Barbarossa Harekatı

Öncesini okumak için lütfen tıklayın: STALİNLİ YILLAR

Türkler askere alınıyor

Müslüman ve Türk halkları Çarlık Rusyasında da Sovyet döneminde de askere alınmıyorlardı, ancak 2. Dünya savaşı başlayınca yaşları 18-65 arasında olanların hepsi zorla Kızılordu’ya alındılar. Bazı kaynaklarda sayıları 6-7 milyon olarak verilmektedir. Sovyetler savaştan sonra onların Nazilerle işbirliği yaptıkları ve “Sovyet vatanı”na ihanet ettikleri propagandasını yaptı ve bunda başarılı oldu. Bu tamamen yalandır. Yukarıdaki bölümde anlatılanlara maruz kalanların Stalin’den nefret etmemeleri ve onun için ölüme severek gitmeleri nasıl beklenebilirdi? Bütün bunlara rağmen Alman işgali yıllarında “Sovyet vatanı”na ve Komünist Partisi’ne sâdık kalanlar ve Nazilere karşı cephede ve partizan hareketinde savaşanlar da olmuştu.

Neyse, biz tekrar o vatan hainleri denilenlerin hikayelerini anlatmaya devam edelim.

Beşir Alizade

Beşir Alizade

Beşir Alizade – Azerbaycan Türkü. Azerbaycan’ın Kazak rayonundan (ilçesinden). Sovyet ordusunda askere alınır, Tiflis yakınlarında talim geçirdikten sonra önce Krasnodara, sonra da Kırıma gönderilir: “Feodosiya yakınlarında Sovyet birliklerinin savunma hattının ikinci sırasında idim. Hepimizi bit basmışdı. Günde bir defa – o da gece birisi bir tencere getirib yemek adına bir şeyler paylaşırdı. Vessalam. Bir de gündüz dörd kişiye 250 qramlık bir ekmek verirdiler. Ruslar bize hakaretle “yoldaşı” diye hitap ederlerdi. Üç adama bir tüfeng vermişdiler. Deyirdiler ki, birinizi vursalar, o birisi alsın

Barbarossa Harekâtı

22 Haziran 1941 de Hitler Barbarossa Harekatı ile Sovyetleri işgale başladı. Hitler “biz sadece kapıyı tekmeleyeceğiz ve tüm çürük bina yıkılacak” demişti. Alman panzer birlikleri kısa sürede Sovyet sınırlarını geçtiler. Kızılordu bu saldırıyı ihtimal dahilinde görmüş ama yeterince hazırlık yapamamıştı. 26 Haziran 1941 de yani 4 gün içerisinde Almanya, Rus cephesini artık yıkılmış addediyordu.

Sovyet Hükümeti tarafından genel seferberlikte çok milletli Kızıl Ordu’ya alınan Türk soylu askerler arasında çok sayıda orta ve yüksek okul talebeleri veya ilk, orta okul öğretmenleri mühendis, doçent, doktor ve sanatkarlar da bulunmaktaydı. Bizim soydaşların çoğunluğu birkaç hafta süren kısa eğitimden sonra cephenin en önüne Alman panzer paletlerinin altına sürüldüler. Rus dilini bilmiyorlardı ve özellikle iklime uygun giyim kuşamdan mahrumlardı. Ayrıca Rus subayları, Türk kökenli askerlerin eline iyi silah vermediler. Elinde yeterli silahı, mühimmatı olmayan ve ayağında delinmiş potini olan askerler adam başı verilen 15 mermiyle cephelerde çok ağır kayıplara uğradılar. 1942 ortalarında Ukrayna, Beyaz Rusya, Don ve Kuban bozkırları (Kuzey Batı Kafkasya), Kırım, Kafkasya’nın büyük kısmı Almanya’nın hakimiyetine girdi.

