Osmanlı’nın batışı

1700 lü yılların ikinci yarısında Osmanlı duraklama devrinden gerileme devrine doğru yol alıyor.. Artık savaşlar kazanılamıyor.. Dolayısıyle ganimet yok… Vergiye bağlanacak yeni ülkeler yok.. Osmanlı, Batı’nın bilim ve sanayileşme hamlelerine karşılık verememiş.. Toprak kayıpları başlamış.. Giderler artarken hazine gelirleri azalmış.. Bütçeyi denkleştirmek için borç arayışı başlamış..

Osmanlı, 1768-1774 Rus Savaşı’ndan sonra, ilk kez hazine bonosu ihracıyla iç borçlanmaya gitmiş. Ancak bu sistemle gerekli parayı toplayamamış… Osmanlı ilk kez 1783’te Kırım’ın Ruslar tarafından işgalinden sonra, I. Abdülhamit döneminde ilk dış borç teşebbüsünde bulunmuş.. Fransa, Hollanda, İspanya, hatta Fas gibi ülkelerden borç almak için görüşmeler yapmışsa da, sonuç alınamamış..

1789’da Napolyon Mısır’a saldırmış.. Çok acil paraya ihtiyaç var. İngiltere’den borç para istenmiş. İngiltere cevap vermek lütfunda bile bulunmamış..

Yıl 1831 Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa Osmanlı’ya isyan etmiş.. Osmanlı, Yeniçeri Ocağı’nı lağvetmiş, yeni ordu kurma çabasında. Mustafa Reşit Paşa, isyanını bastırmak için bir kez daha İngilizlerden yardım istemiş.. Osmanlı’nın naçar halini gören İngiltere fırsatı kaçırır mı? İsyana destek olma karşılığında isteklerini dayatmış. İngiltere, ticari bakımdan büyük ayrıcalık tanıyan tüm isteklerini Osmanlı’ya kabul ettirmiş.. 16 Ağustos 1838 de İstanbul’da Balta Limanı Antlaşması‘nı Osmanlı’ya kabul ettirmiş. Baltalimanı Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin ekonomik bağımsızlığına son vererek onu bir işgalsiz sömürge devleti haline getirmiştir. Bu antlaşmaya rağmen İngiltere, Osmanlı’ya borç para vermeyi kabul etmemiştir..

Dışarıdan borç para bulamayan Osmanlı, mecburen içeriye döndü. Osmanlı, 1848’de Galata Bankerleri olarak bilinen Yahudi, Ermeni, Rum sarraflardan çok yüksek faizle borç almaya başladı.. O güne kadar Osmanlı’ya borç vermeye yanaşmayan Batı Devletleri, Osmanlı’nın Galata bankerlerine verdiği yüksek faizleri görünce, aynı şartlarda Osmanlıya borç vermeyi düşünmeye başladılar..

1854-1856 Kırım Savaşı’nda Osmanlı’nın müttefikleri Fransa ve İngiltere idi. Osmanlı, Kırım savaşının yüksek maliyetini karşılamak için bir kez daha Fransa ve İngiltere’nin kapısını çaldı. Osmanlı, İngiltere ve Fransa’dan alınacak 5 milyon sterlin karşılığında Mısır Eyaleti’nin gelirleri teminat gösterdi. Böylece Osmanlı borcu ödeyememesi durumunda, İngiltere ve Fransa’nın kendi ülkesinin bir parçasına ekonomik olarak el koymasını kabul ediyordu. Nitekim ilerleyen yıllarda bu el koymanın sadece ekonomik olmayacağı, fiili işgale de dönüşeceği görülmüştür.

I. Abdülhamit saltanatının sonlarına doğru, Osmanlı Devleti Fransız tüccarlara olan borcunu ödeyemeyince, 5 Kasım 1901 tarihinde Fransa, Midilli Adası’nı işgal ederek, adanın gümrüğüne el koymuştu. Alınan ilk borç savaş masraflarını karşılamaya yetmeyince, 5 milyon sterlinlik ikinci bir borç daha alındı.. Bu borç için de Mısır’dan arta kalan gelirler ile birlikte İzmir ve Suriye gümrüklerinin gelirleri teminat olarak gösterildi. Aynı zamanda alınan borcun sadece savaş masrafları için kullanıldığını denetlemesi için İngiliz ve Fransız iki temsilcinin İstanbul’a gelerek denetim yapması da kabul edildi. Bu Osmanlı tarihinde ilk kez yabancı bir denetim organının kurulması ve Osmanlı’nın da kendi ekonomisini yabancıların denetlemesine izin vermesiydi.

