Said-i Nursi 80 defa dünyaya gelmiş

Said-i Nursî’nin reenkarnasyona inandığını biliyor musunuz? Şiir ve sözleriyle 80 defa dünyaya geldiğini açıklamış ve bakın neler demiş.

1. Said-i Nursi’nin reenkarnasyonla ilgili şiiri (günümüze yakın dille aktaran Prof. Abdülaziz Bayındır):

Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde
Yetmiş dokuz ölü Sait, günahlar ve elemler içinde
Seksenincisi bu mezara mezar taşı olmuştur.
Birlikte İslam’ın hüsranına ağlıyorlar.
Ölülerle dolu inleyen o mezarım ve mezar taşımla
Giderim yarınımdaki Ahiret meydanına
Kesin biliyorum ki, gelecekte Asya’nın gökleri ve yerleri
Birlikte İslam’ın ak pak eline teslim olur.
Zira imanın bereketinin gücüdür,
Halka güven ve huzur verir.

“Kaynaklı-İndeksli Risale-i Nur Külliyatı, Lemeât, İstanbul 1994, s. 319”daki şiirin aslı:

Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde
Said’den yetmiş dokuz emvatbâ-âsâm âlâma.
Sekseninci olmuştur mezara bir mezar taş,
Beraber ağlıyorhüsrân-ı İslâma.
Mezar taşımla pür-emvat enîndar o mezarımla
Revânım saha-i ukbâ-yı ferdâma.
Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin-i Asya
Bâhem olur teslim yed-i beyzâ-yı İslâma.
Zira yemin-i yümn-ü imandır,
Verir emn ü eman ile enâma.

2. Said-i Nursi’nin reenkarnasyon ile ilgili sözleri  (günümüze yakın dilde aktaran Prof. Abdülaziz Bayındır):

Soru: Sen kimsin? Ölümünden sonra da sen sen misin? Bedenin yıkılmasının ruhun birliğine etkisi var mı?

Cevap: Ben bu anda, seksen Said’in özü olarak ortaya çıkmışım. Onlar zincirleme şahsî kıyametler ve zincirleme tenasüh, yani ruh göçü ile çalkalanıp beni şu zamana fırlatmışlardır (zincirleme yeni bedenler, 40 yıl doğum sancısı çektiler).

Şu Said yetmiş dokuz ölü ve bir konuşan canlının özetidir. Eğer zamanın suyu donup dursa ve farklı bedenlerde ortaya çıkan Said’ler birbirlerini görseler, ciddi farklılıklardan dolayı birbirlerini tanımayacak­lardır. Ben o bedenlerin üstünde yuvarlandım; iyilikler ve lezzetler dağıldı gitti (düzgün olanı bende bir bölüm oldu)  Sıkıntı ve üzüntüler birikti kaldı  (kusurlu olanını aldım (attım)). O konak yerlerinin her birinde ben bendim. Ölümümden sonra gelecek konaklarda da yine ben ben olacağım. Bu konak yerinde yani vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa ben de o şekilde elbise değiştiririm; yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyerim.

Bu ifadelerin “Bediuzzaman Said Nursî, İşârât, Risale-i Nur Külliyatı, c. II, s. 2340”daki aslı şöyleBen bu anda, seksen Said’den telhis ile tezahür etmişim. Onlar müselsel şahsî kıyametler ve müteselsil istinsahlar ile çalkalanıp şu zamana beni fırlatmışlar.
Şu Said yetmiş dokuz meyyit, bir hayyı nâtıkın fihristesidir. Eğer zamanın suyu donup dursa, mütemessil olan o Said’ler birbirlerini görseler, şiddet-i tehalüften birbirlerini tanımayacaklardır. Ben onların üstünde yuvarlandım; hasenat, lezzat dağıldı kaldı. Seyyiat, âlâm toplandı, yüklendi. Nasıl ki şimdi o merhalelerde daima ben benim. Öyle de, mevtimle gelecek menzillerde de yine ben benim. Lâkin her senede şu menzilhanelerdeki zerrat, iki muhacereti umumî yaptığından, ene dahi libasını değiştirir, yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyer”.

 3. Reenkarnasyona inananlar yukarıdakileri okur, geçer, üzerinde düşünmez bile. O kadar açıktır.  Ama gelin reenkarnasyona inanmayanlar ya da bilmeyenler, şüphesi olanlar için İlahiyat Profesörü Abdülaziz Bayındır’ın sadeleştirmelerine bakarak Said-i Nursi ne demek istemiş, tek, tek yorumlayalım:

–     “Yıkılmış bir mezarım ki…Yaşıyor ama mezarı var. Cümlenin sonrasından burada mezar ifadesinin tüm geçmiş mezarlarını  kapsadığını anlıyoruz. Mezarları çok eski, zaman zarfında yıkılmış yok olmuş, ortadan silinmişler.

–      “… mezar…içinde 79 ölü Sait”. Said-i Nursi’nin bu dünyada 79 tane mezarı var. Yani daha önce 79 defa dünyaya gelmiş. Reenkarnasyona inanan herkesin merakıdır? Acaba bu dünyada kaç mezarım var? Said-i Nursi bunu cevabını bulmuş.

–     Seksenincisi bu mezara mezar taşıSekseninci bedenin de eninde sonunda akıbeti mezarda son bulacak. Bu da tipik reenkarnasyon inancı. Mezara girecek olan sadece bedendir. Ruhsuz bedenin taştan farkı yoktur.

–         Yetmiş dokuz ölü Sait, günahlar ve elemler içindeÖnceki 79 hayatında hataları, yanlışları olmuş, onlara üzülüyor. Zaten böyle hatalar, yanlışlar olmasa 80. kez dünyaya gelinir miydi? Tipik reenkarnasyon inancı.

