Hocam

Bakü Tevfik Behramov StadıODTÜ’de bir hoca öğrencilere 500 sayfalık bir ders notu dağıtıp yarın bundan sınav yapacağım dese ODTÜ’lü öğrenci “nasıl olsa bitiremem” deyip ümitsizliğe kapılmaz,” ne yapabilirsem kardır” deyip sabaha kadar okuyabileceği kadarını okuyarak sınava girer. Bunun nedeni not sisteminde yatmaktadır. ODTÜ’de herkese kendi mücadelesini verme kültürü aşılanır. Buna paralel olarak sınavlarda “curve” yani “çan eğrisi” not verme sistemi uygulanır. En düşük ve en yüksek notlar ile ekstrem olanlar değerlendirilme dışı bırakılıp kalanların ortalaması alınır. Bu ortalama geçer not olan “C” olarak kabul edilir. Yani sınavda düşük düzeyde kalmanın ceremesini her zaman öğrenci çekmez. Ortalama düşük ise, toplu başarısızlık söz konusuysa hoca  iyi öğretememiş ya da sınavın zorluk seviyesi öğretilene uygun olmamış demektir. Sistem öğrenciye şunu aşılar “zorlansan da yapabileceğini yap, ümitsizliğe kapılma”. Bu sistem ayrıca kopya çekmenin başkasının hakkını yemek anlamına gelmesiyle tepki görmesine de neden olmaktadır.

ODTÜ’de öğrenci zamanı nasıl kullanacağını, hedefe odaklanmayı ve kararlılıkla yürümeyi öğrenir. Ama en önemlisi öğrenciye ihtiyacı olan bilgiyi nasıl bulacağı öğretilir. Buna nosyon verme diyoruz. ODTÜ’lü mühendis bilmiyorsa da araştırıp öğreneceğinden kuşku duymaz, işin ucundan bir kez tutmaya başlayınca gerisinin geleceğinden emindir. Hiçbir zaman beyninden “yapamazsın” komutu gelmez, böylece beyin sadece neyi nasıl yapacağına odaklanır. “İşe başlamak yolun yarısıdır” sanki ODTÜ’lü mühendis için söylenmiştir. İşe başlayınca beyinden komutlar ardı ardına yağmaya başlar bir de bakmış ki iş bitmiş.

ODTÜ’lü mühendis kendi hayatında bile verilere, planlamalara dayalı olarak yaşayan insandır. Dolayısıyla iş yapış biçimleriyle daha disiplinlidir. Baştan savmacılığı, şişirmasyonculuğu kabullenemez. Matematiksel yaklaşımları daha çok kullanır. Her şeye analize dayalı bakıp geleceği buna göre kurgulamak yaygın alışkanlığıdır. Sürekli çabalarıyla kendi sınırlarını genişleteceğine inanır. Lider pozisyonlarda oturmayı kendisine erişebilir hedef olarak görür. Risk alabilmek, aynı riski bir kez daha almamayı bilmek, yarışmacı ruha sahip olmak, dışa açıklık ve kolay pes etmemek, ben daha iyisini yaparım diye düşünmek diğer özellikleridir.

açılmazsa alternatif video

Başarılı öğrencilerin 2. sınıftan itibaren yardımcı asistan olarak hocalara yardım etmeleri hocalık deneyimlerini erkenden başlamaları demekti.

Bunlar bizim ODTÜ’de okuduğumuz zamanlarda (1967-1974) geçerliydi. Şimdilerde durum nasıl bilmiyorum. Genç bir hocanın (yani ODTÜ lü arkadaşın) bu konudaki yazısını bundan sonraki sayfada bulabilirsiniz. BAKINIZ: https://bpakman.wordpress.com/yurdum/insaat/hocam/odtu-neden-farklidir/

Ancak önemli bir alışkanlık hala devam ediyor. ODTÜ’nün en büyük becerilerinden biri de okul içinde eşitliği sağlayarak sınıfsal ayrımları ve dikey hiyerarşileri ortadan kaldırmış olmasıdır. Bunun yansıması sonucu herkes birbirine eşit biçimde “hocam” diye hitab eder. Müstahdem öğrenciye, memur profesöre, aşçı asistana. Peki nereden kaynaklanmıştır bu “hocam” hitabı?

