Mustafa Kemal Atatürk Azerbaycan’a ihanet mi etti?

Bu soruya layıkıyla cevap bulabilmek için önce Osmanlı Ordusu’nun Kafkaslardan çekilmesi sürecinde Doğu Anadolu Türklerinin nasıl ayakta kalmaya çalıştıklarını, Milli Mücadelenin başlangıcında Kızıl Ordu’nun Azerbaycan sınırına kadar gelişini, o sıralarda Azerbaycan’daki siyasi durumu, Ermenistan’ın Doğu Anadolu’ya ve Azerbaycan’a saldırılarına Türk ordusunun müdahalelerini, Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’a girişini ve karşılaştığı direnişleri, Kafkasların Bolşevik işgaline uğradığı yıllarda Anadolu’da neler olup bittiğini bilmek gerekir.

İçindekiler

Giriş

BÖLÜM 1 – 1. DÜNYA SAVAŞININ SON YILLARI
1.1 Bolşevik İhtilali
1.2 Osmanlı ordusunun Kafkasya harekatı
1.3 Kars, Ardahan ve Batum – Elviye-i Selâse
1.4 Kafkas İslam Ordusu
1.5 Bakü zaferi

BÖLÜM 2 – 1. DÜNYA SAVAŞININ SONA ERİŞİ
2.1 Osmanlı Ordusu’nun Güney Kafkasya’dan  çekilişi ve bölgenin İngiliz-Ermeni hakimiyetine geçişi
2.2 Rusların Kafkasya’ya dönüşü
2.3 Anadolu’da Milli Mücadele başlıyor
2.4 Amasya Tamimi
2.5 Erzurum Kongresi
2.6 Sivas Kongresi
2.7 Milli Mücadeleye Karşı ilk isyanlar
2.8 Misak-ı Milli (Milli Ant)

BÖLÜM 3 – KAFKASYA VE ANADOLU 1920
3.1 Bolşeviklerin Azerbaycan beklentisi
3.2 Mustafa Kemal’e göre Şubat 1920 de Anadolu ve Kafkasya’da durum
3.3 Kızıl Ordu – Sıra Bakü’de
3.4 Azerbaycan’da siyasi durum
3.5 Ermeniler Kars ve Nahçıvan’a saldırıyor
3.6 Osmanlı’nın Milli Mücadeleye ihaneti
3.7 Azerbaycan işgalinin son hazırlıkları
3.8 Milli Mücadelede önemli bir kilometre taşı

BÖLÜM 4 – KIZIL ORDUNUN BAKÜ’YE GİRİŞİ
4.1 Kızıl Ordu Azerbaycan’da
4.2 Kızıl Ordu’ya direniş
4.3 Nargin adası

BÖLÜM 5 – MİLLİ MÜCADELEDE DOĞU CEPHESİ VE MOSKOVA İLE İLİŞKİLER
5.1 Doğu Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan hayali
5.2 Milli Mücadele’de Güney ve Kuzey Cepheleri
5.3 Pontus Rum isyanı
5.4 Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
5.5 Şark Milletleri Kurultayı
5.6 Doğu’daki Türk Ordusu
5.7 Ermeniler Nahçıvan’a saldırıyor
5.8 Türk Ordusunun Doğu Harekatı
5.9 Nahçıvan, Laçın, Qubadlı ve Zengilan satışta
5.10 Ermenilerle Gümrü anlaşması
5.11 Moskova ile görüşmeler
5.12 Nahçıvan Türk kapısıdır

BÖLÜM 6 – 1921’in İLK AYLARINDA DURUM
6.1 Batı’da Yunanlılarla savaşırken isyanları bastırırken Doğu’da harekata devam
6.2 Batum’a giriş – Batum’dan çıkış
6.3 Aynı anda Ruslarla görüşme Yunanlılarla savaş 
6.4 Tatar göçü
6.5 Ankara, Moskova ve Kars Antlaşmalarının önemi

BÖLÜM 7  SORULAR, YANITLAR, YORUMLAR
7.1 Osmanlı’nın niyeti Azerbaycan’ı ilhak etmek miydi?
7.2 Azerbaycanı, Dağıstan’ı kim bırakıp gitti?
7.3 Türklerin Azerbaycan’ı terketmesiyle Mustafa Kemal’in ilgisi var mı?
7.4 Azerbaycan Misak-ı Milli’ye dahil edilebilir miydi?
7.5 Kafkas Seddi neyin nesiydi?
7.6 Ermeniler neden imtiyaz görüyordu?
7.7    Kızılordu yaklaşırken Güney Kafkasya ve Anadolu’da durum nasıldı?
7.7.1 Bolşevik ihtilali sonrasında Rusya’daki Türkler ne yaptılar?
7.7.2  Bolşevik ihtilali sonrasında Azerbaycan ne yaptı?
7.7.3 Türkiye Azerbaycan’a yardıma gelemez miydi?
7.7.3.1 Kızılordu’nun Azerbaycan’ı işgalinden 1 yıl sonra Türk ordusu ne haldeydi?
7.7.3.2 Kızılordu’nun Azerbaycan’ı işgalinden 3 yıl sonra Türkiye’nin hali nasıldı?
7.7.3.3 Milli Mücadelede Bolşevik sempatizanlığı ne kadar etkindi?
7.7.3.4 Mustafa Kemal neden Bolşeviklere dönük bir politika izledi?
7.7.4 Kızılordu gelirken Azerbaycan’ın ordusu ne durumdaydı?
7.7.5 Kızılordu’yu kim davet etti?
7.8 Mustafa Kemal’in sözde Azerbaycan ihaneti iddiaları nelerdir?
7.8.1 Rıza Nur’un hatıraları
7.8.2 Mustafa Kemal’in 26 Nisan 1920 tarihli mektubu
7.8.3 Yeşil Ordu gelecek miydi?
7.8.4 Kızıl Ordu Azerbaycan’dan geçip Türkiye’ye yardıma gidecek miydi?
7.8.5 Ruslara karşı koymaya Halil Paşa mı engel olmuş?
7.8.5.1 Halil Paşa kimdir, Ankara temsilcisi midir?
7.8.6 Mustafa Kemal TBMM’de 2 Ağustos 1920 de yaptığı konuşmada ne demek istemiş?
7.8.7 Kazım Karabekir’in anıları
7.9 Atatürk’e diğer iftiralar
7.9.1 Batum’dan Sovyet yardımı karşılığında mı vazgeçildi?
7.9.2 Nahçıvan’ı Azerbaycanlılara rağmen Azerbaycan toprağı yapan Azerbaycan’a nasıl ihanet etmiş olabilir?
7.9.3 Atatürk ve Mehmet Emin Resulzade kavgalı mıydılar?

7.10 Azerbaycanlılar ne diyor?
7.10.1 Prof. Altay Göyüşov (Azerbaycan Türkü, tarihçi)
7.10.2 Orhan Aras (Azerbaycan Türkü araştırmacı yazar, Iğdır doğumlu Almanya’da yaşıyor)
7.10.3 Prof. Dr. Cemil Hasanlı (Azerbaycan Türkü, Tarih Doktoru, Bakü Devlet Üniversitesi)
7.10.4 Dr. Mehman Ağayev (Azerbaycan Türkü, yazar)
7.10.5 Elnur Musayev (Azerbaycan Türkü, yazar)
7.10.6 Doç. Dr. Faiq Ələkbərov  (Azerbaycan Türkü, gazeteci, filozof ve Türkolog)
7.10.7 Azerbaycan halkının haberdarlığı
7.11 Günümüzde hortlatılmaya çalışılan yeni Kafkas Seddi Projesi
7.12 Tarihsel sosyoloji

Giriş

Güney ve Kuzey Kafkasya’da Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri olmak üzere iki Türk Cumhuriyetinin 1918 deki kuruluş hikayeleri Kafkas İslam Ordusu  ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti yazılarımızda anlatılmıştı. O günlerin özetinin verilmesinden başlayarak Osmanlı Ordusu’nun Kafkaslardan çekilmesi sürecinde bu iki devlete 1918 ve 1919 da eklenen Ahıska Geçici Hükümeti, Güneybatı Milli Kafkas Geçici Hükümeti, Aras Türk Hükümeti, Acara Şura Hükümetinin kuruluşları ve diğer ilgili olaylar, aşağıda tarih sırasıyla anlatılmaktadır.

BÖLÜM 1 – 1. DÜNYA SAVAŞININ SON YILLARI

1.1 Bolşevik İhtilali

Ekim 1917 Bolşevik İhtilali ve sonrasındaki iç karışıklıklar yüzünden Ruslar, Osmanlı Devletiyle 18 Aralık 1917’de Erzincan’da mütareke imzalayarak 1. Dünya Savaşının Kafkasya cephesinden çekildiler. Rus ordusundan kalan 120 bin kadar Ermeni asker  ve milisler (çeteler) güçlerini birleştirerek Kafkasya’da Ermeni ordusu kurdular. 1917 sonlarında Gürcüler Posof-Kobliyan tarafında, Ermeniler de Erzurum-Kars-Ardahan taraflarında askeri faaliyetlere başladılar. Güney Kafkas halklarının sınırlar konusunda anlaşamamaları sonucu 28 Mayıs 1918 de merkezi Erivan olan Ermeni devleti kuruldu. Ermeniler Doğu Anadolu’nun kendilerine ait olduğunu ileri sürüp, Gümrü, Iğdır, Arpaçay ve Aras’a kadar ilerlediler. Rus Ordusunda Ermeni gönüllülerinden oluşan birliklerden birinin komutanı olan Antranik’in silahlı çeteleri Gökçe’de ve Zengezur’da Türk’leri katlettiler. Yeni Sovyet Hükümeti tarafından görevlendirilen Stephan Şaumyan komutasındaki Ermeni Daşnak birlikleri Azerbaycan topraklarında,  31 Mart 1918 de Bakü’de 15 000 Türk’ü katlettiler. Azerbaycanda bu olay “Mart Kırgını” olarak her yıl anılmaktadır. Stephan Şaumyan ve çetesi 23 Nisan 1918’de Quba’da 122 köyü yıkarak büyük bir katliam yaptılar. 380 aileyi evleriyle birlikte yaktılar. Ayrıca 3000 kadar Dağ Yahudisini de öldürdüler. Daha geniş açıklamaları Kafkas İslam Ordusu yazımızda okuyabilirsiniz.

1.2 Osmanlı ordusunun Kafkasya harekatı

Osmanlı 3. Ordusu Vehib Paşa komutasında, Ermenilerin Türklere karşı saldırı ve katliamlarına son vermek amacıyla, 7 Şubat 1918 de harekete geçerek 8 Nisan’a kadar Kelkit, Erzincan, Bayburt, Tercan, Vakfıkebir, Akçaabat, Trabzon, Erzurum, Oltu, Hasankale, Horasan, Malazgirt, Hınıs, Adilcevaz’ı geri aldı. Van 2 Nisan, Ardahan 3 Nisan 1918 de 3. Ordu tarafından ele geçirildi. 5 Nisan 1918’de Sarıkamış’a,  8 Nisanda Kağızman’a girildi.

1.3 Kars, Ardahan ve Batum – Elviye-i Selâse

Rusların Güney Kafkasya’dan çekilmesiyle oluşan otorite boşluğunu doldurmak amacıyla Azerbaycan Türkleri, Gürcüler ve Ermeniler Transkafkasya Sejmi (Meclisi) oluşturdular. Osmanlı Ordusunun yaklaşması üzerine 23 Şubat 1918’de Tiflis’te Seym toplandı ve Osmanlı Devleti ile derhal müzakerelere başlanması gerektiği kararını aldı. 3 Mart 1918 de imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması ile  Osmanlı toprağı iken Rusların 93 harbinde (1877-78) işgal ettiği Kars, Ardahan ve Batum  (Elviye-i Selâse: üç liva – üç sancak) Osmanlı Devleti’ne geri verildi.  Fakat Batum’a girilmesi Almanların Gürcülere destek vermeleri yüzünden uzun sürdü. Batum’daki Gürcüler, seferberlik ilân ederek, 12.000 kişi topladılar. Aynca, Rum ve Ermeniler’den de bir tabur oluşturuldu. Harbiye Nazırı Enver Paşa, 4 Nisan 1918’de, 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa’ya şu emri veriyordu: “Üç senedir döktüğü kanların ve uğradığı zorlukların ve felâketlerin mükâfatı olarak, Osmanlı Hükümeti’ nin eskiden kaybettiği ve Brest-Litovsk Muahedesi ile istikbalini sağladığı Batum, Kars ve Ardahan’ı fiilen işgal etmek hükümetin vazifesidir“. Batum’a taarruzdan önce, 3. Ordu Komutanı, 37. Kafkas Tümeni Komutanına,  Batum Komutanlığı’na bir tebliğ gönderilmesini emretti. Bu tebliğde özet olarak şunlar vardı:
“Brest-Litovsk Muahedesi gereği boşaltılması lâzım gelen Batum, işgal edileceğinden, askerlerinizin tabyalardan 13 Nisan 1918, saat 16.00’ya kadar geri çekilmesini teklif ederim. Bu teklif kabul edildiği takdirde askerimiz, Batum’ dan askerleriniz kâmilen çekilinceye kadar, tabyalarda kalacaklar ve şehre ilerlemeyeceklerdir. Kafkas Cephesi Osmanlı Komutanı, askerinizin silâhları ile Batum’dan çıkmalarına müsaade etmektedir“
. Bu teklif reddedildi. Başlayan taaruzla 14 Nisan 1918 de Batum’a girildi. Aynı gün Çürüksu’ya da girildi.

14 Temmuz 1918 tarihinde Elviye-i Selâse’de başlayan halk oylaması sonucu, bölge halkının büyük çoğunluğu Türkiye ile tekrar birleşmeyi istedi. 15 Ağustos 1918 tarihinde Padişah VI. Mehmed Vahideddin tarafından yayınlanan bir beyânnâme ile Elviye-i Selâse’nin resmen Osmanlı’ya ilhâkı ilan edildi.

1.4 Kafkas İslam Ordusu

Azerbaycan Türklerinin talebi üzerine Nuri Paşa komutasında Anadolulu, Kerküklü, Azerbaycanlı ve Dağıstanlı gönüllülerden oluşan Kafkas İslam Ordusu 20 Mayıs 1918 de Azerbaycan topraklarına girdi. Ordunun gelişiyle eli güçlenen Azerbaycan Millî Şûrası 28 Mayıs 1918’de istiklâl beyannamesiyle Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin kuruluşunu ilan etti. Tebriz’i alan Ali İhsan (Sabis) Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 9 Haziran 1918’de Hoy şehiri yakınlarında Ermeni  Antranik kuvvetlerini yendi. Antranik Nahcivan’a çekildi. Aynı gün Mürsel Paşa komutasındaki 5. Kafkas Piyade Tümeni de Azerbaycan topraklarına girdi.

1.5 Bakü zaferi

Birleşik Türk orduları Nuri Paşa komutasında şiddetli savaşlardan sonra 15 Eylül 1918 de Bakü’ye, 12 Ekim 1918 de Derbent’e girdi.  13 Ekim 1918 de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti ilan edildi. Böylelikle Nahçıvan, Azerbaycan ve Dağıstan Türkleri Ermeni katliamından kurtarıldılar. Bu konulardaki ayrıntılı yazılarımızı okumak için lütfen tıklayın:  Kafkas İslam Ordusu  ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti

BÖLÜM 2 – 1. DÜNYA SAVAŞININ SONA ERİŞİ

2.1 Osmanlı Ordusu’nun Güney Kafkasya’dan  çekilişi ve bölgenin İngiliz-Ermeni hakimiyetine geçişi

Osmanlı Ordusunun Azerbaycan, Nahçıvan ve Dağıstan’daki varlığı fazla uzun sürmedi. I. Dünya savaşını kaybetmiş olan Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri’nden mütareke (ateşkes) isteğinde bulundu. Mütareke imzalanmadan önce 16 Ekim 1918’de  Osmanlı Devletinin Başnazırı Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, Brest-Litovsk Antlaşması ile kazanılan Kars, Ardahan, Batum dışındaki toprakların boşaltılması kararını aldı ve bu kararı 5267 no.lu emirle 20 Ekim’de şifreli telgrafla Kafkas Ordu Komutanlığı’na bildirdi. Bu karar uyarınca  21 Ekim 1918 günü Harbiye Nazırı Enver Paşa Kafkasya’daki IX. Ordu Komutanlığına 6 hafta içinde Elviye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) hariç, Azerbaycan, Dağıstan ve Nahçıvan dahil tüm Güney Kafkasyayı terk etme emrini verdi.  Ancak Enver Paşa, Şark Orduları Grup Kumandanı Halil Paşa’ya gönderdiği önceki bir emirde; Nuri Paşa’nın orada kendisi ile çalışmak üzere kalacak subay ve askerleri belirleyerek ona göre faaliyette bulunmasını istemişti. Buna göre Kafkasya’da bazı Osmanlı Ordusu subayları faaliyetlerine devam ettiler.

29 Ekim 1918’de IX. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa ve III. Fırka Kumandanı Halid Beğ’in yardımları ile Ahıska Geçici Hükümeti kuruldu.

30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti  Mondros Ateşkes Anlaşmasını imzalayarak ile bütün cephelerde olduğu gibi Azerbaycan, Nahçıvan ve Dağıstan cephesindeki  güçlü ve disiplinli Osmanlı ordusunun askeri faaliyetlerini sona erdirmeyi taahhüt etti. Ancak, başlatılacak geri çekilme harekatı öncesinde bölgedeki Türk komutanların bazı çekinceleri mevcuttu. Geri çekilme işlemini lojistik, askerî, güvenlik ve stratejik noktalardan değerlendiren komutanlar düşüncelerini merkeze çeşitli telgraflarla bildirmişlerdi. Türk komutanların görüşleri şunlardı:

  • Geri çekilme işlemi en az bölgeye düzenlenen ileri harekat kadar zor olacaktı.

  •  Belirli bir araziye yayılmış kuvvetlerin erzak ve malzemelerinin taşınması bile sadece 3 aylık bir zaman dilimini kapsayacaktı.

  •  Aynı şekilde bölgede Türk birliklerinin çekilmesi ile başlayacak göç dalgası için olası güzergahlarda iaşe ve güvenlik tedbirlerinin alınması gerekmekteydi.

  •  Boşaltılacak yerleşim yerlerine hemen gelmeleri beklenen Ermeni ve Gürcü kuvvetlerinin gerçekleştireceği faaliyet ve olası zulümler de öngörülmeliydi ve önlemlerin alınması gerekmekteydi.

  •  Ayrıca bölgede güvenlik de önemli bir problemdi.

İngilizler’in İttihat ve Terakki üyeleri hakkında yakalama emri çıkarması üzerine Enver Paşa, bazı arkadaşlarıyla 1 Kasım 1918 gecesi bir Alman denizaltısına binerek Osmanlı topraklarını terk etti ve Kırım’a gitti.

5 Kasım 1918’de Kars Millî İslâm Şûrası kuruldu. Bu arada Osmanlı’nın 15. Piyade Fırkası Kuzey Kafkasya’da hala harekatlarına devam ediyordu. Yusuf İzzet Paşa geri çağrılma ihtimalini göz önüne alarak 26 Ekim’de başladığı harekat sonucu 8 Kasım 1918 tarihinde Kuzey Kafkasya’daki Mahaçkale (Petrovsk)  şehrini ele geçirdi. Nuri Paşa Osmanlı hükümetinin tahliye  emrini, Petrovsk Cephesine 11 Kasım’da ulaştırabildi. Yusuf İzzet Paşa geri çekilme konusunda ayak sürümüş fakat emri daha fazla geciktiremeyeceğini anladığından 15. Tümen Komutanına morali gayet bozuk bir vaziyette nakliyatın 27 Kasım’a kadar tamamlanması hususunda emir vermişti.

Bu arada Enzeli’de bulunan İngiltere’nin bölge komutanı Thomson ile Nuri Paşa arasında çeşitli defalar farklı şekillerde iletişim kuruldu. İngiliz komutanın Bakü’nün boşaltılmasını istemesi ve İngilizlerce işgal edileceğini bildirmesinin ardından Nuri Paşa, çekilme takviminin Thomson’un beklediği hızda olamayacağı cevabını verdi. Sonuçta Osmanlı kuvvetlerinin çekilmesinin nasıl olacağı konusunda anlaşmaya vardılar.

Mondros Mütarekesi’nin 11. ve 15. Maddeleri doğrudan bölgeyi yani Kafkasları ilgilendiriyordu ve Elviye-i Selâse’nin (Kars, Ardahan ve Batum) terki söz konusu değildi. Fakat İngilizler, 11 Kasım 1918’de Osmanlı Hükümeti’ne Mütareke’nin 11. Maddesi’ne ek olarak verdikleri notada; bütün birliklerinin elemanları ve cephaneleriyle beraber Elviye-i Selâse’yi terkini istediler. Bu çaresiz durumdaki Osmanlı hükümetine verilmiş bir ültimatomdu. İngilizler aciz Osmanlı Hükümeti’nin müteakip itirazlarını da kabul etmediler. İtilaf Devletlerinin ültimatomu üzerine Osmanlı hükümetince alınan 20 Kasım 1918 tarihli yeni bir kararla Kafkasya’da hiçbir Osmanlı askerinin kalmayacağı, buradaki kıtaların süratle bölgeyi terk etmeleri emredildi. Bu karara uyularak 15. Piyade Fırkası, Derbent ve Petrovsk istasyonlarından ayrıldı.  5. Piyade Fırkasının da Bakû’yü terk etmesiyle Osmanlı Ordusu Kafkaslardan geri dönüşe başlamış oldu.  16/17 Kasım’da Nuri ve Mürsel Paşalar dahil olmak üzere Osmanlı Ordusu Bakü’yü tamamen terk etti. Bazı Türk subayları Azerbaycan ve Kafkasya’da kaldılar.

17 Kasım 1918’de General William M. Thomson’un komutasındaki 5 bin kişilik İngiliz, Fransız ve Amerikan birliklerinden, Ermeni ve Kazak askerlerden de oluşan müttefik askeri güçler, Azerbaycan hükümetinin protestosuna rağmen Bakü’yü tekrar işgal ettiler.  İngilizler 14 Eylül’de kaçtıkları gemilerden biriyle dönmüşlerdi.

Türk ordusunun çekilmesinden ve İtilaf kuvvetlerinin bölgeye gelmesinden sonra Bakü Valiliği görevini üstlenen İngiliz General Thomson  üç renkli,  ay-yıldızlı Azerbaycan bayrağının kullanılmasını yasakladı. Kalan Osmanlı birliklerine de, derhal Bakü ve Kafkasya’dan çekilmeleri ültimatomunu verdi. İngiliz işgaliyle, artık Azerbaycan’da yeni bir dönem başlamıştı. General Thomson Azerbaycan toprağı olan Zengezur rayonunun (ilçesinin) beşte dördünü Ermenilerin çete lideri Antranik’e verdi. Antranik (Andronik) Thomson tarafından kendisine verilen bu toprağı karargâh yaparak Güney Kafkasya’da katliamlara başladı. Antranik Zengezur’u, Karabağ’ı ve Dağlık Karabağ’ın Kuzeyinde bulunan Gence vilayetini de içine alacak şekilde, bu toprakları “Küçük Ermenistan” diye adlandırıyordu. Hedef olarak bu arazilerde yaşayan Azerbaycan halkına karşı terör faaliyetlerinde bulunarak, buraları Müslüman ve Türk insanından kendi fikrince temizleyerek ülkesine katmak istiyordu. Ermeni saldırılarının tahammül edilmez hal alması üzerine 18 Kasım 1918 de merkezi Iğdır olan Nahçıvan’ı da kapsayan Aras Türk Hükümeti kuruldu. Osmanlı ordusundan kalan silah ve bazı subaylarla birlikte  çaresiz halk silahlanarak Ermenilere karşı koymaya çalıştılar. Aynı gün Osmanlı kuvvetleri Tebriz’i terk etti.

Osmanlı’nın IX. Kafkas Tümeni 1 Aralık 1918 de Nahçıvan’ı terk etmeye başladı.  4-5 Aralık’ta da Ahıska’yı, Ahılkelek’i kısaca tüm Azerbaycan ile doğu, güney ve kuzey Kafkasya’yı terk eden Osmanlı kuvvetleri, 4 Aralık’ta Osmanlı devletinin Arpaçay’da 1877’ye kadar hakim olduğu sınırına, 5 Aralık’ta da daha önce belirlenen 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. IX. Kafkas Tümeni, 11 Aralık’ta Kağızman üzerinden Sarıkamış’a geldi. 17 Aralık’da Azerbaycan tümüyle terk edildi. Ancak, daha önce de olduğu gibi bölgede kalmak isteyen terhis olmuş askerler ile silah ve mühimmat bölgede bırakıldı.

Ermeniler 2 Aralık 1918 de Aşık Melikli, Xolaflı, Şıxlar, Totar köylerini yaktılar. 18 Aralık’ta Sirik köyünü yakıp talan ettiler. 26 Aralık’ta ise Düdükcü kasabasında Azerbaycanlıların yaşadığı mahalleleri yakıp yıkarak yerle bir ettiler. Elli binden fazla (bazı kaynaklarda altmış binden fazla) insan mülteci durumuna düşerek Azerbaycan’ın değişik köylerine sığınmak zorunda kaldı.

İngilizlerin isteği uyarınca Osmanlı Devleti 10 Aralık 1918 de Elviye-i Selâse’nin tahliyesine başlattı, 13 Ocak 1919 da IX. Ordu Karargâhı Erzurum’a nakledildi.

Artan Ermeni saldırı ve tecavüzlerine karşı  Türk halkını korumak maksadıyla Ardahan, Batum bölgesinde Acara Şura Hükûmeti kuruldu. 17-18 Ocak 1919’da Kars’ta yapılan kurultayda Kars-Ardahan ve Posof’lu aydınlar Ermeni-Gürcü hareketini engellemek için “Milli Şûrâ Hükümeti”ni Kars, Ardahan, Batum Sancakları ve kazaları ile Nahçıvan Ordubad, Culfa, Ahıska ve Ahılkelek’i de kapsayacak şekilde genişleterek Cenûbîgarbî (Güneybatı) Milli Kafkas Geçici Hükümetini kurdular. 1 Şubat 1919 Hükümet sınırlarını Kars, Ardahan, Batum, Kağızman; Oltu (Şenkaya ilçesi ile birlikte), Nahçıvan; Artvin, Borçka, Murgul, Çürüksu, Acara-î Ulyâ (Yukarı Acara), Acara-i Süflâ (Aşağı Acara), Ardanuç, Şavşat, Posof, Ahıska (Azgur, Koblıyan ve Hırtış ile birlikte), Ahılkelek, Çıldır, Akbaba (Arpaçay başları). Şüregel, Zarşad, Penek, Sarıkamış, Horasan (Aşağı Pasin’den sayılan Karaurgan Bucağı) Digor, Sürmeli, (Iğdır, Kulp/Tuzluca ve Aralık ilçeleri gibi Aras’ın sağındaki yerler) Iğdır, Şerur, Şahtahtı, Yenice, Culfa, Ordubad vilâyet, sancak ve kazaları olarak belirledi.

Batum, 23 Ocak 1919 da Osmanlı kuvvetleri tarafından tamamen terk edildi, ertesi gün İngilizler tarafından işgal edildi. Doğu Anadolu vilayetlerinin haklarını korumak için 2 Aralık 1918’de İstanbul’da kurulan Vilâyât-ı Şarkîyye Müdâfâa-i Hukûk Millîye Cemiyeti, 10 Mart 1919’da Erzurum’da bir şube açtı.

Azerbaycan ve Cenubigarbi Milli Kafkas Hükümetlerine bağlı olmak istemeyen Ermeniler 1919 yılının Mart ayından başlayarak Karabağ’da, Erivan’da Üçmüezzin’de, Nahcivan ve diğer Azerbaycan topraklarında terör faaliyetlerine devam ettiler. 4 Nisan 1919’da İngiliz Hükümeti General K.M. Davie’yi Erivan, Kars Vilayeti, Nahçıvan Bölgesi ve Borçalı tarafsız bölgesinden sorumlu tayin ederek özellikle bölgeyi ilgilendiren şu talimatları verdi:
* Kars Vilâyeti ve Nahçıvan bölgesinin Paris Barış Konferansı kararına kadar, Ermeni Hükümeti’nin yetkisine verilmesi;
* Kars Şûrâsı’nın en kısa zamanda dağıtılması ve liderlerin sınır dışı edilmesi,
* En ufak bir şüphede Türklerin tutuklanıp Tiflis’e gönderilmesi,
* Bu hazırlıkların 30 Nisan’a kadar tamamlanması;  

* İngiliz askerlerinin   çekilerek yerlerini Ermeni Hükümeti ve bir misyona bırakması.

13 Nisan 1919’da İngilizler, 2500 Ermeni askerini takviye getirerek Kars’ı işgal ettiler, Cenûbîgarbî Kafkas Hükümeti’ni dağıtıp; Hükümet Başkanı Cihangiroğlu İbrahim Beğ ile birlikte toplam 12 Hükümet üyesini tutukladılar. İngilizler Hükümet üyelerini Tiflis-Batum-İstanbul yoluyla Malta’ya sürdüler. Bu hükümetin dağılmasından sonra Gürcüler Azgur, Ahıska ve Duğur’da ileri gelen şahıslarla işbirliği yaparak Ahıska, Ahırkelek ve Posof’u işgal ettiler. Bu dönemde Osmanlı ordusu 3. tümenine bağlı taburlarla, milis kuvvetleri, Gürcülere karşı ayrı ayrı savaşmıştı.

Ermeniler, Nisan sonlarında Nahçıvan-Şerur bölgesini işgale hazırlandılar. 3 Mayıs 1919 da Ermeni çete reisi General Dro İngiliz Generali Davie ’tarafından Nahçıvan bölgesinde asayişi temin etmek ve Nahçıvan’da Ermeni idaresini kurmak üzere tayin edildi. İngiliz yardımı ile Nahçıvan’a doğru ilerleyen Ermeniler, Şerur ve Zengizor mıntıkalarında Türklerin direnişi ile karşılaştılar. General Shalkovnikov ve General Dro’nun kuvvetleri ile Mışığ Aveteryan’m atlı süvarileriden oluşan 6.000 kişilik bir Ermeni müfrezesi Türklerin direnişini kırarak 24 Mayıs 1919’da Nahçıvan’ı işgal etti. Azerbaycan Hükûmeti’nin İngilizler nezdindeki protestosu neticeyi değiştirmedi. Nahçıvan Şahtahtı civarındaki 45 köye saldırıldı, demiryoluna yakın köyler zırhlı tren toplarıyla ateş altına alınmak suretiyle Müslüman halk paniğe uğratıldı ve buralar ele geçirildi. İki Ermeni alayı, Büyükverdi Köyüne saldırarak halkın birçoğunu öldürdü. Ermeniler, Müslüman Türk ahaliyi Aras Nehri’nin batısına kovmayı planlamışlardı.

15. Kolordu Kumandanı Kazım (Karabekir) Paşa’nın görevlendirdiği 11. Tümende Yüzbaşı Halil, Üsteğmen Edip (Albay Tokalp), Topçu Üsteğmen Naci (General Altuğ), Teğmen Osman Nuri  komutasında 2.000 atlı ve yaya kuvvet, 19-20 Temmuz 1919’da, Yenice îstasyonundaki Ermeni kuvvetlerine baskın yaptı. Ermenilerden bir zırhlı trenle dört top, 42 makineli tüfek ele geçirildi, 200 kadar esir alındı. Bunun üzerine, General Shalkovnikov Nahçıvan Garnizonu’nu terk ederek Zengizor’a çekildi. Ermeni kuvvetleri de Nahçıvan’dan ayrılarak Revan’a gitmek zorunda kaldılar. Böylece, Nahçıvan’da millî idare yeniden kuruldu.

Bu arada Nuri Paşa İstanbul’a dönünce hain Osmanlı hükümeti tarafından İngilizlere teslim edilmiş ve İngilizler tarafından deniz yoluyla Batum’a getirilerek Kafkas İslam Ordusu komutanlığını yaptığı için yargılanmak üzere Ardahan Kışlasında hapse atılmıştı. Nuri Paşa, 8 Ağustos 1919 gecesi Azerbaycan ve Batum Türkleri tarafından tutuklandığı yerden kaçırılarak Gence’ye getirildi.

Eylül 1919’da Bakü’ye gelen Amerikalı General Haskel, Karabağ ve Zengezur’un Azerbaycan toprağı olması, Nahcivan, Şerur, Dereleyezi bölgeleri ise Generale bağlı olmak şartıyla tarafsız bölge olması istekleri doğrultusunda 20 maddeden ibaret olan bir teklifi Azerbaycan hükümetine iletti. Fakat Azerbaycan hükümeti bu teklifi kabul etmedi.

2.2 Rusların Kafkasya’ya dönüşü

Ekim Devrimi sırasında Çar İmparatorluk ordusunun terk etmesiyle kısa süre özgür kalan Kuzey Kafkasya’ya önce Bolşevik karşıtı Anton Denikin komutasında Beyaz Rus (Menşevik) ordusu girdi. Denikin’in hedefi Bakü petrolleriydi. Arka plandaki hedefi Bakü olmak üzere Kafkasya’yı geri alacağı bilinmekte olan Lenin tahminleri yanıltmadı Mart 1919 da 11. Kızıl Orduyu teşkil etti ve Denikin ile savaşmak üzere Kafkasya’ya sürdü. O zamana kadar Beyaz Ordu Generali Denikin,  Osetya, Kabardey, Adigey ve Karaçay-Malkar bölgelerini işgal etmişti. Mayıs 1919’da İngiliz General Thomson’un Hazar donanmasının da desteğiyle  Dağıstan’da Hasavyurt’u da ele geçirdi.

2.3 Anadolu’da Milli Mücadele başlıyor

İngilizler Ege’ye ve Anadolu’ya asker gönderip başlarını derde sokmaya niyetli değillerdi. Doğu’da Ermenileri kullandıkları gibi Batı’da da Yunanlıları piyon olarak öne sürdüler. 15 Mayıs 1919 da 20 bin Yunan askeri İtilaf gemilerinin desteğinde Anadolu’yu işgal etmek üzere İzmir’e çıktı. Bu Mondros Mütarekesine aykırıydı. Türk subayları ve askerleri dipçiklenerek ve süngülenerek öldürüldüler. Zito Venizelos (Yaşasın Venizelos) diye bağırmayan Türk subayları da süngülendi. Ali Nadir Paşa Yunan askerleri tarafından tekmelendi. Türk sivillere karşı öldürme, yağma ve tecavüz olayları başladı. İşgalin ilk günü İzmir’de 400 Türk öldürüldü. 15-16 Mayıs arası çevredeki köylerde ve kazalarda yaşanan olaylar ile öldürülen Türk sayısı 5 bine yaklaştı. 16 Mayıs sabahı İzmir’in işgalini duyan 800 kadar yerli Rum, Türk köylerine saldırdı. Savunmasız insanlar öldürüldü ve malları yağmalanmaya başlandı. Urla’daki Türk mahalleleri Rumlar tarafından kuşatılmaya başlandı. Bunun üzerine 56. Tümene bağlı 173. Alay Komutanı Yarbay Kâzım Bey yanında bulunan 18 er ve birkaç jandarma ile kasabayı savunmaya geçti. İlk Rum saldırısı püskürtüldü. Aynı gün olayı öğrenen kasabadaki Türk halkı, Urla’daki askeri silâh deposunda bulunan 120 silâhı ve cephaneyi alarak, 120 kişilik bir milis kuvveti meydana getirdi, böylece Batı Anadolu’da ilk Kuva-yı Milliye (milli kuvvetler) doğdu. Bunu çevrede hızla başka milis kuvvetlerinin kuruluşu izledi.

23 Mayıs’ta İstanbul Fatih ve Sultanahmet’te Türk siyasi tarihinin o güne kadarki en büyük mitingi ve kitle gösterileri düzenlendi. Direniş fikri, İttihat ve Terakki yandaşlarının görüşü olmaktan çıkarak tüm ülke sathına yayıldı. Osmanlı Padişahı Vahdettin, İngilizlerin isteği ile,  Anadolu’da İzmir ve Ege’nin işgaline tepki gösterilmesini önlemesi ve Doğu cephesinde silahlarını hala bırakmayan 15. Kolorduyu tasfiye etmesi, 1919 yılı başlarında itibaren Karadeniz’de silahlanarak Rumlarla çatışmalara giren Kuva-yi Milliye’yi dağıtması için Çanakkale savaşı kahramanı Mustafa Kemal Paşa’yı görevlendirdi. 19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal Paşa 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun’a çıktı.