Alınan borçlara rağmen Osmanlı ekonomisi her yıl daha fazla açık vermeye devam etti. Baltalimanı Antlaşması ve kapitülasyonlar yüzünden kendi vergilerini kendisi belirleyemeyen Osmanlı, sürekli yeni borçlar alıyordu. 1854-1881 arasında 16 kere, 1886-1908 arasında ise 17 kere borçlanma yapıldı. 1908-1914 arasında 8 borçlanma yapıldı. Bu borç ilişkileri uluslararası bir ilişkiden çok tefeci ilişkisine benzemekteydi. Osmanlı’nın girmiş olduğu bu borç ilişkisi dünya tarihinin en kötü borç ilişkisi olarak gösterilmektedir.

Osmanlı Devleti 1854’ten yıkılışına kadar 41 kez borçlanma yaparak toplam 347.372.040 altın lira borç altına girmiş. Osmanlı tarih sahnesinden silinince dış borçlar Cumhuriyet dönemine kalmış. Genç Cumhuriyet 1923-1954 yılları arasında Osmanlının tüm borçlarını son kuruşuna kadar ödemiştir. Borç almak Osmanlı için artık bir alışkanlık haline gelmişti. Öyle ki Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa açıkça bu devlet istikrazsız yani borçsuz yaşayamaz demekteydi. Borç almak Osmanlı için artık bir alışkanlık haline gelmişti. Öyle ki Sadrazam Keçecizade Fuat Paşa açıkça bu devlet istikrazsız yani borçsuz yaşayamaz demekteydi. Ancak bu mutluluk zinciri 1870’li yılların ortalarında çıkan küresel kriz ile son buldu. Artık Osmanlı borç alacak birilerini bulamıyordu ve tüm ekonomisi aldığı borçlar üzerine kurulu olan devlet iflasa sürükleniyordu. Kırım Savaşı’yla başlayan iç ve dış borçlanma sürecinin sonucunda 6 Ekim 1875’te, Osmanlı İmparatorluğu iktisaden iflas etti. O gün gazetelerde yayımlanan ve yabancı elçilere gönderilen bir kararname ile Osmanlı acze düştüğünü faizleri ve borçların yarısını ödeyemeyeceğini ilan ediyordu. Bugün buna Moratoryum ilanı diyoruz. Osmanlı Hükûmeti borçlarını zamanında ödeyemeyeceğini bu şekilde açıklayınca alacaklı devletler Osmanlıya büyük tepki gösterdi ve Osmanlının ödeme planını kabul etmediler.

Birkaç yıl süren görüşmeler sonunda Osmanlı, alacaklı devletlerin şartlarını kabul etmek zorunda kaldı. 1878 Berlin Kongresi’nden sonra İngiltere Osmanlı Devleti’nin parçalanması için çaba harcamaya başlamış, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını terk etmiş ve  yerine onu ortadan kaldırmayı ve Osmanlı toprakları üzerinde kendisinin
yerleşmesini ya da kendisine bağımlı devletler kurmayı öngören politikalar geliştirmiştir. 1878’de Kıbrıs Adası bir miktar para karşılığında İngilizlere kiralandı. Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. Berlin Kongresinden sonra Avusturya da, Osmanlı Devleti’nin dağılmasını önlemenin kendi varlığı için de gerekli olduğunu
düşünerek Osmanlı Devleti’ne karşı izleyeceği politikasını değiştirdi. Buna bağlı olarak Balkanlar’da Slav birliğinin kurulmasını engellemek amacıyla Bosna-Hersek’i ilhak ederek yerleşti. 