–         Ben bu anda, seksen Said’in özü olarak ortaya çıkmışım…Bu da tipik reenkarnasyon inancının ifadesi. Sekseninci defa dünyaya gelişinde beyni silinmiş, formatlanmış ama “özü” yani ruhu önceki 79 hayatın kayıtlarını taşımaktadır. 79 hayatta yaşadıkları ruhunda sıfırlanmamış, sekseninci hayatında yaşadıkları da eskilerine eklenmiş. Buradaki 80 sayısının kerametini İlahiyat Profesörü Abdülaziz Bayındır açıklamış. Aşağıdaki 8. bölümde okuyabilirsiniz.

– “…zincirleme şahsî kıyametler ve zincirleme tenasüh...”
Zincirleme yeni bedenler yenilenen bedenleri ifade eder. Bu konuda Abdülaziz Bayındır Hoca geniş açıklamalar yapmış. Aşağıda 7. bölümde okuyabilirsiniz.

–         Şu Said yetmiş dokuz ölü ve bir konuşan canlının özetidir.” Önceki, artık cansız olan 79 beden ve bu seferki canlı bedenin içine girmiş olan ruh tekdir, bu seferki hayatında adı Said’dir. Aynen Yunus Emre’ninEte kemiğe büründün Yunus diye göründümdeyişi gibi.

–         Eğer zamanın suyu donup dursa ve farklı bedenlerde ortaya çıkan Said’ler birbirlerini görseler, ciddi farklılıklardan dolayı birbirlerini tanımayacak­lardır.Zaman yolculuğu olabilse ve farklı zamanlarda dünyaya gelmiş kendi tezahürleri, birbirleriyle karşılaşsalar kesinlikle hepsinin Said-i Nursi’nin aynı/tek ruhunu taşıdığını anlayamazlar. Halbuki bir yılda insan ne kadar değişir? Beni yıllardır gören 1 yıl görmese 1 yıl sonra görse tanımaz mı? Said-i Nursi’yi son hayatında 79 yaşında iken gören, 80 yaşında iken de, 40 yaşında gören, 41 yaşında iken de onu tanımaz mı? Hatta bırakın, insanın kendi çocukluk hali ile canlı karşılaşma imkanı olsa onu bile tanır. Örneğin rüyasında çocukluğunu gören “bu kim yahu” mu der? Reenkarnasyon, ruhun her defasında farklı bedene girdiği inanışıdır. Aynı sırayla dünyaya gelirken içine girdiği bedenler örneğin birbirlerinin yaşarken çekilmiş filmlerini seyretseler, aynı ruha sahip olan birbirlerini tanımaları mümkün olmaz. Çünkü her gelişte maddi beyinleri, sıfırlanmış, formatlanmıştır. İfade edilen budur. Bu da en önde gelen reenkarnasyon inancıdır.

–   “Ben o bedenlerin üstünde yuvarlandım…”  O eski bedenlerinin yaşadığı ruhsal birikimlerini taşımış, değerlendirmiş, onlardan faydalanmış.

–         …iyilikler ve lezzetler dağıldı gitti. Sıkıntı ve üzüntüler birikti kaldı…O ruhsal birikimlerde önemli olan sıkıntı üzüntülerdir. Dünya malı, dünyanın zevk veren şeyleri gelip geçicidir, kalıcı değildir.  Onların ruhsal birikimlerde kalıntı bırakmazlar. Reenkarnasyona inananlara göre tekamül edebilmek için sıkıntı ve üzüntülere maruz kalmak şarttır. Onlardan ders alınır. Izdırapsız tekamül olmaz. Zevk-ü sefa içinde tekamül edilmez. Tipik reenkarnasyon anlatımı. Bayındır Hoca bu ifadeyi aşağıda bir başka anlamda da vermiştir.

–         Düzgün olanı bende bir bölüm oldu, kusurlu olanını aldım (attım). Bir hayatında düzgün ne yapmışsa o onun benliğinin bir bölümünü teşkil etmiş, onları sonraki hayatına taşımış. Ne yanlış yapmışsa ondan ders almış, onu bir sonraki hayatında tekrar etmemiş.  Önceki hayattaki hatalardan bir sonraki hayatta ders almak tipik reenkarnasyon inancıdır. 

–        “Şu anda ben ben olduğum gibi o konak yerlerinde ben bendim.” Daha önceki hayatlarındaki bedenlerinin hepsinde bir tek ruhmuş, şimdi sahip olduğu ruh.

–         Ölümümden sonra gelecek konaklarda da yine ben ben olacağım.Burada öldükten sonra YİNE ahirete gidecek. Bedenden ayrılıp başka bir mekana (gelecek konak) geçecek ama ruhu değişmeyecek. “Yine” ne demek? Daha önce de bunlar olmuş demek. Yani daha önce  de ölmüş ve aynı sürecten geçmiş. Aynı zamanda bu seferki yaşamından sonra da YİNE tekrar dünyaya geleceğini de kasdetmiş. Konaklar çoğul olduğundan burada iki alem oluyor. Yani hem ahiret hem de bu dünya.

–         “yani vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa ben de o şekilde elbise değiştiririm; yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyerimÖlüp tekrar dünyaya gelince bedeni değiştirmiş oluyor. Eski bedeni atıyor, yeni, başka bir beden içerisine giriyor. Bazıları bunu tevil etmiş, yani bir takım gerekçeler uydurarak saptırmışlar:  Her insanın bedenindeki hücreler yılda iki defa yenilenirmiş de ve bu bir yılda aslında beden tamamen değişirmiş de, o halde denebilirmiş ki beden olarak ben 79 beden eskittim demek, bunlar beden anlamında birer ölüm demekmiş de. O her bir yıldaki bedenler ayrı ayrı ayağa kalksa aralarındaki şiddetli farklardan, mesela 5 yaşındaki Said 70 yaşındaki Said’i görse tanıyamayacak… ve o andaki beni 40 yılda 79 beden eskittiğinden o yıllardakilerin ve şu andakinin ruhen özetiymiş güya.

