Kürtçülüğün öncesi

İKİ YÜZ YILLIK İHANET İTTİFAKI’NIN BUGÜNKÜ YÜZLERİ

Erdal Sarızeybek 09 Nisan 2011 14:07 Cumartesi

Halid-i Nakşi Bağdadi?nin çocukları, torunları ve müritleri?

93 harbinde Ruslara yenilen Osmanlı, İngiltere’nin arabulucu olup Balkanlar’da kaybettiği toprakların bir kısmını alabilmek için, Kıbrıs’ı İngiltere’ye kiralamıştı. 1878’de İngiltere, hemen asker göndererek Kıbrıs’a yerleşti. Ardından Fransa, 1881’de, Tunus’u topraklarına kattı. 1882’de ingiltere, Mısır’ı kontrolü altına aldı. 1897’de, Girit Yunanlılara geçti. Fransa’nın Tunus’u işgali, ardından da İngiltere’nin  Mısır’ı ele geçirmesinden sonra İtalya, Kuzey Afrika’da kalan son Osmanlı toprağı olan Trablusgarp’la(Libya) ilgilenmeye başladı ve Libya’yı ele geçirmek için 1911’de Osmanlı’ya savaş ilan etti. Bu savaşa, aralarında ittifak kuran Bulgar-Sırp-Yunan ve Karadağ da katıldı. Zaten sürekli güç kaybeden Osmanlı için yenilgi kaçınılmaz oldu…

Bu yenilgi sonrasında Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti (28 Kasım 1912). Bulgarlar ise Edirne’yi ele geçirerek Çatalca’ya kadar ilerledi(19 Kasım 1912). Londra antlaşmasıyla da Gelibolu Yarımadası hariç Trakya Bulgaristan’a verildi. Makedonya’nın büyük bir kısmı Yunanistan ve Sırbistan arasında paylaşıldı. Bu arada, Osmanlı topraklarını paylaşamayıp birbirine düşmelerinden istifade ile Osmanlı Ordusu, Kırklareli ve Edirne’yi geri aldı.  Balkan Savaşları, Balkanlardaki Türk varlığının büyük bir kıyıma uğramasına sebep oldu. Yüz binlerce Türk, savaşlar sırasında ve sonrasında açlık ve yokluk içinde buradan göç etti. İşte bu süreçte önce,1908’te, Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti kuruldu.

Bu tür Kürt cemiyetleri için Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, “Memleket içinde ve İstanbul’da milli varlığa düşman kuruluşlar” başlığı altında, şunları yazar;

“ Kurulma yolundaki bu dernekler dışında, memleket içinde daha başka bir takım dernek ve kuruluşlar da ortaya çıkmıştır. Bitlis ve Elazığ illerinde, İstanbul’dan idare edilen Kürt Teali Cemiyeti vardı. Bu derneğin amacı yabancı devletlerin himayesinde bir Kürt devleti kurmaktı…”

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’ni kuran üç Kürt ailesidir; Şemdinan (Şemdinli) ailesinden Şeyh Ubeydullah oğlu Seyyid Abdulkadir, Bedirhan sülalesinden Bedirhan Bey oğlu Mehmet Emin Ali Bedirhan, Baban ailesinden Babanzade Ahmet Naim bey. Bu üç Kürt ailesinden, Şeyh Ubeydullah, Bedirhan ve Baban ailelerinin bazı kollarından tanınmış Kürtçüler çıkmış ve bunlar Tanzimat döneminden beri Türkiye’yi uğraştırmıştır.

