Kuran’da laiklik var mı?

Kur’an Verileri Açısından Laiklik, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk den alıntılar:

Hakk’a ve doğruya uyman şartıyla sana bey’at etmeleri halinde onlardan bey’at al.” (Mümtehine, 12).

Bey’atle vekâlet alanlar, yönetimi şûra ile yürüteceklerdir. Nedir şûra?Dilimizdeki müşâvere, meşveret ve istişare sözcüklerinin de kökü olan şûra’da karşılıklı danışma, denetleme, fikir alışverişinde bulunma, görüşüp tartışma espirisi esastır. Bu, kelimenin felsefî anlamıyla tam bir demokrasidir.

Şûra, İslam dünyasındaki despot yönetimler tarafından saptırılıyor. Şûra bir tür danışman tutma, danışman çalıştırma gibi tanıtılıyor. Bu bir saptırma ve tahriftir. Kur’an’ın söylediği, danışman tutma değildir. Kur’an’ın anlattığı şûra, bey’at’ın tamamlayıcısı, uzantısıdır. İş danışman tutmaya kalırsa bundan Kur’ansal bir anlam çıkaramayız. Tarih boyunca tüm despot yönetim ve yöneticiler bir biçimde danışman kullanmışlardır. Neron’un da, Firavun’un da, Ebu Cehil’in de, Lenin’in de, Stalin’in de, Hitler’in de, danışmanları vardı. Kur’an’ın dediği bu değildir. Kur’an’ın dediği şudur:

Kitleler, yönetimlerinde söz sahibi olacaklar. Gerçekten de, Kur’an’a göre, şûra’nın taraflarından biri daima çoğuldur; toplumu ifade eder. Bu kavramın geçtiği iki ayetten birinde şûra’nın taraflardan biri, ikincisinde ise tarafların ikisi de çoğuldur, ekip veya kitledir.

Şûra kavramının geçtiği ilk ayet olan Âli İmran 159’da şöyle deniyor:

İş ve yönetimde (el-emr) onlarla müşâvere et.” (Âli İmran 159)

Onlar kimdir? Hz. Peygamber’in muhatabı olan topluluk, daha genel bir ifadeyle ümmet, insanlık câmiası… Yani burada taraflardan biri yönetim erkini kullanan Hz. Peygamber (tek kişi), ötekisi ise toplumdur.

İkinci ayet, Şûra adını taşıyan surenin 38. ayetidir. Şöyle deniyor orada: “Onların iş ve yönetimleri (el-emr), aralarında şûra iledir.”

Burada şûra’nın taraflarından ikisi de çoğuldur.

Bundan anlaşılır ki şûra, yönetenlerle yönetilenlerin karşılıklı ilişkisi, fikir alışverişi, karşılıklı danışma-denetleme sistemidir. Bu sistemde taraflardan biri olan yönetim (idarî erk) bazen bir kişi tarafından (Hz. Peygamber örneğinde böyle idi), bazen de çok kişi tarafından kullanılır. Genel ilkeyi veren Şûra 38’de tarafların ikisi de çoğuldur.

Anlaşılan o ki, toplum, kendisini yönetecek bir kadroyu seçip ona vekalet verecektir. Sadece Hz. Peygamber’in yönettiği sırada yöneten taraf tek kişi olmuştur.

Bu açıklamaları bey’at ilkesi ile birlikte düşündüğümüzde Kur’an terminolojisi açısından şûra’yı şöyle tanımlayabiliriz kanısındayım:

Şûra, yönetenlerin, yönetilenleri, yönetilenlerin de yönetenleri denetlediği bir mekanizma, bir sistemdir. Bunun bugün dünyadaki adı cumhuriyet ve demokrasidir. Böyle olunca da bey’at ve şûra sisteminin kaçınılmazlarından biri de laiklik olmaktadır. Çünkü cumhuriyetçi ve demokratik bir sistemin yaşaması ve uygulanabilir olması için, değişik inançlardan toplum kesimlerinin ortak kaderle ilgili karara katkıda bulunmaları ve kanunların onların ortak vekâletleriyle, yine onlar adına çıkarılması gerekmektedir. Bunun zorunlu sonucu ise yönetim erkinin arkasında bir inancın veya dinin değil, toplum ihtiyaçlarının ve toplumun ortak idaresinin bulunmasıdır.

Laiklik, işte bu anlayış ve yöntemin normatif güvencesidir.

Son Peygamber, bizim Peygamberimizidir. Niye Son Peygamber bizim peygamberimizdir, hiç düşündünüz mü? Cenab-ı Hak, neden peygamberliği Hz. Muhammed’le bitirdi? Birkaç hikmeti var, bir tanesi de şu:

Artık, Allah adına insanları yönetecek kişiler devri bitti. Kur’an bunu bitiriyor. Çünkü böyle bir sıfat olsa olsa peygamber unvanı taşıyan bir insanın olur. Kaldı ki, Kur’an o peygambere bile, kitleyi devlet başkanı veya yönetici sıfatıyla yönetmeye kalktığı anda hemen sosyal mukavele (bey’at) ve şûra emri veriyor. Onlarla mukavele yap ve şûra’yı, yani karşılıklı denetimi işleterek öyle yönet diyor.

Peygamberliğin bittiğini ilan edip teokrasi devrini kapatan Kur’an onun yerine şunu koymuştur: Hâkimiyet erkinin, yönetim erkinin arkasına kitlenin iradesi oturacak.

Mutlak hâkim Allah’tır. Tamam, o ontolojik bir kavramdır. Bunun anlamı teokrasi değil. Bu işleri bilmeyen milleti kandırmayalım. Mutlak hâkim olan Cenab-ı Hak kendine iman etmiş olanlara diyor ki: “Yönetimde, kitle, kaderi konusunda söz sahibi olsun!” İşte şûra ve bey’at ilkesi bu emrin yerine getirilişini gösteriyor.