Said-i Nursi burada teşbih yapmış, hepsi bu. Bilenler biliyor ama özellikle bu geri zekalılara reenkarnasyonda beden nasıl değiştirilir onu anlatmaya çalışmış. Ama ya anlamamışlar ya da anlamazlıktan gelmişler. Üstelik bunu tevil ederken Said-i Nursi’yi sanki deri değiştiren yılan yapmayı bile göze almışlar. Hangi insan her yıl bedenini değiştirmiş, yaşını ikiye katlayıp söylemiş? Bu tür eveleme-gevelemeler, zorlamalar rantlarını kaybetmek istemeyen dinci reenkarnasyon karşıtlarının klasik tevilleridir (saptırmalarıdır). Ayrıca tüm hücreler aynı sürede değişmez, kimi 5 günde, kimi 5 haftada, kimi 3 haftada, bazılarının değişmesi yıllar alır. O zaman nasıl olur da bir yılda bambaşka iki insan olur da çıkarız?

Bir de şu var. Said-i Nursi’ye göre hücreler yılda 2 kez değişiyorlar. 6 ayda bir diye bir ifade yer almıyor. Bu doğruysa o zaman tevilcilerin mantığına göre bizler yılda 2 değil 3 farklı insan oluyoruz. Zira burada söz konusu olan değişim sayısı değil farklı insan olma sayısı. Said-i Nursi’nin tevilcilerin mantığına göre bedenlenmeleri  2*39.5=79 veya 2*40=80 değil 3*39.5=118.5 veya  3*40=120 olarak saymak gerekirdi.

Hadi diyelim ki tevilcilerin dediği doğru. O zaman tekrar önceki ifadeye dönelim:

–         “ciddi farklılıklardan dolayı birbirlerini tanımayacak­lardırYılda bir defa hücreler değişince o yıl beden bambaşka bir beden mi oluyor? Hücre değişince görünüşte hangi ciddi farklılıklar oluyor ki beden tanınmaz hale geliyor? 1945 yılındaki beden ile 1946 yılındaki beden kimsenin tanıyamayacağı şekilde değişebilir mi? Bunun cevabı için tekrar sonraki ifadeye dönelim:

–         elbise değiştiririm … yeni Said’i giyerim.” Kastedilen yeni bir hayata bedenin tamamen değişerek gelinmesi. Yani reenkarnasyon. Bedende hücre değişmesi olduğunda kimse hücre değişimini fark etmiyor bile zira hücreler şekil değiştirmiyor. İnsanın gözü, kulağı, boyu, posu mu değişiyor, eski organları düşüp yenileri mi çıkıyor, insan bambaşka, tanınmaz hale mi geliyor? Bunun cevabı hücre değişiminde  hayır ama reenkarnasyonda evet. İfadedeki hücre değişikliği sadece teşbihtir.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi aslında bu kadar açıklamamıza hiç gerek yoktu zira nereden bakarsanız bakın o kadar sarihtir ne denilmek istendiği.

İlahiyat Profesörü Abdülaziz Bayındır’ın sadeleştirmelerine bakarak bu yorumları yaptık. Peki Bayındır’ın kullandığı kelimeler doğru mudur? Sonrasında bunu da araştırdık.

4. Lemeât’ı yayınlayanlar, 79 ölü Sait ile ilgili şöyle bir haşiye (dipnot) yazmışlar:

Her senede iki defa cisim tazelendiği için, iki Said ölmüş demektir. Hem, bu sene Said yetmiş dokuz senesindedir. Her bir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said yaşayacak” (Kaynaklı-İndeksli Risale-i Nur Külliyatı, Lemeât, İstanbul 1994, s. 319).

 

Abdülaziz Bayındır’a göre bu dipnot tutarsız:

Bundan önce yazdıkları bir başka haşiyeye göre (Kaynaklı-İndeksli Risale-i Nur Külliyatı, Lemeât, İstanbul 1994, s. 318) bu şiir, 1337 hicri yani 1919 miladi yılı Ramazan’ında yazılmıştır. Said Nursi 1873′te doğduğu için bu tarihte 47 yaşındaydı. Dedikleri gibi her yıl iki Said ölmüş olsa 79 yerine 94 ölü Sait olurdu. Haşiyeyi yazanlar önce her sene iki Said, sonra her bir senede bir Said ölmüş diyerek tam bir tutarsızlık göstermişlerdir. Çünkü her sene bir Said ölüyorsa 79 yerine 47 ölü Said demesi gerekirdi.

5. Bir iddiaya göre Said-i Nursi şunları demek istemiştir:

Bak ben seksen yaşındayım, her insanın bedenindeki hücreler yılda iki defa yenilenir ve bu bir yılda aslında beden tamamen değişir, o halde denebilir ki beden olarak ben 79 beden eskittim, beden anlamında bunlar birer ölümdür. Ancak ruh olarak o bedenlerin üzerinden dolaştım, yaşlandıkça güzellikler, sevinçler azaldı, elemler, üzüntüler günahlar arttı, birikti. O her bir yıldaki bedenler ayrı ayrı ayağa kalksa aralarındaki şiddetli farklardan (mesela 5 yaşındaki Said 70 yaşındaki Said’i görse tanıyamayacak) ve şu andaki ben 79 yılda 79 beden eskittiğimden o yıllardakilerin ve şu andakinin ruhen özetiyim. Nasıl ki o yıllarda bedenim hep yenileniyordu, yani fiziksel olarak bütün hücreler yenilenip bir anlamda eski bedenim ölüyor yeni bedenime giriyorum ve bu safhalarda ben hep benim, yani ruhum bundan etkilenmiyor hep aynı kalıyor, aynen bunun gibi en sonunda bedenim ölüp tekrar yenilenmediğinde de ruhum aynen kalacak ve ben ben olacağım, ölümden sonraki menzillerde (duraklarda) yani kabirde, hesap gününde, cennette / cehennemde ben yani benim ruhum yine aynı ben yani aynı ruh olarak kalacak.

