İslam’da Hadislerin yeri nedir?

Hadislerin Güvenilirliği

Hadis nedir?

Hz. Muhammed, kendi sözlerinin Kur’an’a karışmasını önlemek için yaşamı sırasında söylediklerinin yazılmasını yasaklayarak: “Benden Kur’an dışında başka bir şey yazmayın, kim benden, Kur’an dışından başka bir şey yazmışsa, onu derhal yok etsin” demiştir (İbn Abdil Berr, Camiu Beyani’l-İlm; Müslim, Sahihi Müslim Kitab-ı Zühd; İbni Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33). Sebep açıktır: O, yalnız Kuran vahiylerinin yazılmasını, ezberlenmesini ve korunmasını esas alıyordu. Kendi sözleriyle Kuran ayetleri arasında korunması gereken farkı sahabilerin bildiklerinden kuşkusu olmamakla beraber, ilk zamanlarda dikkatleri yalnız Kuran üzerinde toplamak için böyle bir yol seçmiştir.

Hz. Muhammed’in ölümünden sonra Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali de Kur’an’ın ayetlerini tasnif edip bir araya getirirken Peygamber’e ait bir tek sözün ne yazılmasına ne de aktarılmasına izin vermişler, yazılmış olanları da yaktırmışlardır. Hz. Ali halka hitap ettiği bir konuşmasında “Elinde yazılı hadis bulunan onu yok etsin. Şu bir gerçek ki insanlar ulemanın hadislerine uyup rablerinin kitaplarını terk ederek helak olmuşlardır” diyor.

Hz Ebubekir hadisler konusunda şu tarihsel uyarıyı yapıyor:Hz. Peygamberden tartışmalarla dolu sözler rivayet edip duruyorsunuz. Sizden sonrakiler bu konuda daha şiddetli tartışmalara gireceklerdir. O halde Hz. Peygamber’den bir şey rivayet etmeyin. Sizden bir şey sorulduğunda şöyle deyin: ‘Aramızda Allah’ın kitabı Kuran var, onun helalini helal, haramını haram bilelim'” (Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, Çeviri, İstanbul, s. 26) . Hz. Ömer de hadisleri toplayıp yazdırmak istemişti. Sonra düşünmüş ve kararını şöyle açıklamış: “Hayır, Allah’ın kitabının yanında bir başka kitaba yer veremeyiz.” Ömer bu kararının gerekçesini şöyle açıklamıştır: “Geçmiş zamana baktım ve gördüm ki, sizden önce bazı topluluklar  vahyin dışında bazı kitaplar oluşturdular sonra bu kitaplara sarıldılar, Allah’ın kitabını terkettiler. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın kitabının yanında bir başka kitabın varlığına ebediyen razı olamam“. Hz. Ömer bu kararının ardından bütün valilere genelge göndererek hadis adıyla ellerinde bulunan herşeyi yok etmelerini emretmiş.

Daha sonra, vahyin gelen ayetleri yerleşmiş bir tavır ve metodla, mükemmel biçimde zaptedildiği gerekçesiyle, başta konan yasak kaldırılmıştır. Bu arada Hz. Muhammed’in ölümünden yaklaşık iki yüzyıl sonra, artık bir tek sahabe (Hz. Muhammed’i görmüş ve onun sohbetinde bulunmuş Müslümanlar) hayatta değilken Hz. Muhammed’e ait olduğu öne sürülen, ve atfedilen Kur’an’ın on katı kapsamında binlerce söz bir araya getirilmiş bunlara “hadis” denmiştir. Peygamberin sözü olduğundan kuşku duyulmayan ve mütevatir denilen hadislerin sayısı çok azdır. Lafzı ve manasıyla mütevatir sayılan hadislerin sayısı 20’ye kadar inmektedir. Mütevatir dışında kalan hadislere, İslam bilginleri haber-i vahit, yani tek kişiden nakledilen haber demişlerdir. Bunlar ancak günlük hayatın pratik meselelerinde uygulamaya esas alınabilir. Ne var ki bu konu da başlangıçtan beri tartışılmıştır.

Hadis konusunda birinci dereceden güvenilir şahıs kabul edilip, en çok hadis ondan nakledilen Ebu Hureyre: “Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında anlatsaydım değneği ile beni döverdi” demiştir (Ez Zehebi, Tezkiretul Huffaz). Ebu Hureyre’nin Müslim’de geçen sözü: “Ömer ölünceye kadar ‘Allah’ın Resulu buyurdu’ diyemezdik” (Müslim, 1. cilt). Hz. Ali’ye göre  “Yaşayanlar arasında Allah Resulu’na en fazla yalan isnad eden Ebu Hureyre’dir” (İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt). Devamla Hz. Ali Hureyre’nin “Sevgili dostum bana haber verdi ki” diye Peygamber’den bahsettiğini duyunca: “Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?” diye sormuştur.  Hz. Ömer, Ebu Hureyre’ye hitaben: “Seni Bahreyn’e vali yaptığımda ayağında bir çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. Sen Bahreyn’in en ücra köşesinden, insanlar vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de senin için versinler diye mi geldin?” demiş (Zehebi, Siyer). Ebu Hureyre’nin bizzat kendisinin aktardığı bir hadise ise Hz. Ömer şöyle demiş: “Ey Allah’ın ve Kitabı’nın düşmanı! Allah’ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?” (İbni Sa’d, Tabakat, 4. cilt).  Hz. Osman hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre’yi Devş dağlarına göndermekle, Kab’ı da Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir.

