Kumanlar, Macaristan Ovalarında Hıristiyan Türkler

Binlerce yıl evvel Orta Asya’da bir arada yaşanması, 800 yıl önce Kumanların bir kolunun Karpat havzasına göç etmesi, daha sonraları Macaristan’ın Osmanlı’nın yönetimine geçmesi sonucu, Macarlarla Türklerin kültür, gelenek, örf ve âdetinde birçok benzerlik meydana gelmiş.

Göçebe halinde yaşayan Kıpçak kavimleri arasında İslamiyetin 1200’lü yıllarda yayılması nedeniyle, Macaristan’a yerleşen Kumanlar Müslüman olamamışlar, Moğollardan kaçarken bir takım sebeplerle orada barınabilmek için önce Katolik mezhebini sonra Protestanlığı kabul etmişler. Kumanlar, bugün 800 yıl önce Macaristan ovalarına göç eden atalarının dili olan Kıpçak Türkçesi’ni unutmuşlar. Ancak Kuman olduklarını ve atalarının nereden geldiklerini çok iyi biliyorlar.

TRT’de yayınlanan Özütürk Belgeselinin yapımcısı Neşe Sarısoy Karatay Kumanların Sovyetler döneminde Türk kimliklerinin ortaya çıkarılmak istenmediğini, halbuki bunların Macarlardan çok farklı bir kültüre sahip olduğunu belirten  dil benzerliklerini de şöyle ifade ediyor: “Mesela Macaristan’da ‘cebimde çok küçük elma var’ deseniz sizi herkes anlayabilir. Macarcası da şöyle: ‘Jembemben Çok Kiçi Alma Van’ . Bir Macar’a gecekondu nasıl söylenir diye sordum, ‘kiç  kapu’ dedi. Yani ‘küçük kapı’ ”

Günümüzde Macaristan’da 1000 kadar Türkçe sözcük kullanılıyor. Belgesel danışmanlarından Kuman Türkolog İmre Baskı‘nın dil benzerlikleriyle ilgili verdiği bazı örnekler ise şöyle:

“Çok ilginç ki yemekler ile sözler daha çok sözde kaldı. Yemek kültürü Bosnalılardan çok etkilenmiş , kahve, şerbet vardı, fincan, sarma, halen de kullanılıyor. Cep, elbise, pabuç, aba var. Çavuş , çubuk, , divan, hapishane, dükkandan geliyor. İmbik, kayısı , kasap, kefen, fırça, kırbaç, mahmur, pide, sancak, barbunya, tarhana, tencere, sabun v.s”

Kumanlar, kültürlerini korumak ve saklamak için yüzyıllarca kendi yörelerinde kullanılmış,  ancak modernleşme sonucu  terk edilmiş  eşyaları, tarım aletlerini, giysileri ve hatta mobilyaları sergiledikleri çok zengin köy, kasaba ve şehir müzeleri kurmuşlar.  Bu müzeler öyle yaygın ki neredeyse gittiğiniz her yerde rastlayabilirsiniz.

Belgeselin genel danışmanı Zafer Karatay Osmanlı’dan önce Avrupa’ya gidip kalmış akrabalarımızla ilgili şunları söylüyor:

“Ben oradaki Türk topluluklarından çeşitli insanlarla tanışıyordum zaten. Şunu gördük ki, buralara yüzlerce yıl önce yerleşmiş olan bizden birileri var ama biz onları unutmuşuz. Mesela biz Macaristan tarihini sadece Osmanlı tarihiyle birlikte andık. Elbette o izler çok önemliydi. Ama o izlerin altında unutulmuş ve görünmeyen çok daha derin kökler vardı. Biz onları gördük ve belgeselde bunları ortaya koymaya çalıştık”

Kumanlar

Bazen tarihin ebedi sahnesinde bir fırtına eser. Fırtınanın başladığı ve bittiği yere kadar olan alanda insanlar yerlerinden yurtlarından olur, yeni bir dünya düzeni oluşur. İşte böyle bir fırtına sonucu atlı kavimler, M.Ö. 8. yüzyıldan MS. 13 yy’a kadar neredeyse 2000 yıl boyunca zaman zaman güneyde bulunan gelişmiş, zengin ülkelere akınlar yaparak Avrupa’ya doğru yol aldılar.