Abdülaziz Bayındır bunu da cevaplıyor:

79 beden eskitme iddiasının tutarsızlığı yukarıda anlatılmıştı. Bunun dışında Said Nursi“Ben bu anda, seksen Said’in özü olarak ortaya çıkmışım” diyor. Ona göre bu öz; sıkıntı ve üzüntülerdir. Bunu şöyle ifade ediyor: “…iyilikler ve lezzetler dağıldı gitti. Sıkıntı ve üzüntüler birikti kaldı…” Şiirindeki, “pür-emvat enîndar o mezarımla…” sözleri de aynı anlamdadır. Bunların vücuttaki hücre ölümleriyle ne ilgisi olabilir?

Said Nursi’nin şöyle demek istediğini iddia ediyorsunuz:

” O her bir yıldaki bedenler ayrı ayrı ayağa kalksa aralarındaki şiddetli farklardan (mesela 5 yaşındaki Said 70 yaşındaki Said’i görse tanıyamayacak)…”

Oysa Said Nursi’nin dediği şudur: “… Eğer zamanın suyu donup dursa ve farklı bedenlerde ortaya çıkan Said’ler birbirlerini görseler, ciddi farklılıklardan dolayı birbirlerini tanımayacak­lardır.Said Nursi’yi 79 yaşında iken gören, 80 yaşında iken tanımaz mı? Öyleyse onun dediği ile sizin teviliniz arasında bir bağlantı yoktur.

Reenkarnasyon, ruhun her defasında farklı bedene girdiği iddiasıdır. Bedenler farklı olduğu için bir araya gelseler birbirlerini tanımaları mümkün olmaz. Said Nursi bunu şiirinde şöyle ifade ediyor:

Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde
Yetmiş dokuz ölü Sait günahlar ve elemler içinde
Seksenincisi bu mezara mezar taşı olmuştur.
Birlikte İslam’ın hüsranına ağlıyorlar.

Seksenincisi bu mezara mezar taşı” demesi, sekseninci bedenin de ölümü beklediğini gösterir.

Bu tür reenkarnasyon inancı tarikatların bir çoğunda vardır. Bunu Aracılık ve Şirk adlı kitabımızda anlatmaya ve Said Nursi’nin de aynı inançta olduğunu delilleriyle göstermeye çalıştık. Sözü uzatmamak için yazıyı, onun şu ifadeleriyle bitirmek istiyorum:

Açmayı aklımdan bile geçirmediğim bir sırrı açmaya mecbur kaldım. Şöyle ki:

Risale-i Nur’un manevî kişiliği (Said Nursî) ve onu temsil eden has şakirtlerinin manevi kişilikleri “Ferîd = Bir tek olma” makamıyla şereflendikleri için onların üzerinde, ne bir ülkenin kutbunun ne de zamanının büyük bölümünü Hicaz’da geçiren kutb-u âzamın yetkisi vardır. Bu sebeple kutb-u âzamın dahi emrine girmek zorunda değillerdir. Her devirde var olan iki imam gibi, onu tanımaya mecbur olmazlar. Ben, eskiden Risale-i Nur’un manevî kişiliğini (Said Nursî’yi), o imamlardan biri zannederdim.Şimdi anlıyorum ki Gavs-ı Âzam, hem kutub hem gavs hem de “Ferdiyet = Birlik” makamında olduğundan, âhir zamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risale-i Nur, o Ferdiyet = Birlik makamıyla şereflenmişlerdir. Gizlemeye lâyık bu büyük sırra göre, Mekke-i Mükerreme’de hiç beklenemeyecek bir şey olsa da Risale-i Nur aleyhine kutb-u âzamdan bir itiraz gelse, Risale-i Nur şakirtleri sarsılmamalı, o mübarek kutb-u âzamın itirazını bir iltifat ve selâm gibi saymalı, ilgisini kazanmak için, itirazın odaklandığı noktaları o büyük üstadlarına izah etmeli ve ellerini öpmelidirler.” Kastamonu Lâhikası Mektup No: 121, a.g.e, c. II, s. 1644.

Ben, eskiden Risale-i Nur’un manevî kişiliğini (Said Nursî’yi) her devirde var olan o imamlardan biri zannederdim” sözü üzerinde biraz düşünün lütfen. Bu sözün benzerleri onun kitaplarında çoktur.”

Bayındır Hocanın açıklamaları aynen böyle.

6. Abdülaziz Bayındır’a yöneltilen bir  başka eleştiri:

Üstadla ilgili reankarnasyon iddiasına rastladım. Hayretler içinde kaldım. O iki yazının tenasühle yakından-uzaktan alakası yok. Yaptığınız sadeleştirme yanlış ve tahrif edilmiş. Adı geçen metnin aslı şöyledir:

“Ben bu anda, seksen Said’den telhis ile tezahür etmişim. Onlar müselsel şahsî kıyametler ve müteselsil istinsahlar ile çalkalanıp şu zamana beni fırlatmışlar.”

Siz bunu şöyle tahrif etmiş, bozmuşsunuz:

“Ben bu anda, seksen Said’in özü olarak ortaya çıkmışım. Onlar zincirleme şahsî kıyametler ve zincirleme tenasüh, yani ruh göçü ile çalkalanıp beni şu zamana fırlatmışlardır.”

Burada tenasüh kelimesini ilave etmişsiniz. Aslı istinsahtır. Tenasüh ruhun bir başka bedene geçmesi istinsah ise çoğalmadır.

