Neo-Spiritüalizm

Neo Spiritüalizm yani Yeni Ruhçuluğun belli başlı ilkeleri:

1- Bütün yaratılmış olanları var eden, yaratan Allah’tır. Yaradan, her dilde başka isimle anılmış ve herkesin görecelik anlayışına göre kimlik almıştır.

2- Allah’ın vücut verdiği yaratıklar bizim idrak alanımıza girmeyecek kadar sonsuzluk içinde yayılıp gider ve bu sebeple onlar bizim için ezeli ve ebedidir.

3- Allah’a hiçbir kimlik yakıştırılamaz. Çünkü O, Mutlak’tır. Yaratıklar ise görecelidir. Mutlak sözcüğünden çıkardığımız anlam; hiçbir şeyle, hiçbir şekilde karşılaştırılması söz konusu olmayandır. Bu nedenle Yeni Ruhçu bir görüşle; Allah hakkında, büyüklük, küçüklük, iyilik, fenalık, bilicilik, bilmeyicilik gibi her zaman zıtlarıyla karşılaştırılan eksik sıfatların hiçbirinin söz konusu olmayacağına inanmış bulunuyoruz. Bizim O’nu anlamaktaki bu güçsüzlüğümüz O’nun Mutlak değerini ne büyültür, ne de küçültür. Bundan da bize ne bir mükafat ne de bir ceza gelir.

4- Yaratılış, bizim düşünme ve duygulanma yeteneğimizin dışında kalır. “Yoktan var olmak” sözü, bizim hiçbir zaman anlayamayacağımız anlamları içerir. Biz, yokluğu hiçbir zaman idrak edemeyiz ki, ondan var olma halini düşünüp, duyabilelim!

5- Demek ki , Allah bizce söz konusu olmayacak şekilde ruhları yaratmıştır, onlara vücut vermiştir, gibi çok eksik ve kusurlu bir ifadeden başka herhangi bir söz söyleyemeyiz.

6- Ruh, tesirlilik gücüne sahip şuurlu bir varlık olmakla beraber; onda toplanmış olan bütün nitelikler bizim bildiklerimiz ve anlayabildiklerimizle sınırlı değildir. Ruhun becerileri madde evrenindeki maddesel bağları oranında kararmış ve gözden kaybolmuş durumdadır.

7- Ruhlar madde evreninde tekamül ettikçe, yani görgü ve deneyimleriyle maddeler üzerindeki tesirlilik kudretlerini kullanabilme imkanlarını genişlettikçe kendilerinde saklı bulunan yüksek becerileri yavaş yavaş ve artan bir şekilde gelişme ortamı bulur ve o oranda maddesel tutsaklıktan kurtulur.

8- Ruhların tekamülü zorunludur. Çünkü onların maddelere bağlanmalarının amacı, kendilerinde saklı bulunan, maddelerle ilgili bütün becerilerinin yavaş yavaş ve yükselen bir şekilde gelişmesiyle tesirlilik kudretlerini maddesel evrende de özgür olarak gösterecek bir duruma gelmektir.

9- Tekamül, ruhların, ancak maddesel evrenle olan ilişkileri bakımından söz konusudur. Daha doğrusu tekamül, doğa kanunları gereğince ebedi olması gereken ruh ile madde arasındaki ilişkilerin yine doğa yasalarına her noktada uygun bir durumda gelişmiş olmasıdır. Bu nedenle biz madde evreniyle olan ilişkileri dışında ruhun hiçbir varlığını, hiçbir etkinliğini nasıl idrak edemiyorsak, onun ebedi sonlarından da söz edemeyiz. Bu nedenle, onun maddesel evren dışındaki tekamülü de bizce söz konusu olamaz. O halde ruhların tekamülü demek, onların maddelerle olan ilişkilerinin tekamülü demektir.

