Sadri Maksudi Arsal

4462Dünya’da ve Türkiye’de Türkçülüğün temelini atanlar arasında önemli bir yere sahip olan Türk-Tatar devlet adamı, hukukçu, akademisyen, düşünür ve siyasetçi.

İlk Türkçülerden

Osmanlıcılık ve İslamcılık etkisinden kurtulamayan Osmanlının son  yılları, Milli Mücadele dönemi, Cumhuriyet Türkiyesinin kuruluş aşaması Türk aydınları Türkçülüğü Osmanlı sınırları dışındaki çoğu seküler ve Batı’yı iyi tanıyan Türklerden/Türkçülerden öğrendiler. Sadri Maksudi Arsal’da o Türkçü önderlerden biriydi.

Çocukluğu ve eğitimi

1879 yılında bugünkü Rusya Federasyonuna bağlı özerk Tataristan Cumhuriyetinin başşehri Kazan’ın 30 kilometre kuzeyinde ‘’Kazan Artı’’ bölgesindeki Taşsu köyünde bir Kazan Türkü imam ailesinde dünyaya geldi. Babası, Nizamettin Maksudi Hoca köy imamı, annesi okuryazar ve köy okulunun kızlar kısmını idare eden bir kadındı. Büyük kardeşi Ahmet Hadi, 1880’de tahsil için Kazan Şehrine gelip imam-Müderris Abdülallam Salihoğlu’nun idaresindeki ‘’Gölboyu’’ medresesine girdi.  Sadreddin (Sadri) de henüz 8-9 yaşındaki ağabeyinin peşinden 1888 de bu medreseye gönderildi.  1895 yılına dek sekiz yıl bu medresede kaldı. Diniyat ve Arapça öğrendi.  Sadri 14 yasındayken Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe adlı eserini ağabeyinin yardımıyla İstanbul Türkçesinden Kazan Türkçesine uyarladı ve  bir dergide yayınlattı. 16 yaşındayken Tabakatülarz adlı bir kitabı gene İstanbul Türkçesinden Kazan Türkçesine bu kez tek başına aktardı.

1985 yılında, Kırım’da Bahçesaray’daki  İsmail Gaspıralı’nın Zincirli Medresede muallim olan ağabeyinin yanına gidip, bir yıl kadar Rusça öğrendi. Bu medrese mutad derslere ek olarak, talebelere Rusça dersleri de veriliyordu. Küçük Sadri, İsmail Gaspıralı’dan etkilenmesini  ‘benim manevi babam İsmail Gaspıralıdır’ diye dile getirdi.

1872 yılında Kazan’da hükümet tarafından yeni tip ilkokullara Türklerden Rusça öğretmenleri yetiştirmek amacıyla bir öğretmen okulu açılmıştı. Rusçasını ilerletmek, dünya bilgilerinden de yüksek lisans almak düşüncesiyle genç Sadrettin 1897 de, bu öğretmen okuluna devam etmeye başladı.

Gölboyu medresesinde aynı yıllarda talebe bulunan başka bir ‘’Hocazade’’ Mehmet Ayaz İshaki de 1898 de bu öğretmen okuluna girmişti. Daha medresedeyken yenilik öncüsü muharrir ve mütercim Kayyum Nasiri eserlerini ve kimi İstanbul yayımlarını okuyup fikirleri açılmış olan, ve okulda da meşhur Rus Yazarlarının hikaye ve romanlariyle aşinalık peyda eden bu zeki ve uyanık iki gencin kafalarında  Tatar Türkçesinde hikayeler yazmak hevesi uyandı, bu hevesin dürtüsüyle olacak ki  daha okulda iken hikayeler çarpıştırmaya başladılar; ilk okul yıllarında (1899-1990) ilk kalem denemesi olan hikayelerini bastılar. ‘Genç Sadrettin Efendinin yazdığı ilk hikayenin adı ‘’Maişet’’ti. Konusu henüz gelişmekte olan Kazan Türk ‘’Orta Sınıf’’ mensupları hayatından alınmış olan bu hikaye, yazarının iddiasına göre ‘’Saf Kazan’’ şivesiyle yazılmış Milli hikayelerin tarihen (zaman itibariyle) birincisidir. Arkadaşı Ayaz İshaki Efendi sonraları ünlü bir hikayeci ve piyes yazarı olmuşken, Maksudi’nin hikayeciliği bu ilk eseriyle sona ermiş bulunuyordu.

