanarak, anlamaya ve geliştirmeye çalışılmaktadır.

Ruh ve beyin

Varlık madde dünyasındaki faaliyetini maddi bedeni ve ruhu, şuuru vasıtasıyla sürdürür. Maddi bedeni ve ruhu arasındaki bağlantıyı zihni, bilinçaltı, 5 duyuları, 5 duyu ötesi hisleri  vb.  sağlar. Varlık madde dışı alemde ise faaliyetini ruhu, şuuru ve enerjisiyle sürdürür.

Ruh,  öz olarak mükemmel yaratılmıştır. O, öz itibariyle kendi kendisinin aynıdır. Eşi ve benzeri yoktur. Parçalara ayrılmaz, azalmaz ve çoğalmaz. Şuur, irade ve tahayyül ruhun melekeleridir. Ruh, Tanrılık bilgiye sahiptir, ama Tanrı değildir. Ruh ölümsüzdür. Özü bakımından sonsuz güç sahibidir; bu güç asla azaltılamayacağı gibi yok da edilemez. Ruh hayattır, hayat da Ruh’tur. Ruh şuurludur ve bir maksadı vardır; yani Ruh’un bir amacı, bir vazifesi vardır. Ruh’u yöneten ve ona karışan bir makam yoktur.  Çünkü Allah’ın şuurlu ve idrakli yarattığı Ruh, kendini yönetebildiği gibi, maddeyi de yönetir. Ruhlar, Allah’ın Kanunları’na uygun olarak Evren’i sevk ve idaresinde rol alırlar. Evren’i sevk ve idare etmenin ve ruhsal tekamülün sonu yoktur.

Spatyom (ruhlar evreni) yani yukarıda bahsi geçen “öteki alemde” bedensiz (bedenlenmemiş, bedenden ayrılmış) varlıkların olduğu yerdir. Varlık orada bedenli halinden daha farklı bir şuur/bilinç halinde olur. Ruh dediğimiz de bedensiz bir varlıktır, daha doğru bir tanımla, “enerjidir”. Bizim şu anda sahip olduğumuz gibi bir maddi bedene sahip olmayan ruh yani enerji tekamül eder. Bu onun en önemli özelliğidir. Bu enerji  aura olarak bedeni sarar akıcı bir kordon ile maddi bedene bağlanır, ikisi de beşer gözüyle görünmez. Bu enerjinin, varsa maddi bedendeki bağlantı merkezi, beyindir. Enerji maddi bedene sahip olmadan da tekamül eder, akıl böyle oluşmuştur ama bu kısıtlı olduğundan bedenlenme de gereklidir. Yani sadece eğitimler almak yetmez, pratik uygulamalar ve sınavlar şarttır. Modern akıl büyük olasılıkla bedenlenmeye bağlı tekamülle oluşmuştur.

Neden Dünyaya gelinir

Nice kez geldim gittim delim sûret yarattım
Bu şimdiki sûrette Yunus olup dûr idim.
Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken
Ben ol idim ol ben idim bu aşkı sunanda idim. Yunus Emre

İnsanın öğrenmek için nasıl okula gitmesi gerekliyse ruh açısından da bedenlenme zorunludur. Madde alemi ruhun eğitim alma ve uygulama yapma, görgü ve deneyim artırma ve aldıkları eğitimin uygulamalı sınavlarını verme alanıdır. Bedensiz varlıklar bedenlenerek gelir, eğitimini alır, uygulamalarını yapar, sınavlardan geçer geldikleri yere geri dönerler.

Başka Planlar

Evrende galaktik planlar, boyutlar olmalıdır. Sayısını bilmiyoruz. Kimilerine göre sonsuz boyutlar var. Yukarıda açıkladığımız ruh-madde ilişkilerinin evrenselliği gereği galaktik varlık ve bilgi planlarının hem madde hem de madde ötesi alemlerden oluşması gerekir. İçinde bulunduğumuz galaktik planın sevk ve idare merkezinin Sirius gezegeni olduğu tahmin ediliyor. Sirius’un Arapça adı Şi’ra’dır. Şi’ra aynı zamanda şuurlanma demektir. Kur’an bunun haberini Necm suresi 9. ayette veriyor

Hiç kuşkusuz Şi’ra yıldızının/şuurlanmanın Rabbi de O’dur“.(Necm 19. Prof. Yaşar Nuri Öztürk mealinden)

Bakın bu konudaki yazımız: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/sirius/ 

Bir galaktik planda/boyutta tekamül eden varlık üst bilgi elde ederek daha ileri bir galaktik plana/boyuta geçmeye hak kazanır. Kuran Ayeti de böyle diyor:

Ki siz boyuttan boyuta/halden hale mutlaka geçeceksiniz” (İnşikak 19)

İçinde bulunduğumuz dünya diyelim ki ilk okul. İlk okul bitince orta okula gitmemiz gerekir. Yani aynı galaktik plan içerisinde daha ileri bir gezegene transfer olunması gibi. 12 yıllık zorunlu öğrenim bitince nasıl üniversiteye gitmek gerekiyorsa bir planda iş bitince daha ileri düzeyde başka bir galaktik plana geçiliyor.

