İskilipli Atıf Hoca

Cumhuriyet devri tarihimizin en büyük saptırma ve yalanlarına âlet edilmiş isimlerinden biri de Âtıf Hoca diye bilinen İskilipli Âtıf’tır.

Bu zatın dirisinden İngilizlerle onlara destek veren Damat Ferit ekipleri yararlanmıştı, şimdi de ölüsünden İngilizlerle Damat Ferit yolundan giden başka bazı ekipler yararlanıyor. Hedef belli: Âtıf Hoca’yı ‘mazlum’ göstererek onu asanları, özellikle Mustafa Kemal’i lekelemek, itham etmek.

Son günlerde, bu Damat Ferit damarı yeniden depreşmiş görünüyor. Âtıf Hoca’nın itibarının (!) iadesinden söz ediliyor. Memleketi olan Çorum’da adı parklara, hastanelere veriliyor.  Cumhuriyet Parkı’nın adı değiştirilip ‘Âtıf Hoca Parkı’ yapılıyor. (6 Mayıs 2012 tarihli gazeteler) Yani, örtülü bir biçimde Cumhuriyet’e tokat atılıyor.

Cehalet veya gaflet eseri oynanan bu oyunun deşifre edilmesi gerekiyor. Prof. Yaşar Nuri Öztürk bu oyunun veya cehaletin arka planını, baskı aşamasında olan ‘Kur’an Perspektifinden Kurtuluş Savaşı’na Bir Bakış’ adlı eserinde, kaynakları ve belgeleriyle gösterdi. Burada, o eserdeki açıklamaların kısa bir özetini verilmekte.

 

Âtıf Hoca’nın idamına yol açtığı söylenen, gerçekte ise idama mahkûmiyetle hiç alakası olmayan risalesi ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’, dinî ve ilmî açıdan hatalarla dolu, İslam fıkıh ve tefsir kaynaklarının temel kabullerine aykırılıklarla dikkat çeken, kişisel kin ve saplantıların hükme esas alındığı, halkı sinsi ve maskeli bir biçimde tahrik eden ve belli bir ekibi, cihat açılması gereken ‘mürted-kâfirler’ olarak hedef gösteren bir kitapçık.

İSKİLİPLİ NİÇİN ASILDI?

Saltanat dincilerinin hemen hepsi bu soruyu “Şapka Risalesi’ni yazdığı için” diye cevaplarlar. İşin aslının böyle olmadığını bildikleri halde böyle söylerler; bir yalanı tekrar eder dururlar. Ve İskilipli’yi ‘şehit’ ilan ederler.

İskilipli ‘şehit’ ise Müdafaai Hukuk mücahitlerinin hiçbirisinin şehit sayılmaması gerekir. Çünkü İskilipli, Müdafaai Hukuk mücadelesine hainlik ettiği için asıldı. O halde, Müdafaai Hukuk mücahitleri şehit ise İskilipli şehit olamaz.

İskilipli’nin anılan risalesi (Frenk Mukallitliği ve Şapka Risalesi) şapka kanunundan bir buçuk yıl kadar önce yayınlanmıştı. Siyaset dincilerinin açık iftiraları işte burada sergileniyor. Diyorlar ki, “İskilipli Âtıf, ceza hukukunun temel ilkelerine aykırı olarak Şapka Kanunu’ndan birbuçuk yıl önce yazdığı bir risaleden ötürü suçlanıp idam edildi.”

Bu iddia, tarihî kayıtlara tamamen aykırı bir iftiradır. İstiklal Mahkemesi zabıtları ortada. İskilipli’nin idam gerekçesi şapka risalesi değildir, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu  tamamen veya kısmen tağyir’dir.

Dinciler bunu zabıtlardan alarak kayda geçirirler, birkaç sayfa sonra da fesat ağıtları yakmaya başlayarak meselenin esasını bilmeyen halkı şöyle kandırırlar: “Âtıf Hoca, Şapka Kanunu’ndan iki yıl önce yazdığı bir risaleden dolayı idam edildi.” Böylece İstiklal Mahkemeleri’ne ve tabiî ki Atatürk’e saldırmak isterler.

