Prof. Süleyman Ateş’e Göre Reenkarnasyon (Ruh göçü – Tekrar doğuş)

Not: Reenkarnasyonla ilgili tüm sorulara cevap veren, dünyaya nereden, neden gelindiği, nereye gidileceğini açıklayan  REENKARNASYON HAKKINDA ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ HERŞEY‘i  de okumanız tavsiye olunur.

Aydın bir din bilgini, yeniden doğuştan söz eden bir ruhiyatçıya “Oğlum, biz bu milleti, bir kerecik dirilmeğe inandıramadık. Siz eğer birkaç kez dirilmeğe inandıracaksanız hodri meydan!” demiş. İlahiyatçı Prof. Süleyman Ateş`e göre Reenkarnasyon, olgunlaşamayan veya bu olgunlaşmaya zaman bulamadan bedeninden ayrılan ruhun, yine bir insan bedeninde bir kez daha dünyaya gelmesidir (Ateş, Kur`an Ansiklopedisi, c. 30, s. 237) . Ateş’e göre reenkarnasyonun gerçek olup olmadığı tartışma konusudur. Eğer bir şey gerçek bir vakıa ise İslâm onu reddetmez. Çünkü İslâm, gerçeklere ters hükümler getirmez. Ancak İslâm bilginlerinin çoğunluğu reenkarnasyonu kabul etmezler.  Ateş, Reenkarnasyonu savunanların çeşitli âyetleri görüşlerine delil olarak kullandıklarını dile getirmiştir.

Ateş`e göre, Kur`an`da Reenkarnasyon manasına gelebilecek âyetler mevcuttur. İhvan`ı Safa gibi bazı felsefi akım mensupları söz konusu âyetlerden bu görüşü çıkarmışlardır. Ateş, Razi`nin tefsirinde bu türlü yorumlara yer verdiğini, kimi zaman bu tür yorumları kabul ettiğini, kimi zaman da reddettiğini nakletmiştir.

Ateş`e göre önemli olan, kıyameti inkâr etmemektir. Ona göre, Kıyamet inancı esas olduktan sonra bir insan tekrar denenmek üzere bir kez daha bedenleşmesi, İslam inanca aykırı değildir.

Tenasüh ve reenkarnasyon farkı

İslam`a aykırı olan “Tenasüh” Yani reenkarnasyona benzeyen Hint inanışıdır. Ateş`in bu görüşlerinden de anlaşılan odur ki, Tenasüh ile Reenkarnasyon kimilerinin savunduğu gibi aynı şeyler değildir.

Ateş, cumhurun reddettiği Tenasüh ile Reenkarnasyonu birbirinden farklı anlamıştır. Çünkü Ateş`e göre Tenasüh; “kötülük yapmış olan kişilerin ruhlarının azap çekmek üzere hayvan bedenlerine girerek dünyaya gelmesidir.” Tenasühe göre hayat oku yönü aşağıya doğru dönüktür, insanın mevcudatta en yüksek mertebeye sahip olan insanlık makamından daha alt seviyedeki hayvanlık konumuna bir iniş anlaşılmaktadır. Ateş’e göre bu, Allah’ın koyduğu evrim yasasına aykırıdır. Çünkü insanlık mertebesine kadar evrimleşmiş bir ruh, bu mertebeden aşağı düşmez. Suçunu çekmek üzere yine insan bedenlerine geçirilir. Evrim geriye gitmez. Ateş, tenasüh anlayışını âyetlerin koyduğu evrim yasasına aykırı görmüş, bu sebeple insanlık mertebesine kadar evrimleşmiş bir ruhun, bu mertebeden aşağı inmesi savını kabul etmemiştir.  Suçlu ruh, cezâsını, sıkıntı çekeceği bir beden içinde dünyâya gelerek öder; sıkıntı çektikçe de olgunlaşır. Azâb, sıkıntı gibi gelen eylemler ve haller aslında ruhu olgunlaştırır; onun için çektiği azab, Allah’ın rahmetidir, fakat kul bunun farkında olmaz. (Ateş; İnsan ve İnsan Üstü (Ruh, Melek, Cin, İnsan), Yeni Ufuklar Neşriyat, Üçüncü Baskı, 1995, s.144, Kur`an Ansiklopedisi, c. 30, s. 236)

Ateş bu tanımlamalarla kendince Tenasüh ile Reenkarnasyon`un arasını net çizgilerle ayırmış ve Tenasüh inancını şiddetle reddetmiştir.

Ateş’e göre tenâsüh, yani bedeni içinde olgunlaşmayan ruhun, ceza çekmek üzere tekrar hayvan bedenlerine düşmesi Kur’ân’a ve gerçeklere aykırıdır, ama olgunlaşmayan veya buna vakit bulamadan bedenden ayrılan ruhun, yine bir insan bedeninde bir kez daha dünyaya getirilmesi klâsik tenâsüh değildir. Vâkıa Suresinin 57-62. âyetlerinde bu olaya işaret sezilmektedir:

Sizi biz yarattık, biz! Tasdik etseydiniz olmaz mıydı? Akıttığınız meniyi gördünüz mü? Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa yaratıcılar bizler miyiz? Ölümü aranızda biz takdir ettik. Yerinize diğer benzerlerinizi getireceğiz ve sizi bilemiyeceğiniz bir şekilde yeniden oluşturacağız. Yemin olsun, ilk yaratışı/yaratılışı bildiniz. Peki düşünüp ibret alsanız olmaz mı?” Vakıa 57-62

Ateş’e göre bu âyetlerde inkâr edenleri âhirete inandırmak için Allah’ın buna kadir olduğuna dair çeşitli kanıtlar verilmek üzere buyuruluyor ki: Siz yok iken ilk defa sizi biz yarattık. Sizi ilk defa yaratan, yeniden yaratamaz mı? Bunu düşünerek bizim ölüleri dirilteceğimizi doğrulamanız gerekmez mi? Akıttığınız menîyi yaratan da siz değilsiniz, biziz. Menîden insan yaratırız da ölenleri yeniden yaratamaz mıyız? Biz sizi menîden yarattık ve aranızda ölümü takdir ettik. Ne kadar isteseniz ölümden kaçamazsınız, bu hükmümüzü aslâ engelleyemezsiniz. Sizi ölümlü yarattık, belli bir ömürden sonra ölmenize hükmettik ki sizi benzerlerinizle değiştirelim ve sizi bilmediğiniz bir sıfat ve biçimde yeniden yaratalım. Ölüm, son değil, yeniden yaratılışa geçiştir. Siz ilk yaratışımızı bildiniz. Siz, hiç varlık âleminde değil iken sizi yaratıp şu dünyâya getirdiğimizi bilirsiniz. Böyle olduğuna göre sizi neden yeniden yaratmayalım? Bunu düşünüp öğüt almanız, yeniden yaratılacağınıza inanmanız gerekmez mi?

