Gılgameş’te Nuh Tufanı

Asur M.Ö. 2000-612 arasında Kuzey Irak-Dicle kıyısı merkezli Ortadoğu’nun en büyük imparatorluklarından biri olmuştur.

20. yüzyılın başlarında Asur kralı Asurbanipal’in kitaplığında, on iki kil tablet
üzerine yazılmış bir kahramanlık destanı bulundu. Destan Akatça yazılmıştı, ama daha sonra bulunan başka bir kopyası Hammurabi’ye kadar uzanıyordu. Toplamda 56 kil tablet bulunmuştur.

Araştırmalar, Gılgamış Destanı’nın Sümerlilerce yazıldığını, konularının daha sonra Tevrat’taki Yaradılış Bölümünde anlatıldığını ortaya koymuştur.

Destanda Tufan hakkında çok ayrıntılı bilgiler verilmektedir. Destanda Gılgamış Uruk kıralıdır. Hz. Nuh pozisyonunda olan kahraman ise Sümer bilgesi Utnapiştim’dir. Gılgamış’ın ölümsüzlüğü arayışının öyküsünün anlatıldığı destan, Tanrı Enlil’in öğütleriyle, insanın ancak büyük bir ad bırakmakla ölümsüzlüğe erişebileceğini vurgular.

Destan’ın Tufan bölümünde Tanrılar Utnapiştim’i uyarırlar, kadınları, çocukları, yakınlarını ve her işten ustaları, gelecek olan büyük tufandan korumak için bir gemi yapmasını emrederler. Şiddetli, fırtınanın, karanlığının, yükselen suların, gemiye binemeyenlerin düştüğü umutsuzluğun anlatımı, bugün bile hayranlık uyandıracak ölçüde güçlüdür. Üstelik aynı Nuh’ta olduğu gibi, yolculuğun sonunda bir karga ve bir güvercin yollanmış, sular alçalmaya başlayınca da gemi bir dağın tepesine oturmuştur.

Gılgamış Destanı’yla Tevrat arasındaki paralellik ve benzerlik, hiç bir bilginin karşı koyamayacağı ölçüde açıktır. Bu paralelliğin en ilginç yönü, destanla Tevrat’ın uğraştığı tanrıların ve kehanetlerin ayrı ayrı olmasıdır. Tevrat’ta anlatılan Tufan destandakinin bir kopyasıdır.

Tufan’ın yaklaştığı bildiriliyor

Kulak ver ey Şurrupaklı, ey Ubaratutu’nun oğlu! Evini yık, malını bırak, kendine bir” gemi yap, yeryüzünün nimetlerini bir yana atıp canını kurtarmaya bak hemen! Dediklerimi uygula: evini yık, kendine bir gemi yap. Yapacağın geminin ölçüleri şunlar olsun: Eni, boyuna eşit düşsün, güvertesinin üzerindeki dam da dipsiz uçurumu örten çatıyı andırsın. Bittikten sonra gemiye bütün canlı yaratıkların tohumunu al.

Bu bilgilendirilmenin konusunun, Dünya’nın yakın bir gelecekte yaşayacağı büyük bir tufanla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Metnin devamında, bu bilginin herkese açıklanmadığı da görülmektedir:

Ben, bunu anlar anlamaz Ea’ya, efendime dedim:
“İyi, anlaşıldı efendim. Şimdi bana ne dedinse iyi dik­kat ettim. Ben yapacağım. Fakat, kent halkı ve yaşlılar sorarsa ne diyeyim?”
Ea, konuşmak için ağzını açıp bana dedi: – Onlara şunu bildir:
Enlil’in bana kızdığını öğrendim. Bu yüzden artık ne onun ülkesinde, ne de onun kentinde dolaşacak yüzüm kalmadı benim. efendim Ea ile birlikte yaşamak üzere körfeze gideceğim. Ama size sınırsız bir bolluk, ender bulunur balıklar, ürkek av kuşları ve bereketli bir hasat mevsimi verecek. Akşamüstü fırtınanın ilki sizle­re seller gibi buğday getirecek” de … ”

Geminin yapılışı

Metnin bundan sonraki bölümünde geminin yapımı ile ilgili bilgiler verilmektedir:

Halk çevresine toplandı. Küçük yavrular bile gemi için zift taşıyorlardı. Güçlü erkekler gemiye yedek kereste getiriyorlardı. Beşinci günde geminin kaburqasını oluşturdum. Geminin omurgası bir iku  genişliğindeydi. Kenarları iki kez on kamış  yüksekliğindeydi.

Üst güvertesi de alt güverteye tümüyle eşitti. Bunun da her yanı, iki kez on kamış uzunluğundaydı. Bundan sonra geminin dış yüzünü hazırladım ve onları boyadım. Gemiyi altı kat” yaptım. Geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayırdım, ambarını da dokuza böldüm. Ortasına da su kazıkları çaktım. Güzel kürek seçtim. Ve geminin yedeklerini ambara koydum. Eritmek için kazana 21.600 zift döktüm. Bunun yansını saf zift olarak gemiye sakladım. Tekneciler, gemiye 10800 sırlık  getirdiler. Bunun üçte biri peksimet kızartmak için harcandı: üçte ikisini de gemici sakladı.
işçilere çok sığır kestim. Ve her gün koyun boğazladım. Ustalara, ırmak suyu gibi şarap akıtıldı. Yeni yıl şölenleri gibi bir şölen oldu.