Tarihçi Tunaya’nın bu konuda yazdığı şudur;

“Kürtlerin siyasal gelişimlerinde eylemcilik, belirli “hanedan’ların (ailelerin) girişimlerine bağlı kalmıştır. Örneğin Baban ve Bedirhan aileleri hemen hemen her ayaklanmanın başındadırlar. Kürt hareketleri yönetici gurupların çeşitli devletler ve hükümetlerle kurdukları ilişkilere bağlı olarak gelişmişlerdir…”

Kürdistan Teavün ve Terakki Cemiyeti, kurulduktan az sonra, kendi adını taşıyan bir yayın organı çıkarmaya başlar. Seyit Abdulkadir de ayrıca “Hetav-i Kürd ( Kürt Güneşi) adlı bir gazete yayımlaya koyulur. Bedirhan ailesi tarafından da, Avrupa’da yayımlanmış olan Kürdistan adlı gazete de İstanbul’a taşınır. İkinci Meşrutiyetin ilk yıllarında İstanbul’da temeli atılan Kürtçe-Türkçe yayın organlarında Kürtlerin çeşitli sorunları da dile getirilmeye başlanmış ve bu arada bir Kürt alfabesi konusu da tartışılmaktadır.

Abdurrahman Bedirhan, 1913’te, Roj-a Kürt’ün 4. Sayısında, Kürt alfabesinin geliştirilmesi konusunu ele almıştır. Bu cemiyetin nizamnamesinde yer alan belki de en önemli husus, 15nci maddesinde yer alan şu konudur;

“Cemiyet, Kürtlerle Ermeniler arasındaki ve Kürt aşiretlerinin kendi aralarındaki anlaşmazlıkları gidermek ve anlaşma yollarını araştırıp gerçekleştirmek amacıyla Kürdistan’a uygun kişiler gönderecektir. Bu alanda yerel makamlardan, ulema ve şeyhlerden, nüfuzlu reislerden yararlanmaya çalışacaktır. Cemiyet; Ermeni derneklerinden de yararlanmak üzere, İstanbul’da, Kürtler ile Ermenilerden bir karma kurul oluşturmaya çalışacaktır.  Bir başka cemiyet olan Kürt Hevi Cemiyeti açılacak ve amaca mutlaka ulaşmaya çalışacaktır”…

Kürt-Ermeni işbirliğinin belki de ilk resmi belgesi budur. Osmanlı topraklarını paylaşamayan Ermeni ve ayrılıkçı Kürtler, nihayetinde Ermeni lideri Bogos Paşa ile Kürt Şerif Paşa’nın anlaşmasıyla, aradaki mevcut anlaşmazlıkları giderir. 20 Aralık 1920’de, Paris’te, ortak imzalı bir bildiri yayımlar;

“Ermeni ve Kürt uluslarının yetkili delegeleri olan bizler, yüksek ırka mensup, çıkarları ortak ve resmi-gayrıresmi hükümetleri kendilerine bunca zulüm etmiş olan Türklerin boyunduruğundan tamamen kurtularak ve bağımsızlıklarından başka bir gaye ve maksat takip etmeyen iki milletin emellerini Paris Barış Anlaşması’na sunmakla onur duyarız. Ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri konusundaki ilkeye dayanarak, büyük devletlerden birisinin koruması altında bağımsız bir Ermenistan ve bir Kürt Devleti’nin kurulmasını ve bütün büyük devletlerin, uluslarımızın emel ve arzularını kabul ederek aydınlanma ve gelişmede bize teknik yardım yapmalarını Barış Konferansı’ndan istemek konusunda fikir birliğine vardık…”

Bundan sonra, 1920’de Koçgiri isyanı tertip edilecek, ardından 1925’te Şeyh Said isyanı çıkarılacaktır. Bu isyanların başarısızlığı üzerine, Hoybun cemiyetinin kurulması için, 1927’de, Revandiz’de, Seyit Taha’nın evinde bir toplantı yapılacak ve şu kararlar alınacaktır;

“İngilizler daima mazlum milletlerin hamisi olmuşlardır. İcabında kendilerine silah ve cephane verecekleri gibi, Nesturileri de Kürt elbisesi giydirerek, yardım edeceklerdir. Fakat her şeyden evvel muvaffak olmak ve bunun için de birleşerek büyük bir cemiyet vücuda getirmek lazımdır. Şemdinan tarafından taarruz ve Van işgal edildiği takdirde, İngiliz yardımı her sahada kendini gösterecektir…”