Ateş’e göre Vakı`a suresinin 61`inci âyetindeki, “Sizin yerinize benzerlerinizi getirelim” cümlesinden, ölen kuşakların yerine yine kendilerine benzer kuşakların getirileceği; yeniden yaratılacak insanın bedeninin aynı değil  benzeri olacağı “Sizi bilmediğiniz bir biçimde yaparız” anlamındaki ikinci cümleden  de  insanın başka bir bedende bilinmeyen bir biçim ve sıfatta yeniden yaratılacağı anlaşılır. Zira ona göre,daha önce geçen benzeri âyetlerle karşılaştırılırsa bu âyetlerden de kemal bulmadan tekamülünü tamamlayamadan ölmüş insan ruhunun, başka bir zamanda ve yeni bir bedene bilinmeyen bir bedene sokulup bedensel hayata getirileceği manası çıkarılabilir.

Olgunlaşmamış ruhların  bedensel hayata geri getirilmesiyle bedenden bedene geçen ruh bu bedenler içinde dünyanın ıstırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır. Bu gelip gitmeler ruhu pişirip olgunlaştırır. Her bedensel hayatta yapılanlar ruhun daha sonraki hayatının kaderini belirler. Olgunlaşan tekamül etmiş ruh bir daha bu bedensel hayata dönmez. Ama olgunlaşmayan ruhlar olgunlaşıncaya dek yeni bedenlere sokularak dünyaya getirilirler. (Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri; c.9, s. 238).

Reenkarnasyon anlayışında, insanın ruhu ikinci bir kere başka bir bedende yeniden dünyaya gelecek ise, şöyle bir soru akla gelebilir: “Bu ikinci bedenlenme nasıl olacaktır?” Bu mukadder sorunun cevabı Ateş`e göre Vakı`a 62`inci âyette mevcuttur. Çünkü, yeniden yaratılacak insanın yaratılma eylemi “halk” fiiliyle değil, “inşaa” filiyle anlatılmaktadır. Ateş bu söylemden, insanın yeniden yaratılışının yine ilk yaratılması gibi hücrelerin bölünüp çoğalmasıyla olacağı yorumunu çıkarmıştır. Ateş`in böyle bir sonuca varmasının sebebi ise, “inşa” kelimesinin anlamlarından birinin yapı malzemelerini üst üste koyup binayı yapmak anlamına gelmesidir. İnsanın anne karnında yaratılma eylemi de bölünüp çoğalan hücrenin üst üste binerek inşa edilmesidir ki, Ateş`e göre, bu eylemin ifadesi için “inşa” fiili daha uygun düşmektedir. (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 269).

Ateş, her ruhun Reenkarnasyon işlemine tabi tutulmayacağı görüşündedir. Bu anlayışının sebebi ise, mezkur âyetlerin olgunluk kazanmış mü`min insanlara değil; âhireti inkâr eden kemal bulmamış cehennem halkına hitap ettiğine inanmasıdır. Yani olgunlaşmamış inkarcı insanlar, olgunlaşmak üzere yeniden bedenlere sokularak yaratılacaklardır. Ateş`e göre bu takdirde ba`s, (yeniden bedensel hayata çıkarma, öldükten sonra dirilme) olayı kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Kemal bulmuş ruhlar, huld cennetine gittiklerinden bedensel hayata dönemezler. Zira Ateş`e göre, bedenden bedene geçen ruh, ancak bu bedenler içinde dünyanın ıstırabını ve sıkıntılarını çekerek olgunlaşır. (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 269).

“Şunlar (Kureyş kâfirleri) de diyorlar ki: ‘İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz’.” Duhân: 34-35

âyetlerinde inkârcıların, ilk ölümden başka bir şey olmadığını söylemeleri kınanmakta ve onların yeniden diriltilecekleri anlatılmaktadır. Şimdi burada ilk ölüm’den başka bir şey olmadığı söyleminin inkâr tarzında anlatımından, ilk ölümden başka ölümlerin olduğu anlamı çıkar. Ama birçok ölüm, olgunlaşmamış ruhlar içindir. Onlar olgunlaş­tırılmak üzere yeniden bedenlendirilir, bu kez o hayatlarının ölümünü tadarlar. Fakat ilk hayatlarında olgunlaşıp cennete girme düzeyine gelen ruhlar, artık şu bildiğimiz maddî bedene muhtacolmadıkları için fiziksel bedene girmezler. İşte bu husus da cennetliklerin durumunu anlatan şu âyetten anlaşılmaktadır: Orada, güven içinde, her meyveyi isterler. Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allah) onları cehennem azâbından korumuş­tur. Duhân: 55-56

Ateş’e göre bu âyetlerde cennetliklerin ilk ölümden başka ölüm tatmayacakları, bulundukları cennette sürekli kalacakları belirtilir.

Oysa cehennemde olan suçlular:

Dediler: “Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Buradan çıkmak için bir yol daha var mı?” Mümin 11. demektedirler. Ateş: “Demek ki onlar iki kez bedenlendirilmiş ve iki kez ölümü tattıktan sonra cehenneme düşmüşlerdir.” görüşündedir.

Ateş bu âyetten cehennemliklerin iki kez bedenlendirilmiş ve iki kez ölümü tattıktan sonra cehenneme atıldıkları yorumunu çıkarmıştır. Zira ona göre, bu kadar geniş fırsattan sonra olgunlaşmayan insan da cehennemi hak etmiştir. Dünyada iki kere bedenlenmesine rağmen olgunlaşamayan kişinin ruhu cehennemde azaba çakıla çakıla olgunlaşacaktır. Çünkü her ruh olgunlaşmaya mecbur ve mahkumdur. (Ateş;Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, c. 8, s. 68; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 270) Ateş`e göre bu izahlar âhireti inkâr değildir. Zaten o`na göre, suçlu ruh cennete giremez. Dünyada bu ruha bir kez daha fırsat tanınır. Eğer yine kemale erişemez ise cehennemde cezasını çekerek kemal`e erer. Zaten Ateş`e göre cehennem cennet gibi baki de değildir. (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 271.). Her bedensel hayatta yapılanlar, ruhun daha sonraki hayatının mâhi­yetini çizer. Kötülüklerden korunan ve Allah’a ibâdetle olgunlaşan ruh, ebedîlik cennetine girer; bir daha, gerçekte azâb olan bu bedensel hayata dönmez. Ama olgunlaşmayan ruhlar, ölümlerinden sonra sorguya çekilir, belki bir süre ruhsal azâb ve ıstıraplara çarpılır, sonra olgunlaşabilmeleri için, Yaratan’ın dilediği bir zamanda, O’nun dilediği yer, dilediği toplumda, dilediği ebeveynler aracılığı ile dünyâya getirilirler ki olgunlaşabilsinler. Olgunlaşmanın tek yolu da Allah’a ibâdet ve güzel ahlâktır.