Bir başka tahrif ve yanlış da şu ifadelerinizdir:

“Bu konak yerinde yani vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa ben de o şekilde elbise değiştiririm; yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyerim.”

Bu sadeleştirmenin aslı şöyledir:

“Lâkin her senede şu menzilhanelerdeki zerrat, iki muhacereti umumî yaptığından, ene dahi libasını değiştirir, yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyer”.

“ … her senede ki şu menzilhanelerdeki (vücuduna işaret ettiği açık)  (1) zerreler, hücreler iki genel hicret yaptığından yani vücuttan ayrıldığından, ene ( ruh, ) dahi elbisesini değiştirir, yırtılmış Saidleri atar, yeni Said’i giyer.

i-Bundan ayrı ayrı yaşamış Saidler çıkmaz? Mümkün değil. Her senede iki defa hücreler ayrılıyor. Yani senede iki defa vücut değişiyor.

ii- Üstadın bu yazısının başında bir soru var: “öyle ise sen kimsin, Bedenin inhilali (dağılması) ruhun şahsiyetine tesir etmez mi ?“

Ama sizin burada ki yaptığınız sadeleştirmede de yanlışlık var doğrusu şöyle olmalıdır:

“Lakin her senede şu vücutlarda ki zerreler, hücreler iki genel hicret yaptığından yani vücuttan ayrıldıklarından, ene (ruh) dahi elbisesini değiştirir, yırtılmış Saidleri atar, yeni Said’i giyer. “

Ve en önemli nokta: yaptığınız alıntının üstüne bakmamışsınız. Arapça aslı var hemen üstünde. Başınızı kaldırıp bakmamışsınız. Veya görmezden geldiniz. Sizin bütün konuşmanızı, yazınızı boşa çıkartan, bu “büyük iftira” diye bağıran küçücük bir kelime var:

“Fi erbeîneseneten”

40 sene de 80 Said olduğu açık. Her halde bunu da S. Nursi her sene iki defa ayrı vücutlarda dünyaya geldiğini kabul ediyor demezsiniz.

“Ben bu anda, 40 sene çalkalanarak, seksen Said’den telhis ile tezahür etmişim. Onlar müselsel şahsî kıyametler ve müteselsil istinsahlar ile çalkalanıp şu zamana beni fırlatmışlar.”

Eddai de ki yazıya gelince; sizin dediğiniz gibi üstad 1873 doğumlu değil, 1878 doğumludur. O zaman da zaten 41 oluyor yaşı. Bundan da anlaşılıyor ki üstad bu şiiri 40 yaşında olduğunu düşünerek yazmış. Haricilerin Hz. Ali’ye yaptığını Üstada yapmayın.

Bayındır’ın bu eleştiriye cevabı:

Reenkarnasyon ile ilgili Arapça metni özellikle tercüme etmeyerek risalede mevcut tercüme ile yetindim. Çünkü “Bizi oradaki tercüme bağlar” diyebilirdiniz. Nitekim Said Nursi’nin doğum tarihini, benim baktığım kaynak 1873 olarak gösterdiği halde {Bediuzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Birinci Kısım; Risale-i Nur Külliyatı, İstanbul 1994, c. II, s. 2122.} kabul etmemişsiniz. Bu konuda ihtilaf olduğunu şimdi öğrenmiş oldum.

İşârât’daki Arapça metni ve yaptığım tercümeyi aşağıya alıyorum:

من أنت ؟ أنت أنت بعد موتك ؟ و هل  لخراب البدن تأثير في وحدة الروح ؟

جـ – أنا تولدت الآن متلخصا من ثمانين سعيدا تمخضوا في أربعين سنة بقيامات مسلسلة واستنساخات مسلسلة فهذا السعيد حي ناطق ميتون لو بالإنجماد تماسك ماء الزمان و تمثل أولئك السعيدون و تراأوا لما تعارفوا. تدحرجت عليهم في الاطوار فتفرق مني  ما زان وأخذت منه ما شان . فكما أن أنا الآن هو أنا في هاتيك المراحل كذلك أنا أنا فيما يأتي بموتي من المنازل الا أنه في كل سنة بمهاجرة اثنين لساكني تلك البلاد يجدد أنا لباسه فيلبس السعيد الجديد ويخلع العتيق.

 Soru: Sen kimsin? Ölümünden sonra da sen sen misin? Bedenin yıkılmasının ruhun birliğine etkisi var mı?

Cevap: “Ben şu an, seksen Said’in özeti olarak doğdum. Onlar zincirleme kıyametler ve zincirleme yeni bedenler, 40 yıl doğum sancısı çektiler. Bu Said canlıdır, konuşur. Zamanın suyu donarak katılaşsa ölü Saidler görüşseler elbette birbirlerini tanımayacaklardır.  O dönemlerde o bedenler üzerinde dolaştım. Düzgün olanı bende bir bölüm oldu, kusurlu olanını aldım (attım). Şu anda ben ben olduğum gibi o konak yerlerinde ben bendim. Ölümümle gelecek konaklarda yine ben ben olacağım. Şu var ki, o beldelerde oturanların iki hicreti sebebiyle ben her yıl elbise değiştiririm; yeni Said’i giyer, eski Said’i atarım.”

Bu yazının ana cümlesi şudur:

“Onlar zincirleme kıyametler ve zincirleme yeni bedenler 40 yıl doğum sancısı çektiler.”

Kıyamet, kalkış yani ölenin yeniden dirilmesi demektir. Zincirleme kıyametler, zincirleneme olarak meydana gelen tekrar dirilişler demek olur.

Zincirleme yeni bedenler” ise yenilenen bedenleri ifade eder. Çünkü reenkarnasyon inancına göre önceki beden yok olur ve ruh yeni bir bedenin içinde dünyaya gelir.