Nereye kadar gideceğiz?

Gidilebilecek yerin sonu neresi? Bir piramit düşünün, onun en tepesi. Tasavvufta, Hint felsefesinde tanımlandığı gibi. Büyük akıldan türeyen küçük akıllar tekamül etiklerinde tepeye doğru ilerlerler. Tepeye erişmek bedensiz varlıklara nasip olmuş mudur ya da ne oranda nasip olmuştur bilemeyiz. Bütüne ulaşmadan bütünü tanımlama yeteneğimiz nasıl yoksa, oraya ulaşmadan orayı tanımlamanın da imkanı yok. Bizler şu anda tekamülün yani piramidal yükselişin  neresindeyiz? Onu da Allah bilir. Şu anda madde gözümüzle bunu göremeyiz, ancak öteki aleme intikal ettiğimizde umarım anlarız. Nasıl anlarız? Ruhun yaşama alanı tekamül seviyesine göredir. Ruh öteki alemde yani asıl alemde, ahirette, spatyomda  kendi tekamül düzeyinin üst seviyelerine çıkamaz, üst bilgilere geçemez. Hem ahiretteki hem de madde aleminde kendi düzeyindeki ve daha aşağı seviyelerde gezinebilir, görevini ifa edebilir. Onun için de alt seviyedeki ruhlar, ister istemez dünyaya gelmek reenkarne olmak böylece üst bilgileri, realiteleri edinmek zorundadırlar. Yoksa ilelebet oldukları seviyede dolaşır dururlar.

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.
Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.
Öyleyse ölümden korkmak niye?
Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm,
Ya da alçaldığım görüldü mü?
Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık, rüyaların meleği olacağım.
Fakat yolum devam edecek,
Allah’tan başka her şey kaybolacak.
Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım.
Yıldızların üstünde bir yıldız olup,
Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.
Mevlana Celaleddin-i Rumi

Mevlana burada tekamülü ve renkarnasyonu o kadar güzel anlatıyor ki.

Taş ölür mü? Bakın seyredin:

Vücudunuzdaki her bir atom patlamış olan yıldızlardan geldi. Ve muhtemelen sol elinizdeki atomların geldiği yıldız sağ elinizdekilerin geldiği yıldızdan farklı. Bu gerçekten fizik hakkında bildiğim en şiirsel şey: Hepiniz yıldız tozusunuz. Yıldızlar patlamasaydı burada olamazdınız çünkü karbon, oksijen, azot, demir evrim için ve yaşam için gerekli olan her şey zamanın başlangıcında oluşmamıştı. Bunlar, yıldızların nükleer fırınlarında oluştu, ve onları vücudunuza almanızın tek yolu bu yıldızların patlayacak kadar ‘kibar’ olmalarıydı. Yıldızlar sizin için öldü ve siz burada olabildiniz. Lawrence Krauss Kanada asıllı ABD’li kuramsal fizikçi ve kozmolog, Fizik profesörü.

Tekamül sırası şöyledir: Atom, bitki,  hayvan, insan. Aynen Mevlana’nın dediği gibi. Mevlana taş demiş. Açıklaması yukarıdaki videoda. Varlıklar, dolayısıyla taşlar da atomdan müteşekkil. Yıldızların da sonu gelince taşlar, kayalar toz haline geliyor yani taş ölüyor ve ruhu bir dahaki sefere varlıklarda bedenleniyor. Bir taşın ölmesi bazen milyarlarca yıl alabilir ama evrenin hesapsız ömrü süresince bunun lafı olmaz. Belki de onlardan görevlerini tamamladıktan sonra nöbet devriyle yerlerini başka varlıkların aldığı oluyor.

Ruhlar belli bir tekamül düzeyine geldiklerinde kendilerine görev verilir. Madde ötesinde bu görevlerini icra ettikleri gibi madde aleminde de mesela dünyamızda bazı görevlerini icra edebilirler. Muhtemelen melek dediklerimiz böyle görevlilerdir. Zaten ruh, melek, cin, şeytan hepsi bedensiz varlıklardır. Misyon ve düzeylerine göre böyle sınıflandırılırlar. İlahi Yönetim Mekanizması ve onun görevlileri  hem madde dünyasındakilere hem de  madde dışı alemdekilere  madde dışı güçleriyle yardım ederler, yön verirler. Bedensiz varlıklar da yakınlarının dünyadaki hayatlarını devam ettirmelerinde görev alabilirler. Şeytan gibileri de misyon sahibidirler. Tekamül gereği onlar da işin kötü taraflarını organize ederler. Zira kötülük olmazsa iyiliği anlayamaz o zaman da tekamül edemeyiz. Izdırap olmazsa da tekamül edemeyiz. “Hayır da şer de Allahtan” denmesinin sebebi budur. Bakın bu konudaki yazımız: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/kuranilahiyonetim/

Neden Reenkarnasyon (Tekrar Doğuş)?

Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle.. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla…!” Mevlana Celaleddin-i Rumi

Tekrar dünyaya gelmenin yani reenkarnasyonun belli başlı üç nedeni vardır:
1. Önceki hayatta yapılan yanlışlıkları kendi maddi hayatı üzerinde yaşayarak kefaret ödemek,
2. Önceki yanlışlıklar olsun olmasın, basitten başlayarak daha ileri eğitimler almak, uygulamalar yapmak, deneyimler kazanmak, sınavlardan geçerek  tekamül etmek,
3. Verilen bir misyonu yerine getirmek.

Yaşam sırasında edinilen bilgilerin ruhta yerleşip yerleşmediği sınavlarla belirlenir. Dertlere, belalara varlık isyan mı edecek yoksa “buna da şükür Allah beterinden korusun” mu diyecek? Bu ancak sınavlarla anlaşılabilir ve Kur’an’da buna dair işaretler bulunmaktadır:

İşte orada müminler belaya uğratılarak imtihan edilmişler ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı.” Ahzab 11.

Sınıfta kalanlar tekrar gelecektir. Sadece tek geliş-gidiş mümkün müdür? Ruhun dünyaya ilk gelişindeki hayatı boyunca hiçbir yanlış yapmaması pek mantıklı görünmüyor. Diyelim ki öyle oldu, öteki aleme tertemiz intikal etti. Elbette ki dünyada yaptığı yanlışlıklarını dünyada düzeltmeye ihtiyacı olmayacağı için bu açıdan tekrar bu dünyaya gelmesine gerek kalmayacaktır. Ancak:

1. Kendisine görev verilirse yine gelebilir,
2. Ya da daha ileri seviyelere yükselmek için gönüllü olarak ileri eğitim almak isteyebilir,
3.Ya da başka galaktik planlara geçebilir.

Dünyada bir çok kereler bedenlenmiş, sonuncusundan sonra artık tekrar dünyaya gelmesine gerek kalmamışlar için de aynı şeyler söz konusu. Sınıf geçilse bile tekamülü ilerletmek için de ya da Peygamberler, Atatürk, Mevlana gibi misyon için tekrar gelinmesi gerekebiliyor. Misyon için dünyaya gelenler elbette üstün kişilerdir. Misyon görevlileri başka galaktik planlardan da gelmiş olabilirler. Dünyaya gelişine, yaşamına ve dünyadan ayrılışına bakılırsa Hz. İsa muhtemelen öyleydi.Bu konuda ayrıntılı yazımızı okumak için LÜTFEN TIKLAYIN.

Önceki hayatlar neden hatırlanmaz?

Misyon görevlileri geçmiş hayatlarını çoğunlukla bilirler zira geçmişin negatif etkisinde kalmayacak düzeydedirler. Ondan çoktan alacaklarını almış, negatiflikleri çok geride bırakmış, pozitife çevirmişlerdir.

Bizlere ise geçmiş hayatlarımız özellikle hatırlatılmaz. Ruhumuzda bunlar silinmemiştir, bütün geçmişimiz kayıtlıdır ama beynimiz sıfırlanmış olarak yeniden dünyaya geliriz. Zira bizim düzeyimizde birisi geçmiş hayatını hatırlasaydı onun negatif etkilerinden kurtulamazdı. Beyni de tüm çer-çöpüyle kaldığı yerden devam ederdi. Yani fasit daire içinde döner dururdu. Bizim gibilere onun için beyin açısından temiz bir sayfa açılır. Ama ruhumuz aynen kaldığı yerden devam eder, ruhun hard diskinde, belleğinde yani arka planda izler mutlaka kalmıştır.

Bir başka görüşe göre ise yeniden dünyaya gelişte aslında herşey hatırlanır. Çocuk konuşmayı öğreninceye kadar bunların tamamını ya da çoğunu unutur, konuşmayı öğrenmeye başladıktan sonra ilk yapmak istediği iş olarak geçmiş hayatına ait aklında kaldıysa bir şeyleri anlatmak olur ama ebeveynleri saçma, sapan konuşma gibi gerekçelerle onları sustururlar, onlar da susar, 4 yaşından sonra da beyinleri yeniliklerle dolmaya başlar ve herşeyi unuturlar. Bu konudaki geniş açıklamalarımızı okumak için LÜTFEN TIKLAYIN.

Özetle bu konu, bilgisayar hard diskinden bir şey silindiği zaman özel bir işlemle tamamen silinmedikçe onun izlerinin arka planda kalmasına benziyor.