Sadri Maksudi 1901 de bitirip ilkokul Rusça Öğretmenliği hakkını veren çıkış diplomasın almıştı ama, ‘’Niyeti bozuktu’’; ilkokul öğretmeni olmayı düşünmüyordu, Ayaz İshaki ile tahsillerine devam etmek, millet hadimi olmak istiyorlardı.

Paris yolcusu

Sadri Maksudi elindeki diplomayla üniversiteye giremezdi; ayrıca hazırlanıp olgunluk sınavı vermesi gerekiyordu. Tahsiline Rusya’da değil de, Türkiye’de veya Avrupa’da devam etmeye karar verdi. Bu arada ünlü Rus yazar Tolstoy ile
görüştü. Tolstoy, Sadri Maksudi’ye “Akıllı Tatar Çocuğu” adını verdi.

Kırımda tanıştığı meşhur islahatçı İsmail Gaspıralı’nın teşviki, ağabeyi Ahmet Hadi Efendinin de onayı üzerine 1901 de tahsil için İstanbul yoluyla Paris’e gitti. Bu dönemde arkadaşları Ayaz İshaki, Yusuf Akçura’ydı. Paris’te Hukuk Fakültesine girebilmek için bir yıl kadar Fransızca ve Latince imtihanına hazırlandıktan sonra 1902 yılı Kasım ayında bu fakülteye kaydoldu.

Sadri Maksudi Paris’te dört yıl kaldı ve bu sırada Kırım Tercüman gazetesinde bazı makaleleri de çıktı. Hukuk Fakültesinden mezun olmakla beraber, Paris’te Edebiyat Fakültesinde ve College de France Mektebinde de bir çok derslere devam etti.

Rusya Müslümanları

Sadri 1906 da, Birinci Rus İhtilali günlerinde Rusya’ya döndü ama bir daha hikayeciliğe dönmedi; politikacı ve cemiyetçi bir kişi oldu.

O zamanlar Rusya’da “Türk” kelimesi yasak ve tabu olduğu için, Rusya Türklerine “Rusya Müslümanları” denilmekteydi. Türkler mecburen Müslüman ismi arkasına saklanarak toplanabiliyorlardı.

Rusya Müslümanlarının ileri gelenleri ve ‘’Müslüman İttifakı’’ adlı siyasi partinin kurucuları 1905 Birinci Rus İhtilali günlerinde sosyalist ve cumhuriyetçi olmayan partilerin en solcusu olan Kadet partisi ile işbirliği yapmışlardı ve ‘’Müslüman İttifakı’’ partisinin siyasi-iktisadi programı da Kadet Partisi programının hemen hemen benzeri idi. Bu adı Müslüman aslında Türk siyasi partisini kuranlar arasında, Azerbaycanlı Ali Merdan Bey Topçubaşı, Kırımlı İsmail Bey Gaspıralı, Kazanlı Avukat Ebussuud Athem, Avukat Seyid Giray Aklin, Muharrir Yusuf Akçura gibi tanınmış kimseler bulunuyordu.

Duma günleri

Sadri Maksudi Paris’ten döndüğü sıralarda Rusya’da birinci devrim, 1905 devrimi oldu ve bu devrimin zoruyla meşrutiyet rejimi ilan edildi. Devlet Duması yani Rus Parlamentosu açıldı. Ancak bu yeni Rus Parlamentosunun yazgısı çok hazin oldu. Şöyle ki 27 Nisan 1906 tarihinde açılan birinci Duma yalnız iki ay on gün yaşadı, kendisini Çarlık Hükümetine bir türlü beğendiremediğinden 21 Temmuz 1906 da, bir daha toplanmamak üzere kapandı. İkinci Duma ise ertesi yıl Mart ayında açıldı. Sadri Maksudi İkinci Dumaya Kadet Partisinden Kazan milletvekili olarak seçildi.