2.4 Amasya Tamimi

21 Haziran’da Mustafa Kemal ile, Anadolu’daki en önemli askeri birliklerin komutanları olan Kâzım Paşa (Karabekir), Refet (Bele) Paşa ve Ali Fuat (Cebesoy) Paşalar ve Ege bölgesinde asayişi sağlamakla görevlendirilen Hüseyin Rauf (Orbay) Bey ile Amasya’da buluştular.  22 Haziran 1919’da Mustafa Kemal Paşa tarafından hazırlanan, Rauf Bey, Refet ve Ali Fuat Paşalar v.b. tarafından da imzalanan Amasya Genelgesi yayınlandı. Genelge bir ihtilal bildirisi niteliği taşımaktadır, çünkü İstanbul Hükümetini hiçe saymakta, hükümetin düşman devletlerin esiri olduğunu söylemekte ve milleti yine milletin kendisinin azmi ve kararlılığının kurtaracağını söylemektedir. Bildiri, ulusal bağımsızlığın ancak ulusun “azim ve iradesi” ile sağlanacağını vurgulayarak, ülke çapında bir direniş hareketinin işaretini vermekteydi.

Kurtuluş Savaşı’nda ilk cephe Ayvalık Cephesi’ydi. 172. Alay komutanı Yarbay Ali Bey (Çetinkaya), halkı da silahlandırarak 29 Mayıs 1919’da Ayvalık’ı işgal eden Yunanlara karşı direnişe geçti. Bu arada Yörük Ali Efe gibi çete reisleri de zaman zaman Yunanlara karşı baskınlar düzenliyordu. Aydın Cephesi’ndeki Kuva-yi Milliye, 28 Haziran 1919’da Yunan askerlerine saldırıya geçti ve üç gün süren kanlı çatışmalardan sonra işgalcileri Aydın’dan çıkarmayı başardı. Ne var ki Yunanlar kısa bir süre sonra kenti yeniden işgal ettiler. Bu bölgede faaliyet gösteren Çerkez Ethem  ise Salihli Cephesi’ni oluşturmuştu.

2.5 Erzurum Kongresi

23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi’nde Şirân Müftüsü’nün Arapça duası ve Kongre’nin en yaşlı üyesi sıfatıyla Vilâyât-ı Şarkiyye-i Müdâfâa-i Hukûk-ı Millîye Cemiyeti Başkanı Mehmed Raif (Dinç) Hoca’nın yaptığı açış konuşmasından sonra, Kongre Başkanlığı’na seçilmiş olan Mustafa Kemal Paşa, kürsüye çıkarak memleketin içinde bulunduğu durumu, iç ve dış olayları değerlendirdiği uzun bir konuşma yaptı. Konuşmasının Elviye-i Selâse’yi ilgilendiren kısımda; Ermenilerin Nahçıvan’dan Oltu’ya kadar ki bütün bölgelerde İslam ahaliyi tazyik ve bazı bölgelerde “katliam ve yağmagirlikte” bulunduklarını; “hudutlarımıza kadar İslâmları mahva mahkûm ve hicrete mecbur ederek Vilâyât-ı Şarkiyemiz hakkındaki emellerine de doğru” ilerlemek istediklerini ifade etti. Kongre Beyannâmenin 6. Maddesi’nde Elviye-i Selâse ve Nahçıvan’a olumlu mesaj verilerek mütarekenin imzalandığı tarihteki sınırlarımız dahilinde kalan topraklarımızın bir bütün ve milletimizin birbirinden ayrılması mümkün olmayan öz kardeş oldukları vurgulandı. Mustafa Kemal’in kısa ve öz ifadesi ile Erzurum Kongresi kararlarında “millî hudutlar içindeki vatan bir bütündür. Birbirinden ayrılık kabul etmez” fikri hakimdi.

2.6 Sivas Kongresi

4 Eylül 1919 – 11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşen Sivas Kongresi’nde alınan kararlar, daha önce gerçekleştirilen Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek tüm ulusu kapsar bir nitelik kazandırdı. Genel seçimler yapılıp yeni Mebusan Meclisi kuruluncaya kadar İstanbul hükümetiyle tüm resmi bağların kesilmesi kararlaştırıldı. Ülke çapında yeni bir idari ve siyasi örgütlenme kurmak amacıyla bir Heyet-i Temsiliye kuruldu. Bu kararlar yeni bir Türk Devleti‘nin kuruluşuna temel oldu.

2.7 Milli Mücadeleye Karşı ilk isyanlar

2 Kasım 1919’da Manyas –Susurluk-Gönen –Ulubat dolaylarında Osmanlı uşağı Anzavur’un çıkardığı ilk isyan Kuva-yı Milliye tarafından 25 Kasım 1919’da bastırıldı. 26 Ekim’de Bayburt’un Hart kazasında, şeriat düzeni kurmak amacıyla ayaklanan Şeyh Eşref isyanı 24 Aralık 1919 dört tabur ve iki bölükten oluşan 700 kişilik kuvvet tarafından bastırıldı. Bu diğer ve isyanlarla ilgili ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

2.8 Misak-ı Milli (Milli Ant)

1919 Aralık ayında yapılan genel seçimler sonucunda son Osmanlı Meclis-i Mebusanı oluştu. Meclise Anadolu’dan sadece Milli Mücadele yanlısı milletvekili adayları seçildi. İki ayrı ilden milletvekili seçilen Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a gitmeyi reddetmesi üzerine, Sivas Kongresi başkan vekili olan Rauf Orbay Meclis reisliğine seçildi. 28 Ocak 1920 de Osmanlı Mebusan Meclisi Misak-ı Milli‘yi ilan etti. Misakı Milli bir manifestodur.  Misak-ı Milli haritası ilkesel olarak, Mondros Mütarekesi sırasındaki durum esas alınarak tanımlandı. Arap çoğunluğun bulunduğu yerler Misak-ı Milli sınırlarının dışında kaldı. O tarihte daha Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulmamıştı. Misak-ı Milli sınırlarını tesbit ederken Brest Litovsk anlaşması da esas almış böylece gelebilecek  itirazların asgariye indirilmesi düşünülmüştü.

BÖLÜM 3 – KAFKASYA VE ANADOLU 1920

3.1 Bolşeviklerin Azerbaycan beklentisi

2 Ocak 1920 de  RSFSR Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Respublikaları’nın (Rusya Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) Dış İşleri bakanı G. V. Çiçerin Azerbaycan’a  nota vererek Denikin’e karşı Sovyetlerle birlikte mücadele etmelerini istedi. Bu nota üzerine telaşa düşen İtilaf Devletleri o zamana kadar Ermenistan yanlısı tutum izleyerek tanımamış oldukları Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini tanımak zorunda kaldılar. Azerbaycan Dış İşleri Bakanı Feteli Han Hoyski, Çiçerin’in notasına 14 Ocak’da cevap vererek Denikin’in Rusyanın kendi iç sorunu olduğunu, Rusya’nın iç işlerine karışmak istemedikleri bildirdi. Yanıt Sovyet Yönetimi tarafından tepkiyle karşılandı ve “Azerbaycan’ın Denikin’e karşı mücadele etmek istemediği” şeklinde yorumlandı. Bu arada Kafkas ülkelerinin bağımsızlığı Polonya, Finlandiya ve Baltık cumhuriyetlerinden farklı olarak Sovyet Rusyası tarafından tanınmamıştı. Oysa Menşevik Denikin rejimi bile Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanımıştı. Bu da Bolşevik Rusya’nın Güney Kafkasya’yı MUTLAKA işgal etmeyi hedeflediği anlamına geliyordu.

Çiçerin 23 Ocak’ta bir nota daha verdi ve yıllarca birlikte yaşadıklarını hatırlatarak Azerbaycan’ın işbirliğine davet etti. 1 Şubat 1920 tarihinde Azerbaycan Dış İşleri Bakanı Feteli Han Hoyski, Sovyet Dışişleri Bakanı G.V. Çiçerin’e yazdığı cevapta Azerbaycan’ın bağımsızlığının tanınması konusunda açık ve belirgin bir fikir ortaya koyma talebinde bulundu.

Kremlin’deki Bolşevikler ise güya Denikin’le mücadelenin komşuların bağımsızlığını tanımaktan daha önemli olduğu izlenimini sergilemeye çalışıyorlardı. Bunlar olup biterken 11. Ordu (Kızıl Ordu) adım adım Güneye, yani esas hedefi olan Bakü’ye doğru ilerliyordu. Rusya’da ve onun Azerbaycan’daki “beşinci kolu” da propaganda faaliyetleri yoğunlaşıyordu.

2 Şubatta “Tüm-Rusya Yürütme Komitesi ve Halk Komiserleri Sovyetinin Faaliyetine Dair” raporda V. İ. Lenin açık bir şekilde şunu ifade etmiştir: “Biz Gürcistan ve Azerbaycan’a Denikin’e karşı anlaşma imzalamalarını önerdik. Onlar, başka bir devletin içişlerine müdahale etmedikleri gerekçesiyle bunu geri çevirdiler. Biz, Gürcistan ve Azerbaycan işçi ve komünistlerinin bu olaya nasıl tepki vereceklerine bakacağız.” Lenin üstü kapalı-açık şekilde Azerbaycan’ı içerden ele geçireceklerini söylüyordu.

1920 yılı 20 Şubatında yeni bir Rus notasına ve Azerbaycan Hükümetinin 7 Mart cevabı gibi daha öncekilerine benzer nota alış-verişleri yaşandı. Tek fark bu dönemde Rus ordularının Azerbaycan sınırlarına doğru ilerlemesi idi. Azerbaycan hükümetinde ise yaklaşan tehlikeyle ilgili görüş ayrılığı vardı. Şubat 1920 yılında kurulmuş Azerbaycan Komünist (Bolşevik) Partisi bu durumdan yararlanarak darbe yapmaya hazırlanıyordu. Şubat ayında Rusya Dışişleri Komiserliğinde ise Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıma konusu müzakere edilmekteydi. Rusya’nın önünde dağılmış ekonomisini ihya etmek gibi ağır bir görev duruyordu. Bunun için büyük miktarda petrole ihtiyaç vardı. Sonuçta Bakü’de ve Rusya’da faaliyet yürüten Müslüman Bolşeviklerin görüşleri de dikkate alınarak hiçbir şekilde Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanımama kararı alındı. Yani Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetini yıkarak Bakü petrollerini ele geçirme hedefinden vazgeçilmedi.

3.2 Mustafa Kemal’e göre Şubat 1920 de Anadolu ve Kafkasya’da durum 

Ülke dört bir yanından kuşatılmıştır. Batıdan Yunan ordusuyla, Boğazlardan İtilaf askerleriyle, Akdeniz’den İtalyan ve Fransız, Suriye’den Fransız, Irak’tan İngiliz ordularıyla, Kafkasya’dan yeni kurdukları ve Türk topraklarını işgal ettirdikleri Ermenistan ve Gürcistan ile, Karadeniz’den de Pontus çeteleriyle sarılmıştır. Ayrıca mevcut olan yönetimle işbirliği yapılarak, Türkiye içerden de çökertilmektedir.

Durum daha da kötüleşiyordu. 16 Mart 1920’de Meclis-i Mebusan da dahil olduğu halde Babıali ve bütün hükümet daireleriyle beraber İstanbul, İngilizler tarafından cebren ve resmen işgal edildi. İngiliz birlikleri İstanbul’da bulunan, başta Rauf Bey olmak üzere önde gelen Milli Mücadele yanlısı milletvekillerini tutukladılar. Ayrıca telgrafhaneler de işgal altına alındı ve resmi makamlar arasında iletişim imkânı kalmadı. Bu şartlara göre, Anadolu, İstanbul ve resmi makamlarla ortak hareketten mahrum kalmıştı.

3.3 Kızıl Ordu – Sıra Bakü’de

Kızıl Ordu Kafkaslarda bir yıl süren savaşlar sonunda Denikin’in ordusuna son darbeyi vurarak Mart 1920 de Dağıstan’a girdi, Menşevik-Bolşevik iç savaşını sona erdirdi. Sırada elbette ki Azerbaycan daha doğrusu Bakü petrolleri vardı.

17 Mart 1920 ’de Sovyet hükümetinin başkanı Lenin, Kafkas Cephesi Askeri Devrim Konseyi üyeleri olan N. K. Smilka’ya ve K. K. Orconikidze’ye gönderdiği telgrafda “Azerbaycan’ı ele geçirmek bizler son derece önemlidir. Bütün çabanızı buna harcayın” emrini verdi.  V.İ. Lenin’in el yazısıyla yazdığı 17.03.1920 y. // Rusya Devlet Sosyal ve Siyasi Tarih Arşivinde bulunan bu telgrafın bir kopyasına ise G.K. Orjonikidze şöyle bir not düşmüştür: “Telgraf Bakü’ye saldırı hazırlıkları dönemine aittir.” V.İ. Lenin’in bu telgrafı sonrası Azerbaycan’ın işgali ile ilgili faaliyetler başlatıldı. Sınır boyunca askeri yığınak yapılmaya başlandı. Ermeni delegeleri Pirimov ve Zaxaryan Moskova’ya giderek Rusya hükümetinin Ermenilere toprak vermesi karşılığında Rusya’nın Azerbaycan’ı işgal etmesi için destek ve yardım teklifinde bulundular. Aynı günlerde Dağlık Karabağ’da Ermeniler ayaklandılar, Ermenistan, Kazak ve Nahçıvan yönünden saldırdılar. Ermenistan-Sovyetler  danışıklı döğüşü olan bu hareketin tek amacı vardı. Azerbaycan ordusunu Bakü’den ayırmaktı. Nitekim Bakü’yü koruyan ordunun büyük kısmı Batıya ve Karabağ’a kaydırıldı.

3.4 Azerbaycan’da siyasi durum

Osmanlı ordusunun gitmesinden sonra Azerbaycan’da baş gösteren parti ve hükümet içindeki düşünce farklılığı ve tartışmaları sosyo politik durumu zorlaştırıyordu. Ayrıca ülkede ekonomik ve mali sıkıntılar bulunmaktaydı. İçte sosyo politik krizin derinleşmesine Bolşevikler ve Bolşevik yanlısı güçlerin birleşerek, hükümete karşı çıkması da ciddi olumsuz etki yapmaktaydı.

1919’da Azerbaycan’da 20’den fazla Bolşevik gazetesi yayınlanmıştır.   “Bakı İşçi Konferansı Haberleri “, “Azerbaycan Gençleri”, “Hürriyet”,”Hak”, “Fukara Sedası “, “Zahmet Sedası”, “Ekim Devrimi”, “Genç İşçi”, “Azerbaycan Fukarası”, Rusça “Nabat”, “Molot”, “Proletari”, “Raboçi Put”, “Golos Truda”, “Bednota”, “Molodoy Raboçi”, “Novı Mir”, ve başkaları da Azerbaycan Bolşevikleri tarafından yayınlanmıştır. Bu gazetelerin ömrü çok kısa olmuş, bazılarının sadece birkaç sayısı çıkmışsa da “Komünist” gazetesi “Hümmet’’, “Goç-Devet”, “Tekamül”, “Yoldaş”, “Hümmet” (1917-1918), “Bakü Şurasının Haberleri” gibi Bolşevik gazetelerinin devamcısı gibi yayınlanmıştır. “Komünist” gazetesi 29 Ağustos 1919 yılından itibaren çıkmaya başladı. – Azerbaycan Bolşevikleri ” Komünist” gazetesinin hükümet organlarından habersiz çıkarmışlardır. 1919’da çıkmış gazetenin editörlüğü Ruhulla Ahundov tarafından yapılmıştır.

Böylesine bir ortamda ve Kızılordu da sınırda davet beklerken Rusya’da bulunan komünist Neriman Nerimanov’un başını çektiği Bolşevik taraftarları komünist rejimin benimsenmesi ve Sovyetlere katılınması için çaba harcıyorlardı.

Moskova, Bakü’de gerçekleştirilmesi planlanan darbede sözkonusu yerli Bolşeviklere  güveniyordu. Rusya Komünist (Bolşevik) Partisi ve Türkistan komisyonu üyesi Y. E. Rudzutak Lenin, Rıkov ve Çiçerin’e gönderdiği telgrafta şunları öneriyordu: “Bakü’deki gergin husus Ermeni-Tatar (Not: Tatar = Müslüman Azerbaycanlılara o zaman Rusların verdiği ad) ilişkileridir. Hükümet Tatarlara güveniyor. Darbe, sadece Müslümanlara dayanarak yapılabilir. Bunun yanında her hangi bir Ermeni her hangi bir makama atanmamalıdır.”

Ancak ilerleyen günlerde Bakü’de Bolşevik darbenin gerçekleşmeyeceği anlaşılınca Stalin Kızıl Orduya Bakü’yü işgal emri verdi.

3.5 Ermeniler Kars ve Nahçıvan’a saldırıyor

Doğu Cephesinde sorunlar devam ediyordu. 1920 Ocak-Şubat aylarında Ermeniler Kars vilayetine hücum ederek birçok insanı katlettiler. Mart 1920’de Ermeniler Karabağ’da yeniden isyana başladılar.

Ermeniler, 16 Mart 1920’den itibaren Nahçıvan bölgesindeki Büyükvedi, Civa, Ağura, Orduâbâd’a saldırılara başladılar.

22 Mart’ta Esgeran’a hücum ettiler.

23 Mart’ta Xankendi ve Şuşa’ya hücuma geçerken, aynı zamanda Karabağ’ın Qazak ve Gence’deki Ermeni halkı da saldırıya geçerek buradaki Müslüman Türk halkını katlettiler.

25 Mart’da Müslüman ahaliyi ezdirmemek, Ermenileri başarısızlığa uğratmak için, o anda İtilâf Devletleri’nce Türkiye’nin sınırları dışında kabul edilen bütün şûra kuvvetlerinin cephelerdeki Ermenilere taarruz etmeleri ve 15. Kolordu birliklerince gerekli yardımların yapılması, Kâzım Karabekir tarafından  emredildi ve durum Sivas’taki Heyet-i Temsiliye Başkanı Mustafa Kemâl Paşa’ya 26 Mart’ta bildirildi.

Bölgedeki durumun hassasiyetini gören Kâzım Karabekir Paşa, 11. Kafkas Tümeninin 34. Alayı’nın 1. Taburu ile bir makinalı tüfek bölüğü ve bir kaşulu bataryayı Şahtahtı’na gönderdi ve bu kuvvetler Şahtahtı müfrezesi adıyla bu bölgede harekâta başladı. Mart başında, bütün Nahçıvan’ın Ermenilere karşı ileri karakolu vaziyetinde bulunan Vedi’ye Ermenilar saldırıya geçmişlerdi. Topçu Üsteğmen Naci’ye bağlı, Vedili Abbaskulu idaresindeki Milis kuvveti, Ermenileri beş subay ve bir çok eri zayiat verdirerek püskürtmüşlerdi. Ancak 3 Mart 1920’de, Uluhanlı’dan gönderilen birliklerle takviye edilen Ermeni kuvvetleri, tekrar Vedi’ye geldiler.

27 Mart 1920’de Büyük Vedi milis kuvvetlerine karşı kaarruza geçtiler. Nihayet, Ermeniler iki makinalı tüfek, iki araba dolusu top ve bir çok ölü bırakarak, başarısız şekilde Erivan yakınlarına geri çekildiler. 3 Nisan 1920’de Ermeniler Vedi’ye baskın şeklinde bir taarruz yaptılar kasabaya girmelerine rağmen Yenice’den gelen Millî Şûra Taburlarıyla takviye edilen Vedi Taburları, tarafından geri çekilmek mecburiyetinde bırakıldılar. Ayrıca, Çirmen Dağı’ndaki önemli mevkileri de zaptedilmişti.

3.6 Osmanlı’nın Milli Mücadeleye ihaneti

İngilizlerin baskısı yüzünden Osmanlı Meclisi Mebusanı 18 Mart 1920 tarihinde toplanarak kendini feshettiğini açıkladı.

Yunanlılar 24 Mart 1920’de Dumlupınar’ı, 28 Mart’ta da Afyon’u ele geçirdiler.

Padişah Vahdettin 11 Nisan 1920’de ikinci meşrutiyetin sona erdiğini açıklayarak bir başka Meclis oluşturma yolunu da kapatmış oldu. Böylece hainliklerini rahatça sürdürecekti artık. Aynı tarihte Osmanlı Devleti Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah’a ait  olan ve tarihe “Dürrizade Fetvası” olarak geçen fetvada; Kurtuluş Savaşına katılan herkes halifeye isyan ile suçlanmış olup bağımsızlıktan yana olanlar din düşmanı ve katli vacip olarak gösterilmiştir.

Bu fetva yüzünden Anadolu’da isyanlar çıkmaya başladı. Anzavur’un ikinci isyanı 15 Nisan 1920’de Çerkez Ethem bastırdı.

Osmanlı Padişahının Kuva-yi Milliye’ye karşı gönderdiği Kuva-i İnzibatiye ordusu 10 Mayıs 1920’de Adapazarı’nı işgal etti. Ali Fuad Paşa komutasındaki 20. Kolordu Adapazarı’nı geri aldı.

2 Mayıs 1920 de Konya’da çıkan Delibaş isyanı Refet Paşa tarafından, Mayıs ve Eylül aylarında Yozgat’taki Çapanoğlu isyanları Çerkez Ethem tarafından Ağustos ve Aralık aylarında bastırıldı.

Aynı şekilde Çopur Musa, Aynacıoğlu, Milli Aşireti ayaklanmaları da bastırıldı.

Ayaklanmaların tamamını detaylarıyla okumak için lütfen TIKLAYIN

3.7 Azerbaycan işgalinin son hazırlıkları

17 Mart 1920 de Lenin Kafkasya’daki Askeri Devrim Konseyi’ne bir telgraf çekti: “Bakü’yü mutlaka almalıyız. Bütün gayretlerinizi bu yöne harcayın, ancak beyanatlarınızda titizlikle diplomatik olmanız gerekmekte olup yerel Sovyet gücünün azami ölçüde sağlam olması sağlanmalıdır.

Azerbaycan’da ise o sırada siyasi kriz vardı. Halk Cumhuriyeti’nin Başbakanı Feteli Han Hoyski Mart 1919 da istifa etti.  Nasib Yusufbeyli tarafından 1919 yılının Aralık ayında kurduğu Bakanlar Kurulundan Dış İşleri Bakanlığı görevine getirildi. Siyasi krizin derinleşmesi 1920’nin Nisan ayının başlarında Yusufbeyli’nin de istifa etmesi ile sonuçlandı. Böylece, dış istikrarsızlık tehdine iç istikrarsızlık da eklendi. Yeni hükümetin teşkili iktidarla muhalefet arasında tarafsız pozisyonda bulunan Müsavat partisinden olan M. H. Hacınskiye verildi. Rus yanlısı olan M. Hacınski Bolşeviklere koalisyon hükümetini kurmak için müracaatta bulundu. Fakat Bolşevikler bu yeni hükümete dâhil olmaktan kaçındılar. Sonunda Hacınski yeni hükümeti teşkil edemedi. Eski kabine yeni hükümet oluşturulana dek faaliyetine devam ediyordu. Oluşan hükümet krizi Azerbaycan’ın Rusya tarafından işgalini hızlandırdı. Rusya, Azerbaycan’ın zengin kaynaklarına sahip olmak istiyordu. Rusya’nın bu amacına ulaşması için komünist maskesi takmış Taşnaklar da Ruslara yardımcı oluyorlardı.

15 Nisan 1920 de Azerbaycan Dış İşleri Bakanı Feteli Han Hoyski Rusya’ya nota vererek Kızılordunun Azerbaycan sınırına dayanması karşısında rahatsız ve şikayetçi olduklarını dile getirdi. 18 Nisan’da Quba ilçesi reisi Azerbaycan sınırı yakınında Rus ordularının toplandığına dair rapor sundu. 21 Nisan’da Kafkas ordusu komutanlığı XI. Kızıl Ordu ve Volga-Hazar Deniz Filosunun komutanlığına 490 No’lu bir direktif göndermişti. Bu direktifte Azerbaycan ordusunun esas güçlerinin Batı bölgesinde bulunduğuna dair bilgi yer alıyordu. Bu belge doğrultusunda XI. Ordu ve Volga-Hazar Deniz Filosu komutanlığı – M. Tuhaçevski, S. Orjonikidze ve Zaharov şu emri verdiler: “27 Nisanda Azerbaycan sınırı geçilsin, beş gün içinde Bakü-Yalama operasyonu tamamlansın”. 21 Nisan 1920’den 22 Nisana geçen gece Mikhail Tukhachevsky XI. Kızıl Ordu komutanlığına ve Volga-Hazar Filosuna yine bir telgraf göndermiş,  Bakü’nün işgal planını net bir şekilde açıklanmıştı:

Azerbaycan silahlı kuvvetleri ülkenin batısıyla meşguldür. Aldığımız istihbarata göre küçük bir Azerbaycan kuvveti Yalama istasyonunu korumaktadır. Aldığım talimatlara göre emirlerim:

1. 11. Ordu komutanı 27 Nisan’da Azerbaycan sınırını geçecek, Yalama’yı kontrol altına alacaktır. Bakü operasyonu 5 gün içerisinde tamamlanacaktır. Kürdemir civarındaki Transkafkasya demiryolunu kontrol altına almak üzere süvari birlikleri gönderilecektir.

2. 11. Ordu Abşeron Yarımadasına yaklaştığında Hazar filosu komutanı Raskolnikov  Alat istasyonu civarına küçük bir birlik indirilmesini sağlayacaktır. Bu birim emirlerini 11. Ordudan alacaktır. Petrol kuyularına zarar gelmemesi için tüm tanker filosu kullanılarak Bakü’nün kontrol edilebilmesi için hızla harekete geçilecektir.”

Görüldüğü gibi Rusların derdi petroldü.

23 Nisanda 490 No’lu direktifte değişiklik yapıldı: “XI. Kızıl Ordunun görevi sadece Bakü’ye değil Azerbaycan’ın tümüne sahip olmaktır”.

3.8 Milli Mücadelede önemli bir kilometre taşı

Diğer tarafta 22 Nisan 1920’de İtilaf devletleri Osmanlı hükümetini Paris’te toplanacak barış konferansına davet ettiler.

23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk toplantısını yaptı. Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Erzurum Kongresi’ni değerlendirdiği konuşmasında; mütareke tarihindeki sınırların “millî sınır” olduğunu vurguladı ve bu sınıra Elviye-i Selâse’yi de dahil etti.

BÖLÜM 4 – KIZIL ORDUNUN BAKÜ’YE GİRİŞİ

4.1 Kızıl Ordu Azerbaycan’da

Azerbaycanlı Bolşeviklerin silahlı birlikleri 27 Nisan 1920’de sabah erkenden Bakü’de ve çevresinde önemli bölgeleri ele geçirmeye başladılar. Azerbaycan Komünist (Bolşevik) Partisi Merkezi Komitesi ve Kafkas Diyar Komitesi Bakü bürosu iktidarı teslim etmesi için Azerbaycan parlamentosuna ültimatom verdi. 11. Kızıl Ordu birlikleri de aynı gün saat 12:05’te  Dağıstan’dan Azerbaycan topraklarına girdiler. Zırhlı tren ve piyadeler Bakü’ya ulaştılar. Gece yarısında, henüz oluşmamış Sovyet Azerbaycanının Kızıl Donanma komutanı Çingiz Ildırım’ın imzasıyla Azerbaycan hükümetine ve parlamentosuna ültimatom verildi: “Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Kızıl Donanması size hakimiyeti derhal yoldaş Neriman Nerimanov’un başkanlığındaki Sovyet işçi ve köylü hükümetine vermenizi talep ediyor. Bu durumda Kızıl Donanma milliyetine bakılmaksızın Bakü şehrinde istikrar ve barışı sağlayacağına güvence verir. Mektup alındıktan sonra 2 (iki) saat içinde yanıt verilecektir. Aksi durumda ateş açılacaktır“.

27 Nisanda parlamentonun son oturumuna Mehmet Emin Resulzade başkanlık etti. Keskin tartışmalar sırasında sosyalistler ve onlara yakın olan gruplar hakimiyetin Bolşeviklere teslim edilmesine dair talebe katıldılar. O akşam M. E. Resulzade şöyle diyordu: “Bu ültimatomu kabul etmek ve Bolşeviklere teslim olmak için hiçbir zaruret yok. Biz bu ültimatomu nefretle reddediyoruz… Bu meclis bağımsızlığımızı göz bebeği gibi korumaya yemin etmiştir. Eğer bu ültimatomu kabul ederse o zaman bu, hakimiyeti kendini dost olarak gösteren düşmana teslim etmek olacaktır” Mehmet Emin Resulzade ve diğerlerinin itirazlarına rağmen parlamento saat 23’de hakimiyetin barışçıl yoldan Bolşeviklere teslim edilmesine dair karar aldı. Hükümet faaliyetine son verdi. O zamana dek Bakü’deki tüm anahtar mevziler, hükümet binaları ve önemli tesisler ZATEN işgal edilmişti. M.E. Resulzade bu konuda şöyle yazıyordu: “Maalesef biz ‘Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez’ ilkesini unutmuştuk. Kendi canımız ve malımızdan korkarak biz bağımsızlık bayrağını bir parça kırmızı kumaşa değiştik.”

Oylama sonucunda parlamento, hakimiyetin Azerbaycan Komünist (Bolşevik) Partisine verilmesine dair oy çokluğuyla karar aldı. Daha sonra 27 Nisan beyannamesi olarak adlandırılan aşağıdaki metin kabul edildi: “Sizin 27 Nisan tarihli mektubunuzu müzakere ederek, mevcut durumu göz önünde bulundurarak ve aşağıdaki hususlarla ilgili tekliflerinizin seçtiğimiz komisyonca dikkate alındığını ifade ederek Azerbaycan parlamentosu oy çokluğuyla iktidarı aşağıdaki şartlara uymayı vadeden Müslüman komünistlere devredilmesine dair karar almıştır.

1. Sovyet hakimiyeti tarafından yönetilecek Azerbaycan’ın tam bağımsızlığı korunacaktır;  

2. Azerbaycan komünistleri tarafından oluşturulan hükümet geçici bir birim olacaktır.  

3. Azerbaycan’ın nihai yönetim biçimi her hangi bir dış baskıdan bağımsız olarak Azerbaycan’ın yüksek yasama erki olarak işçi, köylü ve askeri vekiller Sovyeti tarafından belirlenecektir.  

4. Hükümet kurumlarındaki tüm memurlar görevlerine devam edecekler, sadece üst düzey makamların yöneticileri değiştirilecektir;  

5. Yeni oluşturulan komünist hükümet, hükümet ve parlamento üyelerinin can ve mal dokunulmazlıklarını güvence altına alacaktır;  

6. Kızıl Ordunun Bakü’ye girmesine müsaade etmeyecektir;  

7. Yeni hükümet kaynağı nereden gelirse gelsin, Azerbaycan’ın bağımsızlığına karşı yönelmiş tüm dış güçlere karşı mücadelede kesin önlemler alacak ve elinde bulunan her türlü araçları kullanacaktır.”

Meclisin 27 Nisan beyannamesindeki şartlarından 6. maddeye aykırı olarak Kızıl Ordu o gece yarısından sonra yani 28 Nisan 1920’de Bakü’ye girdi. Mayıs ayının ortasına kadar Nahçıvan dışında geri kalan Azerbaycan topraklarını işgal ettiler.    

Halkın işçi tabakaları ve liberal bölümü bu hakimiyeti genelde kabul etti ve destekledi. Harbiye Nazırlığına vekalet eden Generel Aliağa Şıxlinski vuruşmanın mümkünsüz olduğu gerekçesiyle mayınlanmış köprülerin havaya uçurulmasına izin vermediği için yeni Sovyet hükümeti diğerlerinden farklı olarak kendisine dokunmadı.

Yeni yönetim  27 Nisan Beyannamesin 4. ve 5. maddesine aykırı olarak Azerbaycan Halk Cephesinin liderlerini, önde gelen temsilcilerini, Azerbaycan Ordusunun Savunma Bakanlığı memurlarını hapse attı. Çoğu da Nargin Adasında kurşuna dizildiler. Bolşevikler hakimiyeti ele alırken verdikleri söze sadık kalmamış, siyasi rakiplerine karşı tolerans göstermemişlerdi.

XI. Kızıl Ordu komutanlığı tren garında. Bakü. 28 Nisan 1920. Arka planda Kızıl Ordunun zırhlı treni görülmektedir

4.2 Kızıl Ordu’ya direniş

Kızıl Ordu Azerbaycan’ın her yerinde Bakü’de olduğu gibi karşılanmadı. 24-31 Mayıs’da Gence’de, 5-15 Haziran’da Şuşa-Karabağda, 9-20 Haziran’da Zagatala’da ve Lenkeran’da direnişle karşılaştı. Gagatlı rayonu (ilçesi) isyan ederek Bolşevikleri kovmayı başardı. Gence ve Karabağ’daki direnişe Osmanlı Ordusundan kalan subaylar, Nuri Paşa ve General Zeynalov katıldı.  Ancak, direnişin sosyal destekleri güçlü değildi.

Yönetimin Bolşeviklere verilmesi sırasında verilen vaatlerin aksine hareket edilmesi, ahde vefaya uyulmaması ve  Gence’de yoğun tutuklamalar sonunda isyana sebep olmuştu. Tuğgeneral Cevad Bey Memmedağa oğlu Şıhlinski, General Muhammed Mirza Kaçar, albay (polkovnik) Cahangir bey Kazımbeyli,  Teymur bey Novruzov direnişe önderlik yaptılar. O sırada Kızıl Ordunun 20 tümeninin bazı bölümleri Gence’deydi.

24-25 Mayıs gecesi Gence’de 350 asker isyan edip iki üç saat içinde, kentin Türk mahallelerinde bulunan 1200 kadar Rus er ve subaylarının silahlarını almayı başardılar ve kentin önemli yerlerini ele geçirdiler. İsyanın yayılması üzerine Kızıl Ordunun 179. alayı ve 20. tümenin süvari taburu Genceye sevkedildi. İki gün sonra Zaqatala bölgesindeki Kızıl Ordu 18-ci süvari tümeni de Gence etrafına yerleştirildi. Kızıl Ordu, mahalli Ermeniler ve Rus Bolşeviklerle birleşip, kenti kuşatıp 29 Mayıs’ta bombardımana başladılar. Gence etrafındaki Zeylik köyünden 140, Çardaqlı’dan 150, Badakend’den 40 Ermeni Taşnak Bolşevik kuvvetlerine katılmıştı. 30 Mayısta Gencede Kızıl Ordunun 5 piyade, 6 süvari alayı, 7 seçkin bölüğü, 57 adet topu ve 2 zırhlı otomobili vardı. 31 Mayıs’ta kente girip Türk halkını katlettiler. Rusların eliyle ve yardımı ile Ermeniler de Gence Türklerini katledip öçlerini ve kinlerini kustular. Çoğu çocuk, kadın, elden ve ayaktan kesilmiş ihtiyarlar olmak üzere 5000 den fazla sivil, 4000’den fazla asker öldürüldü. Evler tamamen yıkıldı, ören yerine çevrildi. Eşyalar yağma edildi.  Güzelim Gence kenti mezarlığa döndü.  1916-17 yıllarında 60291 olarak tesbit edilmiş olan Gence’nin nüfusu yarıya indi. Kadınlar namuslarını korumak ve kaçabilmek için, şiddetli yağışlardan taşan Kuşkara çayına, bebekleriyle atlayıp boğuldular. Bakü’deki 1918 yılı Martının acı olayı bu kez  Gence’ de tekrarlanmış oldu.

Kızılordu, Ermenistan ve Gürcistan sınırında bulunan kuvvetlerini geri getirerek Gence’den sonra diğer yörelerdeki direnişleri de bastırdı. Azerbaycan Süvari Alayı  bir batarya ve dört makineli tüfekle beraber İran üzerinden Erzurum’a sonra da  Nahçıvan Müfrezesi’ne katıldı. Cevad Bey Memmedağa oğlu Şıhlinski ise İran’a göç etti, Kaçar ordusuna dahil oldu.

