Azerbaycanlılar ne diyor?

Atatürk Azerbaycan’a ihanet etti mi? 

Azerbaycanlıların bu soruya cevapları

Dr. Mehman Ağayev

Ağayev  “Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Azerbaycan İlişkileri” adlı kitabında Ankara Hükümetinin, işgale karşı olduğunu, Azerbaycan’ın kendi arzusu ile Bolşevikler tarafına geçmesini istediğini yazıyor ayrıntılarıyla. Ağayev der ki, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Meclis toplanırken, 27 Nisan 1920’de Sovyet 11. Ordusu Azerbaycan’a girdi. Birileri bu girişten dolayı Mustafa Kemal Paşa’yı, Halil Paşa’yı, Karabekir’i suçlarlar. Hayır, onlar böyle bir girişi değil, Azerbaycan’ın bağımsızlığı korunarak Sovyetleştirilmesini, böylece, Sovyetler’le Türkiye arasındaki emperyalizme karşı oluşacak işbirliğinin önünde engel kalmamasını istiyorlardı.

Doç. Dr. Faiq Ələkbərov

O dönemlerde Türkiye ile Azerbaycan arasında münasebetlerin bozulmasının sebebkarları da Avrupa, özellikle Sovyet Rusyası olmuştu. Sovyet Rusyasının yürüttüğü  ikiyüzlü siyaset neticesinde Azerbaycan Cumhuriyetinin devrilmesi prosesine Türkiye en azından müşahedeci kalmıştı. Her halde itiraf etmek lazımdır ki, Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın bazı ideologları (Mustafa Kemal, Halil Paşa, N.Nerimanov vb.) ilk devirlerde, doğrudan da Sovyet Rusyasına itimat göstermiş, onun Sovyetleşme ideasının Azerbaycan’da gerçekleşmesinde ya ilgili olmuş, ya da bu proseste doğrudan şekilde iştirak etmişler. Ancak sonralar onlar Sovyet Rusyasının «Sovyetleşme» ideası adı altında işgalcilik siyasetini anlamıştılarsa da, artık çok geç olmuştur. Bunu, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk de, Sovyet Azerbaycanının rehberi N.Nerimanov da itiraf etmişler. Yani onlar «Sovyetleşme»den Azerbaycanın, muayyen manada da Türkiye’nin de kazanacağını ümit ettikleri halde, Sovyet Rusyasının iki yüzlü ve riyakar siyaseti neticesinde Azerbaycan yalnız müstakilliğini değil, hem de topraklarını yitirmiştir.

Atatürk sonralar Azerbaycan’ın Sovyet Rusyasının elinde müstemleke haline geldiğini görerek yürek ağrısı ile «Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir» şeklinde ifade kullanmıştır. Aynı zamanda, Atatürk beyan etmiştir ki, bir gün SSCB dağılacak ve o zaman Türkiye Türkleri dili bir, dini bir, soy kökü bir olan Azerbaycan’daki Türk kardeşlerinin yanında olmağa hazır olmalıdırlar: «Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam atarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir».

Elnur Musayev

Atatürk Azerbaycanın işgaline haklı olarak karşı çıkmadı. Ancak hıyanet fikrini kabul etmek doğru değil. Bu, Atatürk tarafından atılan en büyük ve doğru adım idi. Ya Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin sükut etmesi, ya da bütün Türk dünyasının mahvı söz konusuydu. Bu kararın özünün doğru olmasını sonraki hadiseler de gösterdi. 

Mustafa Kemal’in korktuğu ne idi? İtilaf devletleri Bolşevikler ve Türkler arasındaki alakayı kesmek için Kafkas halklarından istifade edecekler. Onlar artık Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve olabilirse Kuzey Kafkasya’nın da bağımsızlıklarını tanıyacaklardı ve bu yolda kendi yardımlarını esirgemeyeceklerdi. Eğer onlar buna nail olursa Türkiye muhasaraya, ablukaya alınacak, bu ise Türkiye’nin mahvı, Sovyet Rusyası için de büyük bir tehlikə olacaktı.

Türk askeri Rus ordusunun karşısında durabilir miydi? Sarıkamış harekatında Enver Paşa 80 000 askerini kaybetti. Eğer Türk askeri Rus ordusunun karşısında durabiliyorduysa, bunu o zaman yapardı.

Azerbaycanın eski sosyalistlerinden Samedağa Ağamalıoğlu derdi ki,”Azerbaycanın alın yazısını toprağın üstü değil, altı tayin ediyor. Çıkan petrolden bizim payımız bir idare lambası dolduracak kadardır. Bu petrol burada durdukça biz ona değil, o bize ağalık edecek”.
Avrupa basını daha o vakitler (”Le Figaro” qazetesi 06.05.1922) yazıyordu ki, dünyanın hiç bir bölgesi Bakü petrolünün yerine geçemezdi. Dünyanın hiç bir yerinde hatta, Meksikada da Azerbaycanın Bakü petrolü havzasındaki kadar petrol çıkarılmıyor. Bu bölgede petrol tükenmez derecede büyüktür.