Neden Çarçella dediğimiz, neden Şemdinli, Şemdinli’ye dikkat edin, dediğimiz her halde bu karardan anlaşılmıştır; tarihsel taarruz hedefleri ‘Şemdinli-Hakkâri-Van’ istikametidir ve tarih tekerrür etmektedir…

 Hoybun Cemiyeti’nin kurulma aşamasında, Mart 1927’de, yine Seyit Taha’nın evinde, ikinci bir toplantı yapılacak ve bu toplantıda ise şu kararlar alınacaktır;

“Irak’tan Şermdinan mıntıkasına, İran’dan Celali mıntıkasına, Suriye’den Urfa mıntıkasına taarruza başlamak ve aynı zamanda Ağrı dağında bulunan Celali aşireti Reisi Halit bey ile Maku civarında Haydaran aşiretinden Yusuf Abdal’a, Haco’ya, Remanlı Emin Bey’e, Şırnaklı Ali Han’a ve Şahinzade Hırço Mustafa’ya haber göndererek, bu isyana katılmaya davet etmek…”

Alınan bu kararlar, 1930’daki Ağrı isyanının ayak sesleri olarak tarihe geçecektir. Hoybun cemiyeti, bu çalışmalar sonucunda, Ekim 1927’de, Lübnan’da kurulmuştur. Kuruluşunda Nakşibendi Şeyhi Seyit Abdulkadir ile yine bir başka Nakşi Şeyhi Said’in uzantıları ve de Ermeniler yer almıştır. Hoybun nedir;

“Taşnak-Hoybun, Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak, emperyalizmin çıkarları için uşaklık yapmak amacıyla İngilizler tarafından kurulan, kandırılmış olan Kürt ve Ermenilerden oluşturulmuş bir ihanet örgütüdür. İskeleti Taşnaklardan, ruhu İngilizlerden ve eti Kürtlerden oluşan ve görünürdeki amacı bağımsız bir Kürt devleti kurmak olan bu örgütün, gizli kuruluş amacı ise, İngilizlerin petrol imparatorluğunu korumak ve İngiliz çıkarına hizmet etmektir…”

Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’nin, yıllar içinde etkinliğini yitirmesi üzerine 1918 yılında, Kürt Teali Cemiyeti kurulur. Kürt Teali Cemiyeti, İstanbul’da Cağaloğlu’nda, Sıhhat ve İçtimai Muavenet Umum Müdürü Dr. Abdullah Cevdet Bey’in apartmanında Seyit Abdulkadir ve arkadaşlarınca kurulmuştur. Hüseyin Şükrü( Baban), Dr. Şükrü Mehmet( Sekban) Bey, Muhittin Nami Bey, Babanzade Hikmet ve Aziz beylerce, 1918 yılı Eylül ayında, İstanbul’da kurulan bu cemiyetin başkanlığına Seyit Abdulkadir, başkan yardımcılıklarına Mehmet Ali Bedirhan ve Ferik Fuat Paşa, genel sekreterliğe de Babanzade Şükrü getirilmiştir.

Bu cemiyetin de Kürtçe ve Türkçe yayınlanan Jün adlı bir dergisi vardır. Rzi Kürdistan ve Bank-ı Hak adlı dergiler de aynı doğrultuda yayınlar yapmaktadır. Ayrıca Bağdat’ta Kürdistan adlı bir dergi çıkarılmaktadır. Kürt Teali Cemiyeti’ni Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti’nin kuruluşu izler. Bu cemiyeti kuranlar da, bize pek yabancı değildir; örgütün ileri gelenleri arasında Bedirhanzade Emin Ali Bey, Mithat Bey, Kamil Bey, Bediüzzaman Sait Bey ve Dr. Cevdet bulunmaktadır. Bedirhan Bey ünlü ve güçlü bir derebeyi, Şeyh Ubeydullah da ünlü ve güçlü bir Nakşî şeyhidir.