4.3 Nargin adası

Azerbaycan Türk halkının bu isyanlarından dolayı Bakü’deki tüm Azerbaycan Türkü paşaları, albayları ve diğer subaylar hapse atılıp Hazar Denizinde Bakü’ye yakın çorak Nargin Adası’na esir kampına gönderildiler. Bazıları kurşuna dizildi, bazıları Sibirya’ya sürüldü, bazıları ise kaçmaya mecbur kaldı. Bolşevikler, aralarında Tuğgeneral Habib bey Hacı Yusuf oğlu Salimov (Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ilk askeri Bakanı), Tuğgeneral Emir Kazım Kaçar, Tuğgeneral İbrahim ağa Usubov, General Mehmet bey Sulkeviç, Tuğgeneral Abdulhamid bey Şerifbey oğlu Kaytabaşı, Tuğgeneral Murad Geraybey oğlu Tlehas (Çerkez olan Murat Bey 1918 yılında Azerbaycan’a gönüllü olarak gelmişti), Tuğgeneral Eliyar bey Mehdi oğlu Haşımbeyov olmak üzere on iki Azerbaycanlı general ve subayı ile 16 Haziran 1920 gecesi Nargin adasında kurşuna dizildiler. 1920 yılında Azerbaycan Milli Ordusu’nda ortadan kaldırılanların sayısı 12 general, 27 albay-yarbay, 46 yüzbaşı-kurmay yüzbaşı-poruçik (teğmen), 148 podporuçik (asteğmen)-uzman çavuş, 266 diğer rütbeli askeri hizmetli olarak verilmektedir.

I. Dünya Savaşı esnasında Türk askeri ve sivil esirler için bir cehennemi andıran Nargin adası, savaşın sona erip Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesini imzalaması, Türk Birliklerinin Bakü’den çekilmesinden ve Azerbaycan’ın Bolşevikleştirilmesinden sonra bu sefer de Azerbaycan’ın bağımsızlığı için mücadele etmiş aydınların, Azerbaycan’da kalmış ve Bolşevikler tarafından tutuklanmış Türk subaylarının hapsedildiği ve öldürüldüğü bir yer oldu.

28 Nisan 1920’den Ağustos 1921 yılına dek Azerbaycan’da 48 bin kişi Bolşevik terörünün kurbanı oldu. 1924 yılına kadar Nargin adası Sovyet rejimine muhalif Azerbaycan Türklerinin hapishanesi olmaya devam etti.

Azerbaycan’ın işgal edilmesi üzerine İngiliz ve diğer müttefik askerler Azerbaycan’ı terkettiler. Dış İşleri Bakanı Feteli Han Hoyski ve son başbakan Yusufbeyli Nasib Bey Gürcistan’a gittiler. H.B. Ağayev ile Hoyski Tiflis’te, Behbudağa Cavanşir Malta adasında Ermeniler tarafından öldürüldüler. Devlet Başkanı Mehmet Emin Resulzade önce Bakü’de hapse atıldı, sonra Stalin’in tesadüfen haberdar olması üzerine trenle Moskova’ya götürüldü,  1922 yılında Finlandiya’ya, oradan da Türkiye’ye geçti.

Bu arada eminim ki Stalin’in neden Resulzade’yi kurtardığı anlaşılamamıştır? Bunun cevabının Resulzadənin de Stalin’i Çar Rusyasının ölüm hapishanesinden kurtardığı pek bilinmemiş olmasında aramak gerek.

Resulzade özellikle Türkiye’ye geçtikten sonra Rus sosyal-demokratlarının asıl niyetlerinin Marksizmin nazarda tutulduğu komünizmi kurmak değil, Çar Rusyasının yerine yeni bir imparatorluk yaratmak olduğunu açık şekildə yazılarında ifadə ediyordu. Bu ise Rus sosyal-demokratlarının nazarında hıyanet idi ve onlar defalarca Resulzadeyi hıyanet etmekle itham etmişlerdi. Resulzade, Ağaoğlu, Topçubaşov, Hüseyinzade, Xoyski ve başkaları hakkında «satılmış», «hıyanetkar», «Panislamist», «İranperest», «Osmanlıperest», «Vatanı koyup kaçanlar» v.s. ifadelere rast geliniyordu. Mesela, Resulzadeyi ve Xoyskiyi Revanı Ermenistana vermekle, Ağaoğlunu Azerbaycanı vaktiyle Türkiyeyle birleşmekle, Hüseyinzadeyi Azerbaycan dilini değil, Türkiye Türkçesini müdafaa etmekle v.s. itham edenler vardı.

Avrupa’daki Azerbaycanlı delegeler 28 Nisanda Müttefik devletlerin Yüksek konseyine, İtalyan hükümetine, Roma’daki yabancı elçilere nota vererek Azerbaycan’ın yeniden bağımsızlığa kavuşacağına ümit ettiklerini bildirdiler. Fakat tüm bunlar hiçbir sonuç vermedi. Azerbaycan’ın Rusya tarafından işgaline Antant (İtilaf) ülkeleri kayıtsız kaldılar.

Nargin Adası

Sovyet Rusya’sının askeri gemileri Bakü limanında. Mayıs 1920

Ancak bu insanlık dışı katliamlar, zulümler 1990 dan sonra bağımsızlığını kazanan Azerbaycan Cumhuriyetinde “Mart Kırgını“, Rusların “20 Yanvar” (Ocak) katliamı gibi geçmiş benzeri olaylar ve soykırımlar ile birlikte gündeme getirilemiyor, diğerleri gibi yurt çapında özel gün olarak her yıl anılamıyor. Bunun sebebi öldürülenlerin kayıtlarının tutulmaması, Bolşeviklerin sansürü ve ilgili belgeleri yok etmesidir. Defterler ancak 1937 yılında komisyon kurulmasıyla açılabilmiş ancak geriye pek birşey kalmadığı görülmüş, tek yanlı olarak Bolşeviklerin hatıralarına dayanılarak çatışmalarda ölen Ruslarla ilgili bilgi toplanmıştır. Bu nedenlerle Kızıl Ordu’ya karşı isyanlarla ilgili eldeki bilgilerde de, ölenlerin sayısı gibi birçok çelişkiler bulunmaktadır.

BÖLÜM 5 – MİLLİ MÜCADELEDE DOĞU CEPHESİ VE MOSKOVA İLE İLİŞKİLER

5.1 Doğu Anadolu’da Ermenistan ve Kürdistan hayali

Azerbaycan’ın işgal edildiği günlerde, 30 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi  taraf devletlerin dışişleri bakanlıklarına gönderdiği bir yazıyla İstanbul’dan ayrı olarak Ankara’da hükümet kurulduğunu bildirdi.

25 Haziran 1920’de Batı Cephesi oluşturuldu ve komutanlığına Ali Fuat Paşa getirildi.

Yunanlar 8 Temmuz 1920’de Bursa’yı, 12 Temmuz 1920’de İznik’i işgal ettiler.

10 Ağustos 1920’de İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında Sevr Antlaşması imzalandı. Buna göre Osmanlı Devleti, sınırları ABD Başkanı tarafından belirlenecek olan Ermenistan’ı tanımayı, Fıratın doğusunda Kürt Devleti kurulmasını kabul etti.

800px-Sevr_Antlaşması_Türkçe

5.2 Milli Mücadele’de Güney ve Kuzey Cepheleri

Fransızlar 1 Nisan 1919´da Antep´i işgal ettiler.

22 Ocak 1920’de başlayan Maraş savunması 12 Şubat 1920 tarihinde işgalin ortadan kalkması ile sonuçlandı. Fransız askerleri arasında çok sayıda Ermeni bulunmaktaydı.

Ocak 1920 de Urfalılar, Kuva-yı Milliye ile (Millî Kuvvetlerle) işbirliği yaparak Fransızlara karşı savaş açtılar. 9 Ocak 1920’de Millî Kuvvetler Urfa’nın yarısını Fransızlardan aldı. Kuşatma altında tutulan Fransızlar yiyecek ve cephane sıkıntısına girince 10 Nisan 1920’de şehri boşaltmaya mecbur kaldılar.

1 Nisan 1920´de başlayan Antep savunması 11 ay sürdükten sonra açlık yüzünden sona erdi. Savunma süresince Fransızlar şehre 70.000 mermi atmış, 6.000 Antepli ölmüştü.

Fransızların desteğiyle 10 Temmuz 1920’de Adana’ya giren Ermeni İntikam Alayı, Güney Cephesi komutanı Albay Kılıç Ali Bey’e bağlı birliklere yenildiler.

5.3 Pontus Rum isyanı

Yunanistan’dan gelen gönüllülerin de katılımıyla sayıları 25 bini bulan ve Aralık 1920 de isyan eden Rum çetecilere karşı Kuzeyde, Merkez Ordusu oluşturulmaya başlandı ve civardaki birlikler bu orduya bağlandı. İdarî önlem olarak Rumlar üzerinde etkili olan Ortodoks din adamları sınır dışı edildi, bir bölümü İstiklal Mahkemelerinde yargılandı, Rum köyleri boşaltılarak burada yaşayan Rumlar Anadolu’nun iç bölgelerine yerleştirildi.

Merkez Ordusunun yeterince güçlenmesiyle başlayan büyük çaplı temizlik harekatı 6 Şubat 1923’e kadar sürdü, ayaklanmacıların bütün elebaşıları ve de yardımcıları yok edildi, bir kısmı da teslim olmak veya af dilemek suretiyle etkisiz hale getirildi. Ayrıntılarını OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

5.4 Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti

29 Nisan 1920 de Azerbaycan Halk Komiserleri Sovyeti kuruldu ve Ermeni hükümetine şu ültimatom yollandı:

Sovyet Azerbaycan’ındaki işçi -köylü hükümetinin devrim komitesi adına şu taleplerde bulunmuştur:  

1. Ordunuz Karabağ ve Zengezur’u terk edecek.  

2. Kendi gerçek sınırlarınız içine çekileceksiniz.  

3. Nihayet halklar arası boğazlaşma durdurulacak.”

Neriman Nerimanov 16 Mayıs’ta Moskova’dan gelerek Devrim komitesinin başına geçti. Gelir gelmez gördüğü XI. Kızıl Ordunun siyasi şube başkanı V. Pankratov’un her hangi bir kararının tartışmasız kabul edilerek uygulandığıydı. Resulzade’ye göre de Azerbaycan’ın gerçek diktatörü baş cellat Pankratov idi. Hiç kimse onun emirlerine karşı gelemiyordu.

1 Eylül 1920 günü Bakü, Sovyet Sosyalist sisteminin içine alındı ve bağımsız Türk Cumhuriyeti olarak kurulmuş olan Azerbaycan devleti 23 ay sonra, Azerbaycan Meclisinin 27 Nisan 1920 beyannamesine/şartlarına,  Stalin ve Lenin 24 Kasım 1917 deklarasyonuna, Ankara’nın beklentilerine aykırı olarak, SSCB’ye bağlı bir kukla bir Sovyet cumhuriyetine dönüştürülerek Moskova‘nın denetimine girdi.

5.5 Şark Milletleri Kurultayı

1-8 Eylül 1920 de Bakü’de Şark Milletleri Kurultayı düzenlendi. Enver Paşa ilk defa Bakü’ye gelerek Kurultaya katıldı. Kurultayın başkanlığını, “Lenin’in sağ kolu” diye bilinen Alexander Zinovyev üstlendi.Zinovyev’in ‘Dünya tarihindeki en önemli olay’ olarak nitelediği kurultaya 3.280 delege bekleniyordu, ancak 37 milletten 1891 delege katıldı. Tutanaklara göre 469 Azeri, 461 Kafkasyalı, 322 Türkistanlı, 197 İranlı ve Farisi, 157 Ermeni, 100 Gürcü, 104 Rus ve 235 Türk delegeye karşılık, koskoca Çin ve Hindistan’dan sadece 22 kişi vardı. Tutanaklara ‘Kürt’ olarak geçen sekiz delegeden biri, daha sonra Azadi örgütünde görev alan İsmail Hakkı Şaweys idi; diğerleri ise büyük ihtimalle Türkiye dışındandı.

Ancak, tertip heyeti başkanı ‘ak saçlı’ Bayan Stasova’nın raporuna bakılırsa, delegelerin çoğu, siyasi bilinçten yoksundu ve Bakü’ye halı, deri ve benzeri mallarını satın alacak yeni müşteriler bulmak ümidiyle gelmişlerdi. Azerbaycan heyetinin çoğunluğunu ise mallarının müsadere edilmesini önlemek için kamufle olmaya çalışan büyük toprak sahipleri oluşturuyordu. Bir İngiliz ajanı raporuna “Rusça, Azerice, Türkçe ve Farsça dışındaki dilleri bilmeyen delegeler konuşmalardan çok birbirlerinin kıyafetleri ve silahları ile ilgileniyorlar, geri kalan zamanlarda ise uyukluyorlar” diye yazmıştı.

Türklerden adı bilinenler arasında Mustafa Suphi, Süleyman Nuri, Tahsin Bahri ve İsmail Hakkı ve kardeşi Naciye Hanım gibi komünistler, Dr. İbrahim Tali (Öngören), Trabzon Mebusu Hafız Mehmet, Erzurum Mebusu Cevat (Dursunoğlu) ve Süleyman Necati (Albayrak) gibi Ankara’nın temsilcileri, Halil (Kut) Paşa gibi hem Ankara hem İttihatçılarla ilişkisi olanlar, Albay Arif ve Teğmen Asım gibi Kazım Karabekir’in gözlemcileri, Bahaettin Şakir, Azmi, Küçük Talat (Muşkara), ‘Yenibahçeli’ Nail gibi İttihatçılar vardı.

Ama en ilginç delege, Fas, Cezayir, Tunus, Trablus, Mısır, Arabistan ve Hindistan İhtilal Teşkilatları Birliği’ni temsil ettiğini söyleyen Enver Paşa’ydı. Dahası Enver Paşa ve İbrahim Tali, Bakû’ye Zinonyev’in treni ile gelmişlerdi. Başında papaklarıyla (kalpak) Enver Paşa ve 30-40 kişilik ekibi delegeler arasında büyük heyecan yaratmış, Müslüman delegelerin Enver Paşa’nın atını havaya kaldıran, ellerini ayaklarını öptüğünü gören Zinovyev, “Anlaşılan büyük bir aydınlanma hamlesi yapmamız gerekiyor” diye mırıldanmıştı. Enver Paşa Kurultayda konuşturulmadı.  Kurultayla Britanya İmparatorluğu’na gözdağı vermeye çalışan Bolşevikler hem emperyalizme karşı koymanın o kadar da kolay olmadığını hem de Batı yardımı olmadan kalkınamayacaklarını çabuk fark etmişler, İngilizler ise Bolşeviklerin Asya’nın Müslüman halklarını yanlarına çekerek Britanya İmparatorluğu’nun altını oyabileceğini hissetmişlerdi.

TBMM Hükümeti, bu kongreye resmen davet edilmediği için tepki göstermiş ve resmî olarak delege göndermemişti. Yalnız temsilci olarak Moskova’da bulunan Dr. İbrahim Tali Bey, Türkiye adına kongreye gözlemci olarak katılmaya memur edilmişti. Ankara hükümeti, daha önce Enver Paşa ve yanındakilerinin, Ankara hükümeti tarafından görevlendirilmediğini Sovyet Rusya’ya bildirmişti. Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren bu kongrenin çıkardığı ana karar; Anadolu’da kurulması gereken hükümetin yönetim şekli, tek bir sınıfa dayanan Sosyalist sistemidir. Bu kongre, Anadolu’da yaşanan olaylara karşı hiçbir şekilde içten ve gerçekçi yaklaşmamıştır. Atatürk, Bakü Kongresi hakkında özetle şunları söylemiştir: “… Biz kongrelere de gideriz. Her tarafa gideriz, her şeye katılırız. Yalnız biz yaparız. Ulus gider, yani yalnız ulusun temsilcilerinden oluşan Meclis gider ve yapılması gereken şeyi o yapar… Bakü’deki kongre gayri resmidir. O resmi olsa idi, tabii Millet Meclisini davet ederdi.”

10 Eylül 1920 de Bakü’de Türkiye Komünist Partisi kuruldu.

Tahmin edildiği gibi Azerbaycan petrolü yalnız Rusya’ya nakledilmeye başlandı.  Bolşevik Rusyası Bakü petrolleri sayesinde ekonomik sıkıntılardan kurtuldu. 1937 yılında Rusya’nın petrol ihtiyacının % 73’ü Bakü’den karşılanıyordu. Azerbaycan halkına mazotlu göller, sefalet ve yoksulluk kaldı. Sovyetlerin dağılışına kadar olan süreçte kolektifleşme adı altında Azerbaycan’ın köy gelir kaynakları dağıtıldı, özel mülkiyet lağv edildi; zengin şahıslar hapislerde yattılar; sanayileştirme adı altında özel teşebbüs mahvedildi; müesseseler devletleştirildi; medeni devrim adı altında milli aydınlar mahvedildiler; eski elyazmaları yakıldı; alfabe değiştirildi; halkın adından Türk ifadesi kaldırıldı, “Azerbaycanlı” olarak sanki farklı bir kavimmiş gibi adlandırıldı; milli şuur ve kimliğin unutulması siyaseti takip edildi. Milli aydınlar, görkemli din büyükleri, Pan-Türkçü, Pan-İslamcı ve Türkiye ajanı damgası ile toplu halde öldürüldüler, zindanlara atıldılar. Taşnaklar daha sonra Bolşeviklerin tam desteği ile Karabağ topraklarında, Dağlık Karabağ Muhtar Vilayetinin kurulmasına nail oldular. Azerbaycan toprağı olarak kabul edilen Karabağ’da, Dağlık Karabağ Muhtar Vilayetinin kurulmasından sonra Ermenilerin Azerbaycan ve Türkiye toprakları üzerindeki iddiaları daha da güçlendi.

5.6 Doğu’daki Türk Ordusu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti 120 bin er, 3500 subaydan oluşan Yunan ordusuna karşı Batı cephesinde çok ihtiyacı olmasına rağmen, Kazım Karabekir Paşa komutasındaki dört tümen ile süvari ve topçu alaylarından oluşan, sayıları 15.000 ile 20.000 olan, milislerle beraber 50.000’e kadar çıkan muharip personele sahip 15’nci Kolorduyu Doğu’daki Türkleri yalnız bırakmamak için Batı’ya nakletmedi. Nakletse Batı Cephesinin askeri gücü % 20 artacak buna karşılık Kızılordunun gelişinden önce İngilizlerin de desteğiyle ilk etapta Batum, Ardahan Gürcülerin, Kars, Iğdır, Ağrı, Erzurum, Van, Bitlis, Muş, Nahçıvan, Dağlık Karabağ, Laçin, Kubatlı, Zengilan Ermenilerin eline geçecekti. Bolşeviklerin iç savaşı, Mustafa Kemal’in de Kurtuluş savaşını kaybetmeleri halinde ise Bakü ve yöresi İngilizlerin, Azerbaycan’ın geri kalan toprakları Ermenilerin eline geçecek, Pontus Rumlara verilecek, Ermenistan Güney Doğu’da kurulacak Kürt Devleti ile komşu olacaktı.

5.7 Ermeniler Nahçıvan’a saldırıyor

Ermeniler 1700 piyade, sekiz top ve bir zırhlı trenle, Zengibasar Millî Şûra Hükûmeti’ne karşı harekete geçtiler. Bu taarruza karşı, içlerinde Türkiye’den giden kuvvetlerin de bulunduğu Zengibasar Şûra Kuvvetleri birkaç defa Ermenileri püskürttülerse de, takviye alan Ermeniler tekrar saldırdılar. 11. Kafkas Tümeni tarafından Zengibasar’a gönderilen 1. Taburun iki piyade bölüğü ile Millî Şûra Kuvvetleri Uluhanlı’da üstün Ermeni kuvvetlerine yenilerek Aras’ın güneyine çekilmek zorunda kaldılar. Bunun üzerine, Zengibasar’dan 40-50 köy halkı göç ettirildi.

2 bin kişilik bir kuvvetle Çul’u işgal ederek Nahçıvan’a doğru saldırıya geçen Ermenileri durdurmak için, Bölge Komutanı Binbaşı Ali Timur, Nahçıvan’dan Teğmen Cemil idaresinde kuvvetleri buraya şevketti. Bu sayede, 25 şehit vererek çekilen milisler, Mezreç-Emiç hattında takviye edilerek, Ermeniler durduruldu. Bu durum karşısında, Doğubayazıt’taki 11. Kafkas Tümen Komutanı, Nahçıvan’ın Vedi cephesinden taarruza uğrayabileceğini düşünerek 18. Alayın 1. Taburunu 1 Temmuz 1920’de Doğubayazıt’tan Şahtahtı’na gönderdi. Aynı gün Mezret-Erniç hattındaki Ermenilere karşı saldırı düzenlenerek, geri çekilmeleri sağlandı.

Bu arada Kızılordu’nun Gerus’ta görünmesi Nahçıvan’ı Ermenilerin büyük bir saldırısından kurtardı. Ermeniler, 14 Temmuz 1920’de, Dehne Boğazı’na saldırdılar. 18. Alay 1. Tabur 3. Bölüğü ile 34. Alay 1. Taburu 1. Bölüğü’nün de geri çekilmek zorunda kalmaları üzerine, Dehne Boğazı Ermenilerin eline düştü. Ermeniler topçu ve zırhlı tren yardımı ile 2.000 piyade ve 200 süvari ile 23 Temmuz’da saldırıya geçtiler. Yapılan kanlı savaşlara, bütün direnme çabalarına rağmen Ermeniler 25 Temmuz’da Şahtahtı’nı işgal ettiler.

Moskova’dan Halil Paşa, 28. Kızıl Tümen’in Süvari Tugayı’na mensup 1. Kuban Kazak Alayı ile beraber Nahçıvan’a geldi. Halil Paşa’nın etkisiyle, Kızıl Tugay Komutanı Ermenilerden Şahtahtı’ndan çekilmeleri ve Nahçıvan’a temsilciler göndermelerini istedi. Ermeniler de Nahçıvan Millî Şûra Hükûmeti’nin teslim olması için 31 Temmuz 1920’ye kadar süre verdiler. Doğu Cephesi Komutanlığı’ndan bir Piyade Taburu ve bir bataryadan oluşan kuvvetin 1 Ağustos’ta Halil Paşa’nın emrine verilmesiyle Nahçıvan’da Ermenilerden geri alındı. Mustafa Kemal bunu 2 Ağustos 1920 tarihinde T.B.M. Meclisinde şöyle anlatır. “1 Ağustos tarihinde Rus Bolşevik Hükûmeti’nin Kızıl Ordusuyla Büyük Millet Meclisi’nin Ordusu Nahcivan’da birbiriyle maddeten birleşmiş oldu.(Alkışlar) Oraya giden kuvvetlerimiz, Kızıl kuvvetler tarafından özel törenle ve olağanüstü saygılar ile kabul edilmişlerdir. Burada birleşen iki hükûmet kuvvetleri, diğer kuvvetler gelinceye kadar yerinde ortaklaşa önlemler almakla şimdi, bugün de meşguldür. Kızılordu süvarisinden Şahtahtı yönüne çıkan bazı seyyar kuvvetler, Nahcivan’ın otuz kilometre kadar kuzeyinde Ermeni keşif kollarını bulmuş ve onları uzaklaştırmıştır.”

Sovyetler, 10 Ağustos 1920’de, Ermeni Taşnak Hükümeti ile yaptıkları antlaşma ile Nahçıvan’ı kağıt üzerinde Ermenilere verdiler. Ayrıca, Şahtahtı-Erivan-Culfa demiryollarını da Ermeni kontrolüne bıraktılar. Kızılordu birlikleri Zengizor’dan çıktı. Ancak  V. İ. Lenin, Moskova’da görüşmelerde bulunan Bekir Sami ve Yusuf Kemal Beylere bu antlaşmayı kastederek; “Biz muahede yapmakla hata ettiğimizi anladık düzeltmeye çalışacağız. Biz düzeltemezsek de, siz düzeltirsiniz” dedi. Mustafa Kemal Sovyetlerin Ermenileri kayıran tutumundan memnun değildi. Nitekim Moskova’ya hitaben yazdığı 26 Nisan 1920 tarihli mektubunda Ermenistan’a askeri harekat yapmayı üstlenmekte ve teklif etmekteydi..

5.8 Türk Ordusunun Doğu Harekatı

20 Eylül 1920 tarihinde  TBMM, Doğu Cephesi Komutanlığına,  Ermenilerin İngilizlerin kışkırtmasıyla Elviye-i Selâse ve Kafkaslardaki Türklere uyguladıkları saldırılar, işgaller, mezalim ve soykırıma son vermek için 1919-1920 sürecinde işgal ettikleri Kars, Ardahan, Nahçıvan, Şerür, Iğdır mıntıkalarından çıkarılması talimatını verdi. Aslında talimat 6 Haziran’da verilmiş ancak Mustafa Kemal’in 26 Nisan 1920 tarihli mektubuna Çiçerin’in cevabının Türk tarafına 15 Haziran 1920 tarihinde ulaşması, Çiçerin’in Ermenistan’ın da içinde olduğu çeşitli bölgelerde referandum yapılmasından yana olduklarını bildirmesinden sonra teati edilen mektupların sonucu beklenmişti.

28 Eylül 1920 de  Kâzım (Karabekir) Paşa, 20 000 kişilik ordusuyla Doğu Harekâtı’nı başlattı. Başarılı olan bu harekâtın sonunda  Türk Ordusu 29 Eylül 1920 de Sarıkamış,  1 Ekim’de Kağızman’a girdi.

17 Ekim 1920’de Gürcüler Ardahan’a kuvvet sevketmeye başladılar. 24 Ekim 1920’de,  Kâzım Karabekir Paşa, Şark Ordusu Kumandanı sıfatı ile, Sarıkamış’daki karargâhından Kars’a hücum emri verdi. 30 Ekim’de Kars,  7 Kasım’da Gümrü ele geçirildi. Ermenilerin Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı da esirler arasındaydı. 14 Kasım’da Iğdır ve Nahçivan yöresi Ermenilerden kurtarıldı.   Ermeniler Bolşevik Rusya’dan ve ABD’den yardım istedi. Bolşevik Rusya, Kafkasyayı kendi nüfuz alanı olarak kabul ettiği ve Türklerin Kurtuluş Savaşı’nı emperyalizme karşı gördüğü için, ayrıca, Mustafa Kemal’in mektupları, ustaca siyaseti yüzünden Türkiye’nin ilerde sosyalist bloğa katılacağı beklentisiyle de Ermenilere yardım etmeyi reddetti. ABD’den de olumlu yanıt alamayan Ermeniler 17 Kasım 1920’de Kâzım Karabekir’in öne sürdüğü barış şartlarını kabul etmek zorunda kaldılar. Bunun üzerine 22 Kasım 1920’de Gümrü’de barış görüşmelerine başlandı. Aynı gün ABD Başkanı Wilson Sevr Anlaşmasının kendisine verdiği yetkiyle Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a verdiğini ilan etti. Ama artık çok geçti. Ermeniler Türkler tarafından İngilizler de Bolşevikler tarafından o topraklardan defedilmişlerdi. Atatürk’ün istediği olmuştu.

5.9 Nahçıvan, Laçın, Qubadlı ve Zengilan satışta

30 Kasım 1920 de Azerbaycan Komünist Partisi,  henüz Ermenistan Sovyetleştirilmeden önce, Sovyet Rusya’nın baskısıyla:
* Sovyet Ermenistan’ı ile sınırların kaldırılmasını,
* Ermenistan ile askeri ittifak ve petrol işbirliğinin kurulmasını,
* Ermenistan’a karşı askeri faaliyetlerin durdurulmasını,
* Karabağ’a kendi iradelerini tayin hakkı tanınmasını,
* Nahçıvan ve Zengezur’un Ermenistan’a hediye edilmesini
kararlaştırdı.

Buna gerek Nahçıvanlılar gerekse TBMM Hükümeti şiddetli tepki göstermekte gecikmediler.

Zengezur günümüz Ermenistan Cumhuriyetinin Syunik Marzı ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Laçın, Qubadlı ve Zengilan ilçe (rayon) topraklarını kapsayan bölgenin adıdır.

1 Aralık 1920’de, Rusya Komünist Partisi’nin Kafkas sorumlusu Orconikidze’nin Başkanlığında Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya Komünist Partisi temsilcilerinin katıldığı bir toplantıda, Azerbaycan Sovyet Hükümeti lideri Neriman Nerimanov, Zengezur, Nahçıvan ve Karabağ bölgelerini Ermenistan’a bırakarak, Müslümanlarla Ermeniler arasındaki tarihsel kavgaya son verdiğini ilan etti. Ancak bu sürpriz bir karardı. Azerbaycan Meclisinin şartlarına da aykırıydı. Ancak bu sefer de Kızılordu Ermenistan’a girme aşamasındaydı ve işgali kolaylaştırmak için Azerbaycan’ın toprak kaybetmesi uğruna Ermenistan’a bu taviz verilmişti.

5.10 Ermenilerle Gümrü anlaşması

2/3 Aralık 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Ermenistan arasında imzalanan Gümrü Antlaşması ile Elviye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) Türkiye’ye verildi. Nahçıvan, geçici olarak Türkiye’nin  himayesine bırakıldı, Türk askeri hem sınırları koruyacak, hem de kontrolü elinde bulunduracaktı. Anlaşmayla Gümrü Ermenistan’a Tuzluca (Kulp) Türkiye’ye bırakıldı.  Gümrü Antlaşması’nın 2. Maddesi gereğince, “Nahçıvan, Şahtahtı, Şerur mıntıkasında bilâhare arây-ı umûmîyenin tayin edeceği şekl-i idare ye ve bu idarenin ihtiva edeceği araziye Ermenistan müdahale etmeyecek ve işbu mıntıkada şimdilik Türkiye himayesinde bir idare-i mahalliye tesis olunacaktı.”

4 Aralık 1920 de, Gümrü Antlaşmanın imzalanmasından bir gün sonra,  Kızıl Ordu Ermenistan’a girdi. Ermenistan’ın Türk Kolordusu karşısında savaşı kaybetmesi bu işgalde büyük rol oynamıştır.

Ermenistan’da Sovyet Hükümeti kurulduğu için Gümrü antlaşması onaylanamadı. Yeni kurulan Sovyet Ermeni Hükümeti, Taşnak Hükümeti’nin imzaladığı Gümrü Antlaşması’nı reddetti. Ayrıca Gümrü Antlaşması’nı, Sovyet Rusya ve 27 Nisan 1920’de Bolşeviklerin Azerbaycan’da idareyi ele geçirmeleri üzerine kurulan Azerbaycan Sovyet Hükümeti de reddetti. Ancak daha sonra imzalanan Moskova ve Kars anlaşmalarıyla bunların önemi kalmadı.

5.11 Moskova ile görüşmeler

TBMM Meclisi ile Moskova arasında ilk doğrudan görüşme için 11 Mayıs 1920’de Ankara’dan hareket eden Türk heyeti Trabzon üzerinden denizyolu ile Karadeniz’e geçti ve Moskova’ya ancak 65 günde ulaşabildi. Bekir Sami Bey başkanlığındaki Türk heyeti 19 Temmuz 1920’de Moskova’ya geldi. 24 Temmuz’da Sovyet Hariciye Komiseri Çiçerin tarafından kabul edildi.Görüşmelerde, Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin’in, Kafkasya’da Türkiye’ye ait bazı bölgelerin Ermenistan’a verilmesini istemesi üzerine, hiçbir ilerleme sağlanamadı.

5.12 Nahçıvan Türk kapısıdır

13 Aralık 1920 günü Millî Mücadele’nin Haricîye Nazırlarından Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey Ruslarla Nahçıvan’ın nihai statüsünü tesbit etmek üzere  Moskova’ya hareket etmeden önce Mustafa Kemal’le bir veda görüşmesi yaptı. Bu görüşmede Yusuf Kemal Bey, Mustafa Kemal’e “Paşam Ruslar, Nahcıvan üzerinde ısrar ederlerse ne yapalım” diye bir soru yöneltti. Mustafa Kemal Paşa’nın cevabı gayet açık ve netti. “Nahcıvan Türk kapısıdır. Bu hususu nazar-ı itibara alarak elinizden geleni yapınız” diye buyurmuştur.

BÖLÜM 6 – 1921’in İLK AYLARINDA DURUM

6.1 Batı’da Yunanlılarla savaşırken isyanları bastırırken Doğu’da harekata devam

Batı Cephesinde  6 Ocak 1921’de Bursa yöresinden saldırıya geçen Yunan Kuvvetleri ve düzenli Türk ordusu ilk kez I. İnönü savaşında karşı karşıya geldiler. Yunanlılar 11 Ocak 1921’de geri çekildiler.

Kuzey Kafkasya’da 20 Ocak 1921’de SSCB’e bağlı olarak Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

Güney Kafkasya’da Kızılordu 15 Şubat 1921 de Gürcistan’a girmeye başladı. TBMM Hükümeti, 22 Şubat 1921’de Gürcü Hükümetine bir nota göndererek Brest-Litovsk antlaşması ile Türkiye’ye verilen ve hala Gürcülerin elinde bulunan Artvin ve Ardahan’ın iade edilmesini istedi. Türkiye’nin bu sert tutumu karşısında Gürcüler, Ardahan ve Artvin’i Türklere bırakmayı kabul ettiler.

Kazım (Karabekir) Paşa 23 Şubat 1921’de Ardahan, Çıldır ve Posof kazalarını Gürcü işgalinden kurtardı.

5 Mart 1921’de Koçgiri Aşireti’ne bağlı bin kişilik grubun İmranlı kasabasını basarak, bir köyü işgal etmesiyle Koçgiri isyanı başladı. 6 Mart 1921 de uzun çarpışmalar sonucu Koçgiri Aşireti’ne mensup isyancılar, Sivas’ın Ümraniye kasabasına girdiler. Yunan uçakları, Çerkez Ethem imzalı bir bildiriyi Bozöyük üzerinde Türk mevzilerine attılar. Bakanlar Kurulu, Koçgiri olaylarına karşı Elâzığ, Erzincan, Divriği ve Zara’da sıkıyönetim ilân etti.

Doğu cephesinde Türk birlikleri 7 Mart’ta Ahıska’ya girerek gereken tedbirleri aldı. Türk birliklerinin ardından 8 Mart’ta bir Kızıl Ordu müfrezesi Ahıska’ya geldi ve her iki taraf birlikleri aldıkları talimat gereğince dostluk ve anlayış içinde kasabayı iki kısma ayırarak ortaklaşa bir idare kurdular. Kızılordu Kumandanı Hekker, 9 Mart 1921’de Kazım (Karabekir) Paşa’yı telgraf başında arayarak, Ahıska’da her iki taraf ordularının samimi temasını tebrik eti, Kazım Paşa da bu kutlamaya teşekkürle karşılık verdi.

6.2 Batum’a giriş – Batum’dan çıkış

Kazım Paşa Batum konusunda oldukça endişeli bir tutum sergiliyordu. Ona göre Batum’un işgal edilmesi, Sovyet Ruslarla görüşmeler sonrasında ele alınması gereken bir meseleydi. Bir taraftan Sovyet Rus diğer taraftan Türk işgalinin yaşandığı Gürcistan’da Batum gibi stratejik önemi olan bir bölgenin işgali meselesi iki taraf arasında sorun yaratacağı gayet açıktı. Ancak Türk ordusu Albay Kazım (Dirik) Bey komutasında 11 Mart 1921 de Batum’a girdi Albay Kazım Bey, 17-18 Mart gecesi Batum’da bir Türk hükümeti kurdu ve vali olarak işe başladı. Bunun üzerine Batum’daki Menşevik Gürcü Alayı Komutanı Bolşevik safına geçti. Bolşevikler, en büyük düşmanlarından aldıkları destekle Kazım Bey’in yerleştiği vilayet konağına baskın yaptılar, baskında 4 subay, 26 er öldü, 26 er yaralandı ve 46 er de kayboldu.

Sonrasında Bolşevik hükümetinin ültimatomu üzerine üzerine Kazım Bey Batum’u boşalttı. 16 Mart 1921’de TBMM ile Sovyet Rusya arasında imzalanan Moskova Antlaşması ile Ahıska, Ahılkelek ve Batum Türk sınırları dışında bırakıldı. Böylece Moskova Antlaşması’yla Türkler, Kars ve Ardahan’ı almış ancak Batum’u Sovyet Rusya’ya bırakmak zorunda kalmıştır. 19 Mart 1921 de Bolşevikler Batum ve Gürcistan işgalini tamamladılar. 28 Mart’ta Türk ordusu Ahıska ve Ahılkelek’i de boşalttı.