2. Dumada başkanlık divanı üyeliğine de seçildi ama hiçbir iş göremedi çünkü Duma yalnız 3 ay 12 gün yaşayabildi ve 3 Haziran 1907 de fesh edildi. 17 Aüustos 1906’da Mekerce (Nijni-Novgorod) da toplanmış olan Rusya Müslümanları kongresinin ikinci gününe katıldı ve merkez komitesi üyesi seçildi.

 Çar 2. Nikola 2. Duma’yı dağıtırken, bir fermanla seçim kanununu da değiştirdi, bu kanun gereğince birer sömürge ahalisi sayılan Kuzey ve Güney Türkistan Müslümanları, Kırgız ve Kazakları seçmek ve seçilmek, yani Duma’ya vekil göndermek hakkından mahrum edildiler. Kafkasya Müslümanlarının da seçme-seçilme  hakkı son derece kısıtlanmıştı. Üçüncü Duma seçimleri yeni kanuna göre yapıldı. Ancak tüm bu kısıtlamalar rağmen  Sadri Maksudi 3. Dumaya girdi. Duma’da aşırı milliyetçi Rus üyeler çoğunlukta oldukları için orada kazasız belasız 5 yıl atlattı çünkü muhaliflere söz hakkı yoktu onlar sadece kenarda oturuyorlardı ancak tüm bunlara rağmen Sadri Maksudi birçok konuları Duma kürsüsünden dile getirebildi.

Ruslar, Rus göçmenlerini yerleştirmek için yıllarca Kazan Türklerine uyguladıkları ziraata elverişli topraklarının ellerinden alma politikasını şu veya bu bahane Kazak-Kırgız Türklerine uygulamaya başlayınca hükümetin niyetini açığa vurmaktan çekinmedi, Duma’da konuşarak bunu protesto etti.

Rus hükümeti şeytani bir politika uygulayarak, Türkistan’da ve başka yerlerde Türk şehir ve köylerinde, votka satış yerleri açtırmıştı. Amaç Müslümanları içkiye alıştırıp dejenere etmekti. Sadri Maksudi bunu protesto eden konuşmalar yaptı. Protestosu etkili oldu. Birkaç zaman sonra söz konusu votka satış yerleri kapatıldı.

Rusya’nın boğazlar siyasetine karşı konuştu. Rus Çarlığının İstanbul ve Boğazlar üzerindeki emperyalist iddialarından vazgeçmesini istedi. Bu konuşma Türkiye basınında olumlu yankılar buldu.

1909 yılında Duma’da Müslüman üyeler Panislamizm’le suçlandılar. Sadri Maksudi bu suçlamalara şöyle karşılık verdi: “Burada Müslüman Fraksiyonu Rusya’nın çeşitli yerlerinde yaşayan, aynı dine inanan ve aynı dili konuşan Müslümanları temsil eden mebuslardan ibarettir. Çeşitli bölgelerde yaşayan Müslüman ahalinin aynı baskılar altında aynı sıkıntıları çekmesi gayet tabi olup, Duma’daki Müslüman vekillerinin de kollamaları icap eden menfaatler bütün Müslümanlar için birdir. Bizleri yabancı Panislamizm doktrini değil, yaşama içgüdümüz birleştirmektedir. Biz müşterek dinimizin hususiyetlerine ve milli özelliğimize bağlıyız.” Maksudi Rusyadaki Türklerde siyasi ırkçılık ve Turancılık bulunmayıp, sadece Türk birliği duygusu bulunduğunu belirtti, Rus Milliyetçilerini de çileden çıkartan şu sözleri söyledi. ‘’ Dünyada büyük bir Türk milleti vardır, olmuştur, olacaktır ve bu milletin varlığına ve geleceğine hiç bir kuvvet engel olamayacaktır.”