Sultan Yavuz Selim zamanında derebeyliklerin ortaya çıkışıyla ‘Bedirhan Bey’ güç kazanmış, ancak Tanzimat fermanıyla yeniliklerin ortaya çıkmasıyla da yenilik karşıtı olan ‘şeyhler, şıhlar, seyyidler’ güç kazanmıştır. Bu Kürtçü cemiyetin yapısına bakıldığında, Kürtçü derebeyleri ile Kürtçü Nakşî dini liderlerin güç birliğine gittikleri açıkça görülmektedir. Balkan savaşlarından sonra Osmanlı’nın dağılacağını gören bu derebeyleri ile bu Nakşî şeyhleri güç birliği yaparak, Kürtçülük siyasi hareketlerini başlatmıştır. Bedirhan Bey’i, 1839 isyanından tanıyoruz. O’nun hakkında Fransız istihbaratı tarafından, 1920’de, yazılmış şu rapor, bizi pek şaşırtmayacaktır;

“Botan aşiretinden Bedirhan Ailesi (Zaho ve Van arası) İngiliz ajanları ile anlaşmış ve İngiliz mandasını kabul etmiştir”

Seyit Abdulkadir’e gelince, onu da tanıyoruz, 1880’de isyan eden Kürt Nakşi şeyhi Ubeydullah’ın oğludur. Seyit Abdulkadir 1851 yılında Şemdinan(Şemdinli)’da doğar. Nakşibendî geleneklerine göre yetiştirilir. 1879’da babası Şeyh Ubeydullah’ın Osmanlı’ya karşı isyanına katılır. İsyancıların başı olup, Osmanlı’yı Osmanlı’nın silahıyla vurur. 1881’de babası ile birlikte Hicaz’a, muzır faaliyetleri nedeniyle 1896’da da Mekke’ye sürülür. 1908’de, Bedirhan ile birlikte Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti’ni kurar. 1918’de, aynı ekiple Kürt Teali Cemiyeti’ni kurarak başına geçer. 1920’de Mustafa Kemal Paşa’nın ifadesiyle, Koçgiri İsynanı’nı tezgâhlar. 1925 Şeyh Said isyanına katılır, yakalanır, yargılanır ve idam edilir.

Mehmet Emin Ali Bedirhan’a gelince, Bedirhan Bey’in oğludur. 1877 Osmanlı-Rus savaşına gitmiş ancak savaşmadan geri dönmüştür.

Bedirhan Bey isyanından sonra, kardeşi Midhat Bey ile bir ayaklanma girişiminde bulunur ama başaramazlar ve her iki kardeş de teslim olur. Sonrası 1898’de, Bedirhan ailesinin imzalarını taşıyan bir bildiri ile halka ayaklanma çağrısı yaparlar. Bunun üzerine tekrar yakalanır ve üç ayı aşkın tutuklu kalırlar. 1906’da Isparta’ya sürgüne gönderilir. Kürt Teavün ve Terrakki Cemiyeti’nin kurucu üyesi olarak çalışır.

I. ve II. Dünya Savaşları’nda gerçekleşen katliamlar üzerine ciddi çalışmalar hazırlayan uzman Tarihçi David Gaunt, İttihat ve Terakki ile Kürtlerin ilişkisini söyle anlatıyor;

“…Sultan Abdülhamid’e sadık, Hamidiye Alayları’nı kuran aşiretler, doğal olarak 1908 Jön-Türk devrimine karşı çıkmışlardı. Bu Kürt aşiretlerin, diğer bir ifadeyle seçilmiş sadıkların, Sultan’ı iktidarda tutmak için önemli sebep ve çıkarları vardı. Sultan onlara silah, para ve üstün bir statü vermişti. Kumandanlar, eski emirlerinin hayatlarına benzer bir yaşam sürmüşlerdi. Bu liderlerden bazıları, yeni meşrutiyet rejiminde kalmak istememişlerdi. İran’da özerk Maku’ya bağlı Hanate’de sürgün yaşamayı seçmiş, burada sınır bölgelerinde eşkiyalık ederek geçimlerini sürdürmüşlerdi. Birçok mektepli subaydan oluşan Jön-Türk hareketi, askeri disiplin ve normal emir komuta zinciri dışında kalan düzensiz süvari birlikleri düşüncesine hep karşı çıkmıştı. Bu nedenle, kendi aşiretinden devşirilmiş olan, üç alayla bir isyan girişimi başlatan Milli aşireti lideri İbrahim Paşa, bu sefer sırasında ölmüştü.