Belgelere dayalı gerçek şudur:

İskilipli’nin Şapka Risalesi’inden yargılandığı mahkeme Giresun İstiklal Mahkemesi’dir ve bu yargılamanın tarihi 16-18 Aralık 1925’tir. İskilipli, bu yargılama sonunda, Şapka Risalesi’nin, geçmiş bir tarihte yazıldığı ve binaenaleyh buna dayanılarak yeni kanun muvacehesinde suçlama yapılamayacağı gerekçesiyle beraat ettirilmiş ve mahkeme heyetiyle aynı gemide İstanbul’a dönmüştür. Ne var ki, hayatı bir yığın kanunsuzluk içinde, özellikle Millî Mücadele’ye karşı çıkışla geçmiş bu zât, başka suçları tespit edildiğinden yeniden derdest edilip bu kez, Ankara İstiklal Mahkemesi’ne sevk edilmiştir. Burada yargılanması 1926 yılı Ocak ayında başlamış ve Şubat ayı başlarında suçu sabit görülerek Ceza Kanunu’nun 55. maddesine uygun şekilde mahkûm edilmiştir.

İdam hükmü, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilat-i Esasiye Kanunu’nu tamamen veya kısmen tağyir gerekçesiyle verilmiştir. İskilipli, aynı suçtan hüküm giyen Babaeski müftüsü Ali Rıza Efendi ile birlikte 4 Şubat günü Ankara’da Meclis binası yakınlarındaki Karaoğlan Çarşısı’nda asılmıştır.

BUNLAR HANGİ DİNİN ADAMLARI?

Aynı kararla aynı gün idam edilen Babaeski Müftüsü Ali Rıza ile Âtıf Hoca’nın Millî Mücadele’de batı Anadolu’yu işgal etmiş olan Yunan ordusuna direnilmemesi için faaliyet gösterdikleri mahkemece belgelenmiştir. Müftü Ali Rıza’nın, Yunan işgaline karşı çıkanları şikâyet ederek cezalandırdığı da belgelenmiştir. Bu müftü, Millî Mücadele devam ederken vatana ihanet suçundan on yıl ceza yemiş, fakat genel aftan yararlanarak kurtulmuştu. Hoca Âtıf ise başında bulunduğu Teâlî-i İslam Cemiyeti’nin (İslam yüceltme derneği) imkânlarını kullanarak İngiliz ve Yunan işgallerine karşı çıkılmaması için çalışmış, bu yolda hazırlattığı beyannameleri Türk köylerine dağıtmıştır. Mahkeme bunların tümünü belgelemiş ve hükmünü buna göre vermiştir. Bu bildiriden birkaç satır:

Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere ‘siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim’ diyerek sıvışıyorlar. Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmıyor. İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız? Elinize aldığınız bu fetva Allah’ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücudlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur.

Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır.”

Adamın, ‘Şapka Risalesi’ dışında suçları varsa ve bunlardan mahkûm olmuşsa, mahkeme ne yapsın! Ve Şapka Risalesi ne yapsın!

Millî Mücadele aleyhine ve İngilizler lehine çalışan İskilipli Âtıf Hoca’nın hıyaneti de affedilmemiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın öncüleri Müdafaai Hukuk kadrosu, Millî Mücadele’ye değil ihaneti, en küçük bir yamukluğu bile affetmemiştir. Bu konuda en küçük ihtimalleri bile takip sebebi saymışlardır. Çünkü en büyük acıyı onlara çektiren, kutsal mücadelelerine ihanet eden adamlardı. Onların sık sık kullandıkları tabirle ‘namussuzlardı.’ Düşünülsün ki, Elmalılı Hamdi (ölümü 1942) gibi bir zât, 1. ve 2. Damat Ferit Paşa hükûmetlerinde Evkaf Nâzırlığı’nı kabul ettiği için bu hain Damat’ın Millî Mücadele aleyhine verdiği kararlardan sorumlu tutulup idama mahkûm edilmiştir. Ancak Ankara İstiklal Mahkemesi, bu bilge insanın o hıyanet icraatından sorumlu tutulamayacağına karar verip beraatini sağlamıştır. Ve bir süre sonra, Meclis ve Atatürk, Cumhuriyet’in din bahsinde en büyük hamlesi olan Kur’an’ın tercüme ve tefsiri işini bu üstat zâta havale etmiş ve bugün iftiharla kitaplıklarımıza koyduğumuz Elmalılı Tefsiri vücut bulmuştur.