Bu hana ve bu handan
Kaç seyyah geldi geçti
Kaç kervan kefenlenip gitti
Herkes geldi, herkes gitti
Kimse bilmedi neden geldiğini
Nereye gittiğini…”   James Clarence Mangan, İrlandalı şair. Daha fazla bilgi için TIKLAYIN

Ölünce ne olacak?

Şimdi kervan yola çıkıyor… Meçhul bir ülkeye doğru
Çanları hareket işaretini vermeye başladı bile
Sevin ruhum… Zavallı kuşum, kurtuldun nihayet.
Nihayet kafesin çöküyor… demirleri dağılacak yakında.
Elveda gaileli dünya, günahlarla haşır-neşir olan dünya
Ruhum Allah’ın sakin yurdunda dinlenecek artık…
James Clarence Mangan, İrlandalı şair. Daha fazla bilgi için TIKLAYIN

Madde dünyasından ayrılıp bedenini madde dünyasında bırakan, yani ölüp, geldikleri aleme geri dönen,  hangi dinden, hangi inançdan olursa olsun, isterse inançsız olsun orada artık kendi vicdanıyla karşı karşıya kalacaktır.  Yeni durumunu idrak ettikten sonra geçmiş yaşam muhasebesini önce kendisi sonra İlahi ve kozmik yasalara göre İlahi Yönetim Mekanizma görevlileri yürütecektir. Gerekirse yargılanacak ya da güler yüzlerle karşılanacaktır. Orada artık din yoktur, sadece amel vardır. Yani oraya madde dünyasında yapılanlar götürülür, iyilikler, kötülükler varlığın geleceğini belirler. Kefaretiyle giden orada bedelini öder. Orada hatalarla ilgili sudan gerekçeler öne sürmek mümkün değildir. Bırakın geçmiş hayattaki eylemleri, kafalarda yer alan düşünceler bile bir bir ortaya dökülecektir. Kaçacak hiç bir yer yoktur.

Kimilerinin ilgili Kur’an ayetlerine de atıf yaparak “Allah ne kadar zalim” yorumlarını da cevaplayalım. Sıkça belirttiğimiz gibi herkes kendi karmasını kendi belirler. Azap çektiren, azap çekilmesine vesile olan ektiğini biçecek  o da azap  çekecektir. Bundan kurtuluş yoktur.

Öteki tarafa kul hakkıyla gidenler

Dünyada başkalarına “zulüm”, haksızlık yapan, dünya yaşamında bunu telafi etmemişse, bunlar için helallik almamışsa ya da zulüm gören, hakkı yenen hakkını yiyeni, kendisine zulüm yapmış olanı (zalimi) affetmemiş, hakkını helal etmemişse öteki alemde neler olur?

İnkar edip zulme sapanlar var ya, Allah onları affetmeyecek, onları hiçbir yola kılavuzlamayacaktır.” Nisa 168

Dilediğini rahmetinin içine sokar. Zalimlere gelince, onlar için korkunç bir azap hazırlanmıştır.” İnsan 31

Aleyhlerine yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlara zulmederler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlıklar sergilerler/saldırılarda bulunurlar. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır.” Şura 42

Sırtında kul hakkı kamburuyla ahirete intikal edeni büyük azaplar beklemektedir. Zira Allah böylelerinin affını tamamen hakkı yenen, zulüm gören kula bırakmıştır. Hakkı yenen dünya hayatında ya da spatyomda hakkını yiyeni affetmedikçe, “ona helallik vermedikçe” kul hakkı yiyen ızdıraptan kurtulamayacaktır. Ama hakkı yenen de bu imtiyazını bir yere kadar kullanabilir. Yoksa tekamül edemez, olduğu yerde kalır.

Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez.” Şura 40

Allah çözümü çok güzel göstermiştir. Affedeni büyük mükafatlar beklemektedir. Affeden o kadar ulvi bir davranış göstermiş olur ki neredeyse ışık hızı ile tekamül eder.

Zulme uğratılışı ardından kendini savunana gelince, böyleleri aleyhine yol aranamaz.” Şura 41

Öç alma haktır ama hiçbir getirisi yoktur, tekamülün önüne duvar örer.

Sabredip bağışlayan bilsin ki bu, işlerin en zorlularındandır.” Şura 43 “Eğer affeder, ellerini tutar, hatalarını görmezlikten gelirseniz, kuşkusuz Allah da affedici, merhamet edici olur.” Tegabün 14

Af ise büyüklüktür, ulvidir, tekamülün önünü açar.

Bu arada Prof. Yaşar Nuri Öztürk dünyada kul hakkının ödenmesi konusunda “Sizde hakkı olan kişi ortada yoksa o hakkı onun adına yoksullara ödeyerek görevinizi yapabilirsiniz” demektedir. Ancak bu Allah’ın kabulüne bağlıdır, sonucunu biz bilemeyiz, helalleşmenin gerçekleşmesi gereken öteki tarafa gidinceye kadar dünya yaşamı ağırlığına hafifletici etkisi olur mutlaka, yapılması hiç yoktan iyidir.