10- Demek ruhlar görgü ve deneyimlerini artırmak için maddesel evrene zorunlu olarak bağlanırlar. Bu durumu zorunlu kılan İlahi Yasalar, daha doğrusu bu yasaların gereklerine susamış ruhun kendi oluş halidir. Bu durumda, ruhların maddelere bağlanması bir neden değil, sonuçtur ve bu sonuç ruhları tekamül amacına ulaştırıcı bir araçtır. İşte Yeni Ruhçuluk düşüncesi; klasik deneysel ruhçuluk izleyicilerinin birçoğundan, birçok skolastik felsefe düşüncesi sahiplerinden ve özellikle eski Hindistan’dan, Budizm’den kaynağını alan birçok dinsel ve felsefi anlayışlardan bu şekilde ayrılır.

11- Yaratıkların göreceli oluşu ve meydana gelmiş olması onların yönetilmesi zorunluluğunu sonucunu verir. Yönetim bir düzene bağlıdır. Düzen de birtakım yasalarla disiplin altına alınmıştır. Yasasız düzen ve düzensiz yönetim olmaz. Yaratıkların düzeni, doğa yasaları adıyla anmaya alıştığımız ilahi Yasalarla sağlanır. Bu yasaların belirledikleri düzen, görecelidir. Bu durum onların, göreceli değerde olan şuurlu etkileyiciler tarafından uygulanma alanlarına çıkarılmasını gerektirir. Çünkü kesinlikle hiçbir göreceli varlığın Mutlak’la karşılaştırılamayacağı bilinir. Evren, İlahi Yasalar içinde ruhlar tarafından yönetilir ve ruhların da bu işi başarabilecek durumlara gelmeye çaba göstermesi, bu halin doğurduğu zorunluluklardan biri olur. Demek ki ruhlar, tekamül dereceleri oranında evreni yönetecek durumlara gelirler. Öte yandan evreni yönetmenin sonu olmadığı gibi ruhların tekamüllerinin de sonu yoktur.

12- Yeni Ruhçuluk anlayışına göre; bu sonsuzluk birtakım mistik ve dogmatik kaynakların inandığı gibi bizi, ruhların bir gün Allah olacakları ya da herhangi bir şekilde Allah ile ilişkide bulunabilecekleri düşüncesine hiçbir zaman götürmez.

13- Ruhun tekamülü madde evreniyle olan ilişkilerin gelişmesine ait olunca bu ilişkilerin ebediyet içinde kesilmemesi gerekecektir. Çünkü bu ilişkiler, tamamlamış olmak, İlahi Yasaları tam olarak uygulayabilir bir duruma gelmek demektir.

14- Ruhların madde evreni içindeki tekamülleri için ruhlar, maddelerin en ilkel hallerinden en gelişmiş hallerine kadar sıralanmış bütün alemlerinde kendi ihtiyaçlarına göre bir süre yaşarlar. Böylece onlar her maddesel durumda, her maddesel aşamada ve her maddesel gereklilikte yoğrularak yuvarlanarak görgü ve deneyimlerini artırmak imkanını bulurlar.

15- Üç boyutlu alemimiz, sonsuz madde evrenimizin oldukça geri bir aşamasıdır. Böyle olmakla beraber bu ilkel aşama bile bize, bir ebediyet kadar uzun görünen zaman içindeki sonsuz maddesel oluş imkanlarını sunar. Bu alemde birçok dünyalar vardır ve her bir dünya, henüz o dünyada görgü ve deneyimini tamamlamamış bir ruh için bir dev kadar büyüktür.

16- Üç boyutlu alemin dünyaları aynı doğal şartlara bağlı değildir. Bunlar birbirinden çok farklı değişikliklerle ayrılır.

17- Her grupta tekamül eden ruhlar, o gruptaki dünyaların gereklerine ve zorunluluklarına uygun aynı amaca yönelik başka bir tekamül yolu izlerler. Bir ruhun üç boyutlu evrendeki tekamülünü tamamlayabilmesi için bütün bu dünya gruplarındaki tekamül yollarından geçmesi şart değildir.

18- Evrende her yer iskan. edilmiştir. Her yerde, o yerin gereklerine, oluş şartlarına ve doğal yasalarına uygun şekilde tekamül eden ruhlar vardır. Maddesel evrende, maddesel zerreden arınmış boş bir yer yoktur. Ruhların, etkilerinden uzak bir tek zerre de yoktur.

