Garih, Gülen ve Diyalog

Musevi Cemaatinin en önemli isimlerinden işadamı Üzeyir Garih’in 25 Ağustos 2001 de İstanbul’da Eyüp Sultan Müslüman Mezarlığı’nda bir Nakşibendi Şeyhi olan Küçük Hüseyin Efendi’nin mezarının yanı başında 11 yerinden bıçaklanarak öldürülmesiyle ortaya çıkan ilginç Musevi-Sabetayist-Dönme-İslami Tarikatlar zincirinin halkalarını, Kabala-Musevilerle Nurculuk arasındaki ilişkileri önceki yazılarımızda açıklamıştık. BAKINIZ: Musevi-İslami Cemaat İlişkileri ve   Nurculuğun Museviliğe İlgisi. Bu yazımızda Üzeyir Garih’in Fethullah Gülen ile ilişkisini ve ortak noktaları “Dinler Arası Diyalog” konusunu inceleyeceğiz.

Üzeyir Garih’in samimi ilişkiler içerisine girdiği İslami Cemaat mensubu  kişiler arasında yer alan isimlerden birisi de  Fethullah Gülen’di. Dinler Arası Diyalog Türkiye’de gelişirken Gülen Türkiye’de Dinler Arası Diyalog projesinin önderlerinden biri haline geliyor. Dinler Arası Diyalogun bir başka hararetli savunucusu ve yürütücü eşbaşkanı da Üzeyir Garih.

Dinler Arası Diyalog deyince önce bunun piri “Babil’den dünyaya dağılmak için yayılan Irklar sanki Allah’a, hizmet için Amerikada buluşuyor ve en özgür demokrat koşullar içinde birleşiyor.” diyen, Yahudilerle ilgili çok olumlu düşüncelerin sahibi Arusi Şeyhi Ömer Fevzi Mardin akla geliyor. İlk yazımızda bu konuyu da irdelemiştik. Ömer Fevzi Mardin, Küçük Hüseyin Efendi’nin halefiydi. Üzeyir Garih’in babası da Hüseyin Efendi’nin müridiydi. Üzeyir Garih en az ayda bir kez Cumartesileri bu Hüseyin Efendi’nin mezarını ziyaret ediyordu. Üzeyir Garih ve Ömer Fevzi Mardin’in ortak yanları Küçük Hüseyin Efendi’den başlıyor ve Dinler Arası Diyalog’da devam ediyor.

Önceki yazılarımızda ayrıntılı olarak irdelediğimiz Türkiye’deki Musevi Cemaati ve bazı İslam Dergahları arasında ve Kabala ile Nurculuk arasındaki yakınlık yanında Gülen ile Garih’i bir araya getiren bir başka ortak payda kuşkusuz ‘diyalog‘du. Yahudi asıllı yazar Rıfat N. Bali’nin deyimiyle Musevi Cemaati’nin akil adamlarından olan Garih, Fethullah Gülen’le köprü kuran ilk azınlık mensubuydu. Garih’in kurduğu köprü kısa sürede sonuç veriyor, Gülen’in desteğiyle gerçekleştirilen etkinliklerde de hem üç büyük dinin temsilcileri hem de farklı siyasal görüşlere sahip aydınlar ilk kez bir araya geliyorlardı. Musevi Cemaati’nin diyalog çabalarına nasıl baktığı Türkiye Musevi Cemaati Onursal Başkanı Bensiyon Pinto’nun, Ramazan Bayramı münasebetiyle 9 Ocak 2000’de Zaman gazetesine verdiği mesajda ifade ediliyordu. Pinto, Fethullah Gülen’in diyalog projesine atıfta bulunarak, “Hocaefendi, yaptığı diyalog çalışmaları ile bizleri bir kez daha keşfetti. Hocaefendi, sadece Müslümanlar ile diğer dinler arasında değil, Musevilerin, Hıristiyanların, Süryanilerin, Katoliklerin bütün dinlerin arasında da bir kaynaşma süreci başlattı. Şimdilerde dinler arasında dostluk ve uzlaşma mesajları vermek kolaylaştı. Ama önemli olan ilk adımı atacak cesareti göstermekti” şeklinde konuşuyor.  Bu arada ekleleyim, Pinto mason.