Peki diyelim ki hakkı yenen kul hiç bir zaman affa yanaşmazsa ne olur?

Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, onun dışında kalanı dilediği kişi için affeder.” Nisa 48

Böyle durumda hatalı olan ahirette azabını çektikten sonra ceza olarak geçmiş hayatını hatırlayacak şekilde reenkarne olacaktır. Yeni hayatında sürekli olarak vicdan azabı ile yaşamaya göğüs germek zorunda kalacaktır. Yani hem yeni hayatının hem de geçmiş hayatlarının bütün yükü altında kalacaktır. Bu tasavvur edilemeyecek kadar zor bir şeydir. Şüphesiz  nihai affetme iradesi Allah’a aittir herşeyin doğrusunu Allah bilir.

Kul hakkı miras yoluyla intikal eder mi?

Evet eder. Evlat ebeveynlerinden intikal eden paranın, malın mülkün tertemiz olmasından sorumludur. Aksi takdirde onun vebalini aynen kul hakkının cezasını çeker gibi çeker. Benim haberim yok, bilmiyorum, bilmiyordum diyemez. Her evlat ebeveynin servetini nereden, nasıl kazandığından haberdardır. Çok ekstrem durumlarda, mesela ebeveyn öldüğünde aklı ermeyecek yaşta olmuş olabilir, o zaman aklı erdiğinde sorup, soruşturup o servetin nasıl kazanılmış olduğunu öğrenmek zorundadır. Ebeveyn o serveti kazanırken ondan çok uzakta yaşamış olabilir. Bu durumda da yine servetin kaynağını öğrenmek için her türlü yola başvurmak zorundadır. Hiç kimse Allah’ı aldatamaz. Ebeveyn(ler)den hakları olan kulları bulamazsa soruşturmalar sonucu hesaplayacağı miktarı ihtiyaç sahiplerine dağıtmak zorundadır

Hayatları kısa süren bebekler

Doğduktan hemen ya da bir süre sonra ölen bebekler cennete mi gider? Böyleleri muhakkak ki o seferki kısa hayatlarında hesap verecek hiç bir şey yapmamışlardır. En fazla annelerinin karnını tekmelemiş, doğduktan sonra ağlamışlardır. Hesaplarını daha önceki spatyoma intikal edişlerinde vermişlerdir zaten. Bu kez öteki dünyaya intikal ettiklerinde tertemizdirler, sorgu sual dönemi geçirmeyeceklerdir. Bir kabahat, yanlış, ceza olmadığından intikal sonrasında azap içinde olacak olmaları mümkün görünmüyor.

Cennette midirler? 

Kesin hüküm veremeyiz, bunu Allah’tan başkası bilemez. Spatyomda düzeylerine göre bir yerde olduklarını söyleyebiliriz ancak.

Bu bebekler neden kısa süre yaşamışlardır?

Tekamül-karmalarının gereği kendilerine ait bir kefareti ödemiş olabilirler. Ve/veya ebeveynlerinin karma ve tekamülleri gereği evlat acısını yaşamaları gerektiği için böyle bir misyonu yerine getirmişlerdir. Belki de o ebeveynler imtihan olmaktadırlar. O büyük acıya tahammül eder, isyan etmezler, sabır gösterirlerse, Allah verdi, Allah aldı derlerse bunun mükafatını fazlasıyla alacaklardır.

Benzer şekilde zihinsel engellilerin de yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarını ifade edebiliriz. Ancak böyle her durumun özel değerlendirilmesi her şeyi bilen Allah’a aittir.

İntihar eden ne olur?

İntihar edenler, kaldıkları yerden başlamak ve karmaları gereği belirlenmiş olan önceki kaderlerini tamamlamak için reenkarne olmak zorundadırlar. Cenaze namazları kılınır, lanetli falan da olmazlar. Bizler buraya bu hayatı mutlaka yaşamaya geldik. Izdırabımız var elbette ama ızdırapsız tekamül olmaz. Başına gelenden dolayı intihar eden, tekrar geldiğinde aynı şey tekrar başına gelecek, aynı acıyı tekrar yaşayacak ve orada devam edecek. Bu arada önceki ızdırabını da boşuna yaşamış olacak. İlahiyat Profesörü Yaşar Nuri Öztürk’e göre: “İntihar en büyük günahlardan biridir. Ancak insanı sürekli cehennemlik etmez. Sürekli cehenneme götüren suç sadece şirktir. Bir kadının tecavüze uğrayacağını anladığı zaman namusunu korumak için intihar etmesi bile onu günaha sokar. Çok zor bir durumdur ancak hiçbir şey hayata kastetmenin gerekçesi olamaz.” Bakınız: Yaşar Nuri Öztürk sorular cevaplar

Ruh bedenden ne zaman tam olarak ayrılır?

