Azerbaycan Edebiyatının Türkçeye Çevrilmesi Serüveni

Azerbaycan edebiyatı hiç şüphesiz, kökü çok derinlerde olan ve binlerce yıllık bir geleneğe yaslanan, büyük bir edebiyat…

Türk Edebiyatı da öyle…

Aslında, bu iki kardeş halkın edebiyatları, son yüz elli yıla kadar ortak bir zeminde ilerledi. Bu nedenle, Nizamî ile Necatî’nin, Fuzulî ile Bakî’nin, Hatayî ile Pir Sultan’ın, Âşık Elesker ile Âşık Şenlik’in, Hüseyin Cavid ile Namık Kemal’in, Halide Edip Adıvar ile Nigar Refibeyli’nin birbirlerini ve yazdıklarını “anlamak derdi” yoktur.

Ancak 1639’da Osmanlı – İran ve 1826’da İran – Rusya arasında yapılan anlaşmalardan sonra, Azerbaycan ile Türkiye arasına giren coğrafi sınırlar ve aşılmaz engeller, iki kardeş halkı ve iki kardeş edebiyatı da birbirinden uzaklaştırdı.

“Kafkaslardan esen yeller”in Anadolu’ya hiç selam getiremediği, 1920’li yıllardan başlayan ve 1990’lı yıllara kadar süren Sovyetler Birliği döneminde; iki kardeş halk arasına, bilinçli bir şekilde mesafeler konuldu. Bu yüzden de iki halk, şimdi “iletişim dilinde” pek sorun yaşamasa da “edebi dilde” ciddi farklılıklarla yüz yüze geliyor.

Türkiye’deki bazı aydınlar ve ilim adamları (belki aynı görüşte olan Azerbaycanlı ziyalılar da vardır) Azerbaycan ve Türkiye Türkçesi arasında tercümeye gerek olmadığını ifade etseler de,  “edebi dildeki”  farklılaşmalar, bu iki kardeş edebiyata ait bedi eserlerin karşılıklı olarak tercümesini zorunlu kılıyor.

Ortalama bir Türk okuyucusu, Azerbaycan Türkçesi ile yazılmış bir bedi eseri; ortalama bir Azerbaycan okuyucusu da, Türkçe yazılan bir bedi eseri, kullanılan edebi dilin bütün inceliklerini kavrayarak ve edebi dilden zevk alarak okuyamıyor. Bu nedenle bu iki edebi dil arasında, tercüme kaçınılmaz hale geliyor. Bu konudaki aksi görüşlere katılmak da mümkün değildir.

İki edebiyat arasında, karşılıklı tercümenin gerekliliğini vurguladıktan sonra, ben asıl konuya, tercüme meselelerine, daha doğrusu Azerbaycan Edebiyatına ait eserlerin Türkiye Türkçesine tercümesi meselesine değinmek istiyorum.

1990’lı yıllarda itibaren, iki kardeş halkın kucaklaşmasından sonra, sınırların ve yasakların ortadan kalkmasıyla birlikte, Azerbaycan ve Türkiye arasında, siyasi ve ekonomik ilişkiler yanında, kültürel ilişkiler de hız kazandı. Azerbaycan edebiyatına ait eserler, Türkiye’de ilk kez, 1990’lı yıllarda,  Azerbaycan Türkçesiyle yayımlanmış olsa da, okuyucu nezdinde ilgi görmedi. Sonraki yıllarda bu kitaplar, arka kısmına, birer “sözlükçe” konularak yayımlandı. Sık sık sözlüğe bakma ihtiyacından dolayı, okuyucular tarafından bu tip yayınlar da beğenilmedi.

Daha sonraları, özellikle Anar ve Elçin’in eserleri, Türkiye Türkçesine çevrilerek, yayımlandı ve Azerbaycan edebiyatının bu iki seçkin kaleminin eserleri, Türkiye’de büyük beğeniyle okundu. Elçin’in Ölüm Hükmü, Mahmut ile Meryem, Gümüş Renkli Karavan, Aydınlık Geceler, Anar’ın Sıra Selvilerde Bir Otel Odası,  Beş Katlı Evin Altıncı Katı, Bir Fırsat Bulsam, Nazım Hikmet- Hatayı Sanatı ve Eserleri gibi kitapları, Türk okuyucular tarafından büyük bir beğeniyle okundu. Elçin ve Anar’ın Türkçeye çevrilen eserleriyle, Türkiye edebiyat çevrelerinde iyi bir okuyucu kitlesini cezbeden Azerbaycan edebiyatı, maalesef daha sonraki yıllarda, ciddi bir itibar kaybına uğradı. Türkiye’deki yayınevleri, Azerbaycan edebiyatına ait eserleri basmaya yanaşmazken, okuyucular da Azerbaycan edebiyatından imtina etmeye başladılar. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, Azerbaycan edebiyatından tercüme yapan tercümeci sayısındaki enflasyon, ikincisi ise, niteliksiz eserlerin daha doğrusu imkân sahibi olan ancak edebiyata dahli olmayan, istidatsız adamların eserlerinin tercüme edilmesiydi.  Bu dönmede, Türkiye’de edebiyatın kıyısından köşesinden geçmiş olan bazı yeteneksiz adamlar, Azerbaycan Türkçesinden bedi tercüme yapmaya başladılar ve yaptıkları tercümeleri çoklu dergilerde, gazetelerde yayımladılar. Ardından bir dizi kitaplar da yayımlandı. Bu niteliksiz eserler ve acemi, deneyimsiz tercümeciler tarafından yapılan ve estetik açıdan çok zayıf olan tercümeler, bir anda Azerbaycan edebiyatına olan ilgiyi azalttı. Diğer yandan, Aslen Azerbaycanlı olan ancak Türkiye’de okumuş olan bazı öğrenciler, Türkiye’deki öğrenimini bitirdikten sonra Bakü’ye gidip “Türk dili” uzmanı kesildiler. Bunların yaptığı ve Türkçe açısından çok ciddi “dil yanlışları” ile dolu tercümeler ise, Azerbaycan edebiyatının adına gölge düşürdü. Hatta bu “dil yanlışlarından” dolayı, Azerbaycan edebiyatına “Meşdi İbad” rolü biçildi. Elbette bütün bunlar, köklü bir geleneği olan Azerbaycan edebiyatına yapılan büyük haksızlıklardı.

