Kazaklara Rus mezalimi

Rusya’da Kasım 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimiyle, Lenin’in liderliğindeki Bolşevikler geçici hükümeti devirerek  iktidara geldiler. Başta İngilizler olmak üzere dış güçler tarafından da kısmen desteklenen, Çarlık Rusyası generalleri Kolçak, Denikin, Vrangel vb. tarafından yönetilen Çarlık yanlısı Menşevik Beyaz Rus ordusu Müslüman ve Türklerin yaşadıkları bölgeleri Uralları, Sibirya’yı, Kuzey Kafkasya’yı ve diğer önemli bölgeleri işgal etti. 1918 ortasında iç savaş başladı.

İç savaş sırasında yiyecek kıtlığı çeken Kızılordu’yu ve açlığın ortasında kalan Rus halkını beslemek için 1919-1920 yıllarında Kazakistan halkının hayvanları ve yiyecekleri ellerinden zorla alındı ve trenlerle Rusya’ya taşındı. “Türkistanlılar ölsün yeter ki Kızılordu savaşı kazansın” politikası yüzünden o yıllarda 1 milyon 114 bin Kazak açlıktan öldü, açıkta köpeklere yem oldular. Tarla faresi toplayabilip yiyenler hastalıktan öldüler. Karşı gelenler acımasızca öldürüldüler. 1920 Aralığında anne babası açlıktan ölen çocuk sayısı 128 bin iken 4 ay sonra 1921 Martında bu sayı 408 bine ulaştı. Bunların da çoğu açlıktan öldü. Göç edebilenler kurtulabildi.

Stalin’in 2. Kazak mezalimi

Kazakların Kızılordu’yu ve açlığın ortasında kalan Rus halkını beslemek için 1919-1920 yıllarında yaşadıkları açlık ve felakete 1921 de iç savaş sonrası  buna bir de kuraklık eklendi. Tahıl çıkmadı.

Stalin, Kazak halkını yok etme politikasını ve bununla bağlı açlık metodunu 1930-33 arasında yeniden uygulamaya başlandı. Bir taraftan sosyalist bir ekonomi düzeni oluştururken inşa edilmeye başlanan fabrika işçilerine gıda sağlamak, fabrikalara ithal edilecek makinaları satın alabilmek için buğday ihraç etmek gerekliydi. Bunun için Türkistan halkının yiyeceği tekrar elinden alınacak itiraz eden olursa mahkemeye çıkarılacaktı. Önce devletleştirme ile zenginlerin toprakları ellerinden alındı, hayvancılık yapan göçebe ve yarı göçebe Kazak halkı kolhozlarda toplatıldı. Göçebe hayatı vahşilik, cehalet ve kültürel gerilik olarak nitelendirildi. Ancak asıl sebep köylerde Ekim devriminin belirtilerinin olmaması, sınıf mücadelesinin fark edilmemesiydi.

40 milyon hayvan sayısı 1930-33 arasında 4 milyona indi. İzinsiz inek kesen hapse atılıyordu. Halk fakirleşti. O dönemde 131 bin Kazak aydını zulüm gördü, 25 bini öldürüldü. Ayaklanmalar kanlı şekilde bastırıldı. Moskova’ya erişebilen “açız” mesajlarına insafsızca “tartışmayı bırakın bize tahıl lazım” cevabı veriliyordu.

Yurt dışından binlerce yabancı mühendis ve işçi (Alman, İngiliz, Amerikan vs.) Sovyetlere davet edilmişti. Bunların ücretleri Sovyet mühendis ve işçilerine ödenenden kat kat fazla idi. Bu yabancılar kendileri için özel hazırlanan mağazalardan alışverişlerini yapıyor ve yine kendileri için hazırlanan restoranlarda yemek yiyorlardı. Kendileri için inşa edilen yerlerde yerel halktan tecrit edilmiş bir şekilde yaşıyorlardı. O dönemde yabancılara yaptırılan yatırımların bazıları şunlardı: Amerikan Ford şirketinin Gorkiy’de inşa ettiği otomobil fabrikası, Dinyeper nehri üzerinde kurulan ve zamanının dünyadaki en büyük hidroelektrik santrali. Sovyetler ayrıca yurtdışına pek çok makine ve materyal siparişi verdiler. Bütün bunlar için yüksek miktarda ödeme yapmak gerekiyordu. Bunlar için gereken kaynağı tarımdan elde etmeyi planlamışlardı. Fakat kolektifleştirme tarımda büyük bir üretim düşüşüne yol açtı. Devlet kolhozlara asgarî bir geçimlik düzeyi bırakıp geri kalan bütün tarım ürünlerine el koydu. Fakat yine de devletin eline geçen miktar planlananın çok gerisindeydi. Devlet 1930–31 döneminde yalnızca 6.1 milyon ton tahıl ihraç edebildi. Kaynak kıtlığının bedelini Kazaklar açlıkla, ölümle ödediler.