20 Aralık 1881 yılında Sultan II. Abdülhamit Muharrem Kararnamesi’ni ilan etti. Muharrem Kararnamesi aslında bir iflas ilanıydı. Osmanlı Devleti bununla iflas ettiğini tüm dünyaya ilan etmiş oldu. 1881’de Osmanlı’dan alacağı olan İngiliz, Fransız, Avusturyalı, Alman, İtalyan temsilcileri ile Osmanlı temsilcileri İstanbul’da uzun görüşmeler yaptılar. Bu görüşmeler sonunda Osmanlı borçları ödenebilecek biçimde yeniden yapılandırıldı. Muharrem Kararnamesi’ne göre İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Hollandalı, Avusturyalı ve Osmanlı alacaklıları ile Galata Bankerlerini temsilen toplam 7 üyeden oluşan Düyunu Umumiye İdaresi kuruldu. Böylece alacaklı devletlerin Osmanlı’nın belli başlı gelir kalemlerine el koyması kabul edildi. Artık vergileri Osmanlı memurları değil alacaklı ülkelerin kurduğu şirketin Reji memurları toplayacaktı. Bunun neticesinde Osmanlı Devleti’nin en önemli gelir kaynagı tütün, tuz ve kahveden toplanan vergiler alacaklı ülkelerin kurduğu Reji şirketine 30 yıl süreyle bırakıldı.

Devletin bağımsızlığının simgesi olan vergi toplama hakkı, uluslararası bir kuruma bırakılıyordu. Osmanlı yönetiminin gelir ve harcamaları üzerinde bir karar alması da Düyûn-u Umûmiye’nin onayına bağlıydı. Düyûn-u Umûmiye yönetiminde Osmanlı temsilcisinin oy hakkı bulunmamaktaydı. Yani Osmanlı ülkesinin ekonomik yönetimini uluslararası bir kuruma bırakmış oluyor ama kurumun yönetiminde bir oy hakkı bile elde edemiyordu. Düyûn-u Umûmiye hemen tüm Osmanlı ülkesine yayılıp ekonomiyi ele geçirdi. Reji İdaresi kendi memur ve silahlı kolcuları vasıtasıyla vergi toplamaya başladı ve toplanan bu vergiler Osmanlı Devleti’nin borcundan düşülmeye başlandı. 

1912 yılına gelindiğinde Düyûn-u Umûmiye’de çalışan 8931 memur bulunuyordu. Aynı yıl Osmanlı maliyesindeki memur sayısı ise 5472 idi. Düyûn-u Umûmiye sadece vergi toplamakla yetinmedi. Kısa süre sonra ticari faaliyetlere de başladı. Mesela tuz havuzları işleterek çıkan tuzu dış pazarlara sattı, bağcılık ve ipekçilik gibi alanlarda da faaliyet gösterdi. Düyûn-u Umûmiye’nin belki de en korkunç ve Anadolu halkına kan kusturan birimi ise kendisine bağlı olarak kurulan Tütün Kurumu oldu. Tütün gelirleri tamamen Düyûn-u Umûmiye’nin elindeydi ve tütün üretimi, satımı gibi faaliyetleri daha kolay takip edebilmek için özel bir kurum kurmuştu.

Osmanlı üreticisi ürettiği tüm tütün,tuz ve alkolü Rejinin belirlediği fiyattan Reji idaresine vermek zorundaydı. Anadolu çiftçisinin ürününü bu kurumdan başkasına satması yasaktı ve kurum ne fiyat biçerse kabullenmek zorundaydı. Köylü Rejiden izinsiz kendi içeceği tütünü saklayamazdı. Köylü kendi içeceği tütünü önce Rejiye 3 kuruşa verir sonra 10 kuruşa geri alırdı. Bir köyden başka bir köye izinsiz tütün ve tuz taşımanın cezası çok ağırdı. 

Yöneticilerinin tamamı yabancılardan oluşan bu kurumun kendi bünyesinde geliştirdiği kolluk gücü, silahlı korucuları vardı. Yani devletin içinde devletten bağımsız, Batılı yöneticilere bağlı bir polis gücü. Yaygınlaşan kaçak üretim ve satış sorunu ile devletin kendi güvenlik güçlerinin uğraşması gerekirken kolcuların denetimine bırakılmıştı.  42 yıl süren Reji İdaresi boyunca 20 bin civarında köylünün bu kolcular tarafından öldürüldüğü rivayet edilir. Ege yöresinde Halil Efe için söylenen Çökertme zeybeği türküsündeki “Kolcular gelince Halilim nerelere kaçalım. Teslim olmayalım Halilim aman kurşun saçalım” dizeleri işte bu halka kan kusturan bu kurumun kolcularına karşı yazılmış hikayeyi anlatmaktadır.