Elmalılı üstat, idamına hükmedilecek kadar hırpalandığı halde bunu bir kin meselesi yapmamış, TBMM’nin tevdi ettiği tefsir görevini kemali itina ile yerine getirip eserini tarihe ve millete bırakmıştır.

Bir başka önemli örnek daha var: Ahmet Hamdi Akseki. Millî Mücadele’nin ve Cumhuriyet dönemi din hizmetlerinin öne çıkmış isimlerinden biri olan Ahmet Hamdi Akseki (ölümü1951), 1920’de kurulan ve Millî Mücadele’ye hıyaneti sabit olan Tarikat-i Salahiye Cemiyeti’ne bir zamanlar üye olduğu için 1925’te tutuklanıp Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmış, ama 11 idam kararının çıktığı bu davadan beraat etmiştir.

Aksekili, Millî Mücadele için Anadolu’ya ilk geçenlerdendir. Müdafaai Hukuk zihniyet ve mücadelesinin sembol isimlerinden biri olan ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi’nin isteğiyle Diyanet İşleri Müşavere Heyeti üyeliğine getirildi. Börekçi, onu, 1939 yılında kendisinin tek yardımcısı olarak atadı ve o tarihten itibaren Diyanet İşleri’ni o yönetti. Elmalılı üstadın anıt tefsirinin Diyanet tarafından basımını organize eden de o dur. Daha sonra, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı resmen üstlenmiştir.

Millî Mücadele’ye ‘toz kondurmak’ ihtimali belirdiği anda böyle bir zâta bile acınmamıştır. Elbette ki, yargılama sonunda akla kara ayrılmış, Aksekili beraat etmiş, hainler idam sehpasına gönderilmiştir. Ama baştan ve peşinen af yoktur.

Aksekili, aynen Elmalılı üstat örneğinde gördüğümüz gibi, çektiği zahmetlerin hangi kaygıların ürünü olduğunu vicdanında değerlendirmiş, Müdafaai Hukuk kadrosuna asla kızmamış, sitem etmemiş; tam aksine, hizmetlerine bütün hızıyla devam etmiş ama eleştirilerini de en etkili biçimde yapmıştır. Vatanperver-namuslu adam işte böyle olur.

Saltanat dincilerinin, zaman zaman istismara kalktıkları ve bir tür ‘kendileri gibi düşünen mollalardan biri’ gösterme oyununa girdikleri Aksekili, gelenekçi yanı ağır basmakla birlikte, dincilerin gösterdikleri gibi değildir. Zaman içinde, müçtehit fakîh Seyit Bey çizgisine yaklaşmıştır. Düşünülsün ki, bu insan, ölümünden kısa bir süre önce kendisini ziyaret eden ve o zamanlar genç bir asistan olan Prof. Dr. Tahsin Yazıcı’ya, İslam ve Müslümanlarla ilgili sohbetleri sırasında şu tarihi sözü söyleyebilmiştir:
Oğlum, Avrupa’nın kurtuluşu için bir Luther yeterli oldu ama bizim kurtuluşumuz için bir Luther yetmez. Bize birkaç Luther lazım.”

Demek oluyor ki, Müdafaai Hukuk kadrosu, değil İskilipli gibi daha baştan beri hıyanet şaibesi taşıyan bir adamı, Elmalılı gibi temiz ve nezih bir allâmeyi, Aksekili gibi bir ilim ve irfan adamını bile, Millî Mücadele karşısında ‘Acaba?’ türünden bir ihtimal ile hesaba çekmiştir. Çünkü o kadro, hıyanet ve ihanetten çok büyük acılar çekti. İskilipli gibi, hıyaneti ve dışarı hesabına çalıştığı belgelenmiş bir adamı neden rahat bırakacaktı? Millî Mücadele’den rahatsız olanlar keyiflensin diye mi?!