Gülenin Diyalogçulunun destekçilerinden Jack Kamhi’de şunları söylüyor: “Fethullah Hoca, ecdatlarına yakışır güzel bir şekilde, onları yolunda. Türkler, asırlar boyunca bütün insanlara sevgi ve saygı göstermişlerdir. Ne din savaşı, ne baskı; gittikleri yerlerde tersine, insanları hürriyetlerine kavuşturmuşlardır geçenlerde Macaristan’a gittim, hep Türkleri methediyorlar. Romanya’ya gittim, yine aynı sevgiyle karşılıyorlar. Fethullah gülen hocanın “Hoşgörü” girişimini epey zamandır izliyorum ve bunu alkışlıyorum. Bu gün, toplumumuzun bu güzel değerlerini, dünyaya layık olduğu gibi tanıtabiliyoruz. Başka yerlerde yaşanmış büyük felaketler, Almanya’da olmuş olaylar binlerce sene silinmeyecek. İkide bir gündeme geliyor, tarihte hiçbir şey silinmez Fethullah Gülen’in hareketleri alkışlanabilecek bir girişimdir. İlave edeyim ki, eğer o Hoşgörüyü ecdatlarım Osmanlıdan ve Türkiye’den görmeseydi, bu gün hayatta olmazdım.

Fethullah Gülen Garih’i özel ofisinde ziyaret ediyor, iki insan pek çok konuda karşılıklı fikir teatisinde bulunuyor, birbirlerine hediye veriyorlardı. Gülen amber tesbih, ipek halı Garih ise, tarihi kandil hat eserleri veriyordu. Garih, Fethullah Gülen’in ziyaretinden etkilenerek Gülen’e yazdığı mektupta hislerini şöyle dile getiriyordu: “Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri, iş yerimizde bizleri ziyaret etmek lütfunda bulunmuş olmanızdan dolayı şahsım ve arkadaşlarım adına teşekkürlerimi arzetmeyi borç bilirim. Uğurlu kademli olduğuna gönülden inandığım teşrifleriniz sırasında sarfetmiş olduğunuz veciz cümleler bizleri düşündürmüş ve zihinlerimizde yeni ufuklar açmıştır. Lütfettiğiniz ve Ulu Tanrı’nın ismi ile veciz deyimleri ihtiva eden güzel tablo, çalışma odamın duvarını süslemektedir. Ayrıca armağan ettiğiniz çok değerli amber tesbih ve nadide ipek halıyı bir hâtıranız olarak aile ocağımızda muhafaza edeceğim. Bu nazik ve anlamlı jestinizden dolayı ayrıca şükranlarımı arzederim. Yüce Peygamberimizin “Hediyeleşiniz, Muhabbeti Artırır” deyiminden hareketle zatiâlilerinize sunduğum, 1500 yıllık Ortadoğu’nun kutsal topraklarında yapılan kazılarda çıkan orijinal bir kandil ile, Merhum Tunca üstadımızın bir hat eserini sizlere olan saygımızın ve sevgimizin ifadesi olarak lütfen kabul buyurmanızı istirham eder, emirlerinize intizâren en derin saygılarımı sunarım. Üzeyir Garih“.

Garih’in Fethullah Gülen’i sık sık ziyaret ettiği ve cemaatin faaliyetlerine katıldığını da dikkat çeken gazeteci Taha Kıvanç, Garih için “Benim de aralarında bulunduğum gruplara Türkiye sınırları dışındaki okul faaliyetlerinin ne kadar muhteşem olduğunu anlatırken çok dinlemişimdir kendisini...” diyor. Gerçekten Üzeyir Garih, Gülen’e yakınlık duyan işadamlarının Türki Cumhuriyetlerde kurdukları özel Türk okullarının da destekçileri arasındaydı. Ne kadar doğrudur bilinmez, ama benzer okulların İsrail’de de kurulması için kollarını sıvadığı rivayet ediliyordu. Hatta Garih, Moskova’da açılan bir okulun da finansörlerindendi. Fethullah Gülen’e göre  onunu bu yardımını ne cemiyet ne de cemaat çerçevesine oturtmak mümkün değildi. Kimilerine göre ise bunu Rusya Federasyonu ve Orta Asya’daki yatırımlarını güvence altına almak için yapmıştı. Garih bu konuda şunları ekliyor: Ulu Tanrı, insanı adeta biyolojik bir bilgisayar olarak yaratmış, içine psikolojik bir program yapmış; bu da saldırganlık, savunma, hırs ve bencillik esası üzerine kurulmuştur.fakat bunu düzeltecek olan eğitim, din ve imandır. Öyle zannediyorum ki, insan sevgisi, Allah sevgisi, insanın bu duygularını bir yerde yatıştıracak. Bu ancak eğitimle mümkün olabilir. Eğitime önem veren Fethullah Gülen hocama özellikle teşekkür etmek istiyorum.