Bu ayet bazı insanların ikinci, üçüncü kez bedenlenmek üzere dünyaya geri gönderildiklerini gösteriyor. Bu ayete paragraf  ilaveler yaparak istedikleri anlamlara çekenlerin kendi kanaatlerini Kur’an’a sokmaktan başka hiçbir dayanakları yoktur.

Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıklarında, orada haykırırlar: “Nerdesin ey ölüm!”Bugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölümü davet edin.Furkan 13-14.

Belki de bu ayetlerde, dünyada olgunlaşıp, bedenin ölümünden sonra cennete giden ruhların, bir daha dünyadaki bedensel hayata dönemeyecekleri, fakat dünya da olgunlaşmadan bedenden ayrılan ruhların, bir süre ruhsal azaptan sonra bedene dönüp tekrar ölecekleri, ta ruh olgunluğuna erinceye dek birkaç kez bedensel hayata dönüp ölümü tadacakları; ancak olgunlaşmış olan ruhların bedenden ayıldıktan sonra cennetlere girip ölümsüzlüğe erecekleri anlatılmış olabilir. Bu ve benzeri ayetlerin zâhirinden bu mânâ anlaşılmaktadır.

Ateş, ayetlerin bir reenkarnasyon ihtimalini belirten ifadelerinin çeşitli tevillerle bu anlama gelmediklerini söyleyenleri de şöyle eleştirmektedir:

“İnsanlar, belli yönde şartlanmış olan kamunun tepkisinden çekindikleri için bazı ayetlerin açık anlamını tevil etme yolunu tutmuşlardır.” (Ateş; Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri c.8/s. 318)   (tevil=başka anlamlar verme)

 Siz ölülerdendiniz. O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O’na döndürüleceksiniz.Bakara 28

Reenkarnasyon taraftarları, kendi düşüncelerinin Kur`an`a aykırı olmadığını ispatlamak için bu âyeti kanıt göstermişlerdir. Çünkü, bu âyeti yorumlarken modern ilimin verilerine göre babanın belindeki sperma canlıdır. Bu âyet hakkında geleneksel tefsir yorumlarına bakacak olursak, “babanın belinde bulunan nutfe cansız ölüler gibidir” (Elmalılı c. 1, s. 248). Ateş ise bu görüşün aksine, modern ilmin ışığında âyeti yorumlarken, insanın babanın sulbünde sperm halindeki durumunu, ölü olarak nitelendirmemiştir. Zira, sperm de diridir ve boyutundan umulmayacak derecede bir canlılık ve harekete sahiptir. Gâyet bilinçli hareket eder. Ateş`e göre, bu sebeple “Siz ölüler idiniz” ifadesi, insanın tohum halini anlatmamaktadır. (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 252.).

Zira Ateş`e göre ruh ile beden birlikte yaratılmıştır. Bedenden önce ruhlar alemi diye bir yer yoktur. Bedenden önce ruhların yaratıldığı anlayışını Ateş, müfessirlerin kendi kafalarında önceden yerleştirdikleri düşüncelerin bir sonucu olarak görmüştür. O, ruhlar alemini bedenlerden önce yaratıldığı görüşüne karşı çıkmış, aksine bedenlerden ayrılan ruhların oluşturduğu bir alem olarak anlamıştır. (Ateş; Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, c. 3, s. 412; Kur`an Ansiklopedisi, c. 18, s. 66.)

Nitekim bu konuya aşağıda değinilecektir. Ateş bu anlayıştan hareketle, ilk bedeninden ayrılan bir ruhun olgunlaşmak için ikinci bir bedene geçene kadar bulunduğu yere ruhlar alemi denebileceğini iddia etmiştir. Durum böyle ise yukarıda zikre geçen âyetti nasıl anlamak gereklidir? Ateş`e göre bu âyet, ruhun bedensiz durumunu anlatmaktadır. Yani bir bedenden ayrılmış (buradan kişinin dünyaya geldikten sonra ölmesi kastediliyor) ve olgunlaşmak için başka bir bedene girmek zorunda bulunan ruh, “ölü” olarak ifade edilmiştir. Yani onun bedeni ölmüştür. O ruh bir ölünün ruhudur. Ayrıldığı bedeni kastedilerek ona “ölü” denmiştir. Onun, yeni bir bedene sokulması, diriltilmesi demektir. O bedeninden ayrılması da ikinci ölümdür. Bu ikinci ölümden sonra tekrar “diriltilmeden” den söz edilmemiştir. Bu anlayışın sonucu olarak Ateş, “artık evrimini tamamladığı için ruhun yeni bir bedene girmesine gerek kalmadığını belirtmiştir.” (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 252).

Ateş`in bu âyet hakkındaki yapmış olduğu yorum, yani âyetteki “ölü idiniz” derken bu dünyada ölen kimselerin kastedilmesi daha doğru gibidir. Zira ölümün olması için ölümden önce bir hayatın olması lazımdır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Ateş`in “insan ruhu” dendiği zaman, ne anladığını kısaca incelemekte yarar vardır. Zira Ateş, meni hayvancıklarında ve yumurtada ruh`un varlığını savunur. Fakat onlardaki ruh sadece canlılık vasfını taşıma özelliğine sahiptir. Ateş ruhun bu çeşidini, hayvansal ruh olarak isimlendirmiştir. Yumurta döllendikten, hadislerde belirtilen süre içinde çocuğun organları teşekkül ettikten sonraysa, ruha melek tarafından insan bilinci üflenir.

Ateş bu görüşüne delil olarak da aşağıdaki âyeti kullanmıştır:

 “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene. Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki,Şems 7-8.

Bu âyete göre Yüce Allah nefsi düzenlediği zaman henüz nefis, fücur ve takvasını, iyilik ve kötülüğünü ayırt edecek bilince sahip değildir. Ne zamanki düzenlenen nefis, insan biçimine konur, işte o zaman fücur ve takvasını idrak etme düzeyine gelmiş olur. Bu idrak Allah tarafından ona lütfedilir. (Ateş Kur`an Ansiklopedisi,  c. 20, s. 255).

Ateş`in bu izahın kaynağı ise yukarda değinildiği gibi “insana ruh üflenmesinden” ona bilinç üflenmesi anlamını çıkarmasıdır.

Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: “Rabbiniz değil miyim?” Onlar: “Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” demişlerdi. Şöyle de demeyesiniz: “Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mı edeceksin?Araf 172-173.