Milyonlarca esir

Savaşın başlangıcında önlerindeki Alman ordusunun üstün silah gücü karşısında büyük kayıplar vermeye başlayan Türk soydaşların arkalarında Rus askeri vardı. Yani; iki ateş arasında çarpışmaya mecbur olmuşlardı. Geri kaçamadıkları için teslim olmaya başladılar. Müslüman ve Türk gençler, askerler zaten kendilerini yıllarca inim inim inleten Stalin’in ordusuna istemeden, zorla alınmışlardı, savaşa devam etmeleri halinde ölüm onları bekliyordu, böylece kendileri için en uygun olanını seçmek zorunda kaldılar, yani Almanlara teslim oldular. Müslüman ve Türk askerlerin, kitleler halinde Almanlar tarafına geçmesinde gaddar, katil Stalinden öte vatan sevgisi yoksunluğu da ayrı bir etkendi.

Cabbar Aybaz ABD’de yaşayan Karaçay Türk’ü: ”Ruslar bizi zorla askere aldı. Fakat cepheye gidemeden Almanlara teslim olmak zorunda kaldık. Almanlar bizi fena sıkıştırmıştı. 4 bin Rus askeri teslim olduk; çünkü Alman tankları önümüzü kapatmıştı. Top atışları birliğin kumandanını öldürmüştü. Teslim olduğumuz takdirde öldürülmeyeceğimizi söyledikleri için birlik halinde teslim olduk.”

Mehmet Kengerli – Azerbaycan Türkü: Sovyetler’in sistemini herhalde çok şükür yaşamadınız ama okuyup görmüşsünüzdür. Cephede asker iki ateş arasındaydı. Karşıda Alman ateşi, arkada da Rus siyasi teşkilatının silahları. Cephede Türkler’e mermi dağıtmazlardı. Taarruza geçmeden 1-2 saat evvel 10-15 tane mermi verirlerdi.

Temmuz 1941 ortasında çok milletli Kızılordu yaklaşık 1 milyon er ve subay kaybetmiş, 4 milyonu esir düşmüştü. 1941- 42 yılları arasında Sovyet ordusundan Almanya’ya esir düşen asker sayısı 5 milyon civarındaydı. Alman Savaş Esirleri İdaresi tarafından 1943 yılında verilen bilgiye göre esirlerin 1 milyon 700 bini yaşları 18-60 arası değişen Müslüman Türklerdi.

Alman ordusuna esir olanlar müthiş insanlık trajedisi ile karşı karşıya kaldılar. Özellikle harbin ilk aylarında kamp şartları korkunçtu. Savaş esirlerinin çoğu Alman— – Sovyet savaşının ilk kışında öldüler. Esirler daha ilk ayda sayıları azalsın diye vuruldular, hastalıktan, açlıktan, soğuktan kırıldılar. Ölenler büyük çukurlara topluca atılıyordu. Kötü barınaklar, yetersiz gıda, gayri insani muamele ve cinayetler yüzünden esirlerin bir kısmı böylece yok oldu.

Patrik Von Zur Mühlen – Bu konuda Alman arşiv kaynaklarına dayanarak doktora tezi hazırlayan tarihçi: “Daha harbin başlamasından üç hafta sonra Doğu İşleri Bakanı Rosenberg’e Minsk kampındaki tahammül edilmez durumun haberi geliyordu. Kış mevsiminin gelmesi kamplarda hayatı katbekat zorlaştırmış, buna açlık, bitlenme ve salgın hastalıklar da eklenmişti. Mesela Çenstochav kampındaki 30 bin esirden bir tifüs salgını sonunda 2 bin kişi kalmıştı.

Alman raporlarına göre esir alınanların sayısı sonunda 5.74 milyon, bunlardan ölenlerin sayısı 3.3 milyon oldu. Kamplarda esirlerin çok azı sağ kalabiliyordu. Alman resmî makamları 1942 Aralık ayının her gününde kampta ölen insan sayısının 2500 olduğunu yazıyordu. Alman olmayan araştırmacılara göre ise esirlerin % 85’i öldü. Almanlar milyonlarca esirleri barındıramadılar, besleyemediler. Bu kadar çok sayıda esir alınacağı hiç düşünülmemişti.