HOCAM’IN HİKAYESİ

ODTÜ kafeteryası yıllar önce ihtiyaca yetmez, öğle saatlerinde kuyruklar dışarılara taşardı. Bizler bu yüzden öğlenleri  İnşaat kantininde tostla, poğaçayla idare ederdik. 1971 de ODTÜ kafeteryasına ek bina yapıldı ve kapasite iki katına çıktı. O zamana kadar adı üzerinde kafeteryada yemek self servis yeniyordu. Ek binanın üst katı alakart hizmet vermeye başladı. Ancak sadece öğretim üyelerine. Öğrenci kapıdan çevriliyordu. Bu düpedüz sınıfsal ayrım demekti yani ODTÜ ruhuna aykırıydı. Tepkiler üzerine alakart restoran bir süre sonra herkese yani öğrenci ve çalışanlara da açıldı. Kısa süreli öğle tatilinde bu kez restoranda masa bulunmaz oldu.  Kalkanın yerine daha masa temizlenmeden oturuluyordu. Bu arada o zamana kadar asistanlar dahil tüm öğretim üyelerine yani hocalara alakart servis yapan garsonlar yeni duruma uyum gösteremediler. Yoğun tempo arasında kimin hoca kimin öğrenci olduğunu ayırt edebilecek durumda değillerdi. Çareyi alakart kısmına gelen herkese daha önce öğretim üyelerine açık olduğu zamanlarda yaptıkları gibi “hocam” demeye devam etmekte buldular. Biz öğrenciler bize hoca denmesini bir süre garipsedik, birbirimize “aaa bak sen de hoca oldun” diye takılıyorduk, ama sonra alıştık. Bu hitap şekli yavaş yavaş alakart restorandan tüm okula yayıldı. İşte “hocam”ın hikayesi böyle. ODTÜ’lüler hitabı mezun oluktan sonra sosyal hayatta ve iş hayatında da devam ettiriyorlar.

Yine bizim zamanımızda Ankara’da çok bilinen bir söz vardı: “Ankara’da gece yarısı bir evde ışık yanıyorsa bilin ki orada bir ODTÜ öğrencisi ders çalışıyordur“.

ODTÜ’lülerin yıllar boyu değişmeyen bir diğer özellikleri de birbirlerini tutmaları. Ancak bu sadece işe alınırken söz konusu. Yani ODTÜ mezunuysanız  sizi işe alacak da ODTÜ’lüyse maça bir sıfır galip başladınız demektir. ODTÜ’lü mutlaka ODTÜ’lüleri tercih eder. Ama bu durum işe başladıktan sonra sona erer. Siz ODTÜ’lüsünüz diye işyerinde iltimas görmezsiniz. Bir başka üniversiteden mezun sizden fazla çalışıyorsa daha fazla iltimas görebilir. Bunun nedeni ODTÜ mezunundan çok şey beklenilmesidir. Bu beklenti hayal kırıklığına dönüştüğü takdirde işe alınırken gösterilen sempati de kolayca antipatiye dönüşebilir.

Özellikle ODTÜ de okumamış olanlarca hep cahilce iddia edilir. Yabancı dilde eğitim olmamalı diye. Bu konuda sadece ODTÜ’den mezun olup çalışma hayatında İngilizceyi yoğun şekilde kullananlar, özellikle yabancı şirketlerde, yurt dışında  çalışanlar ekmeğini İngilizceden kazananlar fikir yürütebilir. Onlar dışındakilerin tartışmaları anlamsızdır. ODTÜ gerçeği ortada ve buna 50 yıldır cevap teşkil ediyor. ODTÜ’de İngilizce eğitim verilmemiş olsaydı Türk müteahhitleri yabancı ülkelerde bu kadar iş alamaz, rahat çalışamaz ya da çok pahalı İngiliz veya verimsiz Hintli, Arap yabancı mühendis istihdam etmek zorunda kalırlardı.  Ayrıca İngilizce bilgisi ODTÜ’lülere mezuniyet sonrası yabancı kaynakları izleme ve gelişmelerden haberdar olma imkanı vermektedir.  Yurt dışında serbest olarak, Türk ve yabancı şirketlerde, üniversitelerde çalışan önemli sayıda ODTÜ mezunu bulunmaktadır. Ancak her ODTÜ mezununun da öyle çok iyi İngilizce bildiği zannedilmesin.