Ateş bu âyetlerle ilgili olarak müfessirlerin âyetin ruhu ile hiçbir ilgisi bulunmayan açıklamalar yaptıklarını iddia etmiştir. Ateş`in bu iddiasının sebebi ise, bir kısım müfessirin bu âyeti “dünyaya gelmeden önce insanların, ruhlar aleminde Allah`ın kendilerinin Rabbi olduğuna şahitlik etmelerinden bahsettiği” şeklinde anlamış olmalarıdır. Bu gibi yorumlamadan klasik olarak bildiğimiz “Elest Bezmi” anlayışı doğmuştur. Ancak Ateş, bu anlayışa itiraz etmiştir. Çünkü ona göre müfessirler, kendi kafalarındaki düşünceyi âyete uygulamışlardır. Zira, âyette ruhlar alemine işaret yoktur. Kur`an`da insanın ruhunun bedeninden önce yaratıldığına dair bir ifade de mevcut değildir. Tersine insanın ruhu ve bedeninin birlikte yaratıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bedenden sonra ruhun yaşadığı ve tekrar bedenlendirileceği (ba`sedileceği) hususu, Kur`an`ın birçok âyetinde vurgulanmıştır. Ona göre, Kur`an`ın ba`s (yeniden bedenlendirme) ifadesinden ilk anda anlaşılan mana, âhirette insanın diriltilmesidir.

Fakat yine bazı âyetlerde geçen “ba`s”den “bedeninden ayrılmış olan ruhun, yeni beden içinde dünyaya getirilmesi” manası da anlaşılabilir. Eğer o âyetlerdeki kasıt bu ise, o zaman müfessirlerin ruhlar alemi açıklamaları uygun olabilir. Ateş`e göre yukarıdaki âyeti bu şekil de anlamakla ancak “ruhlar alemi bedenden ayrılan canların oluşturduğu berzah alemi” olarak anlaşılması doğru olacaktır. (Ateş;Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, c. 3, s.413; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 257).

Ateş geleneksel anlayışa örnek olarak İbn Hazm`ın, “Ruhlar dünyadaki bedenlere girmeden önce akıllı varlıklardır. Allah dilediği yerde ruhları bulundurmaktadır. O alemden gönderilip meniden doğan cesetlere üflenen ruhlar, bedenin ölümünden sonra yine ilk bulundukları yere dönerler” şeklindeki görüşünü nakletmiştir. Ancak, İbn Kayyım el-Cevziyye`nin “Kitabu`r-Ruh” isimli eserinde bu konuyu izah ettiğini ve İbn Kayyım’ın, İbn Hazm`ın bu görüşünün Kitap, Sünnet ve icmada hiçbir yerinin olmadığını söylediğini nakletmek suretiyle bu konuda mütekaddim ulemadan nakillerde bulunarak da kendi görüşünü desteklemiştir. (Ateş;Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, c. 3, s. 414; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s.263).

Ateş`in bu görüşlerinden Ruhlar alemini inkâr ettiği anlamı çıkarılmamalıdır. Zira Ateş, ruhlar aleminin varlığına inanmaktadır. Ancak bu, henüz bedenler yaratılmadan önce insan ruhlarının yaratılıp bulundukları yer değil, bedenlerden ayrılan ruhların gittiği yerdir. Bedenlerden önce ruhlar aleminin varlığı konusu hiçbir delile dayanmadığına göre, eğer hadisler sahih ise – ki Ateş, sahih olduğu kanısındadır- cenine üflenen ruh, bedenden ayrılan ruhların oluşturduğu alemden alınmaktadır. Ya da cenine üflenen ruh, cenine bilinç verilmesi anlamını taşır. Çünkü aşılanmadan itibaren cenin canlıdır. Öyleyse ona ruh üflenmesi, bilinç verilmesi demektir. (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s.264).

Ateş’e göre Allah bu kâinâtın düzenini meleklerle yürütmektedir. İşte hadîste rahimde çocuğun yapısını oluşturan ve ona insan ruhu üfleyen melek, Allah’ın rahme koyduğu güç, üreme yasası olabilir. Müslim’in rivayet ettiği bir hadîs, rahme vekil kılınan meleğin, döllenen yumurtadaki üreme gücü olduğunu daha güzel ifade eder: “Nutfe (döllenmiş yumurta) rahimde kırk, yahut kırk beş gece kaldıktan sonra melek, nutfenin üzerine gelir, ‘Ya Rabbi, der, şakî mi olacak, sa‘îd mi?’ Şakî mi, sa‘îd mi olacağı yazılır. ‘Ya Rabbi, erkek mi, dişi mi olacak?’ Erkek mi, dişi mi olacağı yazılır. Yapacağı işler, eseri(eylemleri), eceli ve rızkı da yazılır. Sonra sayfa dürülür, artık ona bir şey eklenmez ve ondan bir şey eksiltilmez.” (Müslim, Kader: b. 1, h. 2).

Bu rivayetin son kısmında Kelâm tartışmalarının zuhur ettiği sıralarda zuhura gelen cebriye yanlılarının kokusu gelmektedir. Şayet bu mealdeki hadîsler sahih ise anne karnındaki cenîne meleğin ruh üflemesi, Allah’ın koyduğu üreme kanunu ile üreyen her hücreye ruhun nüfuz ve sirayetidir. Yani hücreler arasındaki iletişimin kurulması aşamasıdır. Yoksa anne karnında birkaç gün veya birkaç ay ruhsuz olarak gelişen hücrelere sonradan ruh üflenmiş değildir. Çünkü ruhsuz bir maddenin büyüyüp gelişmesi, çoğalması, hareket etmesi mümkün değildir. Rûh rahme düşen spermde ve yumurtalıkta mevcut yumurtada vardır. Fakat bunların ruhu, hayvansal ruhtur. Bilinçleri, hücre bilinci olduğu için henüz bunlardaki ruh, insan ruhu düzeyinde değildir. Bu kanun, hücreleri geliştirir, canlının iç ve dış organlarını, kafasını, beynini, kol ve bacaklarını, el ve ayaklarını, sindirim organlarını yapan hücrelerin, kendi aralarında toplanıp üremelerini ve bu organları yapmalarını sağlar.

Anne rahminde belli bir süre kaldıktan sonra cenîne ruhun üflenmesi de –Allah bilir,– organlarının oluşmasından sonra ona insanî bilincin verilmesidir. Zirâ cenîn, hücrelerdeki cüz’î bilinç ile değil, ancak kendini ve çevreyi kavrama kaynağı olan bu büyük bilinç ile insan sıfatını kazanır.

Bu bilinç verilince çocuk kendini bilmeğe, bilinçli olarak hareket etmeğe başlar. Bu şuur ile birlikte ona kabiliyet ve kapasitesi (yani kaderi) de verilir. Çünkü onun kabiliyeti, kaderi büyük ölçüde kendisine verilen bu bilince bağlıdır.