Kızılordu’da tank yüzbaşısı olarak görev yapan, sonra Milli Türkistan Birlik Komitesi Askeri Bölüm Başkanlığı’nda bulunan ve Türkistan konusunda en tanınmış bilim adamlarından olan Baymirza Hayite göre 7 milyon Kızılordu mensubu esir kamplarında toplanmıştı.

Rolph Keller -Alman Araştırmacı: “Cenevre Antlaşması’na aykırı olmasına rağmen esirlere Almanlar bu şekilde davrandı. Almanlar, Sovyetler Birliği ülkelerinden gelen esirler için doğuda ayrı, özel esir kampları bile kurdular. Esirlerin yaşam şartlarını zorlaştırmak ve hayatta kalma şanslarını azaltmak için özellikle çok az gıda verdiler. Ayrıca bilinçli olarak cinayetler işlendi, katliamlar gerçekleştirildi. GESTAPO sürekli kamplarda aramalar yaparak, kendilerine göre gereksiz ve istenmeyen insanları ayıklıyordu. İstenmeyen bu insanlar da Yahudiler ve Bolşeviklerdi. Bu insanları esir kamplarından alıp, toplama kamplarında bir araya getirerek kurşuna diziyorlardı. Burada da öldürülenlerin sayısı çok fazlaydı. 10 binlerce insan öldürüldü.

Türk esirler

Türk esirlerin akıbeti ise daha feci idi. Onlar esmer ve sünnetli olmaları dolayısıyla anti-semitist Naziler tarafından Yahudi zannedilerek donmuş toprak üzerinde, tel örgüler içinde çadırsız, aç bilaç ölüme terk edildiler. İlk zamanlarda 600 bin Türkistanlı esirin 400 bini bu şekilde hayatını kaybetti. Ölenler toplu mezarlara gömüldü. Almanlar sadece Ruslarla savaştıklarını sanıyorlar, ilk zamanlarda Sovyetlerde Türklerin varlığını bilmediklerinden kamplarda Türk olabileceğine de inanamıyorlardı. Bunu öğrendiklerinde de birşey değişmemişti zira Almanlar Asyalıları aşağılık ırk olarak kabul ettiklerinden insafsızlıkları azalmıyordu.

Öte yandan Stalin savaşta esir düşmeyi Sovyet anlayış ve kanunlarına göre vatana ihanetle eşdeğer kabul ediyordu ve cezalarını ölüm olarak tayin ediyordu. Stalin benim askerim esir olmaz diyerek Cenevre Konvansiyonunu da imzalamamıştı. Bu yüzden ne Hıristiyan esirlere yardım eden Kızılhaç ne de başka kuruluşlar Müslüman Türk esirlere  yardım etmedi.

Fahrettin Üstün CHP eski Muğla milletvekili – “İki yıl önce (2004) Dachau Kampı’nı gördüm. Orada kampta tutulan ve öldürülen kişilere ilişkin, hangi ülkeden oldukları v.s kayıtlar vardı, şaşırdım. Kayıtlarda Türkler de vardı, 100’ün üzerinde Türk vardı, 76’sı ölmüştü. Öldürülen Türkler için Alman hükümetinden tazminat talep edilip edilmeyeceği sorularını içeren yeni bir önerge hazırlıyorum. Önümüzdeki günlerde bunu Meclis’e sunacağım”.

Prof. Dr. Baymirza Hayit önceleri Kızılordu’da tank yüzbaşısıydı. Almanların Sovyetler’e taarruzunda ilk bombaları yiyen öncü birliklerde bulunuyordu. Savaşta yaralandı. Almanlara esir düştü. Sonra Almanya’da kurulan Millî Türkistan Birlik Komitesi Askerî Bölüm Başkanı oldu Savaş sonunda esir kamplarından zor kurtuldu. Türkistan konusunda en tanınmış uzman. Baymirza Hayit’e göre savaşta esir düşen Sovyet askeri sayısı 7 milyon,  bunun içinde 1 milyon 700 binden fazla Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek, Karakalpak, Azeri vardı. Bu rakam Alman askeri yetkililerince kendisine verilmiş. Hayit’e göre Sovyetler Birliği’nde 18- 65 yaş arasında erkeklerin tamamı askere alınmış, istatistiklerle karşılaştırıldığında bu rakam doğru. Hayit uluslararası kurallara göre devletlerin başka ülkede esir düşen kendi askerlerinin yiyeceklerini karşılaması gerekirken Sovyetler bunu kabul etmeyerek kendi esir askerlerine yiyecek göndermediğini de teyit ediyor.