Bu her durum için aynı değildir. Ölüm gerçekleşir gerçekleşmez de ayrılabilir, bir süre sonra da. Tam ayrılma hemen gerçekleşmezse ölü etrafında olup biteni hissedebilir, hatta mezara konulduktan sonra bile dışarıdaki sesleri duyabilir. Engeç beden çürümesi başladıktan sonra ruh beden ilişkisi de tamamen biter.

Ruhlar öteki alemde ne yapar?

Geri seviyedeki bedensiz varlıklar dolaşır dururlar, kah orada kah madde aleminde. Çok geri seviyede olan bedensiz varlıklar zaten bedenlerinden ayrılsalar da dünyadan ayrılamazlar. Dünyada dolaşır dururlar. Bazıları ekstrem durumlarda hayalet olarak da görünebilir. Kimileri yanlışlıklarından ötürü büyük azap çekerler. Cehennem denilen hayatı yaşarlar. İleri seviyedeki ruhların ortamı ise ışıklıdır, cennet gibidir. Seviyeye göre ışık artar, azalır. Tekamül düzeyi arttıkça daha güzel hayat yaşarlar bedensiz varlıklar öteki alemde. Belli bir tekamül düzeyini aşmış olan kimileri kendilerine verilen görevleri yerine getirirler. Yani cennet ve cehennem vardır ama Kur’an’da verilen tarifler semboliktir, o zamanın insanlarının anlayacağı şekilde, o mantığa hitap eder ki ilerde nasıl bir yere gideceğine karar versin, yaşarken seçimini ona göre yapsın.

Cenaze ve mezar

Sevdiğimiz biri dünyasını değiştirince perişan oluruz. Elbette ki acılara üzülür kaybettiklerimize ağlarız. Bizler peygamber değiliz, kaldı ki peygamberler bile beşerdir. Tekamül düzeylerimiz bir yere kadardır. İnsanız, ot değiliz, zaaflarımız var, duygularımız var. Mevlana gibi olup da “öldüğüm zaman düğün dernek yapın zira ben geldiğim yere, vatanıma dönüyor olacağım” demek kolay değildir. Ölümü kabullensek bile en azından ayrılık koyar bu kez. Cenazelere ağlarız, ancak bu ölünün ruhunu rahatsız eder. Kabir ziyaretleri bir tek noktadan olumludur, o da bu dünya hayatının geçici olduğunu hatırlattıkları için. Onun dışında ölü ha mezar başında anılır ha da başka her hangi bir yerde. Arada hiç fark yoktur, zira ölü mezarda değildir. Ölü, anıldığı anda onunla onu anan kimse arasında telepatik bir bağ oluşabilir. Bu bağ her zaman oluşur mu onu bilemeyiz. Bu çerçevede ruhlar dünyada kalan sevdikleri yakınlarını uzaktan ya da yakından izleyebilirler. Belki de görev alıp bizlere yardım ederler. İzlerler mi, izliyorlar mı onu da bilemeyiz. Bazan rüyalar vasıtasıyla izlediklerini anlarız.

Ruh bir bedenden çıkıp başka bedene geçer. Kabir azabı diye birşey olamaz; ölülerin dirilmesi, soru ve hesap günü de yoktur.”  Şeyh İsmail Maşuki. Bu sözlerinden dolayı 1528 de Kanuni fermanıyla idam edilmiştir.

Reenkarne olmak zorunda mıyız?

700 katlı bir bina düşünün. Katlar yükseldikçe konfor artıyor. Alt katlar fecaat, berbat düzeyden başlıyor. Karanlık, sıcak, ateş içinde. Merdivenlerde otomatik sensorlar var.  Bir kata geliyorsunuz ki alet sizi ölçüp biçip engelliyor daha üst katlara geçemiyorsunuz.  Dünyaya her gidiş gelişten sonra binaya giriyor bir kata kadar çıkabiliyor, orada yukarıya çıkamıyorsunuz. Diyelim ki gide gele 500. kata geldiniz. Orada yaşamaya başladınız. Durumunuz hiç de fena değil. Arada alt katlara inip oraları gördükçe halinize şükrediyorsunuz. Ama biliyorsunuz ki üst katlar daha da güzel. Ne yaparsınız? Orada ömür boyu kalır mısınız? Yoksa “ya kardeşim beni tekrar dünyaya gönderin üst katlara geçecek hale gelmeye çalışayım” mı dersiniz? Karar sizin. Diyelim ki sonunda çatıya geldiniz. Ama orada gördünüz ki yanda başka bir bina var. Dürbünle baktınız ki oranın zemin katı bile sizin bulunduğunuz çatıdan daha mükemmel. Bu sefer de oraya geçmek istemez misiniz?