DİYANET ANSİKLOPEDİSİ’NİN ÇELİŞKİSİ

İskilipli’nin idam gerekçesi ‘Millî Mücadeye’ye ve devlete ihanet’ iken ve bu gerçek İstiklal Mahkemeleri zabıtlarında kayıtlı iken, hâlâ bir ‘Şapka Risalesi’ yalanı dolandırılıyor. Türkiye Diyanet Vakfı gibi önemli bir kurumun yayınladığı Diyanet İslam Ansiklopedisi’nde bile, yaygaralar etkili olmuş ve anılan ansiklopedinin İstiklal Mahkemeleri maddesinde Âtıf Hoca’nın ‘Şapka Risalesi’ yüzünden idam edildiği iddia edilmiştir. Bundan daha şaşırtıcı olanı şudur: Anılan ansiklopedinin anılan maddesinde böyle denirken, İskilipli Âtıf maddesinde bu zâtın ‘Şapka Risalesi’ davasından beraat ettiği, sonradan başka bir davadan mahkûm olduğu yazılmaktadır. Yani Diyanet Ansiklopedisi’nde çelişki ile yanlış iç içedir. Çok üzücü bir durumdur bu.

Millî Mücadele’ye hıyanet suçundan idam edilen İskilipli Âtıf Hoca, tıpkı fikirdaşı Mustafa Sabri gibi, dinin buyruklarını, Kur’an ayetlerini, fıkıh ve tefsir kurallarını çiğneyerek kendi istediği yere çekmeye tutkun, ilim edep ve erkânı bakımından son derece pervasız, mütecaviz bir adam görünüyor. Yeri geldiğinde din adına açıkça yalan söyleyebiliyor. Yazdığı her satırda, İslam’ın belirgin vasfı olan kolaylık ve hoşgörüye kini ve düşmanlığı âşikâr. 

Tahirulmevlevî’nin yayınladığı ünlü Mahfil Dergisi’ne yazdığı bir başmakalede (bk. Mahfil, cilt: 3, sayı: 29, Rebiulevvel 1341), İslam’da kadın-erkek münasebetlerini inceliyor. Bir kere, kadınları eve kapatmaya, erkeklerle görüştürmemeye, kadını evin âzât kabul etmez kölesi yapmaya kararlı. Bütün ayetleri, bütün dinî kavramları, o esas aldığı noktaya getirmek için akıl almaz cambazlıklar yapıyor, tefsir ve fıkıh adına sürekli yalan söylüyor. 

Andığımız yazısında, Ahzâb suresinin, Hz. Peygamber’in eşlerinin özel durumunu düzenleyen ve onların diğer Müslüman kadınlardan farklı olmaları gerektiğini açıkça beyan eden (yani koyduğu hükmün mukayyed bir hüküm olduğunu bildiren) 33 ve 35. ayetlerini, evirip çevirerek bütün Müslüman kadınlara teşmil ediyor ve genel kanaatin tam aksine, Müslüman kadınların ‘zarûret’ olmadıkça evden çıkmamaları gerektiği hükmüne varıyor. 

İlim ve din adına, tabir caizse tam bir facia olan bu yazıdan birkaç satırı kısmen sadeleştirerek buraya almak istiyoruz.

Beyan olunan Kur’an ayetleri, zâhiren Peygamber’in temiz eşlerine tahsis olunmakta ise de, ya onlara tebean veyahut özel hükmü zikredip geneli kastetmek türünden mecaz olarak, hükmü sair Müslüman kadınlarına da şamildir; genellenir. Binaenaleyh, diyanet-i İslamiyeyi kabul eden her kadın anılan nasların hükmü altına girmektedir.”

Fıkıh ve tefsirin oturmuş kuralları ve anılan ayetler konusundaki ortak kabule tamamen aykırı bir saptırma. 