İlişkileri Gülen ABD’ye gidip orada yaşamaya başladığında da sürüyor.  Fethullah Gülen Amerika’ya gitmesinden sonra da Garih ile mektuplaşmaya devam etti. Cinayetten sonra Zaman gazetesinde taziye mesajı yayınlayan Fethullah Gülen, Garih ile mektuplaşmalarından da söz ediyordu: “Beşeri münasebetlerinde sıcak, zaman zaman mektuplaşmalarımızda Peygamber efendimizden ‘Peygamberimiz’ şeklinde bahsedecek ölçüde inanç izhar eden ve başka inançlara saygılı, kıymetli dost Üzeyir Garih. Beynelmilel şöhrette başarılı bir işadamımızı ve bir dostu kaybetmenin üzüntüsü içinde, başta ailesi olmak üzere, yakın dostu ve Alarko Şirketler Topluluğu Eşbaşkanı Sayın İshak Alaton Beyefendiye ve bütün topluluk mensuplarına taziyelerimi arz ile, ülkemizin artık bir istikrar, barış, huzur, sükun ve refah ülkesi haline gelmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim. M. Fethullah Gülen.

Gülen Cemaatinin Zaman gazetesi 1996 da İstanbul’da Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yine Gülen Cemaatinin Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı düzenlenen hoşgörü konferansı hakkında şunları yazıyor: “ÇOK RENKLİ MOZAYİK Vatikan İstanbul Temsilcisi Georges Morovitch, Katolik Cemaati Ruhani Lideri Kati Pelatre, Türkiye Protestan Prespiteryan Cemaati Sözcüsü İsa Karataş ve Yunanistan Başkonsolosu Fotis Ksidas’ın da katıldığı konferans çok renkli bir mozayik meydana getirirken konuşmacıların hoşgörü yüklü sözleri büyük takdir topladı. Üzeyir Garih’in “Şu anda burada insanların birbirlerini sevmeleri ve birbirleriyle ilişki kurmaları için adeta eğitim yapılıyor.”, Patrik Bartholomeos’un “Fethullah Gülen Hoca’mızla birbirimizi çok seviyoruz. O hepimiz için barışın, hoşgörünün ve insanlık için muteber olan değerlerin bir timsalidir.” ve Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “Birbirimizi kendi içimizde kabul edemedik o yüzden de kendi cennetimizi kaybettik.” sözleri buluşma noktasını işaret ediyordu.

Garih’in diyalog ve uzlaşma konularındaki tutumunu yurtdışında katıldığı çok önemli toplantılar da dile getirdiğini belirten Gülen Cemaatinin Zaman gazetesinden Ali H. Aslan, Garih’in Türk-Amerikan İlişkilerinin geliştirilmesini amaçlayan Washington’daki Amerikan Türk Konseyi (ATC)’nin yıllık toplantılarını hiç kaçırmadığını belirtiyordu. Aslan, Garih’in salon toplantıları kadar sokakların nabzını da çok iyi tuttuğunu vurguluyordu. Garih’in Washington’un en belalı sayılan semtlerinde tek başına dolaştığına tanık olduğunu belirten Aslan, “Nabız tutmadaki bu mahareti nedeniyledir ki Dr. Üzeyir Garih, Türkiye’de kendini aydın zanneden bir çoklarının göremediklerini görmüş, ülke barış ve refahı için yapılması gerekenleri büyük oranda kavramıştı. Eğitimsiz bir milletin asla yükselemeyeceğini bildiğinden, eğitim sevdalılarının kervanına katılmıştı. Fethullah Gülen’in fikri teşvikleriyle Anadolu’nun bağrından çıkıp dünyaya yayılan büyük eğitim seferberliğini de vefayla destekleyenlerden biri olmuştu. Diplomalı kara cahillerin en çirkin saldırılarını yaptığı dönemlerde dahi o, aydınlanma sevdasına ihanet etmemiş­ti. Geçen sene Harvard’da yaptığı bir konuşmasını dinleyen bir dostum, hiç de o türlü konuşmaya mecbur olmadığı bir ortamda, bu eğitim gönüllülerinin hakkını nasıl teslim ettiğini anlatmıştı bana” diyordu. Aslan’ın bu konudaki son sözleri de ilginçti: “Üzeyir Bey’in vefatı sadece bizler değil, ön saflarında bulunduğu uluslararası Musevi lobisi için de büyük bir kayıp. Dünyaya yön veren etkili çevrelere Türkiye’yi en geniş açılı ve tutarlı perspektiften sunanlardan biri olan Garih’in yeri kolay doldurulamaz.

