Garih Neden Öldürüldü?

Önceki bölümlerde Musevi-Sabetayist-Dönme-İslami Tarikatlar zincirinin halkalarını, Kabala-Musevilerle Nurculuk arasındaki ilişkileri, Üzeyir Garih’in Fethullah Gülen ile ilişkisini ve ortak noktaları “Dinler Arası Diyalog” konusunu araştırmış, Üzeyir Garih’i ilkeleri ve inançları açısından incelemiş ve çok sorulan Müslüman olup olmadığının yanıtını aramış, Türkiye – İsrail ilişkilerinin Garih öncesi ve sonrasına kısaca bir göz atmıştık. Bu yazımızda Garih’i kimlerin neden öldürdüğünün yanıtlarını arayacağız.

5 Haziran 1967 de 6 gün süren Arap-İsrail savaşı sonucunda bir kısım Suriye, Ürdün ve Mısır toprakları İsrail’in eline geçti. O zamanlarda Ankara Ziya Gökalp Caddesi üzerinde Ataç sokak köşesindeki apartmanda oturuyorduk. Apartmanın  1. katında da Dr. Marko Özdoğan adlı Musevi bir komşumuz oturuyordu. Dr. Özdoğan tıbbi tahliller uzmanıydı. Sıhhiye semtinde Necatibey Caddesinde kendi laboratuvarı vardı sabahları da hastanede çalışıyordu. Bir gece evinin pencere camı kurşunlandı. Bu olaydan sonra dairesini alelacele sattı, tası tarağı toplayıp ailesiyle, yetişkin çocuklarıyla İsrail’e göç etti. Yakın komşulardan olayın içyüzünü öğrendik.  6 gün savaşından sonra İsrail’de yetişkin elemana özellikle doktorlara ihtiyaç duyulmuş. İsrail işgal ettiği topraklara yeni yerleşim yerleri açacak, bunları dünyanın dört bir yanından gelecek Yahudi göçmenlerle dolduracak, “vaadedilmiş topraklarda” genişleyecek ve Yahudi nüfusunu artıracakmış. Ayrıca İsrail, Arapların ilerde toparlandıkları zaman saldıracaklarını tahmin ediyor. Bunun için gözüne kestirdiği yetişkin, eğitimli, meslek sahibi Yahudileri, özellikle de doktorları topluyormuş, gelmek istemeyenleri tehditle götürüyormuş. Dr. Özdoğan işlerinin iyi olduğunu, Türkiye’de yaşamaktan mutlu olduklarını söylemiş komşularına ve özellikle “gidersek çocuklarımı askere alacaklar, çocukların belki de başlarına birşey gelecek” demiş. Ancak  MOSSAD’ı ikna edememiş olacak ki Özdoğan ailesi sonunda göçmek zorunda kalmış. Yine o zamanlar Üniversite’de okumakta olan bir Musevi arkadaşımızdan zor da olsa yaz ayında bir süre İsrail’e gidip askeri eğitim aldığını öğrendik. Meğer dünyadaki tüm Yahudiler MOSSAD tarafından fişlenmiş, hepsi ile irtibat halindeymiş MOSSAD. Kimileri ihtiyaç olduğunda İsrail’e göç ettiriliyor, kimilerinden vergi adı altında İsrail devletine yardım alınıyor, gençler ise yaz aylarında İsrail’e gelip askeri eğitim almaları isteniyormuş. Bu gençler daha sonra topyekun bir saldırıda ihtiyaç olduğu takdirde hemen İsrail’e getirtilip savaşta görev yapacak şekilde organize olunmuş.  2 Eylül 2002 tarihli Aydınlık Gazetesinde Garih cinayetiyle ilgili bir haberde İsrail’in dünyanın çeşitli yerlerindeki zengin Yahudi iş adamlarından vergi topladığı belirtiliyor.

İsrail Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (Halishka hamerkazit leStatistika) verilerine göre, 1948 öncesinden başlayarak 2001 yılına kadar olan dönemde Türkiye’den İsrail’e göç edenlerin sayısı 70.407’dir. Buna, İsrail’e turist olarak gelmiş ve sonradan yerleşmeye karar verenleri de katarsak, bu rakamın 80 bin civarında olduğu söylenmektedir. Kendileri veya babaları Türkiye’den gitmiş olup Türkiye kökenli addedilenleri de toplarsak sayı 82.400 oluyor. Göçün büyük ölçüde tamamlandığı bu dönemden sonra da yılda ortalama 100 kişi göçmektedir. 2010 da göçen sayısı 101. 2011 Ocak ve Şubat aylarında ise 6 bekar genç 1 çift olmak üzere 8 kişi göçmüş. 1970’e kadar göçenler genelde Türkiye’de ekonomik durumları pek iyi olmayanlardır. 70’li yıllardan itibaren gidenlerin ise Türk okullarında okumuş, iyi bildikleri Türkçe ve diğer diller ile tahsil düzeyi ve ekonomik açıdan oldukça iyi durumda bir topluluk olması dikkat çekmektedir.  İsrail’de Türkiye’den giden bu göçmenlerle konuşulduğunda açıkça söylemeseler bile genelde Türkiye’den istemeye istemeye geldiklerini anlaşılmakta. Hemen hepsi Türkiye’yi sevmekte ve özlemekte. Birisi yaşlı annesinin durumunu şöyle anlatıyor. Sınıra yakın bir kasabada her gün roket gelecek endişesi altında kadıncağız bunalım geçirmekteymiş. İsrail’de yaşayanlar savaş-terör-saldırı ortamını artık kabullenenler ve endişe içerisinde yaşayanlar olarak ikiye ayrılıyor.