19- Gruplanmış olan bütün bu sayısız tekamül aşamalarını, çeşitli alemlerde tamamladıktan sonra; üç boyutlu alemde, ruhlar işlerini bitirmiş ve oralardaki maddesel olaylara egemen bir duruma gelmiş olurlar. Bu andan başlayarak, ayrı ayrı yollardan gelen ruhlar sembolik bir ifadeylen dört boyutlu dediğimiz daha yüksek ve esaslı değişimler geçirmiş maddesel sıralamadaki bir aleme girerler. Bu alemde yine sonsuz olan ayrı ayrı tekamül imkanları içindeki iradeleriyle ve ihtiyaçlarına göre, belki tekrar ayrılacak olan yollarına devam etmek üzere birleşirler.

20- Dünyamızın içinde bulunduğu tekamül grubu öteki dünyalar arasındaki oldukça geri bir aşamayı oluşturur.

21- Tekrar doğuş sürecinde izlenen amaç; ruhların dünyadaki herhangi bir madde oluşumuna ait gereklerde fiilen yaşadıktan sonra, daha yüksek düzendeki madde gereklerinde de yaşamaya kendilerini hazırlamalarıdır.

22- Bu durumda, bazı klasik düşünce sahiplerinin kabul ettikleri tenasüh fikri klasik deneysel ruhçuluk anlayışında olduğu gibi Yeni Ruhçuluğun anlayışına göre de kabule uygun değildir.

23- Bir hayatta bilinçli ya da bilinçsiz her ruh varlığının yapmakla yükümlü olduğu, kendi ihtiyaçlarına göre belirlenmiş birtakım işleri vardır. Burada varlıkların  bilinçli ya da bilinçsiz olması, bu işlerin değerini gerekliliğini ve sonuçlarını ne azaltır, ne çoğaltır; ne de ortadan kaldırır. Bütün varlıklar Nedensellik Yasası içinde birbiriyle ilintili hayat şartlarına bağlı olarak dünyaya tekrar tekrar gelip giderek yükselirler.

24- Nedensellik Yasası’nı tanımış olan ruh, tekamül yolundaki adımlarını daha önceki aşamalarda olduğundan daha çok hızlandırır. Bu döneme girdikten sonra ruhun öteki gizli becerileri daha hızlı olarak ve daha güvenle gelişmeye başlar. Çünkü Nedensellik Yasası’nı anlamış ve kabul etmiş olan ruh, doğa yasalarına ayak uydurmak için daha büyük çabalar harcar. Bu çabalar, onun İlahi Yasaların uygulanmasıyla vazifeli ajanlar sırasında geçmek yolundaki yürüyüşünü hızlandırır. Bu da, İlahi Yasaların gereğidir. Demek ki, İnsan, Nedensellik Yasası’nın anlamınıne kadar iyi kavrayabilmiş ve onun gereklerini ne kadar yerinde uygulayabilecek bir duruma gelmiş ise, o kadar yüksek düzeyli bir insan halini alır, o kadar güçlü bir varlık olur ve sonunda, ebedi yükselişinde adımlarını o kadar fazla hızlandırmış ve kolaylaştırmış olur.

25- İnsanın bir hayatta deneyimlerini başarıyla tamamlayabilmesi; “bütün fiil ve hareketlerini uygulama yasalarına uydurmuş olmak” formülü ile gösterilebilir.

26- Doğa Yasalarına uyup uymamanın ölçüsü vicdandır. Herhangi bir fiil ve hareket karşısında vicdanımızda duyduğumuz en hafif bir burkulmadan, en acı ve keskin sızılara kadar olan her duygu, bize doğa yasalarından en acı ve keskin sızılara kadar olan her duygu, bize doğa yasalarından ayrılmak girişiminde bulunduğumuzu hatırlatır.

