Milli Mücadelenin başlarında Kızıl Ordunun Kafkaslarda ilerleyişi – Analiz

Önceki yazıyı okumak için lütfen tıklayın: Osmanlı Ordusunun Kafkasya’yı terk süreci -Analiz

7.4 Azerbaycan Misak-ı Milli’ye dahil edilebilir miydi?

Yukarıda da anlattığımız üzere, Osmanlı zamanında Azerbaycan’ın kurulma aşamasında ve sonrasında Azerbaycan Türkleri kardeş halk olarak görülmüş, Azerbaycan’ın ilhakı düşünülmemişti. Azerbaycan’da ne o zaman ne de daha sonra katılım talebi olmamıştır. Misak-ı Milli son Osmanlı Meclisi tarafından 28 Ocak 1920 de kabul edilmişti. Azerbaycan o sırada bağımsız bir devletti ve bu tarihten 7 ay sonra Sovyet bloğuna katıldı. Kızıl Ordu Azerbaycan’a girmek üzereyken Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Erzurum Kongresi’ni değerlendirdiği konuşmasında; mütareke tarihindeki sınırların “millî sınır” olduğunu vurgulamış ve bu sınıra Elviye-i Selâse’yi de dahil etmişti. Mustafa Kemal, daha ileri gidecek askeri gücü olmadığından, barış görüşmelerinde itirazları asgariye indirecek bu tutumu benimsemişti.

7.5 Kafkas Seddi neyin nesiydi?

1. Dünya savaşı sonunda Orta Doğu petrollerine hakim olan İngiltere Bakü petrollerinin de üzerine de oturmuştu. Ancak bu iğreti bir oturmaydı. Zira İngilizlerin çok iyi bildiği bir gerçek vardı. Çarlık döneminde Rusya’nın petrol ihtiyacı Bakü’den karşılanıyordu. Bu petrol, Volga (İdil) Nehri üzerinden Rusya’nın tüm şehirlerine taşınmaktaydı.  Ekim devriminden sonra şiddetli bir iç savaş geçirmekte olan Rusya’da Bolşeviklerin, zaferlerini temin etmek ve Birinci Dünya Savaşında oluşan tahripleri onarabilmek için Lenin’in Bakü petrolüne Çarlık dönemine göre daha fazla ihtiyacı vardı. Rusya’nın hayat kaynağıydı Kafkas ötesindeki Bakü petrolleri. Bolşeviklerin ilk hedefinin Bakü olac*ağını gayet iyi bilen İngilizler bunu engellemek zorundaydılar. Ancak geniş bir cihan savaşından yeni çıkmış İngiliz halkı artık askere gitmek, çarpışmak ve ölmek istemiyordu. Bu durumda İngiliz askeri dışında bir plan geliştirildi. İngilizler, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ın askeri güçlerini birleştirerek Kafkasya’da Kafkas seddi  oluşturmaya karar verdiler. Bunda baş rolü Ermeniler oynayacaktı. Ermeniler bu görevi daha önce de, biri Doğu Anadolu’da diğer Azerbaycan’da olmak üzere iki kez yerine getirmişlerdi. Her ne kadar her seferinde Türk Ordusuna yenilmişlerse de artık Türk ordusu teslim olmuş, terhis edilmişti yani Türklerin çetelerden başka güçleri kalmamıştı. Onların da o andaki tek nefes kapısı, Kafkasya kapısı, Ermenistan tıkacı ile kapatılacak,  Trabzon’dan Van Gölü güneyine kadar olan bölgeyi içine alacak şekilde büyütülerek bir “set” haline dönüştürülecek Anadolu Türkleri ile Orta Asya Türklerinin ilişkisini koparacaktı.

Öte yandan Bolşevik ordusu Menşevik Denikin komutasındaki Beyaz Ruslarla savaşmaktaydı. İngiliz General Thomson Hazar donanmasıyla Dağıstan’ı işgal edebilmeleri için Beyaz Ruslara destek verdi karşılığında da Kafkas Seddine destek sözü aldı. Ermeniler Van ve Bitlis’i ele geçirince Irak’taki İngilizlerle birleşilecek İngilizler de Orta Doğu ve Kafkasyadaki yerlerini sağlamlaştıracaktı. İngilizler bu planın benzeriyle, yani kendi askerlerini savaştırmama politikalarıyla, Batı cephesinde Yunanlıları da kullandılar. Nitekim 1922 Eylül’ünde Çanakkale’de İngiliz kuvvetlerine ültimatom vererek kenara çekilin geçeceğiz diyen Kemal’in askerlerine karşı İngilterenin o zaman ki Başbakanı Lloyd George saldırı emri vermiş ancak emri kimse dinlemeyince 12 Ekim 1922 de istifa etmek zorunda kalmıştı. Bu olay İngiliz askerlerinin savaşa karşı isteksizliklerinin en önemli kanıtıdır.

Kazım Paşa sed planına karşı Mustafa Kemal’e ikili oynama tavsiyesinde bulunmuştu. Ayrıca İngiliz ordusu olmadan Kafkas Seddinin kurulamayacağı görüşündeydi. Fevzi Paşa ve İstanbul’daki diğer paşalar ise İngilizlerle anlaşarak ve Osmanlı ülkesinin bağımsızlığını onaylatmak şartı ile Kafkas Seddine yardım edilebileceği görüşünü öne sürüyorlardı. Mustafa Kemal’in görüşleri ise farklıydı. Bunu Türkiye’nin kati mahvı projesi sayıyordu. O sırada savaş halinde oldukları İngilizlere böyle bir imkan verilirse Ermenistan çok güçlenecekti. Doğu cephesinde resmi veya resmi olmayan seferberlik yaparak Kafkas seddini arkadan yıkacak güçleri yığmaya başlamak, içten millî örgütlenmeyi son derecede genişletmek ve güçlendirmek, mütareke sırasında silah, cephane ve malzememizi vermemek yeni Kafkas hükümetleriyle ve özellikle Azerbaycan ve Dağıstan gibi İslam hükümetleriyle acele olarak ilişki kurarak itilaf planına karşı kararlarını ve durumlarını anlamak, Kafkas milletlerinin bu sete katılmaya karar vermeleri durumunda saldırıya geçmek için Bolşeviklerle anlaşmak taraftarıydı. Mustafa Kemal düşmanlarımızın düşmanı olduğu için Moskova’nın bu konuda destek vereceği görüşündeydi. En önemli görev ise İtilafın zaman kazanmasına meydan vermemek ve onun maskesini atıp memleketin tüm direniş unsurlarını birleştirecek bir neden yaratmaya zorlamaktı.

10 Ağustos 1920 de imzalanan ve Doğu Anadolu’yu Ermenistan ve Kürdistan’a bırakan Sevr Anlaşması Mustafa Kemal’in haklılığını göstermişti. Sevr uygulanarak İngilizler kendilerine uşaklık edecek Ermeniler ve Kürtler sayesinde Bakü ve Orta Doğu petrollerini ele geçirecekti.

Gerçekten de Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan Hükümetleri İngiliz mandasını benimsediler. Böylece sed oluşturulmaya başlanacaktı. Ancak Bolşeviklerin Denikin’i, Kazım Karabekir’in Ermenileri yenmesiyle ve Bolşeviklerin Türkiye ile sınır komşusu olmasıyla Kafkas Seddi/Sevr gündemden kalktı.