Gülen cemaatinden bir başka isim Hüseyin Gülerce 30 Ağustos 2001 tarihli Zaman Gazetesi’nde Üzeyir Garih’in 28 Ağustos 2001 tarihinde Neve Şalom Sinagogu’nda yapılan dinî töreni ile ilgili olarak  “…Demek ki diyalog ve onun temsilcileri çok önemliydi. Üzeyir Garih ismi dışında acaba başka kaç kişi bizi bu mabede getirebilirdi? Sayıları yüzü bulan Müslümanlar olarak bir sinagogun içindeki duruşumuzla kabullendiğimiz acaba neydi? Anlattığımız, anlatmak istediğimiz neydi? Fark ettiğimiz ikinci tablo, bu Musevi mabedinin içinde bir “dinlerarası diyalog” sergileniyordu. Hahambaşı David Aseo, Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, Vatikan temsilcisi Georges Marovitch, Türkiye Ermenileri Patriği 2. Mesrob Mutafyan, İstanbul Müftüsü Necati Tayyar Taş aynı mabedin çatısı altındaydılar. Bu iki tablonun canlı yayında enfes yorumlarla bütün dünyaya gösterilmesini ne kadar çok istedim bilemezsiniz“. Gülerce yazısında Fethullah Gülen’in de bu tablonun oluşmasında önemli bir payının bulunduğunu vurgulamadan geçemiyordu: “Neve Şalom Sinagogu’nda, iki diyalog tablosunu seyrederken gözüm hep Sayın Gülen’i aradı. Cesur adımları, ne güzel buluşmalara sebep oluyordu.

Aksiyon Dergisi 01.09.2001 tarihli sayısında “İyi Bilirdik” başlığı altında Garih için şunları yazıyor: “Boğaziçi Köprüsü’nün altındaki 4 katlı Alarko Holding binası Üzeyir Garih için çok önemliydi. Garih’le yaptığımız görüşmelerde bu binanın şirketlerinin yükseliş dönemlerine şahitlik ettiğini söylüyordu ve özel bir duygusunu da paylaşıyordu: “Bu binanın balkonunda Fethullah Gülen ile kahvaltı yaptım. Ve bu benim için inanılmaz bir onurdur. İnanması zor ama ben benim bu binayı, bu balkonu hatta bu masayı sevmemde bu kahvaltıda edindiğim tarifi zor duyguların da etkisi vardır.” Duvardaki tablo ve yerdeki küçük halıyı gösterirken heyecanlanan Üzeyir Garih “Ben bunları değer verdiğim gönül insanı Fethullah Gülen’den aldım. Ve görüyorsun ki, odamın en nadide eşyaları onlar..diyordu. Toplantılarda karşılaştığımızda ise, “Hocaefendiyle geçen ay telefonlaştık, sağlığı iyiya daDua etmeliyiz, Hocaefendi’nin şekeri yükselmişdiyor ve Amerika’ya gidip Fethullah Gülen’i ziyaret edememesine hayıflanıyordu. Muhafazakâr kesimin kasetlerle suçlandığı bir dönemde, herkesin aksine Fethullah Gülen’e destek çıkması, Büyük Ada’daki ruhban okulu konusunda devlet ricalinin daha anlayışlı olmasını istemesi ile gönlündeki engin hoşgörünün samimiyetini de ispatlıyordu “Musevi İşadamı Üzeyir Garih!

Gülen’in Masonlukla ilgili düşüncelerini Fatih Altaylı anlatıyor: “Yıllar önce Gülen ile sohbet ederken amaçlarını anlattı. Sizin anlattıklarınıza çok benziyor. Dinlerin kardeşliği konusunda bir takım yaklaşımları var. O bunları anlatınca ben de döndüm ‘size neo İslamik mason diyebilir miyiz?’ dedim. ‘Masonlukla ilgili benzer fikirler var’ dedim. Fethullah Gülen bana döndü dedi ki ‘Masonluk kötü bir şey değildir. Tabi ki diyebilirsiniz’ dedi. Çok şaşırdım.

Said-i Nursi’nin ve dolayısıyla Fethullah Gülen’in de Yahudi öğretisi Kabala’dan etkilenmiş olabileceği konusu önceki yazımızda ele alınmıştı. BAKINIZ:  Nurculuğun Museviliğe İlgisi. Said-i Nursi sadece Yahudiliğe değil Hıristiyanlığa da  sempati beslemiş olup risalelerinde pek çok yerde Hıristiyanlarla yakınlaşmayı, kaynaşmayı ve ittifakı emretmiştir:

