Uygurlara baskı ve asimilasyon

Her şey 23 Haziran’da, Guandong’ta, Doğu Türkistan’dan Çin’e ucuz işgücü olarak götürülen, adeta köle muamelesi gören Doğu Türkistanlı kızların çalıştığı bir oyuncak fabrikasında, bu kızlara yapılan gayri ahlaki bir saldırıyla başladı. Olaylar kısa bir süre yatıştıktan sonra 26 Haziran gecesi saat 02.00’da 5000 Çinli, Doğu Türkistanlı işçilerin yatakhanesini basarak 300 Uygur Türkü’nü delici ve ezici aletlerle hapsettiler. Bu olaylar gecenin 2′sinde başlayıp 7′ye kadar sürdü ve orada yapılan işkencelere ve işlenen cinayetlere göz yumuldu.1

Tüm bu olan bitenler, Uygur Türkleri için bir kıvılcım oldu ve 4 Temmuz 2009′da isyanlar patlak verdi. Peki, bu olayların ardından Doğu Türkistan halkından bu kadar büyük bir tepki gelmesi normal mi yoksa olayların perde arkası bambaşka mı?

Çin’de iki sene önce meydana gelen olayları daha iyi anlamak için Çin’in devlet yapısına ve Doğu Türkistan’la olan ilişkilerine bakmakta fayda var.

Çin Halk Cumhuriyeti, uzun süre imparatorlukla yönetildiği için hâlâ otoriter kimliğine, mirasına, gelenek ve göreneğine  sahip bir devlettir. Farklı kültürleri, dinleri, ırkları ve etnik grupları bünyesinde barındırmaktadır. Bugün ülke nüfusunun % 9′unu oluşturan 55 etnik azınlık grubu mevcuttur. Çin, nüfusu 1 milyarı aşan 15 azınlık topluluğuna ve 5 özerk bölgeye sahiptir. Çin coğrafyasının % 55’ini oluşturan azınlık bölgeleri, hem yeraltı kaynakları hem de hammadde olarak zengindir.2 İmparatorluk geleneğinin bir getirisi olarak, devlet yöneticileri de (Han Çinliler) aşırı ben-merkezci bir bakış açısına sahiptirler. Han-Çinli imajını, politikasını, uygulamalarını pek çok etnik grup barındıran ülkeye kabul ettirmek için büyük çaba sarf ederler. Ayrıca ülke, komünist bir dönemden geldiği için cumhuriyete geçiş aşamasında gerek halk, gerek devlet kurumları büyük bir değişim, dönüşüme uğruyorlar. Bu yüzden ülkede siyasi, sosyal kontrol çok hassas dengeler üzerinde. Bir de buna etnik gerginlik eklenirse ülkenin dağılıp parçalanmasından ciddi olarak korkuyorlar.3

19. yüzyılın ortalarından beri bağımsızlık mücadelesi veren Doğu Türkistan, 1949′da Çin’de Komünist Parti’nin yönetime geçmesinden sonra, Mao yönetimi tarafından Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak tanımlandı. Uygurların anavatanı olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Çin’in batısında yer alıyor. Çin’deki 5 otonom bölgeden biri olan Doğu Türkistan, 1.6 kilometrekare yüzölçümüyle Çin’in en büyük idari alt birimidir. Oldukça stratejik bir yerde bulunan ve Çin’in batı sınırını oluşturan bu bölgenin başkenti, Urumçi şehridir ve bölgenin toplam nüfusu, yaklaşık 20 milyondur. Çok geniş topraklara sahip olmasına rağmen nüfusunun bu kadar az olmasının sebebi; bölgenin oldukça dağlık olması, düz olan bölümlerinde ise tarım havzası dışında büyük bir kuraklığın hâkim olmasıdır. Bölge tarım yapma açısından talihsiz olsa da doğal kaynaklar bakımından oldukça zengindir. Çin’in maden kaynaklarının % 85′i Doğu Türkistan’da; bunun yanında burası, Çin’in en büyük doğalgaz üretim bölgesi ve devlet, petrol ihtiyacının 1/5′ini ve pamuk üretiminin 1/4′ünü bu bölgeden sağlıyor. Bölge uranyum ve altın gibi oldukça değerli madenleri de barındırıyor. Bu yüzden devlet için bölgede toprağın altındakiler, üstündekilerden değerli. Çin’in ekonomisini geliştirmek ve bugünkü büyüklüğünü, gücünü koruması için, ki bu da siyasi birliğini koruması açısından oldukça önemli, çok ciddi enerji ihtiyacı var. Dolayısıyla böyle bir enerji bölgesini de kaybetmek istemiyor. Uygurların bağımsız olması bu büyük enerji kaynaklarının kaybedilmesi demek.4

Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Çin’e bağlandıktan sonra sürekli olarak baskı altında tutulmuştur. Çin Komünist Partisi’nin halkı bir arada tutmak için uyguladığı politikalar, tıpkı Tibetliler gibi Uygurları da hedef almış ve binlerce kişi, Çin baskısına isyan ettikleri için hapishanelerde işkence edilerek öldürülmüştür. Siyasal ve kültürel baskının yanı sıra, Çin hükümeti son yıllarda bölgenin demografik yapısını da değiştirme girişimlerine başlamış ve başlarda % 15-20 dolaylarında olan Han Çinli nüfus oranı, bugün % 40′a ulaşmıştır. Dünya Uygur Kurultayı Başdanışmanı Erkin Alptekin’e göre Doğu Türkistan kadınlarına uygulanan “mecburi” doğum kontrolü, bölgedeki Çinli nüfusun artırılması için bir araç olarak kullanılmaktadır. “Uygur kadınlarının ikiden fazla çocuk sahibi olma hakkı yok. Oysa devlet, Doğu Türkistan’a gitmeyi kabul eden ve normalde bir çocuk yapma imkânı tanınan Çinli kadınlara 2-3 çocuk sahibi olma hakkı tanıyor. Yine Çin’de 100 dolar kazanan bir işçi, Doğu Türkistan’a göç ettiğinde 300-500 dolar kazanabiliyor. ” diyor Alptekin. Devletin etnik kökenli Çinlileri Doğu Türkistan’a göç ettirme politikaları başarılı ki bölgedeki Çinli nüfus 1949′dan bu yana hayli artmış. Alptekin’in belirttiği gibi bölgede, Çinliler, ekonomik olarak Uygurlardan daha üstün konumda. Çoğunluğu oluşturan Uygurlar, oldukça fakirler ve temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak durumdalar. Çin Hükümeti, istihdam ve teşvikte Çinlileri kayırıyor ve fırsat eşitliğini görmezden geliyor. Sincan’da iş yerlerinin %90′ında Çinliler çalışıyor. Türkler arasında işsizlik oranı %90. Çinlilerin Doğu Türkistan’da istedikleri yere yerleşip diledikleri işi kurma izni varken, Uygurların bunları yapabilmesi için alınması çok zor izinler ve bir dolu engelleri var. Yasadışı bir Türk çalışan belirlendiğinde, anında sınır dışı ediliyor. Bölgede Uygur asimilasyonunu amaçlayan tüm bu politikalar uygulanmaya devam ederse, Türkler kendi memleketlerinde azınlık duruma düşeceklerdir.5

Dil, din ve ibadet konusunda da sınırlamalar mevcut. Halkın % 50′si Uygur Türkçesi konuşmasına rağmen, Doğu Türkistan’da Türkçe isim kullanmak ve üniversitelerde Türkçe eğitim vermek yasak. Üniversitede eğitim dili Çince. Bizim Doğu Türkistan diye bahsettiğimiz yer, Çin yönetimi tarafından ‘yeni bölge’ anlamına gelen Sincan (Xinjiang) diye anılıyor. Doğu Türkistan halkı bunu kabul etmiyor. Sincan isminin resmileşmesi, bölgenin Çin yönetimi tarafından asimile edilme politikasının bir parçası.6 Dini alanda baskı ise medreselerin kapatılması, din adamlarının devrim düşmanı olmakla suçlanıp tutuklanması ve camilere Mao resimlerinin ve Çin bayraklarının asılmasıyla baş gösterdi. Müslüman olan Uygur Türkleri’ne ibadet konusunda da hiç hoşgörü gösterilmiyor. Örneğin; hacca giden bir memurun işine son verilebiliyor.7

Uygurların kendi kültürlerini yaşamaları ve tarihlerine sahip çıkmaları da Çin yönetimi tarafından ulusal bütünlüğe karşı bir tehdit olarak algılanıyor. Son dönemlerde, devlet Sincan’ın başkenti Urumçi ve Sincan’ın en batısında yer alan Kaşgar’daki tarihi eserleri ortadan kaldırmaya girişti. Urumçi’deki tarihi saray, çeşme ve medreselerin bulunduğu eski mahalleleri imha ederek modern binalar inşa ettiler. Daha da önemlisi, Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan Kaşgarlı Mahmut’un eğitim gördüğü hanlık medresesi yıkıldı.8