7.6 Ermeniler neden imtiyaz görüyordu?

Çarlık Rusyası, 1700’lü yıllarda ilk olarak, nüfusunun büyük kısmı Müslüman Türklerden oluşan Kırım’ı işgal ederek Kafkaslara doğru harekâta başladı. Kafkasları işgal edebilmek için, Hıristiyanları yerleştirme politikası güttü. Bu politikanın gereği olarak bir taraftan Slav Hıristiyanları Kuzey Kafkasya’ya yerleştirilirken, diğer taraftan da Ermenileri Güney Kafkasya’ya davet etti. Rusya, Kafkasya’ya indikten sonra da sürdürdüğü bu plan gereğince, orada bulunan Gürcü ve Ermeni cemaatleriyle ayrı ayrı dostluk ve ticaret antlaşmaları imzaladı. Gerek Osmanlı Devleti ve gerekse İran’a karşı yaptığı savaşlarda Ermenileri kullandı. Buna karşılık Ermenilere Rusya’nın himayesi altında bir Ermeni Krallığı vaadettiler. Çar orduları generali Sisyanov, 1805’de Çar’a gönderdiği raporda, Karabağ coğrafi bakımdan Anadolu, İran ve Azerbaycan’ın kapısıdır, diyerek Kür-Aras nehirleri arasındaki bölgenin stratejik önemini belirtmişti. Ruslar ve Ermenilerin ortak noktası Türk toprakları üzerinde her zaman gözleri olmasıdır.

Ermeniler 1827’de General Paskeviç komutasında Rus ordusu ile birlikte İran’a karşı savaştılar. Böylece Türk toprağı olan Revan, Nahçivan ve Mugan ovası Rusların eline geçti. Karşılığında Ruslar, Ermeni kilisesinin yardımıyla Güney Azerbaycan’dan kırk bin Ermeni’yi Revan Hanlığı topraklarına yerleştirdiler. 1828 – 1829  Osmanlı-Rus Savaşında yüz bin Ermeni, Erzurum ve Eleşkirt bölgesinden, Rusya’ya geçerek Türk halkının sürgün edildiği Karabağ, Revan, Ahılkelek ve Ahıska bölgelerine yerleştirildiler. Buna rağmen 1897 nüfus sayımında Revan’da Ermenilerin oranı % 37, Türklerin oranı % 52’ydi. Revan hakkında daha geniş bilgileri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

7.7    Kızılordu yaklaşırken Güney Kafkasya ve Anadolu’da durum nasıldı?

7.7.1 Bolşevik ihtilali sonrasında Rusya’daki Türkler ne yaptılar?

Stalin ve Lenin 24 Kasım 1917’de Rusya Türklerine hitaben:  “Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibirya ve Türkistan Kırgızları ve Sartları, Kafkas Ötesinin Türk ve Tatarları, Çeçenler ve Kafkas Dağlıları, sizler!…Camileri ve ibadethaneleri yıktırılmış, inanışları ve gelenekleri Çarlar ve Rusya’nın yıkıcıları tarafından boğulmuş olan sizler!…İnanışlarınız ve gelenekleriniz, milli ve kültürel kurumlarınız bundan sonra serbesttir ve dokunulmazlık içindedir. Milli hayatınızı serbestçe ve müdahalesiz şekilde organize ediniz. Bu sizin hakkınızdır. Biliniz ki, haklarınız Rusya’nın bütün halklarının hakları gibi, İhtilalin bütün gücü ve onun organları olan milletvekilleri, işçiler, askerler ve köylülerin Sovyetleri tarafından korunacaktır. O halde, bu ihtilali destekleyiniz…”  şeklinde bir komünist manifestosu ilan ettiler. Bunun arkasından “Rusya’nın ve Doğu’nun bütün Müslüman işçilerine” hitaben yayınlanan özel çağrı da da Müslümanların inanışlarına ve geleneklerine saygı gösterileceği vaat ediliyordu. Lenin, “Halklar hapishanesinin kapılarını sonuna kadar açacağız. Her halk kendi kaderini kendisi tayin edecektir.” diyordu.

Azerbaycan da dahil olmak üzere Rusya Türkleri  bu bildiri uyarınca bağımsız devletlerini kurmaya başladılar. Rusya’daki iç savaş yüzünden Bolşevikler başlangıçta bu devletlere göz yumdular. Hatta Lenin’in, İngiliz-Denikin ittifakına karşı Bakü ve Buhara’nın örgütlenmesi şeklinde gizli bir talimatı bulunmaktadır. Yeni Türk devletlerini kuvvet kullanarak ortadan kaldırmak isteyenler Menşevik Denikin ve İngilizler oldu. Menşeviklere karşı Rusya Türklerinin topyekun silahlı mücadeleleri sayesinde Bolşevikler Beyaz Rus ordularını daha kolay yenilgiye uğratabildiler.

7.7.2  Bolşevik ihtilali sonrasında Azerbaycan ne yaptı?

Azerbaycan’da  durum şu şekildeydi: Mondros gereği Azerbaycan’dan çekilen Osmanlı ordusunun boşluğunu Mondros ile ilgisi olmamasına rağmen İngilizler doldurdu. İngilizler bütün Güney Kafkasya’da mandacılık siyaseti kurdular. Mevcut hükümetleri tanımamakla birlikte istediklerini yaptırıyor, yapmayanları lağvediyorlardı.

İngilizler Bakû petrolünün Astrahan’a götürülmesini yasaklayıp Bolşevikleri en önemli yakıt bölgesinden yoksun bırakmak suretiyle ekonomik abluka altına alma plânını uygulamaya koydular. Demiryollarını, su ulaştırmasını, devlet bankasını, telgraf ve postayı-ele geçirdiler. Ülkenin petrol sanayiini denetimleri altına aldılar, ”Britanya Petrol Yönetimi”ni kurdular ve Bakü’den petrol ithaline başladılar.

Resulzade liderliğindeki Azerbaycan hükümeti, tanınma karşılığında mandacılığa razı oldu. Bu politika, İngilizlerin baş düşmanlığı üzerine siyaset güden kurmuş olan Mustafa Kemal’in hiç işine gelmiyordu. Atatürk bu noktadan itibaren Azerbaycan’ın bağımsızlığına değil Hükümetine karşı oldu, yerine İngiliz karşıtı olacağı kesin olduğundan Bolşevik hükümeti yönetime gelsin istedi. Atatürk’ün konuşmaları bu yöndedir. Azerbaycan bağımsızlığını kaybetmesi ile ilgili hiçbir isteği olmamıştır.  Bunun önemli bir kanıtı Atatürk’ün , Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği gizli bir emirdir. Bu emirde Atatürk; Azerbaycan’ın tamamen ve gerçek anlamda bağımsız bir devlet haline gelmesine taraftar olduğunu, bunun temini için Rusları gücendirmeden ve kuşkulandırmadan gerekli tedbirlerin alınmasını, aynı zamanda, Azerbaycan’ın petrol vb. tüm doğal kaynaklarına yeniden sahip olabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını, Karabağ gibi, Türklerin nüfusça yoğun bulunduğu yerlerin, Ermenilere verilmesinin önlenip Azerbaycan’a bağlı kalmasının sağlanılması için gerekli çalışmaların yapılmasını, Rusların Azerbaycan’da yapacakları muamelenin bütün İslam aleminin Bolşevikleri tartmak için bir numune teşkil edecek olmasının Ruslara anlatılmasına gayret olunmasını istemiştir.

Bu arada İngiliz kuvvetlerinin sayısı yetersizdi. İngiliz milleti savaş yorgunuydu, daha fazla savaşmak istemediklerinden  takviye birlikleri göndermediler. İran’dan gelen mevcutlar yetersiz kaldı. Bu sefer de Tebriz’de Şeyh Muhammed Hıyabani harekatı  baş gösterdi. İngilizler mecburen açığı Ermeni Daşnaklara kapattırdılar. Daşnaklar verilen yetki ve serbestiyet karşılığında Azerbaycan ve Türkiye Türklerine saldırarak Azerbaycan ve Misak-ı Milli sınırları içerisindeki toprakları ele geçirmeye başladılar. Güney Kafkasya’da durum içinden çıkılmaz hal almışken diğer taraftan Kuzey’de Denikin ve İngiliz kuvvetleri ile Kızılordu arasında savaş sürüyordu.