Menî hayvancıklarında ve yumurtada da rûh vardır, fakat onlardaki ruh, sadece canlılık vasfını taşır. Onlar sadece hücre bilincine sahiptir. Bundan dolayı aşılanma ile organları tam oluşmadan önceki ruhları, sadece canlılık anlamına gelen hayvansal ruhtur. Fakat yumurta aşılandıktan, hadîste belirtilen süre içinde çocuğun organları teşekkül ettikten sonra melek tarafından ona insan bilinci üflenir. İşte insânî rûh budur.

Buna göre cenîne ruhun üflenmesi, rahimde çoğalan, fakat henüz hareket kabiliyetine ulaşmayan cenîn hücrelerinin sentezine bağımsız ha­re­ket kabiliyeti, kendi başına oynama ve bağımsız bir varlık olarak davranma gücünün verilmesidir. Organları teşekkül edince hücrelerin birleşik bilinci, insanî bilinç haline gelir. İşte insana bu bilinci kazandıran rahimdeki İlâhî yasa, meleksel güçtür.

“Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Üstündür, bağışlayandır.” Mülk 2

Ateş, bu ve Bakara Suresindeki âyette hep ölümün hayattan önce zikredildiğine dikkat çekmiştir. Müfessirlerin ise, bu konuyla ilgili çeşitli izahlarda bulunduğunu ancak, bu izahların kesin bir kanıta dayanmadığını ve tahminden başka bir anlam ifade etmediğini dile getirmiştir. Ateş, “ölümle, bedenden ayrılmış ruhun yeniden bedenlenerek bedensel hayata getirildiğine işaret olunmuş ise, bu takdirde ölümün hayattan önce anılması son derece uygun ve anlamlı” olduğunu söylemiştir. Çünkü Ateş`e göre, insanın bu hayatından önce bir ölüm geçmiş, yani bu hayat bir ölümden sonra vaki olmuştur. Bu yorumdan hareketle ölümün önce anılmasında bir hikmetin olduğunu savunmuştur. (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 265.)

Anlaşılan odur ki, Ateş âyet hakkında yapmış olduğu yorumla, bu âyetin Reenkarnasyona işaret ettiğini ispatlamaya çalışmıştır. (Ateş; Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, c. 9, s.527).

Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: “Rabbim, beni geri döndürün; Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.” Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır. Müminun 99-100.

Bir kısım müfessirler bu âyetin Reenkarnasyon inancını reddettiğine dikkat çekmişlerdir. Ancak Ateş`e göre, bu iki âyette ruhun tekrar dünyasal bedene döndürülemeyeceği manası çıkabilir ise de; ruhun hiç dünyaya dönmeyeceği değil, tekrar bedenleneceği zamana kadar bir geçit, yani bir ara zaman bulunduğu anlatılmaktadır. Âyette ruhun ba`s olunacağı kesindir. Ancak Ateş`e göre, bu ba`s hemen ölümün ardından değil, belli bir zaman aralığından sonra olacaktır. Ateş, âhiret bedenlenmesinin muhakkak olduğuna inanmakla birlikte şu soruyu kendi kendine sorar: “Acaba bu âyette olgunlaşmamış ruha bir kez daha dünyada bedenlenme fırsatının verileceği anlatılmış olamaz mı?” Ateş bu ihtimalin her zaman için var olduğunu savunmuştur.

Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi. Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkarışla tekrar çıkarıyor.”  Nuh 17-18

İnsanı temelde topraktan, çeşitli aşamalardan (bitki-sperm-insan aşamalarından) geçirerek yaratan Allah, ölümle tekrar toprağa döndürür; ama aynı olguyu tekrarlar. Dikkat edilirse burada hitap edilen insanlar, inanan insanlar değil, Hz. Nûh’un hitap ettiği, irşada çalıştığı müşrik insanlardır. İşte onlara hitaben: ‘Sonra sizi tekrar toprağa döndürüyor ve birkez daha ondan çıkarıyor’ buyuruluyor. Müşrik, suçlu insanın, cezasını çekip olgunlaşmak üzere yeniden topraktan çıkarılıp yaratılacağı belirtiliyor.

Bu anlatımda iki ihtimal vardır. İnsan, kıyamette yeniden bedene sokulup topraktan çıkarılacaktır. Müfessirlerin büyük çoğunluğunun kanaatine göre, haşr, şu toprak üzerinde olacaktır. Bu taktirde ayette bedenden ayrılan insan ruhunun, yeniden bedene sokulup, haşrın olacağı bu dünyaya yeniden getireleceği anlatılmıştır. Bu ikinci anlamı güçlendiren birkaç ayet vardır. (Ateş; Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, c.10/s.83)

Ateş’e göre Kur’an’da insanın, anne karnında ruh ve bedenle birlikte yaratıldığı ifade edilmektedir:

Andolsun biz insanı çamurdan bir süzme­den yarattık. Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koy­duk. Sonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alaka(embriyo)yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemik­lere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allâh, ne yü­ce­dir!” Mü’minun: 13-14

Ateş’e göre:

Biz yarattık onları ve kuvvetli yaptık bağlarını/eklemlerini. Dilediğimizde benzerleri ile değiştiririz onları.” İnsan 28,

Bir spermden yarattı onu, ölçülendirip biçimlendirdi…Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu: Sonra dilediği zaman diriltip ortaya çıkardı onu.” Abese 19-22.

ayetlerde de tekrar bedenlenmeye işaret vardır.

Derileri piştikçe, azabı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz Nisa 56

ayeti, ünlü İslamî düşünce ekolü İhvânu’s-Safâ  tarafından tekrar bedenlenmeye delil olarak değerlendirilmiştir. (Ateş; Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, c.8/s.202). Ateş bir TV programında reenkarnasyon yok diyenlerin bu ayeti nereye koyacakları sorusunu sormuştur.

KAYNAKLAR:

Prof. Dr. Süleyman Ateş; İnsan ve İnsan Üstü (Ruh, Melek, Cin, İnsan), Yeni Ufuklar Neşriyat, Üçüncü Baskı, İstanbul, 1995

Prof. Dr. Süleyman Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, Yeni Ufuklar Neşriyat; İstanbul, 1993

Prof. Dr. Süleyman Ateş; Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, Yeni Ufuklar Neşriyat; İstanbul, 1989

Süleyman Ateş’in Tefsirlerinde Kur’an’ın Çağdaş Yorumları, Mevlüt Şahin, Erciyes Üniversitesi, Mart 2006.