Stalin’in sanayileşmek istemesiyle başlayan ancak arka planında geleneksel Kazak toplumunu yok etme olan bu operasyon, Kazakistan’daki soykırımın uygulanışı ve boyutları insan aklının almayacağı bir korkunçluktaydı. Böyle bir politikanın Kazakistan’da uygulanabilmesi için Moskova’da Stalin olması yetemezdi, Kazakistan’da da en az Stalin kadar acımasız birinin olması gerekirdi. Kazakistan Komünist Partisi I. Sekreteri Goloscekin (Koloşekin – Goloşekin) işte bu vasıflara sahip ve gerçekten de o bu işi en ustalıkla yapabilecek kapasitedeydi. Sovyet devriminin en başından beri Lenin ve Stalin gibi liderlerle yanyana mücadele eden Goloşekin çevresinde zalimliği ve merhametsizliğiyle tanınan biriydi. Rus yazar İgor Nepein’e göre, acımasızlık Goloşekin’in kanına işlemişti.

Stalin yüzünden Kazakistan’da mevcut 40 milyon baş hayvanın 36 milyonu yani % 90’ı kırıldı. Kazak nüfusu 1897 de 4 milyon, 1917 de 6 milyondu. Bu artış hızıyla 1939 da en az 8 milyon olması gerekirdi. Ancak resmi kayıtlara göre 2.5 milyon Kazak kalmıştı. 1 milyonun göç ettiği farzedilse gerisinin açlık ve zulümden ölmüş olması gerekiyordu. Resmi kayıtlara göre 1930-1933 yıllarında açlıktan ve diğer sebeplerden ötürü toplamda 1.8 – 2 milyon (% 47,3), Kazakistan’ın doğusunda ise 379,400 insan (% 64,5) öldü. Halkın bir bölümü ise açlıktan ölmemek için Rusya’ya ve Çin’e göç etmek zorunda kaldı. Göç edenlerin bir kısmı sınırda Sovyet askerleri tarafından öldürüldü, bir kısmı hastalıktan öldü. Onların boşalttığı topraklara daha sonra Ruslar ve özellikle sürgünlerle başka Sovyet halkları yerleştirildi. Bu yüzden Kazakistan bağımsızlığını kazandığında Kazak nüfusu % 45’in altındaydı.

Sayılar hiçbir zaman tam olarak tespit edilememiştir. Tüm ölümlerin, vakaların kaydedilmediği bir gerçektir. Ancak bulunabilen rakamlar bile totaliter rejim altında ezilen halkın hangi şartlar altında yaşadığının bir göstergesidir.

1936–1937 yıllarında Kazak milli şahsiyetleri ve aydınlarının halk üzerinde bağımsızlık, Turancılık ve Pan-Türkist düşünceleri önem kazanmaya ve sahiplenilmeye başlandı.
Milli ruhu doğuran yazar ve şairlerin güçlü kalem darbeleriydi. Adeta kılıçtan etkili olan bu kalemler halkın korkularla sindirilmiş ruhlarını canlandırarak kendine getiriyordu. Ana dil, Turan egemenliği, bağımsızlık konuları tüm ülkeyi etkisi altına almaya başladı.
Bu kalemlerin başında İstiklal savaşında kendi ülkesi işgal altındayken Mustafa Kemal ve Türkiyeli kardeşlerine hitaben “Alıstagı Bavırıma” (Uzaktaki Kardeşime) adlı şiirini yazan Mağcan Cumabayev, ana dil ve Kazak halk pedagojisinin temellerini atan Ahmet Baytursunov, İlyas Cansugirov, Beyimbet Maylin, Mırjakıp Dulatov ve Saken Seyfullin gelmekteydi. Halkının gözünü açarak karanlık bir dünyada yaşamasını istemeyen ve milli duyguları perçinleyen bu kalemler SSCB hükümetince Türkçülük ve Turancılık hareketiyle halk düşmanı ilan edilerek kurşuna dizildiler.

Bülent Pakman. Temmuz 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets

WP_000151Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/