Sincan Özerk Bölgesi’nin yönetimsel olarak da ciddi sıkıntıları var. Uygur Türkleri’nin yönetime katılmasına izin verilmiyor; izin verilenler ise Çin’in katı tahakkümünü benimseyenler oluyor. Uygur halkının iradesi sürekli olarak baskı altında; halk, özgürce fikirlerini ifade edemiyor. Bölgenin valisi Uygur kökenli, ancak Komünist Parti’nin bölge sorumlusu Han Çinlisi ve vali hiyerarşik olarak Komünist Parti sorumlusuna bağlı durumda, yani bağımsız karar alıp uygulayamıyor.9

Uygur Bölgesi’nin diğer bir sorunu ise Çin Halk Cumhuriyeti’nin burada yaptığı nükleer denemelerdir. Çin Hükümeti, 1961′ten bu yana Doğu Türkistan’ın Lop Nor bölgesinde, bölgenin ekolojik dengesinin bozulmasına ve bölgedeki insan hayatına verdiği zarara aldırış etmeden, nükleer denemeler yürütüyor. 1964′ten bu yana 11′i yer altından olmak üzere toplam 44 nükleer deneme yapılmış olup, yeterli koruyucu tedbir alınmadan yapılan bu deneyler sonucu binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Radyoaktif yayılma sonucu, çevre kirleniyor; tabiat ve ürünler tahrip oluyor; başta kanser olmak üzere bölge halkı çeşitli hastalıklara yakalanıyor; çocuklar sakat veya ölü doğuyor. Ancak yönetim, bu konuda hiçbir duyarlılık göstermiyor.10

Yıllardır baskı altında tutulan Uygurlar, senelerdir kıstırılan seslerini 2009 yazında duyurmayı başardılar. Oyuncak fabrikasında patlak veren olay ve Çinlilerin Uygur Türkü işçilerin kaldığı yatakhaneyi basıp, onlara hunharca işkence etmesi isyanları ateşledi. Bu saldırı sonucunda Çin resmi rakamlarına göre 2, Avrupa’daki Uygur diasporasına göre ise en az 60 Uygur öldü. Bu tarih, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çin’e yaptığı ziyarete denk geldi ve olaylar, bu nedenle yatıştı. Gül, Sincan Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’ye bir ziyarette  bulundu ve bu ziyarette yöneticiler tarafından gayet sıcak karşılandı. 26 Haziran günü meydana gelen çatışma haberi 3 gün sonra Urumçi’ye ulaştı ve halk, Guandong’ta meydana gelen olayların gün yüzüne çıkmasını, soruşturma açılmasını talep ederek sokaklara döküldü. Sincan’da sokaklar, bir anda savaş alanına döndü.11Dünya Uygur Kurultayı’na göre Çin polisi olaylara çok sert müdahale etmiş, binlerce Uygur yaralanmış, yüzlerce Uygur öldürülmüştür. Çin Hükümeti tabii ki bunu kabul etmedi. Çin’in resmi ajansı 140 kişinin öldüğünü açıkladı ama bölgeden gelen gayri resmi haberlere göre ölü sayısı 500. Olaylar başladıktan kısa bir süre sonra bölgeye 22 bin asker sevk edildi, yüzlerce kişi tutuklandı ve gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi. İnternet erişimi ve telefon bağlantısı kesildi. İnternet kesintisi on ay sürdü. Çin yönetimi, protesto gösterilerinin mesaj ve internet aracılığıyla yayıldığı, halkın bu sayede organize olduğu gerekçesiyle Uygurları uzun süre internet ve telefon bağlantısından mahrum etti.12

1949′tan beri Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde hükümetin gösterdiği eşitsizliğe tepki olarak birçok çatışma yaşandı. Uygurlara karşı uygulanan insan hakları ihlalleri, uluslararası örgütler tarafından eleştirilmekte ancak hiçbir örgüt ya da ülke Tibet’in ruhani lideri Dalai Lama’ya gösterdiği ilgi ve desteği, Uygurlara ve onların eşitlik elde etmek için verdiği mücadelelerine göstermemektedirler.13Son olaylarda her ne kadar çatışmanın etnik boyutu ön planda olsa da ABD Georgetown Üniversitesi’nden Doç. James A. Millward olayların ekonomik boyutuna dikkat çekiyor. “Dünyadaki hızlı ekonomik ve siyasal değişimlerden Çin de Sincan da payını alıyor. Ekonomik büyümeye bağlı kalarak Sincan’da hem Uygur hem de Han Çinlileri kapsayan gelişen bir orta sınıf var. Özellikle kentlerde yaşayanlar da bu nimetlerden yararlanmak istiyorlar, ama eşit biçimde. Tartışmanın temelinde bu yatıyor.”14