“… 40 yıl doğum sancısı çektiler” ifadesi de yeni bedenlerin dünyaya, 40’ar yıl arayla geldiği iddiasıdır.

Burada istinsah, nesh anlamındadır {İstinsah’ın nesh anlamında olduğu konusunda bkz. es-Sıhah fî’l-luğa, نسح md.}. Nesh, bir şeyi yok edip diğerinin onun yerine geçirmektir. {Nesh, bir şeyi yok edip bir başka şeyi onun yerine koymaktır. Bkz. Lisan’ul-Arab نسح md.} Önceki bedenin yıkılması ve kırkar yıl arayla zincirleme şahsi kıyametlerin olması başka şekilde düşünülemez.

Sizin dediğiniz gibi istinsah çoğaltma anlamına da gelir. Nitekim bir kitaptaki yazıların bir başka kitaba aktarılmasına istinsah denir. Önceki kitap da varlığını sürdürdüğünden kitap sayısı artar. Bu olayda sizin dediğinizin  olması mümkün değildir. Çünkü o takdirde aynı anda aynı ruhu taşıyan fakat bedenleri farklı olan seksen Said’in olması gerekir.   Önceki yazımızda istinsaha tenasüh anlamı vermemizin sebebi budur. Yoksa herhangi bir iftira veya yanlış anlama söz konusu değildir. Sonuç olarak Arapça metinde reenkarnasyon inancı daha açıktır.”

Hocanın açıklamaları böyle.

7. Abdülaziz Bayındır Hoca’ya yöneltilen bir  başka eleştiri aşağıdaki sayfadan okunabilir. Hoca cevabında pasaj alıntıları yapmıştır. Uzunluğu, tarikat propaganda amaçlı olması, Hocanın ifadesiyle de konuyla ilgisi olmaması nedeniyle tamamı burada alıntılanmamıştır. Bu ya da webdeki benzer açıklamalar kesme yapıştırma tamamen ya da kısmen yorum olarak alıntılandığı takdirde geri dönüşüm kutusuna gönderilecektir:

http://www.suleymaniyevakfi.org/said-nursi/said-nursi-ve-reenkarnasyon.html

Bayındır’ın bu eleştiriye cevabı:

Yukarıdaki yazının büyük bir bölümünün konuyla ilgisinin olmadığı açıktır. Ama yazıdaki şu ifade önemlidir:

“İstinsah” kelimesini -sırf iftirasına dayanak olsun diye- “tenasüh” olarak tercüme etmiştir. Halbuki az bir Arapça veya Türkçe bilen şunu çok iyi bilir ki, “istinsah” kelimesi, bir şeyin nüshalarını çoğaltmak, kopyasını almak, kayıt altına almak, kayıtlara geçirmek manasına gelir. Tenasüh ise, bir terim olarak kullanılır ve bununla reenkarnasyon kastedilir”

Biz “istinsah” kelimesini Said Nursi’nin hangi anlamda kullandığına bakarız. O, aşağıdaki sözünde kendinin istinsahını anlatmaktadır:

Ben bu anda, seksen Said’den süzülmüş bir hülasa olarak ortaya çıkmışım. Onlar zincirleme/ardarda gelen şahsî kıyametler ve zincirleme istinsahlar (ardarda gelen nüshalar) ile çalkalanıp beni şu zamana fırlatmışlardır.

Bu sözüyle o, ardarda dizili kopyalarından bahsetmemektedir. Bu nüshaların biri hayattayken diğeri olmayacağı için metnin yazarı “zincirleme istinsahlar” sözünü “ardarda gelen nüshalar” diye tercüme etmek zorunda kalmıştır.

Kıyâmet, ölenlerin yeniden dirilmesidir ve bir kere olacaktır. Şahsî kıyamet de bir kişinin öldükten sonra dirilmesi olur. Said Nursî’nin “zincirleme/ardarda gelen şahsî kıyametler” sözü ise onun kıyametinin birden fazla olduğu iddiasını taşımaktadır.

Ölen kişinin vücudu toprak olur, kıyâmette yeni bir vücutla dirilir. Bu sebeple Said Nursi’nin zincirleme şahsi kıyametlerinden sonra geldiğini iddia ettiği zincirleme şahsi istinsahları, yani “ardarda gelen nüshaları” toprak olan Said’in aynısı olmayacaktır. Zaten o, şu sözüyle bunu açıkça ifade etmektedir:

ardarda gelen Saidler birbirlerini görseler, ciddi farklılıklardan dolayı birbirlerini tanımayacak­lardır.”

“zincirleme şahsi kıyametler”inin bundan sonra da devam edeceğini, şu sözüyle iddia etmektedir:

Nasıl ki şimdi o merhalelerde daima ben ben idim… Öyle de ölümümden sonra gelecek konaklarda da yine ben ben olacağım.

Buradaki istinsah kelimesine tenasüh veya reenkarnasyon’dan başka anlam verme imkânı varsa ispatlarsınız. Aksi taktirde binlerce sayfa yazı da yazsanız cevap vermiş olmazsınız.”

Hoca’nın ifadeleri böyle.

Bu tür reenkarnasyon inancının tarikatların bir çoğunda olduğunu Prof. Abdülaziz Bayındır “Aracılık ve Şirk” adlı kitabında anlatmış ve Said Nursi’nin de aynı inançta olduğunu delilleriyle göstermiştir. Hoca bu kitabı yayınlamadan önce konuyu Nurcuların ileri gelenleri ile tartışmak istemiş ama yanaşmamışlar. Aşağıda kitaptan ilgili bölüm verilmektedir.