Gemi yedinci günde tamam oldu. Gemiyi kızaktan indirmek güç oldu. Çünkü, geminin üçte ikisi suya girinceye dek, onu, kızak üzerinde aşağıdan ve yukarıdan itmek zorunluğu vardı. Elime geçen her şeyi içine yükledim. Elime geçen her gümüşü içine yükledim. Elime geçen her altını içine yükledim. Bütün soyumu, sopumu ve kavmimi gemiye bindirdım. Yabani ve evcil hayvanları ve bütün ustaları gemiye aldım.

Tufan artık gelmek üzereydi … Tufan’ın ilk belirtisi ile birlikte gemiye binip kıyıdan hızla uzaklaştıkları anlaşılıyor. Bundan sonra anlatılanlar, tam anlamıyla büyük su baskınla­rının ve depremlerin yaşandığı büyük bir trajedi.

Tufan başlıyor

Şamaş’ın bana “Akşama fırtınanın birincisi varıp yıkıcı yağmuru yağdırdığında. gemine bin, her yanı da sımsıkı kapat” dediği an gelmişti artık. Gece bastırdı, Fırtınanın birincisi yağmuru gönderdi. Ben havanın züne baktım. Hava, bakılmayacak kadar korkunçtu.

Tan yeri ağarmaya başlarken ufuktan bir kara bulut geldi. Bu bulut, fırtınanın efendisi Adad’ln bulunduğu yerde gürledi. Habercileri olan Şullat ile Haniş, dere tepe aşarak başı çektiler. Daha sonra uçurumun Tanrıları ortaya çıktı.

Nerqal, suları göğüsIeyen engelleri yıktı. Savaş Tanrısı Ninurta, her şeyi yerle bir etti. Cehennemin yedi yargıcı, Anunnaki, meşalelerini kaldırıp ülkeyi kurşun su alevlere boğdular. Fırtına Tanrısı, gün ışığının yerine karanlığı koydu: ülkeyi bir çanak gibi kırıp döktü, umasızlığın getirdiği bitkinlik gökkubbeye yükseldi. Büyük· fırtına, ülkeyi bir çanak gibi parçaladı. Bütün gün bo­ra azıttı durdu. Yol aldıkça kudurdu, halka düşmanmış gibi saldırdı, kardeş kardeşi göremedi. insanlar gök zünden bile görülmüyordu. Rüzgarlar insanların tepesinde savaş edercesine çarpıştılar. Kimse kimseyi göremiyordu. Ve gökten bakılınca insanlar tanınmıyordu. Tanrılar bile tufandan korkarak geri çekildiler. Ve göğün en yüksek katına kadar çıktılar. Tanrılar, orada kıvrılmışlardı. Göğün en son eteklerinde büzülüp yatıyorlardı.

Bir gün karayel esip hepsini sildi süpürdü. Sonra bir den bire poyraz esip ülkenin altını üstüne getirdi. Fırtına ve tufan, altı gün, yedi geceyi geçti. Fırtına yurdu silip süpürüyordu. Sel, bora ve su taşkınları yer yüzünü kasıp kavurdu. Yedinci günde güneyden esen fırtına dinmeye yüz tuttu, deniz yatıştı, tufanın hızı kesildi.

Tufan sona eriyor

Önceden dalgalan bir ordu gibi birbiriyle savaşan deniz, şimdi dinginleşti. Kötü rüzgar dindi ve tufan sona erdi. Havaya baktığım zaman ortalıkta sessizlik vardı. Ve bütün insanlık çamur olmuştu. Suyun bastığı yüzey, dümdüzdü.

Bunun üzerine anbar kapağını açınca yüzüme bir ışık düştü. Diz çöküp oturdum ve ağladım. Gözyaşlarım burnumun kanatlarından akıyordu. Sonra ufuklara bakarak denizin kıyısını aradım. Her yana on iki kez on iki defa bakınca denizden bir ada yükseldi. Sonunda gemi Nıssır dağına oturdu.

Nisir Dağı

Bu bir yöredeki dağın ismi değildir. Burada anlatılmak istenen geminin suların çekilmesiyle birlikte deniz yüzeyinden yüksekte kalan bir bölgede karaya oturduğudur. Bu bir kurtuluş ifadesidir. Nitekim Nisir sözcük anlamı itibariyle de “kurtuluş, selamet” anlamına gelmektedir.

Kaynaklar:

Gılgamış Destanı’nda Tufan. Evren ve İnsan. 29 Mayıs 2011. https://insanveevren.wordpress.com/2011/05/29/gilgamis-destaninda-tufan/

Tanrıların Arabaları. Erich von Daniken. Varlık Yayınları. İstanbul.

BÜLENT PAKMAN.Nisan 2016. İzinsiz ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

 Şahdağ Azerbaycan 2013Bülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/