Hem Orta Asya’daki enerji kaynaklarına açılan kapısı olan hem de enerji hatlarının geçtiği bu bölgeyi sıkı kontrol altında tutmak isteyen Çin yönetimi, iki ayaklı bir politika güdüyor: Bir yandan Uygurları asimile etme politikası, diğer taraftan da onlara destek verebilecek Orta Asya ülkeleriyle son yıllarda hem Şanghay İşbirliği Örgütü aracılığıyla hem de ilişki olarak önemli siyasi ve ekonomik ilişkiler kurulması. Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden Kafkasya ve Orta Asya uzmanı Yrd. Doç. Ali Faik Demir, “Çin, Sincan’da bir sorun çıkması halinde çevre ülkelerin tepkilerini bir anlamda minimuma indirdi.” diyor.15

Şanghay İşbirliği Örgütü, bu tepkisizlikte büyük rol oynadı. Şanghay İşbirliği Örgütü, Çin’i rahatsız etmeme ödünü veren ülkeler karşısında Çin’in onlara verdiği avantajlarla oluşturulmuş bir işbirliği mekanizmasıdır. Bu avantajlar neler? Çin’in pek çok komşusuyla sınır sorunları vardı. Rusya-Çin sınırı çizilememişti, tartışmalıydı. Çin, komşularının lehine ufak tefek sınır değişikliklerinin yapılmasına Orta Asya Cumhuriyetleri’nin Uygurlara, Sincan Bölgesi’ne uygulanan asimilasyon politikalarına karşı olacak herhangi bir girişimde bulunmamaları karşılığında göz yumdu. Ayrıca ticaret konusunda da Çin bu bölgelere pek çok avantajlar, kolaylıklar sağladı. Komşusu olduğu Türkî Cumhuriyetlere yatırımlar yaptı. Satın alma ve taşımanın ötesinde, kendine ait şirketlerin yaptığı kazılarla bölgeden petrol ve gaz çıkardı. Böylece hem bölge ve ülkenin kalkınmasına yardımcı oldu hem de kendi kazandı. Bu sayede bölgede bir Çin hâkimiyeti oluştu.

Bu örgütün üzerlerinde oluşturduğu baskıyla Orta Asya Cumhuriyetleri, Uygur Bölgesi’ndeki çatışmaları sadece basit bir kınamayla geçiştirdiler. Bunun dışında ABD ve Rusya da Çin’le ilişkilerinin gerginleşmesini istemediler. Çünkü bundan elde edebilecekleri bir çıkarları yok, aksine zararları var. Çin, bugün dünyanın en büyük ekonomisine sahip ülkelerden biri. Bundan başka, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi. Yani BM’den Çin aleyhine bir karar çıkartabilmek mümkün değil. Genel kuruldan bir kınama kararı çıkartılabilir ama bu da bir anlam ifade etmez, ki o da şüphelidir, çünkü Çin’in Afrika ülkelerinde ciddi yatırımları olduğu için, genel kurulda da çok ciddi bir oy potansiyeline sahip. Bu yüzden hiçbir ülke hem kendi çıkarlarına ters düşecek bir kararın altında imzasını bulundurmak istemez hem de dünyanın süper güçlerinden biriyle ters düşmek.16

Tüm Avrupa ve Asya ülkelerinden farklı olarak, dünyada en sert tepkiyi Türkiye verdi. Başbakan, Çinlilerle Uygur Türkleri arasında çatışmayı Çinlilerin Türklere yaptığı bir soykırım olarak nitelendirdi. Soykırım yapmakla suçlanan bir ülkenin bu kelimeyi başka bir ülkeye karşı bu kadar kolay kullanması tabii ki tepkiyle karşılandı. O dönem BM Güven Konseyi geçici üyesi olan Türkiye, Çin’i Güvenlik Konseyi’ne şikâyet edeceğini belirtti. Çin ise olayların kendi içinde, kendi içişleri olduğunu ve dışarıdan hiçbir ülkenin karışamayacağını açıklayarak tepki gösterdi. Daha önce de belirtildiği gibi, Çin, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden biri ve alınan kararları veto etme hakkı var. Yani olaylar sırasında Türkiye iyi bir sınav veremedi, tepkisini tam olarak ortaya koyamadı, kendi içinde hükümet olarak çelişkiler yaşandı. Şöyle ki Dışişleri Bakanlığı Çin’i ılımlı bir dille uyarırken, içeride Başbakan kamuoyunun desteğini sağlamak için belki de, Çin’i çok sert bir dille eleştirdi. Çin malları boykot edilmeye gidildi, fakat hükümet Çin’in gücünden çekindiği için mallara boykot uygulanmayacağı söylemi verdi.17,18