27- Dünyadaki deneyden amaç, maddelerden tiksinmek ve olaylardan kaçarak, yalıtılmış hayata girmek değildir. Bunun aksine, maddeleri amaç olarak kabul edip onların geçici olaylarına tapmak da değildir. Hem birinci, hem de ikinci yollar aynı derecede sakattır. Bunlar, dünyaya gelmekteki amaçları incitir ve başarısızlık etkenlerini hazırlar. Dünyalardaki maddeler tekamülün araçlarıdır. Bu bakımdan, onlara bağlanmak ve onların doğurduğu olaylardan kendimizi uzaklaştırmamak zorundayız. Fakat maddeler tekamülün amacı değildir. Bu da onlara ancak belirli amaçlar uğrunda ve o amaçların gerçekleşmesi için bağlanmamız gerektiğini gösterir. Bu amaçlar gerçekleşince maddelere olan bağlılıklar hemen kendi kendine çözülür ve çözülmelidir. İşte bu gerçeği duyarak anlayabildiğimiz oranda yükseldiğimizi idrak etmiş oluruz.

28- Doğru yolu bulmak, iyi insan olmak, tecrübelerimizi dünyada başarıyla bitirmek; özetle, tekamül etmek için, hiçbir ahlak hocasına gerek yoktur. Bir ruh hakkında hoşgörülebilir olan az çok kötü bir hareket, diğer bir ruh hakkında en ağır sorumlulukları düşündürebilir. Bunu da dışarıdan kimse belirleyemez. Herhangi bir ruhun ihtiyacı karşısında verilen öğütler, başka bir ruhun ihtiyaçlarına yeterli olmaz ve ona yarar sağlamaz. İnsanın ahlak hocası dışında değil, kendi içindedir. O ne büyük bir saadettir ve ne büyük bir kazançtır ki, her insanın rehberi ve kurtarıcısı kendisinden asla ayrılmayan ve ebediyet içinde kendisine eşlik eden en yakın ve en emin bir yerdedir. yani kendisindedir..”

Ruh ve Kainat, Dr. Bedri Ruhselman

YORUMSUZ OLARAK ALINTIDIR Bülent Pakman. Kasım 2009.

Reenkarnasyonla doğrudan ve dolaylı ilgili yazılarımız:

Twitter Widgets
Facebook Widgets

Abu Dhabi 2013 Bülent Pakman kimdir?  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Neo-Spiritüalizm için 12 cevap

  1. julide karaca dedi ki:

    sevgili bulent pakman paylasimlariniz icin tesrkkurler. Anladigim kadariyla siz neospiritüalistsiniz. Bende inanc sistemleriyle ilgili karmasa yasayan biriyim. size sormak istedigim birsey var. büyü denilen bir kavram var. bu kavramin neospiritualizmde yeri nedir? bir varlik buyusel bir etki sonucunda hastalanip olebilir mi? boyle olursa dahi bu da varligin yasam planinin parcasi midir?

    • bpakman dedi ki:

      Neospiritüalizmde büyünün varlığı bilinir ancak kamil olanlar büyü konusundan uzak durmaya çalışırlar. Spiritüalizmle bir zaman ilgilendim, düşüncelerimin gelişmesinde çok büyük katkısı oldu. Daha sonra ilgilenecek zaman bulamadım, gerek de bulmadım ve düşüncelerimi, zamanımı farklı konulara yoğunlaştırdım. Bu nedenle sorunuza spiritüalizm veya neospiritüalizm açısından değil kendi düşüncelerime göre yanıt bulmaya çalışacağım.

      Büyünün adı Kur’an’da geçer ama gayba girer. Yani kesinlik taşımaz sadece akıl yürütülebilir. Kur’an büyünün olduğunu kabul ediyor. Büyü yapmak İslam inancına göre, Hazreti Peygamberin de beyanına göre en büyük yedi günahtan biridir. Yani kebire denilen büyük günahlardan biridir. Şirke yakın ağırlıkta bir günahtır, yani çok ağır.

      Bence büyü var. Varlıkları etkiler, derecesi de varlığın zayıflığına güçlüğüne bağlı olarak ağır olabilir, hatta ölüme bile neden olabilir. Herşey varlığın yaşam planının parçasıdır, tekamülü, karması ile ilgilidir. Büyü de öyle.