Kader

Allah varlığın atacağı her adımı önceden bilirken, yeniden bedenlenip  dünyaya geleceğimiz hayatın planını geçmiş yaşamlarımız belirlediğinden Allah varlığın kendi oluşturduğu kaderini de bilir. Mükemmel akıl herşeyi ona göre planlar, yürütür. Tekamülümüz açısından bazı programlamalar yapar. Bizim tesadüf dediklerimiz kaderimiz ile bu mükemmel programlamaların çakışmasıdır. Örneğin havaalanına  gitmek için taksiye bineceğiz ve uçağa daha çok var diyelim. Uçağa biniş saatimizi etkilemiyorsa hangi taksiye bineceğimiz bizim kaderimiz açısından önemli olmayabilir ama hangi taksicinin o parayı kazanabilmesi açısından önemli olabilir. O nedenle karması gereği o parayı kazanması gereken taksiye yönlendirilmişizdir belki de. O da akşam çoluğuna, çocuğuna rızkını götürebilmiştir böylece.

Yani hayatımız belki ana hatlarıyla belki de en ufak ayrıntılarına kadar bellidir. Bu kaderimizdir. Ama bu kaderin bu şekilde olmasının sebebi de biziz. Aksi takdirde Allah hem bize hata yaptıracak hem de bizi o hatadan dolayı cezalandıracak, böyle bir şey mümkün mü? Müeyyide varsa irade de vardır.

“Madem kader var biz niye yaptıklarımızdan sorumlu tutuluyoruz” sorusu bu şekilde açıklanmaktadır. Bakın bu konudaki yazımız: http://wp.me/PAexV-1JR

Bu hayatı bilerek geldik

İnsanoğlu bir kere doğar. Nihayet 2 kere doğar. Ben defalarca doğdum. Mevlana Celaleddin-i Rumi

Doğmak, ölmek, reenkarne olmak çok doğal, olağan şeyler, elbise değiştirmek gibi ve de uzun süreç. Üniversite, lisans, master, doktora, doçentlik, profesörlük…. gibi. Kim bilir bu dünyada kaç mezarımız var? Kaç annemiz, babamız, evladımız olmuştur?

Kendi karmamız yani ektiklerimiz biçtiklerimiz bu dünyadaki geri kalan ömürümüzün, öteki dünyadaki ve olacaksa bir sonraki hayatımızın planlarını yani kaderimizi oluşturur. Buna göre dünyada yaşayacağımız hayatımızı biz seçeriz. Dünyaya gelmeden önce bize alternatifler gösterilir. Biz de birini kabul ederiz. Zor olanı, acılarıyla, eziyetleriyle yanlışlıklarımızı anlamamıza yardımcı olacak, tekamül etmemiz için gerekli olanı mı seçeriz, yoksa bir eli yağda bir eli balda, öyle fazla acısı, ızdırabı olmayan, kolay-rahat  ancak bize tekamül açısından hiçbir şey vermeyeni mi? Varlık gösterilenler dışında gönlündekine yakın bir hayatı da isteyebilir ama her istediği de verilmez. Yani zengin olacak, güzel olacak, mutlu olacak, tahsilli olacak, sağlıklı olacak, uzun ömürlü olacak vb. hepsini alması imkansızdır kozmik düzen açısından.

Kimseyi küçümsemeyin
Kimse kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir bilmelisin.
Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.Lev Tolstoy

Siz siz olun  hiçbir etnik yapıyı küçümsemeyin. Mesela zencileri, Hintlileri, çingeneleri vb. Bunlar aşağılık ırktır falan demeyin hatta böyle şeyler düşünmeyin bile. Eğer düşüncede kalmayıp bunu bir de eylemlere döktüyseniz yandınız.  Yoksa bir dahaki gelişinizde “öyle” gelirsiniz ve böyle düşünmenin, uygulamanın yanlış olduğunu bizzat yaşayarak öğrenirsiniz, aynen Tolstoy’un dediği gibi.

Tesadüf yoktur

Basit bir insan beyninin içerisinde kırk tilkinin kuyruklarının birbirine değmeden dolaşabildiği kapasiteye sahip olduğu düşünülürse mükemmel akıl da hiç bir şeyi tesadüfe bırakmadan tüm alemleri benzer prensipte ama kıyaslanamayacak kadar muazzam ölçekte, çapta planlar, yönetir.