Hüseyin İkram Han: “Akşam yemeğini 7 kişi beraber oturup şey yapardık. Bütün elimizle her birimiz gelen ekmeği taksimlemek için. Kartondan kesip ip bağlayıp terazi yapmıştık. Gelen ekmeğin bir parçasını kesip aynı gramda taksimlenirdi. Fatiha okurduk hepimiz bu sigara migara değiştirmezdik ekmeklerimizi. Oturduk yer içerdik. Bu vaziyette 7 ay dayandık. Kimi dayandı kimi gitti.Demek istediğim hergün 6-7 hasta çıkarırlardı. Orada sonradan bildik bu ormanda büyük bir çukur kazmışlar. Ölenleri üst üste atıp birkaç kireç ertesi gün onları da atıp kireçleyip. Esirler çevredeki otlardan ne bulsalar, yeşilliklerden yiyor. O yeşilliklerden yiyip yürüyüp barakaya geldikten sonra bağırırlardı. Çünkü o mideyi eziyor tamamen parçalıyor. Böyle ölenler oldu. Sonra bir ağaç var ormanda. Onun kabuğunun altında bir perde var o tatlı. Onu yiyen kimse bir tatlı yemiş gibi oluyor ama o da zararlı. Onun yiyip ölenler çok oldu. Biz geceleri uyuyamazdık. Çünkü o kadar ağlarlardı, bağırırlardı, Bizim de ciğerimiz yanardı.”

Seyit Ahmet Bozkurt – Kırım Türkü: “Ölünün üzerinden atlayıp geçiyoruz orda. kimisi ölmüş, kimisi yatıyor yerde. Böyle yapıyor ama kalkamıyor onu da Almanlar ölüyle beraber arabaya atıyorlar götürüyorlar, çukura gömüyorlar.”

Hamit Özbek – Çeçen: “Trene bindirip bizi Dachau Dead kampına 6 milyon kişinin öldüğü kampa götürdüler. Orada dead kampında kokudan ölenler,birbirini yiyorlar hayvanlar gibi. Ayaklarım yürüyemez hale geldi. Yürüyemeyenleri ölülerin arasına atıyorlar.”

Rolph Keller – Alman Araştırmacı: “GESTAPO sürekli kamplarda aramalar yaparak, kendilerine göre gereksiz ve istenmeyen insanları ayıklıyordu. İstenmeyen bu insanlar da Yahudiler ve Bolşeviklerdi. Bu insanları esir kamplarından alıp, toplama kamplarında bir araya getirerek kurşuna diziyorlardı. Burada da öldürülenlerin sayısı çok fazlaydı. 10 binlerce insan öldürüldü.”

Alim Almat – Kazak Türkü: “Benim kaldığım kampta 80 bin kişiydik. 80 bin kişiden 6 ay zarfında 3 bin kişi kaldık açlıktan. Elinle başını şöyle bir tuttuğun zaman elinde kalıyor bitler. Orada tifüs hastalığına yakalandım. Tifüs hastalığında 14 güne kadar yaşabiliyorsun!.. Günde 50-100 kişiyi arabalarla taşıyıp, çukura atıp gömüyorduk. Acayip bir şey oluyor insan; yanındaki ölmüş, onun üzerindekini alıp kendi üzerine örtüyorsun, oralı bile değilsin. İnsan hayvanlaşıyor mu ne deyim?.Alman adamı yakalıyor, yat diyor, yatıyor. 75 kırbaç vuruyor ondan sonra adam mosmor olup kalıyor. Üstüne bir kova soğuk su döküyor. Silkeleniyor köpek gibi, ölüyor kalıyor on dakikada. Günde arabayla 100 kişi-50 kişi taşıyıp,götürüp,çukura atıp gömüyorduk.