7.7.3 Türkiye Azerbaycan’a yardıma gelemez miydi?

Türkiye Milli Mücadele adı altında yeni bir örgütlenmeyle, elindeki bütün imkansızlıklara rağmen bir taraftan Yunan işgaline karşı koymaya diğer taraftan Anadolu’nun her yerinde çıkan isyanları bastırmaya çalışıyordu. Türkiye, doğusu dahil yangın yeriydi. Yunan yaklaşıyordu, Ankara Sivas’a taşınma hazırlıklarına başlamıştı.

Kızılordu’nun Azerbaycan’a girdiği tarihte, 27 Nisan 1920’de Ankara hükümetinin elindeki tek ordu Mondros Mütarekesine aykırı olarak Mustafa Kemal’in terhis ettirmediği Kazım Karabekir’in komutasındaki Osmanlı’dan kalma 15. Kolordu idi. Batı Anadolu’da Yunan, Güneyde Fransız işgaline karşı koyan, Anadolu’nun her tarafında çıkan isyanları bastıran Türk ordusu yoktu. Milli Mücadele sonradan Kuva-yı Milliyeciler adını alan çeteler tarafından yürütülmeye çalışıyordu. Mustafa Kemal T.B.M. Meclisinin, 12 Temmuz 1920’de yaptığı toplantıda Avrupa devletlerince silahlandırılmış ve donatılmış Yunan ordusuna sadece milli ve gönüllü kuvvetlerle karşı koymanın mümkün olmadığını belirterek, artık TBMM’nin gerçek anlamda bir orduya sahip olması gerektiğini ileri sürdü. Bunun üzerine TBMM’nin kararı ile düzenli ordu kurulmaya başlandı.

Atatürk bu durumda bile, Batı’da çok ihtiyacı olmasına karşın, elindeki tek orduyu Doğu cephesinde tutmuş ve Ermeni Daşnakları yenerek, Nahcıvan dahil işgal altındaki toprakları, köyleri ve şehirleri kurtarmış, Türkiye’nin Doğu Misak-ı Milli sınırını anlaşmalarla güvence altına almıştı. Ankara hükümeti ilk diplomatik temsilciliğini Bakü’de açtı. Azerbaycan ile yakın ilgisini sürdürdü. Yapabileceğinin en iyisini yaptı. Mustafa Kemal’in bunlardan başka askeri açıdan yapabileceği hiçbir şey yoktu. Doğu’da Rus ordusuna karşı koymayı düşünmesi bile mümkün değildi.

7.7.3.1 Kızılordu’nun Azerbaycan’ı işgalinden 1 yıl sonra Türk ordusu ne haldeydi?

Askerin üstünü başını görseniz ağlardınız. Ağustos (1921) ayı. Hava kavurucu sıcak. Otlar iyice kavrulmuş, cayır cayır yanıyor. Ayağımız çıplak. Yanan otları ayağımızla söndürüyor, oraya çöküp düşmana ateş ediyoruz. Sivrihisar’a yakın bir yerde mola verdik. Gece gizlice kasabaya gittim, zifiri karanlık. Bir evi fener ışığı aydınlatıyor. Evin kapısını çaldım. Kapıyı açıp açmamakta tereddüt etti. ‘Korkma, ben Mustafa Kemal’in askeriyim. Ayağımda ayakkabı yok. Parasını vereyim, ayağıma giyecek bir şeyler ver’ dedim. Tesadüf, orası yemenici dükkânıymış. Bana bir çift yemeni verdi. Sökülünce dikmem için de balmumu iple iğne de verdi. Hemen yemeniyi ayağıma sardım. O kadar rahat etti ki ayağım. Bana artık karada ölüm yok. Birliğime adeta uçarak gittim.” Yakup Dede…İstiklal Savaşı Gazisi

O gün Duatepe’de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşları ile kutluyorduk. Mürettep Kolordumuzun Kurmay Başkanı Hayrullah (Fişek), bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ortada bir cılız tavuk ile, dört/beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu. Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa, Ben, Kazım Bey, sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah Bey (Fişek), Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu), Salih Bey (Bozok) biraz uzaktaydılar. Atatürk, Kolordu Komutanı Kazım Bey’e dönerek:
– Erlere yiyecek ne verebildiniz? dedi.
– Kazım (Özalp) Bey şaşırdı, durakladı, Kurmay Başkanı’na dönerek:
– Hayrullah Bey, erlere ne verebildik? diye sordu.
– Efendim, dün sabah tedarik ettiğimiz buğdayı kavurmaları için birliklere dağıtmıştık…
Mustafa Kemal Paşa, biraz durakladıktan sonra ayağa kalktı ve tavuğa el atmadan yürüdü… Biz de onu takip ettik. Diğer arkadaşlar da ne tavuk, ne de bir dilim ekmeğe el sürebilmişti. O akşam hepimiz aç yattık… ” Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz

Yunan ordusu karşısında asker kaçakları sebebiyle düzenli bir ordu kurulamıyordu. Karşılarında duracak bir güç olmadığından Yunan ordusu fazla direnişle karşılaşmadan ilerleyebiliyordu. Böylece Ankara’ya yaklaştı. Halife ve saltanat propagandası yapanlar halkın millî direniş kuvvetlerine katılmasını olumsuz etkiliyordu. Osmanlı’nın Kuva-yı Milliye hakkındaki olumsuz fetvası, Yunan uçakları tarafından Anadolu’ya atılıyordu. Asker kaçaklarından meydana gelen çeteler köy ve kazaları soyuyordu. Ayrıntılarını OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Türk ordusu 23 Ağustos 1921 de başlayan Sakarya Meydan Muharebesi’ne kadar Yunan ordusuna saldıracak güçte değildi. Sakarya’da Yunan’ı durdurabilmiş ancak yenecek güce hala sahip olamamıştı. Türk ordusunun taarruza girişmesi için büyük eksikleri vardı. Bunların giderilmesi için halktan son bir kez özveride bulunması istendi. Bütün mâli kaynaklar son sınıra kadar zorlandı ve hemen hazırlıklara başlandı; subaylar ve askerler saldırı için eğitilmeye başlandı. Ülkenin tüm kaynakları ordunun emrine verildi. Kapanan Doğu ve Güney cephesindeki birlikler de Batı cephesine kaydırıldı. Ancak tüm bu çabalara rağmen süvari birlikleri dışında asker sayısı, top, makinalı tüfek, uçak gibi araç, gereç açısından Yunan ordusu Türk ordusunda hala daha üstün durumdaydı. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruzun  kazanılmasının en önemli iki sebebi çok iyi bir askeri plana göre hareket edilmesi ve Yunanlıların bir sürprizle gafil avlanmasıdır. Mesela cepheye asker sevkiyatı düşman uçaklarının görmeyeceği şekilde gece yapılmış, Ahır Dağı’ndaki Ballıkaya geçitinde Yunan’ın gece asker bulundurmadığı keşfedilmiş. 5. Süvari Kolordusu gece sabaha kadar buradan geçerek düşmanın yan ve gerilerine sarkıp sabah cepheden başlatılan topçu ateşi ile birlikte taarruz edince Yunan ordusu büyük paniğe kapılarak hızla İzmir’e kaçmaya başlamıştı.