XX. asrın başlarında ABD’ni geçerek Bakü dünyanın iki büyük petrol üretim merkezindən birine çevrilmişti. 1900 yılında Azerbaycanda fazladan 10 milyon ton petrol üretilmiştir ki, bu da Rusyada çıkarılan petrolün % 95 ini, dünyada çıkarılan petrolün ise % 50 sini teşkil etmiştir.1941-45. yıllardaki savaş döneminde Azerbaycan petrolü bütün Sovyetlerde çıkarılan petrolün % 75 ini teşkil etmiştir. Buradan yukarıda da kaydetdiğimiz gibi, bir gerçek dikkatimizi çekiyor, böyle bir durumda Rusya Bakü petrolünü her hangi bir ülkeye bağışlayabilir miydi? Bakü petrolü olmadan Rusya’nın da gelecekte sükutu mümkündü.
Rusyaya görüşmelere giden Karabekir Paşa tam emin olur ki, “Rusya Baküsüz mevcut olamaz”. Bu ise inkar edilmeyecek bir gerçektir. 

Demek ki, Atatürk’ün Azerbaycan’ın işgaline karşı çıkmamasının esas sebebi Rusya’nın Bakü petrolünü hiçbir bir devletin eline bırakmamasından ileri gelmektedir.

Prof. Altay Göyüşov (Azerbaycan Türkü, tarihçi)

Vasif Qafarov’un Türkiye Rusya münasebetleri kitabında yeteri kadar bu konu açıklanmıştır. Azerbaycan meselesi. Bakü’yü 1918’nci yılın Eylülünde Osmanlı kurtardı, verdi bize. Yeni Cumhuriyetin kurulmasında bunlar iştirak ettiler. Derhal ardınca barış anlaşması imzalandı, Türkiye savaştan çıktı ve buraya İngilizler İran’dan geldi. İngilizler Türklerin kurduğu “desteksiz hükümeti” – Cumhuriyeti önce tanımak istemiyordu. Ancak sonra İngilizler bu şartlarda bunda iyi hükümet kurulamaz demeye başladılar. Ancak burda bir mesele var, İngilizlerin Denikin’in “bölünmez Rusya” fikrine inancı hala da sürüyordu. Onlar Denikin’in galip geleceğine, Bolşeviklerin mağlup olacağına, Rusya’nın yeniden kurulacağına inanıyorlardı ve bu yüzden de Azerbaycanın bağımsızlığını tanımak istemiyorlardı. Sonunda İngilizler, İngiliz mandası altında Azerbaycan hükümetini tanımaya inanabildiler.
Amma bence, Kafkasın yitirilmesinde en büyük hata o oldu ki, İngilizler Bolşeviklere karşı mücadelede yerli halklara, Azerbaycan’a, Gürcistan’a, Kuzey Kafkasa yardım etmek yerine, Denikin’e yardım ettiler. Cemaat ise Denikin’i kabul etmiyordu, çünkü bu Rus kuvvetiydi hem de eski Rus kuvveti, Çar rejimi. Bu da bölgedeki dengeyi değişdirdi. Halbuki 1918 Martında Müslümanlarla Bolşeviklerin münasebeti tamamiyle dağılmıştı. Araları yok idi. Düşman idiler.
Sonra İngilizler 1919 yılının Ağustosunda Bakü’den çıkıp gittiler. Aynı zamanda Anadolu’da Milli Mücadele başlamıştı. Kime karşı? İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara Antanta (İtilafa) karşı. Bizim hükümetin ise mandacısı İtilaftaydı çünkü gelenler Bolşeviklerdi. Biz kalmıştık ikisinin arasında. Azerbaycan hükümeti hatta İngilizlerin aleyhine olarak Denikin’e karşı savaşanlara Dağıstanlılara da, aynı zamanda Atatürk’ün harekatına da maddi bakımdan yardım ediyordu. Onlar bizim ihtiyacımız var der, bizimkiler de verirdi. Bizimkiler iki ateşin arasındaydı.
Atatürk derdi ki, benim bir cephem var burada İtilafla, ikinci cephe yukarda açılmamalı. Konu Azerbaycan değildi. Konu Azerbaycan’ın, Gürcistan’ın, Ermenistan’ın üçünün birlikte İngilizlerin gözetimine geçmesindeydi. Konu Ruslarla Türkiye arasında bir bariyer yaratılmasıydı. Atatürk’ün düşüncesine göre bu olmamalıydı. Bolşevikler gelip Türkiye sınırında durmalıydı. Türkiye sınırında İngilizler olmasın, ikinci cephe açılmasın. Bir istikamette tek cephe olsun. O yüzden de her veçhede Azerbaycan’da hükümetin Bolşevik gözetimine girmesine taraftar idi. Açık demek lazımdır ki, o zaman burada Komünist Partisinin kurulmasında Türkiye Mücadele Harekatının rolü var idi. Mektupların birinde emin olun Azerbaycan ordusunda Türk zabitler var Bolşeviklere taraf olacaklar deniyordu ama Gence isyanı gösterdi ki bu yanlıştı, onlar aslında Bolşeviklere karşıydı.
Atatürk’ün stratejisi İngilizlere karşı mücadelede maksimum kuvvet toplamaktı. O zaman Bolşevikler de İngilizlere karşı mücadeledeydi. Amaçları Türkiye arazisi de dahil olmak üzere Bolşevik inkılabını genişletmekti ama Atatürk bunu kabul etmiyordu ama burada şekillenmelerine hazırdı ve bırakın gelsinler diyordu.
Türkler burada nasıl katkıda bulundu? Birincisi Türk Komünist Partisinin kurulmasına iştirak ettiler. İkincisi, el altından İngilizci Azerbaycan hükumetinin İngiltere ile münasebetlerinin zayıflatılmasında, onun yerine Bolşeviklere daha mülayim olan bir hükümetin gelmesini istiyorlardı. Bunu bir anlamda istiyorlardı. Üçüncüsü, Halil Paşa Kafkas Komitesi tarafından fiilen XI. Ordunun (Kızılordu) rehberi tayin olunmuştu, her ne kadar Limanowski dedi ki benim böyle bir kararım yoktu. Biz biliriz ki ordunun içerisinde çok sayıda Türk subayı da vardı. Yerli ahali de talep ederdi ki, orduyu bırakın, Azerbaycan arazisinden geçip Anadolu Harekatına yardım etsin. Resulzade de ısrar ederdi ki, Ruslar buraya girerlerse çıkmazlar. Anadolu Harekatının o devirde öz menfaatleri vardı. Bu menfaatler Rusya’nın menfaatleri ile çakışmaktaydı. Bizim menfaatlerimize gelince, bizim düşmanımız Bolşeviklerdi, Bolşeviklerin düşmanı da İngilizlerdi. Biz mecburduk istiklalimizi korumak için İngilizlerle yakınlığa.
Denikin mağlup olunca İtilaf üyeleri bizim hükumetin bağımsızlığını de-fakto tanıdılar. Atatürk bunu açıkça olumsuz olarak kabul etti. Maksatlarını, birleşmemize engel olmak olarak niteledi. Doğru diyordu aslında. Mesele şudur ki, Atatürk’ün orada tuttuğu mevki Türkiye’nin menfaatlerine uygundu, benim Azerbaycanlı menfaatlerime uygun değil. Ancak aynı zamanda tarihçi olarak çok güzel bilirim ki, Atatürk’ün o mevkiyi tutup tutmaması bir şey değiştirmiyordu, zira Rus ordusuna karşı koymak mümkün değildi. Aslında stratejik bakış açısından benim hükümetimin tutumu daha doğruydu, neden derseniz Atatürk ile Rusların münasebetleri devam etti ta ki Lozan’a kadar. Ondan sonra yönünü İngilizlerden tarafa döndü. Yani bahtımız yaver gitmedi, iki büyük gücün arasında kaldık, ufak da bir ülkeyiz, onların mevkileri bize karşı üst üste düştü. Büyük Dünya savaşından sonra global oyunun kurbanı olduk. Bu da istiklaliyetimizi yitirmemizle neticelendi. Atatürk o devirde Azerbaycan bağımsızlığının değil Azerbaycan Hükümetinin aleyhine oldu. Atatürk’ün de orada düşüncesinde şu vardı, Bolşevik hükümeti gelsin ama Azerbaycan bağımsızlığını yitirmesin. Bu ütopyaydı, mümkün değildi. İngilizler Azerbaycan’ı tanıma yanında ordu da göndermek istedi, sadece Azerbaycan’a değil, hep birlikte Gürcistan ve Ermenistan’a da yani Kafkasya’nın Bolşeviklerden savunulması için. Ama gördüler ki bunu göndermeleri mümkün değil, çünkü cemaat yeni savaştan çıkmıştı ve direniş gösterip gösteremeyecekleri belli değildi. Sonuçta Azerbaycan’ın bağımsızlığı zamanın şartlarına uygun gelmedi.