Reenkarnasyon hakkındaki görüşümüz. 24 Mart 2013. http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=634&Itemid=132

http://www.uslanmam.com/dua-ayet-hadis/620229-quotreenkarnasyonquotun-ispatini-tartisalim.html 

http://www.hanifdostlar.net/forum_posts.asp?TID=5599&PN=1&TPN=1  

 http://haber.gazetevatan.com/0/54167/4/Haber

Bülent Pakman Eylül 2009. Güncelleme Temmuz 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

Not: Reenkarnasyonla ilgili tüm sorulara cevap veren, dünyaya nereden, neden gelindiği, nereye gidileceğini açıklayan büyük ilgi görmüş bütün yazıların birleştirilmiş versiyonunu REENKARNASYON HAKKINDA ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ HERŞEY‘i  de okumanız tavsiye olunur.

Ruh göçü – Tekrar Doğuş – Reenkarnasyonla doğrudan ve dolaylı ilgili yazılarımız:

Prof. Süleyman Ateş’e Göre Reenkarnasyon (Ruh göçü – Tekrar doğuş) için 30 cevap

  1. Geri bildirim: Reenkarnasyon Sorular Yanıtlar « Pakman World

  2. Z SeNa Kelebek dedi ki:

    bana mantıklı gelmedi…

  3. Ferda Yamanoğlu dedi ki:

    Reenkarnasyonu ispat eden ayet Ankebut suresi 1.Ayettir.Küçük yaşta ölen çocuklar mutlaka Dünyaya yeniden gelecektir.Saygılarımla

    • bpakman dedi ki:

      1. ayet olduğundan eminmisiniz?

    • Ferda Yamanoğlu dedi ki:

      Merhaba.Sizler sınanmayacağınızımı zannediyorsunuz, ayetini kasdetmiştim.Bu ayete göre küçük yaşta ölen çocuklar sınanmıyor.Yani sınanmaları için yeniden Dünyaya gelmeleri gerekiyor.Saygılarımla.

      • Ahmet Halim dedi ki:

        Ankebut suresi 1. ayet, elif lam mim harflerinden oluşur. Anlamını Allah ve onun bilmesini istedikleri bilir. 2 ve 3.ayetleri ise “İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir. (http://kuran.diyanet.gov.tr/kuran.aspx#29:2)” der. Tefsirinde bile sizin yazmış olduğunuz şekilde (yani küçük yaşta ölen çocukların sınanmadıkları gibi oldukça tartışmaya açık bir yorum) anlaşılabilecek bir yorum bulunmaz iken, siz böyle bir iddiayı neye dayanarak yapıyorsunuz? Hele ki sınanmaları için dünyaya yeniden gelmeleri gerekiyor derken kaynağınız nedir? Siz mi karar veriyorsunuz dünyaya yeniden gelmeleri gerektiğine??

      • bpakman dedi ki:

        Sizin argümanlarınızla cevap vereyim. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre sınama: Sınamak işi, deneme, tecrübe. Bebek dünyaya gelmiş, birkaç saat yaşamış, ölmüş. Size göre nasıl sınanmış, ne tecrübe kazanmış? Size göre sınanmışsa bu iddiayı neye dayanarak yapıyorsunuz? Size göre bu bebeğin sınanması için dünyaya yeniden gelmesi gerekmiyor. Bunu derken kaynağınız nedir? Siz mi karar veriyorsunuz dünyaya gelmemesi gerektiğine.

      • Ferda Yamanoğlu dedi ki:

        Merhaba.
        Bilimselfelsefe sitesinde,Tekamül ve Reenkarnasyon sayfasındaki yazımı okuyabilirsiniz.
        Benim tek amacım ,Kuran ayetlerinin açıklanması.Yanlışlarımı’da düzeltenlere ALLAH razı olsun der,ellerinden öperim.

  4. EdA dedi ki:

    Bence, olabilir. Ben de okudum kitabımızın mealini 2 gündür baştan sona bunu düşünüyorum. Ya bilinç temizlenir ama bilinçaltı, (belki altının da altı ki uyutularak falan yine okunamaz) kalır. insan gelişir, tekrar gelir gayet mümkün. Bakın yeni nesil gitgide daha akıllı oluyor 10-15 yaişında milyonlarca para kazanan çocuklar var. Ve inanılmaz bir şekilde insanlık gelişiyor. Bu sadece yazı sayesinde mi? Ki yazıyı da insana öğreten Allah’tır kitabımıza göre.. Hani var bazı ilkel topluluklar bulundu yıllar sonra, kendi kendilerine hiç de ilerlememişler diğer insanlar gibi… Demek ki din-öğreti-bağlantı var.. Yoksa onlar da gelişirdi durdukları yerde…
    Sonra, azap diyince, insan hayatta öyle olaylar yaşayabiğliyor ki kalbi yanıyor. Ki 68. Kalem suresine bakarsanız, azabın zengin birinin bahçesinin yanması gibi olduğunu, belki ahirette daha ağırının olacağının örneği vardır. Ben korku filmi izlediğimde küçükken cehennemin dünyada olduğunu düşünmüştüm. Yani belki başka paralel evrende ahirette, korku filmi gibi hayat yaşanıyordur.. Ceza olarak demiştim kendi kendime…Cennet de cehennem de dünyada mı diyor insan bazı şeyleri görünce:)
    Bence insanın keşfetmesi-öğrenmesi gereken sınırsız şey var.. insanlık olarak birbirimize bağlıyız her ne kadar ayrı ayrı bireyler gibi gözüksek de, tekamül insanlık çapında gelişiyor… Bilimsel yönden ilerledik son asırda biraz.. Sırada biraz daha manevi olarak gelişme zamanı diyorum… Farklı boyutlar belki… Belki öyle bir noktaya gelicez ki… bilemiyorum .. ne desem boş.. Allah bilir… ama tekdüze düşünmeyi sevmem🙂

    • bpakman dedi ki:

      Süleyman Ateş hoca tefsirinde bu satırlara yer verdikten sonra dincilerden büyük baskı gördü. Bu yüzden yakın zamanda renkarnasyon dinsel çevrelerde kabul görmüyor demek zorunda kalmaya başladı. Halbuki bundan bir kaç yıl önce bir TV programında reenkarnasyon inancı olmadan bir bebeğin ölümünün arkasında yatan nedeni ve sonucunu açıklayamazsınız, anlayamazsınız demişti. Bu benim reenkarnasyon inancımın temelini teşkil etmişti. Yaşar Nuri Hoca da geçenlerde TNT’deki programda Ateş’in bu çelişkisini vurguladı ve tefsirindeki görüşleri ile önceki görüşlerinin bugün ifade ettikleri olmadığını çok açık olarak vurguladı.