Bunları Türkiye’deki Yahudiler ve MOSSAD arasındaki ilişkiyi ve MOSSAD’ın Türkiye’de nasıl kolayca faaliyet gösterdiğini ortaya koymak için anlattık. Elbette Üzeyir Garih’de maddi gücü, politik, önceki sayfalarımızda açıkladığımız İslami cemaat ilişkileri, en üst masonluk derecesine sahip olması açısından MOSSAD için çok önemliydi. MOSSAD’ın Türkiye’deki İslami Cemaatlerin nefes aldıklarından bile bu sayede haberdar olduklarından kuşku yok. Aynı şekilde Garih’in de MOSSAD’ın Türkiye planları ve ülkedeki faaliyetlerinden haberdar olmaması düşünülemez. Belki de bazı düşünceleri, projeleri ve/veya bildikleri İsrail’in bölgeye ilişkin planlarına ters düşmekteydi ya da Türkiye hakkında bazı plan uygulama zamanlamalarını erken bulmaktaydı.  Garih’in Türkiye’yi seven bir insan olması, dış güçlerin Türkiye aleyhindeki planlarını Devlet kademelerine aktarabilecek kişiliği de onun sonunu getirmiş olabilir.

Osman Ulagay’ın  cinayetten sonra Milliyet Gazetesindeki 1 Eylül 2001 tarihli yazısı bunu destekliyor: “Şanlıurfaya doğru yol alırken Diyarbakır’da dinlediğim bir olay ya da öykü kurcalıyor kafamı. Milliyet TIR’ına gelip bana bu olayı anlatanlar, sözü ciddiye alınacak görünümde genç insanlar. Geçenlerde, birlikte çalıştıkları bir araştırmacı onlara Alarko Grubunun öncülüğünde Şanlıurfada uygulamaya geçmesi beklenen Gapropark projesinden söz etmiş. Yabancı firmaların da katılımıyla GAP bölgesini dönüştürecek büyük bir projeymiş bu. Bölgedeki statükonun korunmasını isteyen güçlerin bu projeyi de mutlaka engelleyeceğini düşünen gençler (yani bu olayı bana anlatanlar), Alarkonun patronlarını düşünerek, “Canlarıyla ödemeseler bari bunun bedelini” demişler birbirlerine.”

Garih’in katili olarak yakalanan Yener Yermez cinayetten sabıkalı, Rahşan affıyla şartlı salıverilmiş ve askere alınmış. Yermez ifadesinde Garih’ten telefon kartı almak için istediği 150 bin lirayı vermemesi nedeniyle kızarak gidip bıçak satın aldığını ve mezarlığa geri dönüp cinayeti işlediğini söylemiş. Birincisi yardımsever olan Garih’in bu kadar cuzi bir parayı vermemesi mantıklı değil. İkincisi beş parasız olduğunu ve köprü altlarında saklandığını ifade eden Yermez, cezaevine girerken üstü arandığında donuna sakladığı 450 dolar ile yakalanıyor. Yermez polis tarafından yakalanıp, sorgulanıp, askere teslim edilince birden bire parasız olmadığı ortaya çıkıyor. Asker hücresine koymadan önce Yermez’i arıyor. Aramada Yermez’e donunu da çıkartması söyleniyor. Ama o buna karşı direniyor. Direnç artınca arada tartışma çıkıyor. Tabii Yermez donunu vermek zorunda kalıyor. Dirençten şüphelenen askerler donu sıkı bir kontrolden geçiriyorlar. Ve Yermez’in donunun lastiklerine sarılmış bir şekilde 450 dolar buluyorlar. Bu 450 dolar, 2 milyon lira için Üzeyir Garih’i öldüren Yermez açısından servet olsa gerek. Türkiye’nin o günkü ekonomik koşullarında milyonlarca insan için bir servet bu rakam. 700 milyon lira. İlk ifadesi parayı dayısının verdiği şeklinde. Ancak resmi kayıtlara göre yakalandığı Kayseri dahil olmak üzere hiçbir şekilde dayısı ile görüşmemiş.

Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesinin cinayetten sonra gündeme getirdiği iddialara göre Garih, İsrail devleti içindeki “Şahinler” ve “Güvercinler” arasındaki çatışma nedeniyle öldürüldü. Garih, İsrail Başbakanı Ariel Şaron’ın sertlik yanlısı bölge politikalarına karşı etkili bir muhalefet başlattığı için hedef seçildi. Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesinin, Milli Güvenlik Kurulu’na yakın kaynaklardan kendilerine ulaştığı­nı iddia ettikleri bilgiler şöyleydi:

“Üzeyir Garih, Türkiye’nin mason generali. Sadece Türkiye’deki değil, bölgedeki 1 numaralı adam. Şaron’dan ve diğerlerinden üstte. Garih, bölgedeki en kritik teorisyen. Üzeyir Garih, devletler düzeyinde. MGK’ya yakın kaynaklar, Üzeyir Garih’in Nesim Malki’yle yapılan operasyonlar konusunda MOSSAD’a karşı çıktığını da ekliyorlar. Bu kaynaklara göre, Garih’in bu operasyonlara karşı çıkma nedeni Türkiye-İsrail ilişkilerinin uzun vadede zarar göreceğini düşünmesi. Bilgi kaynağı uzmanlar, bu türden operasyonlara karşı çıktı­ğı için de Üzeyir Garih’in çizgisinden MOSSAD’ın içinde şikayetçi olanlar bulunduğunu belirtiyorlar.”