Nuri Paşa Dağıstan’dayken Dağıstanlıların Denikin’e karşı micadelesine rehberlik etti. Yani bu adam orada Bolşeviklerle aynı taraftaydı, yani Bolşeviklerle Nuri Paşa’nın ittifakı var. Bizim buradaki Türkler yani İttihatçılar ve Mustafa Kemal taraftarları ise bazı anlarda birbirlerine yaklaşırlardı ama bütün mevkileri hiç çakışmıyordu.

Bolşevikler Dağıstan’da Denikin mağlup olunca dediler ki vurun Türkleri tutun içeri atın onları, Türkler buradan çıksınlar gitsinler. Onların kendi planları vardı. Bolşevik de Atatürk’ten şüphelenirdi, Atatürk de Bolşevik’ten. Bolşevik düşünürdü ki Atatürk büyük Turan devletini hayata geçirmek istiyor. Onun için yeni Türk emperyalizmine imkan verilmemeliydi. Yani burada alem birbirine geçmişti. Bizimkiler oynayabileceklerini düşünmüşlerdi, Osmanlı zamanında öyle oldu ama sonunda artık güç tükendi. Ufak devletti. Öyle sistem yaratıldı ki Azerbaycan bağımsızlığını korumak mümkün olmadı.

Türklerle münasebetlerde 16. Yüzyıla dönmek tamamen manasız şeyler, 16. Yüzyılın değerleri ayrı, onlar bizim gibi düşünmüyorlardı. Onlar genelde bize bakarlardı, derlerdi ki bunlar neden bahsediyor?

2. Dünya savaşı sırasında da Türkiye’nin mevkii Azerbaycan’ın aleyhineydi. Menfaatlerine uygun değildi, korkuyorlardı Sovyetler sınırdaş oldular üstelik bir de büyük komünist devlet ortaya çıktı. Mesela Osmanlı zamanında Uzun Hacı Kuzey Kafkas Emirliğini ilan ettiğinde Osmanlı Sultanı Mehmed Vahideddin’in tabasıyım demişti.

