Bakü İçeri Şehir

Bakû, kent olarak çok değişik bir havaya sahip. Sasani, Farısi, Arap, Şirvanşah, Sovyet, Osmanlı ve Avrupa mimari tarzlarının bir arada bulunması, ayrıca eski ve modern yapıların birbirine uyumu değişik bir ortam yaratmış. Yüksek binalar ve insanın içini açan geniş caddeler Bakû’nün modern yüzünü yansıtıyor.

Yaklaşık 2000 yıllık bir geçmişi olan Bakû, 12.yüzyılda önemli bir kent haline dönüşmüş. O dönemde, Şirvanşahlar devletinin hükümdarı I. Ahsitan, depremde hasar gören Şahmaki’yi terk edip, Bakû’yu başkent ilân etmiş. Bugün, kentin tarihi merkezini oluşturan ve “İçeri Şehir” denen, etrafı surlarla çevrili bölüm, işte o dönemden kalan ve geçmişin ruhunu bu günlere taşıyan bir bölge.

Bakû’nun en ilginç cazibe merkezi olan İçeri Şehir’i çevreleyen surlar ve kentin en önemli simgesi sayılan “Qız Qalası” yani “Kız Kulesi” 12 yüzyılda inşa edilmiş. “Şirvanşahlar Sarayı” ise 15. yüzyıl ürünü. Bugün, hepsi bir arada UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi‘ nde bulunuyor.

Surların bir bölümü yıllar içinde yıkılmış, bazı kısımlar ise suların altında kalmış; ama büyük bir bölümü, 2000′de yaşanan depremden biraz etkilenmiş olsa da, sağlamlığını koruyor. 27 metre yüksekliğindeki Kız Kulesi, milattan önceye ait kalıntıların üzerine inşa edilmiş. Havadan “Q” şeklinde görünen kulenin terasından bütün Bakü’yü seyretmek mümkün. Bakü, geçmişte “Zerdüşt” dininin merkezlerinden biriymiş. Kız Kulesi’nin de, önceleri bir Zerdüşt tapınağı olduğu yolunda yaygın bir kanaat var. Cephesi, içe meyilli yatay, siyah taş sıraları ile örtülü yapı, Bakü’nün en çarpıcı anıtlarından. Bir zamanlar Hazar Denizinin dalgaları dibine dek ulaşırmış. Kule için birçok opera ve bale sergilenmiş, şiirler yazılmış. Özellikle geceleri ışıl ışıl haliyle, sessiz sedasız ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Hakkında pek çok efsanenin anlatıldığı kule, 18 ve 19.yüzyıllarda deniz feneri olarak kullanılmış. Azerbaycan paralarında ve bazı resmi belgelerde sembol olarak görülen 8 katlı kulede, bugün hediyelik eşya butikleri ve sergiler yer alıyor.

Şirvanşahlar Sarayı ise, Asya taş mimarisinin en görkemli örneklerinden. Saray, aslında bir külliyenin içinde yer alıyor. Bu alanda saraydan başka, Divanhane, Türbeler, Sarnıç, Hamam gibi yapılar bulunuyor. Külliyede bir de III. Murat kapısı var. Bu zarif kapı, İçeri Şehir’deki yegâne Osmanlı eseri. Divanhane’nin kapısında, alışılmadık güzellikte yazılar ve süslemeler var; incir ve asma yaprakları hemen göze çarpıyor.

Divanhane’nin adaleti sağlama amaçlı kullanıldığı, burada duruşmaların ya da infazların gerçekleştiği düşünülüyor. Bu alanda ki bir kuyuya da eskiden “Süt Kuyusu” denirmiş ve sütü kesilen kadınları iyileştirdiğine inanılırmış. Hanedan ailesi fertlerinin mezarlarının bulunduğu Şirvanşahlar türbesi ise dört köşeli bir yapı. Yıldızlarla süslü bir kubbesi var. Külliyede, ayrıca Seyid Yahya Bakuvi’nin de türbesi bulunuyor.