Osmanlı’nın içinde bulunduğu durumu gösteren bir başka kurum ise Osmanlı Bankası’dır. Osmanlı Devleti’nin Merkez Bankası konumundaki bu bankanın adı her ne kadar Osmanlı olsa da, kendisi Paris ve Londra’da bulunan yönetim kurulları tarafından yönetilmekteydi. Osmanlı Devleti’nin Merkez Bankası maalesef İngiltere ve Fransa’nın yönetimindeydi. Osmanlı Bankası o dönem Osmanlı’nın aleyhine her türlü çalışmanın ve kararın içinde yer almıştır. Düyûn-u Umûmiye İdaresi de varlığını kısmen Osmanlı Bankası’na borçluydu.

Osmanlı Bankası Tütün Kurumu’nun kurucularından da biri idi. Ayrıca Osmanlı üzerindeki sömürünün bir başka kolu olan demiryollarında uygulanan kilometre teminatını bulan da Osmanlı Bankası’ydı. Osmanlı’ya gelen yabancı sermaye, üretime yönelik yatırımlar yapmaktan kaçınmıştır. Yabancı sermaye iki alana yönelmiştir. Birincisi yüksek faizle Osmanlı yönetimine borç vermek, ikincisi ise demiryollarıdır. Osmanlı ülkesinde demiryolu yapmak risksiz ve bol getirili bir işti. Çünkü Batılılar’ın Osmanlı Devleti’nden almış olduğu kilometre teminatı sayesinde, inşa edilen hat kullanılmasa bile devlet yabancı şirketlerin kilometre başına kazanacakları parayı garanti ediyordu. Bu kilometre garantisi size bir şey hatırlatıyor mu? Hani köprüden geçmeyen araç için devletin ödediği para var ya şimdi. Ona ne kadar benziyor değil mi? 

Kilometre garantisinin yanında, yabancı şirketlerin çok büyük bir kazancı daha vardı ki o da; demiryolunun yirmişer kilometre sağında ve solunda kalan arazilerde maden çıkarma ve ticaretini yapma hakkını kazanmalarıydı. Osmanlı toprakları ve madenleri bu şekilde yabancı şirketler tarafından kendi aralarında pay ediliyordu.

1911 yılında Reji Şirketi’nin kaldırılması ve 7 yıl süre ile bir “Devlet İnhisarı”‘nın kurulması kararlaştırıldı ve 1912 yılında bir “Tütün Tekeli” kanun tasarısı hazırlandı. Ancak Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları’nın başlaması ile ve bunun yarattığı mali zorluklar nedeni ile Reji İdaresinin Osmanlı Devletine 1 milyon 500 bin Osmanlı Lirası borç vermesi koşulu ile şirket ayrıcalıkları 1914’ten başlayarak 15 yıl daha uzatıldı.

Düyûn-u Umûmiye, Lozan Antlaşması ile kaldırıldı, 1 Mart 1925’te Tütün Rejisi (Kurumu)  Fransızlardan devletçe satın alındı ve tüm hak ve yükümlülükleri devlete devredildi. T.C. İnhisarlar İdaresi’nin yani yeni adıyla TEKEL’in kuruluşunun 20. yılı anısına ürettiği sigara paketlerinin üzerine “Dünü Unutma Bugünü İyi Anlarsın” yazması, Cumhuriyet’in ve Lozan’ın bu halkı nasıl bir zulümden kurtardığını hatırlatması içindi. Türkiye, Baltalimanı Antlaşması’nın getirdiği düzene de, Düyûn-u Umûmiye ve kapitülasyonlara da Lozan Antlaşması ile son vermiştir.

Osmanlı Devleti, 1854’ten yıkılışına kadar 41 kez borçlanma yaparak toplam 347.372.040 altın lira borçlanmıştı. Söz konusu borç düzenli taksitler halinde Cumhuriyet döneminde ödenmiş ve 1954 yılında son taksit ödenerek kapatılmıştır. Biz de tekrarlayalım dilerseniz: “Dünü unutmazsan, bugünü iyi anlarsın.”

Kaynaklar:

Lütfü Türkkan Twitter dizisi 6 Ağustos 2020. https://twitter.com/LutfuTurkkan/status/1291497125096890368

Tütün Rejisi. Vikipedi https://tr.m.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCt%C3%BCn_Rejisi?fbclid=IwAR2oomXcRrRcD-uFHRt-p6z9K85tgpdYoS3CYkhFT8h2Lcmn62Im3YkB90w

Bülent Pakman, Ağustos 2020. Ekleme Temmuz 2021. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Facebook Widgets

IMG_2080Bülent Pakman kimdir?