KAFAYI ŞEHVETLE BOZMUŞ

Bu zât, anılan yazısında, birbirine ebediyyen mahrem olanların bile vücutlarının kol, bacak, diz, yüz gibi kısımlarına bakmalarını, ‘şehvet yoksa’ kaydına bağlamak gibi ruh sağlığı açısından tehlikeli sayılacak bir saplantıyı öne çıkarıyor. Bu hastalıklı mantığa göre, siz, mesela, annenizin veya kızınızın bacağına, hatta yüzüne, saçına bakabilmek için bunun ‘şehvet dışında’ olduğunu tespit etmeniz, sağlamanız gerekir. Şehvetin karışması ‘muhtemel’ bile olsa onların vücudunun her hangi bir yerine, yüzlerine bile bakamazsınız.

Bu şehvet dışılık nasıl sağlanacak ve nasıl ispatlanacaktır? Böyle bir şeyin telaffuzu bile bir insanlık suçudur. Müslümanları böyle bir ‘şart’ın zebunu yapmak, onları dünyanın önünde ‘mahremlerine bile kötü niyetle bakan sapıklar’ durumuna düşürmez mi?

Molla Âtıf, anılan yazısında, mahremlere bakmanın ‘şartları’na ilişkin şu satırları yazıyor:

“Şehvete vesile olacağı muhakkak veya muhtemel bulunursa mahremlere dokunmak, onlara bakmak şer’an haramdır. Zira şehvet kaynaklı dokunuş ve bakış zinadır. Bunun mahremler arasında vukuu ise daha kötüdür.”

Şu halde, din-i celil-i İslam’ı kabul ve ona iman etmiş olan genç kadınların, aralarında nikâh caiz olan erkekler ile han, otel, apartman, mektep, dershane, hükûmet daireleri, bağ, bahçe mesire, çarşı ve pazar gibi mahallerde zorunluluk olmadıkça (zorunluluk nedir? Mollamız onu asla tanımlamıyor) birlikte olmaları şer’an haram ve yasaktır.”

Engizisyon mollaları, bu ‘zarûret’ tabirini, hüküm verirken bir ‘yumuşatıcı ve kandırıcı’ olarak kullanırlar ama iş hayata intikal ettiğinde, bu zorunluluğun doğmasına izin verildiğini asla göremezsiniz.

Engizisyon mollalarının İslam’a yamattıkları bu şartlar, iki şekilde doğabilir: Kadının evden çıkmaması, ki, engizisyon sapıklığının esas hedefi budur; kadının ölmesi. Bu iki ‘şart’ın dışında bu musallat mantığın söylediklerini hayata geçirmenin imkân ve ihtimali yoktur. 

Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün başı olarak ilan edilen Fethullan Gülen hocanın idam edilmesini isteyenler de aynı dinciler

Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün başı olarak ilan edilen Fethullan Gülen hocanın idam edilmesini isteyenler de aynı dinciler

Halbuki ‘kadın-erkek birlikteliği’ konusunda akıl almaz şartlar uyduran mantığın suratına Kur’an ayeti ilahî bir tokat gibi çarpmakta:

Hep birlikte veya ayrı ayrı yemek yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur.”  “…leyse aleykum cunâhun en te’kulû cemîan ev eştâtâ(eştâten)…(Nur suresi, 61)

Nerede yemek yemekte sakınca yok? Ayetin öncesinde açıklıyor:
Akrabalarınızın, arkadaşlarınızın/dostlarınızın evlerinde.
Kimlerle birlikte yemek yemenizde sakınca yok? Onları da ayetin öncesinde sayıyor. Saydıkları arasında kadınlar da var. Sayarken kadın erkek ayırımı yapmıyor.

Özellikle arkadaşın/dostun evinde ayet “mahrem” ayırımı yapmıyor, diyor ki “Hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur.”

Diyelim ki bir erkek, yine erkek olan arkadaşın/dostun evine gitti. Yemek yenecek. İki erkeğin ayrı ayrı yemek yemesinin bir anlamı, akla uygun tarafı olmadığına göre evde kadınlar, kızlar olsun ya da olmasın erkekler mutlaka birlikte yiyecekler. Başka seçenek olamaz. O zaman ayet neden iki seçenekli: “birlikte yahut ayrı ayrı” demiş? Ev sahibi misafire ben senlen yemek yemem ayrı yerim diyemeyeceğine göre. Demek ki ayette topluca veya ayrı ayrıdan kasdedilen misafirin/arkadaşın/dostun varsa karısı, kızı vb. herkes ister birlikte ister ayrı ayrı yiyebilir.