Bugünkü değerlerle bakıldığında bu dünyada birbirine yakın çok devletler var. Azerbaycan ile Türkiye belki de dünyada birbirine en yakın iki devlettir. Bununla beraber akıldan çıkarmamak lazımdır ki iki devlettirler. Stratejik meselelerde hükümetleri açısından menfaatleri üst üste düşmeyebilir. Farklı hükümetler geldiğinde farklı dünya bakışı olabilir. Buna rağmen Azerbaycan ve Türkiye iki en yakın devlettir. (Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman)

Orhan Aras (Azerbaycan Türkü araştırmacı yazar. Iğdır doğumlu Almanya’da yaşıyor)

Bir tarih sosyolojisi var. Yani tarihi o zamandaki olaylarla karşılaştırmak lazımdır. Yani tarihin her hangi bir devrinde olan bir meseleyi bugünkü meselerle karşılaştırmak doğru değildir. Bu tarih sosyolojisidir.

Türkiye’de bir sıra güçler var Kadir Mısıroğlu gibi bunların ömrü bütün sermayesi Atatürk düşmancılığı üzerine kuruludur. Der ki benim niye Atam olur? Ben seksen yaşındayım. Bunlar Atatürk hakkında daha büyük iftiralar yayıyorlar. Kadir Mısıroğlu’nu uzun zamandır tanırım, onun Azerbaycan hakkında dediklerini de bilirim. Ve delillerin hepsi sahtedir. Mesela der ki Yeni Hayat dergisinde bir yazı, bu yazıyı yazan Mehmet Şerif adında bir muallimdir. Mirze Bala Memmedzade’nin 1938’de Berlin’de Milli Azerbaycan Hareketi kitabı var, ki bunu Mehmet Emin Resulzade’nin kendisi yazdırmıştı. Orada bu meseleleri tam ayrıntılı açıklamıştır, kimdi günahkar, nasıl oldu, mesele nedir.

Azerbaycanlı dinleyicilerimiz veyahut ta dünyada bu işlerden haberi olmayan adamlar öyle biliyorlardı ki Azerbaycan ordusu Bakü’de Rus sınırında bekliyordu, Atatürk emretti, Azerbaycan ordusu çekildi ve Ruslar geldi. Böyle bir şey yoktur. Bir defa Mirze Bala’nın yazdığı gibi Nisan’da Ermeniler Askeran’a girdiler, Karabağ’da, ve Azerbaycan Harbiye Bakanı Samet Paşa Ordu’yu Şuşa’ya gönderdi, 3 Nisan’da. Yani 27 Nisan’da Rus askerleri geldi. Demek ki Bakü’de Azerbaycan ordusu yoktu. Hepsi Karabağ’a doğru yola çıkmışlardı, bütün ordu ordaydı.

İkincisi Halil Paşa’nın hatıraları var elimizde. O hatıralarında Atatürk bana bunu dedi onu dedi diye bir söz yoktur. Der ki birgün Celal Korkmazov geldi. Bu İdil-Ural Türkü’dür ve Lenin’in yakın arkadaşlarındandır. Geldi yanıma dedi ki, Paşam, yeğeniniz Nuri Paşa sonuçsuz bir direniş içerisindedir, elindeki kuvvetlerin insiyatifini kaybetmek üzeredir. Daha fazla direnirse kendisi katledirilerek ortadan kaldırılacak. Halil Paşa o zaman hiç Anadolu’nun temsilcisi değildi. Bunların hepsi yalandı.

Ve o Rus ordusu Azerbaycan’a girdiği zamanda Türkiye’nin durumu acınacak halde idi, Atatürk’ün elinde hiç bir güç yok idi. Çünkü Nisanın 4’ünde Anzavurlar ve Dicle isyanları başlamıştı, Atatürk ve arkadaşları bavullarını toplayıp Sivasa kaçmak istiyorlardı. Yunan dayanmıştı Ankara’ya. Yani Rus ordusu Bakü’ye girdiğinde Atatürk ve arkadaşları Sivas’a gitmek istiyorlardı. Düşünün yani elinde hiçbir güç yok. Hiç bir dayanak yok.

Atatürk’e iftirayla yalanla. Kadir Mısıroğlu’nun dayandırdığı delil, doktor Rıza Nur’un hatıralarıdır. Doktor Rıza Nur’un hatıralarında 750. Sayfadan 753. sayfaya kadar bu meseleleri anlatır der ben gittim Bakü’ye Nerimanovla görüştüm dedim ki Atatürk’ün size selamı var, der ki Azerbaycan’ın bağımsızlığı mutlaka korunmalıdır”. Ve doktor Rıza Nur 1921’inci yılda Moskova’ya anlaşma imzalamağa gittiğinde de Atatürk telgraf gönderir ki, Azerbaycan’ın bağımsızlığı korunmalıdır. Nerimanov’la yalnız kaldığımızda sordum sayın Nerimanov bu Bolşeviklik nedir? Dedi ki bu Bolşeviklik, bunların hepsi biz sadece ülkemizi koruyalım diye uydurulmuş şeylerdir. Böyle şey yoktur.

Ve çok ilginç bir şey daha. Doktor Rıza Nur oradaki meseleleri bile anlayan bir adam değildi. Mesela kitabında 750. sayfada der ki Azerbaycan’da iki parti varmış. Birisi Müsavat Partisi, birisi de İttihad Partisi. İttihad Partisi Türkçüymüş başında Mehmet Emin Resulzade varmış. Bu tamamen doğru olmayan bir şeydir. Yine Kadir Mısıroğlu orada söylemedi ama ben ifadelerini bilirim, televizyonda izlemiştim. Der ki, işte Azerbaycan’da kümül diye bir teşkilat var. Halbuki onun adını bile bilmiyor. Gardaş Kömeyi teşkilatı. Yani bakın nasıl tarihi tahrif ediyorlar, doğru meseleleri anlamadan ne yalanlar uydururlar.