  5. Ferda Yamanoğlu dedi ki:

    Reenkarnasyonla ilgili en kesin ayet Bakara 243.Ayet açık ve net olarak belirtmiş reenkarnasyonu.Ama bu durum yaşlı ölen insanlar için geçerli değil.Bazı kişiler buna inanmayı Kuranı inkar gibi görüyor.Ama ben Kurana inanıyorum.Çünkü Enam 101 de big-bangı.Enbiya 32 de göğün tavan olduğunu yazıyor.Daha bir çok bilimsel ayet var.Ayrıca genç ölen kişilerde yeniden doğabilir.

    • Ferda Yamanoğlu dedi ki:

      Seri katiller,milyonları öldüren Diktatörler,Kuranda anlatılan ,H.z Musayla mücadele eden Mısır Firavunu gibi aşırı günahkar kişiler için yeniden bedenlenmenin olmadığını düşünüyorum.Çünkü bu kişilerin tekamülü mümkün değil.Yunus suresi 100-101 Ayetlerin bahsettiği kişiler bunlar.

  6. Bülent dedi ki:

    Mantığım bana yaşla ilgisi yok diyor. Bu eğitim süreci gibi bir şey. İlk okul 5 sınıf, orta öğrenim 7, yüksek 4, yüksek lisans 2, toplam 18 kez gibi. Madde dünyasından öğrenecek şeyler kademe kademe çünkü, bir sefer zengin, diğerinde fakir, beyaz derili-kara derili, sakat-sağlam, kadın-erkek, şehirli-köylü, ünlü-ünsüz, güzel/yakışıklı-çirkin, kısa-uzun ömürlü gibi. Hepsinin yaşanması lazım ki Allah’ın adaleti onu gerektirir, benim görüşüme göre.
    Katkılarınıza teşekkürler.

  7. yasemin çelik dedi ki:

    merhabalar, burayı yeni keşfettim boş zamanlarımı burada geçirir oldum. kafama takılan tek şey küçük yaşta ölen çocuklar, doğumda ölen bebekler, 1 saat 2 saat yada birkaç gün vs. yaşayıp ölen bebekler anne babalarını veya yakınlarını falan sınamak için yani tamamen araç olarak yaratılmış olamazlar mı ?

    • bpakman dedi ki:

      Allahın her takdirinin mutlaka bir sebebi vardır. Ölen karması yanında ayrıca bir görevini yerine getirmiş olur. Dediğiniz de doğrudur. Izdırapsız tekamül olmaz. Aklınızı gerektiği gibi kullanıyorsunuz, tebrikler.

  8. Ahmet Halim dedi ki:

    Yetersiz bilgi ile nihai karar verilemez, verilmeye kalkılırsa çok yüksek ihtimalle yanlış olur. Bu otomobil kullanmak için ehliyeti olan birisinin, kullanıcı kılavuzuna bakarak ağır bir iş makinesini kullanmasına benzer. İşi yetkili olanına bırakın, kendiniz karar vermeyin. Ancak kim yetkili ve kime güvenebilirsiniz iyice inceleyip ona göre karar vermek uygun olur. Güzel bir atasözü kılavuzu karga olanın diye başlar, unutmayınız. Demek istediğim; Kuran’ı Kerim’in ayetlerini doğrudan kendiniz yorumlamanız (arapça bildiğinizi varsayarak), mealine bakarak yorumlamanız sizi HATAYA ve İNKARA(küfür, imansızlık) götürebilir! Doğru olanı konu hakkında yeterli bilgisi ve tecrübesi olanların yaptıkları GÜVENİLİR “TEFSİR”leri okumaktır. Ancak bilinmelidir ki Sn. Ateş’in yorumlarının ÇOK CİDDİ şekilde irdelenmesi gerekir, sırf bu kişinin yorumlarına bakarak karar vermenin insanı çok çok yanlış bir noktaya götürebileceği, hatta bazılarının -belki de bilinçli bir kasıt olmaksızın- insanı İSLAM ile ilgili olmayan bir noktaya taşıması mümkün olabilir. Siz siz olun doğruluğundan EMİN OLAMAYACAĞINIZ yorumları dosdoğru kabul edip de ona göre haret etmeyin. Kesin olan şudur, Kur’an-ı Kerim artık hiçbir şekilde değişmeyecek olan bir ilahi öğüttür. Hikmeti her çağa uygun olacak şekilde yorumlanabilir olmasıdır. Eğer bir kişi onun gösterdiği yolu tercih ederse o kişinin kurtuluşa ereceği muhakkaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, Kur’an-ı Kerim’in değiştirilmesi mümkün olmasa bile onu yorumlayanların değiştirilebilmesi mümkündür. Bu yorumcuların hangisi cehennemlik (insanları bilerek veya bilmeyerek YANLIŞA yönlendirmenin bir cezası olacak değil mi? karar şüphesiz ki karar verici tek makama aittir) hangisi de İslam’a ve müslümanlara yaptığı hizmetten ötürü cennetlik buna Allah karar verecek.

    • bpakman dedi ki:

      “Yaratan Rabbinin adıyla oku” (İkra 1). Önce doğrudan Allah’ın kitabından okumalı. Elbette tefsirler de okunabilir. Okuduğumuz tefsirlerin güvenilir olduğuna nasıl karar vereceğiz. Allah onun yolunu da göstermiş. “Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır” (Yunus 100). Herşeyi okurken kendi aklımızı kullanacağız. Sadece başkasının/başkalarının aklınla yani paket çözümlerle yetinen Allah’ın ayetine aykırı hareket etmiş olur. HATAYA ve İNKARA (küfür, imansızlık) gidenler Kur’an ayeti okuyarak, okumayarak, yanlış yorumlayarak vb. çok şekilde gidebilir. Doğruluğundan emin olduğu yorumlara inanarak da.

  9. Ozlem dedi ki:

    Bülent bey ,

    Reenkarnasyonla ilgili yazıları okudum. Aklıma şu takıldı annem vefat etti ve tekamülü tamamlanmamış ve farzedelim ben tamamladım annem tekrar bedenlenirse ben onu ahirette berzah aleminde mahşerde nasıl göreceğim bu konu kafama çok takıldı .yanıtlarsanız memnun olurum

    • bpakman dedi ki:

      Dünyada bedene sahibiz. Ama ruhumuz da var. Bedenimizi terk ettiğimizde ruhumuz sayesinde var olmaya devam edeceğiz. Madde dışı aleme intikal edenler “oradaki” diğer varlıklarla irtibat kurup görüşebilirler. Elbette ki öteki aleme intikal ettikten sonra reenkarne olanlarla görüşmek mümkün olmayacaktır. Ta ki o görüşmek istenilen varlık ölüp tekrar ahirete intikal edinceye kadar. Ruh tektir. Önceki bedenli hayatında Ayşe, sonrakinde Fatma olmuş olması birşey değiştirmez. Belki daha önceki bedenlenmesinde de adı Nerimandı. Aradaki tek fark tekâmül etmiş olmasıdır. Benim adım Bülent. Adımı Ahmet yapsam ne değişir? Varlık aynı varlıktır. Bu dünyaya adım “Bülent” olarak geldiysem dönüşümde adım “daha iyi Bülent” olmalı.