8.  İlahiyat Profesörü Abdülaziz Bayındır’ın Kur’an Işığında Şirk, Süleyman Vakfı Yayınları, İstanbul 2006, kitabındaki ilgili bölümden alıntı:

Ben bu anda,  seksen  Said’in  özü  olarak  ortaya çıkmışım”  sözü önemlidir.  Çünkü  Tevrat’a  göre  Âdemaleyhisselamdan Yakup aleyhisselamın ölümüne kadar 2413 sene geçmiştir. Yusuf aleyhisselam 110 yaşında, Musa  aleyhisselam  da  120  yaşında  vefat  etmişti. Yakup’tan İsa aleyhisselamın doğumuna kadar da toplam1600  sene  geçmiş  olsa  Yaklaşık  4000  yıl  eder. Said Nursî 1960’ta vefat ettiğine göre Tevrat’a göre; ilk insandan onun ölümüne kadar 5960 sene geçmiş olur. Bunu  seksene  bölünce  onun  girdiğini  iddia  ettiği  her bedenin ortalama ömrü 75 yıl eder. Bu sebeple sekseninci beden sözü, düşünülerek söylenmiş bir sözdür.
Bu,  reenkarnasyon  inancıdır.  Said  Nursî  en  tepede olduğunu, kıyamete kadar da en tepede kalacağını söylüyor. Yani gelmiş büyük peygamberler ile her devirde gelen  mürşit,  müceddid,  Mehdi  ve  beklenen  İsa  odur.

Kaynaklar:

http://www.suleymaniyevakfi.org/elestiriler/said-nursi-sekseninci-bedeninde-miydi.html

http://www.suleymaniyevakfi.org/bulten/said-nursi-ve-reenkarnasyon-2.html

http://www.suleymaniyevakfi.org/said-nursi/reenkarnasyon-cevabina-cevabimiz.html

Kuran Işığında Aracılık ve Şirk, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır. Süleymaniye Vakfı, İstanbul 2006. İkinci Baskı.

Bülent Pakman. Mayıs 2012. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

Reenkarnasyonla ilgili yazılarımız:

  Twitter Widgets
Facebook Widgets

Bakü Ofis 2011

Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Said-i Nursi 80 defa dünyaya gelmiş için 16 cevap

  1. batuhan yıldız dedi ki:

    üstat reankarnasyona inanmaz! sallamayın ordaki anlam, vücudun kendini 6 ayda bir hucresel yenilemesidir. ve o yazı yazıldıgı zaman kendisi 39-40 yaslarındaydı yılda 2 tane 6 ay oldugu icin yasını 2 ile carparsanız sonuca ulasırsınız… asılsız seyler yazarak insanları kandırıp, ustadın adını kirletmeyin!

    • bpakman dedi ki:

      Cevabı yukarıda açık açık yazılı. Yine de tekrar anlatalım, sabırla.

      “Eğer zamanın suyu donup dursa, mütemessil olan o Said’ler birbirlerini görseler, şiddet-i tehalüften birbirlerini tanımayacaklardır.” (Eğer zamanın suyu donup dursa ve farklı bedenlerde ortaya çıkan Said’ler birbirlerini görseler, ciddi farklılıklardan dolayı birbirlerini tanımayacak¬lardır )“Bediuzzaman Said Nursî, İşârât, Risale-i Nur Külliyatı, c. II, s. 2340”

      Yani bir hücre değişince 41 yaşında Aralık ayındaki Said, 41 yaşında Haziran ayındaki Saidi tanımayacak. Neden? Haziran-Aralık sürecindeki 6 ay zarfında hücreleri yenilendiği için mi? Bu iki Said o kadar değişecek ki, karşılaşmak, birbirlerini görmek mümkün olsa birbirlerini tanıyamayacaklar. Bir insanı 41 yaşındayken görenler 42 yaşındayken tekrar gördüğünde tanıyamayacaklar mı? Olacak şey mi? Kaldı ki vucuttaki bütün hücreler aynı anda değişmez. Kaldı ki hücreler değişince insan mesela esmerken sarışın mı olur?

      “her senede şu menzilhanelerdeki zerrat, iki muhacereti umumî yaptığından, ene dahi libasını değiştirir, yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyer” (vücuttaki hücreler nasıl yılda iki kere vücuttan ayrılıyorsa ben de o şekilde elbise değiştiririm; yırtılmış Said’i atar, yeni Said’i giyerim).

      Nerede yazıyor burada 6 ayda bir? Bir hücre yılda 2 kere vücuttan ayrılır, ben de bir hücrenin değiştiği şekilde elbise değiştiririm yani bir hücrenin tamamen değişmesi GİBİ bedenim tamamen değişir yeni bir bedene girerim. Denilen bu. Teşbih yapmak gerekirse yılanın deri değiştirmesi gibi. Beden, dış görünüş tamamen değişiyor ama iç yani ruh aynı.

      Gelelim “O yazı yazıldığında kendisi 39-40 yaşlarındaydı” iddiasına. Kaynaklı-İndeksli Risale-i Nur Külliyatı, Lemeât, İstanbul 1994, s. 318e göre şiir, 1337 hicri yani 1919 miladi yılı Ramazan’ında yazılmıştır. Said Nursi 1873′te doğduğu için bu tarihte 47 yaşındaydı. Dediğiniz gibi her yıl iki Said hücre değiştirerek ölmüş olsa 79 yerine 94 ölü Sait olurdu.