2 Eylül 2000 tarihli Aydınlık’ta “Garih’i MOSSAD öldürdü” başlıklı yazıda Garih’in Çernomirdim döneminden beri Gazprom’la ve Rusya’yla çok yakın ilişkileri olduğu, İsrail’in bu ilişkiden çok rahatsızlık duyduğu iddia ediliyordu. Aydınlık tarafından gündeme getirilen başka bir iddia da İsrail’in dünyanın çeşitli yerlerindeki zengin Yahudi iş adamlarından vergi topladığı, Şaron iktidara geldikten sonra savaş hazırlığı bahanesiyle vergi miktarının yükseltildiğini, Garih’in ise buna karşı çıktığı şeklindeydi.  Aydınlık, Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Emin Gürses’in açıklamalarına da yer veriyordu. Gürses, MOSSAD’ın Yahudi işadamlarına koruma yaptığını ifade ederek, “Bütün Yahudi işadamları İsrail’e vergi verirler. Bu çok bilinen bir ilişki. Koruma, yanına iki adam vermek olarak anlaşılmamalı. MOSSAD, ilgili ülkedeki başta istihbarat örgütü ve medyadaki kaynaklarıyla koruma çemberine alır. MOSSAD tarafından korunduğunun bilinmesi bile yeterince caydırıcıdır” diyordu.

Aydınlık’ın araştırması şöyleydi: “Cinayet MOSSAD’ın yönetiminde üç kişilik bir tim tarafından gerçekleştirildi. Timin dışında gözcüler de Eyüp’te ve mezarlık çevresinde yerlerini aldılar. Garih’in 25 Ağustos Cumartesi günü cep telefonundan bir MOSSAD yetkilisiyle sabah saatlerinde görüşme yaptığı öne sürülüyor. Garihin telefonunu bu görüşmeden sonra kapadığı belirtiliyor. Öğlen Bulgaristan Başbakan Yardımcısı Nikolay Vassilevle saat 11-12 arasında Alarko merkezinde görüştü. Daha sonra eve gitti, üzerini değiştirdi ve Eyüp Mezarlığına doğru yola çıktı. Arabasını Eyüp Otoparkı’na bıraktı. Mezarlığa girdikten sonra Küçük Hüseyin Efendi’nin mezarının yanında öldürüldü. Garih ilk bıçak darbesini karın boşluğuna, göğsüne ve sağ kulak memesinin altından şahdamarına aldı. Garih planlı ve profesyonelce öldürüldü. Faillerin bir saç teli bile bulunamadı”.

Burada ufak bir çelişki var, Garih’in Nikolay Vassilev ile görüştüğü zamanki kıyafeti ile mezarlıktaki kıyafetinin, Aydınlık iddiasının aksine, aynı olması. Bunun dışında iddialar gayet mantıklı. Gerçekten de MOSSAD suikastler konusunda çok deneyimli. MOSSAD yakın zamanda Aralık 2009 da Hamas, Hizbullah ve Devrim Muhafızları’nın koordinasyonunu suikastlerle engelledi. İngiliz Times gazetesinin haberine göre, Mossad’ın bilinen son üç eylemi şunlar: 2009 Aralıkta Şam’da İranlı yetkililerle Hamas üyelerini taşıyan bir otobüs patlatıldı, 3 kişi öldü. Birkaç hafta sonra Hamas ile Hizbullah’ın Beyrut’ta yaptığı bir toplantıya saldırı düzenlendi; kayıplar gizli tutuldu. Son olarak da Hamas’ın liderlerinden Mahmud El Mabhuh 20 Ocak 2010’da  Dubai’ye gelişinden sadece 5 saat sonra bir otelde öldürüldü. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun talimatıyla  düzenlendiği öne sürülen suikastta rol alanların Avrupa ülkelerine ait pasaportları ve kamera görüntüleri 15 Şubat 2010 da Dubai yetkililerince ifşa edildi. Yetkililer otel odasındaki cinayetin, 11 kişilik bir ölüm timi tarafından işlendiği, timin komutanlığını sarışın bir kadının yaptığı sonucuna vardılar. Suikaste ismi karışan 11 kişi değişik saatlerde farklı kentlerden aynı gün içinde uçakla Dubai’ye geldiler. Bu kişiler yine farklı zamanlarda Hamas komutanı Mahmud Abdurraf el Mabhuh’un kaldığı otele girerek eylemi gerçekleştirdiler. Hamaslı komutan öldürüldükten sonra söz konusu 11 kişi yine farklı uçaklara binerek Avrupa ve Asya kentlerine dağıldı. Dubai polisi 6’sı İngiliz vatandaşı, 3’ü İrlanda vatandaşı, 1’i Fransız ve 1 Alman vatandaşı olan 11 kişinin peşine düştü. Cinayetin aydınlanması için bu kişilerin yakalanması gerekiyor. Suikastin öncesi ve sonrasında güvenlik kameralarına yansıyan görüntüler şüphelilerin kimliklerini gizlemek için takma sakal, peruk ve tenis kıyafetleri kullandıklarını gösteriyor. 24 Şubat 2010 da 15 zanlının daha pasaport ve kredi kartlarını içeren belgeler açıkladı. Böylece ‘suikast timindeki’ zanlı sayısı 26’yı yükseldi. Daha önce 11 zanlıdan birisi bir kadınken, yeni açıklanan zanlılardan beşini kadınlar oluşturuyor. Ancak bunların  hepsi Dubai’yi çoktan terketmiş.