Özet geçmek gerekirse, biz her ne kadar Çin’i bir bütün, tek bir vücut gibi algılasak da bu vücudun önemli parçalarını, Çin’de yaşayan 55 etnik grup oluşturuyor ve Çin, imparatorluk geleneğinin getirdiği bir alışkanlıkla ve komünizmden cumhuriyete zorlu geçiş aşamasında bu vücudun herhangi bir uzvunun kopmaması için hem kendi iç işlerini, politikalarını hem de diğer ülkelerle olan ilişkilerini buna göre şekillendiriyor. Şanghay İşbirliği Örgütü, bunun en iyi örneği. Bu örgüt sayesinde ve tabii ki Çin’in dünya üzerinde hem ekonomik hem de siyasal olarak edindiği güç sayesinde içinde barındırdığı etnik grupları, kimsenin tepkisini çekmeden, baskı altında tutmayı başarıyor. Bunca senedir Tibetlilere ve Uygurlara uyguladığı asimilasyon politikalarını bu şekilde başarılı olarak yürütüyor. İki sene önce meydana gelen çatışma, Uygurlara uygulanan onca baskının sebebidir. Bu çatışma sayesinde, her ne kadar ülkeler sert bir tepki ortaya koymakta çekinseler de, insanlar Çin’de etnik gruplara uygulanan zulümden haberdar oldular. Olayların ardından iki sene geçmesine rağmen Uygurların yaşama koşullarında herhangi bir iyileşme yok, aksine “Urumçi davası” nedeniyle yargılanan 26 kişi idam cezasına çarptırıldı. Bünyesinde değerli madenleri barındıran Doğu Türkistan’ı, Çin, kolay kolay bırakacağa benzemiyor. Diğer devletlere ise olayı örtbas edip, perdeleri sıkıca kapatıp, dışarıda kopan onca kızıl kıyameti görmezden, duymazdan gelmek kalıyor.

Merve Diyar

1.        Nazım ALPMAN, Çin’deki olayların perde arkası, 06.07.2009, http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=198717

2.        Çin Halk Cumhuriyeti hakkında ansiklopedik bilgi, http://www.turkcebilgi.com/%C3%A7in_halk_cumhuriyeti/ansiklopedi (Erişim Tarihi: 18.02.2011)

3.        Abdül Rezak BİLGİN, Çin’in Azınlık Politikaları Çerçevesinde Doğu Türkistan, 30.12.2009, http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=512

4.        Esedullah OĞUZ, Newsweek, 21. Yüzyılın Kuveyt’inde Karmaşa, Temmuz 2009, http://www.newsweekturkiye.com/

5.        gös. yer

6.        gös. yer

7.        Prof. Dr. Birol AKGÜN, Çin İzlenimleri-(II): Doğu Türkiye ve Uygurlar, 25.10.2010, http://www.sde.org.tr/tr/koseyazilari/632/cinizlenimleriiidoguturkistanveuygurlar.aspx

8.        Esedullah OĞUZ, gös. yer

9.        Prof. Dr. Birol AKGÜN, gös. yer

10.      Abdül Rezak BİLGİN, gös. yer

11.      Nazım ALPMAN, gös. yer

12.      Esedullah OĞUZ, gös. yer

13.      Prof. Dr. Birol AKGÜN, gös. yer

14.      Esedullah OĞUZ, gös. yer

15.      gös. yer

16.      Prof. Dr. Birol AKGÜN, gös. yer

17.      gös. yer

18.      Prof. Dr. M. Özcan ÜLTANIR, Prof.Dr.Mustafa Aydın ile Azerbaycan, Ermenistan, Türkmenistan, Rusya ve Doğu Türkistan’a Bakış, 10.09.2009, http://www.turksam.org/tr/a1784.html

http://www.hariciyedergisi.com/2011/03/14/bir-devlet-olarak-cin-ve-baski-altinda-kalmis-bir-azinlik-uygur-turkleri/ Sayfasından yorumsuz alıntıdır (videolar hariç).

Bülent Pakman Nisan 2011. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

Facebook Widgets

IMG_2080

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s