7.7.3.2 Kızılordu’nun Azerbaycan’ı işgalinden 3 yıl sonra Türkiye’nin hali nasıldı?

Doktor sayısı 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanları kırıyor. Üç milyon insan trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60’ı geçiyor. Nüfusun % 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Sığır vebası hayvancılığı öldürüyor. Banka yok yerine tefeciler var. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz durumda. Dört mevsim kullanılabilir karayolları yok denecek kadar az. Güya tarım ülkesinde ekmeklik unun çoğu dışarıdan getirtiliyor. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyor. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Yetişkin nüfusun okuma yazma oranı % 10’un altında.

7.7.3.3 Milli Mücadelede Bolşevik sempatizanlığı ne kadar etkindi?

Türkiye Cumhuriyeti kuruluş aşamasında anti emperyalist bir mücadele vermiş, bu da sömürü altında olan bütün halklara örnek teşkil etmişti. Milli Mücadele sırasında, Türkiye’nin emperyalist devletleri yendikten sonra komünist olacağını iddia edenler olmuştur. Mesela Amiral Sir F. Derobeck, Lord Curzon’a gönderdiği 28 Temmuz 1920 tarihli raporda “… Kürt liderleri Mustafa Kemal’i sevmezler, çünkü o Bolşevikliği getirmek istiyor…” demektedir. Kazım Karabekir de yıllar sonra hatıralarında Mustafa Kemal’in milli mücadele sırasında  “bolşeviklik ilan etmeyi düşündüğünü” yazmıştır.

Ancak Ruslar öyle düşünmüyorlardı, İstanbul’daki mandacılara karşı “İstiklali tam“, “Ya İstiklal ya ölüm” diyen Mustafa Kemal’in gerçek bağımsızlıkçı, milliyetçi, ulusalcı yüzünün istihbaratını alıyorlardı. 17 Aralık 1920 tarihinde Rusya Komünist Partisinde yapılan bir toplantıda Lenin; “Türkiye’de yönetim bizi İtilafa satmaya hazır, kadetlerin, oktobristlerin, milliyetçilerin elinde. Ancak bizi satmaları çok güçtür, çünkü Türk halkı İtilafın yaptığı zulme karşı ayaklanmıştır. Biz bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetine, feodalleri başlarından atmış olan Müslüman köylülerin haklı kurtarılışını gerçekleştirmek için yardımımızı sürdürdükçe, Sovyet Rusya’ya karşı yakınlığı artmaktadır.” demiştir. Ancak diğer yandan, Türk halkının kendilerinden taraf olacağından, Anadolu’daki Bolşevik yanlılarının propagandaları sonucu kendi taraflarına çekileceğinden ümitlilerdi.

Nitekim Lenin “Mustafa Kemal sosyalist değildir. Fakat görünen o ki, iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, geleceği düşünen, akıllı bir liderdir. O emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşı yürütüyor. Ben, onun emperyalistleri yeneceğine, onların gururlarını kırarak ülkesini emperyalizmin zulmünden kurtaracağına inanıyorum. Bu aynı zamanda emperyalizme karşı savaşan Sovyet halklarının da zaferi olacaktır.” da diyordu.

Azerbaycan Devrim Komitesi Başkanı Neriman Nerimanov, 19 Ağustos 1920 tarihinde TBMM başkanlığına gönderdiği mektubunda, “...Başka kurtuluş yolu yoktur. Müslüman komünistleri sizin amacınıza ulaşmanız için tüm güçleriyle yanınızda olacaklardır. Aksi taktirde ne sizin için ne de bütün doğu milletleri için kurtuluş yolu kalmayacaktır.” diyordu. (Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Cilt 2, shf.430).

1-8 Eylül 1920 tarihleri arasında Bakü’de düzenlenen Şark Milletleri Kurultayında Kongre başkanlığına seçilen Zinoviev konuşmasında Türkiye ile ilgili şunları söylemekteydi: “Biz, bizimle aynı düşüncede olmayan kitlelere de sabırla yardım ediyoruz. Bunlar fikren dahi bize muhaliftirler. Mesela Sovyet Hükümetinin Türkiye’ye yardımcı olduğunu biliyorsunuz. Biz, başında Mustafa Kemal bulunan hareketin Komünist hareketi olmadığını bir dakika bile unutmuyoruz. Ankara’daki halk hükümetinin birinci oturumunun stenograf zaptı gözümün önündedir. Mustafa Kemal, halifenin şahsını düşmandan kurtarmak istiyor… Bu Komünist prensibi midir? Hayır asla… Mustafa Kemal’in Türkiye’de yürüttüğü siyaset, Komünist enternasyonalin siyaseti değildir. Fakat İngiliz hükümetinin aleyhine yürüyen her inkılap mücadelesine yardım etmeye hazırız. Bu saatte Türkiye’de terazinin gözü kim zengin ise onun tarafına eğilmektedir. Lakin bunun başka türlü olacağı zaman da gelecektir“.

Yani o aşamada Bolşeviklerin doktrinleri gereği Kuva-yı Milliyecileri desteklemekten başka çareleri yoktu. Komintern (Komünist Enternasyonal) belgelerinde bu tutumun nedenleri belirtiliyor: Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye’nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir.

Bu arada Zinoviev’in  Mustafa Kemal gibi bir zekayı anlayamamış olması gayet normal. Mustafa Kemal başlardaki “Halifeyi düşmandan kurtaracağız” politikası bazı gelenekçi-hacı-hoca takımının Milli Mücadele’ye katılımını sağlamak içindi ve bunda  büyük ölçüde başarılı olmuştu.

Milli Mücadele sırasında Bolşeviklik fikrinde olanlar azımsanmayacak miktardaydı. Mustafa Kemal onları şiddet kullanılarak etkisiz hale getirmenin doğru olmayacağını şöyle açıklıyordu: “…siyâseten iyi ilişkilerde bulunmayı gerekli gördüğünüz Rusya cumhuriyeti tümüyle komünisttir. Eğer böyle şiddet önlemlerine başvurursak, Ruslarla ilişkide bulunmamak gerekir. Oysa biz, birçok siyasal düşünce ve nedenle Ruslarla temas etmeyi, ilişki kurmayı istedik ve istiyoruz, isteyeceğiz. O halde uygulayacağımız önlemler de dostluğunu istediğimiz bir milletin, bir hükümetin prensiplerini aşağılamamak zorundayız.”

Bolşevikler Türkiye’den çok şey bekliyorlardı.   İlişkide oldukları başka örgütler de vardı. Türkiye Komünistleri,  İttihat ve Terakki Örgütü’nün yeraltı teşkilatı diye anılan “Karakol Cemiyeti” gibi. Dönemin Dağıstan Bolşevik Partisi’nin bir raporunda şöyle denilmektedir. “Karakol adındaki Türk devrimci komitesi… Dağıstan’a Türk subayları göndermektedir… Cemiyetin Türk subayları, doğuda İngiltere’nin nüfuzunu yıkmak istediklerinden, Dağıstan’a İngiltere ile mücadele aracı gözü ile bakmaktadır ve İngiltere’nin baş düşmanının Sovyet Rusya olduğunu iyice bildiklerinden, Bolşeviklerle el ele verip, anlaşarak çalışmaktadırlar.”

