Türk dili mi yoksa Azerbaycan dili mi?

Molla Nasreddin Dergisi

Molla Nasreddin Dergisi

İlk olarak şunu ifade edeyim ki, karşılaştırmalı analiz, dil konusunun yalnızca bilimsel değil dünyada daha çok siyasi olduğunu gösteriyor. Keza bizde de siyasi etken halledici rol oynamaktadır.

1918 yılının Haziran ayında Azerbaycan’da Cumhuriyet hükümeti devlet dilinin Türkçe olması hakkındaki kanunu kabul etti. Romantik etnik milliyetçiliğin yeni siyasi elit arasında öncül mevkiye sahip olduğu şartlarda bu tamamıyla tabii idi, hem de gerçeklere dayanan tarihi realiteyi aksettiriyordu.

Yani, mesela seçkin edebi dili yüzünden tarihimizin bir parçası olarak hesap ettiğimiz Fuzuli bu dili “Türkçe” olarak adlandırıyordu.

Mirza Şafi Vazeh dilin öğretimi için hazırladığı kitabın adını “Kitabi-Türki” koyuyordu, Bakıhanov çoğunluğa bakarak “Ahalinin dili Türkçedir” diyordu.

Ahundov’dan başlayarak aydınlıkçılarımız Azerbaycan’da yaşayanların ekseriyetinin konuştuğu dili “Türk dili” olarak varsayıyorlardı.

Cumhuriyetten sonra gelen Sovyetlerin devlet dili meselesine farklı bakışı yok idi.

Türk dilinden Azerbaycan diline

Moskova’da umumiyetle bu anlayıştan tamamıyla kaçınma taraftarları, başta Lenin olmak üzere, az değildi. Hem de onsuz da Rus dilinin resmi statüsüz de öncül mevkiini koruyacağı tamamıyla açık idi.

Amma öz mukadderatını tayin etme uğrunda mücadele etmiş diğer Sovyetler Birliği halkları dil meselesine ayrı önem verirlerdi. Bu zıddiyetli yaklaşım Sovyet hükümetinin ilk yıllarında resmi dokümanlarda da kendini gösteriyordu.

Fakat Sovyetlerin ilk dönemlerinde Azerbaycan SSR’nda çoğunluğa ait yerli dilin adı meselesinde hala problem yok idi. Cumhuriyet devri ananesi devam ettiriliyordu.

1921 yılının Şubat ayında Azerbaycan “Revkom”unun (Devrim Hükümeti, Революционный комитет, ревком Revolutionary Committee. Kızıl Ordunun işgali sonrası Azerbaycan’ı yöneten geçici hükümet. B.Pakman’ın notu) emri ile bizim dilin Rus dili ile paralel resmi kırtasiye işleri dili olarak istifadesi meselesi yasallaştırıldı. Bu evrakta dilimiz “Türk dili” olarak tanıtıldı.

1922 yılında Azerbaycan Sovyet Respublikası Gürcistan ve Ermenistanla Zakafkaziya Sovyet Federasyonu adı altında (ZSFSR) birleşti.

ZSFSR’nin 1922 yılı Anayasasında arma tasvirinde dilin adı “Türk dili” olarak geçer, bu Federasyonun 1925 yılı Anayasasında ise resmi senetli dillerinden biri olarak yine  “Türk dili” tanındı.

1922 yılında SSCB’nin kurulması hakkında anlaşma imzalandı. Anlaşmanın 14üncü maddesinde bizim dil Rus, Ukrayna, Belarus, Gürcü, Ermeni ve “Türk dili” olarak kaydedilen SSCB’nin 6 yazışma dilinden biri olarak tanınmıştı.

1924 yılının Haziran ayında ise Sovyet Azerbaycan’ının Merkezi İcra Komitesi “Türk dili”ni bizim Cumhuriyette aynı zamanda devlet dili olarak resmîleştirmişti.