Azerbaycan edebiyatından, yüzlerce hikâye, onlarca roman tercüme ettim. Bu roman ve hikâye kitapları, büyük yayınevlerinden çıktı. Türkiye’de de geniş yayıldı. Ancak bu roman ve hikâyeleri gönderdiğim birkaç yayınevi bize: “Son yıllarda, Azerbaycan edebiyatından yapılan tercümelere bakıldığında, sizin tercümeniz muhteşem, eser de çok güzel ancak daha önce yayımladığımız eserler ve yaşadığımız olumsuzluklardan dolayı bu eseri yayımlayamıyoruz” diye cevap gönderdiler. Bence bu durum, Azerbaycan edebiyatının Türkiye’deki bedbahtlığıdır.

Birde bilim adamlarının yaptığı tercümelerden bahsetmek lazım. Burada da “bilim dili” ile “sanat dili”nin farklılıklarından bahsetmek gerekir. Bilim dili, tasnif edicidir, tarif edicidir. Sanat dili ise bambaşka bir şey… Dolayısıyla bilim adamlarının yaptığı edebi tercümeler de okuyucu kitleleri tarafından beğenilmedi. Türkiye’deki Kırgızca, Kazakça ve diğer dillerden yapılan bu tip tercümeler de maalesef okuyucu kitlesinden gereken ilgiyi göremedi.

Sovyet döneminde, Azerbaycan edebiyatının batıya açılan penceresi Moskova idi. Bu dönemde de sonraki yıllarda da Azerbaycan edebi eserlerinin Rusçaya tercümesi çok başarılıdır. O cümleden, Azerbaycan edebi eserlerinin İngilizce, Fransızca Almanca gibi batı dillerine çevirisi de çok başarılıdır. Ancak Azerbaycan edebiyatına ait eserlerin Türkçeye tercümesi meselesi,  maalesef diğer dillere tercümesi ile kıyaslandığında, aynı başarı sağlanamadı. Son zamanlarda Türkiye’deki dergilerde yüzlerce hikâye okudum ancak tercümeleri maalesef beğenmedim. Azerbaycan edebiyatının Türkiye’de yeteri kadar tanınması ve iyi bir okuyucu kitlesine sahip olabilmesi için, öncelikle iyi yetişmiş profosyonel tercümecilere; daha sonra ise Türkiye genelinde bu eserleri dağıtabilecek, yayabilecek bir yayınevine ihtiyaç vardır.

İmdat Avşar 19.11.2013 http://atev.az/xeber-azerbaycan-edebiyatnn-turkceye-t36.html

Yorumsuz alıntıdır. Bülent Pakman. Kasım 2013. 

Bloğumdaki yazılar izin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Azerbaycan’da Kimlik ve Dil

YANLIŞ: Türkiye’de Azerbaycan Türklerine “Azeri” konuştukları dile de “Azerice” denmektedir. Azerbaycan resmi politikasında bu tanımlar “Azerbaycan Halkı”, “Azerbaycanlı” ve “Azerbaycan’ca”, “Azerbaycan Dili” şeklindedir. Bunlar külliyen yanlıştır.

Bir: Azerbaycan bir coğrafya ismidir, millet değil, Ayrıca soyu bilinen, kendine has dili olan halklar coğrafi adlarla kimliklendirilemezler.
İki: Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Azeri sözcüğü, ilk defa olarak, tarihin en azılı Türk düşmanı Stalin, daha sonra ise hasta beyinli İran-Fars şovenistleri tarafından, Azerbaycanlıların Türklük şuurunu yok etmek, unutturmak için uydurulan sahte bir kimliktir. Eğer Ruslar, Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Allah korusun Anadolu ya hakim olsalardı, orada da benzeri şekilde Egeli, Karadenizli ve İzmirli diye uyduruk milletler ve kimlikle yaratmaya çalışırlardı.

DOĞRU: “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi”.

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarında daha çok o şekilde bulunabilmesindendir.

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen “özellikle beyaz yakalı” Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur. Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan her şeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir. Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir.

Başka yerlerde bana ait olarak gösterilen yazılarla ilgim yoktur. Özellikle fotolar eklenmiş, orası-burası, fotoları, alıntıları, linkleri silinmiş olanlarla. Özgün yazılarım sadece buradadır.

Twitter Widgets

Facebook Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s