Doktor Rıza Nur da zaten Atatürk düşmanıdır , 1928’de Avrupa’ya kaçıp bu hatıralarını yazmıştı, der ki ben Halil Paşa’ya dedim bu işi niye gördün, niye Bolşeviklerle birlikte oldun da orduyu, bana dedi ki bana Atatürk öyle dedi. Ama Halil Paşa’nın kendi hatıralarında bu mesele bir kelime bile yoktur.

O zamandaki vaziyet, yani Atatürk dese de demese de Rus ordusu kesinlikle gelmişti girecekti.

Mehmet Emin Resulzade ile Atatürk’ün münasebetlerine gelince, Mehmet Emin 1932’nci yıla kadar İstanbul’da kaldı, devlet ona vazife verdi, araları hiç de kötü değildi. Hatıralarında yazdı, başkaları, yanında olanlar anlatıyor, Atatürk’ün ona anlattıkları, mesela Zeki Velidi Togan, Başkurt, o da gelir, Ali Merdan Topçubaşı ile Paris’te görüşür gelir İstanbul’a Resulzade ile görüşür.

Yani tarihi böyle görmek lazımdır. Ben kendim Türkiye’de bunu anlamış bir insanım, Azerbaycanlıyım, Azerbaycanlı olmaktan da gurur duyarım. Türkiye’de daima bir Azerbaycanlı olarak devamlı gururla bizi sevdiler, bize her türlü saygıyı gösterdiler. Azerbaycan ile Türkiye’nin arasını bozmak için Türkiye’nin en büyük ve Türk dünyasının en büyük kahramanı hakkında böyle iftira ve yalanlar uydururlar. Bunların hepsinin elimizde delilli yazıları var. Dediğim gibi Mirze Bala Memmedzade’nin 1938’de Berlin’de yayınlanmış Milli Azerbaycan Hareketinde hepsini ayrıntılarıyla anlatır ve Resulzade’nin sözleridir yazdıkları.

Kadir Mısıroğlu gibi Atatürk düşmanları sadece Atatürk yere batsın ve Azerbaycan milleti onu hıyanet etmiş biri gibi tanısın diye tarihi de tahrif ediyorlar. Bütün dayandıkları şey Doktor Rıza Nur’un hatıralarıdır ve hatıraları bende var, baştan sona Atatürk düşmanlığı ile doludur. Halil Paşa’da bunu hıyanet ederek değil o da yazıyor, biz düşündük ki Zeki Velidi Togan gelir Moskova’da Leninle, Stalinle görüşür o da inanır, hatıralarında yazar, hepimiz inandık ki Rus Çarlığı bitti, bize bağımsızlık verecekler, mesele budur. Yoksa hiçbir Türk, gidip kanını, canını Azerbaycan için vermek isteyen bir insan neden hıyanet etsin?

Türkiye Türkçesinde söylenen bir söz var: Etle tırnak gibiyiz. Şimdi Azerbaycan Türkiye’ye vize uyguluyor. Bu demek değildir ki Azerbaycan Türkiye’ye düşman. Bu politik. Bazı menfaatleri var, bazı meseleler var, bu sebepten. Kadir Mısırlıoğlu tarihçi değil, o din adamı. Onun nasıl bir tarihçi olduğuna internetten bakılabilir, bir yıl önce Kanal 5 de Kadir Mısırlıoğlu dedi ki Yezid haklıydı, İmam Hüseyin haksızdı. Görün artık bunun adaletli tarihçiliğine bakın nasıl bakıyor tarihe.

Türkiye’nin geçmişte Azerbaycan’a ne çok kötülükleri olmuştur diyenlere: Türkiye sadece Azerbaycan değil gidip Mısır’da aynı Türklerle, Memluklerle de savaştı, Timur geldi Ankara’da savaştı. O zamanın gözüyle bakılmaz. Çünkü o zamanın insanlarında milli şuur yoktu. Sadece hükümranlık şuuru vardı. İmparatorluk devleti kurmak vardı. Filan Türktü, falan Türktü diye bir düşünce yoktu. Meselelere öyle bakmak yanlış olur.

Atatürk Türk dünyasının en büyük liderlerinden biriydi Resulzade de bu sebeple geldi, Türkiye’de kaldı.

Türkiye ile Azerbaycan tarihinde utanılacak hiçbir mesele yoktur, politik ayrılıklar vardı, bunlar da çok normaldir, şimdi de var, ama Türkler daima canlarını Azerbaycan için kanlarını döktüler. 1992-93’ü bir araştırsınlar, ne kadar Türk genci Karabağ savaşında şehit olmuştur. Baksınlar başka milletten gelen var mı Türklerden başka. (Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman)

Prof. Dr. Cemil Hasanlı (Azerbaycan Türkü. Tarih Doktoru. Bakü Devlet Üniversitesi)

Birincisi, ben hıyanet ifadesiyle mutabık değilim. Her bir hadiseye, her bir tarihi prosese kendi zamanının şartları dahilinde yaklaşmak lazımdır. Biz, bilirsiniz istiyoruz ki, adamları, prosesleri, tarihi şahsiyetleri kendi zamanından ayıralım, getirelim şimdiki masamızın arkasına oturtalım ve ona karşı iddia ileri sürelim. Meselelere biraz daha geniş kontekste yaklaşılmalıdır.