6.3 Aynı anda Ruslarla görüşme Yunanlılarla savaş 

Türk Heyeti Ruslarla yapılan görüşmelerinde, Nahçıvan’ın Türkiye’de kalmasını kabul ettiremeyince  Nahçıvan’ın Türkiye ve Azerbaycan himayesinde olmasını teklif etti. Buna karşılık Azerbaycan Hükümeti temsilcisi Behdûd Şah Tahtenski, Stalin ve hayretler içerisinde kalan Türk delegelerin önünde, Nahçıvan’ın Türkiye ile bir ilgisi olmadığını, Nahçıvan’ın Rusya’nın malı olduğu ve ona verilmesi gerektiğini iddia etti. Azerbaycan’ın niyeti, Türk-Sovyet antlaşmasıyla Nahçıvan’ı “müstakil hale getirerek Sovyetlere dahil etmekti.  Sovyetler ise Van ve Bitlis’in de Ermenilere bırakılması yolunda teklifler ileri sürüyorlardı. Niyetleri Nahçıvan’ın batısındaki araziyi Ermenistan’a bıraktırarak Türkiye ile Nahçıvan’ın irtibatını tamamen kesmek ve Nahçıvan’ı tamamen Ermeni insafına bırakmaktı. Sovyetlerin Ermenilere karşı sergiledikleri tarafgîr politika Türk Murahhas heyeti (delegeleri) tarafından tepkiyle karşılandı. O sırada resmen Sovyet Rusya’nın siyasi,  askeri işgal ve kontrolü altında olan Sovyet Azerbaycanının Nahçıvan’ı Ermenistan’a terk etmesini önlemek için, Türk Heyeti 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova  Antlaşması’nın 3. Maddesi’ne özel bir ifade koydurmayı başarmıştı. Buna göre Nahcivan, himaye hakkını üçüncü bir devlete hiç bir zaman bırakmamak koşulu ile, Azerbaycan sınırlarına dahil  özerk bir bölge oldu. Nahçıvan, ayrıca Türkiye’nin garantörlüğünde de olacaktı. İlerde Azerbaycan’ın, Nahçıvan’ı Ermenistan’a veya Rusya’ya terk etmek istemesi halinde Türkiye’ye müdahale hakkı doğuyordu. Böylece o tarihlerde resmen Sovyet Rusyasının siyasi, askeri işgal ve kontrolü altında olan Sovyet Azerbaycanının Nahçıvan’ı bir kez daha Ermenistan’a satmak istemesi önlenmiş oldu.

Bu antlaşmanın akabinde Batı Cephesinde Yunanlıların Eskişehir yönüne saldırısı 23 Mart – 1 Nisan 1921 tarihleri arasında yapılan İkinci İnönü Muharebesiyle durduruldu. Mustafa Kemal’in deyimiyle Türk ordusu orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yenmişti. Yunanlılar Temmuz 1921 de Kütahya ve Eskişehir’e saldırdı, çatışmalardan sonra Türk Ordusu Sakarya nehri doğusuna çekildi. Polatlı’ya kadar gelip Ankara’ya yaklaşan Yunan Ordusu 23-Ağustos 13 Eylül 1921 arasında Sakarya Muharebesi  ile durdurabildi.

Ankara’daki Meclis ve hükümetin Kayseri’ye nakledilme hazırlıklarının yapıldığı bu kadar hayati savaşlar esnasında Bolşevik Moskova yönetimi ile görüşmelere devam edilerek 13 Ekim 1921 tarihinde Kars Anlaşması imzalandı. Anlaşmanın taraflarına bu kez Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti ve Rusya Sovyetleri Sosyalist Federal Cumhuriyeti’ne ilaveten Ermenistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti, Azerbaycan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti, Gürcistan Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti de katılmıştı. Sonuçta, Kars ve Ardahan ile Sürmeli ve Artvin Türkiye’ye bırakıldı. Böylece, Batum, Acara ve Çürüksu topraklan Gürcistan tarafında kalırken karşılığında Elviye-i Selâse’ye Artvin dahil edildi. İlerde sınır, askeri ve siyasi problemler çıkması ihtimali önlenmiş oldu. Mustafa Kemal’in ve Türk Hükümetinin diplomatik başarısı ile Nahcıvan ve Karabağ Azerbaycan’ın bünyesinde olmak şartı ile Muhtar Cumhuriyetler olarak tanındı. Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan Cumhuriyetlerinin bugünkü sınırları bu anlaşmayla belirlenmiştir. Sonuçta Brest Litovsk anlaşmasına göre tek kayıp Batum oldu. Bazı maksatlı kaynaklar Batum’un Sovyet yardımına karşılık verildiğini öne sürmektedirler. Bu doğru değildir. Batum o zaman Sovyet işgali altındaydı. Sovyet Rusya,  Moskova Antlaşması’ndan bir yıl önce yani 7 Mayıs 1920 tarihinde Menşevik Gürcü Hükümeti ile yaptığı gizli antlaşmanın 3. Maddesi ile Sovyet Bloğuna katılmaları karşılığında Batum’u Gürcistan’a hediye etmeyi kabul etmişti.  Bu yüzdenSovyetler görüşmelerde Batum’u  Türkiye’ye bırakmamakta direndiler. Türkiye Batum’u yeterli askeri gücü olmadığından daha önce vermişti. Batum’a karşılık Artvin, Laçin, Qubadlı, Zengilan ve Nahçıvan kazanılmıştır.

6.4 Tatar göçü

1921–1922 yıllarında Sovyet Rusya’da benzeri görülmemiş bir açlık meydana geldi. Bu açlıkta bütün Sovyet Rusya’da beş milyon civarında insan öldü. Kırım yarımadası  açlığın en feci sahneleriyle yaşandığı yerlerden biriydi. Sovyet rejiminin bütün engellemelerine rağmen açlıktan mahvolma durumuna gelmiş 1575 Kırım Tatarı bulabildikleri deniz araçlarıyla Türkiye’ye iltica ettiler. Bu sayı bazı kaynaklara göre 10 bini bulmuştur. Tam o günlerde Türkiye İstiklâl Savaşı vermekteydi. Buna rağmen, bu mülteciler Türkiye’ye kabul ve iskân edildikleri gibi, o yokluk günlerinde, cephedeki askere kuru ekmek verildiği, askerin ayağında bırakın postalı çarık olmadığı günlerde, Türkiye’den Kırım’a başta Samsun sancağının bütün buğday ürünü olmak üzere gıda yardımı gitti.

6.5 Ankara, Moskova ve Kars Antlaşmalarının önemi

Anlaşmalar sürecinde Doğu Cephesi birliklerinden 3’ncü Kafkas Tümeni —11’nci Piyade Alayı hariç— Batı Cephesine gönderildi. 23 Ağustos 1921 de başlayan Sakarya Meydan Muharebesine katıldı. 12’nci Tümeninin de 4 Ağustos 1921‘den itibaren sevkine başlandı. Tümen 28 Eylül 1921’de Ankara’ya vardı.

Türkiye’nin savaşı kazanması halinde Sosyalist bloğa katılabileceği beklentisiyle Sovyetler Türkiye’ye silah, altın ve benzin yardımı yaptı, ayrıca Azerbaycan ve Buhara’dan da yardım alındı.

Aynı tarihlerde 20 Ekim 1921 de  TBMM ve Fransız Hükümeti arasında imzalanan Ankara Anlaşmasıyla Güney Cephesindeki faaliyetler de durduruldu, o cepheden de Afyon cephesine kuvvetlerin, mühimmatın sevkedilme imkanı doğdu.

İki Kafkas tümeninin Batı Cephesine katılmasıyla da Yunan Ordusu karşısındaki sayısal asker ve teçhizat açığı azaltılabildi. Böylece 9 ay süren hazırlıklar ve sevkiyatlar sonunda 26 Ağustos 1922 de başlayan Büyük Taarruzla Anadolu ve Trakya’nın düşman işgalinden kurtarılarak bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

BÖLÜM 7   SORULAR, YANITLAR, YORUMLAR

7.1 Osmanlı’nın niyeti Azerbaycan’ı ilhak etmek miydi?

Bunun cevabı Batum’da 4 Haziran 1918’de Osmanlı Devleti ile Azerbaycan Cumhuriyeti arasında imzalanan siyasî, askerî, hukukî, iktisadî alanları kapsayan antlaşmada bulunmaktadır. Antlaşmada; iki devlet arasında daima bir kardeşlik ve dostluk var olacağı vurgulanmakta, Azerbaycan’ın Gürcistan, Ermenistan ve Osmanlı Devleti’yle olan sınırları ayrıntılı biçimde belirlenmektedir. Antlaşmanın diğer önemli maddeleri ise şunlardır: Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından istenildiğinde, Osmanlı Devleti intizam ve asayiş temin etmek için bu ülkeye asker gönderebilecektir. Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları içerisinde hiçbir çetenin kurulmasına ve faaliyetine meydan verilmeyecektir. İki taraf, demir yollarının işletilmesi ve kullanılmasında birbirine kolaylık gösterecektir. Antlaşmayla konsolosluk, hukukî ve ekonomik faaliyetlerle posta ve telgraf işlerine dair iş birliğini ön gören antlaşmaların yapılması kararlaştırılmıştır. Askerlik işlerine ait ek antlaşmaya göre; Azerbaycan Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti ve onun müttefikleriyle savaşan devletlerin bütün memurlarını sınır dışı ederek, savaş devam ettiği müddetçe bunları devlet hizmetine almayacaktır. Osmanlı Devleti Azerbaycan Cumhuriyeti sınırları dâhilinde askerî amaçlı her türlü nakliyatı ve sevkıyatı serbestçe yapabilecekti ve bu amaçla demir ve kara yollarından yararlanabilecektir. Ayrıca petrol mecralarının mevcut durumlarının korunması hususunda Osmanlı Devleti ile Azerbaycan ve Gürcistan Cumhuriyetleri arasında bir itilâfname imzalamıştır. Bu antlaşmaları Osmanlı Devleti adına Adliye Nazırı Halil Menteşe ile 3’ncü Ordu Komutanı Mehmet Vehip Paşa, Azerbaycan Cumhuriyeti adına ise Dışişleri Bakanı Mehmet Hasan Hacinski ile Millî Meclis Başkanı Mehmet Emin Resulzade imzalamıştır.

Osmanlı ordularının gelişiyle Bakü’ye taşınan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin Milli Şurasında  (Meclis) başta “Müsavat Partisi mensupları olmak üzere Tarafsız Demokratlar Bloğu, Müslüman Sosyalistler Bloğu, Sosyalist Demokratik (Menşevik) ve Himmet Partisi grubu ile İslamî İttihat Partisi mensupları bulunmaktaydı.  Azerbaycan’ı bağımsız bir devlet olarak kabul eden Batum Antlaşmasının açık hükümlerine rağmen bazı Şûra üyeleri,  Azerbaycan’ın bağımsızlığının yok olacağından endişe duymaktaydılar ve “Türkiye ilhak amacı ile Azerbaycan’a askeri birlik sevk etmiştir.” diyorlardı. Bazıları ise, açıkça Rusya ile siyasî ilişki kurulması gerektiğini müdafaa ediyorlardı. Müsavat Partisi gibi Azerbaycan milliyetçileri ile Sosyalist Bloku ve Himmet Partisi gibi solcu partiler, kayıtsız şartsız Türkiye hayranlığını ve bağlılığını tasvip etmiyorlardı. Osmanlı’ya  yönelik suçlamalar daha çok Türk askerî yardımının, Kafkasya ve Azerbaycan topraklarının ilhakı amacına yönelik olduğu ve bütün bunların Enver Paşa’dan kaynaklandığı konusunda yoğunlaşmaktaydı. Bu iddianın Amerika’da yaşamakta olan tarihçi Prof. Dr. Tadeusz Swietochowski’nin (Svyatoçovski) “Müslüman Cemaatten Ulusal Kimliğe Rusya Azerbaycanı 1905-1920” adlı kitabında da desteklendiği görülmekteydi. Üstelik eser, Azerbaycan aydınlarının bir kısmı tarafından objektif ve bilimsel bir çalışma olarak kabul edilerek, referans verilmekteydi. İlhakçı görüşü savunanlar arasında daha çok din adamları, tüccarlar olmakla birlikte, Turancı görüşlere sahip olan bazı aydınlar da mevcuttu.

Halbuki Antlaşma öncesi Batum Konferansı görüşmeleri sırasında 11 Mayıs 1918 de Osmanlı Heyeti Başkanı Halil Bey (Menteşe) ilhak edilmek isteği ile gelen bir Azerbaycan Türk grubunu  kabulünde, “… biz süngümüz ile Kafkasya’ya dahil olduk. Siz bize ilhak olmak istemeseydiniz de, biz süngü ile ilhak ederdik. Ancak buna imkan yoktur. Bizim birleşmemizi ne düşman ne de dost devletler kabul eder. Biz size yardım ediyoruz ve edeceğiz. İstiklâlinizi elde edip, müstakil yaşamanız için ne kadar lazım olsa asker göndereceğiz. Her taraflı kömek (yardım) edeceğiz. Öz vatanımız gibi sizin vatanınızı da koruyacağız. Evlerinize gidin ve kurulacak istiklâli müdafaa edin.” demişti.

Nitekim Bakü’nün kurtarılmasından sonra gelişmeler bu yönde oldu. Yaklaşık 300 yıldır Osmanlı sınırları dışında olan Azerbaycan’da Nuri Paşa devlet işlerine hiç karışmadığı gibi, ilhak amacına yönelik en küçük bir davranış içine girmedi. Tadeusz Swietochowski dahi bu görüşe katılarak, Nuri Paşanın Azerbaycan’ın iç işlerine karışma konusunda ihtiyatlı davrandığını, askeri meseleler hariç hiçbir işe müdahale etmediğini kabul etmektedir.

7.2 Azerbaycanı, Dağıstan’ı kim bırakıp gitti?

  • Osmanlı ordusunun Azerbaycan, Dağıstan ve Nahçıvandan çekilmesini 16 Ekim 1918 tarihinde emreden ve çeken Osmanlı Hükümetidir. O zaman Padişah Vahdettin, Başnazır Ahmet İzzet Paşa, Harbiye Nazırı olarak Osmanlı ordusunun başı  ise Enver Paşa idi. Ordunun Azerbaycan, Dağıstan ve Nahçıvandan çekilme emrini verenler ve çekenler onlardır.

  • Mondros mütarekesinde olmamasına rağmen Kars, Ardahan ve Batum’dan Türk ordusunun çekilmesi emrini verenler de Padişah Vahdettin, Başnazır Ahmet İzzet Paşa, Osmanlı ordusunun başı Harbiye Nazırı Enver Paşadır. Batum’un kaybedilme süreci başlatanlar da onlardır.

Bırakıp giden Osmanlıdır.  Türklüğünü inkar eden, Türkleri aşağılayan, Türk Devleti olmayan, Orduyla sefere gitmeyen, Haremden çıkmayan Padişahların kötü yönetimiyle çöken Osmanlı (Bu konudaki bazı yazılarımız: Allah’ı aldattığını zanneden Osmanlı    Osmanlı’da Türk Olmak).

7.3 Türklerin Azerbaycan’ı terketmesiyle Mustafa Kemal’in ilgisi var mı?

Hiçbir ilgisi yok. 1. Dünya Savaşı sonlarında Mustafa Kemal Suriye Cephesinde 7. Ordu Komutanıydı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla ordusu Osmanlı hükümeti ve Genel Kurmayının emriyle terhis edildi. Mustafa Kemal 7. ordunun bir kısım silahlarını halka dağıtarak düşman eline geçmesine mani oldu. Bazı silahlar ise, Anadolu’da düşman direnişinde kullanılmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa elemanları tarafından daha güvenli olan doğu cephesine taşındı. Mustafa Kemal, Enver Paşa’nın askerlerine Azerbaycan’dan çekilme emrini vermesinden bir yıldan fazla bir süre sonra 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde pasif bir göreve başladı. İstanbul’a geldiği gün Boğazda düşman donanmasını görür görmez GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER dedi. Dediğini de yaptı.

7.4 Azerbaycan Misak-ı Milli’ye dahil edilebilir miydi?

Yukarıda da anlattığımız üzere, Osmanlı zamanında Azerbaycan’ın kurulma aşamasında ve sonrasında Azerbaycan Türkleri kardeş halk olarak görülmüş, Azerbaycan’ın ilhakı düşünülmemişti. Azerbaycan’da ne o zaman ne de daha sonra katılım talebi olmamıştır. Misak-ı Milli son Osmanlı Meclisi tarafından 28 Ocak 1920 de kabul edilmişti. Azerbaycan o sırada bağımsız bir devletti ve bu tarihten 7 ay sonra Sovyet bloğuna katıldı. Kızıl Ordu Azerbaycan’a girmek üzereyken Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Erzurum Kongresi’ni değerlendirdiği konuşmasında; mütareke tarihindeki sınırların “millî sınır” olduğunu vurgulamış ve bu sınıra Elviye-i Selâse’yi de dahil etmişti. Mustafa Kemal, daha ileri gidecek askeri gücü olmadığından, barış görüşmelerinde itirazları asgariye indirecek bu tutumu benimsemişti.

7.5 Kafkas Seddi neyin nesiydi?

1. Dünya savaşı sonunda Orta Doğu petrollerine hakim olan İngiltere Bakü petrollerinin de üzerine de oturmuştu. Ancak bu iğreti bir oturmaydı. Zira İngilizlerin çok iyi bildiği bir gerçek vardı. Çarlık döneminde Rusya’nın petrol ihtiyacı Bakü’den karşılanıyordu. Bu petrol, Volga (İdil) Nehri üzerinden Rusya’nın tüm şehirlerine taşınmaktaydı.  Ekim devriminden sonra şiddetli bir iç savaş geçirmekte olan Rusya’da Bolşeviklerin, zaferlerini temin etmek ve Birinci Dünya Savaşında oluşan tahripleri onarabilmek için Lenin’in Bakü petrolüne Çarlık dönemine göre daha fazla ihtiyacı vardı. Rusya’nın hayat kaynağıydı Kafkas ötesindeki Bakü petrolleri. Bolşeviklerin ilk hedefinin Bakü olac*ağını gayet iyi bilen İngilizler bunu engellemek zorundaydılar. Ancak geniş bir cihan savaşından yeni çıkmış İngiliz halkı artık askere gitmek, çarpışmak ve ölmek istemiyordu. Bu durumda İngiliz askeri dışında bir plan geliştirildi. İngilizler, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’ın askeri güçlerini birleştirerek Kafkasya’da Kafkas seddi  oluşturmaya karar verdiler. Bunda baş rolü Ermeniler oynayacaktı. Ermeniler bu görevi daha önce de, biri Doğu Anadolu’da diğer Azerbaycan’da olmak üzere iki kez yerine getirmişlerdi. Her ne kadar her seferinde Türk Ordusuna yenilmişlerse de artık Türk ordusu teslim olmuş, terhis edilmişti yani Türklerin çetelerden başka güçleri kalmamıştı. Onların da o andaki tek nefes kapısı, Kafkasya kapısı, Ermenistan tıkacı ile kapatılacak,  Trabzon’dan Van Gölü güneyine kadar olan bölgeyi içine alacak şekilde büyütülerek bir “set” haline dönüştürülecek Anadolu Türkleri ile Orta Asya Türklerinin ilişkisini koparacaktı.

Öte yandan Bolşevik ordusu Menşevik Denikin komutasındaki Beyaz Ruslarla savaşmaktaydı. İngiliz General Thomson Hazar donanmasıyla Dağıstan’ı işgal edebilmeleri için Beyaz Ruslara destek verdi karşılığında da Kafkas Seddine destek sözü aldı. Ermeniler Van ve Bitlis’i ele geçirince Irak’taki İngilizlerle birleşilecek İngilizler de Orta Doğu ve Kafkasyadaki yerlerini sağlamlaştıracaktı. İngilizler bu planın benzeriyle, yani kendi askerlerini savaştırmama politikalarıyla, Batı cephesinde Yunanlıları da kullandılar. Nitekim 1922 Eylül’ünde Çanakkale’de İngiliz kuvvetlerine ültimatom vererek kenara çekilin geçeceğiz diyen Kemal’in askerlerine karşı İngilterenin o zaman ki Başbakanı Lloyd George saldırı emri vermiş ancak emri kimse dinlemeyince 12 Ekim 1922 de istifa etmek zorunda kalmıştı. Bu olay İngiliz askerlerinin savaşa karşı isteksizliklerinin en önemli kanıtıdır.

Kazım Paşa sed planına karşı Mustafa Kemal’e ikili oynama tavsiyesinde bulunmuştu. Ayrıca İngiliz ordusu olmadan Kafkas Seddinin kurulamayacağı görüşündeydi. Fevzi Paşa ve İstanbul’daki diğer paşalar ise İngilizlerle anlaşarak ve Osmanlı ülkesinin bağımsızlığını onaylatmak şartı ile Kafkas Seddine yardım edilebileceği görüşünü öne sürüyorlardı. Mustafa Kemal’in görüşleri ise farklıydı. Bunu Türkiye’nin kati mahvı projesi sayıyordu. O sırada savaş halinde oldukları İngilizlere böyle bir imkan verilirse Ermenistan çok güçlenecekti. Doğu cephesinde resmi veya resmi olmayan seferberlik yaparak Kafkas seddini arkadan yıkacak güçleri yığmaya başlamak, içten millî örgütlenmeyi son derecede genişletmek ve güçlendirmek, mütareke sırasında silah, cephane ve malzememizi vermemek yeni Kafkas hükümetleriyle ve özellikle Azerbaycan ve Dağıstan gibi İslam hükümetleriyle acele olarak ilişki kurarak itilaf planına karşı kararlarını ve durumlarını anlamak, Kafkas milletlerinin bu sete katılmaya karar vermeleri durumunda saldırıya geçmek için Bolşeviklerle anlaşmak taraftarıydı. Mustafa Kemal düşmanlarımızın düşmanı olduğu için Moskova’nın bu konuda destek vereceği görüşündeydi. En önemli görev ise İtilafın zaman kazanmasına meydan vermemek ve onun maskesini atıp memleketin tüm direniş unsurlarını birleştirecek bir neden yaratmaya zorlamaktı.

10 Ağustos 1920 de imzalanan ve Doğu Anadolu’yu Ermenistan ve Kürdistan’a bırakan Sevr Anlaşması Mustafa Kemal’in haklılığını göstermişti. Sevr uygulanarak İngilizler kendilerine uşaklık edecek Ermeniler ve Kürtler sayesinde Bakü ve Orta Doğu petrollerini ele geçirecekti.

Gerçekten de Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan Hükümetleri İngiliz mandasını benimsediler. Böylece sed oluşturulmaya başlanacaktı. Ancak Bolşeviklerin Denikin’i, Kazım Karabekir’in Ermenileri yenmesiyle ve Bolşeviklerin Türkiye ile sınır komşusu olmasıyla Kafkas Seddi/Sevr gündemden kalktı.

7.6 Ermeniler neden imtiyaz görüyordu?

Çarlık Rusyası, 1700’lü yıllarda ilk olarak, nüfusunun büyük kısmı Müslüman Türklerden oluşan Kırım’ı işgal ederek Kafkaslara doğru harekâta başladı. Kafkasları işgal edebilmek için, Hıristiyanları yerleştirme politikası güttü. Bu politikanın gereği olarak bir taraftan Slav Hıristiyanları Kuzey Kafkasya’ya yerleştirilirken, diğer taraftan da Ermenileri Güney Kafkasya’ya davet etti. Rusya, Kafkasya’ya indikten sonra da sürdürdüğü bu plan gereğince, orada bulunan Gürcü ve Ermeni cemaatleriyle ayrı ayrı dostluk ve ticaret antlaşmaları imzaladı. Gerek Osmanlı Devleti ve gerekse İran’a karşı yaptığı savaşlarda Ermenileri kullandı. Buna karşılık Ermenilere Rusya’nın himayesi altında bir Ermeni Krallığı vaadettiler. Çar orduları generali Sisyanov, 1805’de Çar’a gönderdiği raporda, Karabağ coğrafi bakımdan Anadolu, İran ve Azerbaycan’ın kapısıdır, diyerek Kür-Aras nehirleri arasındaki bölgenin stratejik önemini belirtmişti. Ruslar ve Ermenilerin ortak noktası Türk toprakları üzerinde her zaman gözleri olmasıdır.

Ermeniler 1827’de General Paskeviç komutasında Rus ordusu ile birlikte İran’a karşı savaştılar. Böylece Türk toprağı olan Revan, Nahçivan ve Mugan ovası Rusların eline geçti. Karşılığında Ruslar, Ermeni kilisesinin yardımıyla Güney Azerbaycan’dan kırk bin Ermeni’yi Revan Hanlığı topraklarına yerleştirdiler. 1828 – 1829  Osmanlı-Rus Savaşında yüz bin Ermeni, Erzurum ve Eleşkirt bölgesinden, Rusya’ya geçerek Türk halkının sürgün edildiği Karabağ, Revan, Ahılkelek ve Ahıska bölgelerine yerleştirildiler. Buna rağmen 1897 nüfus sayımında Revan’da Ermenilerin oranı % 37, Türklerin oranı % 52’ydi. Revan hakkında daha geniş bilgileri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

7.7    Kızılordu yaklaşırken Güney Kafkasya ve Anadolu’da durum nasıldı?

7.7.1 Bolşevik ihtilali sonrasında Rusya’daki Türkler ne yaptılar?

Stalin ve Lenin 24 Kasım 1917’de Rusya Türklerine hitaben:  “Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibirya ve Türkistan Kırgızları ve Sartları, Kafkas Ötesinin Türk ve Tatarları, Çeçenler ve Kafkas Dağlıları, sizler!…Camileri ve ibadethaneleri yıktırılmış, inanışları ve gelenekleri Çarlar ve Rusya’nın yıkıcıları tarafından boğulmuş olan sizler!…İnanışlarınız ve gelenekleriniz, milli ve kültürel kurumlarınız bundan sonra serbesttir ve dokunulmazlık içindedir. Milli hayatınızı serbestçe ve müdahalesiz şekilde organize ediniz. Bu sizin hakkınızdır. Biliniz ki, haklarınız Rusya’nın bütün halklarının hakları gibi, İhtilalin bütün gücü ve onun organları olan milletvekilleri, işçiler, askerler ve köylülerin Sovyetleri tarafından korunacaktır. O halde, bu ihtilali destekleyiniz…”  şeklinde bir komünist manifestosu ilan ettiler. Bunun arkasından “Rusya’nın ve Doğu’nun bütün Müslüman işçilerine” hitaben yayınlanan özel çağrı da da Müslümanların inanışlarına ve geleneklerine saygı gösterileceği vaat ediliyordu. Lenin, “Halklar hapishanesinin kapılarını sonuna kadar açacağız. Her halk kendi kaderini kendisi tayin edecektir.” diyordu.

Azerbaycan da dahil olmak üzere Rusya Türkleri  bu bildiri uyarınca bağımsız devletlerini kurmaya başladılar. Rusya’daki iç savaş yüzünden Bolşevikler başlangıçta bu devletlere göz yumdular. Hatta Lenin’in, İngiliz-Denikin ittifakına karşı Bakü ve Buhara’nın örgütlenmesi şeklinde gizli bir talimatı bulunmaktadır. Yeni Türk devletlerini kuvvet kullanarak ortadan kaldırmak isteyenler Menşevik Denikin ve İngilizler oldu. Menşeviklere karşı Rusya Türklerinin topyekun silahlı mücadeleleri sayesinde Bolşevikler Beyaz Rus ordularını daha kolay yenilgiye uğratabildiler.

7.7.2  Bolşevik ihtilali sonrasında Azerbaycan ne yaptı?

Azerbaycan’da  durum şu şekildeydi: Mondros gereği Azerbaycan’dan çekilen Osmanlı ordusunun boşluğunu Mondros ile ilgisi olmamasına rağmen İngilizler doldurdu. İngilizler bütün Güney Kafkasya’da mandacılık siyaseti kurdular. Mevcut hükümetleri tanımamakla birlikte istediklerini yaptırıyor, yapmayanları lağvediyorlardı.

İngilizler Bakû petrolünün Astrahan’a götürülmesini yasaklayıp Bolşevikleri en önemli yakıt bölgesinden yoksun bırakmak suretiyle ekonomik abluka altına alma plânını uygulamaya koydular. Demiryollarını, su ulaştırmasını, devlet bankasını, telgraf ve postayı-ele geçirdiler. Ülkenin petrol sanayiini denetimleri altına aldılar, ”Britanya Petrol Yönetimi”ni kurdular ve Bakü’den petrol ithaline başladılar.

Resulzade liderliğindeki Azerbaycan hükümeti, tanınma karşılığında mandacılığa razı oldu. Bu politika, İngilizlerin baş düşmanlığı üzerine siyaset güden kurmuş olan Mustafa Kemal’in hiç işine gelmiyordu. Atatürk bu noktadan itibaren Azerbaycan’ın bağımsızlığına değil Hükümetine karşı oldu, yerine İngiliz karşıtı olacağı kesin olduğundan Bolşevik hükümeti yönetime gelsin istedi. Atatürk’ün konuşmaları bu yöndedir. Azerbaycan bağımsızlığını kaybetmesi ile ilgili hiçbir isteği olmamıştır.  Bunun önemli bir kanıtı Atatürk’ün , Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği gizli bir emirdir. Bu emirde Atatürk; Azerbaycan’ın tamamen ve gerçek anlamda bağımsız bir devlet haline gelmesine taraftar olduğunu, bunun temini için Rusları gücendirmeden ve kuşkulandırmadan gerekli tedbirlerin alınmasını, aynı zamanda, Azerbaycan’ın petrol vb. tüm doğal kaynaklarına yeniden sahip olabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını, Karabağ gibi, Türklerin nüfusça yoğun bulunduğu yerlerin, Ermenilere verilmesinin önlenip Azerbaycan’a bağlı kalmasının sağlanılması için gerekli çalışmaların yapılmasını, Rusların Azerbaycan’da yapacakları muamelenin bütün İslam aleminin Bolşevikleri tartmak için bir numune teşkil edecek olmasının Ruslara anlatılmasına gayret olunmasını istemiştir.

Bu arada İngiliz kuvvetlerinin sayısı yetersizdi. İngiliz milleti savaş yorgunuydu, daha fazla savaşmak istemediklerinden  takviye birlikleri göndermediler. İran’dan gelen mevcutlar yetersiz kaldı. Bu sefer de Tebriz’de Şeyh Muhammed Hıyabani harekatı  baş gösterdi. İngilizler mecburen açığı Ermeni Daşnaklara kapattırdılar. Daşnaklar verilen yetki ve serbestiyet karşılığında Azerbaycan ve Türkiye Türklerine saldırarak Azerbaycan ve Misak-ı Milli sınırları içerisindeki toprakları ele geçirmeye başladılar. Güney Kafkasya’da durum içinden çıkılmaz hal almışken diğer taraftan Kuzey’de Denikin ve İngiliz kuvvetleri ile Kızılordu arasında savaş sürüyordu.

7.7.3 Türkiye Azerbaycan’a yardıma gelemez miydi?

Türkiye Milli Mücadele adı altında yeni bir örgütlenmeyle, elindeki bütün imkansızlıklara rağmen bir taraftan Yunan işgaline karşı koymaya diğer taraftan Anadolu’nun her yerinde çıkan isyanları bastırmaya çalışıyordu. Türkiye, doğusu dahil yangın yeriydi. Yunan yaklaşıyordu, Ankara Sivas’a taşınma hazırlıklarına başlamıştı.

Kızılordu’nun Azerbaycan’a girdiği tarihte, 27 Nisan 1920’de Ankara hükümetinin elindeki tek ordu Mondros Mütarekesine aykırı olarak Mustafa Kemal’in terhis ettirmediği Kazım Karabekir’in komutasındaki Osmanlı’dan kalma 15. Kolordu idi. Batı Anadolu’da Yunan, Güneyde Fransız işgaline karşı koyan, Anadolu’nun her tarafında çıkan isyanları bastıran Türk ordusu yoktu. Milli Mücadele sonradan Kuva-yı Milliyeciler adını alan çeteler tarafından yürütülmeye çalışıyordu. Mustafa Kemal T.B.M. Meclisinin, 12 Temmuz 1920’de yaptığı toplantıda Avrupa devletlerince silahlandırılmış ve donatılmış Yunan ordusuna sadece milli ve gönüllü kuvvetlerle karşı koymanın mümkün olmadığını belirterek, artık TBMM’nin gerçek anlamda bir orduya sahip olması gerektiğini ileri sürdü. Bunun üzerine TBMM’nin kararı ile düzenli ordu kurulmaya başlandı.

Atatürk bu durumda bile, Batı’da çok ihtiyacı olmasına karşın, elindeki tek orduyu Doğu cephesinde tutmuş ve Ermeni Daşnakları yenerek, Nahcıvan dahil işgal altındaki toprakları, köyleri ve şehirleri kurtarmış, Türkiye’nin Doğu Misak-ı Milli sınırını anlaşmalarla güvence altına almıştı. Ankara hükümeti ilk diplomatik temsilciliğini Bakü’de açtı. Azerbaycan ile yakın ilgisini sürdürdü. Yapabileceğinin en iyisini yaptı. Mustafa Kemal’in bunlardan başka askeri açıdan yapabileceği hiçbir şey yoktu. Doğu’da Rus ordusuna karşı koymayı düşünmesi bile mümkün değildi.

7.7.3.1 Kızılordu’nun Azerbaycan’ı işgalinden 1 yıl sonra Türk ordusu ne haldeydi?

Askerin üstünü başını görseniz ağlardınız. Ağustos (1921) ayı. Hava kavurucu sıcak. Otlar iyice kavrulmuş, cayır cayır yanıyor. Ayağımız çıplak. Yanan otları ayağımızla söndürüyor, oraya çöküp düşmana ateş ediyoruz. Sivrihisar’a yakın bir yerde mola verdik. Gece gizlice kasabaya gittim, zifiri karanlık. Bir evi fener ışığı aydınlatıyor. Evin kapısını çaldım. Kapıyı açıp açmamakta tereddüt etti. ‘Korkma, ben Mustafa Kemal’in askeriyim. Ayağımda ayakkabı yok. Parasını vereyim, ayağıma giyecek bir şeyler ver’ dedim. Tesadüf, orası yemenici dükkânıymış. Bana bir çift yemeni verdi. Sökülünce dikmem için de balmumu iple iğne de verdi. Hemen yemeniyi ayağıma sardım. O kadar rahat etti ki ayağım. Bana artık karada ölüm yok. Birliğime adeta uçarak gittim.” Yakup Dede…İstiklal Savaşı Gazisi

O gün Duatepe’de düşmanın iniltisini sevinç gözyaşları ile kutluyorduk. Mürettep Kolordumuzun Kurmay Başkanı Hayrullah (Fişek), bir akşam yemeği hazırlamıştı. Ortada bir cılız tavuk ile, dört/beş dilim siyah ekmekten başka bir şey yoktu. Dünden beri ağzımıza en ufak bir lokma girmemişti. Gazi Paşa, İsmet Paşa, Ben, Kazım Bey, sofraya bağdaş kurduk. Hayrullah Bey (Fişek), Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu), Salih Bey (Bozok) biraz uzaktaydılar. Atatürk, Kolordu Komutanı Kazım Bey’e dönerek:
– Erlere yiyecek ne verebildiniz? dedi.
– Kazım (Özalp) Bey şaşırdı, durakladı, Kurmay Başkanı’na dönerek:
– Hayrullah Bey, erlere ne verebildik? diye sordu.
– Efendim, dün sabah tedarik ettiğimiz buğdayı kavurmaları için birliklere dağıtmıştık…
Mustafa Kemal Paşa, biraz durakladıktan sonra ayağa kalktı ve tavuğa el atmadan yürüdü… Biz de onu takip ettik. Diğer arkadaşlar da ne tavuk, ne de bir dilim ekmeğe el sürebilmişti. O akşam hepimiz aç yattık… ” Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz

Yunan ordusu karşısında asker kaçakları sebebiyle düzenli bir ordu kurulamıyordu. Karşılarında duracak bir güç olmadığından Yunan ordusu fazla direnişle karşılaşmadan ilerleyebiliyordu. Böylece Ankara’ya yaklaştı. Halife ve saltanat propagandası yapanlar halkın millî direniş kuvvetlerine katılmasını olumsuz etkiliyordu. Osmanlı’nın Kuva-yı Milliye hakkındaki olumsuz fetvası, Yunan uçakları tarafından Anadolu’ya atılıyordu. Asker kaçaklarından meydana gelen çeteler köy ve kazaları soyuyordu. Ayrıntılarını OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Türk ordusu 23 Ağustos 1921 de başlayan Sakarya Meydan Muharebesi’ne kadar Yunan ordusuna saldıracak güçte değildi. Sakarya’da Yunan’ı durdurabilmiş ancak yenecek güce hala sahip olamamıştı. Türk ordusunun taarruza girişmesi için büyük eksikleri vardı. Bunların giderilmesi için halktan son bir kez özveride bulunması istendi. Bütün mâli kaynaklar son sınıra kadar zorlandı ve hemen hazırlıklara başlandı; subaylar ve askerler saldırı için eğitilmeye başlandı. Ülkenin tüm kaynakları ordunun emrine verildi. Kapanan Doğu ve Güney cephesindeki birlikler de Batı cephesine kaydırıldı. Ancak tüm bu çabalara rağmen süvari birlikleri dışında asker sayısı, top, makinalı tüfek, uçak gibi araç, gereç açısından Yunan ordusu Türk ordusunda hala daha üstün durumdaydı. 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruzun  kazanılmasının en önemli iki sebebi çok iyi bir askeri plana göre hareket edilmesi ve Yunanlıların bir sürprizle gafil avlanmasıdır. Mesela cepheye asker sevkiyatı düşman uçaklarının görmeyeceği şekilde gece yapılmış, Ahır Dağı’ndaki Ballıkaya geçitinde Yunan’ın gece asker bulundurmadığı keşfedilmiş. 5. Süvari Kolordusu gece sabaha kadar buradan geçerek düşmanın yan ve gerilerine sarkıp sabah cepheden başlatılan topçu ateşi ile birlikte taarruz edince Yunan ordusu büyük paniğe kapılarak hızla İzmir’e kaçmaya başlamıştı.