Garih Cinayeti’nde MOSSAD parmağı arayan sadece Aydınlık değildi. MİT eski daire başkanlarından Mahir Kaynak da böyle düşünüyordu. Gerçek katilin Yener Yermez olduğuna ihtimal vermediğini belirten Kaynak’a göre, esas katil kısa sürede yurtdışına çıkmıştı. Garih’in öldürülmesinin basit bir cinayet olduğunu düşünmediğini belirten Kaynak, “Museviler içindeki İsrail yanlısı grup ile barış yanlısı grup arasındaki çatışmada Garih önemli bir figürdü. Barış yanlısı grubun içinden sadece iş dünyasında değil, siyasi ağırlığı da olan Garih’i bu yüzden hedef seçtiler. Bu sayede İsrail’in politikalarına destek vermeyen Garih’in ölümüyle, hem İsrail antipatisi önemli ölçüde kırıldı hem de İsrail yanlısı grup önemli bir tasfiye gerçekleştirdi” şeklinde konuşuyordu gazetelere. Yener Yermez’in sadece örtme operasyonunda kullanıldığını, cinayette rolünün olmadığını düşündüğünü ifade eden Mahir Kaynak, “Bunu belirli bir menfaat karşılığında üstlenmiş olabilir. Kaldı ki şu anda kontrol altında ve özgür konuşabileceği bir ortama kavuşma ihtimali senelerce gözükmüyor” diyordu. Kaynak, Yermez’in birliğinden firar etmediğini, alıkonulduğunu iddia ediyor, “Yermez’i alıkoyanlar, olayı öğrenmek isteyen ‘yerli’ bir gruptur. Konuşturup gerçeği anladılar ve karşı tarafa bir mesaj verircesine ‘paketi gönderiyoruz, alın’ diyerek Kayseri’ye gönderdiler” ibarelerine yer veriyordu. “Yener Yermez tespit edilir edilmez normal olanın polisin onu kışlada teslim almasıdır. Ama olmadı ve 10 gün bir yerlere gitti. Bunu 10 gün alıkoyan aslında bu olayı öğrenmek isteyen içeriden bir gruptur. Orada, Yermez’i kullananlar tuzağa düştüler. Birşey dikkatimi çekti. Bir komutan, ‘Olay henüz belli değil. 13 yaşında bir çocuğu da söylediniz boş çıktı. Yermez’i de sorgulayın bakalım ne çıkacak’ dedi” diyen Kaynak, “Akşam saat 7,5’ta almaya gidiyorlar cevap geceyansı geliyor, ‘kaçtı’ diyorlar..Bir insana birşey bildiğinizi söylediğiniz zaman çözülür. Bir grup,muhtemelen Türkiye ile ilgili bir grup Yener Yermez’i sorguladı ve olayı öğrendi. Ama yapacak bir şey yok. Yapanlar yapmıştır ve zaten cinayeti işleyenler gitmiştir. Hatta, cinayetin kim tarafından iş­letildiğini bile tamamen öğrenememiş olabilirler. Çünkü, Yermez de kim tarafından kullanıldığını bilmiyor olabilir” şeklinde konuşuyordu.

Yener Yermez`in avukatı Mustafa Yalçınkaya olaydaki çok önemli soru işaretlerinin üzerine gidilseydi adi bir cinayet işi değil örgütlü bir iş olduğu anlaşılacaktı diyor ve ölümünden önce İslami kesim ile diyaloglarını arttırması ile dikkat çeken ve Ortadoğu barışı için girişimlerde bulunan Üzeyir Garih`in Ortadoğu barışına katkı sağlayıcı çalışmaları sebebiyle hedef alınmış olabileceğini belirtiyor. Üzeyir Garih`in ölümünden önce Ortadoğu barışı için İsrail Başbakanı Ariel Şaron`un sertlik yanlısı politikalarına şiddetli bir muhalefet başlattığını, bu sebeple İsrail devletinin hedefi haline geldiğini söylüyor. Mahkemeden bu yönde araştırma yapmasını istiyor ama bu talep hiçe sayılıyor. İşte dosyadaki soru işaretleri:

– Cinayetin bir kişi tarafından değil en az iki kişi tarafından işlenildiği yönünde kuvvetli deliller mevcut. Üzeyir Garih`in vücudunda tespit edilen 11 bıçak darbesinin sağ ve sol dan çok farklı açılardan yaklaşılarak vurulması, sağ kulak arkasındaki yaranın  bıçakla yapılmasının mümkün olmaması gibi ne gibi bir aletle yapıldığının tespit edilememesi ve olay yerinde kime ait olduğu halen tespit edilemeyen kadın kanının kime ait olduğu cinayetin birden çok kişi tarafından işlendiğini ortaya koyan deliller.

– Dosyadaki bir başka eksiklik de tırnak DNA`sının alınmaması. Üzeyir Garih`in olay yerinde saldırgan veya saldırganlarla boğuşmuş olmasına rağmen tırnak DNA`sının neden alınmadığı bilinmiyor. Tırnak DNA`sı alınsa Garih`in olay yerinde kaç kişi ile temas kurduğu açıklığa kavuşacak.

– Yener Yermez`in Garih`le karşılaştıktan sonra gidip bıçak alıp geldiği (en az 20 dakika) ve cinayeti işlediği iddiası  hayatında ilk defa karşılaştığı bir insana duyulabilecek öfkenin dozunun akli dengesinin yerinde olduğu Adli Tıp Kurumu raporu ile belirlenen bir insanda öldürme duysuna dönüşmesi uzmanlar tarafından mantıklı bulunmuyor. Ayrıca söz konusu 20 dakika sürede ilk öfkenin dozunun azalması gerekmezmiydi?

– Vücutta başka cisimlerce açılmış yaralar olmasına rağmen cinayette kaç bıçak kullanıldığı dosya kapsamında aydınlatılamadı. Adli Tıp`a cinayetin hangi bıçakla işlendiğini tespit edebilmek için 5 ayrı bıçak gönderildi fakat cinayetin hangi bıçakla işlendiğinin belirlenemeyeceği yönünde cevap geldi.

– Cinayet mahallinden ve maktulun üzerinden elde edilen saç kılları ile Yener Yermez`in saç kılları kriminal laboratuarda yapılan incelemede aynı çıkmamasına rağmen bu saç kıllarının kime ait olduğu tespit edilemedi.