Rusya’nın aşağı yukarı 1914üncü yıl hudutlarına dönmesi dünya çapında bir proses idi. Bu ne Mustafa Kemal Paşadan kaynaklanıyordu, ne de Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin hayat kabiliyetli olup olmamasından. Bu dünya çaplı bir proses idi. Bir şeyi dikkate almak lazımdır ki, Rusya 1917’nci yılda galip İtilafın üyeliğinden ayrılmıştı. Rusya’nın temsil olunduğu blok galiplerin bloku idi ve o galibiyette Rusya’nın büyük rolü vardı. O yüzden de Bolşevik devrimi onları tereddütlü duruma getirmişti ve Rusya ile münasebette onlar manevi açıdan kendilerini borçlu olarak addediyorlardı. Yeni kurulan cumhuriyetlerin dünyaya açılma prosesine geç dahil olması buna bağımlı kalmıştır. Bu meselenin birinci tarafı.

İkinci tarafı, aynı devirde ne Kafkaslar’ın, ne de dünyanın kaderi Anadolu’da hallolunmuyordu. Daha da ötesi Britanya imparatorluğu var idi ve dünyanın kaderinde halledicilik rolü Britanya’ya aitti. O çerçevede, bizim temsil olunduğumuz bölgede de. Anadolu harekatı İngiliz karşıtlığı düşüncesi üzerine kurulmuştu. Azerbaycan Cumhuriyeti kendi mevcudiyetini Britanya ile işbirliğinde görürdü. Burada bir çelişki vardı ve bu çelişkiler de getirdi bunu çıkardı.

Kadir hoca çok şeylere değindi. Ancak benim hissettiğim şu ki, hoca daha çok Türkiye’deki bugünkü durum nokta-i nazarından meselelere kıymet vermeye başladı, çünkü Atatürk’ün dine münasebeti Türkiye’de İslam ön plana çıktıktan sonra onun geçtiği hayat yoluna şüpheli bir münasebet yaratmıştı. Bilirsiniz, Nisanın 26’sında Atatürk’ün mektubu var. Lenin’e. Orada Azerbaycan’ın zaptı konu edilmişti. Ancak her halükarda, ki 21 Ocak 1920’de Azerbaycan Versay Şurası tarafından tanındı, 11 Ocak 1920’de Kuzey Kafkasya’da Karakol Cemiyetiyle, o cemiyet ki Türkiye’de Türkiye Milli Mücadelesinin uzuvlarının temsil olunduğu söylenen, Rusya Komünist Partisi Kafkas Diyar komitesi arasında bir anlaşma imzalandı, bu anlaşmada Kafkas Cumhuriyetlerinin, o cümleden Azerbaycan’ın da kaderi hallolundu ve aslında bu Britanya karşıtı şeydi, ancak mesele şuydu ki konu rejimin değişmesi ile ilgiliydi, bağımsızlığın yitirilmesi ile ilgili değildi. Bağımsız Sovyet Azerbaycanının kurulması ve hakimiyetin komünistlere geçmesiydi konu. Bu müzakerelerde işgal faktörü yok idi. Hatta sonra Mustafa Kemal Paşa her yere telgraf çekerek bildirdi ki, Karakol Cemiyetinin kendisiyle hiçbir ilgisi yoktur. Nisanın 26’sında yazılan mektuba istinaden derler ki, bu mektup Azerbaycan’ın işgali için anahtar rolünü oynadı. Ancak mesele bundadır ki, mektup Moskova’ya Haziranın 3’ünde erişti, Azerbaycan’ın Nisanın 28’inde işgal olunmasından bir ay 10 gün sonra, tahminen, geldi. Haziran ayının 4’ünde Lenin ve Çiçerin bu mektuba cevap göndermişti. Yani o mektuba istinaden denilir ki bu Azerbaycan’ın işgali için teminat verdi. Azerbaycan işgal olunduktan tahminen 40 gün sonra bu mektup Moskova’ya ulaşmıştı.
Anti-İngiliz. Cumhuriyetin bütünlükte Britanya siyasetinin yanında olması, sebebiyle hem Rusya’da, hem de Anadolu’da İngiliz karşıtı mücadele devam ediyordu. Nisan ayında Lenin’in gizli talimatı verildi, Britanya’ya karşı mücadele yapmak için gizli talimat verildi. Biz Britanya’ya karşı tek başına mücadele yürütmemeliyiz, biz Bakü’yü ve Buhara’yı Britanya’ya karşı kalkıştırmalıyız. Onların eliyle Bakü’ye ve Buhara’ya hiçbir yazılı talimat vermek lazım değil. Sadece olarak dünya bilmelidir ki, Britanya’ya karşı mücadele eden biz değiliz. Bakü ve Buhara’dır. O yüzden de bu meselede Rusların niyetleriyle, Milli Mücadeleye başlamış Türk mücadelecilerin niyetlerinde birbirine uygunluk vardı. Ve bu uygunluk getirdi bu müttefikliği çıkarttı.