7.7.3.2 Kızılordu’nun Azerbaycan’ı işgalinden 3 yıl sonra Türkiye’nin hali nasıldı?

Doktor sayısı 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanları kırıyor. Üç milyon insan trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60’ı geçiyor. Nüfusun % 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Sığır vebası hayvancılığı öldürüyor. Banka yok yerine tefeciler var. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz durumda. Dört mevsim kullanılabilir karayolları yok denecek kadar az. Güya tarım ülkesinde ekmeklik unun çoğu dışarıdan getirtiliyor. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyor. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Yetişkin nüfusun okuma yazma oranı % 10’un altında.

7.7.3.3 Milli Mücadelede Bolşevik sempatizanlığı ne kadar etkindi?

Türkiye Cumhuriyeti kuruluş aşamasında anti emperyalist bir mücadele vermiş, bu da sömürü altında olan bütün halklara örnek teşkil etmişti. Milli Mücadele sırasında, Türkiye’nin emperyalist devletleri yendikten sonra komünist olacağını iddia edenler olmuştur. Mesela Amiral Sir F. Derobeck, Lord Curzon’a gönderdiği 28 Temmuz 1920 tarihli raporda “… Kürt liderleri Mustafa Kemal’i sevmezler, çünkü o Bolşevikliği getirmek istiyor…” demektedir. Kazım Karabekir de yıllar sonra hatıralarında Mustafa Kemal’in milli mücadele sırasında  “bolşeviklik ilan etmeyi düşündüğünü” yazmıştır.

Ancak Ruslar öyle düşünmüyorlardı, İstanbul’daki mandacılara karşı “İstiklali tam“, “Ya İstiklal ya ölüm” diyen Mustafa Kemal’in gerçek bağımsızlıkçı, milliyetçi, ulusalcı yüzünün istihbaratını alıyorlardı. 17 Aralık 1920 tarihinde Rusya Komünist Partisinde yapılan bir toplantıda Lenin; “Türkiye’de yönetim bizi İtilafa satmaya hazır, kadetlerin, oktobristlerin, milliyetçilerin elinde. Ancak bizi satmaları çok güçtür, çünkü Türk halkı İtilafın yaptığı zulme karşı ayaklanmıştır. Biz bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetine, feodalleri başlarından atmış olan Müslüman köylülerin haklı kurtarılışını gerçekleştirmek için yardımımızı sürdürdükçe, Sovyet Rusya’ya karşı yakınlığı artmaktadır.” demiştir. Ancak diğer yandan, Türk halkının kendilerinden taraf olacağından, Anadolu’daki Bolşevik yanlılarının propagandaları sonucu kendi taraflarına çekileceğinden ümitlilerdi.

Nitekim Lenin “Mustafa Kemal sosyalist değildir. Fakat görünen o ki, iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, geleceği düşünen, akıllı bir liderdir. O emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşı yürütüyor. Ben, onun emperyalistleri yeneceğine, onların gururlarını kırarak ülkesini emperyalizmin zulmünden kurtaracağına inanıyorum. Bu aynı zamanda emperyalizme karşı savaşan Sovyet halklarının da zaferi olacaktır.” da diyordu.

Azerbaycan Devrim Komitesi Başkanı Neriman Nerimanov, 19 Ağustos 1920 tarihinde TBMM başkanlığına gönderdiği mektubunda, “...Başka kurtuluş yolu yoktur. Müslüman komünistleri sizin amacınıza ulaşmanız için tüm güçleriyle yanınızda olacaklardır. Aksi taktirde ne sizin için ne de bütün doğu milletleri için kurtuluş yolu kalmayacaktır.” diyordu. (Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, Cilt 2, shf.430).

1-8 Eylül 1920 tarihleri arasında Bakü’de düzenlenen Şark Milletleri Kurultayında Kongre başkanlığına seçilen Zinoviev konuşmasında Türkiye ile ilgili şunları söylemekteydi: “Biz, bizimle aynı düşüncede olmayan kitlelere de sabırla yardım ediyoruz. Bunlar fikren dahi bize muhaliftirler. Mesela Sovyet Hükümetinin Türkiye’ye yardımcı olduğunu biliyorsunuz. Biz, başında Mustafa Kemal bulunan hareketin Komünist hareketi olmadığını bir dakika bile unutmuyoruz. Ankara’daki halk hükümetinin birinci oturumunun stenograf zaptı gözümün önündedir. Mustafa Kemal, halifenin şahsını düşmandan kurtarmak istiyor… Bu Komünist prensibi midir? Hayır asla… Mustafa Kemal’in Türkiye’de yürüttüğü siyaset, Komünist enternasyonalin siyaseti değildir. Fakat İngiliz hükümetinin aleyhine yürüyen her inkılap mücadelesine yardım etmeye hazırız. Bu saatte Türkiye’de terazinin gözü kim zengin ise onun tarafına eğilmektedir. Lakin bunun başka türlü olacağı zaman da gelecektir“.

Yani o aşamada Bolşeviklerin doktrinleri gereği Kuva-yı Milliyecileri desteklemekten başka çareleri yoktu. Komintern (Komünist Enternasyonal) belgelerinde bu tutumun nedenleri belirtiliyor: Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye’nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir.

Bu arada Zinoviev’in  Mustafa Kemal gibi bir zekayı anlayamamış olması gayet normal. Mustafa Kemal başlardaki “Halifeyi düşmandan kurtaracağız” politikası bazı gelenekçi-hacı-hoca takımının Milli Mücadele’ye katılımını sağlamak içindi ve bunda  büyük ölçüde başarılı olmuştu.

Milli Mücadele sırasında Bolşeviklik fikrinde olanlar azımsanmayacak miktardaydı. Mustafa Kemal onları şiddet kullanılarak etkisiz hale getirmenin doğru olmayacağını şöyle açıklıyordu: “…siyâseten iyi ilişkilerde bulunmayı gerekli gördüğünüz Rusya cumhuriyeti tümüyle komünisttir. Eğer böyle şiddet önlemlerine başvurursak, Ruslarla ilişkide bulunmamak gerekir. Oysa biz, birçok siyasal düşünce ve nedenle Ruslarla temas etmeyi, ilişki kurmayı istedik ve istiyoruz, isteyeceğiz. O halde uygulayacağımız önlemler de dostluğunu istediğimiz bir milletin, bir hükümetin prensiplerini aşağılamamak zorundayız.”

Bolşevikler Türkiye’den çok şey bekliyorlardı.   İlişkide oldukları başka örgütler de vardı. Türkiye Komünistleri,  İttihat ve Terakki Örgütü’nün yeraltı teşkilatı diye anılan “Karakol Cemiyeti” gibi. Dönemin Dağıstan Bolşevik Partisi’nin bir raporunda şöyle denilmektedir. “Karakol adındaki Türk devrimci komitesi… Dağıstan’a Türk subayları göndermektedir… Cemiyetin Türk subayları, doğuda İngiltere’nin nüfuzunu yıkmak istediklerinden, Dağıstan’a İngiltere ile mücadele aracı gözü ile bakmaktadır ve İngiltere’nin baş düşmanının Sovyet Rusya olduğunu iyice bildiklerinden, Bolşeviklerle el ele verip, anlaşarak çalışmaktadırlar.”

Karakol’un lideri Kara Vasıf da Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal ve ekibiyle birlikte çalışma sözü vermiş olmakla birlikte Bolşeviklerle bağımsız ilişkilerini de sürdürmekteydi. Kara Vasıf Bey, Karakol Cemiyeti adına 1919 Ekim-Kasım aylarında Bolşevik hükümetinin temsilcisi Albay İlyaçef ile İstanbul’da görüşmelerde bulunmuştu. Daha sonra Karakol cemiyetini temsilen Bakü’de bulunan Karakol’un kurucularından Baha Sait Bey, Uşak kongresi delegesi sıfatıyla Rusya Bolşevik Partisi Kafkas Bölge Komitesi ile bir antlaşma imzalar. Ancak siyasi incelikleri gözardı ederek o ana kadar sürdürülen politika hedeflerini alt üst eden Türk ve Müslümanlar hakkındaki bölümleri de hayalden ileri gitmeyecek sakıncalarla dolu bu garip anlaşma, Kara Vâsıf Bey tarafından Mustafa Kemal Paşa’nın onayına gönderilince, Mustafa Kemal bu işe girişenleri azarlayacak ve Karakol Cemiyeti’nin bütün faaliyetlerini yasaklayacaktır. Esasen Sovyet yönetimi de anlaşmayı tanımaz.

Bu vesile ile Heyet-i Temsiliye’nin  Millî Mücadele’yi temsile yetkili tek kuruluş ve kuvvet olduğunu Sovyet yönetimi anlamaya başlamıştır. Düşmanımın düşmanı dostumdur diyen Bolşevikler ilk adımları atmaya başlayan Milli Mücadeleye de zaten kısa sürede ilgi duymuşlardı. Anadolu ve Trakya’da Müdafaai Hukuk derneklerinin kurulmasını ve halkın yabancı işgallere karşı silahlı Kuvayi Milliye birlikleri kurmasını, bir çeşit komünist ihtilali hazırlığı olarak değerlendiriyorlardı. İzvestia gazetesi, başlayan Türk ihtilalinin Sovyetlerin Ekim ihtilalinin bir benzeri ve devamı olacağını belirtiyordu. O günlerde Boğazların, düşmanları İhtilaf kuvvetlerinin elinde olması da hiç istemedikleri bir şeydi. Sovyetlerin baştaki tutumu, gerçekten dostane yardımlardan çok; kendi siyasal ve toplumsal düzenini bir Bolşevik ihtilali, sosyalist bir devrimi Anadolu’da da gerçekleştirme üzerineydi. 5 Mart 1919’da kurulan Komünist Enternasyonali, 1 Mayıs 1919 da yayınladığı bildiride, Anadolu’daki milli kuvvetleri kastederek, başlattıkları “ihtilâl”in sonunu getirmelerini istedi. Böylece Bolşevikler Anadolu’ya siyaset empozelerine başlamışlardı.

İttihatçılar, Enver Paşa, Mustafa Kemal, Kazım Paşa, TBMM mebusları, büyük ihtimalle Bolşevik devriminin ilk zamanlarındaki parlak anti-emperyalist vaatlerine, özellikle Stalin ve Lenin’in 24 Kasım 1917 manifestosunda Rusya Türklerine verdikleri devrime destek karşılığı bağımsızlık vaadine ümit bağlamışlardı. Bolşevizmin de emperyalist gördüğü İtilaf Devletleri ve özellikle İngiltere ile savaş halinde olunması da bu doktrinle örtüşmekteydi. Bütün bunları Mustafa Kemal’e yapıştırmaya çalışanlar olmuştur. Benzer şekilde TBMM’de Kazım Karabekir Paşanın da Bolşeviklikle suçlandığı olmuştur. Mustafa Kemal’in bu şuçlamalara “Kâzım Paşa’nın komünistlerle temasta olanlara karşı komünist görünmesi doğru olabilir; memleket ve millet için yararlı bir siyasal amacı sağlamak içindir; gerçekte komünist ve bolşevik olduğu için değildir” şeklinde cevap vermiştir.

Gerçek şuydu ki, Bolşeviklerle ilişkilerin iki önde gelen ismi de Mustafa Kemal de Kazım Karabekir de komünizm olumlu bakmıyorlardı. Mesela Sovyet hükümeti tarafından güvenilen ve Anadolu’daki komünist hareketin gelecekteki lideri olarak görülen, Türkiye Komünist Partisinin kurucularından Mustafa Suphi’nin, işgale karşı Anadolu’da savaşmak üzere Sovyetler Birliği’nde bulunan Türk askerlerden oluşturduğu ve Anadolu’daki Kuva-yı Milliye hareketi komutanlığının emrine gönderdiği bir Bolşevik Taburu Mustafa Kemal tarafından “bir arada olmaları sakıncalı görülerek” değişik birliklere dağıtılmıştı.

Mustafa Suphi

Türkiye Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi, partinin kuruluşundan itibaren, Türkiye’ye gelerek, işçi ve köylüyü teşkilatlandırıp halkı isyana özendirme amacındaydı. Yani Lenin’in Rusya’da yaptığını o Türkiye’de gerçekleştirmek istiyordu. Mustafa Suphi, Sovyet yardımı karşılığında Türkiye’de rahatça propaganda ve teşkilatlanma yapabileceğini düşündü.

Kazım Karabekir, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Ankara’ya gitmelerine izin vermemiş, korunmalarını üstlenmiş ve Trabzon’da Yahya Kemal’in eline teslim edildikten sonra Türkiye’den sınır dışı edilmişlerdir. Trabzon’dan bir tekneyle yurt dışına çıkartılırken arkalarından da Yahya Kemal’in silahlı adamları tarafından başka bir tekne yola çıkarak Mustafa Suphilerin peşine düşmüşlerdir. Açık denizde Mustafa Suphileri yakalayan silahlı adamlar, onları katletmişlerdir. Tekneden denize atılmışlardır. Yahya Kemal olarak bilinen kişinin, koyu İttihatçı olduğu ve Enver Paşa ile ilişkileri olduğu söylenmektedir.

Bir başka görüşe göre 1921 Ocak ayında Ankara’ya doğru yola çıkan Mustafa Suphi ve arkadaşlarına Doğu Cephesi Komutanı Kazım Paşa koruma vermediği gibi Kars ve Erzurum’da linç girişimlerine uğramalarına da ilgisiz kalmıştı. Mustafa Suphi oradan Kazım Karabekir’in yönlendirmesiyle Trabzon’a geçti.  28-29 Ocak 1921 gecesi 14 yoldaşı ile birlikte Trabzon’da faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Genel kanı bu cinayeti planlayanın Kazım Karabekir olduğudur. Hal böyleyse Kazım Paşanın bütün bunları, sürekli telgrafla iletişim halinde olduğu Mustafa Kemal’in bilgisi dışında yapmış olması biraz zor görünmektedir. Ancak Atatürk,  Kurtuluş savaşı koşullarında bile ve devamında Cumhuriyet döneminde yaptırım gerektiren hiç bir olayı yargılamadan yaptırım uygulamamıştır.

Sonuçta bu cinayetin kimler tarafından işlendiği kesinlik kazanmamıştır.

22 Ocak 1921 tarihinde TBMM’deki gizli oturumda Mustafa Kemal Paşa, amaçlarının «millî sınırlar içinde bağımsızlık» olduğunu anlattıktan sonra şöyle konuşuyordu:
Efendiler, Bu esas üzerinde yürüyen insanlar, düşünen beyinler, doğal olarak, komünizmin geniş ve kayıt tanımayan esasları ile uyuşmazlar. Bu nedenle yüksek kurulunuzun izlediği siyaset, hiçbir zaman komünistlik esasına dayalı değildir. Bu böyledir, bunu tekrar ediyorum, bir defa daha. Fakat yine bilmektesiniz ki ve bütün dünya bilmektedir ki, bu millî esaslara derin bağlar bulunan Meclisiniz ve Hükümetiniz, bağımsız bir devlet olarak Rusya Bolşevik devletle ilişkilerinde hiçbir zaman komünistlik ve bolşeviklik esaslarını ağzına bile almamıştır.”

“…biz memleket ve milletimizin varlığını ve istiklâlini kurtarmak kurtarmak için karar verdiğimiz zaman kendi görüşlerimize bağlı bulunuyorduk ve kendi kuvvetimize dayanıyorduk. Hiçbir kimseden ders almadık, hiç kimsenin aldatıcı sözlerine aldanarak işe girişmedik. Bizim görüşlerimiz, bizim prensiplerimiz herkesçe bilinir ki, Bolşevik prensipleri değildir ve Bolşevik prensiplerini milletimize kabul ettirmek için de şimdiye kadar hiç düşünmedik ve girişimde bulunmadıkdiyen Mustafa Kemal ilerleyen yıllarda Eskişehir’de ülkenin en büyük düşmanın komünizm olduğu, her görüldüğü yerde ezilmesi gerektiğine dair bir demeç vermiştir. Ayrıca yukarıda alıntıladığımız, Sovyetlerin dağılacağı kehaneti de komünizm sempatizanı olmadığının bir başka göstergesidir.

7.7.3.4 Mustafa Kemal neden Bolşeviklere dönük bir politika izledi?

Anadolu’da Milli Mücadele sırasında ne olup bittiğini anlamadan aynı zamanlarda Bolşeviklerin Güney Kafkasyayı işgal sürecinde ne olup bittiğini anlamak da mümkün değildir. O yüzden önceki yazılarımızda her iki süreci de kronolojik olarak içi içe incelemeye çalıştık. Gelin eşleştirelim:

Anadolu’da Milli Mücadele teorik olarak 19 Mayıs 1919 da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla başladı. 16 Mart 1920’ye kadar, deklarasyonlar, kongreler, meclis teşkili vb. şeklinde örgütlenmeler sürdürüldü. Bir taraftan da milli güçlerle Osmanlı’nın kışkırttığı ve bizzat içinde yer aldığı isyanları bastırılmaya çalışarak ve de en önemlisi yokluklar içerisinde mücadele devam ediyordu. Meclis-i Mebusan da dahil olmak üzere Babıali ve bütün hükümet daireleriyle beraber İstanbul’un, İngilizler tarafından cebren ve resmen işgal edilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920’de ilk kez toplanarak Anadolu’da hakimiyetin ve yönetimin kendisine geçtiğini resmen ilan etti. Aynı tarihte Kızılordu Azerbaycan sınırında bekliyordu. Kızıl Ordu Azerbaycan Meclisinin resmi daveti üzerine Azerbaycan’a girip ve ülkeyi ele geçirirken Anadolu’nun Yunandan temizlenmesinin gücünü oluşturacak Batı Cephesi Ordusu, kurulmaya çalışılıyor, çok yetersiz bir şekilde, ancak 25 Haziran 1920’de kurulabiliyor ve komutanlığına Ali Fuat Paşa getiriliyordu.  Türkiye Büyük Millet Meclisinin düzenli ordu olarak o tarihte elinde sadece Doğu Cephesinde Osmanlı’dan kalan ve neyse ki terhis olmayı reddetmiş bir Kolordusu vardı. Onun da gücü ancak Ermeni Ordusunu yenilgiye uğratmaya yetebilmişti, ki bu bile önemli bir zaferdi.

Güney Kafkasya’da Ermenilerin nereden nereye geldiğini, yani yoktan yer, yurt, ülke edindiklerini  diğer bölümlerde anlattık. Bunların bilincinde olan Mustafa Kemal, Güney Kafkasya’da Menşevik-Ermeni-İngiliz ya da Ermeni-İngiliz işbirliğinin başarıya ulaşmasının, Kürtleri de içerisine alarak Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın mahvına sebep olacağını öngörüyordu. Beyaz Rus ordusu Bolşevikleri, Ermeni Ordusu Kazım Paşa’nın kolordusunu yenseydi, Bakü petrollerine Menşevik Denikin-Ermeni-İngiliz işbirliği sahip olacaktı. Bu Azerbaycan’ın sonu demekti. Öyle bir süreçte bütün Azerbaycan Türkleri Ermeniler tarafından katledilecek/göçe zorlanacaktı. Bakü, Revan gibi, Ermeni şehri olacaktı. O nedenle, yukarıda sıkça vurguladığımız gibi,  bir gün dağılacağına inandığı Sovyetlerin Güney Kafkasya’nın güvenliğini sağlamasını tercih etmiştir. Bu tercihte Azerbaycan’ın bağımsızlığının kaybedilmesi tasavvur edilmemiştir.

Milli Mücadele sırasında Mustafa Kemal’in politikası şuydu: Bolşevikler Güney Kafkasya sınırlarına erişirse onlarla anlaşma yapılabilir Türkiye’nin Doğu sınırlarının güvence altına alınır, o sayede Batı cephesine dönülerek işgalciler ülkeden kovulur. Aynen de öyle olmuştur. Bunun ötesinde ne Mustafa Kemal ne de Bolşevikler Kızıl Ordu’nun Türkiye sınırlarından girmesini istemiş ne de böyle birşey düşünülmüştür.

Bir çok kaynağa göre Mustafa Kemal’in siyaseti gerçekçi ve pragmatist anlayışının bir sonucudur

7.7.4 Kızılordu gelirken Azerbaycan’ın ordusu ne durumdaydı?

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti hükümetinin 1919 yılı devlet bütçesinde askeri harcamalar bütçenin % 24’ünü oluşturuyordu ve o yıl 25 bin kişilik ulusal ordu kurulması öngörülmüştü.  1919 yılının sonlarında Azerbaycan ordusu iki piyade ve bir süvari tümeninden oluşuyordu. Ayrıca Gence’de iki topçu birliği ve hafif toplara sahip özel bir tümen oluşturulmuştu. Orduda aynı dönemde üç zırhlı tren, 4 savaş uçağı, 6 zırhlı araç vs. vardı. 1920 yılının başlarında Azerbaycan ordusunun özel heyetinin 40 bin kişiye ulaştırılması planlanıyordu. Askeri hizmete 19-24 yaşlarındaki seçkin gençlerin çağrılması öngörülüyordu. Orduyu kuvvetlendirmek için 5 tank, 12 deniz uçağı, 6 aeroplan (teyyare, uçak), 9 zırhlı araç vs. alınması planlanıyordu.  Gence’de bir askeri fabrika çalışmaya başlamıştı. Diğer taraftan Azerbaycan’ın Avrupa ülkelerinden silah alması da büyük sıkıntılara karşılaşmaktaydı. Öyle ki, itilaf ülkeleri Azerbaycan’ın Osmanlı Türkiyesi ile ilişkilerini bilerek, ona silah satmak istemiyordu. Tüm bunlara rağmen Azerbaycan ordusu sağlam ve yüksek disiplinli bir ordu haline gelmişti. 1919 senesinin Eylül ayında Bakü’de bulunan İngiliz askeri muhabiri Scotland Liddel gördükleri hakkında şöyle yazıyordu: “Bana burada karışıklıkla karşılaşacağımı söylüyorlardı, fakat hiçbir karışıklık görmedim … yol boyunca biz Azerbaycan ordusunun yüzlerce genç askeri ile karşılaştık, onlar iki yıl önce gördüğüm askerler değillerdi. Hatta bir ay öncekilerine bile benzemiyorlardı. Azerbaycan ordusu hızla yapılandı, hızla da gerektiği duruma geldi. Azerbaycan şunu fark etti, disiplinsiz ordu yaşayamaz. Azerbaycan’da Rusya’da bile bulunmayan demir disiplin hüküm sürmektedir”.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti döneminde (1918-1920) Azerbaycan’ın 21 savaş generali olmuştur. Bunlar Samet bey Mehmandarov, Aliağa Şıhlinski, Hüsrev Bey Sultanov, İbrahim ağa Vekilov, İbrahim ağa Usubov, Hüseynhan Nahçıvanski, Mirkazımhan Talışhanov, Firudin bey Vezirov, Galip Bey Vekilov, Daniyal bey Hallacov, Aliyar bey Haşımbeyov, Süleyman bey Efendiyev, Timur bey Novruzov, Emir Kazım Mirza Kaçar, Muhammed Mirza Kaçar, Emenulla Mirza Kaçar, Feyzulla Mirza Kaçar, Cevad Bey Şıhlinski, Mehmet Sadık Bey Ağabeyzade ve diğerleri idiler. Korgeneral Memmedbey Sulkeviç (Litvanya Tatarı, Azerbaycan vatandaşlığını kabul etmişti) 1918 – 1919 yıllarında Azerbaycan ordusunda Genelkurmay’ın reisi ve bir müddet sonra korpusun komutanı olmuştur.

Görüldüğü gibi bolca öngörme ve planlama var. Kabul etmek gerekir ki 17 Kasım 1918 de İngilizlerin 5 bin kişilik ordusuna kurşun atamayan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti  ilk partide 30 000 askerle sınırdan giren sonrasında Ermenistan ve Gürcistan sınırında bulunan kuvvetleriyle takviye edilen Kızılordu’ya karşı koyacak askeri güce sahip değildi. Nitekim  önceki yazımızdan da anlaşılabileceği gibi Azerbaycan kendi topraklarını ve sınırlarını Ermeni saldırılarından koruyamıyor, Ankara Hükümetine bağlı 15. Kolordu bütünüyle ya da kısmen Azerbaycan Türklerinin yardımına koşuyordu.

7.7.5 Kızılordu’yu kim davet etti?

Diğer bölümlerimizde ayrıntılı açıkladığımız gibi Azerbaycan’da Kızılordu işgali öncesinde siyasi kriz vardı. Bakü’deki iç mücadele Azerbaycan’da Sovyet işçi ve köylü iktidarı yani Bolşevik yönetimi kurulması üzerineydi. Yani konu rejimin değişmesi ile ilgiliydi, bağımsızlığın yitirilmesi ile değil. Bağımsız Sovyet Azerbaycanının kurulması ve hakimiyetin komünistlere geçmesiydi konu. Bunun tartışmalarında işgal faktörü yoktu. Bağımsız Azerbaycan Bolşevik Cumhuriyeti günümüz Avrupa Birliği ya da Bağımsız Devletler Topluluğu gibi Sovyetler Birliği içerisinde yer alacaktı. Atatürk ve bir kısım Azerbaycanlı aydınlar, siyaset adamlarının beklentileri buydu. Resulzade başkanlığındaki Azerbaycan hükümeti ise bu bağımsızlığımızın sonu olacak diyordu. Ancak bunu dediği zaman Azerbaycan zaten İngiliz mandasındaydı yani bağımsız değildi.

Netice itibarıyla sadece iki seçenek vardı:

  • İngiliz Mandasında Kafkas Seddi içerisinde kalarak mahvolmak, Ermeni saldırılarından hayatta kalabilenler olursa, Ermenilerin altında ikinci sınıf vatandaş olarak hayatlarını sürdürmek,

  • Sovyet Bloğuna girmek.

Azerbaycan küçük bir ülkeydi,  Bakü petrollerine göz diken Ruslar ve İngilizlerin iki ateşi arasında kalmışlardı. Birinden biri kazanacaktı. Aslında Atatürk’ün ve Azerbaycan halkının bir tarafı tutmasının hiçbir önemi yoktu. Sonuç İngilizler ve Ruslardan hangisin güçlü olduğuna bağlıydı. Ne Azerbaycan’ın ne de Türkiye’nin  elinde bunu değiştirecek yeterli askeri güç yoktu.

Bolşevik taraftarı Azeri aydınları  gittikçe güç kazanıyorlardı. Onlardan birisi de Neriman Nerimanov’du.  Sınıra gelen Kızıl Ordu’nun dayatmasıyla ve halklara kendi kaderlerini tayin etme hakkı tanıyan Lenin-Stalin Manifestosuna da ister istemez güvenerek, Azerbaycan’ın tam bağımsızlığı korunacaktır, Azerbaycan’ın nihai yönetim biçimi her hangi bir dış baskıdan bağımsız olacaktır, Kızıl Ordunun Bakü’ye girmesine müsaade etmeyecektir vaadleriyle Bolşevikler  iktidarı devraldılar.  Ancak Kızıl Ordu işgaliyle sözler anında rafa kalktı.

7.8 Mustafa Kemal’in sözde Azerbaycan ihaneti iddiaları nelerdir?

300px-ApproxPositionsWWI-1919

Mustafa Kemal Azerbaycan’ı sattı denilen dönemde Bakü petrol kuyuları İngiliz ordusunun işgali altındaydı.

 

Özellikle Fethullah Gülen’in Azerbaycan’daki okullarından yetişenlerin başını çektiği bazı nurcu/dinci Azerbaycan Türklerinin Mustafa Kemal Azerbaycan’ı satmıştır iddiaları fesli Kemal Mısıroğlu’nun uydurmalarına dayanmaktadır. Fesli bunları neye istinaden uydurmuş, şimdi de onları inceleyelim.

7.8.1 Rıza Nur’un hatıraları ve fesli bunak

Atatürk düşmanı Kadir Mısıroğlu’nun Atatürk Azerbaycan’a ihanet etti iddialarının tek kaynağı Rıza Nur’un hatıralarıdır. Tarih bilgisinden yoksun saçma sapan iddialarla yıllardır Atatürk düşmanlığı yapmakta olan fesli Kadir Mısıroğlu’na kahvede otururken! gelmiş bu hatıralar.

Rıza Nur’a göre güya Mustafa Kemal, Halil Paşa’ya telgraflar çekerek Rusları Bakü’ye sok diye talimat vermiş. Peki nerede bu telgraflar? Yok. Rıza Nur baştan sonra uydurmalarla dolu, hiçbirinin belgesi olmayan hatıralarında Atatürk’e çok alçakça, terbiyesizce belden aşağı vurmalar da dahil olmak üzere akla hayale gelmeyecek iftiralarda bulunmuştur. Mesela Atatürk’ün annesi genelevde çalışmışmış, Atatürk Türkiye’yi Bolşevik yapmak istemişmiş v.b..  Ruh ve Sinir hastalıkları uzmanı Dr. Hasan Behçet Tokol’un, Rıza Nur’a ilişkin tanısı şöyledir: “Bu kişide bir koğuş hastaya yetecek kadar hastalık var. Teşhisim; psikopatik bir zemin üzerinde paranoit reaksiyon, yani çok ağır bir ruhsal bozukluk tablosu. Bu tür hastalar, zeka fakülteleri tamamen bozulmadığından kısa süreli de olsa olumlu işler yapabilirler. Anılarını; son duygu, düşünce ve yargılarına göre değiştirerek, geriye dönüp yeniden kurgulayarak, sanki gerçekmiş gibi aktarmış ki, bu tutum, bu tür hastalara özgü bir telafi ve tatmin yoludur. Böyle bir hastanın anılarını ve tanıklığını ciddiye almak tıbben olanaklı değildir.

Tarihçi Emre Polat’ın bu konuda açıklamaları var: “Fes demişken aklıma geldi. Kadir Mısıroğlu diye biri var. Yıllarca Atatürk düşmanlığını pompalayan bu kişinin cevaplaması gereken sorular var. Bunların başında şu geliyor: ‘İngiliz kraliyet ailesinin kütüphanesinde bulunan Dr. Rıza Nur’un hatıratı bir kahvehanede otururken sana nasıl geldi?’ Ben İngiltere’ye gittim oradaki Milli Kütüphane’den yakın zamana ait bir belge almaya çalıştım. İnanın öyle bir prosedür uyguladılar ki vazgeçtim, almadım. Şimdi bırakın sıradan bir belgeyi, bir hatıratın mikro filmi İstanbul’da bir kahvede otururken sana nasıl geldi? Bence bunu açıklaması gerekiyor. Bu durum İngilizlerle olan hukukunun da boyutlarını gösterir. Kendisi darbe döneminde Almanya’ya kaçmıştı. Almanya’ya kaçtığında İngiliz pasaportu taşıyordu. O İngiliz pasaportunu nasıl aldığını da açıklarsa biz de onun Mustafa Kemal düşmanlığının membaını anlamak adına daha somut şeyler söyleyebiliriz. Ama bu yönüyle ciddiye almıyorum çünkü Osmanlıca belgeleri göstersem ne olduğunu bilmez, öyle bakar. Osmanlıca okumayı bilmeyen insan kalkmış tarihçi diye geçiniyor. Bizim meselemiz o değil, ondan etkilenen ve etkilenmesi muhtemel insanları kurtarabilmek. Bu milletin kurucusu ile arasına açılan uçurumu ortadan kaldırabilmek.”

Bu arada Rıza Nur ile aynı kaderi paylaşan yani Bakırköy Akıl Hastanesinde, Cerrahpaşa psikiyatri kliniğinde yatan raporlu, Maraş dondurmacısı gibi fesle gezen bunağa bakalım başka neler yumurtlamış:

İslam; “İslamın şartı 7.

Haçlılar; Selahaddin Eyyübi, namussuz, şerefsiz bir adam. Haçlılarla anlaşarak dedi ki  Selçuklu ülkesi sizin olsun, bana dokunmayın.”

Kerbela; “Yezid haklı, İmam Hüseyin haksız. 

Azerbaycan; “Kümül teşkilatı“. Doğrusu “Qardaş Kömeyi Mecmuası” – Kardeşe Yardım Dergisi. Milli Mücadele sırasında Azerbaycan’da Türk halkına  yardım topluyordu.

Diğer incileri: “10 Kasım’da saat 9’u 5 geçe kenefe gidin”, “Mustafa Kemal’in verdiği zararı Yunan yapmazdı”, “Mehmet Akif Ersoy sersemin teki”, “Çanakkale harbi, büyük bir harp değildir”, “Van münüt sözü, İstiklal harbinden daha mühimdir”, “Karl Marx’a Das Kapital’i cinler yazdırdı”, William Shakespeare gizli Müslümandı. Abdest alırdı. Gerçek adı Şeyh Pir’dir. Ne önce, ne de sonra; İngiltere’ye Shakespeare adında bir adam gelmedi.….v.b….v.b.

7.8.2 Mustafa Kemal’in 26 Nisan 1920 tarihli mektubu

Mustafa Kemal’in askeri malzeme ve para yardımı istemek amacıyla Moskova Hükümetine gönderdiği 26 Nisan 1920 tarihli mektubunda Ruslara bazı teklifler yaptığı görülüyor: “Bolşevik kuvvetleri Gürcistan üzerine askeri harekat yapar veyahut takip edeceği siyaset ve göstereceği tesir ve nüfusla Gürcistan’ın da Bolşevik ittifakına dahil olmasını ve içlerindeki İngiliz kuvvetlerini çıkarmak üzere, bunlar aleyhine harekata başlamasını temin ederse Türkiye Hükümeti de emperyalist Ermeni Hükümeti üzerine askeri harekat icrasını ve Azerbaycan Hükümetini de Bolşevik (Komünist) devletler zümresine ithal etmeyi taahhüt eyler.

Buna dayanarak Mustafa Kemal’in Azerbaycan’ı sattığı Atatürk düşmanlarınca öne sürülmektedir. Mustafa Kemal  yukarıda da belirttiğimiz gibi o zaman savaş halinde olduğu düşmanı İngilizlerin, işgal ettikleri Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’dan atılması, bunun sonucunda Doğu sınırlarını güvence altına alınması için İngiliz düşmanı Bolşeviklerle ortak hareket teklif etmektedir. Ermenistan harekatını kendisi üstlenmiştir. Zira Ermenistan, Türkiye ve Azerbaycan topraklarını işgal etmiş ve etmeye devam etmekte olduğundan öncelikle hedefi o toprakları geri almaktı. Bu konuda Sovyetlere güvenmemektedir. Önceki yazımızda belirttiğimiz gibi Ermenilerin işgal ettiği Türkiye ve Azerbaycan toprakları Sovyetlerin umurunda olmadığı için  Ermenilerle çatışmalara girmekten kaçınmaktadırlar.

Mektubun tarihi 26 Nisan 1920. O tarihte M. Tuhaçevski, S. Orjonikidze ve Zaharov tarafından planlandığı şekilde Kızılordu Azerbaycan’ın Samur sınırında, Sovyet Hazar filosu da Raskolnikov komutasında Alat yakınlarında işgali legalleştirmek için, toplantı halinde olan Azerbaycan Meclisinin davet etmesini bekliyorlardı. Ertesi sabah 27 Nisan 1920 de daha davet çıkmadan Kızılordu Azerbaycan’ı işgale başladı.  Dönelim tekrar Mustafa Kemal’in mektubuna. O zamanlar Moskova ile Anadolu arasında doğrudan bağlantı yoktu, bu yüzden bu mektup ancak 1 Haziran’da yerine ulaştı. Çiçerin’in bu mektuba cevap yazdığı tarih 3 Haziran,  mektubun yerine yani Ankara’ya ulaştığı tarih de 15 Haziran 1920. Aradan geçen 50 günlük süre gösteriyor ki diplomasi arkadan geliyor, önde gidenler bir tarafta Kızılordu, diğer tarafta 15. Kolordu, güçleri ölçüsünde yörenin kaderini tayin ediyorlar. Diplomasi de olan biteni resmiyete döküyor.  Tarih itibarıyla da, çarpıtıldığı şekilde “Azerbaycan ordusu Bakü’de Rus sınırında bekliyordu, Atatürk emretti, Azerbaycan ordusu çekildi ve Ruslar geldi diye bir şey yok.