Musa Ramazan – Kafkasya:”Onlara çikolata bile verdiler” “- Stalin, “Benim esirlerim yok, onlar vatan hainidir!” demişti.’ Sonra da Kızılhaç’tan ayrıldı. Biz gördük ki İngilizler’in, Amerikalılar’ın pilotları esir kamplarında uluslararası kuruluşlardan her şeyi buluyordu; çikolatasına kadar… Onlara doktor da veriyorlardı. Bizde ne yemek ne de doktor vardı.”

Dr. Mehmet Kengerli – Azerbaycan Türkü: “Nefes alan insanları gömdüler!. Kırım’da esir düşen 435 bin Rus askerinden biriydim. Esir kamplarında kalmasam da orayı gördüm, yaşadım… Orada şart diye bir şey yoktur. Almanya gibi son derece bencil, ırkçı bir felsefeye dayalı bir toplumda şart aranmaz. Kış mevsiminde kar, kıyamet: Sıfırın altında 25-30 derece… Onlarca kamptan daha nefes alıp veren insanlar gömülmeye götürülürdü.”

İşçi köleler

Trajediyi yaşayanlar sadece savaşta esir düşenler değildi. Alman erkekler savaşa gidince Almanya’da fabrikalarda, çiftliklerde çalışacak kimse kalmamıştı. O ihtiyaçlarını da işgal ettikleri ülkelerden gençleri esir, köle gibi boğaz tokluğuna çok zor şartlarda çalıştırarak giderdiler.

İkinci Dünya Savaşı’nda 1941 yılında Alman ordusu Kırım’a geldikten sonra Kırım Tatarlarından bir kısmı da zorla Ostarbeiter (Doğu işçisi) sıfatıyla Almanya’ya götürüldü. Bunların yanısıra, Kızıl Ordu’da görev yapmaktayken Almanlara esir düşmelerini müteakip Alman ordusuna katılanlar da vardı.

Fatma Baştimur

İşçi kölelerden biri de NBA’de All Star’da oynamış milli basketbolcu Mehmet Okur’un anneannesi Fatma Baştimur. Baştimur 1927’de Rus kökenli Fedo – Olga çiftinin çocuğu olarak Ural’da doğmuş. Adını Pavlina koymuşlar. Üç aylıkken annesiyle babasını Ural’dan Ukrayna’nın Varaşlovgrad kentine sürgün etmişler. Bolşevikler, zengin diye ailesinin elindeki hayvanları almışlar. Sürgüne geldikten sonra 4 yaşındayken babası ölmüş, üç kardeş kalmışlar. 2. Dünya savaşında Ruslar Varoşlovgrad’dan çekilirken Almanlara bir şey kalmasın diye her şeyi yakmışlar. Ekmek dahi bulamamışlar.

Pavline bir gün evde pişirmek için buğday getirmeye gider, iki Alman askerine yakalanır. 15 yaşında Ukrayna vatandaşı olan Pavlina‘yı Almanlar Ukrayna’dan topladıkları 300 gençle birlikte karakolun önünde dizerler, çırılçıplak soyup vagonlara bindirirler. Ön vagona koyarlar, eğer yolda dinamit varsa önce o vagon patlasın diye. Polonya toplama kampına götürülen Pavlina ve yanındakiler çırılçıplak soyulup zehirlenmek üzere bir banyoya sokulurlar. Tam gaz açılacakken, bir SS subayı,  ‘Bunlar çalışmaya gidecek’ diyerek esirlerin zenginlerin yanına götürülmesi emrini verir.  Vagona bindirerek bu kez Berlin’e götürürler.