Türkiye ile Bulgaristan arasında baş gösteren siyasi gerginlik dolayısıyla Rusya’nın Türkiye’ye savaş ilan etmesi meselesi Duma’da görüşülürken Rusya Türklerinin böyle bir harbi katiyen istemedikleri ve bu harbin onların ruhunda çok acı bir facia yaratacağını belirtti. Rus ordusu saflarında bulunan Müslüman Türk askerlerinin Osmanlı ordusuna karşı savaşa sürülmemesini istedi.

Eğitim bütçesinde Türk Mektepleri için hiçbir ödenek ayrılmamış olduğunu eleştirdi.

Bir Duma üyesinin meclis konuşmasında Duma’nın yani Rus Parlamentosunun toplanma yeri olan Tavrid Sarayının çatısında çatlak bulunduğunu, bunun bir an evvel tamir edilmesi gerektiğini söylemesi üzerine Sadri Maksudi söz aldı. Tavan çatlağını bir kenara bırakarak,“Duma’nın maddi çatısındaki çatlak hiçbir şey değildir. Asıl Duma’nın manevi çatısında çatlak vardır. Bu çatlak burada, aramızda Rusya halklarının mühim bir kısmını teşkil eden Türkistanlıların, Kırgız ve Kazakların temsilcilerinin bulunmamasıdır!” dedi.  Ancak yoğun bir gürültü ve protesto arasında konuşmasını kesmek ve kürsüden inmek zorunda kaldı. Sadri Maksudi’nin bu çıkışıyla sadece Rusya’daki Türk Milletlerinde ve Türk basınında değil, Rus basınında da şöhret kazanmağa başladı.

3. Duma’da Sadri Maksudi ayarında çalışkan ve konuşkan başka bir Kazanlı vekil bulunmamaktaydı. Duma’da 10 Müslüman vekil vardı, yedisi Kazan ve Ural Türklerinden geriye kalanlar Azerbaycanlı ve Kuzey Kafkasyalıydı.

Bu arada 1907 yılının başından 1910 yılının sonuna dek Petersburg’da bulunan ünlü
Türkiyatçı Radloff’un derslerine hemen hemen muntazaman katıldı.

Maksudi vekil iken heyetle beraber İngiltere’ye gidip geldi Orenburg’lu altın madencilerinden zengin bir adam olan, Vakit ve Şura gazetelerinin sahibi Şakir Ramioğlu’nun kızı Kamile hanım ile evlendi.

Meşrutiyetten sonra İstanbul’da yayınlanmaya başlayan Türk Yurdu
dergisinin 24 Kasım 1911 tarihli 1 ve müteakip 2. sayılarında “Büyük Milli Emeller” adlı yazısı Can Bey takma adıyla neşredildi.

Seçimleri 1912 yılında yapılan 4. Duma’ya seçilemedi. Kazan Barosuna kayıt oldu. Kazan şehrinde avukat olarak yaşamını sürdürmeye devam etti.

1917 devrimi

Rusya’da Kasım 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimiyle, Lenin’in liderliğindeki Bolşevikler geçici hükümeti devirerek  iktidara geldiler. Başta İngilizler olmak üzere dış güçler tarafından da kısmen desteklenen Çarlık Rusyası generalleri Kolçak, Denikin, Vrangel vb. tarafından yönetilen Çarlık yanlısı Menşevik Beyaz Rus ordusu Müslüman ve Türklerin yaşadıkları bölgeleri Uralları, Sibirya’yı, Kuzey Kafkasya’yı ve diğer önemli bölgeleri işgal etti. 1918 ortasında iç savaş başladı. Bu savaşta Rusya sınırları içinde yaşamakta olan Müslümanları ve Türkleri yanlarına çekmeye çalışan Merkezi Bolşevik Hükümet, 24 Kasım 1917’de önce “Rusya halklarının hakları beyannamesi”ni hemen sonra da “Rusya’nın ve Doğu’nun bütün Müslüman işçilerine” hitaben özel bir çağrı yayınladı. Bu çağrıda Müslümanların inanışlarına ve geleneklerine saygı gösterileceği vaat ediliyordu. Lenin ve Stalin imzalarını taşıyan bu tarihi belgede şunlar dile getiriliyordu:

Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibirya ve Türkistan Kırgızları ve Sartları, Kafkas Ötesinin Türk ve Tatarları, Çeçenler ve Kafkas Dağlıları, sizler!…Camileri ve ibadethaneleri yıktırılmış, inanışları ve gelenekleri Çarlar ve Rusya’nın yıkıcıları tarafından boğulmuş olan sizler!…İnanışlarınız ve gelenekleriniz, milli ve kültürel kurumlarınız bundan sonra serbesttir ve dokunulmazlık içindedir. Milli hayatınızı serbestçe ve müdahalesiz şekilde organize ediniz. Bu sizin hakkınızdır. Biliniz ki, haklarınız Rusya’nın bütün halklarının hakları gibi, İhtilalin bütün gücü ve onun organları olan milletvekilleri, işçiler, askerler ve köylülerin Sovyetleri tarafından korunacaktır. O halde, bu ihtilali destekleyiniz

Rusya Türkleri ve Müslümanları bu bildirideki aldatmacanın farkında değillerdi, bağımsızlıklarını elde edeceklerini ummuşlardı.

İdil-Ural Devleti

Sadri Maksudi Bolşevik devriminde 4. Duma’da vekil değildi, üyesi bulunduğu Kadet Partisinin merkez kongrelerine katılmak için Petrograd’da bulunuyordu. Kadet Partisi üyeleriyle anlaşarak Türkistan’ın idaresine ihtilal hükümeti adına el koyacak olan’’Türkistan Komitesi’’ üyeliğini kabul etti. 1917 Devriminden sonra 1 Mayıs 1917 tarihinde toplanan I. Rusya Müslümanları Kurultayı’na üye seçildi. 20 Temmuz’da toplanan İkinci Umum Rusya Müslümanları Toplantısında hazırlamış olduğu “İç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarlarının Milli-medeni Muhtariyeti” yasası Kurultay’da kabul edilerek Tataristan’ın da dahil olduğu “İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk-Tatarlarının medenî muhtariyeti” ilan edildi. 20 Kasım 1917 de Ufa’da toplanan Milli Meclis’in Başkanlığına seçildi. Sadri Maksudi meclis açılında: “Bundan 3-4 asır önce Şimal Türklerinin hükümeti ve hakimiyeti devrilip yıkılmıştır. Kendileri hayatlarını kurtarmak için kırlara kaçmış ve ormanlara sığınmışlardı. Bu kırıntı halinde kalmış, aşağılanmış millete, milli şuurun tecelli edeceği kimin aklına gelirdi? Bu milli şuurun hiçbir zaman sönmediğini işte şimdi gözlerimizle görüp, milli mevcudiyetimizi dünyaya ispat ediyoruz… Türk milletinde olduğu kadar medeniyet kabiliyeti hiçbir millette yoktur. Bunu bütün aleme karşı iddia edebiliriz… Başkaları Türk-Tatar milleti bitti diye zannettilerse de, bu millet bitmedi ve bitmeyecektir. Türklerdeki medeniyet doğurma kabiliyeti tarihle sabittir… Biz geçmişimizin aydınlık ve şanlı günlerini hatırlamalıyız. Geleceğimiz de parlak olacaktır.” şeklinde konuştu. Sadri Maksudi meclisin geçici tüzüğünü okudu ve Azerbaycan, Türkistan gibi yerlerdeki kardeş Türk kavimlerine olayı telgrafla bildirmeyi teklif etti. Teklif oy birliği ile kabul edildi.

Sadri Maksudi 23 Kasım 1917 de Meclis Başkanlığı yanında İdil-Ural Özerk Devletinin Cumhurbaşkanlığına da seçildi. Böylece 1552’den beri Rus tutsaklıgı altında bulunan Kazan Türklerinin, kısa süreli olsa da, ilk devlet baskanlıgını yaptı. Meclis, 1918 de Bolşevik ordusu tarafından, yerine Sovyet Sosyalist Tatar-Başkurt Cumhuriyeti’ni (İdil-Ural Devleti’nin Sovyet şeklini) kuracakları bahanesiyle dağıtıldı. 1917 Devrimine kadar Kazan Tatarları ve Başkurt Türkleri birbirine kaynamış haldeydi. Bolşevikler Devrimden sonra Başkurtlara ve Kazan Tatarlarına ayrı statü vererek iki toplumu böldüler.