      • Arkan dedi ki:

        Sevgili Bulent,
        Cok hos gibi gozukuyor yazdiklarin Insanin kulaginada hos geliyor ama tum bu yazdiklarini nerden cikariyorsun anliyamadim yani sen berzah dedigin aleme gidip gordun testedip te geldinmi?O kadar kesin konusuyorsunki sanki gozlerinle gormus gibi…

      • bpakman dedi ki:

        Oraları anlatan dinci, yobaz, hacı-hoca, efendi şeyh takımı oralara ne kadar gidip, görmüş, test edip gelmiş se ben de o kadar gidip, görmüş, test edip gelmişimdir.

    • bpakman dedi ki:

      Kendimden örnek vereyim. Babamı küçük yaşta kaybetmiştim. Diyelim ki öteki aleme intikal ettiğimde babamı görmek istedim ve/veya o beni görmek istedi. Diyelim ki görüştük. Ama babam bu arada tekrar doğmuş ve tekrar ölmüş. O zaman ben kimi görmüş olacağım? Başka birini mi? Elbette ki değil. Ruh tek olduğuna göre yine babamı göreceğim ama belki az, belki çok farklı biri olacak benim gördüğüm varlık. Aradaki fark onun kaydetmiş olduğu tekamülüdür.

  10. Özlem dedi ki:

    Bülent bey teşekkür ederim. Ama varlık tekâmül ediyor yani tekrar bedenleniyor annemin tekrar çocukları olabilir demek Bu. Yani bizim ahret kardeşlerimiz mi olacak.

    Ve tekrar tekrar besenlendiğinde ruh bir önceki hayatını hatırlamamakta Bu durumda eski hayatını hatırlamayan ruh nasıl daha iyi insan olarak tekâmül edebilir ? Sanırım ben konuyu anlamakta zorluk çekiyorum

    • bpakman dedi ki:

      Varlık öncekinden farklı bir cinsiyette de reenkarne olabilir. Çocukları da olabilir. Bunu şöyle özetlersek daha iyi anlaşılır: Kimbilir bu dünyada kaç mezarımız, kaç annemiz, babamız, çocuğumuz oldu.

      Bizlere geçmiş hayatlarımız özellikle hatırlatılmaz. Bir taraftan ruhumuzda bunlar silinmemiştir, bütün geçmişimiz kayıtlıdır diğer taraftan beynimiz sıfırlanmış olarak yeniden dünyaya geliriz. Zira bizim düzeyimizde birisi geçmiş hayatını hatırlasaydı onun negatif etkilerinden kurtulamazdı. Beyni de tüm çer-çöpüyle kaldığı yerden devam ederdi. Yani fasit daire içinde döner dururdu. Bizim gibilere onun için beyin açısından temiz bir sayfa açılır. Ama ruhumuz aynen kaldığı yerden devam eder, ruhun hard diskinde, belleğinde hiç bir şey silinmez.
      Bir başka görüşe göre ise yeniden dünyaya gelişte aslında herşey hatırlanır. Çocuk konuşmayı öğreninceye kadar bunların tamamını ya da çoğunu unutur, konuşmayı öğrenmeye başladıktan sonra ilk yapmak istediği iş olarak geçmiş hayatına ait aklında kaldıysa bir şeyleri anlatmak olur ama ya ebeveynleri saçma, sapan konuşma gibi gerekçelerle onları sustururlar, onlar da susar, ya da kimse ona aldırma, sonuçta bir süre sonra da beyinleri yeniliklerle dolmaya başlar ve herşeyi unuturlar. Bu aslında bilgisayar hard diskinden bir şey silindiği zaman ayrı, özel bir işlemle tamamen silinmedikçe onun izlerinin arka planda kalmasına benziyor.

  11. Özlem dedi ki:

    Bülent bey açıklamalarınız için yine teşekkür ederim. Fakat sürekli ama diyememekten kurtulamıyor insan. Yani geçmişi hatırlamıyorsak yani maddi hayatta demek ki tekâmülü burada değil öteki alemde tamamlıyoruz. Öyle ya hatırlayamadığımız birşey bizi nasıl daha iyiye götürür yani tekâmüle !

    • bpakman dedi ki:

      Misyon için dünyaya gelenler elbette üstün kişilerdir. Misyon görevlileri başka galaktik planlardan da gelmiş olabilirler. Hz. İsa muhtemelen öyleydi. Onlar geçmiş hayatlarını bilirler zira geçmişin negatif etkisinde kalmayacak düzeydedirler.

  12. Özlem dedi ki:

    Durum dediğiniz gibi olabilir ama misyon dışı gelenler yani özel varlık olmayan bizler

    • bpakman dedi ki:

      Bizleri bir öncekinde cevaplamıştım. Buyrun tekrar:
      Bizlere geçmiş hayatlarımız özellikle hatırlatılmaz. Bir taraftan ruhumuzda bunlar silinmemiştir, bütün geçmişimiz kayıtlıdır diğer taraftan beynimiz sıfırlanmış olarak yeniden dünyaya geliriz. Zira bizim düzeyimizde birisi geçmiş hayatını hatırlasaydı onun negatif etkilerinden kurtulamazdı. Beyni de tüm çer-çöpüyle kaldığı yerden devam ederdi. Yani fasit daire içinde döner dururdu. Bizim gibilere onun için beyin açısından temiz bir sayfa açılır. Ama ruhumuz aynen kaldığı yerden devam eder, ruhun hard diskinde, belleğinde hiç bir şey silinmez.
      Bir başka görüşe göre ise yeniden dünyaya gelişte aslında herşey hatırlanır. Çocuk konuşmayı öğreninceye kadar bunların tamamını ya da çoğunu unutur, konuşmayı öğrenmeye başladıktan sonra ilk yapmak istediği iş olarak geçmiş hayatına ait aklında kaldıysa bir şeyleri anlatmak olur ama ya ebeveynleri saçma, sapan konuşma gibi gerekçelerle onları sustururlar, onlar da susar, ya da kimse ona aldırma, sonuçta bir süre sonra da beyinleri yeniliklerle dolmaya başlar ve herşeyi unuturlar. Bu aslında bilgisayar hard diskinden bir şey silindiği zaman ayrı, özel bir işlemle tamamen silinmedikçe onun izlerinin arka planda kalmasına benziyor.

  13. Özlem dedi ki:

    Tekrar okuyacağım teşekkürler

  14. Geri bildirim: İslam’da reenkarnasyon | Sosyal Yazılar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s