“Müslümanlık – Hıristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hıristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır.” (Emirdağ Lahikası I, s. 1712, Tarihçe–i Hayat, s.434’den nakleden Prof. Dr. Yumni Sezen, Dinlerarası Diyalog İhaneti, Kelam Yayınları)
“Misyonerler ve Hıristiyan ruhanileri, hem nurcular çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı, İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etme fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifakını bozmaya çalışacak.” (Lem’alar,111,141)

“…Küre–i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve İslamiyetle Asya ve Afrika’nın saadet ve sükünet ve müsalaha bulacağına (barış bulacağına) karar vermesi ve yeni doğan İslam devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırkbeş sene evvel olan müddeayı isbat ediyor, kuvvetli şahit olur.” (Tarihçe– Hayat , 88, Arabi Hutba–i Şamiye Eserini tercümesi / Birinci Kelime / Haşiye, İçtima–i Reçeteler II/101, Arabi Hutbe–i Şamiye Eserinin Tercümesi / Birinci Kelime/Haşiye)

Dinler Arası Diyalog’un önemli bir ayağı olan Moon Tarikatının (Moon tarikatının İslami Cemaat ilişkilerine bu yazı dizisinin ilkinde değinmiştik BAKINIZ: https://bpakman.wordpress.com/yurdum/musevi-islami-cemaat-iliskileri/ ) Türkiye halifesi olarak bilinen Cumhuriyet Halk Partisi eski Genel Sekreterlerinden Kasım Gülek. Gülek, Gülen’le çok samimi ayrıca Gülen’i Morton Abramowitz’e  tanıştıran kişi. Gülek öldüğünde cenaze namazını Gülen kıldırıyor. Gülen, 1992 yılında ABD’ye gittiğinde, Kasım Gülek’in Amerikan Ordusu’nda albay olarak görev yapan, daha sonra şüpheli bir şekilde ölen baldızı Aylin Rodomisli (Adı Aylin romanında anlatılan kişi) aracılığıyla Pentagon ve CIA ile ilişkiye geçtiğini bizzat kendisi anlatıyor. Kasım Gülek’in kızı Tayyibe Gülek, daha sonra DSP’den Adana milletvekili seçiliyor. Tayyibe Hanımı Fethullah Gülen’in Pentagon’la ilişikini kuran teyzesi Aylin yetiştiriyor. Morton Abramowitz ise 1. Körfez Savaşı sırasında ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi ve ABD’nin önde gelen think-tank yani düşünce üretim kuruluşu olan Carnegie Vakfı’nın eski Başkanı. 1996 yılında CIA Başkanlığına aday gösterilen Abramowitz  adından anlaşılacağı gibi Yahudi olmasının ötesinde ABD’nin en faal gruplarından Yahudi Lobisi’nin de önde gelen isimlerinden. Moon tarikatı ile Fethullah Gülen’i birleştiren bir diğer isim Gladyo’nun tetikçisi Abdullah Çatlı. Çatlı, 1981 yılında Moon Tarikatına ait olan Dünya Anti Komünist Ligi’nin toplantısına katılıyor. 1992’de Gülen’i ABD’de havaalanında karşılayan da Abdullah Çatlı. Zamanla Moon tarikatının sahibi olduğu Washington Times gazetesi ile Fethullah Gülen’in Türkiye’de yayınlanan Zaman gazetesi  arasında sıkı bir işbirliği oluşuyor. Moon tarikatı ile ilgili yazımızı okumak için lütfen tıklayın: http://wp.me/PAexV-24I

Fethullah Gülen Şubat 1998’de Vatikan’da Papa II. Jean Paul ile görüşüyor. Bu görüşmeyi ADL Anti Defamation League (Ayrımcılıkla ve İnkarla Mücadele Birliği), Moon tarikatı ve  Morton Abramowitz ayarlıyor. Fethullah Gülen 8 Şubat 1998 günü Vatikan’a hareketinden önce yaptığı açıklamada “Birkaç ay önce Abramowitz cenaplarının yardımıyla bu buluşma gerçekleşti” diyor.  ADL anti-semitizimle, Yahudi karşıtlığıyla mücadele eden ABD’nin etkili Yahudi kuruluşu.  ADL herhangi bir örgüt değil.  Bush zamanında Amerika’yı yöneten yeni muhafazakar kadroları hemen hemen elinde tutan bir örgüt. Örneğin, ABD’nin eski Savunma Bakanı Yardımcısı, Karanlıklar Prensi unvanlı Richard Perle bu örgütün üyesi. Morton Abramowitz, Graham Fuller gibi adları CIA ile bağlantılı olan isimler de ADL’nin teorisyenleri arasında bulunuyor. ADL’nin tam adı Anti-Defamation League of B’nai B’rith. http://www.hourofthetime.com/adltruth.htm websayfasında Farmasonluğun İskoç Riti’nin (Scottish Rite of Freemasonry) 20. yüzyıldaki polis kolu olarak gösteriliyor ve ADL Mason işbirliği teşhir ediliyor.