Bizler Dünyayı Değiştirebiliriz!

Ben bir ODTÜ’lüyüm.
ODTÜ’lü hiçbir sınırı, sınırlamayı kabul etmez.
Özgür düşünür, düşüncelerini özgürce ifade eder.
Bizi ODTÜ’lü yapan, ODTÜ’nün başarma ve “fark yaratma” kültürüdür.
ODTÜ’lü, var olan bilgiyle yetinmez. Sorgular, araştırır, geliştirir.Yeni bilgi üretmek, hayata geçirmek, paylaşmak için çalışır…
Sorumluluğu sadece çevresiyle sınırlı kalmaz.
Ülkenin ve dünyanın sorunlarıyla ilgilenir, çözüm arar.
İşte ODTÜ ruhu budur.
Bu ruha, bazen idealizm, bazen devrimcilik denir.
Bizler, ODTÜ’lülük diyoruz.
Bu ruhla, yakın çevremizden başlayarak, tüm dünyayı değiştirebileceğimize inanıyoruz

Not: Yazının bazı bölümlerinde  CNBC-e Business dergisi Aralık 2010 sayısındaki CEO Fabrikası ODTÜ konusundan ve http://ibrain.odtu.edu.tr/# den yararlanılmıştır.

Bülent Pakman, Bakü, Aralık 2010.  İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN:     https://bpakman.wordpress.com/yurdum/insaat/hocam/odtu-neden-farklidir/

ODTÜ ile ilgili yazılarımız:

Viyana Palmenhaus Cafe 2012Bülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Hocam için 5 cevap

  1. mustafa turgut berber dedi ki:

    bülent bey mükemmel analizleriniz için teşekkürler.Bende odtü gaziantep 1983 elektrik mühendisliğinden mezunum.Aynı ruh ve ortamla yetiştik.
    Teşekkürler hocam ..=))güzel paylaşım için..

  2. M.Can dedi ki:

    Hocam iki sene gibi uzun süredir blog sitenizden ve sosyal paylaşım ağlarından sizi takip ediyorum. Bu sene üniversite sınavına girecek biri olarak hedef ve ideallerim sizin yolunuzla özdeşleşiyor. ODTÜ İnşaat Mühendisliği ana hedefim ve çok şükür puanım da yetiyor. Ancak yaşadığımız zamanın her öğrenci üzerinde oluşturduğu mecburi stres bende de var. “Acaba ODTÜ’den mezun olursam işsiz kalır mıyım? ODTÜ’yü beğenmezsem ne yaparım? ODTÜ bana çok mu ağır gelir?” gibi sorular aklımı kurcalıyor. Daha önce yine size danışmıştım hatta o zamanlar daha üniversite sınavına girmeme iki sene vardı ve siz bana yabancı dil tavsiyesinde bulundunuz. Hocam zaman ilerledi bana anlattığım durum ve ayrıca içinizden bir ODTÜ’lü daha kazandırmak için ekstra tavsiyelerinizi söylerseniz çok mutlu olurum. Teşekkürler..
    Muhammet Can Bedirhanoğlu/VAN

    • bpakman dedi ki:

      ODTÜ’yü bitirip işsiz kalırsanız herkes işsiz kalmış demektir. ODTÜ’yü beğenirsiniz, yeter ki barınma-ulaşım sorunu olmasın. ODTÜ’ye girerken “ben bu okulu bitireceğim” diyeceksiniz. Süresi çok önemli değil. Elbette ki normal süresinin çok da üzerinde olmamak kaydıyla. Bu okulu bitireceğim derken de affedersiniz “eşşek gibi çalışacağım” da diyeceksiniz. Sonra da yapacağınız tek şey çalışmak olacak.

  3. M.Can dedi ki:

    ODTÜ inşaat süper ama dimi ?😀 gerçekten içimden geçen bölüm ve kesinlikle kazanmak istiyorum🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s