Azerbaycan SS Cumhuriyetinin 1927nci yıl Anayasasında devlet dili anlayışı olmasa da, Cumhuriyetin bayrağının üstündeki yazılar tasvir edilirken yine “Türk” terimi işletilmişti.

1937 yılında ise vaziyet kökünden değişti. Bu yılda kabul olunmuş Anayasada devlet dili anlayışı yine yer almasa da, artık tasvirlerde ve mahkeme diline ait maddede “Türk dili” ifadesinin yerini “Azerbaycan dili” ifadesi aldı.

1956 yılında ise “Azerbaycan diline” kanuni şekilde resmi devlet dili statüsü verildi. Bu statü 1978 yılı Anayasasına da aksettirildi.

Gördüğümüz gibi, “Türk dili” anlayışı bir taraftan kendi devrinin siyasi ülkülerinin belirlenmesi olmakla birlikte, tarihi gerçeklere dayanan realiteyi aksettiriyordu.

“Azerbaycan dili” mefhumu ise hiç kuşkusuz Sovyet hükumeti tarafından bizlere telkin edilmiş anlayıştır, sırf siyası maksatlarla tatbik edilmiştir.

Niyet, etnik Azerbaycan milleti kuruculuğunu ve bizleri Türkiye tesirinden uzaklaştırmak idi.

SSCB dağıldıktan sonra Cumhuriyetin, onun niteliklerinin restore edilmesi ve hem de etnik Türk milletçiliğinin yeni yükselişi zemininde 1992 yılında dil hakkında kanun ile yeniden bizde devlet dilinin adı “Türk dili” olarak değiştirildi.

Lakin Haydar Aliyev’in teşebbüsü ile 1995 yılında kabul olunmuş Anayasada devlet dilinin adı olarak “Azerbaycan dili” ifadesi geri getirilerek “Türk dili” ifadesinin yerini aldı.

Dilin özü

Aydınlıkçılık devrinde aydınlarımız arasında bizim dilin adı meselesinde fikir ayrılığı olmasa da, standart dil, edebi dil meselesinde ciddi tartışmalar vardı.

Mesela, “Molla Nasreddin”in ilk sayısındaki kitabında Mirce Celil ana dilimizi “Türk dili” olarak adlandırır, amma “Anamın kitabındaki” Samed Vahid roman kahramanının örneğinde edibin, öz dilini bırakıp Osmanlı edebi dilinde konuşan Azerbaycanlılara olumsuz münasebet gösterdiği belli oluyor.

O vakitler Celil Memmedkuluzade gibi aydınlıkçılarımız edebi dili memleketimizdeki vernaküler, yani konuşma dili bazında resmileştirmeye çağırıyorlardı.

Bir kısım Hüseyin Cavid gibi ediplerimiz ise Osmanlıda istifade olunan yazı dilinden edebi dil olarak yararlanmaya üstünlük veriyorlardı. Matbuatta da benzer vaziyet geliştirilmişti.

Sovyetleşmeden sonra ise birinci idea daha popüler oluyor ve Cefer Cabbarlı gibi ediplerimiz tarafından geliştirilerek, farklı standartlaşmış Azerbaycan Türkçesinin resmileşmesi yolu devam ettiriliyordu.

Fakat 1920-1930 yılları boyunca hala bizde Osmanlı yazı dilinin gramatik, leksik vesaire kaidelerinin güçlü tesirini görmek mümkündü.

1937 yılından sonra dilin adının değiştirilmesi ile birlikte linguistik ıslahatlarla özü de ciddi değişikliye maruz kaldı. Paralel olarak Türkiye’de de yoğun dil ıslahatları gerçekleştirildi.

Yani, realitede gerçeklere dayanan iki muhtelif standartlaştırılmış yazı ve söz dili: Türk ve Azerbaycan dilleri şekillendi.

Şehirleşmenin, bilim ve eğitimin, televizyonun tesiri ile bu kutuplaşma hem düşey, hem yatay istikamette derinleşti.