– Üzeyir Garih`in cinayet zanlısı Yener Yermez`in tutuklandığı 4 Eylül günü Bulgaristan`ın Türkiye`ye çok yakın sınır şehrinde bir Rus gazeteci öldürüldü. Dimitar Rigudin isimli bu gazeteci Türkiye`de Ahmet Furkan adıyla tanınan ülkemizde yaklaşık 20 yıl KGB`nin MOSSAD sorumlusu olarak görev yapan bir isimdi. Yahudi asıllı bu gazeteci Garih cinayetinden 3 gün sonra Rusya`da yayınlanan Trud gazetesindeki makalesinde cinayeti MOSSAD`ın işlediğini yazmıştı.

– Maktulün oğlu İzzet Garih müdahil olarak zikredilmesine rağmen müdahil olduğuna dair dosyada hiçbir dilekçe mevcut değil. Garih ailesinin avukatı Taner Çögenli`nin dava dosyasına yargılamayı aydınlatmak adına herhangi bir katkı sağlamadığı dikkat çekerken vatandaş gibi duruşmalara girip çıkmakla suçlanıyor. Ayrıca böyle önemli bir cinayet davasında maktulün kızı Dalia ve eşi Lili`nın dosyada ifadeleri yok.

– Üzerinde maktül Garih`in kanı tesbit edilen ve Yermez`in dolabına ele geçirilen pantolonun sivil eşya deposundan nasıl çıkıp dolaba geldiği belirsiz. Yermez`in avukatı, pantolonun askerliğe ilk başlangıçta sivil depoya teslim edildiğini, sonrasında hiç alınmadığını, dolayısıyla sivil eşya deposunda olması gerektiğini söylüyor fakat mahkemenin bunu araştırmadan kanlı pantolonu delil kabul ederek suç delili sayması tereddütlere yol açıyor.

– Suç aleti olarak ele geçirilen bıçak üzerinde Üzeyir Garih`in kanı bulundu ama Yener Yermez`e ait hiçbir parmak izi belirlenemedi. Olay ardından yüzlerce polisin Eyüp Mezarlığı`nda ileri teknoloji ile çalışan detektörlerle yaptığı aramada ele geçirilmeyen bıçak nasıl olduysa olay yerine 20 metre mesafede bulundu?

– Olay sırasında Garih`in kolunda bulunan 50 bin dolar değerindeki Rolex saate dokunulmaması ve cüzdanının alınmaması cinayeti para için işlendiği yönündeki mahkeme kararı ile açıkça çelişiyor.

– Cep telefonları sayesinde kişinin nokta tespitlerinin yapıldığı herkes tarafından bilinirken Yener Yermez`in Garih`e ait telefonu üzerine alıp askeri kışlaya gelmesi akli melekeleri yerinde olan bir kişi içi normal olmayan bir davranıştır. Yener Yermez telefonu kendisine Meral isimli bir bayan tarafından hediye edildiğini söylese de Meral isimli bayanın kim olduğu ve dinlenmesi yönünde bir çalışma yapılmadı.

– Yener Yermez`in cinayet aleti bıçağı aldığı iddia eden bıçak satıcısı Halit Ali Özen böyle bir kişiye bıçak sattığını hatırlamadığını söyledi fakat mahkemenin kararında etkili olan kızıp gidip bıçak alıp gelme senaryosunda, bıçak satıcısının bu ifadesi dikkate alınmadı.

– Üzeyir Garih`in öldürülmesinden önceki ilişkileri ve sahip olduğu misyon mahkemece incelenmemiş ve incelenmesi içinde iddia makamı ya da mahkeme heyetince resen bir talepte bulunulmadı..

Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy’a göre olay yerindeki önemli deliller acemice yok edildi, katilin ayak izi bile korunamadı. Bir diğer eleştiri de olay yerinin yeterince araştırılmadığı, bölgedeki kanın hemen yıkanmasıyla olası delillerin yok edildiği şeklindeydi. Soruşturmayı Cinayet Masası yerine Organize Suçlar Şubesi’nin yürütmesi de eleştirildi.

Adli Tıp Kurumu eski Başkanı Oğuz Polat 2009 yılında yaptığı açıklamada, ‘Üzeyir Garih’in öldürüldüğü dönemde Adli Tıp Kurumu Başkanı olduğunu, Üzeyir Garih cinayetini Adli Tıp’ın başındaki kişi olarak bizzat kendisinin incelediğini, yaptığı incelemeler sonucunda Üzeyir Garih cinayetinin en az 2 kişi tarafından işlendiği sonucuna ulaştığını, Üzeyir Garih’i 1 kişinin öldürdüğüne inanmadığı’ söylemlerine yer verdi. Oğuz Polat, Üzeyir Garih’te görülen darbelerin küçük darbeler olmadığını, Üzeyir Garih’in boyunu ve yapısını göz önüne aldıklarında da cinayetin bir kişi tarafından değil, birden fazla kişi tarafından işlendiği sonucuna ulaştığını, lezyonların da bunu gösterdiği ifade etti.