Siyasal İslam denen, esasında ise İslam’ın başının en büyük derdi olan saltanat dinciliği “söz Allah’ındır, hüküm O’nundur” diyerek ortaya fırlıyor. Dediği ilke olarak doğrudur. Ama onun Kur’ansal pencereden açıklanması gerekir. Onu yapmıyor. Kur’an, hâkimiyet sözünü kullanmıyor ama “Hüküm Allah’ındır” diyor. Hüküm Allah’ınsa, Allah hükmediyor. Ne diyor? İnsan hayatının olmazsa olmaz ilkelerine – evrensel ilkeler onlar – atıf yapıyor. Onları dikkate alarak kitleler, yönetimlerinde söz sahibi olacaklar. Kur’an’da bunun adı şûra. Şimdi şûra’yı padişahın danışman tutması şekline dönüştürüyorlar. Ve bakıyorsunuz, şûra, Ortadoğu despotizmlerinin hatırı için anlam kaydırmalarına uğratılarak, âdeta yok ediliyor.

Şimdi peygamberlik bitmemiş, Kur’an bey’at ve şûra emri getirmemiş, ilk Müslüman devlet başkanları seçimle iş başına gelmemiş gibi, İslam’ı bir hanedanlık ve padişahlık ideolojisi halinde tanıtıp buna din diyenler ve bu sahte dini geçerli kılmak için de laiklik düşmanlığı yapanlar var.

Modern dünyada, bu işi kan ve dehşete gitmeden çözmenin tek yolu, laiklik ilkesinin titizlikle ve aşındırılmadan işletilmesidir.

Bülent Pakman, Ekim 2009. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Ayrıca bakınız: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/dinciler/

Din ve inanca  ilişkin yazılarımız:

Twitter Widgets Facebook Widgets

Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Kuran’da laiklik var mı? için 4 cevap

  1. Hüsn-ü dedi ki:

    Sonuçta Kur’an’da yazanlar yaşama sanatının en iyi şekliyle icra edilebilmesi için vardır. Bu kitap neden indi peki madem hayatımızın hiç biryerinde uygulamayacaktık? Diğer islam ülkelerini bana örnek gösterme çünkü onlar sapıtmış ve doğru İslam’ı uygulamıyorlar, hepsi birer kukla

  2. gürsel başdemir dedi ki:

    nisa suresinin 59. ayeti ey iman edenler Allaha itaat edin,peygamberine itaat edin sizden olan idareci ve komutanlara itaat edin buyruluyor.Ayet ey insanlar diye başlamıyor ey iman edenler diye başlıyor ayette minkum sizden olan ululemir deniliyor yani sizden olandan kasıt ayet imanedenler diye başladığına göre müslüman olan idarecilere itaat edin buyruluyor.Eğer kafire,müşrike,ateiste itaat olsaydı neden imanedenler denilecekti demek ki kafire iaata yok [idarede] laik sitemde yapılacak seçimlerde bir dinsizde işbaşına gelebileceğine göre bu ayeti nasıl tevil edeceksiniz üstelik ayetin devamında anlaşmazlığa düştüğünüz konuları Allaha ve resulüne götürün buyruluyor.

    • bpakman dedi ki:

      Ayet derki Allah ve Resulune itaat edin, ve yetkililere de. Yetkililere de itaat edin ifadesi yok. Bu gösterir ki ayet Resul’un yaşadığı İslam devletine aittir. Bunu nereden anlıyoruz? Ayetin devamından: Eğer bir hususta ihtilâfa düşerseniz, o taktirde onu konuyu Allah’a ve Resûl’üne götürün. Peki günümüzde konuyu hayatta olmayan Resule nasıl götüreceğiz? O zamanki yetkililer sürekli denetim halindedir. herkes devletin adamıdır. Herkes herşeyden sorumludur. İhtilaf halinde, mesela bir kadı yanlış karar vermişse Resul’a gidilir.
      İslam devletinde bugünkü gibi yönetenler, devlet adamı, yönetilenler, millet gibi ayrımlar olmaz.
      Öyle olmasaydı bu ayete göre Amerika’da, Avrupa’da, Çinde vs oturan iman edenler kendilerinden olmayan Başkan’a ve diğer devlet yöneticilerine itaat etmeyecekler de silaha mı sarılacaklar, isyan mı edeceklerdi? Onların kanunlarına uymayıp ne isterlerse yapacaklar mıydı? Peki İslam devletinde ne olacaktı? Mesela Suudi Arabistan İslam devleti. Yöneticiler Suud hanedanı. Onlara kayıtsız şartsız itaat mı edilecek? Hanedan ülkenin haksız şekilde yıllardır kaymağını yiyor. Her türlü pislik onlarda, karı, kız, içki, israf, sefahat, zulüm, haksızlık ne ararsan? İslamla dinle imanla uzaktan yakından ilgileri yok.
      İran İslam devletinde yaşayan Güney Azerbaycan Türkleri her türlü baskıya ses çıkarmayıp yetkililere itaat etmek zorundalar mı? İran devletini müslüman mollar idare ediyor. Hepsinin görünümü iman eden görünümünde. Ama molla İslam dininde olmayan ruhban sınıfına giriyor.
      Bugün bir ülkede herkes herşeyden sorumlu olsa hiç sorun yaşanmaz. Buna da demokrasi denir. Yani demokrasi ne kadar doğru uygulanırsa sorunlar da o kadar az olur. https://youtu.be/qc8hGn8zQuU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s