Ayet hem İskilipli Molla’ya hem de günümüzde bazı çevrelerde mevcut mahrem-namahrem anlayışına tamamen ters.

Demek oluyor ki, sapık mantığın, fütursuzca kirlettiği ‘Din-i Celil-i İslam’a göre, bırakın sokakları, okulları, dershaneleri, kadınla erkek, aynı sofrada, aynı masada birlikte yemek bile yiyebilirler. Kur’an, olabilecek en ileri örneği vermiş, ötekilere gerek görmemiştir.

Birileri hâlâ bu adamların mazlumluklarından dem vurarak, istismarcılık tezgâhı işletmektedir. Bu ikincilerin hayasızlığından doğan günahlar, o birincilerin sapıklığından doğan günahlardan daha hafif midir, daha ağır mıdır?

KAYNAKLAR:

Milli Mücadeleye hıyanet asla affedilmemiştir. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk. Yurt Gazetesi, 9 Mayıs 2012 http://www.yurtgazetesi.com.tr/milli-mucadeleye-hiyanet-asla-affedilmemistir-makale,779.html

İskilipli Atıf meselesi. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk. Yurt Gazetesi, 10 Mayıs 2012 http://www.yurtgazetesi.com.tr/iskipli-atif-meselesi-makale,758.html

İskilipli Atıf’ın din ve insan anlayışı. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk. Yurt Gazetesi, 13 Mayıs 2012 http://www.yurtgazetesi.com.tr/iskilipli-atifin-din-ve-insan-anlayisi-makale,809.html

Mustafa Kemal Eşkiyadır öldürülmesi farzdır. Aira. Gündem, Özel Haber 25 Haziran 2012 http://www.turkishnews.com/tr/content/2012/06/25/iskilipli-atif-hoca-mustafa-kemal-eskiyadir-oldurulmesi-farzdir/

Bülent Pakman. Mayıs 2012. Yeniden düzenleme Ekim 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Osmanlı Devleti dizimiz:

Twitter Widgets

Twitter Widgets

Viyana Palmenhaus Cafe 2012

Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Pakman kanal 1

Pakman kanal 2

Pakman kanal 3

İskilipli Atıf Hoca için 13 cevap

  1. Hatad dedi ki:

    Yapmayin allah askina ya, cumhuriyetin ilk yillarinda neler oldugunu, istiklal mahkemelerinin kimler tarafindan yonetildigini ya bilmiyorsunuz, ya da tamamen din aleyhtari bir on yargiya sahipsiniz. Yakin tarihimizin gerceklerinin nasil saptirildigi arsivler acildikca, gizli tutulan evraklar aciklandikca bukadar ortada iken sadece okumayan ve at gozluklu insanlari kandirabilirsiniz. Bunda da basarilisiniz itiraf etmek gerekirse, cunku onunuzde okumayan cahil diplomalilar bir hayli cok.

    • bpakman dedi ki:

      AKP 10 Yıldır iktidarda. Arşiv her şey ellerinde. Arşivde bir şey bulabilselerdi Tayyip bey meydanlarda bunu sallar ve büyük mutlulukla saatlerce demagojisini yapardı.

  2. Muzaffer dedi ki:

    Sayın Pakman,güzel bir cevap yazmışsınız ve katılıyorum.

  3. TC Murat Soylu dedi ki:

    Güzel yazınız için teşekkürler

  4. Eyüp dedi ki:

    Teşekkür ederim abi bu güzel yazın için, eline sağlık.

  5. Geri bildirim: Atatürk’e bu iftiralar neden? | Pakman World

  6. Avni dedi ki:

    ilginc ve simdiye kadar okumadigim bilgiler.