Karakol’un lideri Kara Vasıf da Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal ve ekibiyle birlikte çalışma sözü vermiş olmakla birlikte Bolşeviklerle bağımsız ilişkilerini de sürdürmekteydi. Kara Vasıf Bey, Karakol Cemiyeti adına 1919 Ekim-Kasım aylarında Bolşevik hükümetinin temsilcisi Albay İlyaçef ile İstanbul’da görüşmelerde bulunmuştu. Daha sonra Karakol cemiyetini temsilen Bakü’de bulunan Karakol’un kurucularından Baha Sait Bey, Uşak kongresi delegesi sıfatıyla Rusya Bolşevik Partisi Kafkas Bölge Komitesi ile bir antlaşma imzalar. Ancak siyasi incelikleri gözardı ederek o ana kadar sürdürülen politika hedeflerini alt üst eden Türk ve Müslümanlar hakkındaki bölümleri de hayalden ileri gitmeyecek sakıncalarla dolu bu garip anlaşma, Kara Vâsıf Bey tarafından Mustafa Kemal Paşa’nın onayına gönderilince, Mustafa Kemal bu işe girişenleri azarlayacak ve Karakol Cemiyeti’nin bütün faaliyetlerini yasaklayacaktır. Esasen Sovyet yönetimi de anlaşmayı tanımaz.

Bu vesile ile Heyet-i Temsiliye’nin  Millî Mücadele’yi temsile yetkili tek kuruluş ve kuvvet olduğunu Sovyet yönetimi anlamaya başlamıştır. Düşmanımın düşmanı dostumdur diyen Bolşevikler ilk adımları atmaya başlayan Milli Mücadeleye de zaten kısa sürede ilgi duymuşlardı. Anadolu ve Trakya’da Müdafaai Hukuk derneklerinin kurulmasını ve halkın yabancı işgallere karşı silahlı Kuvayi Milliye birlikleri kurmasını, bir çeşit komünist ihtilali hazırlığı olarak değerlendiriyorlardı. İzvestia gazetesi, başlayan Türk ihtilalinin Sovyetlerin Ekim ihtilalinin bir benzeri ve devamı olacağını belirtiyordu. O günlerde Boğazların, düşmanları İhtilaf kuvvetlerinin elinde olması da hiç istemedikleri bir şeydi. Sovyetlerin baştaki tutumu, gerçekten dostane yardımlardan çok; kendi siyasal ve toplumsal düzenini bir Bolşevik ihtilali, sosyalist bir devrimi Anadolu’da da gerçekleştirme üzerineydi. 5 Mart 1919’da kurulan Komünist Enternasyonali, 1 Mayıs 1919 da yayınladığı bildiride, Anadolu’daki milli kuvvetleri kastederek, başlattıkları “ihtilâl”in sonunu getirmelerini istedi. Böylece Bolşevikler Anadolu’ya siyaset empozelerine başlamışlardı.

İttihatçılar, Enver Paşa, Mustafa Kemal, Kazım Paşa, TBMM mebusları, büyük ihtimalle Bolşevik devriminin ilk zamanlarındaki parlak anti-emperyalist vaatlerine, özellikle Stalin ve Lenin’in 24 Kasım 1917 manifestosunda Rusya Türklerine verdikleri devrime destek karşılığı bağımsızlık vaadine ümit bağlamışlardı. Bolşevizmin de emperyalist gördüğü İtilaf Devletleri ve özellikle İngiltere ile savaş halinde olunması da bu doktrinle örtüşmekteydi. Bütün bunları Mustafa Kemal’e yapıştırmaya çalışanlar olmuştur. Benzer şekilde TBMM’de Kazım Karabekir Paşanın da Bolşeviklikle suçlandığı olmuştur. Mustafa Kemal’in bu şuçlamalara “Kâzım Paşa’nın komünistlerle temasta olanlara karşı komünist görünmesi doğru olabilir; memleket ve millet için yararlı bir siyasal amacı sağlamak içindir; gerçekte komünist ve bolşevik olduğu için değildir” şeklinde cevap vermiştir.

Gerçek şuydu ki, Bolşeviklerle ilişkilerin iki önde gelen ismi de Mustafa Kemal de Kazım Karabekir de komünizm olumlu bakmıyorlardı. Mesela Sovyet hükümeti tarafından güvenilen ve Anadolu’daki komünist hareketin gelecekteki lideri olarak görülen, Türkiye Komünist Partisinin kurucularından Mustafa Suphi’nin, işgale karşı Anadolu’da savaşmak üzere Sovyetler Birliği’nde bulunan Türk askerlerden oluşturduğu ve Anadolu’daki Kuva-yı Milliye hareketi komutanlığının emrine gönderdiği bir Bolşevik Taburu Mustafa Kemal tarafından “bir arada olmaları sakıncalı görülerek” değişik birliklere dağıtılmıştı.

Mustafa Suphi

Türkiye Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi, partinin kuruluşundan itibaren, Türkiye’ye gelerek, işçi ve köylüyü teşkilatlandırıp halkı isyana özendirme amacındaydı. Yani Lenin’in Rusya’da yaptığını o Türkiye’de gerçekleştirmek istiyordu. Mustafa Suphi, Sovyet yardımı karşılığında Türkiye’de rahatça propaganda ve teşkilatlanma yapabileceğini düşündü.

Kazım Karabekir, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Ankara’ya gitmelerine izin vermemiş, korunmalarını üstlenmiş ve Trabzon’da Yahya Kemal’in eline teslim edildikten sonra Türkiye’den sınır dışı edilmişlerdir. Trabzon’dan bir tekneyle yurt dışına çıkartılırken arkalarından da Yahya Kemal’in silahlı adamları tarafından başka bir tekne yola çıkarak Mustafa Suphilerin peşine düşmüşlerdir. Açık denizde Mustafa Suphileri yakalayan silahlı adamlar, onları katletmişlerdir. Tekneden denize atılmışlardır. Yahya Kemal olarak bilinen kişinin, koyu İttihatçı olduğu ve Enver Paşa ile ilişkileri olduğu söylenmektedir.

Bir başka görüşe göre 1921 Ocak ayında Ankara’ya doğru yola çıkan Mustafa Suphi ve arkadaşlarına Doğu Cephesi Komutanı Kazım Paşa koruma vermediği gibi Kars ve Erzurum’da linç girişimlerine uğramalarına da ilgisiz kalmıştı. Mustafa Suphi oradan Kazım Karabekir’in yönlendirmesiyle Trabzon’a geçti.  28-29 Ocak 1921 gecesi 14 yoldaşı ile birlikte Trabzon’da faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Genel kanı bu cinayeti planlayanın Kazım Karabekir olduğudur. Hal böyleyse Kazım Paşanın bütün bunları, sürekli telgrafla iletişim halinde olduğu Mustafa Kemal’in bilgisi dışında yapmış olması biraz zor görünmektedir. Ancak Atatürk,  Kurtuluş savaşı koşullarında bile ve devamında Cumhuriyet döneminde yaptırım gerektiren hiç bir olayı yargılamadan yaptırım uygulamamıştır.

Sonuçta bu cinayetin kimler tarafından işlendiği kesinlik kazanmamıştır.

22 Ocak 1921 tarihinde TBMM’deki gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa, amaçlarının «millî sınırlar içinde bağımsızlık» olduğunu anlattıktan sonra şöyle konuşuyordu:
Efendiler, Bu esas üzerinde yürüyen insanlar, düşünen beyinler, doğal olarak, komünizmin geniş ve kayıt tanımayan esasları ile uyuşmazlar. Bu nedenle yüksek kurulunuzun izlediği siyaset, hiçbir zaman komünistlik esasına dayalı değildir. Bu böyledir, bunu tekrar ediyorum, bir defa daha. Fakat yine bilmektesiniz ki ve bütün dünya bilmektedir ki, bu millî esaslara derin bağlar bulunan Meclisiniz ve Hükümetiniz, bağımsız bir devlet olarak Rusya Bolşevik devletle ilişkilerinde hiçbir zaman komünistlik ve bolşeviklik esaslarını ağzına bile almamıştır.”