Bu görüşmeden önce Mart 1998 de 55 Yahudi örgütünü temsil eden Conference of Presidents of Major American Jewish Organizations yani Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Birliği Türkiye’yi ziyaret ediyor, onları temsilen  Jacob Stein, Kenneth Jacobson ve Leon Levy Fethullah Gülen ile görüşüyor.

Gülen Cemaatinin Zaman gazetesi Yahudilerin kendilerine desteğine ilişkin  10 Mart 1998’de bakın neler yazıyor:  3 gündür Türkiye de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Çetin ve Dışişleri Bakanı Cem’den sonra Fethullah Gülen ile görüştü. 55 Yahudi örgütünü temsilen Türkiye’de bulunan 59 kişilik (AYÖBK) Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı Heyeti, Fethullah Gülen’in Türkiye deki ve yurtdışındaki çabalarını önümüzdeki yüzyılın barış asrı olması açısından önemsediklerini ve sözkonusu projeye büyük ilgi duyduklarını belirttiler. Görüşmede; Gülen in, ABD’nin en etkili Yahudi Lobisi olan ADL’nin (Anti Defamation League) teklifiyle hazırladığı hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap da gündeme geldi. Gülen, İngilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, bittiğinde insanların hizmetine sunacağını söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak.”

Moon tarikatı ile Fetullah teşkilatı arasındaki örgütlenme modellerindeki Siyonist ilişkilerin yanında en önemli benzerlik  birinin Mesihliğe, diğerinin ise İslam temsilciliğine ve Mehdiliğe soyunmaları olarak gösteriliyor. Her ikisinin ABD’deki ortak organizasyonlarından bir başkası da siyonist CSIS (Center for Strategic and International Studies – Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi) kuruluşu. CSIS 1962’de Georgetown Üniversitesi’nde kuruldu. Amerikan devletine ve özellikle petrol ve silah şirketlerine hizmet veriyor. Dış ülke  yöneticileriyle, bürokratlarıyla, Amerikan çıkarlarına dolaylı ya da  dolaysız hizmet verecek akademisyenlerle bağlar kuran CSIS, bir devlet kurumuyken, yenidünya düzenine uyum sağlamak üzere şirkete dönüştürüldü. CSIS, Ortadoğu petropolitik araştırmalarıyla da dikkat çekiyor. Ortadoğu bölümünün içinde Türkiye’ye de ayrı bir bölüm açılıyor. CSIS Türkiye Projesi Direktörü  Bülent Alirıza, Türkiye Uzmanı Seda Çiftçi. Moon Tarikatının PWPA (Proffesors World Peace Academy /Profesörler Dünya Barış Akademisi) kuruluşunun ilk başkanı olan ve yukarıda adı geçen Kasım Gülek’in kızı Harvard mezunu DSP eski milletvekili ve Ecevit’in ABD gezilerinde en büyük yardımcısı, 2002 yılında Kıbrıs’dan sorumlu Devlet Bakanlığı yapan Tayyibe Gülek CSIS komitelerinde görev alıyor. CSIS birimlerinin yönetimlerinde istihbarat örgütlerinde ve yabancı ülkelerdeki diplomatik misyonlarda dünya deneyimi kazanmış eski devlet memurları bulunuyor. Üçüncü ülke adamları da bu şeflere raporlar hazırlıyor. CSIS yabancı devletlerin görevlilerini de gerektiğinde ABD’de konuk edip, ilgili konularda konferans vermelerini sağlıyor. Bunların arasında Tayyib Erdoğan gibi Türkiye Başbakanları da bulunuyor. Hatta CSIS, Kafkasya petrol boru hatları ile ilgili toplantılarını Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığında gerçekleştiriyor. 

Üzeyir Garih öldürülmeden kısa bir süre önce gerçekleşen bir başka Dinler Arası Diyalog etkinliği de 26-27 Nisan 2001 tarihlerinde, Georgetown Üniversitesi’nde CMCU (Center for Muslim-Christian Understanding – Müslüman Hıristiyan Anlayışı Merkezi) düzenlenen  “F. Gülen: The man and his movement (Bir adam ve onun hareketi) konferansı. Bu toplantı katılımcıları arasında Arap, Yahudi, Vatikan temsilcileri yanında  Alan Makowski, Graham Fuller, George Harris gibi ABD istihbaratçıları da dikkat çekiyor.