    • Umut Ülke dedi ki:

      “Fatih Kürsüsü’nde” adlı şiirinin, “Vâiz Kürsüde” bölümündeki sözleri:

      Lisân-ı pâk-i Nebî’den yalanlar uyduruyor!
      Sıkılmadan da “sevâb işledim” deyip duruyor!
      Düşünmedin mi girerken şerîatin kanına?
      Cinâyetin kalacak zanneder misin yanına?
      Sevâb ümid ediyor ha! Deyin ki nâmerde:
      “Sevâbı sen göreceksin huzûr-ı mahşerde!
      Tepende gezdirecek ra’d-ı intikamını Hak,
      Ki yıldırımları beyninde kaynayıp duracak!
      Yakandan inmeyecek dest-i kahrı husrânın…
      Nasıl iner ki, önünden kaçıp da nîrânın,
      Civâr-ı nûr-ı nübüvvette mültecâ bulsan;
      Bu türlü kurtuluş imkânı yok ya, kurtulsan!
      Şu izdihâmın elinden -ki belki bir milyar
      Nüfûs-ı hâsiredi-, kaçmak ihtimali mi var?
      Bugün fesâdına kurban olan zavallıların
      Vebâli boynuna yüklenmesin mi yoksa, yarın?
      Kolay mı ümmeti idlâl edip, sefîl etmek?
      Kolay mı dîni hurâfât içinde inletmek?
      Niçin Kitâb-ı İlâhî’yi pâyimâl ettin?
      Niçin şerîati murdâr elinle kirlettin?
      Çıkıp tepinmeye yok muydu başka bir sâha?
      Nedir bu salladığın çifte, Kâbetullâh’a?
      Herif! Şu millet-i mâsûmeden ne isterdin,
      Ki doğru yol diye tuttun, dalâli gösterdin!”

      Bu lâflar Said-i Kürdî’nin peşine takılan uyduruk şeyhler ve müritlerine de hitaptır. Tabii anlayana!

  2. yavuz dedi ki:

    Beyfendi siz bizi cahil sandınız sanırım, halen konuyu farklı mecralara çekiyorsunuz, siz size sorulanları neden ispat etmiyorsunuz? Bir külliyatı es geçerek bir şiiri kendi gözlüğünüzden yorumluyorsunuz. Tekrar ediyorum önce ferdi aher kavramını öğrenin iyice, sonra o bölümde geçenleri açıklayın, insanlar sizden duysunlar yorumları. Yoksa o bölümleri, okuyunca binbir zahmet boşyere yazdığınız, savunduğunuz düşüncelerinizin yerle bir olacağından mı korkuyorsunuz.

    Tekrar söylüyorum beyefendi, bize şiirin dışında külliyattan deliller getirin….. ferdi aher kavramını da iyice inceleyerek. Yoksa sadece ve sadece söyledikleriniz bir iddia bir iftira ve sizde bir müfteriden öte geçemeyeceksiniz.

    • bpakman dedi ki:

      Şiir çok açık, daha fazla zaman harcamaya gerektirmeyecek şekilde.

    • bpakman dedi ki:

      Kendi şartlanmanız yüzünden iyice okumadığınız belli oluyor. Ben Prof. Abdülaziz Bayındır’ın görüşlerini, sorulara verdiği cevapları tek bir sayfada topladım. Ona soracağınız soruya vereceği cevabın linkini verirseniz onu da eklerim.

  3. Muhammed karatahta dedi ki:

    Siz edebiyattan,mantıktan anlamaz mısınız hiç?Herkesi kendiniz gibi edebi bir ifadeyi anlayamayacak kadar yabani mi sandınız?Bu kadar mükemmel ifadeyi anlayacak kadar aklımız var.Burada her senenin sonunda yeni bir kişi olarak hayata devam edildiğini anlatıyor.Bu şiir 55 senedir milyonlarca kişi tarafından okunmuştur ve hiç birisi böyle bir sonuca ulaşamamıştır sizin gibi,sizi tebrik ediyorum(!).

    • bpakman dedi ki:

      “Ben bu anda, seksen Said’den telhis ile tezahür etmişim” Her senenin sonunda yeni bir kişi olmuşsa 47 yılda nasıl seksen Said olmuş, 80 defa yeni bir kişi olmuş?

    • bpakman dedi ki:

      Bu şiir, 1337 hicri yani 1919 miladi yılı Ramazan’ında yazılmıştır. Said Nursi 1873′te doğduğu için bu tarihte 47 yaşındaydı. Dedikleri gibi her yıl yeni bir kişi yolsa şiirde verdiği sayı 79 yerine 47 olurdu. Yok altı ayda bir yeni bir kişi oluyorsa sayı 79 yerine 94 olurdu. Edebiyattan anlamakla ilgisi yok gördüğünüz gibi. Matematikten anlamak lazım, onun için de zeka ve eğitim gerekir.

    • Umut Ülke dedi ki:

      Bugünlerde herkes 15 Temmuz vesilesiyle Fetullah’ı suçluyor. doğrudur.
      Ama Fethullah’ın hocası Said-i Kürdî’dir. Sapkınlıklar ondan kaynaklanmaktadır.
      Ayrıca sade Fethullahçılar değil, Menzilciler, Aczimendîler, İbda-C,
      Adnan Hocacılar da Said’in peşindedirler. Merhum ^Âkif’in şiiri İslâm’dan
      sapmayı ne güzel vermiş!.. Nurculuk, Saidcilik; Vehhabilik, Selefilik ve IŞİD
      gibidir.

  4. ahmet dedi ki:

    Sitenize Katar ile ilgili bilgiler almak için girdim ama baya bi takıldım sitenizde.İlginç bir insan olduğunuz kanaatine vardım..Reenkarnasyona neden ve nasıl inanıyorsunuz.Ve bu Abdulaziz Bayındır diye isimlendirilen şahsın dini konuları saptırdığı bir çok kez kanıtlanmıştır.Ki neden farklı din alimlerinden bu konu hakkındaki red görüşlerini paylaşmadınız..

    • bpakman dedi ki:

      Abdülaziz Bayındır’ın bazı görüşleri ile mutabık değilim ama bazılarının da doğru olduğunu görüyorum. Reenkarnasyon yok diyenler ya yalan söylüyorlar ya da bilgisizler görüşlerini neden paylaşayım?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s