Gerçekten de cinayetten 7.5 yıl sonra Yermez  polis ve savcıya verdiği ifadelerde cinayeti işlemediği ve kullanıldığını söyler. Yermez “Cinayeti ben işlemedim. Beni cinayetten önce ve sonra bir odaya kapatarak, on gün boyunca rolümü ezberlettiler. Bu süre içinde, Meral adlı güzel bir kadın da bana eşlik etti. Hatta Meral’le bir otelde ilişkiye girdim. Cinayeti işlediğimi söylemem karşılığında bana 1.5 milyon dolar vereceklerini, kabul etmezsem beni ve ailemi yok edeceklerini söylediler” der.    Ancak Yermez, “Meral’le seviştik” dediği Eyüp’teki oteli polislere gösteremez. Yermez, “Aradan çok zaman geçti, hangi oteldi hatırlayamadım” der. İddiaya göre, Yener Yermez, Garih cinayetiyle ilgili polise şu bilgileri verir: “Olay günü Hasdal Kışlası Nizamiye kapısından aşk yaşadığım Meral beni Şahin marka arabasıyla gelip aldı. Eyüp’teki bir otelden oda ayırttık. Otelde seviştikten sonra, Piyer Loti tepesine çay içmek için çıktık. Meral, “Eyüp’te bir arkadaşımla buluşacağım, sen burada bekle” diyerek ayrıldı. Uzun bir süre bekledikten sonra, Meral gelmeyince, merak ederek Eyüp’e doğru yürümeye başladım. Eyüp Mezarlığı’nın içindeki yolda yürürken yerde kanlar içinde yatan bir adam gördüm. Daha sonra, adının Üzeyir Garih olduğunu öğrendiğim adamın yanında Meral ve tanımadığım bir adam duruyordu. Adamın elinde bir bıçak vardı. Daha sonra beni aldılar arabayla olay yerinden uzaklaştık. Yolda Meral bir cep telefonu verdi ve “Bu senin olsun” dedi. Sonra beni, Hasdal’daki birliğime bıraktılar.  Polislerin nizamiye kapısına kadar gelerek beni aradığını öğrendim. Komutanlarım, “Polisler seni arıyor, istersen kaç git” dediler, ben de firar ettim. Daha sonra Meral’le Eyüp’te tekrar buluştuk, yanında aynı adam vardı. Beni arabasıyla Gaziosmanpaşa yakınlarında bir eve götürdü. Eve yaklaştığımız sırada arabada gözlerimi bağladılar. Adres ve yollarını göremediğim evde bana bir video kaset izlettiler. Görüntülerde, Garih’in bıçakla öldürülüş anı vardı. Kamera bir yere sabitlenmiş, cinayet anı 5-6 metre uzaktan çekilmişti. Meral’le o adam, bıçakları Garih’e saplıyorlardı. Kaseti defalarca izledikten sonra bana, cinayeti işlediğimi nasıl anlatacağımı ezberlettiler. Cinayeti üzerime alırsam bana para vereceklerini, aksi takdirde, beni ve ailemi yok edeceklerini söylediler. Sonra da arandığımı ve ısrarla teslim olmam gerektiğini söylediler. Teslim olmayacağımı söyleyip onlardan ayrıldım ve ailemin yaşadığı Kayseri’ye gitmek üzere bindiğim otobüste, Kayseri girişinde yakalandım. İstanbul’a getirildim ve polis tarafından sorguya alındım. Sağlık kontrolü için götürüldüğüm Adli Tıp’ta karşılaştığım Ümit Sayın adlı kişi bana, cinayeti üstlenmem için 1.5 milyon dolar vereceğini söyledi. Ama herhangi bir para almadım.”

Bunları yine Yermez’e söylettiler mi dersiniz? Ümit Sayın Ergenekonda adı geçen bir isim. “O tarihte yurt dışındaydım, Adli Tıp Kurumunda değil, Adli Tıp Enstitüsündeydim” diyerek Yermez’in ifadesini yalanlıyor. Basit bir Susurluk benzeri ya da ta kendisi bir çete örgütlenmesiyken yapay olarak siyaseten şişirilmiş ve muhalefeti sindirme baskısına dönüştürülmüş bir kampanyaya fırsattan istifade Garih cinayetini de bulaştırmak istiyorlar gibi görünüyor. Ergenekon iddianamesinde yer alan bir belgede “Üzeyir Garih’in Tayyip’i ‘Şu şu projeleri yap’ diye besleyen isim olduğu, yok edilmesinin sebebinin de bu olduğu”, bir başka belgede de Üzeyir Garih’in dizi ve gözü özellikle tahrip edilerek öldürüldüğü, bu öldürme biçiminin “masonik usulle infaz” anlamına geldiği ve bu yöndeki iddiaları haklı çıkartacak nitelikte olduğununöne sürüldüğü de göz önüne alınırsa. Bunun arkasında yatan komplo teorisine göre Garih MOSSAD’a gittikçe artan miktarda vergi vermemek için Türkiye içinde bazı güçlerle anlaşmıştı. Ölümüne bu neden oldu. Bir başka teoriye göre MOSSAD’ın Türkiye’deki kasası Musevi para taciri Nesim Malki’nin 1995 yılında öldürülmesinden sonra Musevilerden toplanan vergi parası MOSSAD’ın eline geçemedi.  MOSSAD tarafından Garih’in bunda ihmali görüldü ve Garih bu konuda bir de Devlet’e bilgi verince öldürüldü. Ancak aradan geçen  sürenin 6 yıl oluşu bu teoriyi zayıflatıyor. Ancak yine de Nesim Malki adı ve Malki’nin öldürülüşü bir önceki teori bağlantısını hatırlatıyor. Açıkcası durup dururken 7.5 yıl sonra Garih cinayeti Ergenekona bulaştırılmak isteniyor.  Nitekim ilk yazımızda Üzeyir ismi konusunda adı geçen Doğan Kasadoğlu da tam bu sırada Aralık 2008 de ortaya çıkıyor ve bazı iddialarda bulunuyor: Üzeyir Garih’in  damadı Doron Herzikowitz, Garih’in öldürülmesinden çok kısa bir süre sonra polis kıyafeti giymiş birilerinin evine gelerek 2 oğlundan biri olan o zaman 14 yaşındaki Tali’yi  kelepçe takarak götürdüklerini, bu işin üzerine gidilirse cinayeti bu çocuğun işlediğini açıklayacaklarını, yüklü fidye ödeyerek oğlunu kurtardıklarını, korkudan bunu kimseye anlatamadıklarını kendisine söylemiş. Ancak bu iddialar akla uygun değil. Cinayeti Garih’in torunu olan 14 yaşında bir çocuğa yükleseler kim inanırdı? Cinayet saatinde Tal’ın mezarlıktan başka yerde olduğunu kanıtlayacak hiç mi şahit yoktu? Anlatılanlar diyelim doğruysa adamlar Garih’in öldürüldüğünü biliyorlarmış. Garih’in öldürülmesiyle ilgileri varsa ve adamların derdi fidye almaksa daha önce Garih’i neden öldürmüş olsunlar? Kimseciklerin olmadığı mezarlıkta korumasız tek başına gezen Garih’i kaçırmak daha kolay olmazmıydı? Garih cinayetiyle ilgileri yoksa o kadar kısa bir sürede nasıl böyle önemli bir kaçırma planı yapıp uyguladılar? Ya da kaçırma önceden planlandı ve ondan çok kısa bir süre önce tesadüfen Garih öldürüldü. Bu kadar büyük bir rastlantı olabilir mi? Böyle bir durumda tam tersi panikleyip, “cinayeti de üzerimize yıkarlar” deyip plandan vazgeçmeleri ya da ertelemeleri gerekmezmiydi? İfadeye göre kaçırılma tarihi 25 Ağustos Cumartesi, Garih’in cenaze tören tarihi 28 Ağustos Salı. Torun Tal aradan 3 gün  geçmeden cenazeye katılıyor! Kasadoğlu neden bunları anlatmak için bu kadar süre beklemiş? Açıklamayı neden Yeni Şafak’a yapmış? vesaire, vesaire. Bu da Ergenekon davasının bir başka dallanıp budaklandırılması gibi görünüyor.