Bir başka önemli husus iddiaların aksine mektubun sonundaki taahhütte Azerbaycan’ın bağımsızlığının kaybetmesi diye birşeyin söz konusu edilmemesi. Mustafa Kemal’in taahhüdünün tamamen politik, kaçınılmaz şekilde olacaklardan yarar sağlama amaçlı olduğu aşikar. Bir çok kaynakta bu Mustafa Kemal’in gerçekçi ve pragmatist anlayışının bir sonucu olarak nitelendiriliyor. Mustafa Kemal’in bunları neden yaptığı  ilerde toplu olarak analiz edilecektir.

7.8.3 Yeşil Ordu gelecek miydi?

Fesli, palavraları belgeye dayanmayan, Atatürk düşmanı bunak dinciye göre: Güya Azerbaycanlılar 28 Nisan’da Bakü’yü işgal eden Rus ordusunu Anadolu’ya Mustafa Kemal’e yardıma gidiyor sandıkları Yeşil Ordu zannetmişler onun için Azerbaycan’a girişine direnmemişler. Onlara bunu inandıran da güya Mustafa Kemal ile Enver Paşa’nın amcası Halil Paşaymış. Enver Paşa ile Halil Paşa bunun için Azerbaycan’da buluşmuşlarmış.

Öyle mi acaba? Gelin madde madde irdeleyelim:

  • Azerbaycanlılar gelenlerin kim olduğunu ve ne için geldiklerini gayet iyi biliyorlardı. Meclis görüşmeleri, yazışmalar, notalar bunu ayrıca belgelemektedir.

  • İstanbul’u terkettikten sonra Berlin’e geçen Enver Paşa’nın 1919 Mayıs’ından dan itibaren bir kaç kez Moskova’ya gitme teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlandı, ancak 15 Ağustos 1920’de Moskova’ya gidebildi. Enver Paşa Bakü’ye ancak Şark Milletleri Kurultayına (Şurası) katılmak üzere 1 Eylül 1920 de gitti. Yeşil Ordu fikri de ilk kez bu şurada ortaya atıldı. Enver Paşanın bu orduyu kurmak için Buhara’ya gidişi ise Ekim 1921. Enver Paşa Orta Asya’daki Türklerden oluşan söz konusu orduyu ise ancak 1922 Şubatta topladı. Bütün bu tarihler Bolşeviklerin Azerbaycan’a girmesinden yani 28 Nisan 1920 den sonra.

  • Mustafa Suphi Kurtuluş savaşına yardım için Sovyetler Birliği içerisindeki Türklerden bir tabur oluşturdu. Yeşil ordudan kastedilen buysa, bu tabur 1-8 Eylül 1920 Bakü’de düzenlenen Şura’da alınan kararlaştırıldı ve sonrasında kuruldu. Bu da Bolşeviklerin Azerbaycan’a girmesinden sonra.

  • Günümüzde bu zırvayı Azerbaycan’da bilen yok. Sadece o zamanlar 1-2 Anadolu basınında haber olarak yer almış. Örneğin Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nde “Kızıl ve Yeşil Bolşevik ordularının Azerbaycan ile anlaşarak bu memlekete dahil olduktan sonra Gürcistan ve Ermenistan sınırlarına dayandıkları malumdur.” diye mesnetsiz bir haber çıkmış. Söz konusu fesli bunak da savını buna dayandırmış anlaşılan.

  • İşin aslı bir şehir efsanesidir. Buna göre Enver Paşa komutasında Kafkaslardan bir yardım kuvveti, Yeşil Ordu adı ile Anadolu hareketine destek olacaktı. Yeşil Ordu adıyla Rusya’da Türklerin kurduğu ileri sürülen bu örgüt, Kafkas yolu açılınca sözüm ona binlerce atlıyla Anadolu’ya yardıma gelecekti. Bu daha çok Mustafa Kemal’e karşı hazırlanmış bir propaganda olup bazı serüvencilerin dillerine doladıkları bir müdahale silahıydı. Mustafa Kemal Paşa’ya muhalefet düşüncesi ile Enver Paşa yanlısı İttihatçılar tarafından böylesi bir efsane ortaya atılmıştı. Güya Mustafa Kemal buna inanmış, Enver’in Kafkaslardan orduyla gelip iktidarı alacağından korkarak Batı cephesinde ihtiyacı olduğu halde Kazım Karabekir ve ordusunu Doğu cephesinde tutmuş. Bu da külliyen yalandır. Önceki yazımızda detayları verildiği üzere Kazım Karabekir’in Osmanlı’nın emirlerine aldırmayarak terhis etmediği ve Ankara Hükümetine bağladığı 15. Kolordu TBMM hükümeti kararıyla Ermeni Ordusuna karşı Doğu Harekatına başlamış, harekatın sonunda sadece güvenlik için bırakılan 11’nci Piyade Alayı hariç kolordunun tamamı Batı Cephesine kaydırılmıştır.

7.8.4 Kızıl Ordu Azerbaycan’dan geçip Türkiye’ye yardıma gidecek miydi?

Bu bir önceki iddianın güya belgesi de dahil olmak üzere benzer bir versiyonu olup iddiada Yeşil Ordu renk değiştirmekte, daha doğrusu yerini Kızıl Ordu’ya bırakmakta.

İddia şu: “Azerbaycanlılar kandırılmışlar. Halil Paşa’nın ‘Kızıl Ordu geçip Anadolu’ya giderek Türk ordusu ile birlikte Yunanlılara karşı çarpışacak’ yalanı yüzünden Kızıl Ordunun Azerbaycan’a girmesine direnmemişler.” İddia güya belgeye dayanmaktaymış. İnceleyelim:

    22 Ocak 1921 tarihli TBMM tutanakları

İnternette bu tutanağın sadece 331. sayfasına yer verilerek denir ki: “Bakın devletin resmi tutanağında yazıyor Kızılordu Azerbaycan’a gelirken Azerbaycanlılara sakın bu orduya silâh atmayın, Bolşevik orduları garp cephesine geçecek, Türklere yardım edecek denmiş. Azerbaycanlılar da bir kongrede demişler ki, bizim istiklâlimizi Türk kardeşlerimizin uğruna kurban edelim. Onlarsız biz yaşayamayız. Gelsin Rus orduları buradan geçsin. Halil Paşa gitmiş, o kongreye, Bolşeviklerle anlaşmış, Rusları içeri çekmiş….”. Bunlar okuyanlara vay anasını dedirtecek derecede ve sadece tek 331. sayfa okunduğunda sanki Mustafa Kemal ya da yetkili birisi tarafından söylenmiş gibi algılanacak şekilde. Ama kazın ayağı öyle değil. Bakın nasıl.

Tutanağın tamamını bulup 330. sayfaya baktığımızda bu konuşmanın Mustafa Kemal değil, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey tarafından yapıldığını görmekteyiz.

Avni bey konuşmasını “Şeyh Servet Efendi’nin “Bolşeviklik propagandası” yaptığı yolunda şifreli bir telgraf üzerine açılan görüşmeler sırasında yapmış.

Avni beyin konuşmasının tamamını okuduktan sonra görülüyor ki anlattıkları tamamen …mişli- …muşlu, tamamen rivayetlere dayanan, duydukları ya da uydurdukları ve kendi düşünceleri. Kim(ler)den duyduğunu da açıklamıyor.  Ne kadar mesnetsiz konuştuğu ayrıca şundan da anlaşılıyor: Güya Azerbaycanlılar demiş ki “istiklâlimizi Türk kardeşlerimizin uğruna kurban edelim. Onlarsız biz yaşayamayız. Gelsin Rus orduları buradan geçsin“. Bunu ne zaman demişler? Güya Halil Paşa’nın Rusların Azerbaycan’a girmesi için kulis yaptığını iddia edildiği 1-8 Eylül 1920 tarihindeki Kongrede. Yani Rusların Azerbaycan’ı işgal etmesinden 4 aydan fazla bir süre geçtikten sonra Azerbaycanlılar demiş ki Ruslar gelsinler buradan geçsinler.  Avni bey resmen saçmalamış.

Artık anlayın zamanımızı ne kadar boşa harcadığımızı, ama buraya kadar getirmişken devam edelim.

Aslında Avni bey koyu bir anti-komünisttir, dolayısıyla derdi “Rusya’dan bize bir hastalık olarak geldiğini” iddia ettiği Bolşeviklikledir. Kendince, Hükümetin Bolşeviklere yakın olmasından memnun değildir ve özellikle “İslamiyetle Bolşeviklik arasında pek az fark vardır” dediğini iddia ettiği Kazım (Karabekir) Paşa’yı suçlar ve Erzuruma bir heyet gönderilerek soruşturma açılmasını ve ceza verilmesini ister.

Mustafa Kemal cevap vermek için söz alır. Önce, amaçlarının “ulusal sınırlar içinde bağımsızlık” olduğunu, bu yüzden komünizm ile bağdaşmadıklarını anlatır. Sonra da Sovyetler Birliği ile ilişkilerinde iki bağımsız devlet olarak hareket edildiğini vurgular. Mustafa Suphi’nin “Rus Bolşevizmini çeşitli kanallarla ülke içine soktuğunu”, buna karşılık ülke içinde “kendiliğinden komünizm örgütü kurma hevesi”nde bulunanların çıktığını; bu gelişmeler üzerine, hükümetin Türkiye’de Komünist Partisi’nin kurulması konusunu gündeme aldığını açıklar. Konuşmasını şöyle sürdürür:

Efendiler, iki önem olabilirdi. Birisi, doğrudan doğruya komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri, Rusya’dan gelen her adamı derhal, denizden gelmişse vapurdan çıkarmamak; karadan gelmişse sınırı dışına atmak gibi zorlayıcı, şiddetli, kırıcı önlem almak… Bu önlemlere başvurmak iki bakımdan yararsız görülmüştür. Birincisi, iyi ilişkiler bulunmayı gerekli saydığımız Rusya cumhuriyeti tümüyle komünisttir. Eğer böyle zorlayıcı önlem uygularsak, o halde kayıtsız koşulsuz Ruslarla ilişkide bulunmamak gerekir. Oysa biz birçok siyasal düşünce ile birçok neden ve etkiden dolayı Ruslarla temas ve ilişkide bulunmak istedik, istiyoruz ve isteyeceğiz. O halde uygulayacağımız önlemlerde dostluğunu istediğimiz bir ulsuun, bir hükümetin ilkelerini aşağılamamak zorundayız...”

Mustafa Kemal Kazım Karabekir’i satmaz ve şu sözlerle korur:

Kâzım Paşa’nın komünistlerle temasta olanlara karşı komünist görünmesi doğru olabilir; memleket ve millet için yararlı bir siyasal amacı sağlamak içindir; gerçekte komünist ve bolşevik olduğu için değildir”.

Mustafa Kemal, Avni beyin Rusların Azerbaycan’ı işgali konusundaki martavallarına cevap vermez. Zaman kalmamıştır. Zaten saçmalıkların neresine cevap verilebilir ki?

Kızılordu Dağıstan-Azerbaycan sınırındayken, komutan G.K. Orjonikidze’nin G.V. Çiçerin’e gönderdiği mektubunda  “... Türkiye’nin milli kurtuluş harekatının lideri Mustafa Kemal Paşa Türkiye sınırını İngilizlerin saldırısından koruması amacıyla Azerbaycan hükümetinden Sovyet ordusunun Türkiye sınırına gelmesine müsaade etmesini istemektedir....”  ifadesi de bu iddiaya belge olarak gösterilmektedir. O dönemde Ermenistan sınırı Türkiye için sürekli saldırı kaynağıydı. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Ordusu da sınırlarını koruyamamaktaydı. Diğer bölümlerde ifade ettiğimiz gibi Mustafa Kemal, o sıralar Ermeni-İngiliz hakimiyetinde olması nedeniyle sürekli çatışmalar yaşanan Türkiye’nin Doğu sınırlarının Azerbaycan’ın bağımsızlığını kaybetmeden Ermenistan ve Gürcistanla birlikte Sovyet Birliğine girmesiyle güvence altına alınacağına inanıyor, bunu gerçekleşmesiyle oradaki kuvvetleri Batı Cephesine kaydırmak istiyordu.

Diğer bölümlerde ifade ettiğimiz gibi ne Azerbaycan ve Sovyetler arasındaki notalarda, ne Azerbaycan Meclisindeki şiddetli tartışmalarda, ne de Azerbaycan Bolşevikleri ile pazarlıklarda  “şu renkte bir ordunun askeriyle, topuyla, tüfeğiyle Türkiye’ye yardıma gideceği, ya da Türkiye’nin sınırlarını koruyacağı, o nedenle geçmelerine izin verilmesi” söz konusu edilmemiştir. Ne Sovyetlerin ne de TBMM hükümetinin böyle bir talebi olmuştur. Buna dair hiçbir belge yoktur.  Buna dair hiçbir belge yoktur. Daha doğrusu vardır, bir mebusun TBMM’de, kendi ifadesinden de anlaşıldığı gibi, rivayetlere dayanan bir konuşma. Fesli yalancı bunak da isnatlarını buna dayandırmıştır.

Mustafa Kemal demiştir ki: “…biz memleket ve milletimizin varlığını ve istiklâlini kurtarmak kurtarmak için karar verdiğimiz zaman kendi görüşlerimize bağlı bulunuyorduk ve kendi kuvvetimize dayanıyorduk. Hiçbir kimseden ders almadık, hiç kimsenin aldatıcı sözlerine aldanarak işe girişmedik. Bizim görüşlerimiz, bizim prensiplerimiz herkesçe bilinir ki, Bolşevik prensipleri değildir ve Bolşevik prensiplerini milletimize kabul ettirmek için de şimdiye kadar hiç düşünmedik ve girişimde bulunmadık. Bizim inancımıza göre, milletimizin hayatının sağlanması ve yükselmesi kendi kararlılık yeteneğiyle uygun olan görüşlerle olacaktır. Fakat esas itibariyle incelenirse bizim görüşlerimiz –ki halkçılıktır- kuvvetin, kudretin, hâkimiyetin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır. Yine şüphe yok ki, bu dünyanın en kuvvetli bir esası, bir prensibidir.”

Mustafa Kemal Ruslardan hiçbir zaman asker desteği istememiş, böyle önerilere hiç sıcak bakmamıştır. Böyle bir şeyin Azerbaycan’ın başına geldiği gibi Türkiye’nin de zararına neden olacağını öngörmekteydi.

7.8.5 Ruslara karşı koymaya Halil Paşa mı engel olmuş?

Bu iddia da ruh hastası Rıza Nur’un sözde hatırlarında yer almaktadır: Güya Azerbaycanlılar demiş ki; “Ordumuz vardı, müdafaa edecektik, Halil Paşa ettirmedi”

O zaman sormazlar mı 17 Kasım 1918 de  Bakü’yü işgal eden General William Thomson komutasındaki topu topu 5 000 kişilik İngiliz ordusuna karşı da mı sizi Halil Paşa müdafaa ettirmedi diye? Belli ki Azerbaycan Türkleri böyle bir cümle sarfetmiş olamazlar. Aslında söz konusu rezil uydurmalara burada yer vererek okuyucunun zamanını almak istemezdik ancak yazarlığın raconu bunu gerektiriyor.

Zaten Kızıl Ordu’ya direnilmediği doğru değildir. Önceki yazımızda açıklandığı üzere Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa ile Azerbaycan’da bulunan eski Osmanlı Ordusu ve Azerbaycan subaylarının önderliğinde Kızıl Ordu’nun işgaline  Gence’de, Şuşa-Karabağ, Zagatala, Lenkeran’da fiilen zorlu şekilde direnilmiş binlerle kayıplar verilmişti. Bakü’de direnilmemesinin sebebi o sıralarda Dağlık Karabağ’da ve başka bölgelerde Ermenilerin isyanı yüzünden ordunun oralara intikal etmiş olmasıdır. Bakü, kuzeydeki Yalama istasyonu koruyan küçük bir birlik dışında, bu yüzden savunmasız kalmıştır.

Diğer bölümlerde vurgulandığı gibi Kızıl Ordunun Azerbaycan’a gelişinin tek amacı vardır. O da Bakü petrolleriydi.  O sıralardaki askeri emirlere, tartışmalara ve belgelere, teati edilen notalara bunu gösteriyordu. Azerbaycan Devletinin ileri gelenleri, Meclis üyeleri ve Azerbaycan Bolşevikleri de herşeyin farkındaydılar. Bu nedenle Kızılordu’nun “transit geçeceğim” gibilerinden bahaneye ihtiyacı olmamış, sadece emperyalist amacını Azerbaycan’a Bolşevik yönetiminin isteği üzerine geldik şeklinde kamufle etmişti.

 7.8.5.1 Halil Paşa kimdir, Ankara temsilcisi midir?

Yazımızın çeşitli bölümlerinde adı geçen Halil (Kut) Paşa Enver Paşa’nın amcasıdır. Halil Paşa, 1918’de Azerbaycan’ı Ermeni-İngiliz-Rus ittifakından kurtaran Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın komuta ettiği Kafkas İslam Ordusu’nun cephe komutanıydı. Mustafa Kemal’den daha çok Enver’e yakınlığı ile bilinirdi. Halil Paşa Sivas Kongresine gitti ve Atatürk’ten görev istedi, Atatürk ona resmi bir görev vermedi ancak:  “Senden doğu bölgelerinde yararlanmak isteriz. Örneğin Bolşeviklerle aramızda yol açmak ve bu suretle bağlantıyı sağlamak, sonra Bolşeviklerden silâh, cephane ve paraca yardım görmek… Siz mütarekeden önce Kafkaslarda ordularımızla harekât yapmıştınız. O zamanlarda Bolşevikleri yakından tanımıştınız. Onun için bu taraflardan Anadolu’ya yapacağınız yardım, diğer taraflardan yapacağınız yardımlardan daha değerli olacaktır.” diyerek Kafkasya’ya gittiğinde bağlantı ve istihbarat yardımı istedi. Halil Paşa’nın resmi görevi olmadığı, Bekir Sami Bey’in Ağustos 1920’de Ankara hükümetini temsilen Sovyet Hükümeti ile Moskova’daki görüşmeleri sırasında Halil Paşanın Türk ulusu yerine söz söyleme hakkının olmadığını vurgulamasından da anlaşılmaktadır.

11. Ordu (Kızılordu) Azerbaycan sınırına dayandığında Müsavat Hükümeti yetkilileri Halil Paşa’yı Kızılordu’nun başındakilerle görüşmesi için yolladılar, Halil Paşa ikna edemedi Rusları. Azerbaycan’ın dayanacak gücü olmadığını da görüyordu, Rusların behemahal işgali gerçekleştireceklerini, Azerbaycan için yapacak bir şey olmadığı kanısına vardı ve trene atlayıp Moskova’ya geçti. Atatürk düşmanları bu görüşmeyi Halil Paşa Atatürk’ün adamıydı, Rusları “Türkiye’ye geçerek Türkiye’yi kurtarın” diye davet etti, Azerbaycanlıları da böyle ikna etti,  Rusların girmesini kabul ettirdi, Atatürk’ten Kafkas Seddini yıkma talimatı almıştı şekline çevirdiler.

Temmuz 1920’de Halil Paşa ve İttihatçı subaylar Kızıl Ordu’nun 28. Kızıl Tümen’i Süvari Tugayı’na mensup 1. Kuban Kazak Alayı ile beraber Nahçıvan’a geldiler. Doğu Cephesi Komutanı Kazım (Karabekir) Paşa bir Piyade Taburu ve bir bataryadan oluşan kuvveti 1 Ağustos’ta Halil Paşa’nın emrine verimesiyle Kızıl Ordu-Türk Ordusu ortak harekatıyla Nahçıvan Ermenilerden geri alındı.

Paşa hatıralarını Taylan Sorgun’una anlatmış o da “Halil Paşa İttihat Terakki’den Cumhuriyete Bitmeyen Savaş” adlı kitabında yazmıştır.

7.8.6 Mustafa Kemal TBMM’de 2 Ağustos 1920 de yaptığı konuşmada ne demek istemiş?

Atatürk bu konuşmada Gence’de Bolşeviklere karşı direnen Nuri Paşa’yı: “Nuri Paşa hepinizce bilinen bir kişidir. Bu kişinin komutası altında iki üç bin kişiden oluşan bir Azerî kuvvet vardı. Bu zatı, İngilizler her nasılsa aldatmışlar, kendisiyle beraber kuvvetini de kendi lehlerine kullanmışlardı. Yani Nuri Paşa ve kuvvetleri de bu Kızıl Ordu aleyhine diğer direnenlerle beraber hareket etmişti. Onun için Onbirinci Ordu, Gence’deki isyancıların hadlerini bildirdikten sonra Akdam yönünde yürüdü. Akdam, Gence’nin güneydoğusundadır. Orada 9 Haziran tarihinde Nuri Paşa kuvvetlerini de mağlûp ve perişan etti. Yenilen bu kuvvetler Akdam’dan sonra güneye, İran içlerine doğru çekildi.” sözleriyle eleştirmesi  Azerileri satmak olarak nitelendirilir.

Mustafa Kemal Nuri Paşa’ya haber göndermiş, kendisini ve askerlerini boşyere heba etmemesini istemiştir. Mustafa Kemal’e göre  Nuri Paşa ve diğer Türk subayları Gence’de Kızılordu’ya karşı ayaklanacaklarına Azerbaycan topraklarını işgal eden Ermenilere karşı çarpışmalıydılar. Mustafa Kemal Rusların Ankara hükümeti ile ilgili kuşkularını ifade etmeleri üzerine böyle politik bir konuşma yapma gereğini de hissetmiştir.

7.8.7 Kazım Karabekir’in anıları

Atatürk Azerbaycan’ı sattı diyen Azeri nurcuların önemli bir kaynağı Atatürk’ün silah arkadaşı Kazım Karabekir’in anılarıdır daha doğrusu uydurmalarıdır. Bunları Karabekir, 1925 Şeyh Sait İsyanı ile ilişkili görülerek İstiklal Mahkemesinde idam istemiyle yargılanması sonrasında Atatürk ile yolları ayrılınca, Atatürk’ün Nutuk’taki ithamlarına yanıt vermek için yazmıştır. Hatta Atatürk’ü halkın gözünden düşürmek için “din düşmanı” olmakla itham etmiş, bunu Mustafa Kemal bizim Bolşevik olmamızı istiyordu saçmalığına kadar uzatmıştır. Azerbaycan’ın Sovyet işgali süreci konusunda da topu Mustafa Kemal’e atmıştır. 1921 yılında, Kurtuluş Savaşı’nın şiddetle devam ettiği bir sırada yaptığı bir konuşmada “Azerbaycan Türklerinin dertleri bizim derdimiz, sevinçleri bizim sevincimizdir. Bu yüzden, onların arzularına nail olmaları, bağımsız ve özgür yaşamaları, bizi her şeyden çok memnun eder ve sevindirir.” diyen Mustafa Kemal’e. Karabekir Milli Mücadele sırasında Meclis’te Bolşeviklikle suçlandığını ve onu Mustafa Kemal’in savunmasını kurtardığını çok çabuk unutmuştur.

7.9 Atatürk’e diğer iftiralar

7.9.1 Batum’dan Sovyet yardımı karşılığında mı vazgeçildi?

Bazı yayımlarda ve web sayfalarında, örtülü ya da açık olarak Mustafa Kemal’in Batum’u Sovyetler Birliğine “yardım karşılığında”  terk ettiği, belgelere dayanmadan, ifade edilir.

Ancak fiiliyatta durum öyle olmamıştır. Kazım (Dirik) Bey 11 Mart 1921 de Batum’a girmiş Vilayet Konağını ele geçirmiş, fakat Bolşevikler en büyük düşmanları Menşeviklerden destek alarak konağa baskın yapmışlar, baskında 4 subay, 26 er ölmüş, 26 er yaralanmış ve 46 er de kaybolmuştur. Bolşevik hükümetinin ültimatomu üzerine Kazım Bey, Batum’u boşaltmak zorunda kalmıştır.  Bolşeviklerin Batum’a önem vermelerinin sebebi, karşılığında Gürcistan’ın Sovyetler Bloğuna katılımını sağlamaktı. Bilindiği gibi Stalin anne tarafından Gürcüydü. Gürcistan’ı hem kazanmak istiyor hem de topraklarını genişletmek istiyordu. Nitekim daha sonra Abhazya ve Güney Osetyayı da Gürcülükle hiç ilgileri olmadığı halde Gürcistan’a bağlayacak, Kars, Ardahan ve Artvin’i de bağlamak için Türkiye Cumhuriyetini tehdit edecek, Türkiye o yüzden NATO’ya girmek zorunda kalacaktı.

Ankara-Moskova görüşmelerinde, çoğu Sovyet işgalinde olan Batum verilmemiş, vazgeçilmek zorunda kalınmıştır. Ancak akıllı bir politika ile, diğer istekler karşısında bir pazarlık unsuru yapılmıştır. Batum’a karşılık Nahçıvan, Laçin, Qubadlı ve Zengilan kazanılmış, Ruslara Misak-ı Milli kabul ettirilmiştir. Pazarlık sonunda Batum karşılığında Sovyet yardımının sağlandığı doğru değildir. Bu belgesiz dedikodudur. Sovyetlerden yardım alınmasına Moskova Antlaşmasından önce başlanmıştır. Bolşevikler, Türkiyenin emperyalizme karşı zafer kazandıktan sonra antiemperyalist Sosyalist cepheye katılacağı beklentisi içerisinde, Kafkas cephesinde ittifak güçlerine karşı bir kalkan vazifesi yapacak bir Türkiye’yi ayakta tutmak isteğiyle, yardım etmişlerdi. Azerbaycan ve Buhara’nın yardımları ise tamamen farklıdır. Kardeşin darda olan kardeşine yardımıdır.  Üstelik Buhara’nın 100 milyon altın rublelik yardımından, Ankara Hükümeti’ne ancak 10 milyon altın ruble ulaşabilmiştir. Geri kalan 90 milyon altını Ruslar iç etmiştir.

Denebilir ki Nahçıvan, Laçin, Qubadlı ve Zengilan o zamanlarda Sovyetler Birliği içerisinde olduğu için kazanılmış sayılmazdı. Bu sav dar kafanın ürünüdür. Evet o zaman öyle sayılırdı, ancak şimdi öyle değil. Geleceği öngörme yeteneği olan Mustafa Kemal o zaman Sovyetler Birliği içerisine alınan Türk Devletlerinin birgün bağımsızlıklarını kazanacaklarını da biliyordu ve bunu açıkça ifade etmişti:

Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat o da tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi dağılabilirSovyetler Birliği’nin dağılmasıyla elinde sımsıkı tuttuğu uluslar avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir.Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir“…”Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, bunları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.

7.9.2 Nahçıvan’ı Azerbaycanlılara rağmen Azerbaycan toprağı yapan Azerbaycan’a nasıl ihanet etmiş olabilir?

Azerbaycan Sovyet Yönetiminin, Ermenistan’a bedava hibe etmeye kalkıştığı Nahçıvan, Laçin, Qubadlı ve Zengilan, sonunda Azerbaycan sınırları içerisine alınmışsa bu önce Ankara Hükümetince Ermenilere silah zoruyla imzalatılan Gümrü Anlaşması sonra da Sovyetlerle görüşmeler sırasında Mustafa Kemal’in delegelerine verdiği, Gümrü Antlaşmasının esas alınmasını dayatın talimatı sayesinde olmuştur.

image00130Ancak Mustafa Kemal bununla da yetinmemiştir. Azerbaycan ve Orta Asya’daki Türklerin bir gün bağımsızlıklarını kazanacaklarından emin olarak  Nahçıvan’la, dolayısıyla Azerbaycan ile sınırdaş olabilmek için Dilucu’nda  10 kilo altın vererek 13 km.uzunluğunda 500 m genişliğinde “Türk Kapısı” adını verdiği bir toprağı İran’dan satın almış böylece Türkiye ve Azerbaycan bu kara bağlantısı sayesinde komşu olmuştur. Yukarıda alıntıladığımız gibi “hazırlanmak lazımdır” demiş ve ilk adımı kendisi atmış. Türkiye ve Azerbaycan Türklerine düşen ise Sovyetler dağıldıktan sonra ellerini-kollarını sallayarak o kapıdan geçmek olmuş.

7.9.3 Atatürk ve Mehmet Emin Resulzade kavgalı mıydılar?

Mehmed Emin Resulzade hükümetinin İngiliz manda tercihi Atatürk’ün İngiliz karşıtı politikasına ters düşmüştü. Ancak Mehmet Emin Resulzade ile Atatürk’ün araları hiç de kötü değildi. Resulzade Bolşeviklerin yönetimi almasından sonra Türkiye’ye geldi, 1922-28 arasında İstanbul’da kaldı, devlet ona görev verdi. Resulzade’nin hatıralarında, yanında olanların anlattıklarında bunları görmek mümkün:

YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ
Mehmet Emin Resulzade
Türkiye Cumhuriyeti nin 10. yılında Azerbaycan’ın Büyük Önder’i Mehmet Emin Resulzade tarafından Berlin’de çıkan İsitiklâl Gazetesi’nin 29 Ekim 1933 günlü sayısında yayınlanmış yazı.
MUAZZAM BİR YILDÖNÜMÜ!
Cihan tarihinin en meraklı devrindeyiz: Asırlaşmış binalar yıkılıyor; yıkılmaz diye düşünülen müesseseler çöküyor; yeni binalar ve yeni kıymetler kökleşiyor. Bütün değerlerin değiştiği bu dönüm devrinde türlü büyük hadiselere şahit oluyor; ve her gün denecek kadar tarihi bir çok vak’alar için yapılan yıldönümlerini görüyoruz.
Fakat, bugün Türkiye’li kardeşlerimizin haklı sevinçlerle andıkları yıldönümünü biz, başkalarından ayırmak için ona muazzam vasfını veriyoruz.
Türkiye’de cumhuriyetin kurulması ancak siyasi bir idare şeklinin değişmesinden ibaret olsaydı şüphesiz bu, haddi zatında gene büyük bir hadise olurdu. Fakat, buna rağmen, ona muazzam vasfını vermekte – itiraf edelim ki- tereddüt ederdik. Zamanımızdaki bollu yıldönümleri arasında kendisine seçilmiş bir yer ayırmazdık.
Hadisenin azameti orasındadır ki, cumhuriyet rejiminin kurulmasıyle Türkiye’de sade bir idare şekli değil, Türk cemiyetinin maddi – manevi bütün müeseseleri değişmiş; çürümüş Osmanlı saltanatının yerinde, bütün şuunatile milli demokratik yeni bir Türk devleti kurulmuştur.
Evet, iki asırdan ziyade, bir müddetten beri inhitat ve hezimete uğrayan ve Osmanlı İmparatorluğu, Harbi Umumi neticesinde tarihten yediği en son darbe ile her türlü istiklâl ve haysiyetten mahrum zavallı bir hale geldi; şöyleki İstanbul sarayında – ne pahasına olursa olsun -tutunmağı canına minnet bilecek Türk tarihinden nasipsiz bulunan padişah, mahüt Sevr Muhahedisine kabulde tereddüt göstermedi.
Fakat eskiyen, gittikçe yıpranarak varlık hikmetini kaybeden Osmanlı İmparatorluk binası son çöküş noktasına yaklaştıkça, taaruz kanunu mucibince, kendini değişecek yeni bir kuvvet belirerek, günden güne büyüyordu.
Türk münevverleri tarafından, muhtelif zamanlarda vetürlü şekillerde temsil olunan bu kuvvet, Türkiye ıslahat ve hürriyet hareketi idi, ki onun Tanzimatçılık, Meşrutiyetçilik ve Türkçülük diye başlıca etapları vardır.
İmparatorluk sisteminin yaşadığı son günlerde sarayın bir tarftan israf, diğer taraftan da ihmal ettiği Anadolu Türklüğü içerisinde Türkçülük diye şuurlanan milliyetçilik – işte, bu tarihi hareketin aldığı muasır bir şekildi.
Büyük felaket karşısında, kurtuluşu, Sevr Muahedesi’ni kabul etmek zilletinde bulan düşmüş Osmanlıcılara mukabil, yükselmiş Türk milliyetçileri, milli hakimiyet esasına dayanarak, harekete geçtiler ve büyük Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin dahi rehberliği ile muazzam istiklâl cihadına giriştiler.
Asrın en yüksek idealine, Türk tarihinin en bariz an’anesine ve Türk milletinin sarsılmaz iradesiyle Anadolu halkının en hayati menafiine uygun gelen bu -karar, uzak gören demir iradeli bir kumandan ve er- kanı harbin idaresi altında ve Anadolu’nun Ya ölüm, ya istiklâl, diye gösterdiği azim ve cesaret karşısında tamamiyle tahakkuk etti.
Menhus Sevr Muahedesi yırtıldı; mes’ut Lozan Muahedesi yazıldı!.. Birincisi, çöken imparatorluğun ölüm beratı idi; ikincisi ise yükselen cumhuriyetin doğum vesikası oldu.
29 Teşrinievvel 1923’e kadar Anadolu hareketine ait resmi vesikalarda cumhuriyet unvanına rastgelinmez. Bu tarihe kadar şiar, memleketin ecnebilere karşı istiklâlini kazanmaktı.
Fakat, bu kazanç Lozan’da beynelmilel bir kayda bağlandıktan sonra, hadiselerin inkişafında ve bu inkişafı meharetle idare eden büyük reisin tasavvurlarında cumhuriyet idealinin saklı bulunduğunu sezmek zor değildi.
Lozan’a kadar hareketin büyük rehberi cumhuriyetten bahsa lüzum görmedi ise, bu, ona has taktikten başka bir şey değildi. Milli Türkiye, her şeyden evvel istiklalini bütün cihana isbat edecekti.
Bunun içindir ki, dahildeki kuvvetleri parçalıyacak her hangi bir hareketten sakınıldı; yarının sözü bugün söylenilmedi.
Lozan zaferiyle tamamlanan “bugün”, cumhuriyeti ilanda mahzur bırakmayan “yarın”ı temin etmiş oldu.
Bir “yarın” ki parlaklığı ile şarkın girdiği kurtuluş yolunu baştan başa aydınlattı. Göz kamaştıran bir aydınlık!
Tarihi sebeplerle, iktisadi ve içtimai açılış itibariyle, orta zaman şerait ve münasebatı içinde durgun kalan Şark, kendini saran geri nizam ve irtica müesseselerinden sıyrılmak için, epey zamandanberi çırpınıp duruyor ve daldığı derin uykudan uyanmak üzere, ötede beride harekete geçerek kımıldanıyordu. Harp sonunda bu hareket, cihan mikyasında bir hızla ilerledi; milli uyanış ve istiklal hareketleri, yeni cihan istikrarı içinde, büyük amiller sırasına geçti.
Türkiye inkılâbı, işte, bu ayaklanan Şark milliyetçiliğinin en mükemmel bir tipi ve kazandığı parlak ve katı zaferiyle önde giden rehberi ve örneğidir.
Bu örnekten öğrendik ki, bir millet istiklalini sade asrın kendisine mücerret olarak tanıdığı hakka dayanmakla değil, bir de bunu hak ettiğini bizzat isbat etmekle, yani ölümü gözüne alarak silaha sarılmak ve maksat hasıl oluncaya kadar dövüşmekle alır.
Hak verilmez, alınır işte, Türk inkılabının bir daha teyit ettiği eski hakikat!
Türkiye tecrübesinin bize öğrettiği hakikatlerden biri de şu oldu ki, beşeri medeniyetin yüksek gayesi bulunan istiklal için vuruşan bir halk hakikaten de müstakil olmak ve öyle kalmak isterse, bu medeniyetin özünü teşkil eden maneviyatı almak ve kendi milli kültürünü onunla mezç ederek asri bir millet mertebesine çıkma mecburiyetindedir.
Cemiyet ve devlet işlerinde ancak ileri insanlığın tecrübe ile erdiği ilim ve fen ölçülerine kıymet veren yeni Türk rejimi, tatbik ettiği sistemin başına dünyanın dinden, aklın da nakilden ayrılması umdesini koymuştur.
Hakimiyet milletindir. Devlet, milleti teşkil eden fertler arasındaki muamelelerle, bunlarla cemiyet arasındaki münasebatı tanzim etmekle mükellef bir müessesedir. Bu müessese, bütün icraatında ilhamını gökten ve tabiat üstündeki kuvvetlerden değil, bizzat halktan alır, onun için ve onun vasıtası ile iş görür.