Kısacası Bolşevik beyannamesi ile “Rusya’nın ve Doğu’nun bütün Müslüman işçilerine” verilmiş olan sözleri her yerde olduğu gibi İdil-Ural bölgesinde de yerine getirilmedi.

Kazan’dan kaçış

Sadri Maksudi zindana atılmaktan kurtulmak için 1918 de Rusya’daki Türk din bilginlerinin en tanınmışlarından olan ve Ceditçiliğin ileri gelenlerinden biri olarak kabul edilen Musa Carullah’ın yardımı ile köylü kılığına girerek Ufa’dan Finlandiya’ya kaçtı ve orada yerleşik Tatarlardan da yardım gördü.

1919 yılında Paris’e geçen Maksudi, I. Dünya Savaşı’nı sona erdiren antlaşmaların hazırlanması için 1920’de  Paris’te toplanan barış konferansına Ayaz İshaki ve Fuat Tuktar ile birlikte katılarak İdil-Ural Devleti’nin bağımsızlığı için uğraştıysa da sonuç alamadı.

1922’de ailesi ile birlikte Berlin’e yerleşti ve politikayı bıraktı, akademik çalışmalara yöneldi. 1923’te ailesi ile Paris’e yerleşti ve Sorbon Üniversitesi Edebiyat fakültesine bağlı İslâm Ülkelerini Tetkik Enstitüsünde Türk-Tatar kavimlerinin tarihi üzerine dersler verdi.

Türkiye’ye geliş

Maksudi 1924 yılında Mustafa Kemal’in daveti üzerine ailesiyle Türkiye’ye geldi. 24 Kasım 1924’te Çankaya’da Mustafa Kemal ile görüştü. Türkiye’de bilimsel incelemeler yaptı. Ankara’da Maarif Vekaleti’ne bağlı Telif ve Tercüme Heyeti’ne üyeliğine atandı. Ülkenin sosyal-bilimsel ve siyasi hareketlerine katıldı, konferanslar verdi, bilimsel eserler yazıp yayınlattı.  Mustafa Kemal’in büyük teveccühünü kazandı. Sık sık Gazi’nin sofrasına çağrıldı. Yeni vatanı olan Türkiye’yi tamamen benimsedi. Maksudi 1925′ te  Türk Ocakları’na üye oldu ve 1927 yılı Kurultay’ında “Hars Heyeti”ne üye seçildi.  Türk Ocakları’nın 1930 yılı Kurultay’ında bir “Tarih Heyeti” kurulmasını önerdi. Atatürk bu “Tarih Heyeti” fikrini benimsediği için Afet İnan, Sadri Maksudi Arsal ve Reşit Galip, “Türk Tarihi hakkında Mütâlâlar” adlı bir broşür hazırlamakla görevlendirildiler. Heyet’in ilk işi, Türk Tarihinin Anahatlan (1930) adlı bir kitap hazırlamak oldu. Arsal, bu kitabın “İskitler-Sakalar” bölümünü yazdı. Fikir bаbаsı ol­duğu “Tarih Heyeti” daha sonra Türk Tarih Kurumu oldu ve Mustafa Kemal’in isteğiyle bu Kurumun üyeliğine seçildi.

Sadri Maksudi’nin Türk Dil Kurumu’nun kurulmasında da önemli katkıları oldu. Ona göre dilde devrim, bütün Türklüğü kültürel olarak birleştirme potansiyeline sahip olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti açısından da uluslaşma bakımından büyük önem taşımaktaydı. 1928 yılında Milliyet Gazetesi’nde “Lisan Islahı Meselesi” başlığı altında yayınladığı yazılarını 1930 yılında bir kitap olarak yayınladı ve cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e sundu. Mustafa Kemal’in önsöz yazdığı “Türk Dili İçin” adlı eser, iki yıl sonra Türk Dil Kurumu’nun kurulması talimatının verilmesinde etkili oldu.Mustafa Kemal’in bu kitabın önsözünde yer alan veciz sözleri, Türk Dil Kurumu binasının önündeki kitabeye nakşedildi.