Enver, Talat ve Cemal Paşa üçlüsünün diktatörlüğüne yol açan, 23 Ocak 1913 Bab-i Ali askeri darbesinden sonra olaylar doruğa çıktı. Son zamanlarda, Arnavutların kendi müslüman devletlerini kurma başarısından esinlenen Kürt siyasi liderler, benzer bir başarı elde etmek için ortak bir girişim başlattılar. Kısa bir süre içinde Bitlis ve çevresinde, Bedir-Han’ın torunlarının katıldığı, Van Gölü’nün kuzeyinde Haydaranli Kürtleri’nin lideri Hüseyin’in başını çektiği ve Irak içlerinde Şeyh Said Barzani’nin yönetiminde çok ciddi Kürt isyanları patlak verdi. 1913 ilkbaharında, merkezi Cizre, Midyat ve Hasankeyf kazaları olan bir ayaklanmaya, Süryanilerin belli ölçülerde katıldığı görüldü.

1914 Mart’ında, Bitlis vilayetinde Kürtlerin kitlesel ayaklanmasıyla, vilayet merkezi kuşatıldı. Bu ayaklanmaları bastırmak için, Osmanlı kalabalık ordular sevk etmek zorunda kaldı. Ardından, 7 Mayıs 1914’te on iki lider Bitlis’te idam edildiler. Kürt milliyetçiliğinin tırmanışına tanık olan Jön Türk yönetimi, zamanla bu düzensiz süvarilere karşı olan retçi tutumunu değiştirdi. İran’a sürgüne giden eski alay reisleri artık dönebileceklerdi. Aşiret Hafif Süvari Alayları adıyla yeni birlikler oluşturuldu. Bazı Kürt ağalar ve oğullarının yönetime sadakatini sağlamak için, bu kişiler İttahat ve Terakki Cemiyeti’nin yerel şubelerinde görevlendirildiler. Bu durum Kürtlerin muhalif milliyetçiler ve sadık rejim yandaşları olarak ikiye bölünmelerini sağladı.

Birinci Dünya Savaşı başladığı sırada birçok Kürt lider ya sürgünde, ya kaçak yaşıyor veya ya da hapisteydi. Osmanlılar’ın, aşırı kaygılı davranışı nedeniyle çok sayıda Kürt isyanı olduğu ya da Kürt askerlerinin topluca Rus tarafına kaçtığına dair haberler alınıyordu. Bağımsızlık mücadelesinde Rusların Kürtlere yardım edeceği hayalleri, Abdülrezzak’ı savaş boyunca Ruslarla ittifaka itmişti. Kendisi ve bazı akrabaları Rus işgali süresince geçici vali olarak hizmet vermişler, Rus işgal güçleriyle işbirliği yapmışlardı…’’

Emin Ali Bedirhan, özellikle 1919’da, Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla birlikte, başta İngilizler olmak üzere Batılı devletlerinin yetkilileriyle ilişki kurar. 1921’de oğlu Celadet ile birlikte İngiliz Yüksek Komiseri Mr. Ryan ile görüşürler. Kemalistlere karşı Kürtleri ayaklandırmak için yardım isterler. İngiltere ise bu ayaklanmanın şimdi değil, ancak İngilizlerle Kemalistlerin çatışması halinde yapılmasının uygun olacağını söyler. Bunun üzerine Yunanlılarla ilişki kurulur. 1925’te Diyarbakır’da idam edilen Seyyid Abdulkadir’in mahkemedeki ifadesinde şöyle söylediği belirtilir;