Fatma Baştimur: “Oradan Berlin’de hepimizi sıralamışlar. Zengin adamlar gelmişler. Genç kızları sen, sen, sen öne! Bana çalışmaya gideceksin. Beni de çağırmışlar. Hayır dedim ben fabrika çalışacağım dedim. Korktum çünkü kötülük yapabilirlerdi, gitmedim. Fabrikada çalıştık.”

Baştimur inatçı ve kararlı karakteriyle zenginlere kölelik yapmamakta direnir ve savaş malzemeleri üreten bir fabrikada işçilik yapmaya başlar. Sabahları 100 gram bayat ekmekle güne başlar, 12 saat boyunca çalışır, gece de bir kepçe yağsız kepek çorbasıyla yetinir. Bir esir olarak her gün dayak yer, türlü hakaretler işitir. Yorgunluktan ve açlıktan bitap düştüğü bir gün, motora kurşun yerine parmağını sokunca sol elinin orta parmağının bir kısmını kaybeder. Baştimur’un ilginç ve ibretlik hikayesine ilerde döneceğiz.

Almanlar Kafkasya’da

Almanlar 1941 yılında Sovyetlere saldırdıkları sırada, Kafkasya’da yaşamakta olan Karaçay-Malkar halkı da Almanlara karşı sempati beslemeye başlamıştı. Bu durumu değerlendiren Sovyet istihbaratı, Sovyet ordusunda görevli Karaçay-Malkarlı subay ve askerleri “güvenilemeyecek düşman unsurlar” sayarak cepheden alıp, Ural bölgesindeki kömür ocaklarına sürmüşlerdi. Sovyetler’in bu davranışı karşısında bir Karaçay süvari alayı silahları ile dağa çıkmıştı. Böylece Almanlar henüz Kafkasya’yı işgal etmeden ve hiç haberleri olmadan Kafkasya’da bir müttefik halk kazanmış oluyorlardı. 25 Temmuz 1942’de Alman orduları Rostov’u ele geçirip Don ırmağını geçtikten sonra Sovyet ordusuyla Kafkas dağlarının eteklerinde savaşa girdi. Alman ordusunun önünden çekilerek Kafkas dağlarına sığınmaya çalışan Kızılordu birliklerini burada Karaçaylıların silahlı çeteleri karşıladı. Karaçaylılar Sovyet Kızılordusu’nu ve NKVD (İçişleri Halk Komiserliği) birliklerinin büyük bölümünü imha ettiler. Ağustos 1942’de Alman ordusu Karaçay topraklarına girdi ve bölgede beş ay kadar kaldı. Yerli halka dinî ve siyasî hürriyet verdiklerini açıklayan Almanlar bu hareketleri ile yerli halkın sempatisini kazandılar. Camiler yeniden açıldı, kolektif çiftlikler kaldırıldı. Bu davranış yıllardan beri amansız Sovyet din karşıtı baskılara maruz kalan Müslüman halkın sevinciyle karşılandı. Okullar mahallî yöneticilerin yönetimine bırakıldı. Karaçaylılar-Malkarlılar 1943 yılı sonlarına kadar Sovyetler’e karşı mücadelelerini sürdürerek Kafkasya’daki Rus karşıtı hareketlere önderlik ettiler. Bu mücadeleler sırasında büyük nüfus kayıplarına uğradılar. Almanların Kafkasya’yı bir sömürge olarak kullanmak istedikleri ve buradaki bölgelere Alman Nazi komiserlerinin çoktan atanmış olduğu daha sonra öğrenildi.

Devamını okumak için lütfen tıklayın: 2. DÜNYA SAVAŞINDA TÜRK LEJYONLARI

KAYNAKLAR YAZI DİZİSİNİN SONUNDA VERİLMİŞTİR.

Bülent Pakman. Nisan 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets

WP_000151Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

 

 

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Bülent Pakman youtube video kanalı 1

Bülent Pakman youtube video kanalı 2

Bülent Pakman dailymotion video kanalı

Barbarossa Harekatı için 1 cevap

  1. Geri bildirim: 2. Dünya Savaşındaki Türkler | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s