Ta başlangıçtan itibaren “hakimiyeti milliye” esasına dayanan Anadolu istiklal hareketi, cumhur idaresiyle yürütülen demokratik bir hareketti; Lozan merhalesine erişildikten sonra, artık bu fiili vaziyetle, taban tabana zıt bulunan saltanat ve ona bağlı Hilafet müesseseleri bittabi sökülüp atıldı. Cumhuriyet rasmen ilan olundu.
Saltanat ve Hilafetin ilgasiyle, otokrasi ve teokrasi devrine nihayet veren Türk milleti demokrasi devrine girmiş oldu. Büyük şenliklerle karşılanan bugün, işte, bu büyük hadisenin yıldönümü, Türkiye demokrasisinin bayramıdır.
Ne mutlu bir gün; ne kutlu bir bayram!
Bir gün, ki cumhuriyete sadık her hangi Türkiye’li bir vatandaşla birlikte hürriyet ve demokrasiyi bir prensip olarak benimseyen bütün insanlar da onu alkışlıyor, beşeri prensiplerin buradaki zaferini kendi zaferleri gibi görüyorlar; bir bayram, ki sade Türkiye’liler değil, hürriyet ve istiklal için döğüşen esir Şarkın bütün milliyetçileri de onu kendi ideallerinin bayramı gibi görüyorlar.
Evet, Türkiye inkılabının şümülü sade Türkiye’ye ait değildir. Cumhuriyet kanunları sade Türkiye dahilinde tatbik olunuyorsa da, bu kanunların kökünü teşkil eden büyük umdelerin tesiri Türkiye haricinde ve bilhassa Türkiye dışındaki Türk illerinde caridir. Bu itibarla Türkiye inkılabı beynelmilel bir şümüle maliktir.
Nakilden müstakil bir akıl, dinden ayrı bir dünya, kadına hürmet esasına müstenit demokratik bir aile, her türlü imtiyaz ve zümre tahakkümünden ari, hürriyet, müsavat ve içtimai tesanüt esasına dayanan bir cemiyet; bütün milletin okur yazar olmasını güden bir devlet; en kolay bir yazı; halkı düşünen ve ilhamını ondan almak isteyen bir edebiyat; beynelmilel kültür müsabakasında Türklüğe kendi ehemmiyetile mütenasip şerefli bir yer- işte bu on yıl içinde Türkiye Cumhuriyetinde tatbik olunan ıslahat programının en mühim noktaları!
Bu öyle bir programdır ki, onun tatbiki sade biz Azerbaycan milliyetçileri için değil, alel’umum bütün Türk illeri milliyetçileri için her zaman mukaddes bir arzu, erişilmesi istenilen büyük bir ideal olmuştur ve bugün de öyledir.
Türkiye, sade bu ideal programını kanunlar halinde tesbit etmekle kalmamış; cumhuriyet erleri, bu büyük hakikati dahi unutmamışlardır. Bir millet, ancak organize oluşu ve iktisadı faaliyet ve refahı nisbetindedir ki, ideal haklardan istifade eder. Fikrî, millî ve siyasî istiklâllerin kökü iktisadî istiklâldir. Cumhuriyetin demiryolu siyaseti, bankacılık siyaseti; milli sanayi ve ticaret sahasında tatbik ettiği siyaset, aşarın ilgası, kooperatifçilik ve köy kredisi gibi ıslahat ile köylüyü düşünmesi dahi tedbirli ve faal bulunduğunu göstermiştir.
Bundan on yıl evvel büyük “Nutuk”un gençliğe hitap eden o heyecanlı hulasasında tasvir olunan facialı mahrumiyet ve felaketlere bakmıyarak, herkesin, battığına hükmettiği bir milleti, Almanya gibi teşkilatı, teslihatı ve prestiji korkunç bulunan bir devleti çarmıha çeken galiplere karşı savaşmaya çekerek, nihayet zafere erdiren Büyük Adam, cumhuriyet ilanını iltizam edince, hariçte ve dahilde bir çokları bunu şüphe ve endişelerle karşıladılar; kazanılmış Lozan zaferinin tehlikeye düştüğünü söyliyenler bile oldu.
Fakat, ne görüyoruz: Cumhuriyet, Şeyh Sait, Menemen isyanları gibi kara irtica, hamlalariyle, ardı arası kesilmeyen komünist entrik ve propagandalarına rağmen, muvaffakiyetle yaşamış ve kendi yürüyüşünde ilerliyerek karşısına çıkan düşmanlarını maddeten ezmiş, manen öldürmüştür.
Ve bugün bu zaferin onuncu yıldönümünde Türkiye Cumhuriyeti’nin beynelmilel münasebetteki itibarı, imparatorluğun son asır zarfında görmediği bir değerdedir; hele Türk inkılabının cihan efkan umumiyesinde kazandığı prestij, hiç bir saltanat Türkiyesine nasip olmamıştır. Hilafetin ilgasiyle Türkiye İslam dünyasındaki mevkiini kaybeder, denilmişti. İnkılapçı Türkiye’nin Müslüman milletlerin hürriyetçi zümresi üzerindeki manevî tesirini İstanbul Sarayı kat’iyen kazanamamıştır. >Türk kültürü için yapılan son meşkür teşebbüsler ise, Türk illerinin memnuniyet ve alkışlarla karşılayacakları bir hadisedir, ki eşini Türkçülük fikir ve neşriyatını, telefon ve elektrik ışığı ile beraber men’eden Sultan Hamid idaresinde aramak bir budalalık olurdu.
Biz, Türklüğün ebedî düşmanı Çarlık Rusya’sının bugünkü şekli bulunan Sovyetlere karşı hürriyet, milliyet ve istiklâl namına döğüşen Türk illeri, her ne kadar Türkiye Hükümetinin taktik olarak kullandığı Bolşevik Rusya ile müdara siyasetinden maddeten zararda isek de, program olarak tatbik ettiği büyük umdelerden manen faydadayız.

Rus komünizminin yıkıcı ve yakıcı tatbikatı yanında, Türk demokratizminin yapıcı ve yaratıcı icraatı vardır. Yıkıcılık geçer, yapıcılık kalır.
Gelecek, milletleri süngü gücü ile yapma rejime boyun eğdirmenin değil, milli hakimiyete, hakka ve hürriyete dayanan istiklalcılığındır.
Evet, Türkiye’li kardeşlerimizin göğüslerini iftiharla kabartan bu bayram bizim de kalplerimizi ümit ve tesellilerle dolduruyor. Bütün samimiyet ve heyecanımıla bugün sesimizi Türkiye Cumhuriyetini tes’it eden milyonların gür sesi ile birleştirirken, millî istiklâlin yenilmez bir hak ve hakikat olduğuna en bariz bir misali ile bir daha inanıyoruz; bu imandan aldığımız yeni bir kuvvetle biz de bağırıyoruz:
Yaşasın müstakil Türkiye Cumhuriyeti!..”  Azerbaycan Türk Kültür Dergisi, Sayı: 368, Yıl: 54, Eylül – Ekim 2006.

Atatürk Sovyetlerden kaçan soydaşlara kucak açmıştır

Atatürk, Sovyetler Birliği hükümeti ile ilişkilerde ılımlı bir politika takip etti. Ancak bu arada, Rusya’dan kaçmış, Türkiye dahilinde yaşamakta olan soydaşları ve bunların gelecekleri ile de yakından ilgilenmeyi ihmal etmedi. Tabii bunu yaparken mümkün mertebe Sovyet hükümetinin tepkisini üzerine çekmemeye çalıştı. Atatürk, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Bolşevikler tarafından sona erdirilmesinden sonra Moskova’ya bağlı olarak kurulan Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti zamanında yeni hükümetle ilişki kurdu. Doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın tavsiyesiyle, bir Türk Büyükelçisi Bakü’ye gönderildi. Büyükelçi olarak gönderilen Memduh Şevket Esendal’dan, Azerbaycan’da kurulan yeni hükümetin gerçekte hangi şartlar dahilinde görev yaptığını, hükümette görev alan kimselerin hangi siyasi fikirde olduklarını, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında mevcut sorunların nelerden ibaret olduğunu, hatta Güney Azerbaycan’daki Türklerle Kuzey Azerbaycan Türkleri arasındaki ilişkilerin ne durumda olduğunu tespit edip bildirmesini istedi. Atatürk, Esendal’a Türkistan’daki Türklerle alakalı alınacak bilgileri de istedi. Ancak Atatürk tüm bu bilgilerin Sovyet yetkililerin dikkatini ve kuşkusunu çekmeyecek şekilde temin edilmesi yönünde Esendal’ı uyardı. Atatürk, Esendal tarafından kendisine ulaştırılan rapordan çıkan sonuçları beğenmemiş olsa gerek, o andan itibaren Azerbaycan Türklerinin menfaatlerini ve birliğini var gücüyle korumaya çalıştı.

Atatürk, Doğu’da Ermenilere karşı başarılı bir harekat yürütmüş olan Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği gizli emirde; Azerbaycan’ın tamamen ve gerçek anlamda bağımsız bir devlet haline gelmesine taraftar olduğunu belirtti ve bunun temini için Rusları gücendirmeden ve kuşkulandırmadan gerekli tedbirlerin alınması istedi. Aynı zamanda, Azerbaycan’ın petrol vb. tüm doğal kaynaklarına yeniden sahip olabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasının acilen gerektiğini belirtti. Karabağ gibi, Türklerin nüfusça yoğun bulunduğu yerlerin, Ermenilere verilmesinin önlenip Azerbaycan’a bağlı kalmasının sağlanılması için gerekli çalışmaların yapılmasını istedi. Rusların Azerbaycan’da yapacakları muamelenin bütün İslam aleminin Bolşevikleri tartmak için bir numune teşkil edecek olmasının Ruslara anlatılmasına gayret olunmasını istedi. Atatürk, esir Türk ellerinden Türkiye’ye sığınmış Türk liderlerini ve aydınlarını sımsıcak bir ilgiyle kabul etti ve hatta bu kadrolara son derece önemli görevler tahsis etti. Kazan Türklerinden Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal, Prof. Dr. Yusuf Akçura, Başkurt Türklerinden Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Prof. Dr. Abdülkadir İnan, Kırım’dan Cafer Seydahmet Kırımer ve Azerbaycan Türklerinden Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade, Mirza Bala Mehmetzade ve daha pek çokları Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kadroları içinde yer almıştır. Örneğin, Prof. Dr. Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili olarak hizmet verirken, Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Prof. Dr. İsmail H. Ertaylan, Prof.Dr. İzzet Kantemir, Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu, Prof. Reşit Rahmeti Arat, Prof. Dr. Ahmet Temir, Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat, Dr. Hamit Zübeyr Koşay gibi çok sayıda bilim adamı Türk üniversitelerinin kuruluşunda görev almışlar ve uluslararası alanda başarı ile Türkiye’yi temsil etmişlerdir. Bolşevik zulmünden ve tehdidinden kaçarak Türkiye’ye sığınan Rusya Türklerine büyük bir sevgi ve ilgiyle kucak açan Atatürk, birçoğu Sovyet Rusya hükümetince yasaklı siyasetçi olan bu aydınların, Türkiye’de ülkelerinin bağımsızlığı yolunda mücadele vermelerine imkan sağlamıştır.

Atatürk Türkiye dışındaki Türkleri milliyet davasının bir parçası olarak nitelemiş ve milliyet davasının aşama aşama ilerlenecek, altyapısı hazırlandıktan sonra ulaşılacak bir ülkü olarak görmüştür. Atatürk 1933-1938 yılları arasında Türkistan’dan bir çok genci Türkiye’ye getirterek eğitimlerini sağlamıştır. O günlerde Hindistan-Irak-Suriye üstünde Türkiye’ye getirilen emekli General Rıza Bekin, bu öğrencilerden Türkiye’de kalan tek kişidir Uygur Türk’ü Rıza Paşa “Atatürk, Orta Asya’daki Türk kavimleriyle tarihî, kültürel ilişkiler kurulması talimatını İstiklal Savaşı’ndan önce vermişti.” diyor. Kendisi Türkiye’ye Atatürk tarafından getirilmiş ve Türk ordusunda Tuğgeneral rütbesine kadar yükselmiş bir paşadır.

Aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu ilk yıllardan itibaren Gagavuz Türkleri ile yakından ilgilenen Mustafa Kemal Paşanın emirleri doğrultusunda Romanya’ya büyükelçi olarak tayin edilen Hamdullah Suphi Tanrıöver o dönemler Romanya sınırları içindeki Gagavuzlar’ın kültürel kimliklerini korumaları için yoğun çaba harcamıştır. Hamdullah Suphi Bey’in Gagavuzları Trakya bölgesine yerleştirilmesi için çeşitli teşebbüslerde bulunmasına karşılık Atatürk’ün “Türkiye dışındaki Türklerin kendi topraklarında kalması” yönündeki siyaseti nedeni ile buna izin verilmemiştir. 1930’lu yılların sonuna doğru, Atatürk’ün emriyle o dönemde Gagavuzlara 80 ilkokul öğretmeni gönderilmiştir. İkinci Dünya Savaşının başlangıcına kadar bu bölgede görev yapan bu kahraman öğretmenlerin çoğunluğu savaş başlayınca Türkiye’ye dönmüşlerdir. Dönmeyip orada kalan öğretmenler ise Ruslar tarafından Türk casusu suçlaması ile tutuklanarak 25 yıl ağır hapis cezası ile Rusya’ya gönderilmişlerdir. Stalin’in ölümü ile bu öğretmenler için af çıkarıldığında serbest kalan öğretmenlerden birisi olan Ali Niyazi Kantarelli Türkiye’ye değil Gagauz bölgesine dönerek emekli olduğu 1977 yılına kadar öğretmenliğe devam etmiştir. 1980’li yıllarda vefat eden Kantarelli Ukrayna sınırları içinde bir köye defnedilmiştir.

7.10 Azerbaycanlılar ne diyor?

7.10.1 Prof. Altay Göyüşov (Azerbaycan Türkü, tarihçi)

Vasif Qafarov’un Türkiye Rusya münasebetleri kitabında yeteri kadar bu konu açıklanmıştır. Azerbaycan meselesi. Bakü’yü 1918’nci yılın Eylülünde Osmanlı kurtardı, verdi bize. Yeni Cumhuriyetin kurulmasında bunlar iştirak ettiler. Derhal ardınca barış anlaşması imzalandı, Türkiye savaştan çıktı ve buraya İngilizler İran’dan geldi. İngilizler Türklerin kurduğu “desteksiz hükümeti” – Cumhuriyeti önce tanımak istemiyordu. Ancak sonra İngilizler bu şartlarda bunda iyi hükümet kurulamaz demeye başladılar. Ancak burda bir mesele var, İngilizlerin Denikin’in “bölünmez Rusya” fikrine inancı hala da sürüyordu. Onlar Denikin’in galip geleceğine, Bolşeviklerin mağlup olacağına, Rusya’nın yeniden kurulacağına inanıyorlardı ve bu yüzden de Azerbaycanın bağımsızlığını tanımak istemiyorlardı. Sonunda İngilizler, İngiliz mandası altında Azerbaycan hükümetini tanımaya inanabildiler.
Amma bence, Kafkasın yitirilmesinde en büyük hata o oldu ki, İngilizler Bolşeviklere karşı mücadelede yerli halklara, Azerbaycan’a, Gürcistan’a, Kuzey Kafkasa yardım etmek yerine, Denikin’e yardım ettiler. Cemaat ise Denikin’i kabul etmiyordu, çünkü bu Rus kuvvetiydi hem de eski Rus kuvveti, Çar rejimi. Bu da bölgedeki dengeyi değişdirdi. Halbuki 1918 Martında Müslümanlarla Bolşeviklerin münasebeti tamamiyle dağılmıştı. Araları yok idi. Düşman idiler.
Sonra İngilizler 1919 yılının Ağustosunda Bakü’den çıkıp gittiler. Aynı zamanda Anadolu’da Milli Mücadele başlamıştı. Kime karşı? İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara Antanta (İtilafa) karşı. Bizim hükümetin ise mandacısı İtilaftaydı çünkü gelenler Bolşeviklerdi. Biz kalmıştık ikisinin arasında. Azerbaycan hükümeti hatta İngilizlerin aleyhine olarak Denikin’e karşı savaşanlara Dağıstanlılara da, aynı zamanda Atatürk’ün harekatına da maddi bakımdan yardım ediyordu. Onlar bizim ihtiyacımız var der, bizimkiler de verirdi. Bizimkiler iki ateşin arasındaydı.
Atatürk derdi ki, benim bir cephem var burada İtilafla, ikinci cephe yukarda açılmamalı. Konu Azerbaycan değildi. Konu Azerbaycan’ın, Gürcistan’ın, Ermenistan’ın üçünün birlikte İngilizlerin gözetimine geçmesindeydi. Konu Ruslarla Türkiye arasında bir bariyer yaratılmasıydı. Atatürk’ün düşüncesine göre bu olmamalıydı. Bolşevikler gelip Türkiye sınırında durmalıydı. Türkiye sınırında İngilizler olmasın, ikinci cephe açılmasın. Bir istikamette tek cephe olsun. O yüzden de her veçhede Azerbaycan’da hükümetin Bolşevik gözetimine girmesine taraftar idi. Açık demek lazımdır ki, o zaman burada Komünist Partisinin kurulmasında Türkiye Mücadele Harekatının rolü var idi. Mektupların birinde emin olun Azerbaycan ordusunda Türk zabitler var Bolşeviklere taraf olacaklar deniyordu ama Gence isyanı gösterdi ki bu yanlıştı, onlar aslında Bolşeviklere karşıydı.
Atatürk’ün stratejisi İngilizlere karşı mücadelede maksimum kuvvet toplamaktı. O zaman Bolşevikler de İngilizlere karşı mücadeledeydi. Amaçları Türkiye arazisi de dahil olmak üzere Bolşevik inkılabını genişletmekti ama Atatürk bunu kabul etmiyordu ama burada şekillenmelerine hazırdı ve bırakın gelsinler diyordu.
Türkler burada nasıl katkıda bulundu? Birincisi Türk Komünist Partisinin kurulmasına iştirak ettiler. İkincisi, el altından İngilizci Azerbaycan hükumetinin İngiltere ile münasebetlerinin zayıflatılmasında, onun yerine Bolşeviklere daha mülayim olan bir hükümetin gelmesini istiyorlardı. Bunu bir anlamda istiyorlardı. Üçüncüsü, Halil Paşa Kafkas Komitesi tarafından fiilen XI. Ordunun (Kızılordu) rehberi tayin olunmuştu, her ne kadar Levandovski dedi ki benim böyle bir kararım yoktu. Biz biliriz ki ordunun içerisinde çok sayıda Türk subayı da vardı. Yerli ahali de talep ederdi ki, orduyu bırakın, Azerbaycan arazisinden geçip Anadolu Harekatına yardım etsin. Resulzade de ısrar ederdi ki, Ruslar buraya girerlerse çıkmazlar. Anadolu Harekatının o devirde öz menfaatleri vardı. Bu menfaatler Rusya’nın menfaatleri ile çakışmaktaydı. Bizim menfaatlerimize gelince, bizim düşmanımız Bolşeviklerdi, Bolşeviklerin düşmanı da İngilizlerdi. Biz mecburduk istiklalimizi korumak için İngilizlerle yakınlığa.
Denikin mağlup olunca İtilaf üyeleri bizim hükumetin bağımsızlığını de-fakto tanıdılar. Atatürk bunu açıkça olumsuz olarak kabul etti. Maksatlarını, birleşmemize engel olmak olarak niteledi. Doğru diyordu aslında. Mesele şudur ki, Atatürk’ün orada tuttuğu mevki Türkiye’nin menfaatlerine uygundu, benim Azerbaycanlı menfaatlerime uygun değil. Ancak aynı zamanda tarihçi olarak çok güzel bilirim ki, Atatürk’ün o mevkiyi tutup tutmaması bir şey değiştirmiyordu, zira Rus ordusuna karşı koymak mümkün değildi. Aslında stratejik bakış açısından benim hükümetimin tutumu daha doğruydu, neden derseniz Atatürk ile Rusların münasebetleri devam etti ta ki Lozan’a kadar. Ondan sonra yönünü İngilizlerden tarafa döndü. Yani bahtımız yaver gitmedi, iki büyük gücün arasında kaldık, ufak da bir ülkeyiz, onların mevkileri bize karşı üst üste düştü. Büyük Dünya savaşından sonra global oyunun kurbanı olduk. Bu da istiklaliyetimizi yitirmemizle neticelendi. Atatürk o devirde Azerbaycan bağımsızlığının değil Azerbaycan Hükümetinin aleyhine oldu. Atatürk’ün de orada düşüncesinde şu vardı, Bolşevik hükümeti gelsin ama Azerbaycan bağımsızlığını yitirmesin. Bu ütopyaydı, mümkün değildi. İngilizler Azerbaycan’ı tanıma yanında ordu da göndermek istedi, sadece Azerbaycan’a değil, hep birlikte Gürcistan ve Ermenistan’a da yani Kafkasya’nın Bolşeviklerden savunulması için. Ama gördüler ki bunu göndermeleri mümkün değil, çünkü cemaat yeni savaştan çıkmıştı ve direniş gösterip gösteremeyecekleri belli değildi. Sonuçta Azerbaycan’ın bağımsızlığı zamanın şartlarına uygun gelmedi.

Nuri Paşa Dağıstan’dayken Dağıstanlıların Denikin’e karşı micadelesine rehberlik etti. Yani bu adam orada Bolşeviklerle aynı taraftaydı, yani Bolşeviklerle Nuri Paşa’nın ittifakı var. Bizim buradaki Türkler yani İttihatçılar ve Mustafa Kemal taraftarları ise bazı anlarda birbirlerine yaklaşırlardı ama bütün mevkileri hiç çakışmıyordu.

Bolşevikler Dağıstan’da Denikin mağlup olunca dediler ki vurun Türkleri tutun içeri atın onları, Türkler buradan çıksınlar gitsinler. Onların kendi planları vardı. Bolşevik de Atatürk’ten şüphelenirdi, Atatürk de Bolşevik’ten. Bolşevik düşünürdü ki Atatürk büyük Turan devletini hayata geçirmek istiyor. Onun için yeni Türk emperyalizmine imkan verilmemeliydi. Yani burada alem birbirine geçmişti. Bizimkiler oynayabileceklerini düşünmüşlerdi, Osmanlı zamanında öyle oldu ama sonunda artık güç tükendi. Ufak devletti. Öyle sistem yaratıldı ki Azerbaycan bağımsızlığını korumak mümkün olmadı.

Türklerle münasebetlerde 16. Yüzyıla dönmek tamamen manasız şeyler, 16. Yüzyılın değerleri ayrı, onlar bizim gibi düşünmüyorlardı. Onlar genelde bize bakarlardı, derlerdi ki bunlar neden bahsediyor?

2. Dünya savaşı sırasında da Türkiye’nin mevkii Azerbaycan’ın aleyhineydi. Menfaatlerine uygun değildi, korkuyorlardı Sovyetler sınırdaş oldular üstelik bir de büyük komünist devlet ortaya çıktı. Mesela Osmanlı zamanında Uzun Hacı Kuzey Kafkas Emirliğini ilan ettiğinde Osmanlı Sultanı Mehmed Vahideddin’in tabasıyım demişti.

Bugünkü değerlerle bakıldığında bu dünyada birbirine yakın çok devletler var. Azerbaycan ile Türkiye belki de dünyada birbirine en yakın iki devlettir. Bununla beraber akıldan çıkarmamak lazımdır ki iki devlettirler. Stratejik meselelerde hükümetleri açısından menfaatleri üst üste düşmeyebilir. Farklı hükümetler geldiğinde farklı dünya bakışı olabilir. Buna rağmen Azerbaycan ve Türkiye iki en yakın devlettir. (Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman

7.10.2 Orhan Aras (Azerbaycan Türkü araştırmacı yazar. Iğdır doğumlu Almanya’da yaşıyor)

Bir tarih sosyolojisi var. Yani tarihi o zamandaki olaylarla karşılaştırmak lazımdır. Yani tarihin her hangi bir devrinde olan bir meseleyi bugünkü meselerle karşılaştırmak doğru değildir. Bu tarih sosyolojisidir.

Türkiye’de bir sıra güçler var Kadir Mısıroğlu gibi bunların ömrü bütün sermayesi Atatürk düşmancılığı üzerine kuruludur. Der ki benim niye Atam olur? Ben seksen yaşındayım. Bunlar Atatürk hakkında daha büyük iftiralar yayıyorlar. Kadir Mısıroğlu’nu uzun zamandır tanırım, onun Azerbaycan hakkında dediklerini de bilirim. Ve delillerin hepsi sahtedir. Mesela der ki Yeni Hayat dergisinde bir yazı, bu yazıyı yazan Mehmet Şerif adında bir muallimdir. Mirze Bala Memmedzade’nin 1938’de Berlin’de Milli Azerbaycan Hareketi kitabı var, ki bunu Mehmet Emin Resulzade’nin kendisi yazdırmıştı. Orada bu meseleleri tam ayrıntılı açıklamıştır, kimdi günahkar, nasıl oldu, mesele nedir.

Azerbaycanlı dinleyicilerimiz veyahut ta dünyada bu işlerden haberi olmayan adamlar öyle biliyorlardı ki Azerbaycan ordusu Bakü’de Rus sınırında bekliyordu, Atatürk emretti, Azerbaycan ordusu çekildi ve Ruslar geldi. Böyle bir şey yoktur. Bir defa Mirze Bala’nın yazdığı gibi Nisan’da Ermeniler Askeran’a girdiler, Karabağ’da, ve Azerbaycan Harbiye Bakanı Samet Paşa Ordu’yu Şuşa’ya gönderdi, 3 Nisan’da. Yani 27 Nisan’da Rus askerleri geldi. Demek ki Bakü’de Azerbaycan ordusu yoktu. Hepsi Karabağ’a doğru yola çıkmışlardı, bütün ordu ordaydı.

İkincisi Halil Paşa’nın hatıraları var elimizde. O hatıralarında Atatürk bana bunu dedi onu dedi diye bir söz yoktur. Der ki birgün Celal Korkmazov geldi. Bu İdil-Ural Türkü’dür ve Lenin’in yakın arkadaşlarındandır. Geldi yanıma dedi ki, Paşam, yeğeniniz Nuri Paşa sonuçsuz bir direniş içerisindedir, elindeki kuvvetlerin insiyatifini kaybetmek üzeredir. Daha fazla direnirse kendisi katledirilerek ortadan kaldırılacak. Halil Paşa o zaman hiç Anadolu’nun temsilcisi değildi. Bunların hepsi yalandı.

Ve o Rus ordusu Azerbaycan’a girdiği zamanda Türkiye’nin durumu acınacak halde idi, Atatürk’ün elinde hiç bir güç yok idi. Çünkü Nisanın 4’ünde Anzavurlar ve Dicle isyanları başlamıştı, Atatürk ve arkadaşları bavullarını toplayıp Sivasa kaçmak istiyorlardı. Yunan dayanmıştı Ankara’ya. Yani Rus ordusu Bakü’ye girdiğinde Atatürk ve arkadaşları Sivas’a gitmek istiyorlardı. Düşünün yani elinde hiçbir güç yok. Hiç bir dayanak yok.

Atatürk’e iftirayla yalanla. Kadir Mısıroğlu’nun dayandırdığı delil, doktor Rıza Nur’un hatıralarıdır. Doktor Rıza Nur’un hatıralarında 750. Sayfadan 753. sayfaya kadar bu meseleleri anlatır der ben gittim Bakü’ye Nerimanovla görüştüm dedim ki Atatürk’ün size selamı var, der ki Azerbaycan’ın bağımsızlığı mutlaka korunmalıdır”. Ve doktor Rıza Nur 1921’inci yılda Moskova’ya anlaşma imzalamağa gittiğinde de Atatürk telgraf gönderir ki, Azerbaycan’ın bağımsızlığı korunmalıdır. Nerimanov’la yalnız kaldığımızda sordum sayın Nerimanov bu Bolşeviklik nedir? Dedi ki bu Bolşeviklik, bunların hepsi biz sadece ülkemizi koruyalım diye uydurulmuş şeylerdir. Böyle şey yoktur.

Ve çok ilginç bir şey daha. Doktor Rıza Nur oradaki meseleleri bile anlayan bir adam değildi. Mesela kitabında 750. sayfada der ki Azerbaycan’da iki parti varmış. Birisi Müsavat Partisi, birisi de İttihad Partisi. İttihad Partisi Türkçüymüş başında Mehmet Emin Resulzade varmış. Bu tamamen doğru olmayan bir şeydir. Yine Kadir Mısıroğlu orada söylemedi ama ben ifadelerini bilirim, televizyonda izlemiştim. Der ki, işte Azerbaycan’da kümül diye bir teşkilat var. Halbuki onun adını bile bilmiyor. Gardaş Kömeyi teşkilatı. Yani bakın nasıl tarihi tahrif ediyorlar, doğru meseleleri anlamadan ne yalanlar uydururlar.

Doktor Rıza Nur da zaten Atatürk düşmanıdır , 1928’de Avrupa’ya kaçıp bu hatıralarını yazmıştı, der ki ben Halil Paşa’ya dedim bu işi niye gördün, niye Bolşeviklerle birlikte oldun da orduyu, bana dedi ki bana Atatürk öyle dedi. Ama Halil Paşa’nın kendi hatıralarında bu mesele bir kelime bile yoktur.

O zamandaki vaziyet, yani Atatürk dese de demese de Rus ordusu kesinlikle gelmişti girecekti.

Mehmet Emin Resulzade ile Atatürk’ün münasebetlerine gelince, Mehmet Emin 1932’nci yıla kadar İstanbul’da kaldı, devlet ona vazife verdi, araları hiç de kötü değildi. Hatıralarında yazdı, başkaları, yanında olanlar anlatıyor, Atatürk’ün ona anlattıkları, mesela Zeki Velidi Togan, Başkurt, o da gelir, Ali Merdan Topçubaşı ile Paris’te görüşür gelir İstanbul’a Resulzade ile görüşür.

Yani tarihi böyle görmek lazımdır. Ben kendim Türkiye’de bunu anlamış bir insanım, Azerbaycanlıyım, Azerbaycanlı olmaktan da gurur duyarım. Türkiye’de daima bir Azerbaycanlı olarak devamlı gururla bizi sevdiler, bize her türlü saygıyı gösterdiler. Azerbaycan ile Türkiye’nin arasını bozmak için Türkiye’nin en büyük ve Türk dünyasının en büyük kahramanı hakkında böyle iftira ve yalanlar uydururlar. Bunların hepsinin elimizde delilli yazıları var. Dediğim gibi Mirze Bala Memmedzade’nin 1938’de Berlin’de yayınlanmış Milli Azerbaycan Hareketinde hepsini ayrıntılarıyla anlatır ve Resulzade’nin sözleridir yazdıkları.

Kadir Mısıroğlu gibi Atatürk düşmanları sadece Atatürk yere batsın ve Azerbaycan milleti onu hıyanet etmiş biri gibi tanısın diye tarihi de tahrif ediyorlar. Bütün dayandıkları şey Doktor Rıza Nur’un hatıralarıdır ve hatıraları bende var, baştan sona Atatürk düşmanlığı ile doludur. Halil Paşa’da bunu hıyanet ederek değil o da yazıyor, biz düşündük ki Zeki Velidi Togan gelir Moskova’da Leninle, Stalinle görüşür o da inanır, hatıralarında yazar, hepimiz inandık ki Rus Çarlığı bitti, bize bağımsızlık verecekler, mesele budur. Yoksa hiçbir Türk, gidip kanını, canını Azerbaycan için vermek isteyen bir insan neden hıyanet etsin?

Türkiye Türkçesinde söylenen bir söz var: Etle tırnak gibiyiz. Şimdi Azerbaycan Türkiye’ye vize uyguluyor. Bu demek değildir ki Azerbaycan Türkiye’ye düşman. Bu politik. Bazı menfaatleri var, bazı meseleler var, bu sebepten. Kadir Mısırlıoğlu tarihçi değil, o din adamı. Onun nasıl bir tarihçi olduğuna internetten bakılabilir, bir yıl önce Kanal 5 de Kadir Mısırlıoğlu dedi ki Yezid haklıydı, İmam Hüseyin haksızdı. Görün artık bunun adaletli tarihçiliğine bakın nasıl bakıyor tarihe.

Türkiye’nin geçmişte Azerbaycan’a ne çok kötülükleri olmuştur diyenlere: Türkiye sadece Azerbaycan değil gidip Mısır’da aynı Türklerle, Memluklerle de savaştı, Timur geldi Ankara’da savaştı. O zamanın gözüyle bakılmaz. Çünkü o zamanın insanlarında milli şuur yoktu. Sadece hükümranlık şuuru vardı. İmparatorluk devleti kurmak vardı. Filan Türktü, falan Türktü diye bir düşünce yoktu. Meselelere öyle bakmak yanlış olur.

Atatürk Türk dünyasının en büyük liderlerinden biriydi Resulzade de bu sebeple geldi, Türkiye’de kaldı.

Türkiye ile Azerbaycan tarihinde utanılacak hiçbir mesele yoktur, politik ayrılıklar vardı, bunlar da çok normaldir, şimdi de var, ama Türkler daima canlarını Azerbaycan için kanlarını döktüler. 1992-93’ü bir araştırsınlar, ne kadar Türk genci Karabağ savaşında şehit olmuştur. Baksınlar başka milletten gelen var mı Türklerden başka. (Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman)

7.10.3 Prof. Dr. Cemil Hasanlı (Azerbaycan Türkü. Tarih Doktoru. Bakü Devlet Üniversitesi)

Birincisi, ben hıyanet ifadesiyle mutabık değilim. Her bir hadiseye, her bir tarihi prosese kendi zamanının şartları dahilinde yaklaşmak lazımdır. Biz, bilirsiniz istiyoruz ki, adamları, prosesleri, tarihi şahsiyetleri kendi zamanından ayıralım, getirelim şimdiki masamızın arkasına oturtalım ve ona karşı iddia ileri sürelim. Meselelere biraz daha geniş kontekste yaklaşılmalıdır.

Rusya’nın aşağı yukarı 1914üncü yıl hudutlarına dönmesi dünya çapında bir proses idi. Bu ne Mustafa Kemal Paşadan kaynaklanıyordu, ne de Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin hayat kabiliyetli olup olmamasından. Bu dünya çaplı bir proses idi. Bir şeyi dikkate almak lazımdır ki, Rusya 1917’nci yılda galip İtilafın üyeliğinden ayrılmıştı. Rusya’nın temsil olunduğu blok galiplerin bloku idi ve o galibiyette Rusya’nın büyük rolü vardı. O yüzden de Bolşevik devrimi onları tereddütlü duruma getirmişti ve Rusya ile münasebette onlar manevi açıdan kendilerini borçlu olarak addediyorlardı. Yeni kurulan cumhuriyetlerin dünyaya açılma prosesine geç dahil olması buna bağımlı kalmıştır. Bu meselenin birinci tarafı.

İkinci tarafı, aynı devirde ne Kafkaslar’ın, ne de dünyanın kaderi Anadolu’da hallolunmuyordu. Daha da ötesi Britanya imparatorluğu var idi ve dünyanın kaderinde halledicilik rolü Britanya’ya aitti. O çerçevede, bizim temsil olunduğumuz bölgede de. Anadolu harekatı İngiliz karşıtlığı düşüncesi üzerine kurulmuştu. Azerbaycan Cumhuriyeti kendi mevcudiyetini Britanya ile işbirliğinde görürdü. Burada bir çelişki vardı ve bu çelişkiler de getirdi bunu çıkardı.