Kaynaklarda bu görüşmeler ve toplantılar organizasyonları çerçevesinde  Üzeyir Garih’in adını göremedik ancak onun haberi ve etkisi olmadan bunların olması mümkün görülmüyor.

CIA eski Başkan Yardımcısı, CIA İstasyon Şefi, Graham Fuller, Gülen hareketinin CIA ve Masonlar tarafından desteklendiğinin önemli kanıtı.  Fuller, Fethullah Gülen’in ABD’deki yeşil kart başvuru sürecinde birdenbire ortaya çıkıp Gülen’in Amerika için bir güvenlik tehdidi veya radikal bir güç olduğuna inanmadığını anlatan bir mektup yazarak, yani bir anlamda teminat/kefalet mektubu vererek Gülen’in ABD de kalmasını sağlayan kişi ve de “Mason”.  Fuller:  “Kemalizm bitti; Dünyadaki bütün liderler gibi o da sonsuza dek yaşayacak bir ürün veremedi. Oysa İncil ve Kur’ân hâlâ veriyor. Bu nedenle, kendisine entelektüel güven duyan Türkiye, İslamın günlük yaşamdaki yerini almasını yeniden düşünmelidirdiyerek    “Ilımlı İslam-Diyalog” yaratıcılığını çok güzel ele veriyor. Graham Fuller  “Siyasal İslam’ın Geleceği”  adlı kitabında (Sayfa 220-223 Timaş Yayınlar) Gülen’e övgülere devam ediyor:

Bu hareket, halen Fethullah Gülen’in. liderlik ettiği en geniş ve en etkili kanadın adına izafeten çoğun­lukla Gülen hareketi veya Fethullahçılar (Fethullah takipçileri) olarak anılmaktadır. Nur hareketi yetmiş yıldan fazla bir süredir sahnededir, şu anda Türkiye’deki en geniş organize dini hareket­tir, dünyada da en genişlerinden biridir. Gülen özellikle hareke­tin enerjisinin büyük bir kısmını, niteliği itibariyle hemen hemen evrenselci ye geniş manevi Öğretilere dayalı olarak İslama modernist bir bakışta yaklaşacak okulların açılması ve çalışma gruplarının kurulması da dahil, eğitimle ilgili çabalara yönelt­mektedir. Eğitim üzerindeki bu odaklanma hareketin, bilim ve teknoloji dahil bütün alanlarda eğitim ve bilginin dinle asla çelişmeyeceği, olsa olsa Allah’ın varlığı inancına ve kainatın var ediliş amacının anlaşılmasına hizmet edeceği inancını yansıtmaktadır. Hareket toplumda daha yüksek bir manevi bilinç düzeyi oluşturmaya, böylelikle zaman içinde daha aydınlanmış bir yönetişime Önayak olmaya gayret etmektedir. Klasik Şeriat, hareketin düşüncesinde merkezi bir rol oynamaz; esasen Şeriat, geniş anlamda, Allah’ın engin muradının yerine getirilebilmesi için yürünecek “yol” (Şeriatın kelime anlamı) olarak anlaşılmaktadır. Nur üyele­ri yerçekimi yasasını bile, Örneğin, Şeriatın unsurlarından biri olarak tarif ederler. Hareket İslâmi metinlerde, onların literal emirleri içinde değil de orijinal uygulamaları çerçevesinde, bugünün yeni çerçeveleri ışığında yorumlanarak anlaşılmasını sağ­lamak üzere, ciddi oranda içtihad (yorum) yoluna başvurur. Bu anlamda da hareketin görünümü son derece modernisttir.

Nur hareketi görüşlerinde rasyonalisttir ve çoğulcu bir top­lum içinde Allah’ın yarattıklarının görkemli çok yüzlü düzenini ifade eden bütün öteki dini (hatta dini olmayan) görüşlere karşı hoşgörülü olmaya büyük önem verir. Allah’a giden yolda bilgiye yaptığı vurgu doğrultusunda, Nur hareketinin Türkiye’de 236 ilk ve ortaokul, özellikle eski Sovyet blokuna dahil ülkelerde olmak üzere dışarıda 280 okul açmış olduğu, buralarda ingilizce ve Türkçe kaliteli seküler eğitim verildiği bildirilmektedir. 200 dolayında dini vakıf ve 211 ticari şirket bu faaliyetleri finansal olarak desteklemektedir.

