Uygur Ana

Çin’deki Uygur Türklerinin hak arayışını uluslar arası gündeme taşıması nedeniyle “Uygur Ana” diye adlandırılan Rabia Kadir’in Tokyoda düzenlenen Dünya Uygur kongresinde gazeteci Muammer Elveren ile röportajı:

Rabia Kadir “Konu Türkiye’den açılınca, Avrupa’da bize vize veren,  toplantı düzenlememizi sağlayan  hatta meclislerini açan ülkelerde  ‘Siz Türk’üz diyorsunuz ve bunu söylerken gurur duyuyor, kültürünüzü, tarihinizi savunuyorsunuz  nasıl olurda soydaşınız olan Türkler sizi kabul etmiyor, Türkiye’ye giremiyorsunuz, toplantı yapamıyorsunuz dediklerinde cevap vermeye çalışırken gözlerim doluyor, boğazım kuruyor , cevap veremiyor  ve ağlamağa başlıyorum” dedi.

Rabia Kadir “Bakın şimdi size anlatırken de kendimi  tutamıyor, duygulanıyorum, elimde değil.  Ben bir Türküm, Uygur Türküyüm.  Dalai Lama’ya zamanında Hindistan sahip çıktı Dharamsala’da yer verdi.  1997 yılında Çin Halk Kongresi’nde  Çin’in  Doğu Türkistan  politikasını eleştirdiğim için önce  Halk Kongresinden çıkarıldım sonrada  1999 yılında da hükümet sırlarını açıklama suçuyla  8 yıl hapis cezasına çarptırıldım. 2004 yılında Norveç, insan hakları için verdiğim mücadele adına  bana  Thorolf-Rafto-Ödülü’nü verdi. Böylece  uluslararası  baskılar neticesinde  hapishane’den çıkarıldım ve 2005 yılında ülkeyi terk ederek Amerika’ya iltica ettim.”

Kadir  “Ben bir Türk, bir Uygur  Türkü olarak aslında Türkiye’den çok şey bekliyordum.  Hapisten çıktıktan sonra Türkiye halkı, Türkiye Devleti beni davet edecek, Türkiye’ye gideceğim diye bir beklentim vardı, belki de o yüzden ağırıma gidiyor. Üzülmedim desem yalan olur ama ben ısrar etmedim. Türkiye’ye zorluk çıksın istemedim. Çünkü Türkiye’nin problemleri var diye düşündüm. O zaman Türkiye’ye gideceğim deseydim ve kabul edilmeseydim  çok  kötü olurdu ve başka milletlere karşı ayıp olurdu, kötü duruma düşerdim. Ama maalesef o gün sahip çıkılmadığı gibi  bugüne kadar hiçbir davet, hiçbir teklif almadım ve vize bile verilmedi” buna gerçekten çok üzülüyorum.”

Başbakan Erdoğan’ın ziyareti Uygur halkı üzerine bir güneş doğmuş gibi oldu

Erdoğan’ın  Sincan ziyaretine gelince , bir Türk Başbakanının bizim topraklarımıza ayak bastığı için Uygurları ne kadar mutlu ettiğini sizin tasavvur etmeniz mümkün değil.  İnsanlarımız 7 den 70 ine kadar bir yetim çocuğun başını okşadığınızda nasıl mutlu oluyorsa  bütün Uygur Türkleri öyle  sevindiler.  Çinliler bu tür ziyaretleri istemez engellemek ister ama orada ben o Pazar ziyaretini kabul etmelerine bile çok sevindim. Aslında halkta bu ziyaretin kabulüne şaşırdı ve Uygur halkı üzerine bir güneş doğmuş gibi oldu. Çölde susamış insanın ağzına bir damla su vermiş gibi oldu.

Tokyo’da  14 Mayıs günü Japon Parlamentosunda açılışı gerçekleştirilen  ‘4.cü Dünya Uygur Kongresi’nde yapılan oylamada Rabia Kadir geçerli 109 oyun 99 unu alarak yeniden başkanlığa seçildi.  İcra Kurulu Başkanlığına Kongre merkezinin olduğu Münich’te yaşayan  İsa Dolkun, Türkiye ve Ortadoğu komitesi başkanlığına  Seyit Tümtürk, Amerika : Ömer Kanat , Avrupa:  Ümit Agahi, Avustralya:  Mantimin Ala, Merkez  Asya ve Rusya: Abdülreşit Turdiev  Komite Başkanlıklarına seçildiler.