 “…Emin Ali Bey’in Kürdistan muhtariyete kavuştuğu zaman bile Türklerle birleşmek istemediğini ve ‘Ermenilerle birleşiriz, Türklerle birleşmeyiz’ dediği…”

Emin Ali Bedirhan’ın düşündüğü Kürdistan, geniş bir alanı kapsamaktadır. 20 Mart 1920’de, yani biz Türkler, işgalci düşman Yunanlılara karşı İnönü’de savaşırken, İngiliz Yüksek Komiser Vekili Amiral Webb’e gönderdiği mektuba eklediği Kürdistan haritasında, İran Kürdistan’ı da kurulmak istenen Kürdistan’a dahil edilmiştir. Bazı kaynaklara göre, Kemalistlerin iş başına gelişinden sonra, Türkiye’de, Emin Ali Bedirhan ile oğullarından Süreyya, Celadet ve Kamuran hakkında ölüm kararı verilmiştir. Türkiye’den ayrıldıktan son yıllarını Mısır’da geçiren Emin Ali Bedirhan, 1926’da burada ölmüştür. Bu kişilerin kurduğu Kürt Teali Cemiyeti’nin örgütlemesi sonucu, Anadolu’da bir ateş yakılacak ve ardından bu ateş, Kürt isyanları olarak karşımıza çıkacaktır…

Türkiye’deki Nakşîler başlığı altında Hürriyet’te yazan Soner Yalçın tespitlerini şöyle sıralıyor:

“…’Mevlana’ mahlasını kullanan Halid-i Bağdadi’ye bağlı Türkiye’de dört büyük Nakşibendî tekkesi vardır:

1) Gümüşhanevi Tekkesi: Kurucusu Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi’ydi. Turgut Özal, Necmettin Erbakan, Recai Kutan, Ömer Dinçer, Bülent Arınç, Kemal Unakıtan, Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi onlarca siyasi isim bu tekkeye bağlıydı.
2) İsmet Efendi Tekkesi: Kurucusu Yanya Mahkeme-i Şeriyesi Kátibi Mustafa İsmet Garibullah Yanyevi’ydi. Dahiliye Nazırı Memduh Paşa, Tophane Müşiri Mustafa Zeki Paşa gibi Osmanlı devlet adamları ve bürokratları bu tekkenin müridiydi.

3) Kelami Dergáhı: Önceleri Kadiri olan tekke, Muhammed Esad Erbili’den sonra Nakşibendi-Halidiye ekolüne dahil oldu. Menemen Olayları davası sırasında ölünce dergáhın başına Osman Nuri Topbaş geçti. MSP’li Tahir Büyükkörükçü gibi siyasiler ile bazı ünlü işadamları da bu dergáha bağlıydı.

4) Kaşgari Tekkesi: Kurucusu Şeyh Şefik Arvasi’ydi. Tekkeyi büyüten İstanbul Sultanahmet Camii imamı Abdülhakim Arvasi’ydi. Tekkenin son şeyhi Ahmet Mekki Arvasi’nin, İhlas Holding sahibi Enver Ören’in kayınpederi Hüseyin Hilmi Işık’a irşad müsaadesi verip vermediği halen tartışılmaktadır. Şeyh Şefik Arvasi’nin torunu Didar Hanım, Yusuf Bozkurt Özal’ın oğluyla evlidir. Said-i Kürdi (Nursi) Van’da Nakşibendî Arvasi tekkesinde eğitim almıştı.

Tarih bugün de tekerrür etmektedir…

ERDAL SARIZEYBEK

ÇARÇELLA, ANADOLU’DA ATEŞLE OYNAMAK, SAYFA 179

http://www.erdalsarizeybek.com.tr/makaleler/iki-yuz-yillik-ihanet-ittifakinin-bugunku-yuzleri-184h.html?ndpage=1

 Yorumsuz alıntıdır. Bülent Pakman. Nisan 2011.

Twitter Widgets

WP_000151Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s