Her ne kadar Nurcuların bir siyasal parti kurma niyetleri yok­sa da, hareketin liderleri anahtar meselelerde nasıl oy kullanmak gerektiği konusunda milyonları bulan takipçilerine bağlayıcı olmayan tavsiyelerde bulunmaktadır. Üyeleri birçok farklı geleneksel Türk siyasi partilerinde, İslamcı partilerde ancak çok hafif olmak üzere temsil edilmişlerdir. Nur hareketinin bütün apolitik niteliğine rağmen, Türkiye’nin radikal laikçileri, özellikle askeri liderler, Nur hareketini, sahip olduğunu iddia ettikleri uzun dö­nemli, dini aktivistleri devlete sızdırmak ve sonunda devleti ele geçirmek niyeti açısından yıkıcı ve hatta tehlikeli olarak görmek­tedirler. Tam da Nurcuların savunduğu şeyden korkuyorlar -in­sanların kalplerini değiştirmek suretiyle toplumun aşağıdan yukarıya tedricen İslâmileştirilmesi. Bunun sonucu olarak, Nurcu­lar düzenli bir şekilde ordudan ve devlet kurumlarından tasfiye edilmekte, hareket ve kurumları taciz edilmekte ve mahkemeler­de yargılanmaktadır.”

Üzeyir Garih’in Gülen desteğini ölümünden sonra yine bir başka Yahudi-Mason olan Soros hayranı İshak Alaton sürdürüyor. Alaton, Gülen karşıtı bir kişiye telefon ederek kahve içmeye şirketine davet ediyor ve “Fethullah Gülen konusunda önyargılısın, sizi tanıştırmak isterim.” diyor.   Alaton’un, Gülen okullarının Rusya’da ve Türkmenistan’da açılması ve açık tutulması konusundaki politik sorunları çözmede yardımcı olduğu da biliniyor.  Alaton, Gülen’in ABD de kalabilmesi için kefalet sağlayan Fuller için de aracılık yapmış.   Yani Alaton’da Gülen konusunda, Garih gibi, aracılık yapacak  bir “adanmışlık” duygusu içinde.  Yahudi ve masonların Gülen cemaatine desteği saymayacak kadar fazla. Örneğin  Gülen Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanırken avukatı olan Çetin Özek  33. dereceden mason (masonluk dereceleri ve anlamları için TIKLAYIN), Gülen’i her zaman öven Çetin Altan,  Gülen okullarını yere göğe sığdıramayan ” Barış Köprüleri” adlı kitabın yazarlarından Eser Karakaş gibi.                

Yazımızı geçmişe dönerek sonlandıralım.

21 Şubat 1946’da Fener Rum patriği seçilen Maksimos, “Sovyetler Birliği yanlısı” diye, 1948’de istifaya zorlanıp, yerine Kuzey ve Güney Amerika Başpiskoposu Athenagoras, bir gecede Türk vatandaşı yapılarak, ABD Başkanı Truman’ın özel uçağıyla getirilip, Fener patrikhanesinin başına geç geçiriliveriyor. Başbakan Adnan Menderes’in elini öptüğü Patrik Athenagoras’ın, Fethullah Gülen’in piri Said-i Nursîyle sohbeti çok iyiydi.

Bundan sonraki yazımızda Üzeyir Garih’i ilkeleri ve inançları açısından inceleyeceğiz ve çok sorulan Müslüman olup olmadığının yanıtını arayacağız. BAKINIZ:   Ehli Kitap Mümini

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

  • http://www.kurdishaspect.com/doc043011AM.html

  • Bayram KÜÇÜKOĞLU, Türk Dünyasında Misyoner Faaliyetleri, IQ Yayınevi, İstanbul, 2003.

  • Graham Fuller  “Siyasal İslam’ın Geleceği”  Sayfa 220-223 Timaş Yayınları

  • CIA ve Fethullah Gülen. Necip Hablemitoğlu

  • Dinlerarası Diyalog İhaneti / Dini – Psikolojik – Sosyolojik Tahlili. Prof. Dr. Yümni Sezen
    Kelam Yayınları 2006.

Bülent Pakman, Nisan 2010. Son güncelleme Mart 2014.  İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

ÜZEYİR GARİH İLE İLGİLİ YAZI DİZİMİZİN DİĞER SAYFALARI:

Musevi-İslami Cemaat İlişkileri

Nurculuğun Museviliğe İlgisi

Ehli Kitap Mümini

Türkiye-İsrail İlişkileri

Garih Neden Öldürüldü?

DİNLER ARASI DİYALOG, ILIMLI İSLAM ve TÜRKİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR  İLE İLGİLİ SAYFALARIMIZ

Twitter Widgets Facebook Widgets

mekke 008Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman

Garih, Gülen ve Diyalog için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Fethullah Gülen’in Büyük İhtirası « Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s