Ben size diyeyim ki Bolşevikler Enver Paşayı getirip oturtmuşlar Moskova’ya. Bu daim, Mustafa Kemale baskı aletiydi. Ki Mustafa Kemal bu misyonu yerine getirmezse, o durumda düşünce şuydu ki Enver’i getirsinler. Hakimiyet başına getirsinler. Enver’i hatta Batum’a getirdiler ve Batum’dan bir adım idi Türkiye’ye gitmek. Mustafa Kemal dedi ki, siz eğer Enver vasıtasıyla Anadolu’yu Bolşevikleştirmek istiyorsanız ben bunu Enver’den daha iyi yaparım. Yani benim nüfuzum daha büyüktür. Ve siz bunu benim vasıtamla daha kolay yaparsınız, Enver’in vasıtasıyla değil. Ruslar da, Türkler de burada anti-İngiliz dalgasında kendi oyunlarını oynadılar, hem de çok maharetle oynadılar.

Ben, orda, Orhan beyin dediklerinde çok ilginç yerler var, o Kumuk idi, Celaleddin Korkmazov idi ve doğrudan Rus-Türk münasebetlerine yakından iştirak eden bir adamdı ve ben o delille mutabık değilim ki, o Kadir hocanınki, 11. Ordunun (Kızılordunun) başında duranlar Atatürk’ün adamlarıydı iddiası ile. Mesele burasındaydı ki, Azerbaycan’ın istiklali Ocak ayında Paris’te tanındığında birinci bu meseleyi Lord Curzon gündeme getirdi. Lord Curzon dedi ki bizde olan bilgiye göre Azerbaycan ordusunda Türkler bulunuyor ve onlar ne derecede Azerbaycan’ın bağımsızlığına sonuna kadar sadık kalacaklar? Buna Ali Merdan bey cevap verdi ki, evvela onların sayısı o kadar çok değil. İkincisi Azerbaycan’da kalan Türklerin büyük ekseriyeti Azerbaycan menşeli Türklerdir, yani bunlar kök itibarıyla Azerbaycanlıdır, ama sonra göçmüşler Türkiye’ye ve Türk ordusunun bünyesine girmişler. Ordu geri döndüğünde bunlar Azerbaycanlı olarak kaldılar. Mesele budur ki mağlup Türkiye’nin tanınmış askerleri, paşaları, generalleri, ki yayılmışlardı muhtelif yerlere, biz deriz ki Türkler, kimi temsil ediyorlardı onlar? Bunlardan mesela Halil Paşa. Halil Paşa hem nesil itibarıyla hem de tabiyetçilik itibarıyla Enver Paşa’ya daha yakın idi, Mustafa Kemal Paşa’dan ziyade. Ben eminlikle derim, belki Mustafa Kemal Paşa orda o bazı şeyleri de diyor ve bu hadise meydana geldikten sonra belki de kendi rolünü şişirtmek üçün demiş.

11. Ordu (Kızılordu) geliyordu ordunun içerisinde Türk zabitleri vardı, onların belki de en az alakası Mustafa Kemal Paşaylaydı. O Türk paşaları generalleri ki Rusya İngiliz karşıtı nefret, Türkiye mağlup olmuştu İtilaf karşısında, İngiltereye nefret o kadar büyüktü ki onlar herkesle işbirliğine hazırdılar. Ve bunlar ne halkı temsil ediyorlardı ne hükümeti temsil ediyorlardı. Bunlar sadece olarak İngiliz karşıtı mücadeleye kendi katkılarını vermek istiyorlardı. Onlardan biri Halil Paşa, Mustafa Kemal’den ziyade Bolşeviklerle daha sıkı iletişimdeydi. Daha çok Bolşeviklerin adamıydı ancak talimatları Mustafa Kemal’den almıştı.

O hürmetli Mısırlı Atatürk’ün üzerine çok şey ekledi. Biz hangi hıyanetten bahsedebiliriz ki? Bu devirde bir tarihçi olarak tam samimi şekilde derim ki, bugünlerde Nahçıvan Azerbaycan’ın bünyesindeyse, bunun için Mustafa Kemal’in liderlik ettiği Türkiye’ye minnettar olmak lazımdır. O anlamda ki 30 Kasım’da Ermenistan’da Sovyetleşme münasebetiyle Azerbaycan’ın Halk Komiserler Sovyeti İnkılab Komitesinin beyanatı olmuştu ve Azerbaycan Zengezuru da Nahçıvanı da Ermenistanın bünyesinde olarak tanımıştı. Meseleyi keskin şekilde koyan Mustafa Kemal oldu ve dedi ki Nahçıvan bizim kapımızdır, hiçbir şekilde bundan vazgeçemeyiz. Nahçıvan Azerbaycan’a dışardan katılacaktı. Atatürk kendi menfaatini düşünseydi, Nahçıvan Iğdır’ın devamındaydı, diyebilirdi ki Türkiye’ye verilsin. Anlaşmada Azerbaycan’ın bünyesinde olmalıdır hükmünden sonra ikinci bir madde vardı ki Azerbaycan Bolşevik hükümeti Nahçıvan’ı üçüncü bir devlete peşkeşlik etmesin diye. Azerbaycan bu taahhüdün altına girmek istemiyordu. Türkler bunu Rusların vasıtasıyla mecburi koydurdular. Şah Tahtenski’ye de dediler ki siz bunu bugün kabul etseniz yarın Nahçıvan’ı Ermenilere peşkeş çekebilirsiniz. Biz istiyoruz ki bu mesele uluslarası teminat altına alınsın ve siz isteseniz de hiçbir zaman Nahçıvanı kimseye peşkeş çekemiyesiniz. Biz bu diplomasiyi koyuyoruz

Zengezur niye meydana geldi?