Şandır ‘Partim hükümet olursa  Uygur Türklerinin merkezi  Türkiye olacaktır”

Kongreye katılan MHP Milletvekili Mehmet  Şendir  ‘Uygur davası hepimizin ortak davasıdır, sizin davanız bizim davamızdır. Çok önemli, haklı, tarihi bir iş yapıyor bir zulme karşı çıkıyorsunuz. Bu haklı davanızı Çin değil bütün dünya engelleyemez. Rabia Kadir Türkiye’ye kabul edilse de edilmese de bu davanın lideridir fakat Partim hükümet olursa  Uygur Türklerinin merkezi  Türkiye olacaktır” dedi. Halk Partisi adına Uygur  Kongresine Milletvekilleri  Haluk Ahmet Gümüş  ve Malik Ejder Özdemir  katıldı.

Özdemir  yaptığı konuşmada “Mücadelenizde sizinle beraber olduğumuzu belirtmek için buradayız. Bu dava bütün siyasi partilerin ortak davasıdır. Davutoğlu’nun   Urumçi ziyaretinde bende ordaydım. Samimiyetle söylüyorum çok etkilendim. Urumçi’de halkın bırakıldığı durum hazin ve yüz kızartıcı bir tabloydu. 2009 katliamından hemen sonra üyesi olduğum TBMM insan hakları komisyonunda bir heyet kurup oraya gitmeyi teklif ettim ne yazık ki kabul edilmedi. Ama CHP bu teklifin arkasındadır. Bu Kurultay toplantısını Meclis’te mutlaka gündeme getireceğiz.  Sizin bu ulusal davanızda Rabia Hanımın halen Türkiye’ye girememesini içime sindiremiyorum. 21 yüzyıl da hiçbir millete, topluma inanç ve etnik farklılıklarından dolayı farklı davranmak kabul  edilemez bir durumdur” dedi

‘Çinle diyalog kurmak istiyoruz, bunlar terörist diyorlar’

Rabia Kadir Hürriyet’e  yaptığı açıklamada Çin’le diyalog kurmak istediklerini belirtirken şunları söyledi “Ben Çin’le olan bu sorunumuzun  diyalog yoluyla çözülmesinden yanayım ama Çin bize hiçbir zaman diyalog teklifinde bulunmadı. Biz diyalog teklifinde bulunduk, geçen yıl Avrupa Parlamentosunda  diyalog yoluyla sorunun çözümü için bir açıklama yaparak Çin hükümetine bir teklifte bulunduk.  Ama onlardan cevap gelmedi ği  gibi  ‘Biz teröristlerle diyaloga girmeyiz’ açıklaması yaptılar.  Eğer biz Doğu Türkistan meselesini diyalog yoluyla halledersek  iki taraf için faydalı olacağını Çin çok iyi biliyor. Ama Çinlilerin niyeti  bizle diyalog kurup halkın refahını sağlamak değil amaçları ‘Terörist’ diyerek Uygur halkını yok etmektir. Bunu gerçekleştirmek için sahte Tarih yazıyorlar. Onlarında tarihinde Doğu Türkistan’ın Türklerin toprağı olduğu yazıyor, onlar bunu biliyor. Buna rağmen Çin bu topraklar bizimdir tezini tarih kitaplarına yazıyor. Uygur Türkleri ve Moğollar başka bir yerden göç edip gelmişler  Türk’te değil diyorlar.  Kabullenmiyor, bize ilkel bir toplum gözüyle bakıyor.  Çin tarihi Kaşkar’ı yok ediyor”

Dünya Uygur kongresi Çin ve Japonya’yı karşı karşıya getirdi

Japonya’nın başkenti, Tokyo’da yapırdi.lan kongreye başta Kadir olmak üzere 14 ayrı ülkede yaşayan Uygur Türklerinden vekalet alarak  gelen 125  temsilciye vize vermesi  Çin’in çok sert  tepkisine neden oldu.  Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hong Lei, Dünya Uygur Kongresi’nin terör örgütleriyle sıkı temasta bulunduğunu ve  kongrenin Çin karşıtı bölücü bir örgüt olduğunu söyledi.  Dünya Uygur Kongresi’nin Japonya’da yapılmasından büyük üzüntü  duyduklarını belirten sözcü, Sincan’ın (Doğu Türkistan) Çin’in iç meselesi olduğunu ve dış güçlerin bölgeye müdahalesine izin vermeyeceklerini açıkladı.  Çin, bu nedenle  Japonya’dan ikili ilişkilerin korunması için, Çin’in hassasiyetlerinin göz önünde bulundurarak somut önlemler almasını istedi.  Dünya Uygur Kongresi’ heyetinin Tokyo’daki  Yasukuni Tapınağı’nı ziyaret etmesi de Çin’i rahatsız etti. Sözcü, bu tapınağın Japonya’nın geçmişteki militarizminin ve işgallerinin simgesi olduğuna dikkat çekti.