Kadir hoca çok şeylere değindi. Ancak benim hissettiğim şu ki, hoca daha çok Türkiye’deki bugünkü durum nokta-i nazarından meselelere kıymet vermeye başladı, çünkü Atatürk’ün dine münasebeti Türkiye’de İslam ön plana çıktıktan sonra onun geçtiği hayat yoluna şüpheli bir münasebet yaratmıştı. Bilirsiniz, Nisanın 26’sında Atatürk’ün mektubu var. Lenin’e. Orada Azerbaycan’ın zaptı konu edilmişti. Ancak her halükarda, ki 21 Ocak 1920’de Azerbaycan Versay Şurası tarafından tanındı, 11 Ocak 1920’de Kuzey Kafkasya’da Karakol Cemiyetiyle, o cemiyet ki Türkiye’de Türkiye Milli Mücadelesinin uzuvlarının temsil olunduğu söylenen, Rusya Komünist Partisi Kafkas Diyar komitesi arasında bir anlaşma imzalandı, bu anlaşmada Kafkas Cumhuriyetlerinin, o cümleden Azerbaycan’ın da kaderi hallolundu ve aslında bu Britanya karşıtı şeydi, ancak mesele şuydu ki konu rejimin değişmesi ile ilgiliydi, bağımsızlığın yitirilmesi ile ilgili değildi. Bağımsız Sovyet Azerbaycanının kurulması ve hakimiyetin komünistlere geçmesiydi konu. Bu müzakerelerde işgal faktörü yok idi. Hatta sonra Mustafa Kemal Paşa her yere telgraf çekerek bildirdi ki, Karakol Cemiyetinin kendisiyle hiçbir ilgisi yoktur. Nisanın 26’sında yazılan mektuba istinaden derler ki, bu mektup Azerbaycan’ın işgali için anahtar rolünü oynadı. Ancak mesele bundadır ki, mektup Moskova’ya Haziranın 3’ünde erişti, Azerbaycan’ın Nisanın 28’inde işgal olunmasından bir ay 10 gün sonra, tahminen, geldi. Haziran ayının 4’ünde Lenin ve Çiçerin bu mektuba cevap göndermişti. Yani o mektuba istinaden denilir ki bu Azerbaycan’ın işgali için teminat verdi. Azerbaycan işgal olunduktan tahminen 40 gün sonra bu mektup Moskova’ya ulaşmıştı.
Anti-İngiliz. Cumhuriyetin bütünlükte Britanya siyasetinin yanında olması, sebebiyle hem Rusya’da, hem de Anadolu’da İngiliz karşıtı mücadele devam ediyordu. Nisan ayında Lenin’in gizli talimatı verildi, Britanya’ya karşı mücadele yapmak için gizli talimat verildi. Biz Britanya’ya karşı tek başına mücadele yürütmemeliyiz, biz Bakü’yü ve Buhara’yı Britanya’ya karşı kalkıştırmalıyız. Onların eliyle Bakü’ye ve Buhara’ya hiçbir yazılı talimat vermek lazım değil. Sadece olarak dünya bilmelidir ki, Britanya’ya karşı mücadele eden biz değiliz. Bakü ve Buhara’dır. O yüzden de bu meselede Rusların niyetleriyle, Milli Mücadeleye başlamış Türk mücadelecilerin niyetlerinde birbirine uygunluk vardı. Ve bu uygunluk getirdi bu müttefikliği çıkarttı.

Ben size diyeyim ki Bolşevikler Enver Paşayı getirip oturtmuşlar Moskova’ya. Bu daim, Mustafa Kemale baskı aletiydi. Ki Mustafa Kemal bu misyonu yerine getirmezse, o durumda düşünce şuydu ki Enver’i getirsinler. Hakimiyet başına getirsinler. Enver’i hatta Batum’a getirdiler ve Batum’dan bir adım idi Türkiye’ye gitmek. Mustafa Kemal dedi ki, siz eğer Enver vasıtasıyla Anadolu’yu Bolşevikleştirmek istiyorsanız ben bunu Enver’den daha iyi yaparım. Yani benim nüfuzum daha büyüktür. Ve siz bunu benim vasıtamla daha kolay yaparsınız, Enver’in vasıtasıyla değil. Ruslar da, Türkler de burada anti-İngiliz dalgasında kendi oyunlarını oynadılar, hem de çok maharetle oynadılar.

Ben, orda, Orhan beyin dediklerinde çok ilginç yerler var, o Kumuk idi, Celaleddin Korkmazov idi ve doğrudan Rus-Türk münasebetlerine yakından iştirak eden bir adamdı ve ben o delille mutabık değilim ki, o Kadir hocanınki, 11. Ordunun (Kızılordunun) başında duranlar Atatürk’ün adamlarıydı iddiası ile. Mesele burasındaydı ki, Azerbaycan’ın istiklali Ocak ayında Paris’te tanındığında birinci bu meseleyi Lord Curzon gündeme getirdi. Lord Curzon dedi ki bizde olan bilgiye göre Azerbaycan ordusunda Türkler bulunuyor ve onlar ne derecede Azerbaycan’ın bağımsızlığına sonuna kadar sadık kalacaklar? Buna Ali Merdan bey cevap verdi ki, evvela onların sayısı o kadar çok değil. İkincisi Azerbaycan’da kalan Türklerin büyük ekseriyeti Azerbaycan menşeli Türklerdir, yani bunlar kök itibarıyla Azerbaycanlıdır, ama sonra göçmüşler Türkiye’ye ve Türk ordusunun bünyesine girmişler. Ordu geri döndüğünde bunlar Azerbaycanlı olarak kaldılar. Mesele budur ki mağlup Türkiye’nin tanınmış askerleri, paşaları, generalleri, ki yayılmışlardı muhtelif yerlere, biz deriz ki Türkler, kimi temsil ediyorlardı onlar? Bunlardan mesela Halil Paşa. Halil Paşa hem nesil itibarıyla hem de tabiyetçilik itibarıyla Enver Paşa’ya daha yakın idi, Mustafa Kemal Paşa’dan ziyade. Ben eminlikle derim, belki Mustafa Kemal Paşa orda o bazı şeyleri de diyor ve bu hadise meydana geldikten sonra belki de kendi rolünü şişirtmek üçün demiş.

11. Ordu (Kızılordu) geliyordu ordunun içerisinde Türk zabitleri vardı, onların belki de en az alakası Mustafa Kemal Paşaylaydı. O Türk paşaları generalleri ki Rusya İngiliz karşıtı nefret, Türkiye mağlup olmuştu İtilaf karşısında, İngiltereye nefret o kadar büyüktü ki onlar herkesle işbirliğine hazırdılar. Ve bunlar ne halkı temsil ediyorlardı ne hükümeti temsil ediyorlardı. Bunlar sadece olarak İngiliz karşıtı mücadeleye kendi katkılarını vermek istiyorlardı. Onlardan biri Halil Paşa, Mustafa Kemal’den ziyade Bolşeviklerle daha sıkı iletişimdeydi. Daha çok Bolşeviklerin adamıydı ancak talimatları Mustafa Kemal’den almıştı.

O hürmetli Mısırlı Atatürk’ün üzerine çok şey ekledi. Biz hangi hıyanetten bahsedebiliriz ki? Bu devirde bir tarihçi olarak tam samimi şekilde derim ki, bugünlerde Nahçıvan Azerbaycan’ın bünyesindeyse, bunun için Mustafa Kemal’in liderlik ettiği Türkiye’ye minnettar olmak lazımdır. O anlamda ki 30 Kasım’da Ermenistan’da Sovyetleşme münasebetiyle Azerbaycan’ın Halk Komiserler Sovyeti İnkılab Komitesinin beyanatı olmuştu ve Azerbaycan Zengezuru da Nahçıvanı da Ermenistanın bünyesinde olarak tanımıştı. Meseleyi keskin şekilde koyan Mustafa Kemal oldu ve dedi ki Nahçıvan bizim kapımızdır, hiçbir şekilde bundan vazgeçemeyiz. Nahçıvan Azerbaycan’a dışardan katılacaktı. Atatürk kendi menfaatini düşünseydi, Nahçıvan Iğdır’ın devamındaydı, diyebilirdi ki Türkiye’ye verilsin. Anlaşmada Azerbaycan’ın bünyesinde olmalıdır hükmünden sonra ikinci bir madde vardı ki Azerbaycan Bolşevik hükümeti Nahçıvan’ı üçüncü bir devlete peşkeşlik etmesin diye. Azerbaycan bu taahhüdün altına girmek istemiyordu. Türkler bunu Rusların vasıtasıyla mecburi koydurdular. Şah Tahtenski’ye de dediler ki siz bunu bugün kabul etseniz yarın Nahçıvan’ı Ermenilere peşkeş çekebilirsiniz. Biz istiyoruz ki bu mesele uluslarası teminat altına alınsın ve siz isteseniz de hiçbir zaman Nahçıvanı kimseye peşkeş çekemiyesiniz. Biz bu diplomasiyi koyuyoruz

Zengezur niye meydana geldi?

Topyekun Ermeni Türk savaşı başladıktan sonra Bolşevikler 1918’in tekrar olunmasından, Türklerin Bakü’ye gelmesinden çekindiler. Akıllarına öyle bir şey geldi ki Türkiye ile Azerbaycan arasında kara sınırlarını ortadan kaldırsınlar. Orjonikidze, Stalin’e teklif etti, Stalin bildirdi Lenin’e ki şimdi Zengezur’u verilebilir, formül şöyle bulunmuştu bu Moskova’da ilan olunmamalıydı, bu bilavasıta (aracısız) Nerimanov’un dilinden çıkmalıydı. Bütün bunları işittiğinde Atatürk Rıza Nur’a talimat verdi. Rıza Nur’un güzel bir sözü var, gelip Bolşevik Azerbaycan’ını gördüğünde dedi ki burda ne devlet var ne bağımsızlık var, burada karşısına çıkan ilk kızıl askere yüksek saygı gösteren Nerimanov var. Bundan başka birşey yoktur.
Orjonikidze’yi koymuşlardı Bakü’ye. 10 gün olmuştu Orjonikidze Bakü’den çıkalı. Stalin yaygara kopardı. Dedi ki biz seni koymuşuz oraya Türkleri izlemeye. Sen nereye gitmişsin? Acele olarak Bakü’ye dönmen lazımdır. Türklerin hedefi Bakü’dür ve gözetimsiz bırakmak olmaz onları.

Ankara’da devlet kuruldu. Mustafa Kemal liderliğinde, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti kuruldu, bu devlet bütün dünyada birinci diplomatik temsilciliğini nereye açtı? Azerbaycan’a. Bu devletin Azerbaycan’la bir münasebeti var. Burada bir değer var. Birinci diplomatik temsilcilik Azerbaycan’da açıldı. Memduh Şevket Esendal Azerbaycan’a diplomatik temsilci olarak gönderildi. Hangi devletler birbirlerinde diplomatik temsilcilik açar? Ve öyle bir zamanda açıldı ki Rusya’da diplomatik temsilcilik yoktu. Bu birinci olarak Azerbaycan’da açıldı. Yeni hükümetin diplomatik bakımdan birinci adımı Azerbaycan oldu. O yüzden ben hesap ederim ki devir değişebilir, değerler değişebilir ama tarihi değişmiş değerlere uygun olarak yorumlamak mümkün değildir. Tarihte kimseyi kimsenin yerine oturtmak mümkün değildir.

Şeyh Muhammed Hıyabani harekatı niye Nisan ayının 7 sinde başladı bu Tebriz isyanı? Bakü’nün işgali arefesinde. İngilizleri Azerbaycan sınırlarından uzaklaştırmak gerekiyordu. Bolşevikler İngilizler Bakü’ye dahil olabilirler diye düşünüyorlardı. Şeyh Muhammed Hıyabani harekatı İngiliz karşıtlığı ideası üzerine kurulmuştu. Şeyh, Bolşeviklerin bu harekatın içerisine girdiğini gördüğünde, hatta Tebriz’de bir kaç yerde kızıl bayrak kaldırdılar, kesinlikle onların faaliyetini yasakladı. Bunların hepsi Seyit Ahmet Kesrevi’nin kitabında var.

Başşehir Bakü’nün 1918 yılında adım adım kurtarılmasında, bu üzerinde oturduğumuz petrol zenginliğinin uğrunda mücadelenin her karışında Türk askerinin kanı var. Bu unutulmamalı. Ne kadar meselelere yüzeyden muayyen ideolojik tesirlerin altında münasebet besliyorlar. Geçtiğimiz tarihte bağımsız devlet kuruculuğumuzda bize Türkiye kadar yakın ayrı bir devlet yoktu ve samimi bir münasebet besleyen başka bir devlet yoktu. (Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman. Not: Şeyh Muhammed Hıyabani İran’da 1920’de ömrü 5 ay süren Azadistan adlı bir Azeri Devleti kurmuştu)

7.10.4 Dr. Mehman Ağayev

Ağayev  “Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Azerbaycan İlişkileri” adlı kitabında Ankara Hükümetinin, işgale karşı olduğunu, Azerbaycan’ın kendi arzusu ile Bolşevikler tarafına geçmesini istediğini yazıyor ayrıntılarıyla. Ağayev der ki, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Meclis toplanırken, 27 Nisan 1920’de Sovyet 11. Ordusu Azerbaycan’a girdi. Birileri bu girişten dolayı Mustafa Kemal Paşa’yı, Halil Paşa’yı, Karabekir’i suçlarlar. Hayır, onlar böyle bir girişi değil, Azerbaycan’ın bağımsızlığı korunarak Sovyetleştirilmesini, böylece, Sovyetler’le Türkiye arasındaki emperyalizme karşı oluşacak işbirliğinin önünde engel kalmamasını istiyorlardı.

7.10.5 Elnur Musayev

Atatürk Azerbaycanın işgaline haklı olarak karşı çıkmadı. Ancak hıyanet fikrini kabul etmek doğru değil. Bu, Atatürk tarafından atılan en büyük ve doğru adım idi. Ya Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin sükut etmesi, ya da bütün Türk dünyasının mahvı söz konusuydu. Bu kararın özünün doğru olmasını sonraki hadiseler de gösterdi. 

Mustafa Kemal’in korktuğu ne idi? İtilaf devletleri Bolşevikler ve Türkler arasındaki alakayı kesmek için Kafkas halklarından istifade edecekler. Onlar artık Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve olabilirse Kuzey Kafkasya’nın da bağımsızlıklarını tanıyacaklardı ve bu yolda kendi yardımlarını esirgemeyeceklerdi. Eğer onlar buna nail olursa Türkiye muhasaraya, ablukaya alınacak, bu ise Türkiye’nin mahvı, Sovyet Rusyası için de büyük bir tehlikə olacaktı.

Türk askeri Rus ordusunun karşısında durabilir miydi? Sarıkamış harekatında Enver Paşa 80 000 askerini kaybetti. Eğer Türk askeri Rus ordusunun karşısında durabiliyorduysa, bunu o zaman yapardı.

Azerbaycanın eski sosyalistlerinden Samedağa Ağamalıoğlu derdi ki,”Azerbaycanın alın yazısını toprağın üstü değil, altı tayin ediyor. Çıkan petrolden bizim payımız bir idare lambası dolduracak kadardır. Bu petrol burada durdukça biz ona değil, o bize ağalık edecek”.
Avrupa basını daha o vakitler (”Le Figaro” qazetesi 06.05.1922) yazıyordu ki, dünyanın hiç bir bölgesi Bakü petrolünün yerine geçemezdi. Dünyanın hiç bir yerinde hatta, Meksikada da Azerbaycanın Bakü petrolü havzasındaki kadar petrol çıkarılmıyor. Bu bölgede petrol tükenmez derecede büyüktür.

XX. asrın başlarında ABD’ni geçerek Bakü dünyanın iki büyük petrol üretim merkezindən birine çevrilmişti. 1900 yılında Azerbaycanda fazladan 10 milyon ton petrol üretilmiştir ki, bu da Rusyada çıkarılan petrolün % 95 ini, dünyada çıkarılan petrolün ise % 50 sini teşkil etmiştir.1941-45. yıllardaki savaş döneminde Azerbaycan petrolü bütün Sovyetlerde çıkarılan petrolün % 75 ini teşkil etmiştir. Buradan yukarıda da kaydetdiğimiz gibi, bir gerçek dikkatimizi çekiyor, böyle bir durumda Rusya Bakü petrolünü her hangi bir ülkeye bağışlayabilir miydi? Bakü petrolü olmadan Rusya’nın da gelecekte sükutu mümkündü.
Rusyaya görüşmelere giden Karabekir Paşa tam emin olur ki, “Rusya Baküsüz mevcut olamaz”. Bu ise inkar edilmeyecek bir gerçektir. 

Demek ki, Atatürk’ün Azerbaycan’ın işgaline karşı çıkmamasının esas sebebi Rusya’nın Bakü petrolünü hiçbir bir devletin eline bırakmamasından ileri gelmektedir. 

7.10.6 Doç. Dr. Faiq Ələkbərov

O dönemlerde Türkiye ile Azerbaycan arasında münasebetlerin bozulmasının sebebkarları da Avrupa, özellikle Sovyet Rusyası olmuştu. Sovyet Rusyasının yürüttüğü  ikiyüzlü siyaset neticesinde Azerbaycan Cumhuriyetinin devrilmesi prosesine Türkiye en azından müşahedeci kalmıştı. Her halde itiraf etmek lazımdır ki, Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın bazı ideologları (Mustafa Kemal, Halil Paşa, N.Nerimanov vb.) ilk devirlerde, doğrudan da Sovyet Rusyasına itimat göstermiş, onun Sovyetleşme ideasının Azerbaycan’da gerçekleşmesinde ya ilgili olmuş, ya da bu proseste doğrudan şekilde iştirak etmişler. Ancak sonralar onlar Sovyet Rusyasının «Sovyetleşme» ideası adı altında işgalcilik siyasetini anlamıştılarsa da, artık çok geç olmuştur. Bunu, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk de, Sovyet Azerbaycanının rehberi N.Nerimanov da itiraf etmişler. Yani onlar «Sovyetleşme»den Azerbaycanın, muayyen manada da Türkiye’nin de kazanacağını ümit ettikleri halde, Sovyet Rusyasının iki yüzlü ve riyakar siyaseti neticesinde Azerbaycan yalnız müstakilliğini değil, hem de topraklarını yitirmiştir.

Atatürk sonralar Azerbaycan’ın Sovyet Rusyasının elinde müstemleke haline geldiğini görerek yürek ağrısı ile «Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir» şeklinde ifade kullanmıştır. Aynı zamanda, Atatürk beyan etmiştir ki, bir gün SSCB dağılacak ve o zaman Türkiye Türkleri dili bir, dini bir, soy kökü bir olan Azerbaycan’daki Türk kardeşlerinin yanında olmağa hazır olmalıdırlar: «Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam atarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir».

7.10.7 Azerbaycan halkının haberdarlığı

Aslında, bizim Atatürk düşmanlarının aksine,  Azerbaycan’da, nurcular dışında Mustafa Kemal’in,  Bolşeviklerin ülkeyi işgali ile ilişkisi var mıydı yok muydu gibi bir şeyden haberdar olan yok. Onun da ötesinde halkın büyük çoğunluğu Bolşevik rejimin özlemi içerisinde. Konu açıldığında “qabaqcada yaxşıydı” (eskiden iyiydi) Azerbaycan’da neredeyse atasözü haline gelmiş. Günümüzde Ruslara genelde kin beslenmiyor, Rusya dost ülke olarak görülüyor. https://dailymotion.com/video/x163s64
Konuyla ilgili yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. Aralarında “Ruslar bugün Azadlık meydanına gelse gider karşılarız” diyenlere “Haberiniz var mı, Atatürk  bir zamanlar sizi satmış” dediğimizde “Sohbet hardan gedir axı” (Sen neden bahsediyorsun yahu) cevabını alıyoruz. http://modern.az/articles/71329/1/?fb_action_ids=633401353430995&fb_action_types=og.recommends (Azerbaycan Türkçesiyle)

7.11 Günümüzde hortlatılmaya çalışılan yeni Kafkas Seddi Projesi

Sovyetlerin yıkılmasıyla  Güney Kafkasya deneyimsiz bir şekilde birden bire değişimin  zorluklarıyla, vahşi kapitalizmin kucağına düşmenin sancılarını yaşamak zorunda kaldı. Soros desteğiyle ABD Güney Kafkasya’yı NATO güdümüne sokma girişiminde bulundu. Sovyetler yıkılma sürecindeyken Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi ve Gürcistan’daki iç karışıklıklar yüzünden durum içinden çıkılmaz halde. Bu coğrafyada 1919 İngiliz planının  70 yıllık gecikmeyle hortlatılması fırsatı doğdu. Mustafa Kemal’in korkuları, yıllar sonra Büyük Orta Doğu Projesi BOP/Genişletilmiş BOP olarak geri döndü.

Azerbaycan ve Ermenistan yıllardır savaş halinde. Ermenistan’ın güvenliğini Rus ordusu sağlıyor. Gürcistan Batı ve Rus Emperyalizmleri kavgasının ortasında kaldı, topraklarının bir bölümü Rus işgali altında. Azerbaycan bağımsız bir ülke ancak topraklarının % 20’si Dağlık Karabağ ve 7 rayon (ilçe) Ermeniler tarafından işgal altında. Süreçte 16 bin Azerbaycan Türkü öldü, 22 bini yaralandı, 1 milyonu evlerini, yurtlarını terk etti. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî açıklamasına göre  Hocalı Katliamında 106’sı kadın, 83’ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı hayatını kaybetti. Bütün bunların bin beteri 1920 de Kızılordu Güney Kafkasya’yı işgal etmeseydi daha o zaman olacaktı.

Rusya, Sovyetler dağıldıktan sonra Çarlık döneminde olduğu gibi Ermenileri tekrar desteklemeye başladı, Azerbaycan’ın topraklarını geri almasına izin vermiyor. Ermenistan’ın Azerbaycanla anlaşmasına izin vermeyerek Azerbaycan’ı, topraklarını geri alabilmesi için Rusya liderliğindeki Gümrük Birliği’ne ve BDT Ortak Güvenlik Antlaşmasına katılmaya zorluyor. Özetle Rusya, Sovyet Bloğunu ihya etme peşinde. Bu konudaki ayrıntılı analizlerimizi okumak için lütfen tıklayın:

Azerbaycana karşı Rus Ermeni İran ittifakı

Rusyanın Ermenistandaki Askeri Varlığı

Azerbaycan’ın Dış Politikası.

Ermenistan ile savaş halinde olması yüzünden Azerbaycan, bütçesinin % 20’sine yakın bir kısmını savunma harcamalarına ayırmakta. Azerbaycan’ın 2015 yılı savunma bütçesi 4.8 milyar $ olup Ermenistan’ın toplam bütçesi olan 3.2 milyar $’ın tam 1.5 katıdır. Bu durum Azerbaycan’ın kalkınmasını ve halkının refahını olumsuz etkilemektedir.

Azerbaycan’la savaş halinde olması ve Türkiye sınırının kapanması yüzünden ekonomisi perişan durumda olan Ermenistan, bağımsızlıktan sonra Sovyetler Birliği tarafından imzalanmış olduğu gerekçesiyle Kars antlaşmasını tanımadığını açıkladı. Ermenistan’a göre geçerli olan antlaşma Sevr Antlaşması’dır. Ermenistan bağımsızlıktan sonra uluslararası platformlarda Türkiye’yi sözde soykırımdan mahkum ettirmeye çalışmakta, Türkiye’den başta Ağrı Dağı olmak üzere, toprak ve tazminat talep etmektedir. Günümüzde Ermenilerin Türkiye ile ve Dağlık Karabağ Bölgesi’nin işgali başta olmak üzere Azerbaycan Türkleriyle ilgili yaşanan birçok sorunların Ermeni-Türk düşmanlığının kaynağı bunlardır. 

Lozan’a taraf olmamış Amerika Birleşik Devletleri, Mustafa Kemal Atatürk’ü rafa kaldırtmak üzeredir, Sevr antlaşmasını da BOP (Büyük Orta Doğu Projesi – Genişletilmiş BOP) adı altında adım adım yürürlüğe koymaktadır. Kemalizmin ve Türk ordusunun defteri dürülmüştür. Güney Doğu Anadolu’yu da içine alan Kürdistan kurulmak üzeredir. Türkiye Ermeni soykırımını tanıma durumuna getirilmeye çalışılmaktadır. Bunu yaparsa Ermenistan’a toprak ve tazminat vermek zorunda kalacaktır. Bunları da birçok yazımızda önceden haber vermiştik.

Maalesef süreç, Mustafa Kemal’in korktuğu ve o zamanlarda bertaraf edilebildiği sanılan ancak bugün ertelenebildiği anlaşılan, mahva doğru gitmektedir.

7.12 Tarihsel sosyoloji

1918-1920 yıllarındaki Azerbaycan ve Türkiye’yi kıyas ederek genellemelere ulaşmak isteyen, uluslararası sistemik etkileri hesaba katmayan bir sosyoloji anlayışıyla Atatürk Azerbaycan’ı sattı, Azerbaycan’a ihanet etti gibi tarih dışı ve toplumsal olmayan sonuçlar elde edilir. Halbuki jeopolitik etkileşim, uluslararası sistemdeki gelişmeler toplumsal alanların değişim yönüne etki eder.

1920’de Atatürk Yunanla, Kızılordu Menşeviklerle savaşıyordu. Menşevikleri ve Yunanı İngilizler destekliyordu. Düşman ortak olduğu için Ankara-Bolşevik ilişkileri dostaneydi. İngilizlerin Anadolu’dan ve Kafkasya’dan defolup gitmeleri şarttı.

Atatürk Ermenileri durdurmuştu, gücü ona yetmişti, oradaki kuvvetlere şiddetle ihtiyacı vardı. Yunan ordusunu yok etmediği takdirde ne Anadolu, ne Doğu ne de Kafkasya kalırdı. Güney Kafkasya’daki kaosu ve düşman varlığını halletmek böylece Bolşeviklere kalıhyordu.

Bolşevikler devrim sırasında Rusya toprakları dahilinde yaşayan Türklere bağımsızlık verme sözü vermişler ve kurulan devletlere ses çıkarmamışlardı. Sözlerini tutmasalar bile geleceği öngörme yeteneği olan Mustafa Kemal o zaman Sovyetler Birliği içerisine alınan Türk Devletlerinin birgün bağımsızlıklarını kazanacaklarını biliyordu, bunu açıkça ifade de etmişti:

Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat o da tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi dağılabilir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla elinde sımsıkı tuttuğu uluslar avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir“…”Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, bunları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.

Tarih ancak o zamanın olayları ile değerlendirilebilir. O zaman bir tarafta durum neyken öteki tarafta durum neydi, ne yapılması gerekiyordu, ne yapılabilirdi? Anadolu’da ve Kafkasya’da aynı anda olan bitenlere kronolojik sırayla bakıldığında, SÖYLENTİLERİN, YALANLARIN AKSİNE Atatürk’ü suçlayacak bir durumun olmadığı anlaşılmaktadır.

Kaynaklar:

Kafkas İslam Ordusu. Bülent Pakman. Eylül 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/temel-bilgiler/azerbaycan-tarihi/kafkas-islam-ordusu/

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti. Bülent Pakman. Ağustos 2014. https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kuzey-kafkasya/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti/

Osmanlı’nın Milli Mücadele’ye İhaneti. Bülent Pakman. Ocak 2015.https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/osmanlinin-milli-mucadeleye-ihaneti/

Dersim gerçeği. Bülent Pakman. Ocak 2015. https://bpakman.wordpress.com/dinler-arasi-diyalog/siyonist-evangelist-isbirligi/kurt-ozerkligine-dogru/ataturk-kurtlere-ozerklik-vadetti-mi/dersim-gercegi/

Dürrizade Fetvası. Bülent Pakman. Mayıs 2010. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/durrizade-fetvasi/

Azerbaycan Topraklarının İşgali. Bülent Pakman. Ekim 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/ermenistan-siniri-acilacak-mi/azerbaycan-topraklarinin-isgali/

Kurtuluş Savaşına Buhara Altınları. Bülent Pakman. Ağustos 2011. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/kurtulus-savasina-buhara-altinlari/

Milli Mücadeleye Azerbaycan Desteği. Bülent Pakman. Ağustos 2012. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/milli-mucadeleye-azerbaycan-destegi/

Azərbaycan Xalq Cümhurriyəti – 90 (1918 – 1920) Azerbaycan Respublikası Medeniyet ve Turizm Nazırlığı. М. F. Аhundov adına Azerbaycan Milli Kitabhanası
http://www.anl.az/down/az.xalq.cumhuriyyeti.pdf

Azerbaycan Cumhuriyeti. Prof. Dr. Musa Gasımov http://coedev.miami.edu/

Nisan 1920 darbesi ve Azerbaycan demokratik Cumhuriyetinin düşmesi. Prof. Dr. Cemil Hasanlı, Tarih Bilimci. İRS Tarih bilinci. http://irs-az.com/new/pdf/201308/1375679518393304782.pdf

Ermeni Terör Örgütü Taşnaksütyun’un 1918-1920 Yıllarında Güney Kafkasya ve Yukarı Karabağ’da Yaptığı Katliamlar. Sevinç Seyidova. Doç. Dr., Azerbaycan Devlet Pedoqoji Üniversitesi, Tarih Fakültesi. Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/1 Winter 2014, p. 485-494, ANKARA-TURKEY http://www.turkishstudies.net/Makaleler/1315668642_27SeyidovaSevinç-trh-485-494.pdf

İlk Cumhuriyet Döneminde Azerbaycan Petrolünün Ermeni Faaliyetlerindeki Rolü (1918-1920) BeşirMustafayev Doç. Dr. Iğdır Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü. Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı: 1. Nisan 2012. 59-79. http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/634303309_05_Mustafayev_%2859-79%29.pdf

I. Dünya Savaşı Esnasında Nargin Adası’ında Türk Esirler. Dr. Betül ASLAN A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED], ERZURUM 2010 http://e-dergi.atauni.edu.tr/ataunitaed/article/viewFile/1020002502/1020002504

Gence İsyanı. Ahmed İsayev. 8 Ağustos 2010. http://www.anl.az/down/meqale/azerbaycan/2010/avqust/130265.htm

Azerbaycan. Devleti kaybetme faciası. http://www.azerbaijans.com/content_318_tr.html

Azerbaycan’ın askeri tarihi http://www.azerbaijans.com/content_652_tr.html

Azerbaycan Basın tarihi http://www.azerbaijans.com/content_741_tr.html

Democratic Republic of Azerbaijan. Chronology of Major Events (1918-1920) by Fuad Akhundov http://azer.com/aiweb/categories/magazine/61_folder/61_articles/61_chronology.html

Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluşunda Türkiye’nin Yardımları İlhak Amacına mı Yönelikti? Yrd. Doç. Dr. Selma YEL http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/800/10219.pdf

Elviye-i Selase’nin Osmanlı Devleti’ne İadesi ve Bazı Uygulamalar
Doç. Dr. Mustafa GÜL. Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Tarih Bölümü öğretim Üyesi http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/814/10330.pdf

Milli Mücadele Döneminde Elviye-i Selase ve Nahçıvan. Esin Derinsu Dayı. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı. 2013. http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-64-65-66/milli-mucadele-doneminde-elviye-i-selase-ve-nahcivan

Ahıska Türkleri -VI- Asil S. Tunçer http://www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=2424

İngiliz Belgelerinde Türkiye, Erol Ulubelen, Çağdaş Yayınları. İstanbul 1982.

Yakın Dönem Tarihimizde Yeşil Ordu Cemiyeti’ne Toplu Bir Bakış. Mukaddes Arslan. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-51/yakin-donem-tarihimizde-yesil-ordu-cemiyetine-toplu-bir-bakis

Moskova Antlaşmasına Giden Yol, Milli Mücadele Dönemi TBMM Bolşevik İlişkileri. İhsan Çolak. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-49/moskova-antlasmasina-giden-yol-milli-mucadele-donemi-tbmm-bolsevik-iliskileri

I. Dünya Savaşı Sonunda Nahçıvan’da Yapılan Millî Mücadele ve Bugünkü Nahçıvan’ın statüsünün oluşumu. Doç. Dr. Ali Arslan. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-41/i-dunya-savasi-sonunda-nahcivanda-yapilan-milli-mucadele-ve-bugunku-nahcivanin-statusunun-olusumu

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/erzurum-milletvekili-durak-ve-arkadaslarinin-dogu-cephesi-kuvvetlerinin-tecavuzlere-karsilik-vermemeleri-nedenlerinin-bildirilmesi-hakkindaki-soru-onergesi-uzerine

Ahmet Dursun. Toplumsal bilinci gerçekleştirme çatısı. 28 Eylül 2008. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2980.0

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan ve Dağıstan’a Askeri ve Siyasi Yardımı / Dr. Nâsır Yüceer http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=290860
XIX. Yüzyılda Rusya’nın Kafkas Politikası ve Ermeniler. Yrd. Doç. Dr. Ahmet TOKSOY04.04.2014. http://ekoavrasya.net/duyuru.aspx?did=136&Lang=TR

Çöl Kartallığından Kafkas Kartallığına. Oğuzhan Yücel http://www.kayipmurekkep.com/col-kartalligindan-kafkas-kartalligina/

Kafkas Seddi. Uludağ Sözlük. http://www.uludagsozluk.com/k/kafkas-seddi/
Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz Hatıralarım. İhsan Ilgar. Kervan Yayınları. İstanbul. 1973

Atatürk Azerbaycan’ı sattı iddiası Sinan Meydan ve eksikler. Cazım Gürbüz. Yeniçağ Gazetesi. 28.11.2005. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ataturk-azerbaycani-satti-iddiasi-sinan-meydan-ve-eksi-36428yy.htm

Kafkasya’daki son Türk zaferleri.Yrd. Doç. Dr. Mesut Erşan. Tarih Tarih Almanakları http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=290864

Red Army invasion of Azerbaijan. Wikipedia. http://en.wikipedia.org/wiki/Red_Army_invasion_of_AzerbaijanЛенин В. И.

T. B. M. M.. Gizli Celse Zabıtları. 22 Kânunusâni 1337 (1921). https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf

Полное собрание сочинений Том 51. Письма: март 1920 г.

Содержание «Военная Литература» Военная история, Глава 8., Взятие Петровска и Баку İçerik «Savaş Edebiyatı» Askeri tarih. Petrovska ve Bakü İşgali http://militera.lib.ru/h/shirokorad_ab3/21.html

Lenin ve Milliyetler Meselesi. Ayşe Hür. 17 Mayıs 2009. Taraf. http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/lenin-ve-milliyetler-meselesi/5561/

Vahşetin belgesi KGB’de. Yeni Şafak. Murat Palavar. 08 Aralık 2007 http://www.yenisafak.com.tr/gundem/vahsetin-belgesi-kgbde-86399

Azadlık Radyosu.Azerbaycan. 3.6.2014 günlü program
http://www.azadliqradiosu.az/content/article/24926184.html

Minareler süngü kubbeler miğfer mercedesler zırhlı. Yılmaz Özdil. Sözcü Gazetesi. 23 Mayıs 2015. http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/yilmaz-ozdil/minareler-sungu-kubbeler-migfer-mercedesler-zirhli-839488/

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Mehmet Emin Resulzade. Firuz Yusufi.    https://firuzyusifi.wordpress.com/2016/03/03/yasasin-turkiye-cumhuriyeti-mehmet-emin-resulzade/

Türk Kurtuluş Savaşı Doğu Cephesi. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Türk Kurtuluş Savaş1 Doğu Cephesi

Sevr Antlaşması. Vikipedi.http://tr.wikipedia.org/wiki/Sevr_Antlaşmas1

Mustafa Suphi. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa Suphi

Türk Kurtuluş Savaşı. Vikipedi.  http://tr.wikipedia.org/wiki/Türk Kurtuluş Savaş1

Fətəli xan Xoyski. Vikipedi. http://az.wikipedia.org/wiki/Feteli xan Xoyski

Büyük Taaruz. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Büyük Taarruz

İzmir’in İşgali. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/İzmirin İşgali

Kadir Mısıroğlu Shakespeare’e abdest aldırdı: Gizli Müslümandır, adı da Şeyh Pir’dir. Diken. 04/07/2016 htmhttp://www.diken.com.tr/video-l-tarihci-kadir-misiroglu-shakespearee-abdest-aldirdi-gizli-muslumandir-adi-da-seyh-pirdir/

Atatürk Azərbaycanı haqlı olaraq güzəştə getdi – TARİXİ FAKTLAR. Elnur MUSAYEV. Hürriyyet. 3.9.2016 http://hurriyyet.org/11274-ataturk-azerbaycani-haqli-olaraq-guzeshte-getdi-tarx-faktlar.html

Orijinal kaynağı bulunamayan başka dökümanlar

Bülent Pakman, Haziran 2015. Ekleme Temmuz 2016. Yazılar izin alınmadan, aktif link verilmeden kısmen veya tamamen yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

Youtube video kanalım

Sharjah 2011Bülent Pakman kimdir   https://bpakman.wordpress.com

Mustafa Kemal Atatürk Azerbaycan’a ihanet mi etti? için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Atatürk’e bu iftiralar neden? | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s