Böylece Peygamber yasağına rağmen Kur’an’ın yanına onunla birçok konuda çelişen yeni bir din kaynağı eklenmiş ve insanlığa sunulmuştur. Kur’an bu şekilde dinin tek kaynağı olmaktan çıkarılınca hadisler, içtihatlar da (açık olmayan konularla ilgili görüşler) dinin kaynağı haline gelmiş, bunlara bir de sünnet (Hz. Muhammed’in davranışları) uygulamaları eklenince sonuçta birçok mezhebin ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Sonra da bu mezhepler din haline gelmiştir. Kur’an’a ters düşen, hatta bazen Kur’an’ı hükümsüz bırakan, insanların yollarını daraltan, gelişmekte olan toplumun sosyolojik gerçeklerine ters sözlerden oluşan hadisler Hz. Muhammed tarafından söylenmiş olamaz. Hadisler iki yüz yıl boyunca sözle zincirleme nakilleri sırasında aktaranların hafızalarında ne kaldıysa onlardan ibarettir. Onlara da uydurulmuş, saptırılmış, rivayetlerle eklemeler yapılmış, değişmiş, içlerine bilinçli ya da bilinçsiz olarak insanların kendi düşünceleri, anlayışları  karışmış, vurguları kaybolmuş olabilir. Ayrıca hadislerin kaynakları olduğu ileri sürülen sahabelerin ve onlardan aktaranların her bir kişinin ne kadar güvenilir olduğu nereden bilinmektedir?

Kısacası hadis alanı hayli söz götüren bir alandır. Yüzlerce, binlerce hadis uydurulmuştur. Sonuçta İslam adıyla ortaya konan görüşler karışımındaki iradenin ne kadarının Allah’a ait olduğunu anlamanın olanağı yoktur. Bu devşirme, hadisçi dini yapıya dokunulamamakta ve kaos sürmektedir.

Nitekim Müslümanların en büyük mezhep imamı unvanına sahip İmamı Âzam Ebu Hanife en büyük sahabenin nakilleri de olsa, Kur’an’a ve mütevâtır (Hz. Peygamber’in sözü olan) sünnete uymayan hadisleri kabul etmemiş ve şunları ifade etmiştir: Kur’an’ın onaylamayacağı bir hadis rivayet eden kişiye yaptığım ret; Peygamberimize yapılmış bir ret ve O’nu tekzip değildir. O, ancak bâtıl bir haberi Peygamber’e isnat edene yapılmış bir reddir. İtham, Peygamberimiz için değil, onun için söz konusudur. Hz. Peygamber’in söylediği her şeyin başımızın ve gözümüzün üstünde yeri vardır.(Muvaffak el-Mekkî; Menâkıbu Ebî Hanife, Beyrut, Darul-Kutub el-Arab yayını, 1981, s. 87-88). İmamı Azam İslam’da akılcı akımın öncülerinden biridir. Akılcılığı öne çıkarmak, her devirde saltanat dincileri tarafından “en büyük günah” olarak görülmüştür. İmamı Âzam, Hz. Muhammed dışında eleştirilmez kişi, Kur’an dışında eleştirilmez kitap kabul etmez. Hadis diye nakledilen sözlerin Kuran’a aykırı olanlarına Peygamber sözü olarak itibar etmez. Tartışmasız biçimde ve her kelimesiyle mütevâtır (Hz. Peygamber’in sözü olan) hadislerin sayısını kimilerine göre on yedi kimilerine göre ise elli olarak kabul eder. Ötekilerin tümü az veya çok, şu veya bu yönden tartışmaya açıktır. Ebu Hanife bid’atlara (dine sonradan sokulan kabullere) şiddetle karşı çıkar. Ebu Hanife, bu tutumu yüzünden hem de ömrünün son yıllarında, kendisine karşı olan saltanat dincileri tarafından ’kâfir’ ilan edilmiştir. İbn Abdi’l Berr, Ebu Ömer Yusuf onun ‘Müslüman olup olmadığında ihtilaf edildiği’ni, ‘küfründen dönmek üzere üç defa tövbeye çağırıldığı’nı, ama tövbe edip etmediğinin bilinmediğini iddia eden sözlere yer veriyor (el-İntika fi Fadaili’s-Selase, Kahire, Mektebük Kuds Yayını, 1350, s. 146-149). İmamı Âzam, Ehlisünnet’in dokunulmaz ilan ettiği Buharî (ölm.256/869) tarafından da ağır bir biçimde eleştirilmekte ve güvenilmez adam ilan edilmektedir. (Ebu Abdullah Muhammed Buharî; Kitabu’z-Zuafa; İbn Abdi’l Berr; el-İntika).