“…biz memleket ve milletimizin varlığını ve istiklâlini kurtarmak kurtarmak için karar verdiğimiz zaman kendi görüşlerimize bağlı bulunuyorduk ve kendi kuvvetimize dayanıyorduk. Hiçbir kimseden ders almadık, hiç kimsenin aldatıcı sözlerine aldanarak işe girişmedik. Bizim görüşlerimiz, bizim prensiplerimiz herkesçe bilinir ki, Bolşevik prensipleri değildir ve Bolşevik prensiplerini milletimize kabul ettirmek için de şimdiye kadar hiç düşünmedik ve girişimde bulunmadıkdiyen Mustafa Kemal ilerleyen yıllarda Eskişehir’de ülkenin en büyük düşmanın komünizm olduğu, her görüldüğü yerde ezilmesi gerektiğine dair bir demeç vermiştir. Ayrıca yukarıda alıntıladığımız, Sovyetlerin dağılacağı kehaneti de komünizm sempatizanı olmadığının bir başka göstergesidir.

7.7.3.4 Mustafa Kemal neden Bolşeviklere dönük bir politika izledi?

Anadolu’da Milli Mücadele sırasında ne olup bittiğini anlamadan aynı zamanlarda Bolşeviklerin Güney Kafkasyayı işgal sürecinde ne olup bittiğini anlamak da mümkün değildir. O yüzden önceki yazılarımızda her iki süreci de kronolojik olarak içi içe incelemeye çalıştık. Gelin eşleştirelim:

Anadolu’da Milli Mücadele teorik olarak 19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla başladı. 16 Mart 1920’ye kadar, deklarasyonlar, kongreler, meclis teşkili vb. şeklinde örgütlenmeler sürdürüldü. Bir taraftan da milli güçlerle Osmanlı’nın kışkırttığı ve bizzat içinde yer aldığı isyanları bastırılmaya çalışarak ve de en önemlisi yokluklar içerisinde mücadele devam ediyordu. Meclis-i Mebusan da dahil olmak üzere Babıali ve bütün hükümet daireleriyle beraber İstanbul’un, İngilizler tarafından cebren ve resmen işgal edilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de ilk kez toplanarak Anadolu’da hakimiyetin ve yönetimin kendisine geçtiğini resmen ilan etti. Aynı tarihte Kızılordu Azerbaycan sınırında bekliyordu. Kızıl Ordu Azerbaycan Meclisinin resmi daveti üzerine Azerbaycan’a girip ve ülkeyi ele geçirirken Anadolu’nun Yunandan temizlenmesinin gücünü oluşturacak Batı Cephesi Ordusu, kurulmaya çalışılıyor, çok yetersiz bir şekilde, ancak 25 Haziran 1920’de kurulabiliyor ve komutanlığına Ali Fuat Paşa getiriliyordu.  Türkiye Büyük Millet Meclisinin düzenli ordu olarak o tarihte elinde sadece Doğu Cephesinde Osmanlı’dan kalan ve neyse ki terhis olmayı reddetmiş bir Kolordusu vardı. Onun da gücü ancak Ermeni Ordusunu yenilgiye uğratmaya yetebilmişti, ki bu bile önemli bir zaferdi.

Güney Kafkasya’da Ermenilerin nereden nereye geldiğini, yani yoktan yer, yurt, ülke edindiklerini  diğer bölümlerde anlattık. Bunların bilincinde olan Mustafa Kemal, Güney Kafkasya’da Menşevik-Ermeni-İngiliz ya da Ermeni-İngiliz işbirliğinin başarıya ulaşmasının, Kürtleri de içerisine alarak Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın mahvına sebep olacağını öngörüyordu. Beyaz Rus ordusu Bolşevikleri, Ermeni Ordusu Kazım Paşa’nın kolordusunu yenseydi, Bakü petrollerine Menşevik Denikin-Ermeni-İngiliz işbirliği sahip olacaktı. Bu Azerbaycan’ın sonu demekti. Öyle bir süreçte bütün Azerbaycan Türkleri Ermeniler tarafından katledilecek/göçe zorlanacaktı. Bakü, Revan gibi, Ermeni şehri olacaktı. O nedenle, yukarıda sıkça vurguladığımız gibi,  bir gün dağılacağına inandığı Sovyetlerin Güney Kafkasya’nın güvenliğini sağlamasını tercih etmiştir. Bu tercihte Azerbaycan’ın bağımsızlığının kaybedilmesi tasavvur edilmemiştir.

Milli Mücadele sırasında Mustafa Kemal’in politikası şuydu: Bolşevikler Güney Kafkasya sınırlarına erişirse onlarla anlaşma yapılabilir Türkiye’nin Doğu sınırlarının güvence altına alınır, o sayede Batı cephesine dönülerek işgalciler ülkeden kovulur. Aynen de öyle olmuştur. Bunun ötesinde ne Mustafa Kemal ne de Bolşevikler Kızıl Ordu’nun Türkiye sınırlarından girmesini istemiş ne de böyle birşey düşünülmüştür.

Bir çok kaynağa göre Mustafa Kemal’in siyaseti gerçekçi ve pragmatist anlayışının bir sonucudur

7.7.4 Kızılordu gelirken Azerbaycan’ın ordusu ne durumdaydı?

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti hükümetinin 1919 yılı devlet bütçesinde askeri harcamalar bütçenin % 24’ünü oluşturuyordu ve o yıl 25 bin kişilik ulusal ordu kurulması öngörülmüştü.  1919 yılının sonlarında Azerbaycan ordusu iki piyade ve bir süvari tümeninden oluşuyordu. Ayrıca Gence’de iki topçu birliği ve hafif toplara sahip özel bir tümen oluşturulmuştu. Orduda aynı dönemde üç zırhlı tren, 4 savaş uçağı, 6 zırhlı araç vs. vardı. 1920 yılının başlarında Azerbaycan ordusunun özel heyetinin 40 bin kişiye ulaştırılması planlanıyordu. Askeri hizmete 19-24 yaşlarındaki seçkin gençlerin çağrılması öngörülüyordu. Orduyu kuvvetlendirmek için 5 tank, 12 deniz uçağı, 6 aeroplan (teyyare, uçak), 9 zırhlı araç vs. alınması planlanıyordu.  Gence’de bir askeri fabrika çalışmaya başlamıştı. Diğer taraftan Azerbaycan’ın Avrupa ülkelerinden silah alması da büyük sıkıntılara karşılaşmaktaydı. Öyle ki, itilaf ülkeleri Azerbaycan’ın Osmanlı Türkiyesi ile ilişkilerini bilerek, ona silah satmak istemiyordu. Tüm bunlara rağmen Azerbaycan ordusu sağlam ve yüksek disiplinli bir ordu haline gelmişti. 1919 senesinin Eylül ayında Bakü’de bulunan İngiliz askeri muhabiri Scotland Liddel gördükleri hakkında şöyle yazıyordu: “Bana burada karışıklıkla karşılaşacağımı söylüyorlardı, fakat hiçbir karışıklık görmedim … yol boyunca biz Azerbaycan ordusunun yüzlerce genç askeri ile karşılaştık, onlar iki yıl önce gördüğüm askerler değillerdi. Hatta bir ay öncekilerine bile benzemiyorlardı. Azerbaycan ordusu hızla yapılandı, hızla da gerektiği duruma geldi. Azerbaycan şunu fark etti, disiplinsiz ordu yaşayamaz. Azerbaycan’da Rusya’da bile bulunmayan demir disiplin hüküm sürmektedir”.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde (1918-1920) Azerbaycan’ın 21 savaş generali olmuştur. Bunlar Samet bey Mehmandarov, Aliağa Şıhlinski, Hüsrev Bey Sultanov, İbrahim ağa Vekilov, İbrahim ağa Usubov, Hüseynhan Nahçıvanski, Mirkazımhan Talışhanov, Firudin bey Vezirov, Galip Bey Vekilov, Daniyal bey Hallacov, Aliyar bey Haşımbeyov, Süleyman bey Efendiyev, Timur bey Novruzov, Emir Kazım Mirza Kaçar, Muhammed Mirza Kaçar, Emenulla Mirza Kaçar, Feyzulla Mirza Kaçar, Cevad Bey Şıhlinski, Mehmet Sadık Bey Ağabeyzade ve diğerleri idiler. Korgeneral Memmedbey Sulkeviç (Litvanya Tatarı, Azerbaycan vatandaşlığını kabul etmişti) 1918 – 1919 yıllarında Azerbaycan ordusunda Genelkurmay’ın reisi ve bir müddet sonra korpusun komutanı olmuştur.

