Cesaretin Bittiği Yerde Esaret başlar mı?

“Cesaretin bittiği yerde esaret başlar” şoven bir slogan mıdır?

Burada “cesaret” esaretle birlikte kullanıldığı için şovenlikle ilgisi olamaz, savunma ile ilgili olur.  Şovenlikte de elbette cesaret vardır. Ama orada cesaretsizlik sonucu esaret olması söz konusu değildir. Onun tam tersine savunmada esaretten kurtulmak ya da esarete düşmemek için gerekli olan cesaret söz konusudur yukarıdaki sloganda.

Peki neden cesaret?

Askerlik yapmış olanlar bilir. Türk Ordusu eğitimde sürekli yurt savunmasını empoze eder. Hiçbir zaman “eski toprakları geri alacağız, falanca komşumuzu işgal edeceğiz, bunun için canımızı vereceğiz” gibi düşüncelere yer verilmez.  Savunmanın olabilmesi için de her şeyden önce cesaret şarttır. Zira savunma için gerekirse can verilmesi söz konusudur. “Yurdumu savunmak için gerekirse canımı veririm” demek yeterli değildir. Bunu taa canı gönülden hissetmek şarttır. Yoksa hiç kimse savaşa, çatışmaya gidemez. Gitse de korkusundan tir tir titrer. Bu cesareti verebilmek için askerlikte adeta beyin yıkanır. Bunun başka hiçbir bir yolu yoktur.

Kurtuluş savaşında Yunanlıların Anadolu’da katliamları özellikle ırza  tecavüzleri olmasa Anadolu halkını galeyana getirip savaşa göndermek mümkün olamazdı. Millet anasını, karısını, bacısını, kızını düşünerek cesaret kazanmış ve canını ortaya koyarak ölüme gitmiştir. Bu cesareti olmasa şimdi Yunan’ın esiri olacaktı.

Bizler 1976 da 4 aylık askerlik yapıyoruz diye seviniyorduk. Ama askere gittikten sonra Ordu MTA Sismik 1 gemisi yüzünden alarma geçti. Şakası yoktu, gerekirse biz de bu ordunun mensubu olarak ölüme gidecektik. Doğrusunu söylemek gerekirse endişe duyuyorduk.  Bizzat Ordu mensubu olarak çok iyi biliyorduk, örnegin bir top mermisini düştüğü yerde ne varsa bin parçaya ayırdığını orada sağ kalmanın mümkün olmadığını gözlerimizle görüyorduk. Neyse erken terhis ve Bayram tatilini çıkınca askerliği 3.5 ayda yırttık derken aynı duyguların daha ağırını yıllar sonra Irak ve Afganistan’da yaşadım. Zaho’dan Basraya, Kabil’den Kandahar’a kadar korumasız kiralık yerel şoförlü arabalarla gittim, döndüm, Bağdat’ta hiçbir güvenliği olmayan alelade bir otelde bile kaldım, canlı bombaların, oradayken füzelerin cirit attığı Green Zonda’da. Sokaklarda arabayla, yaya dolaştım. Savaşı bizzat gördüm, yaşadım, üzerimden füzeler geçti, askeri kamptaki şantiyede yanı başımıza RPG düştü 2 Pakistanlı işçimiz öldü. Onların hali gözlerimin önünden gitmiyor. Sürekli patlama sesleri duymak artık olağan olaylardan sayılıyordu.

Savaşın ne olduğunu evimizde  rahat koltuklarda oturup anladığımızı zannediyoruz. O koltukta buz gibi biramı  yudumlarken Oliver Stone’un filmlerini seyrettiğimde hissettiklerim ile kenara çekilmezsen uyarısız arabanı havaya uçurma hakkına sahip bir Amerikan zırhlısının uzaktan yaklaştığını gördüğüm andaki halimle, Bağdatta bir round abouttan yani dönel kavşaktan dönerken  kavşağın her noktasında silahlarını yöneltmiş Amerikan zırhlılarını gördüğüm andaki halimle mukayese edilemez. Bir de o zırhlıların içinde olsaydım ya da o zırhlıları havaya uçurmakla görevli olsaydım diye düşünüyorum da, Allah saklasın diyorum.

Sonuçta ne mutlu Türküm diyene sloganı gibi yurt savunması için cesaretin de empoze edilmesi zorunludur, bunun yapılmasını başka yönlere çekmenin, saptırmanın hiç bir anlamı yoktur.

Bülent Pakman Ekim 2009. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets
Facebook Widgets

Photo 08.07.2012 16 18 21Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s