Topyekun Ermeni Türk savaşı başladıktan sonra Bolşevikler 1918’in tekrar olunmasından, Türklerin Bakü’ye gelmesinden çekindiler. Akıllarına öyle bir şey geldi ki Türkiye ile Azerbaycan arasında kara sınırlarını ortadan kaldırsınlar. Orjonikidze, Stalin’e teklif etti, Stalin bildirdi Lenin’e ki şimdi Zengezur’u verilebilir, formül şöyle bulunmuştu bu Moskova’da ilan olunmamalıydı, bu bilavasıta (aracısız) Nerimanov’un dilinden çıkmalıydı. Bütün bunları işittiğinde Atatürk Rıza Nur’a talimat verdi. Rıza Nur’un güzel bir sözü var, gelip Bolşevik Azerbaycan’ını gördüğünde dedi ki burda ne devlet var ne bağımsızlık var, burada karşısına çıkan ilk kızıl askere yüksek saygı gösteren Nerimanov var. Bundan başka birşey yoktur.
Orjonikidze’yi koymuşlardı Bakü’ye. 10 gün olmuştu Orjonikidze Bakü’den çıkalı. Stalin yaygara kopardı. Dedi ki biz seni koymuşuz oraya Türkleri izlemeye. Sen nereye gitmişsin? Acele olarak Bakü’ye dönmen lazımdır. Türklerin hedefi Bakü’dür ve gözetimsiz bırakmak olmaz onları.

Ankara’da devlet kuruldu. Mustafa Kemal liderliğinde, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti kuruldu, bu devlet bütün dünyada birinci diplomatik temsilciliğini nereye açtı? Azerbaycan’a. Bu devletin Azerbaycan’la bir münasebeti var. Burada bir değer var. Birinci diplomatik temsilcilik Azerbaycan’da açıldı. Memduh Şevket Esendal Azerbaycan’a diplomatik temsilci olarak gönderildi. Hangi devletler birbirlerinde diplomatik temsilcilik açar? Ve öyle bir zamanda açıldı ki Rusya’da diplomatik temsilcilik yoktu. Bu birinci olarak Azerbaycan’da açıldı. Yeni hükümetin diplomatik bakımdan birinci adımı Azerbaycan oldu. O yüzden ben hesap ederim ki devir değişebilir, değerler değişebilir ama tarihi değişmiş değerlere uygun olarak yorumlamak mümkün değildir. Tarihte kimseyi kimsenin yerine oturtmak mümkün değildir.

Şeyh Muhammed Hıyabani harekatı niye Nisan ayının 7 sinde başladı bu Tebriz isyanı? Bakü’nün işgali arefesinde. İngilizleri Azerbaycan sınırlarından uzaklaştırmak gerekiyordu. Bolşevikler İngilizler Bakü’ye dahil olabilirler diye düşünüyorlardı. Şeyh Muhammed Hıyabani harekatı İngiliz karşıtlığı ideası üzerine kurulmuştu. Şeyh, Bolşeviklerin bu harekatın içerisine girdiğini gördüğünde, hatta Tebriz’de bir kaç yerde kızıl bayrak kaldırdılar, kesinlikle onların faaliyetini yasakladı. Bunların hepsi Seyit Ahmet Kesrevi’nin kitabında var.

Başşehir Bakü’nün 1918 yılında adım adım kurtarılmasında, bu üzerinde oturduğumuz petrol zenginliğinin uğrunda mücadelenin her karışında Türk askerinin kanı var. Bu unutulmamalı. Ne kadar meselelere yüzeyden muayyen ideolojik tesirlerin altında münasebet besliyorlar. Geçtiğimiz tarihte bağımsız devlet kuruculuğumuzda bize Türkiye kadar yakın ayrı bir devlet yoktu ve samimi bir münasebet besleyen başka bir devlet yoktu. (Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman. Not: Şeyh Muhammed Hıyabani İran’da 1920’de ömrü 5 ay süren Azadistan adlı bir Azeri Devleti kurmuştu)

Kaynaklar

Azadlık Radyosunda 3.6.2014’de düzenlenen program
http://www.azadliqradiosu.az/content/article/24926184.html

Atatürk Azerbaycan’ı sattı iddiası Sinan Meydan ve eksikler. Cazım Gürbüz. Yeniçağ Gazetesi. 28.11.2005. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ataturk-azerbaycani-satti-iddiasi-sinan-meydan-ve-eksi-36428yy.htm

Atatürk’ün Azərbaycan və Turan sevdası. Doç., Dr. Faiq Ələkbərov. Avromed. 11.11.2014. http://modern.az/articles/67018/1/

Atatürk Azərbaycanı haqlı olaraq güzəştə getdi – TARİXİ FAKTLAR. Elnur MUSAYEV. Hürriyyet. 3.9.2016 http://hurriyyet.org/11274-ataturk-azerbaycani-haqli-olaraq-guzeshte-getdi-tarx-faktlar.html

Bülent Pakman. Aralık 2015. Eklemeler Mart ve Eylül 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Photo 08.07.2012 16 18 21Bülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Bülent Pakman video kanalı 1

Bülent Pakman video kanalı 2

Bülent Pakman video kanalı 3