Biraz şaka anlamında, “kıçım ağrıdı”, yahut “filankes bekardır” gibi ifadelerin güldürücü durumlar yaratması üçün bereketli çevre şekillenmiştir.

Hatırlırlarım ki, ilk defa Türk film ve televizyon programlarına baktığımda çok zorlukla anlıyordum.

Onların bizim standart edebi dili anlaması ise herhalde, şimdi de kolay iş değil.

Yeri gelmişken, ıslahatların tabiatı sebebiyle Türkiye’nin yazı ve söz diline göre bizim standart dil ananevi köklerine daha yakındır,

Sovyet sonrası devrinde

1995 yılında kabul olunmuş Anayasada “Azerbaycan dili” mefhumunun restorasyonu Sovyetlerin etnik Azerbaycan milliyetçiliğinden ve Türkiye’nin medeni-siyasi tesirinden korunma siyasetinden dönüş idi.

Lakin ad şeklî meseledir. Adı farklı, özü ise aynı diller de mevcuttur. Sırp ve Hırvat dilleri var, alfabeleri de farklıdır, amma uzmanlar der ki, bunlar tamamen ayni dillerdir.

Yahut, Tacikistan’da devlet dilinin adı “Tacik dili”dir (Alfabe Kirildir), Afganistan Taciklerinin dilinin adı ise “Dari” olarak resmîleştirildi.

“Azerbaycan dili” örneğinden farklı olarak, “Tacik” ve “Dari” terimlerinin derin tarihî esasları da mevcuttur, her ikisi Fars dilinin orta asırlarda istifade olunmuş adlarıdır.

Lakin bugün Tacikistan’da, yahut Afganistan’da yararlanılan standartlaşmış diller denebilir ki İran’daki Fars edebi dilinin aynısıdır.

Yani, şimdi bizde de dilimizin resmi adı farklı olsa da, İran Azerbaycan’ı halkının “Türk” olarak adlandırdığı dille aynıdır.

Amma  halihazırda Türkiye standart dili yalnız bizim edebi dile değil onlara daha güçlü tesir etmektedir,

Öyle, bizde de son 25 yılda Türkiye televizyonlarının, ilmi ve sanatsal edebiyatının, Türkiye’de yüksek tahsil alanlarımızın, buradaki Türk okullarının rolü ve tesiri inkar edilemezdir.

Artı, bizim standart dilin bu devirde kaliteli ürün üretme bakımından gerilemesi rekabet potansiyelini zayıflattı.

Sovyet devrinde keza sınırların kapalı olması, kapalı şartlarda edebi “Azerbaycan dili”ni güçlendirirdi. Ondan önce ise hiç şüphesiz bizim aydınlıkçı edebiyatımız bölgenin yaygın olanı idi.

Halihazırda hem tesire açık, hem rekabete karşı dayanıksızız. Tahsilimiz, bilimimiz, matbuatımız, edebiyatımız kaliteli dil aşılama fonksiyonunun üstesinden hala gelmiyor.

Buna ilave olarak, ekseriyet hiç okumuyor, seyrediyor. Okumayanların ekseriyetinin baktığı da yalnız “Kurtlar vadisi”dir, “O Ses Türkiye”dir, Esra Erol dur vesaire.

Genç nesil şimdi bu dili bizden kat-kat iyi bilir. Amma eğilim halihazırda aşağı-yukarı bu tür olsa da, devamlı olup olmayacağını demek zordur.

Çünkü tekrar edelim ki, siyasi etken bu meselede önemli rol oynuyor, dil ise dinamiktir.

Altay Göyüşov Tarihçi bilim adamı, BBC Azeri, 9 Ağustos 2016 Bakü http://www.bbc.com/azeri/analysis/2016/08/160809_azer_turk_language?SThisFB

Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman. Ağustos 2016. İzin alınmadan, aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/