      • julide karaca dedi ki:

        Öncelikle cevabiniz icin tesekkürler. Bence de büyü katiyyetle uzak durulmasi gereken birsey. Benim dusunceme gore ayni zamanda buyu yapabilme yani enerjiyi bir amac icin yönlendirebilme önemli bir yeti. Merak ettigim bu tür yetiye sahip varliklarin tekamul duzeyinin ne oldugu? Aslinda bana göre daha üst bir tekamul duzeyinde olmalilar cunku enerjiyi yonetmeyi deneyimliyorlar ve yine bana gore bu yeti kullanma ile ilgili sorumluluklari oldukca fazla olmali cunku bu yeti varliga bir yaptirim gucu ve avantaj sagliyor bu yuzden bu gucu negatif kullanmalarinin agir karmik sonuclari getirmesi gerektigini dusunuyorum. sanirim bu yetiye sahip bir varligin gücü dogru kullanma ile ilgili bir deneyimi olmali. Bu tur bir yetiyle bedenlenmis olan bir varligin bu yetiyle ne yapmasi beklenir onu merak etmiyor degilim. yani varlik bu tur bir yetiyi nasil kullanirsa tekamule katkisi olur?

        Ve sevgili Bulent Pakman bu sorulara yanit vermenizi beklemiyorum cunku biraz zor sorular oldugunu biliyorum. Bu sorularin muhattabinin bir ruhsal rehber belki de bir regresyon terapisti oldugunu dusunuyorum. benim su anda yaptigim bir tur sesli dusunme🙂 Ancak varsa bilgi görüs ve düsüncelerinizi paylasacaginiza ise süphem yok.
        sevgi ve ışıkla

      • bpakman dedi ki:

        Bu yetinin tekâmül düzeyi ile ilgisi yok bence. Kötülük yapmak isteyen tekâmül etmiş olamaz. Nitekim büyü bozmaya çalışanlar da yeti sahibi ama yetisini iyiye kullanıyor. Bu tür yeti sahipleri daha çok bedensiz varlıklarla irtibata geçebilenler kanımca. Yani medyumlar gibi.

  2. Umut Ülke dedi ki:

    Yazılarınız güzel ve değerli. Bu konuda çok aldatmaca ve sahtecilik olduğunu
    duyuyorum. Birisi de bu sahtecilere meydan okumuş:

    *********editlendi.

    • bpakman dedi ki:

      İlginize teşekkürler.
      Verdiğiniz linki okudum. Bahsettiği çoğu şeyleri ben zaten sayfalarımda yazmıştım ve benzer tavsiyelerde bulunmuştum. Yazar tahminen benim yaşımda. Onun okuduklarını ben de okudum. Bahsettiği şahısların çoğunu şahsen tanıdım. Bazılarının seanslarına uzun süreler katıldım. Herşeyi çok yakından inceledim. Ben de spiritüalistim ama sayfalarımda spiritüalizme asgari düzeyde yer vermemin sebebi kendisinin belirttiklerinin çoğunun doğru olması.
      Linkini editlemek zorunda kaldım zira bir konuda okurları yanıltacak nitelikte. Modern spiritüalizmde bağlantı kurulana “bedensiz varlık” denir. Bunun dışında iddiası olan varsa şu değildir, budur diyen varsa oturur ayrıntılarını kendi sayfalarında anlatır. Ancak yeni başladık diyor devamı başka bir sayfası yok. Varsa da belirtmemiş. Böyle olunca da birşeylerin ucu açık kalıyor.

  3. Umut Ülke dedi ki:

    Sayın Pakman,
    Bahsettiğiniz …………. sayfasına yeni bilgiler eklenmiş.
    Değerlendirmelerinizi öğrenmek isterim.