  7. Emre dedi ki:

    İskilipliyi savunmak amacıyla söylemiyorum sadece bir konuya açıklık getirmek istedim. Kitabında bahsettiği yalanlar gibi lanse ettiğiniz bilgiler İslam alimleri tarafından kabul görmüş bilgilerdir. Örneğin kadın bacaklarının erkeğin iştahını açan en etkili organıdır ve öyle ki erkeğe kız kardeşine karşı şehvet uyandırabilecek kadar etkilidir. bu sebeple kadınların bacaklarını özellikle kapatmaları gerekmektedir. Ayrıca bu derece sert kurallar getirilmesi, milyonda bir bile olsa bir kişinin annesine, kızına, kız kardeşine bir an içinden şehvet duymasına sebep olacak bir ihtimali ortadan kaldırmaya yöneliktir. ki bunca sert kurala tabi olan bir millet olduğumuz halde ne yazık ki benzer haberleri okuyoruz. bu kuralların olması Müslümanları sapkın gibi görmek değil milyonlarca insandan oluşan İslam aleminde bir kişinin bile bu hissiyatlardan etkilenmesinin ihtimalini ortadan kaldırmaktır. Yani bir kişi kız kardeşini çıplak görse şehvet duymazken başka biri içinden geçirebilir. Sizin görüşünüze belki ters gelebilir ancak bu bilgileri yorumlarken kabul görmüş alimleri de araştırmanızı öneririm. iyi çalışmalar dilerim.

    • bpakman dedi ki:

      Öyleyse Kur’an’da bacak örtüsü neden yok? Kabul görmüş alimler Allah’tan daha iyi mi biliyordu?

    • bpakman dedi ki:

      Kaldı ki burada konu örtünme değil, hazretin genç kadınların, aralarında nikâh caiz olan erkekler ile han, otel, apartman, mektep, dershane, hükûmet daireleri, bağ, bahçe mesire, çarşı ve pazar gibi mahallerde zorunluluk olmadıkça birlikte olmalarını şer’an haram kılmış ve yasaklamış olmasıdır.

  8. Mahmut dedi ki:

    Nur suresi böyledir °Kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya validelerinizin evlerinde veya kardeşlerinizin evlerinde veya kızkardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde, veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına mâlik olduğunuz (evlerde) veya sâdık dostunuzun (evinde yemenizden dolayı) sizin üzerinize gerek toplu ve gerek dağınık bir halde yemenizden dolayı da bir günah yoktur. Şİmdi evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek, hoş bir sağlık dilemek üzere kendinize selâm veriniz. İşte Allah sizin için âyetleri böyle açıkça beyan buyuruyor, tâ ki, akıl erdiresiniz.)°yani bu da yazılan risalenin bir katre doğru olduğunu gösterir. Yazılan yazıda ayetin sadece son kısmı alınmış.

    • bpakman dedi ki:

      Nur 61: “…leyse aleykum cunâhun en te’kulû cemîan ev eştâtâ(eştâten)…”
      “…Hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur….”
      Nerede yemek yemekte sakınca yok? Ayetin öncesinde açıklıyor:
      Akrabalarınızın, arkadaşlarınızın/dostlarınızın evlerinde.
      Kimlerle birlikte yemek yemenizde sakınca yok? Onları da ayetin öncesinde sayıyor. Saydıkları arasında kadınlar da var. Sayarken kadın erkek ayırımı yapmıyor.
      Özellikle arkadaşın/dostun evinde ayet “mahrem” ayırımı yapmıyor, diyor ki “Hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur.”

      Diyelim ki bir erkek, yine erkek olan arkadaşın/dostun evine gitti. Yemek yenecek. İki erkeğin ayrı ayrı yemek yemesinin bir anlamı, akla uygun tarafı olmadığına göre evde kadınlar, kızlar olsun ya da olmasın erkekler mutlaka birlikte yiyecekler. Başka seçenek olamaz. O zaman ayet neden iki seçenekli: “birlikte yahut ayrı ayrı” demiş? Ev sahibi misafire ben senlen yemek yemem ayrı yerim diyemeyeceğine göre. Demek ki ayette topluca veya ayrı ayrıdan kasdedilen misafirin/arkadaşın/dostun varsa karısı, kızı vb. herkes ister birlikte ister ayrı ayrı yiyebilir.
      Ayet burada günümüzde bazı çevrelerde mevcut mahrem-namahrem anlayışına tamamen ters.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s