Garih öldürüldükten sonra ABD’de 11 Eylül saldırıları gerçekleşti. Afganistan işgal edildi, El Kaide dağlara kaçtı. Sonra da  Irak işgal edilerek İsrail’e karşı büyük bir tehdit ortadan kaldırıldı. İlerde Büyük İsrail Devletinin federasyonlarından biri haline gelecek Büyük Kürdistanın bir bölümünde Kuzey Irak Kürt Devleti kuruldu. Yıllarca çok iyi olan Türkiye-İsrail ilişkileri Garih’in öldürülmesini izleyen süreçte İsraildeki şahinlerin istediği gibi yerlerde sürünür hale geldi. Türkiye ilk kez Arap dostu, İsrail karşıtı oldu. Böylece İsrail kamuoyunda Türkiye sempatisi azaltıldı, Türkiye anti-semitist, İslami Cihad cephesindeymiş gibi gösterilerek Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’ye desteğinin ortadan kaldırılması hedeflendi. Garih yaşadıkça ABD’deki Yahudi lobisi Türkiye’yi her zaman destekleyecekti. Garih ölünce bu desteğin sağlanacağının hiçbir garantisi kalmadı sonra da destek ortadan kalktı. Garih’i öldürtenler Türkiye’nin bu açıdan da zayıflayacağını düşündüler.

Gerek bu yazı dizimizde gerekse diğer yazılarımızda ayrıntılı olarak açıkladığımız fundamentalist Yahudilerin olacağını varsaydığı  Armaggeddon savaşı ve bu savaşta karşı cephede Nuh’un Çocukları yani Türklerin olacağı inancı da İsrailli Şahinlerin Türkiye Cumhuriyetini zayıflatma hedefine önemli bir mesnet teşkil etmektedir.

Başka bir yazımızda belirtildiği gibi Osmanlı döneminde Yahudiler iç yahudiler yani Osmanlı toprakları içinde yaşayan Sabetayist ve Yahudiler ile dış Yahudiler yani Osmanlı toprakları dışında yaşayan Yahudiler olarak ayrılmaktaydı. Okuma için lütfen tıklayın: http://wp.me/PAexV-3wy. Dış Yahudiler Siyonizme tamamen bağlı olarak İsrail Devletinin kurulmasını hedeflerken İç Yahudi ve Sabetaylar genelde Osmanlı devletine bağlı olarak müslüman Osmanlı tebası ile yakın ilişkilerde olmuşlar hatta  İslami Tarikatlara bile girmişler veya en azından Osmanlı İslam topluluğuyla iç içe yaşamışlardır. Bu konuyu da bir başka yazımızda irdelemiştik. Okumal için lütfen tıklayın: https://bpakman.wordpress.com/yurdum/musevi-islami-cemaat-iliskileri/ İç Yahudiler, masonlar  Atatürk‘ün önderliğinde gerçekleştirilen Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı içinde yer alarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş bir ulus devlet olmasına katkıda bulunmağa çalıştıklarını da diğer yazılarımızda görebilirsiniz. Garih’in  öldürülmesiyle söz konusu iç yahudi-sabetay-mason gücü büyük darbe aldığı için, Siyonistlerin hedefi Tevrat’ta yazılı olan Allah’ın İsrailoğullarına vadettiği Mısır ırmağından yani Nil Nehrinden büyük ırmağa yani Fırat nehrine kadar olan topraklarda Büyük İsrail  Devletinin kurulmasına karşı önemli bir engel ortadan kaldırılmış gibi görünmektedir. Zira bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi Garih’in iç yahudi geleneğine bağlı olarak  bu projeye karşı çıkmış olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim  Garih’in söylemlerinden Türkiye’nin bölünmesine karşı olduğu anlaşılabilir. Garih’e göre Türkiye doğu-batı arasında enerji köprüsü olacakken bölünme bunu sekteye uğratacaktır. Kendisi enerji inşaat alanında önde gelen bir şirket olan Alarko’nun yarı sahibiydi. Türkiye’nin çıkarları yanında elbette kendi işlerini de düşünüyordu belki de. Nitekim Garih’ten sonra PKK eğitilmiş, silahlandırılmış Türk ordusuna saldırtılmış, önce özerklik sonra federasyon sonra ayrılık aşamalarının sırasıyla uygulanmasına gelinmiştir. Türk ordusu önceden hazırlanmış senaryolar birbiri ardına yürürlüğe konarak güçsüzleştirilmeye çalışılmış ve bunda başarı kazanılmıştır. De-Kemalizasyon planı ile Atatürk halkın gözünden düşürülmeye çalışılmış ve bunda da hedefe ulaşılmıştır. Böylece Kürdistana engel olamayacağı hedefleniyor. Türkiye soykırım konosunda köşeye sıkıştırılıyor. Türkiye yıllardır sürdürdüğü politikayı terkederek Kuzey Irak’taki Kürt yönetimini tanımak zorunda kaldı. Mesud Barzani’den 6 Haziran 2007 tarihinde “Bir kabile reisi” diye söz eden, 24 Aralık 2007 tarihinde de “Barzani bizim muhatabımız değildir. Bizim muhatabımız merkezi hükümet (Bağdat hükümeti) ve müttefik kuvvetlerdir” diyen Başbakan Tayyip Erdoğan daha sonra Barzani’yi muhatap almaya razı oldu. Nitekim önce Ticaret ve Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan’ı, sonra hem Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu hem de İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı, Barzani’nin ayağına gönderdi. Bölücübaşı Abdullah Öcalan ile Türkiye Devleti doğrudan görüşmelere başladı.  Ondan sonraki aşamalarda Güney Doğu Anadoluda kurulacak Kürdistan federe devleti önce Türkiye’den ayrılıp Kuzey Irak Kürt Devletine katılacak sonra her ikisi de İsraille birleşecek ve Büyük İsrail hayali gerçekleşecektir. Bu yoldaki Türkiye engeli ortadan kaldırılmak üzeredir. Tevratta yazılı Büyük İsrail için petrol gerekli o da Kürtlerde var. Kürtler zaten çantada keklik. Büyük İsrail için su da gerekli. O da Türklerden Kürtlere geçecek.