    • bpakman dedi ki:

      Daha önce de belirttiğim gibi:
      “Bahsettiği çoğu şeyleri ben zaten sayfalarımda yazmıştım ve benzer tavsiyelerde bulunmuştum. Ben de spiritüalistim ama sayfalarımda spiritüalizme asgari düzeyde yer vermemin sebebi kendisinin belirttiklerinin çoğunun doğru olması.”
      Evet doğruları var ve bunlar çok önemli, ancak en başında:
      “Cinler, periler, muhtemelen uzaylılar vardır ama, bunlardan cin dışındakiler ile görüşme olmaz”
      şeklinde verdiği hüküm yazarın dinci olabileceği kuşkusunu doğurmaktadır. Bir spiritüalist böyle bir şey söyleyemez. Gerçek bir spiritüaliste göre öteki alemle irtibat olur ancak irtibatın kimle, nasıl bir varlıkla irtibat kurduğu gayba yani bilinmeyene girer. O yüzden doğrusu irtibat kurulana BEDENSİZ VARLIK demektir. Bunlar cindir diyen genelde dincilerdir. Bu kesin hükme girer. Gerçek bir spiritüalist bu konuda kesin hüküm vermemelidir. O yüzden linkini editlemek zorunda kaldım zira dincilere, dinci trol kuşkusu doğuranlara sayfalarımda yer vermiyorum.

      Ben bedensiz varlıkların daha çok öteki alem ile ilgili verdikleri bilgilere önem verdim. Yıllarca okudum, çok deneylere katıldım. Elbette ki aklımı çalıştırdım, çoğu bilgileri eledim ve kalan bilgilerin aralarındaki ortak noktaları buldum. Mesela “obsesyon”, “geleceği görme”, “büyü”, “hesap verme”, “kul hakkı” konuları hakkında böylelikle hüküm verebildim. Sonunda spiritüalizm bana çok şey kazandırdı. Sayfalarıma bu kazanımlarımı aktardım. Özellikle dedim ki “bu işin içinde para olmamalıdır” Mesela Kırıkhandaki cami imamı gibi, adamcağız kendisine ülkenin dört bir yanından gelen çaresizlerden ne hediye ne de beş kuruş almadığı gibi hepsini mutlaka cebinden yemeğe götürüyor, “yahu en azından kahvenin parasını verelim” diyenlere “o zaman bana verilen yetenekle yaptığım yardıma karşılık menfaat almış olurum onun da hesabını öteki tarafta veremem” diyormuş.

      Sonuç: Akıl yürütme, akıl yürütme, akıl yürütme.

  4. Umut Ülke dedi ki:

    Sağolun Bülent Bey, sizden çok yararlanıyorum.
    Yalnız o editlediğiniz sitede adam “Ruhlarla görüşülebilir, ama ruh çağrılmaz.”
    diye yazmış. Yani her gelen varlığı cin saymıyor. Üstelik “Cinlerle irtibat,
    Spiritualizm’in dışındadır” diye eklemiş. Dindar bir görünümü var ama, dinci değil.
    “…………….” sayfasını
    takip etmemde bir mahzur görür müsünüz_
    Şimdiden teşekkürler.

    • bpakman dedi ki:

      Neo-spiritüalizmde “ruh çağırma” diye bir terim yoktur. Yazılarımda bunu belirtmiştim. Olup biten, eğer doğruysa, bedensiz varlıklarla irtibattır. Bunun da yazılarımda altını çizmiştim. Size yeteri kadar aydınlatıcı cevap verdiğimi zannediyorum. Lütfen bir daha o linki yazmayın

  5. Umut Ülke dedi ki:

    İstemiyorsunuz ama, dayanamadım. Size de enteresan gelecek reenkarnasyon vak’aları
    çıkarılmış siteye. Mazur göreceğinizi umarak bir kere daha link veriyorum. Değerlendirmelerinizi
    yazarsanız, faydalanacağımdan eminim, memnun olurum.

    • bpakman dedi ki:

      Vakalar çok, aktarmak için kriter inandırıcı olması. Ölümden hemen ya da kısa süre sonra gelişmiş cenine ruhun girmesi bence akla uygun değil. O nedenle böyle anlatımlara sayfamda yer vermiyorum. Prof Süleyman Ateş’e göre ruhun sonradan cenine üflenmesi mümkün olabilir. Ancak çoğu ezoterik bilgilere, özellikle “Tibet’in Ölüler Kitabı”na göre bunun cinsel ilişki sırasında olduğu yönünde. Az ya da çok orgazmın, oldukça çekici bir enerji meydana getirmesi dolayısıyla bir tür girdap-anafor çekimi söz konusu olabilir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s