Mesela yağmur yağar. Yağmuru Allah mı yağdırır? Yağmur, yerküredeki suların buharlaşarak yükselmesi ve atmosfer şartları altında yoğunlaşarak su halinde tekrar yere düşmesi olayıdır. Bu bir düzen dahilinde olur. Bu düzeni koyan ve sürdüren bir Yaratıcı Kudret vardır. Ona, Allah diyoruz. Allah, varlık ve oluşa aynı sebepler ve şartlar altında aynı sonuçları doğurmak üzere böyle bir düzen koymuştur. Kur’an buna fıtrat (yaradılış) ve sünnetullah (Allah’ın tavrı ve tarzı, tabiat yasaları) demekte ve eklemekte: “Sünnetullahta değişme ve bozulma bulamazsın.” Evet, sünnetullah, yağmuru yerküredeki suların buharlaşıp yükselmesi ve atmosfer şartları altında yoğunlaşarak tekrar yere inmesi olayı olarak düzenlemiştir.

Hem bilim hem de inanç olur mu? Pozitif bilimlerin tespit ettiği düzen içinde işleyen varlık ve oluşun arkasındaki şuurlu Benlik’i yani Yaratıcı Kudret görüldüğü takdirde bal gibi olur.

Hayatın hikayesi burada topluca ancak ana hatlarıyla  anlatılmıştır, ayrıntılar diğer sayfalarımızda bulunabilir. Bunlardan bazıları:

Neden ben?

Tekamül

Reenkarnasyon ve Allah’ın adaleti

Reenkarnasyon sorular – cevaplar

Öteki tarafa gidip gelenler yazı dizimiz

Kader var mı?

Gelecek görülebilir mi?

Spiritüalist bakış açısı

Çocuklukta geçmişi hatırlama

Eğer varsan, nefes alırsın.
Nefes alırsan, konuşursun.
Konuşursan, sorarsın.
Sorarsan, düşünürsün.
Düşünürsen, araştırırsın.
Araştırırsan, tecrübe edersin.
Tecrübe edersen, öğrenirsin.
Öğrenirsen, büyürsün.
Büyürsen, arzularsın.
Arzularsan, bulursun.
Ve eğer bulursan… Şüphe edersin.
Şüphe edersen, sorgularsın.
Sorgularsan, anlarsın.
Eğer anlarsan, bilirsin.
Bilirsen, daha çok bilmek istersin.
Daha fazla bilmek istiyorsan…
Yaşıyorsun! National Geographic.

Bülent Pakman. Nisan 2012. Son güncelleme Eylül 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

Not: Reenkarnasyonla ilgili tüm sorulara cevap veren, dünyaya nereden, neden gelindiği, nereye gidileceğini açıklayan  REENKARNASYON HAKKINDA ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ HERŞEY‘i  de okumanız tavsiye olunur.

Ruh göçü – Tekrar Doğuş – Reenkarnasyonla doğrudan ve dolaylı ilgili yazılarımız:

İnançla ilgili yazılarımız:

Twitter Widgets

Viyana Palmenhaus Cafe 2012

Bülent Pakman kimdir   https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Hayatın öncesi, sonrası, hikayesi için 5 cevap

  1. Murat Soylu dedi ki:

    Merhabalar nasıl hitab edeceğimi bilmiyorum uygun görürseniz hocam demek isterim makalelerinizle yeni tanıştım bazı konuları tekrar tekrar okuyorum .Böylesine güzel ve anlaşılabilir yazılarınız için teşekkürü borç bilirim.
    Sağlıcakla kalın

  2. Geri bildirim: Kur’an Reenkarnasyonu red mi eder? | Pakman World

  3. Ozzy dedi ki:

    Hocam oncelikle cok tesekkur ederim. Mukemmel bir yorumla gucuyle karsi karsiya kaldim. Bende ozellikle bu konularla ilgili arastirmalar yapmaktayim. Soylediklerinizin hemen hemen hepsine tum ictenligimle katiliyor hakki gostermeye calistiginiz icin sizlere minnet duyuyurum. Ben kanadada yukseklisans egitimimi almaktayim ve spiritual alanda bir cok anlamda olgunlasma surecine girdigimi hissediyorum. Bu yuzden size baska bir website sunmak isterim. Sizin soylemek istediklerinizin bazi kisimlarini dolayli yollardan anlatirken bir cok guzel ekleme yapmaktadir. Lutfen buradaki yazilari okumaya calisin… Buradan yararlanabileciginizi umuyorum. Asagida linkini atiyorum.
    https://www.uzaylilarkonusuyor.com

    • bpakman dedi ki:

      Söz konusu sitede birkaç yazıyı okudum. Böyle çok web sayfası var. Sanal ortamdan önce dergilerde okurduk böylelerini. Ana sayfamın en başında belirttiğim gibi benim tarzım çok farklı. Herkesin anlayabileceği dilde, farklı açılardan hareket ederek inandırıcı olmaya çalışıyorum. Her ne kadar spiritüalizm ve başka boyutlarla ilgili sayfalarım varsa da mümkün olduğunca ruhsal konularda spiritüel, galaktik terimleri az kullanmaya çalışıyorum. İstiyorum ki okuyanlar “kendi akıllarını kullanarak” daha kolay değerlendirmeler yapsınlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s