Rabia Kadir Hürriyet’e verdiği özel demeçte  hem bu konuya hem de  Doğu Türkistan’daki durum ve hapse atılan çocukları ile ilgili olarak ta bilgi verdi. Kadir“Japon halkı da Çin’in baskısına uğramış bir halktır. Çin diktatörleri Japon halkı ile  Uygur halkının bir araya gelerek iktidarlarını sarsacağını düşünüyor ve bundan endişe duyuyor. Çin Hükümeti Japon hükümeti ve halkının Uygur halkına destek vermesi ve bu davayı uluslar arası platforma taşımasını özellikle istemiyor çünkü bu sahiplenme olayı devam ederse Çin kapalı kutu haline getirmiş olduğu Doğu Türkistan’ı uluslar arası kamuoyuna açmak zorunda kalacak. Çünkü bizim tarihi ilişkilerimizi, tarihi köklerimizi , tarihi derinliklerimizi Çin çok iyi biliyor. Japonya ilk defa Doğu Türkistan, Uygur davasına destek vermiyor.

Tarihi gerçekler Çin’i ürkütüyor

Tarihe baktığımızda 1920 li , 30 lu yıllarda bundan yüz sene öncede 80 sene öncede Japon halkı  Doğu Türkistan davasını, milli mücadelesini desteklemiş bizim liderlerimiz, rehberlerimiz Japonya ile çok iyi ilişkiler geliştirmiştir…taa o günlere dayanan ilişkilerimiz, dostluğumuz var. Çin Doğu Türkistan’da yapmış olduğu zulme yetmiyormuş gibi halkımızı medeniyetsiz, kültürsüz, kimliksiz, kişiliksiz hiçbir şey bilmeyen  adeta ‘Vahşi bir yaratığı ıslah ediyorum,  eğitiyorum, bunlar  insan gibi yaşamayı öğretiyorum gibi dünyaya lanse ediyor. Halbuki bütün kimliğimizi, bütün medeniyetimizi ve bütün tarihimizi yok ediyor. Çin çok iyi biliyor ki Japon halkı  ve Japonya tarihten beri Uygur kültürüne, tarihine çok önem vermiş araştırmalarını yapmış, müzelerde, kütüphanelerde, devlet arşivlerinde Uygur medeniyetinin Uygur medeniyetinin, tarihinin, dininin Manaizm’den Şamanizm’e kadar bir çok eski tarihe dayanan tarihi belgeler var ve bu tarihi hakikatler tabi ki Çin’i ürkütüyor.

5 Temmuz Urumçi  olaylarından sonra orada Başkan değişti, o zamanki eli kana bulanmış olan Van Löyçen gitti yerine Can Çun Şen diye bir Çinli Komünist Parti Genel  Sekreteri  atandı. Onun için biz o geldikten sonra biraz iyileşir diye bir beklentimiz vardı. Halkta ümit içindeydi. Ama geldikten sonra çok geçmeden Urumçi’deki olaylara katılıp tutuklananları 5 şer 10 ar mahkemeye çıkarmağa başladı. Mahkeme çıkarılanları dörder  dörder idam cezasına çarptırdı bir kısmını da ömür boyu hapse mahkum etti. Bunların hepsi gençti 19-25 yaşlarında öğrenciydiler. Demek ki bizim beklentimiz gerçekleşmedi, zulüm devam etti. Ondan sonra ‘100 Günlük’ bir darbe indirme politikasına başladı. Daha sonra ev ev arayıp, günahsız insanları yakalayıp  götürdüler. Çin Uygur Türklerini dünyaya terörist olarak gösteriyor, zamanında Dalai Lama içinde Çin Bölücü- Terörist  diye adlandırırken Nobel ödülünü aldıktan sonra tabi ki birde Budist olduğu için artık bu şekilde adlandıramıyorlar. Çin BM Güvenlik Konseyinin de bir üyesi  istedikleri  gibi davranıyorlar. Bakın Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Hindistan’la sınırımız var. Bizim insanlar bu ülkeye gitmek istediklerinde Çin Pasaport vermiyor. Turist olarak gitmek istendiği zaman bile çok çok zor şartlar ve rüşvetle Pasaport alınabiliyor.