Garih’in ölümü Anadolu’da adeta tedrici tarih değişiminin miladı oldu. Osmanlı’nın son döneminde ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve gelişiminde baş rolü oynayan İttihat ve Terakki mensupları, mason, yahudi, sabetayist-dönme, bunların içiçe olduğu bazı tarikatlar, sabetaycı/dönme olmayan Balkan göçmenleri (Atatürk gibi) devri sona eriyor, onların siyaset, devlet yönetimi, sermaye, sanayi ve iş  (TÜSİAD) ve medya dünyasındaki egemenliği yerini Anadolu kökenlilere bırakıyor. Sermaye’ye Anadolu Kaplanları hakim olmaya başlıyor. İsrail ve Yahudi dostu, Arap düşmanı Türkiye yerini İsrail karşıtı, anti-semitist, Arap dostu bir Türkiye’ye bırakıyor. Modernleşme, çağdaşlaşma yerini İslamcı, gelenekçi, baskıcı, kapalı yaşam tarzına geri dönüşe terketmekte. Kamu yönetiminde kilit noktalara gelebilmek için gerekli görülen özellikler badem bıyıklı olmak, 5 vakit namaz kılmak, eşi türbanlı olmak, imam-hatip kökenli olmak, yobaz tarikat mensubu olmak gibi koşullara bağlanıyor. Özellikle  inşaat sektöründe sadece bu özellikleri benimseyen müteahhitler Belediyelerden iş alabiliyor. İttihat ve Terakki’den beri Ordu’nun Devlet yönetiminde söz sahibi olmasına da son verildi, Atatürkçülük etkisiz hale getirildi.

Yazı dizimizin sonunda iç dünyamızı böyle özetledik, dilerseniz dış ilişkileri de özetleyelim. İsrail Türkiye’deki Yahudilere ve diğer etnik halka, ABD deki Yahudi Lobisine, Hıristiyanlara mesaj veriyor “Türkiye Arap dostudur. Ona sırtınızı dönün. Ondan artık bize, size hayır gelmez. Türkiye parçalanmayı hak ediyor.” Garih yaşasaydı buna kimseyi inandırmazdı. Garih yaşasaydı MOSSAD’dan PKK ile ilgili aldığı tüm bilgileri Türk Hükümetine aktarırdı. Garih yaşasaydı şahsi ilişkileriyle PKK’nın hortlatılmasına izin vermez ya da en azından bölücü hareket bugünkü önce federasyon/sonra ayrılık durumuna, Türkiye-İsrail ilişkileri de kopma aşamasına gelmezdi. Garih bu planlara en azından zamanlama açısından karşı çıkmış bunu da hayatıyla ödemiştir.

– SON –

KAYNAKLAR:

  • Öldüren Sır, Garih (Sıradışı Bir Musevi’nin Portresi), Abdullah Muradoğlu, Bakış Yayınları, İstanbul, Kasım 2001.

Garih Neden Öldürüldü? için 2 cevap

  1. Ümit TERZİ dedi ki:

    Merhaba Bülent Bey

    Web sitenizi araştırma yaparken denk geldim. Sitenizde okumlarımı 4 gün oldu halen bitirebilmiş değilim. Allah bilginize bilgi katsın …. Yeni yılınızı en içten dileklerimle kutlarım.

    Saygılarımla
    Ümit TERZİ

    • bpakman dedi ki:

      İlginize ve pozitifliğinize teşekkürler.
      Allah böyle olan herkesin yardımcısı olsun.
      Hayırlı seneler olsun size de.
      Kolay gelsin.
      Bülent

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s