 Bütün bunlar karşısında ne yapmamız gerekir?

Onlar sana bir mesel getirdikçe, biz sana hakkı ve en güzel yorumu getiririz.” (Furkan 33).

Buradaki “Onlar” ifadesinden Kur’anı terk edenler, dışlayanlar ve inkar edenler kastedildiğini Furkan suresinin önceki ayetlerinden anlıyoruz. Bakalım:

Zikir/Kur’an bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. Şeytan, insan için bir rezil edicidir. Resul de şöyle der: “Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur’an’ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular. Biz böylece her peygambere, günahkarlardan bir düşman musallat ettik. Kılavuz ve yardımcı olarak Rabbin yeter. İnkar edenler dediler ki: “Kur’an ona toptan, bir kerede indirilseydi ya!” Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça/ayet ayet okuduk.” (Furkan 29-32).

Tekrar Furkan suresinin 33. ayetine dönelim. Kur’anın burada bir mucizesini daha görüyoruz. Hadislerle ilgili olarak gelecekte olacakları ve ne yapılması gerektiğini açıklıyor. “Onlar” yani  Kur’anı terk edenler, dışlayanlar ve inkar edenlersana” yani inananlara bir “mesel” yani örnek alınacak sözler, daha açıkçası hadisler getirecekler, ancak inananlar için “en güzel yorumlar” Kur’anda verilmiştir.

Diğer örneklere de bakalım:

“...Hadis/söz bakımından, Allah’tan daha doğru kim olabilir? …Ve men asdeku minallâhi hadîsâ(hadîsen).” (Nisa 87).

Peki, bu Kur’an’dan sonra hangi hadise/söze iman ediyorlar? ……… eceluhum, fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn(yu’minûne). . ” (Araf 185).

İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve o yolu oyalanma aracı yapmak için laf eğlencesi/hadis eğlencesi satın alır. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.   Ve minen nâsi men yeşterî lehvel hadîsi li yudılle an sebîlillâhi bi gayri ilmin ve yettehızehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).” (Lokman 6).

İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. Hal böyle iken Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi hadise/söze inanıyorlar?    Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakk‎ı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).” (Casiye 6)

Bu ayetlerde hadis kelimesini kimileri “söz“, kimileri “hadis” olarak çeviriyor.  Kimileri ikisini de zikrediyor. Hadis sadece söz anlamında değil, haber, hikaye anlamında diyenler de var. Halbuki Kur’an’da söz kelimesi için “kavl“geçiyor. Kavl Kur’an’da 93 yerde geçer. Mesela 6 yerde geçen “kavl-i ma’rûf” iyi söz. 2 yerde geçen “kavl-i sedîd” doğru söz gibi:

Kavlun ma’rûfun ve magfiretun, hayrun min sadakatin … Güzel, yapıcı bir söz, bir bağışlama, ardından bir eziyet gelen sadakadan daha üstündür.”  (Bakara 263)

Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden) Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sağlam söz söyleyin!” (Ahzab 70)

Bize göre Kur’an’da hadis geçmiyor demek Kur’an’ın ileri görüşü olmadığını, sıradan olduğunu öne sürmek demektir. Kaldı ki anlam söz de olsa bu Peygamberin sözlerini de kapsar. O yüzden yukarıdaki meallerde ikisini de aldık.

Bir hadis, eğer belgesi sağlam ise ve metni de Kuran’a  uygunsa sahih (gerçek, doğru) olarak kabul edilir ve sadece Kuran’ın tefsiri (yorumu) ve uygulaması olur. İslam hukukunun, Kur’an ayetleri yanında diğer bir temelini teşkil eder. Kabul edilebilecek hadislerin sayısı fazla değildir, bunların özü  zaten Ku’ran’da vardır. O halde Peygamber dahi olsa insan olan birisi tarafından söylenen sözler (hadisler) öncelik taşımamalı, Kuran’daki İslam neyse ona itibar edilmelidir.