En eski Türk medeniyetini yok ediyorlar

Doğu Türkistan’da  Budist Mağaraları var, bunların içinde İslamiyet öncesi Türk medeniyetini gösteren gravürler,  resimler var, Çin şimdi bu kültürel varlıkları yok ediyor.  Padişah sarayının olduğu yerdeki bütün tarihi eserleri  yok ettiler aslında onlar dünya kültürel varlıklarıydı, korunması gerekiyordu. Son iki yıldır orada kalmış olan tarihi kalıntıları da maalesef tamamen ortadan kaldırıp izini bile yok ettiler. Böylece Uygurların, tarihini , medeniyetini  tamamen  yok etmeye çalışıyorlar. Sincan Uygur Özerk Bölgesi yasası var. Bu yasada orada yaşayan insanlara yer altı zenginliklerinden paylarına düşenin verilmesi gibi pek çok haklar verilmiş ama o yasalara aykırı bir şekilde  pay vermek bir tarafa o zenginlikleri çıkarırken orada işçi olarak çalışmaya dahi izin vermiyor. Han Çinlilerini getirip o işleri bile onlara veriyorlar.  Dil konusuna gelince 2001 yılında çift dil eğitim altında kandırmaca bir politika başlattılar şu anda sadece Çin dili ile eğitim yapılıyor.

Nihai hedefimiz bağımsızlık ama adım adım gideceğiz

Dünya Uygur Kurultayı’nın amacı, bizim nihai hedefimiz olan bağımsızlıktır. Amacı Uygurların bugün başına gelen bu zulümden  zorluklardan, çetin günlerden kurtarmaktır. Bu zorlukları adım adım aşmak istiyoruz bu günkü dünya gerçeklerine göre hangisi doğruysa onu yapacağız. Halkımızın mevcudiyetini korursak  nihai hedefe de  ulaşırız. Bağımsızlık diye slogan atmak kolaydır ama onu hemen gerçekleştiremezsek halkımıza yazık olacak onun için gerçekçi politika izleyeceğiz. Ben boş slogan için çıkmadım, halkımızı böyle boş sloganlarla kandırmayacağım. Kurultayın amacı şu an yapılabilir bir takım gerçekleri tespit etmek ve o yönde halk için halkımızın mevcudiyeti için çalışmak, yavaş yavaş adım adım gideceğiz. Birinci hedefimiz Doğu Türkistan-Uygur meselesini  batı  ve İslam dünyasının yani bütün ülkelerin gündemine sokmaktır. Uygur sorununu uluslar arası  kamuoyunun gündemine sokmak istiyoruz, 6 yıldır yaptığımız çalışmalar bu yöndeydi , bayağı da ilerledik. Yani birinci adımı gerçekleştirdik.

Tibet özerk bölgesi 6, Uygur Özerk bölgesi 20 milyon bu ayrımcılık niye?

Amerika her yıl dış siyaseti ile ilgili bir rapor hazırlıyor,her yıl bu raporda Tibet ve Dalai Lama ile ilgili başlıklar altında 5 sayfa yayınlanırken  Doğu Türkistan’dan bahsedilmiyor,  iki üç satırla ‘Çinli Müslümanlar’ diye geçiştiriyorlardı. Ben her gün Amerika’da Dışişleri Bakanlığının merdivenlerini aşındırdım, yakalarına yapıştım. Bizim  Tibet’te ne farkımız var, durumumuz aynıdır, onlar ‘Tibet Özerk Bölgesi’  bizde  ‘Uygur Özerk Bölgesi’yiz , onlar 6 Milyon, biz 20 Milyonuz, onlar baskı altında bizde baskı altındayız, onlar Budist , biz Müslüman Türk’üz diye mi bu ayrımcılığı yapıyorsunuz  diyerek her gün  onlarla kavga ettim, Senato’ya, Meclis’e gittim,  hakkımızı aradım,  şimdi artık Amerika yıllık raporlarında Doğu Türkistan içinde birkaç özel sayfa ayrılmağa başladı, bu çok önemlidir.  Doğu Türkistan’ı  batı dünyasının raporlarına da soktuk. Ben hapisten 2005 te çıktığımda çok başlılık vardı , her kafadan bir ses çıkıyordu, onun için kimse davamızla ilgilenmiyordu bu nedenle ‘Dünya Uygur Kurultay’ının yaptığı en önemli hizmetlerden birisi bu çok başlılığı bitirip bütün sivil toplum örgütlerini bir çatı altında toplamak oldu. Çin’in içinde bulunduğu durum şu an vahim. Karışıklık var, üçe bölünmüş vaziyette, merkezi hükümetin içinde kavga var, kendi devlet adamlarını tutukluyor, yani Çin’in durumu hassas, kaygan zeminde, dış ülkeler Çin’in tehdit olduğunu anlamış durumda, bizde bu aşamada ne yapmamız gerekir  sorusuna cevap arıyoruz. Tibet için 1600 kişi  tam mesai yaparak maaşlı çalışıyor böylece dünyadan milyonlarca dolar yardım alıyor. Biz ise Avrupa ve Asya’da 10 kişiyiz, çoğu gönüllü çalışıyor.

Hürriyet Muammer Elveren http://bit.ly/KqJEGT dan yorumsuz alıntıdır. Bülent Pakman Mayıs 2012

Twitter Widgets Facebook WidgetsIMG_1345

Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s