Görüldüğü gibi bolca öngörme ve planlama var. Kabul etmek gerekir ki 17 Kasım 1918 de İngilizlerin 5 bin kişilik ordusuna kurşun atamayan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti  ilk partide 30 000 askerle sınırdan giren sonrasında Ermenistan ve Gürcistan sınırında bulunan kuvvetleriyle takviye edilen Kızılordu’ya karşı koyacak askeri güce sahip değildi. Nitekim  önceki yazımızdan da anlaşılabileceği gibi Azerbaycan kendi topraklarını ve sınırlarını Ermeni saldırılarından koruyamıyor, Ankara Hükümetine bağlı 15. Kolordu bütünüyle ya da kısmen Azerbaycan Türklerinin yardımına koşuyordu.

7.7.5 Kızılordu’yu kim davet etti?

Diğer bölümlerimizde ayrıntılı açıkladığımız gibi Azerbaycan’da Kızılordu işgali öncesinde siyasi kriz vardı. Bakü’deki iç mücadele Azerbaycan’da Sovyet işçi ve köylü iktidarı yani Bolşevik yönetimi kurulması üzerineydi. Yani konu rejimin değişmesi ile ilgiliydi, bağımsızlığın yitirilmesi ile değil. Bağımsız Sovyet Azerbaycanının kurulması ve hakimiyetin komünistlere geçmesiydi konu. Bunun tartışmalarında işgal faktörü yoktu. Bağımsız Azerbaycan Bolşevik Cumhuriyeti günümüz Avrupa Birliği ya da Bağımsız Devletler Topluluğu gibi Sovyetler Birliği içerisinde yer alacaktı. Atatürk ve bir kısım Azerbaycanlı aydınlar, siyaset adamlarının beklentileri buydu. Resulzade başkanlığındaki Azerbaycan hükümeti ise bu bağımsızlığımızın sonu olacak diyordu. Ancak bunu dediği zaman Azerbaycan zaten İngiliz mandasındaydı yani bağımsız değildi.

Netice itibarıyla sadece iki seçenek vardı:

  • İngiliz Mandasında Kafkas Seddi içerisinde kalarak mahvolmak, Ermeni saldırılarından hayatta kalabilenler olursa, Ermenilerin altında ikinci sınıf vatandaş olarak hayatlarını sürdürmek,

  • Sovyet Bloğuna girmek.

Azerbaycan küçük bir ülkeydi,  Bakü petrollerine göz diken Ruslar ve İngilizlerin iki ateşi arasında kalmışlardı. Birinden biri kazanacaktı. Aslında Atatürk’ün ve Azerbaycan halkının bir tarafı tutmasının hiçbir önemi yoktu. Sonuç İngilizler ve Ruslardan hangisin güçlü olduğuna bağlıydı. Ne Azerbaycan’ın ne de Türkiye’nin  elinde bunu değiştirecek yeterli askeri güç yoktu.

Bolşevik taraftarı Azeri aydınları  gittikçe güç kazanıyorlardı. Onlardan birisi de Neriman Nerimanov’du.  Sınıra gelen Kızıl Ordu’nun dayatmasıyla ve halklara kendi kaderlerini tayin etme hakkı tanıyan Lenin-Stalin Manifestosuna da ister istemez güvenerek, Azerbaycan’ın tam bağımsızlığı korunacaktır, Azerbaycan’ın nihai yönetim biçimi her hangi bir dış baskıdan bağımsız olacaktır, Kızıl Ordunun Bakü’ye girmesine müsaade etmeyecektir vaadleriyle Bolşevikler  iktidarı devraldılar.  Ancak Kızıl Ordu işgaliyle sözler anında rafa kalktı.

Devamını okumak için lütfen tıklayın: Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’a girişi – Analiz

Kaynaklar (tüm yazı dizisi için):

Kafkas İslam Ordusu. Bülent Pakman. Eylül 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/temel-bilgiler/azerbaycan-tarihi/kafkas-islam-ordusu/

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti. Bülent Pakman. Ağustos 2014. https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kuzey-kafkasya/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti/

Osmanlı’nın Milli Mücadele’ye İhaneti. Bülent Pakman. Ocak 2015.https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/osmanlinin-milli-mucadeleye-ihaneti/

Dersim gerçeği. Bülent Pakman. Ocak 2015. https://bpakman.wordpress.com/dinler-arasi-diyalog/siyonist-evangelist-isbirligi/kurt-ozerkligine-dogru/ataturk-kurtlere-ozerklik-vadetti-mi/dersim-gercegi/

Dürrizade Fetvası. Bülent Pakman. Mayıs 2010. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/durrizade-fetvasi/

Azerbaycan Topraklarının İşgali. Bülent Pakman. Ekim 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/ermenistan-siniri-acilacak-mi/azerbaycan-topraklarinin-isgali/

Kurtuluş Savaşına Buhara Altınları. Bülent Pakman. Ağustos 2011. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/kurtulus-savasina-buhara-altinlari/

Milli Mücadeleye Azerbaycan Desteği. Bülent Pakman. Ağustos 2012. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/milli-mucadeleye-azerbaycan-destegi/

Azərbaycan Xalq Cümhurriyəti – 90 (1918 – 1920) Azerbaycan Respublikası Medeniyet ve Turizm Nazırlığı. М. F. Аhundov adına Azerbaycan Milli Kitabhanası
http://www.anl.az/down/az.xalq.cumhuriyyeti.pdf

Azerbaycan Cumhuriyeti. Prof. Dr. Musa Gasımov http://coedev.miami.edu/
Nisan 1920 darbesi ve Azerbaycan demokratik Cumhuriyetinin düşmesi. Prof. Dr. Cemil Hasanlı, Tarih Bilimci. İRS Tarih bilinci. http://irs-az.com/new/pdf/201308/1375679518393304782.pdf

Ermeni Terör Örgütü Taşnaksütyun’un 1918-1920 Yıllarında Güney Kafkasya ve Yukarı Karabağ’da Yaptığı Katliamlar. Sevinç Seyidova. Doç. Dr., Azerbaycan Devlet Pedoqoji Üniversitesi, Tarih Fakültesi. Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/1 Winter 2014, p. 485-494, ANKARA-TURKEY http://www.turkishstudies.net/Makaleler/1315668642_27SeyidovaSevinç-trh-485-494.pdf

İlk Cumhuriyet Döneminde Azerbaycan Petrolünün Ermeni Faaliyetlerindeki Rolü (1918-1920) BeşirMustafayev Doç. Dr. Iğdır Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü. Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı: 1. Nisan 2012. 59-79. http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/634303309_05_Mustafayev_%2859-79%29.pdf

I. Dünya Savaşı Esnasında Nargin Adası’ında Türk Esirler. Dr. Betül ASLAN A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED], ERZURUM 2010 http://e-dergi.atauni.edu.tr/ataunitaed/article/viewFile/1020002502/1020002504