Kubbeleri ve kemerleri ile gayet iyi korunmuş durumdaki Şirvanşahlar Sarayı, külliye içindeki en büyük ve en eski yapı. Kimi zaman kışla, kimi zaman da hastane olarak kullanılmış, 1964’te de müzeye dönüştürülmüş. Külliyenin aşağı avlusunda, Sarayın camisi yer alıyor. Küçük bir havuzu ve kendine ait bir kuyusu olan Cami’nin minaresi 22 metre yüksekliğinde. Bir zamanlar taştan olan şerefesi, şimdi demirden.

İçeri Şehir, Bakû’ye gelen turistlerin ilk uğrak yeri oluyor. Zaten, hediyelik eşya dükkanlarının çoğu da burada. İçeri Şehir, antika meraklıları ve koleksiyoncular için adeta bir cennet. Sokaktaki tezgâhlarda, yaşlıların evlerinden getirdikleri eski Sovyet madalyalarını, nişanlarını ve koleksiyon paralarını yok pahasına satın alabilirsiniz.

Şehir merkezindeki eski şık binaları süsleyen heykel ve kabartmalardan, kemerlerden ve bina yüzeylerindeki süslemelerden gözünüzü almanız mümkün değil. Ustalık ürünü balkonlar, kapı bezemeleri, sıra dışı pencereler ve sütunlar da bir o kadar etkileyici. Anlatıldığına göre, 19. yüzyıl sonlarında dünya petrol üretiminin yarıdan fazlası Azerbaycan’da gerçekleşiyormuş. Bu nedenle, Bakû para bakımından çok zenginleşmiş ve “petrol baronları” olarak anılan çok zengin bir yatırımcı kitle oluşmuş. Bu zengin petrolcüler, Bakû’de yüzlerce lüks villa yaptırmışlar. Bu çok şık ve süslü binalardan kalanlar, bugün de ilgi çekmeyi sürdürüyor.

Örneğin, Kız Kulesine yakın Neftçiler caddesindeki Hajinski Konağı bunlardan biri. Kentin ana caddelerinden olan İstiklâliyat Caddesi üzerinde, Rönesans stilinde inşa edilmiş Filarmoniya Konser Salonu ve barok bir yapı olan Bakû Belediye Binası dikkat çekiyor. Cadde üzerindeki bir diğer eser de İsmailiye Sarayı. Ünlü zenginlerden Musa Nagiyev’in, oğlunun anısı için yaptırdığı saray, şimdi Azerbaycan Bilim Akademisi olmuş. Muhtarov Caddesinde ise, petrol zengini Murtaza Muhtarov’un 1912 yılında yaptırdığı köşkü görmek gerekiyor. Gotik tarzda inşa edilmiş olan köşk de, bugün “Evlilik Sarayı” olarak kullanılıyor. Kentteki önemli yapılardan bir diğeri de konser salonu olarak kullanılan “Haydar Aliyev Sarayı”.

İçeri Şehirde Targovi tarafındaki kapıdan girince sağ – yukarı tarafta, genelde “turiste yönelik” işletme anlayışının hakim olduğu bir sürü restoran var. Bunlardan “Sehrli Tendir”in tendir çöreği ile seher yemeyi (kahvaltı) verdiğini duyup bir gün önceden bilgi almaya gittik. Kapının girişinde koca bir tandır, içeri mekan küçücük. Oturacak yer az ve yer yok. Tandırın etrafında millet masa boşalmasını beklerken pide gibi pişiyor. Bir garson var, çok meşgul, servise zor yetişiyor. Mutfak kapısında duran önlüğünden aşçı olduğu tahmin edilebilecek birine soruyorum:
Bazar günleri seher yimeği var?
-He.
-Qıymeti neçeyedir?
-Men bilmirem.
-Seher yimeği menyüsünde neler var?
-Menyü stolun üstünde.
Masa bekleyenlerden icaze (izin) alıp içeride yemek yenen kısma geçiyoruz, kenarda servis masasının üzerinde bir menü var, yer sıkıntısı olduğundan duvara yapışıp açıp bakıyoruz. Bu arada yer bekleyen müşterilerden biri az önce konuştuğum adama diyor “Seher yimeği 15 manat olmalıdır“. Adamın verdiği cevap: “Onlar Türk, men onların dilini bilmirem, menim dilimi danışsalardı o vakt izahat verebilerdim“.