1932’de toplanan birinci Türk Tarih Kongresi’nde baş aktörlerden biriydi. “Tarih’in Amilleri” başlıklı bir bildiri sundu ve ateşli tartışmalara girişti.

Kızı Adile Ayda 1932 yılında Türk Dışişleri’ne giren ilk kadın diplomat oldu.

1934 de Soyadı Kanunu çıktıktan sonra “Arsal” soyadını aldı. Atatürk’ün sağlığında iki devre 1930-1934 devresinde Şebinkarahisar’dan, 1934-1938 de ise Giresun’dan milletvekili oldu.

1937, 1943, 1948’de toplanan ikinci, üçüncü ve dördüncü tarih kongrelerine katıldı, aynı sırayla, “Devlet ve Hukuk Mefhumunun ve Müesseselerinin inkişafında Türklerin Rolü”, “Farabi’nin Kültür Tarihindeki Rolü”, ve “Eski Türklerdeki ‘soy-oymak’ Teşkilatı” başlıklı bildirileri sundu.

Hukuk fakültesinin, o zamanki adıyla  Ankara Hukuk Mektebinin kurulması çalışmalarında yer aldı ve fakültede 18 yıl hocalık yaptı. Ankara Hukuk Fakültesi’nde verdiği derslerden biri “Türk Hukuk Tarihi’ydi. Böyle bir ders о zaman dünyada ilk kez verilmekteydi. О zamana kadar Osmanlı-Türk toplumunda “hukuk” kavramı, yüzyıllardır yürürlükte olan İslam hukukuyla doğrudan doğruya bağlı olmuştu. Arsal, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını, İslam-öncesi Türk hukukuna, İslam-öncesi Türk tarihine ve toplumuna götürmüş, onun Osmanlı kimliğinden sıyrılmasına ve Türklük bilinci elde etmesine yardımcı olmuştu.

1945 yılında İstanbul’a tayin oldu. İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya başladı ve orada Ordiyaryus Profesörlüğe yükseldi ve sonunda yaş haddinden emekli oldu. 5 yıl emekli kaldıktan sonra 1950 seçimlerinde T.B.M.M.’den yakın dost olduğu Refik  Koraltan ile Ankara Hukuk Fakültesi’nden öğrencisi Adnan Menderes’in kurucuları arasında bulunduğu Demokrat Parti’den Ankara milletvekili seçildi. 1950 yılında T.B.M.M. açılır açılmaz, Cumhurbaşkanlığı seçiminde ciddi olarak adı geçti. D.P.’nin ilk dört kurucusu Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Celal Bayar dururken Arsal’ın seçilmesi gerçekte olanak dışıydı. Ancak Cumhurbaşkanlığı için söz edilmesi ve basında yer alması, kızı Adile Ayda’ya göre “Türkiye Türklüğünün, hizmetlerinden dolayı kendisine bir mükâfat idi.