Bu görüş bugüne kadar uydurma hadislere dayandırılarak istenen tarafa çekilen ve hurafeleriyle, İslam’da kesinlikle olmayan ruhban sınıfıyla sektör haline getirilen İslam’da devrim niteliğinde olmuştur. Bu yüzden de dinci, gerici, baron/şeyh takımı çıkarlarının ellerinden gideceği korkusuyla bu görüşte olanları hadisleri ortadan kaldırmak, yok saymakla suçlamışlardır. a

Bu konuda en ileri giden “Hadislerin Kur’an’a ihtiyacından daha fazla Kur’an’ın hadislere ihtiyacı olduğunu” öne sürerek Vahyi (haşa) eksik hale getiren Fethullah Gülen’dir

İkamelerin Kur’an’ı anlamayı nasıl ilgisizleştirdiğini Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır anlatıyor: “Yıllarca Süleymaniye’de hutbe okuyup vaaz verdim.İlk yıllarda cemaate ben de çoğu gibi masallar ve menkıbe benzeri şeyler anlatıyordum.Sonra düşündüm,ben ne yapıyorum dedim ve bir zaman sonra ayetler anlatmaya başladım,Kur’an ayetleri eksenli hutbe ve vaazlara başladım. Baktım ki ayetlerden bahsetmeye başlayınca cemaat azalmaya başladı,gelenlerin de çoğu dinlemiyordu.

Konumuz hadis olunca artık hayatta olmayan İlhan Arsel diye birinden bahsetmeden de geçmemek gerekecektir. Evangelistlerin maşası bu şahıs, ateist kamuflajı altında güya arada Hıristiyan ve Yahudi dinlerini de eleştirerek Müslümanları dinlerinden soğutmakla görevlendirilmişti. Aynen Feto gibi vatanı Amerikaydı. Tüm iddialarında yukarıda açıkladığımız uydurma hadisleri kaynak göstermiş, hiç bir zaman din aleyhine Kur’an’dan örnek verememiştir. Yazdığı kitapların yeri bu yüzden “geri dönüşüm kutusudur”. Bu truva atının en büyük hedefi Prof. Yaşar Nuri Öztürk’dür. Zira Hoca önemli bir zamanını yukarıda bahsi geçen uydurma hadislere savaş açmaya, kitleleri bu konuda aydınlatmaya harcamaktadır ki böylece İlhan Arsel’in bütün çabalarını boşa çıkarmıştır. Bu uydurma hadislere birkaç örnek:

Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.” (Buhârî, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsûf 9, Nikah 88; Müslim, Küsûf 17/907, İman 132/79; Nesâî, Küsuf 17/3, 147; Muvatta, Küsuf 2/1, 187)

İşlerinin başına kadınları getiren bir kavim, felaha eremez” (Tirmizi, Fiten 75; Nesei, Kudât 8)

Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.” (Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338; Ebu Davud, Salat 110/720)

Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.” (Ebu Davud, Tıb 24/3922; Müslim, Selam 34/115; Buhari, Nikah, 17/4805)

Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.” Buhari 9/1391

Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omzumum arasına koydu. Öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.” Hanbel 5/243

Altın ve ipek ümmetimin kadınlarına helal, erkeklerine ise haramdır.” Müslim 2/16

Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya’da depremler olur.” İbn-i Kesir Tefsiri, 2/29 68/1

Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır.” Buhari-Tesavir, 89

Dinini değiştireni öldürün.” Neseî 7-8/14; Buhari 12/188. Halbuki Kur’an tersini buyuruyor:Dinde zorlama yoktur.” Bakara 256

Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” (Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1)

Dincilere göre Müslim ve Buhari hadis kitaplarının en doğrusudur ve oralarda yazılı tek hadisi inkar eden kafir olacaktır.

Yararlanılan kaynaklar:

Yaşar Nuri Öztürk. 500 Soruda İslam, İstanbul, 1989.

Yaşar Nuri Öztürk. Kur’an’daki İslam. Yeni Boyut. İstanbul. 2000.

Çeşitli video kayıtları

Ahmet Koç. Dini İletişim bağlamında Kur’an’da “Kavl” (söz) çeşitleri.Diyanet İşleri Dergisi. Cilt: 44 • Sayı: 4 • Ekim – Kasım -Aralık 2008

vb

Bülent Pakman. Nisan 2010. Son güncelleme Mayıs 2014. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Dine  ilişkin yazılarımız :

Twitter Widgets

Sharjah 2011Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Bülent Pakman video kanalı 1

Bülent Pakman video kanalı 2

Bülent Pakman video kanalı 3

İslam’da Hadislerin yeri nedir? için 2 cevap

  1. ibrahim Özdemir dedi ki:

    Bu siteyi açıp, böyle önemli ve çok faydalı olan hadis konusunu burada işleyip, insanların okuyup yararlanmasına vesile olduğunuz için allah sizlerden râzı olsun inşallah… elinize ve yüreğinize sağlık arkadaşlar… 👍👍👍

  2. tuncay dedi ki:

    Cok ama cok faydali oldu Sag olu var olun asla eksik olmayin ALLAH sizden kalbinize göre razi olsun::

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s