Bu arada yanımıza bir bayan geliyor. Ona soruyoruz. “Seher yimeği üçün menyüden istediyinizi seçebilersiniz” diyor. Neyse sonunda anlıyoruz ki kahvaltı serpme falan değil, alakart. Ne yiyip içersen onu ödüyorsun. Soruyoruz:

-“Seher (sabah) saat on üçün Stol (masa) rezerve olabiler?”.

-“Bizde rezerv olmur“.

Halbuki menüyü okuduğumuz servis masasında REZERV plaketi var, köşedeki boş masaya da aynı plaketten konmuş. Bunu hatırlattığımızda “O stolu (masayı) rezerv eden bir azdan geleceq” diyor. Anlaşıldı. Rezervasyon yok ama var. Arkadan ekliyor:

Siz seher yimeği üçün seherde saat dokkuzda gelin sonra yer tapamazsız (bulamazsınız).

Böylece Sehrli İçeri Şeher’deki kahvaltı ve yemek maceramız daha başlamadan bitmiş oluyor ama çok sıcak, samimi bir başka mekanda, Azerbaycan-Türkiye Türk aile işletmesinde devam ediyor, Hanımeli’nde.  Hanımeli İçeri Şeher’de Qız Qalası tarafında.www.facebook.com/Hanımeli-Baku

Sehrli dışındaki metin: http://www.diplomat.com.tr/atlas/sayilar/sayi12/sayfalar.asp?link=s12-6.htm sayfasından alıntıdır.

BÜLENT PAKMAN. Ağustos 2012.Video ekleme Mart 2016.  İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Azerbaycan’da Kimlik ve Dil

YANLIŞ: Türkiye’de Azerbaycan Türklerine “Azeri” konuştukları dile de “Azerice” denmektedir.  Azerbaycan resmi politikasında bu tanımlar  “Azerbaycan Halkı”, “Azerbaycanlı” ve “Azerbaycan’ca”, “Azerbaycan Dili” şeklindedir. Bunlar külliyen yanlıştır.

Bir: Azerbaycan bir coğrafya ismidir, millet değil, Ayrıca soyu bilinen, kendine has dili olan halklar coğrafi adlarla kimliklendirilemezler. 
İki: Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Azeri sözcüğü, ilk defa olarak, tarihin en azılı Türk düşmanı Stalin, daha sonra ise hasta beyinli İran-Fars şovenistleri tarafından, Azerbaycanlıların Türklük şuurunu yok etmek, unutturmak için uydurulan sahte bir kimliktir. Eğer Ruslar, Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Allah korusun Anadolu ya hakim olsalardı, orada da benzeri şekilde Egeli, Karadenizli ve İzmirli diye uyduruk milletler ve kimlikle yaratmaya çalışırlardı.

DOĞRU:  “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi”.

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarında daha çok o şekilde bulunabilmesindendir.

alternatif link

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ

Bakü’ye gelmeyi düşünen “özellikle beyaz yakalı” Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur.  Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan her şeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir.  Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir. 

Başka yerlerde bana ait olarak gösterilen yazılarla ilgim yoktur. Özellikle fotolar eklenmiş, orası-burası, fotoları, alıntıları, linkleri silinmiş olanlarla. Özgün yazılarım sadece buradadır.

Twitter Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com

Bülent Pakman’ın video kanalları/arşivi:

Bülent Pakman youtube video kanalı 1

Bülent Pakman youtube video kanalı 2

Bülent Pakman dailymotion video kanalı

Azerbaycan coğrafyası ve Azerbaycan Türkleri aşağıdaki günlüklerde anlatılmaktadır. Okumak için lütfen tıklayın:

Parçalanan Azerbaycan

Kuzey Azerbaycan

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s