Avrupa Birliğinin fikir babası

1950-1954 döneminde Arsal’in önemli bir etkinliği milletvekili olarak Avrupa’ya gitmek oldu. Avrupa Parlamentolar Birliği Başkanlığı, Türk Parlamentosunun temsilcilerini Eylül 1950’de Almanya’da yapılacak olan kongresine davet etti. Bu nedenle yeni Büyük Millet Meclisi işe başladıktan sonra Meclis içinde Parlamentolar Birliği Türk grubu oluştu ve grubun içinden bir yönetim kurulu seçildi. Arsal bu yönetim kurulunun başkanı oldu. Böylece 1950 yılında Almanya’daki toplantıya katıldı. Parlamentosu, Merkezi Hükümeti, ihtilafları çözümleyecek özel mahkemesi, ordusu olan bir Milli Devletler Federasyonu taraftarıydı.  O zamanlar kurulması söz konusu olan Avrupa Federasyonu toplantısının “Genel Politika” komisyonunda iki öneride bulundu; her iki öneri de kabul edildi. Bu önerilerden birincisi  Federasyon Anayasasına ilişkindi. Arsal bu Anayasayı hazırlamak üzere bir Anayasa Komisyon kurulmasını önerdi ve bu önerisi, Türk heyetinin önerisi olarak, kabul edildi. Kurulan Anayasa Komisyonu’na da üye seçilen Arsal, daha sonra tek başına defalarca bu komisyonun toplantılarına katılmak üzere Avrupa’ya gitti. İkinci önerisi ise, Federasyon’a üye olacak devletlerin ulusal egemenliklerinden vazgeçmeleriydi. Bu da ilke olarak kabul edildi. Bu iki önerinin kabul edilmiş olması, Türk parlamento heyetinin Avrupa Parlamentolar Birliği nezdindeki etkinliğinin göstergesidir.

DP’ye küskünlüğü

Dil devriminden önce, bugün artık Osmanlıca tabir ettiğimiz, Arapça ve Farsça sözcük ve deyimlerin çoğunlukta olduğu bir dille kaleme alınmış olan 1924 Anayasası,  anlam ve kavramda değişiklik yapılmaksızın 1945 yılında, öz Türkçeye çevrilmişti. D.P. hükümeti 1952 yılında, bu 1945 Anayasasını kaldırılıp yeniden 1924 Anayasasının kabulünü istedi. Arsal bu yasa teklifiyle ilgili tartışmalar sırasında söz aldı ve teklifin aleyhinde konuştu. Ancak, onun ve onun gibi bir kaç kişinin daha karşı çıkmasına rağmen, teklif kabul edildi. Arsal’a göre bu teklifin yasalaşması demek, dil devriminin iflası ve aynı zamanda, bütün dünya Türkleri arasında bir Dil Birliği kurulması şeklindeki rüyasına da veda etmek” demekti. Bu yüzden D.P.’den ikinci bir dönem daha aday olmak istemedi.

Milliyetçiliği

1955 yılında manevi vasiyeti saydığı “Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları” adlı eserini yayımladı. Bu kitapta genel bir milliyetçilik kuramı ortaya koydu, ulus oluşumu için hangi koşulların gerektiğini ele aldı.Arsal’ın gözünde millet insanın en kalıcı kimlik kaynağını oluşturuyordu.

Türk kavramı

Arsal, “Türk” kavramını, sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı anlamında düşünmemekteydi. Onu doğal olarak kapsayan, ancak bugün kimilerince “Türkî” diye adlandırılan toplulukları içine aldığı kadar, dünyadaki bütün etnik Türkleri de kasteden bir kavram anlamında kullanmıştı. Bütün Türklerin ortak bir geçmişe ve ortak bir kültüre sahip olduklarını düşünmüş, Türklüğe her zaman bu açıdan bakmıştı.

Arsal 20 Şubat 1957’de İstanbul’da kanser hastalığından hayata veda etti.

Kaynaklar:

Sadri Maksudi Arsal http://turkmenbirligider.blogspot.com/2011_07_01_archive.html

Sadri Maksudi Arsal http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=4462

Sadri Maksudi Arsal  http://www.genelturktarihi.net/sadri-maksudi-arsal

Sadri Maksudi Arsal http://tr.wikipedia.org/wiki/Sadri_Maksudi_Arsal

Maksudi’nin milliyetçiliği. Murat Belge.  Milliyet Gazetesi. 13.6.2007 http://gazetearsivi.milliyet.com.tr/Sadri Maksudi Arsal/

Yolunu Kendi Kazan Bir Yolcu: Türk Hukuku Tarihçisi Sadri Maksudi Arsal. Prof. Dr. Fethi Gedikli. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası

Bülent Pakman. Nisan 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Facebook WidgetsTwitter Widgets

WP_000151Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s