Gence İsyanı. Ahmed İsayev. 8 Ağustos 2010. http://www.anl.az/down/meqale/azerbaycan/2010/avqust/130265.htm

Azerbaycan. Devleti kaybetme faciası. http://www.azerbaijans.com/content_318_tr.html

Azerbaycan’ın askeri tarihi http://www.azerbaijans.com/content_652_tr.html

Azerbaycan Basın tarihi http://www.azerbaijans.com/content_741_tr.html

Democratic Republic of Azerbaijan. Chronology of Major Events (1918-1920) by Fuad Akhundov http://azer.com/aiweb/categories/magazine/61_folder/61_articles/61_chronology.html

Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluşunda Türkiye’nin Yardımları İlhak Amacına mı Yönelikti? Yrd. Doç. Dr. Selma YEL http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/800/10219.pdf

Elviye-i Selase’nin Osmanlı Devleti’ne İadesi ve Bazı Uygulamalar
Doç. Dr. Mustafa GÜL. Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Tarih Bölümü öğretim Üyesi http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/814/10330.pdf

Milli Mücadele Döneminde Elviye-i Selase ve Nahçıvan. Esin Derinsu Dayı. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı. 2013. http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-64-65-66/milli-mucadele-doneminde-elviye-i-selase-ve-nahcivan

Ahıska Türkleri -VI- Asil S. Tunçer http://www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=2424

İngiliz Belgelerinde Türkiye, Erol Ulubelen, Çağdaş Yayınları. İstanbul 1982.

Yakın Dönem Tarihimizde Yeşil Ordu Cemiyeti’ne Toplu Bir Bakış. Mukaddes Arslan. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-51/yakin-donem-tarihimizde-yesil-ordu-cemiyetine-toplu-bir-bakis

Moskova Antlaşmasına Giden Yol, Milli Mücadele Dönemi TBMM Bolşevik İlişkileri. İhsan Çolak. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-49/moskova-antlasmasina-giden-yol-milli-mucadele-donemi-tbmm-bolsevik-iliskileri

I. Dünya Savaşı Sonunda Nahçıvan’da Yapılan Millî Mücadele ve Bugünkü Nahçıvan’ın statüsünün oluşumu. Doç. Dr. Ali Arslan. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-41/i-dunya-savasi-sonunda-nahcivanda-yapilan-milli-mucadele-ve-bugunku-nahcivanin-statusunun-olusumu

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/erzurum-milletvekili-durak-ve-arkadaslarinin-dogu-cephesi-kuvvetlerinin-tecavuzlere-karsilik-vermemeleri-nedenlerinin-bildirilmesi-hakkindaki-soru-onergesi-uzerine

Ahmet Dursun. Toplumsal bilinci gerçekleştirme çatısı. 28 Eylül 2008. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2980.0

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan ve Dağıstan’a Askeri ve Siyasi Yardımı / Dr. Nâsır Yüceer http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=290860
XIX. Yüzyılda Rusya’nın Kafkas Politikası ve Ermeniler. Yrd. Doç. Dr. Ahmet TOKSOY04.04.2014. http://ekoavrasya.net/duyuru.aspx?did=136&Lang=TR

Çöl Kartallığından Kafkas Kartallığına. Oğuzhan Yücel http://www.kayipmurekkep.com/col-kartalligindan-kafkas-kartalligina/

Kafkas Seddi. Uludağ Sözlük. http://www.uludagsozluk.com/k/kafkas-seddi/
Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz Hatıralarım. İhsan Ilgar. Kervan Yayınları. İstanbul. 1973

Atatürk Azerbaycan’ı sattı iddiası Sinan Meydan ve eksikler. Cazım Gürbüz. Yeniçağ Gazetesi. 28.11.2005. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ataturk-azerbaycani-satti-iddiasi-sinan-meydan-ve-eksi-36428yy.htm

Kafkasya’daki son Türk zaferleri.Yrd. Doç. Dr. Mesut Erşan. Tarih Tarih Almanakları http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=290864

Red Army invasion of Azerbaijan. Wikipedia. http://en.wikipedia.org/wiki/Red_Army_invasion_of_AzerbaijanЛенин В. И.

T. B. M. M.. Gizli Celse Zabıtları. 22 Kânunusâni 1337 (1921). https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf

Полное собрание сочинений Том 51. Письма: март 1920 г.

Содержание «Военная Литература» Военная история, Глава 8., Взятие Петровска и Баку İçerik «Savaş Edebiyatı» Askeri tarih. Petrovska ve Bakü İşgali http://militera.lib.ru/h/shirokorad_ab3/21.html

Lenin ve Milliyetler Meselesi. Ayşe Hür. 17 Mayıs 2009. Taraf. http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/lenin-ve-milliyetler-meselesi/5561/

Vahşetin belgesi KGB’de. Yeni Şafak. Murat Palavar. 08 Aralık 2007 http://www.yenisafak.com.tr/gundem/vahsetin-belgesi-kgbde-86399

Azadlık Radyosu.Azerbaycan. 3.6.2014 günlü program
http://www.azadliqradiosu.az/content/article/24926184.html

Türk Kurtuluş Savaşı Doğu Cephesi. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Türk Kurtuluş Savaş1 Doğu Cephesi

Sevr Antlaşması. Vikipedi.http://tr.wikipedia.org/wiki/Sevr_Antlaşmas1

Mustafa Suphi. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa Suphi

Türk Kurtuluş Savaşı. Vikipedi.  http://tr.wikipedia.org/wiki/Türk Kurtuluş Savaş1

Fətəli xan Xoyski. Vikipedi. http://az.wikipedia.org/wiki/Feteli xan Xoyski

Büyük Taaruz. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Büyük Taarruz

İzmir’in İşgali. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/İzmirin İşgali

Minareler süngü kubbeler miğfer mercedesler zırhlı. Yılmaz Özdil. Sözcü Gazetesi. 23 Mayıs 2015. http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/yilmaz-ozdil/minareler-sungu-kubbeler-migfer-mercedesler-zirhli-839488/

Orijinal kaynağı bulunamayan başka dökümanlar

Bülent Pakman. Ocak 2015. Sayfaların reorganizasyonu Aralık 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Azerbaycan’da Kimlik ve Dil

YANLIŞ: Türkiye’de Azerbaycan Türklerine “Azeri” konuştukları dile de “Azerice” denmektedir.  Azerbaycan resmi politikasında bu tanımlar  “Azerbaycan Halkı”, “Azerbaycanlı” ve “Azerbaycan’ca”, “Azerbaycan Dili” şeklindedir. Bunlar külliyen yanlıştır.

Bir: Azerbaycan bir coğrafya ismidir, millet değil, Ayrıca soyu bilinen, kendine has dili olan halklar coğrafi adlarla kimliklendirilemezler. 
İki: Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Azeri sözcüğü, ilk defa olarak, tarihin en azılı Türk düşmanı Stalin, daha sonra ise hasta beyinli İran-Fars şovenistleri tarafından, Azerbaycanlıların Türklük şuurunu yok etmek, unutturmak için uydurulan sahte bir kimliktir. Eğer Ruslar, Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Allah korusun Anadolu ya hakim olsalardı, orada da benzeri şekilde Egeli, Karadenizli ve İzmirli diye uyduruk milletler ve kimlikle yaratmaya çalışırlardı.

DOĞRU:  “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi”.

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarında daha çok o şekilde bulunabilmesindendir.

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen “özellikle beyaz yakalı” Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur.  Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan her şeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir.  Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir. 

Başka yerlerde bana ait olarak gösterilen yazılarla ilgim yoktur. Özellikle fotolar eklenmiş, orası-burası, fotoları, alıntıları, linkleri silinmiş olanlarla. Özgün yazılarım sadece buradadır.

Twitter Widgets

Facebook Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s