Kavimler göçü nedeniyle Batıya yönelen, hayvancılıkla geçinen pek çok göçebe kavme Karpat havzası daima uygun bir ikamet yeri olmuştur. Uzun yıllar süren kavimler göçünü sonlandırarak burada imparatorluklar ve devletler kuran ülkelerin başında İskitler ve Sarmatlar gelir.

Bu topraklara sonraları Attila’nın Hunları ve Avar kavmi, onların ardından son olarak da Macarlar yerleşmiştir. Macaristan’daki akrabalarımızla olan bağlarımızın neler olduğunu araştırdığımız bu belgeselde, zaman zaman içimizden birilerini seyrediyor gibi olacağız.

İşte Anadolu’daki Mehmet amca… Ahmet abi… Fatma teyze…

Ağırlıklı olarak Kumanların, diğer bir deyişle Macaristan’daki Kıpçak Türklerinin anlatılacağı belgeselde, Anadolu Türklerinin Macar ve Hunlarla olan benzer adetlerini, Macaristan’daki Osmanlı izlerini, geleneklerini, gündelik eşyalarını ve hangi kelimelerin iki millette de ortak olarak kullanıldığını öğreneceksiniz.

İmre Baskı (Türkolog): “Mesela İronçuk kabilesi yerleştirilmiş buraya. İronçuk yılancık demektir eski Kumancada.”

Macaristan ovaları, yüzyıllar boyunca Doğudan gelen atlı kavimlerin akınlarına ve göçlerine tanık olmuştur. Hunlar ve Arpadlar’dan sonra Macaristan düzlüklerini kendilerine yurt edinen Kumanlar, bu bölgede Orta Asya’dan gelen üçüncü katmanı oluşturur.

Kumanlar bugün 800 yıl önce Macaristan ovalarına göç eden atalarının dili olan Kıpçak Türkçesi’ni unutmuşlar. Ancak Kuman olduklarını ve atalarının nereden geldiğini çok iyi biliyorlar.

Macar kaynaklarına göre Kuman etnik yapısını oluşturan en büyük iki halk olan, Kuman ve Sarı kavimleri 1012 dolaylarında İç Asya’dan batı steplerine gelmiştir. 1020 dolaylarında ise orada bulunan Kimek, Kıpçak kavimleriyle büyük bir ittifak oluşturmuştur.

Kuman ve Sarıların etnik yapılarını oluşturan üçüncü büyük kavim, Kıpçak Türkleri ile bu sırada birleşmişlerdir. Siyasi amaçlarla yapılan bu birleşme, beraberinde etnik ve dil birliğini de oluşturarak Kuman ismini, kabilenin ortak adı haline getirmiştir.

Kumanların Macaristan’a yönelişi, Moğol ordularının 1223 ve 1238 yıllarında Kumanlara saldırması sonucu gerçekleşmiştir. Bu saldırılardan ağır yenilgiler alan Kıpçak Türkleri yani Kumanlar, çareyi Batıya kaçmakta bulmuş, Başbuğları Köten, Macar Kralından ülkeye kabullerini istemiştir.

Kumanların Moğollardan kaçışı, Macar Kralı IV. Béla’nun soylulara ve yaklaşan Moğol tehlikesine karşı güçlenme isteği ile birleşince, Kumanların Macaristan’a kabulü gerçekleşir. Kral büyük bir törenle ülkenin sınırına kadar Kumanları karşılamaya gider ve o denli saygı gösterir ki, ülkenin sakinleri bugüne kadar böyle bir olayı ne görmüş ne de duymuştur. Bu karşılaşma anı Karcag şehrinde 2001 yılında yapılan Büyük Kuman Milenyum Anıtı’nda ölümsüzleşmiştir.

1246 yılında Kral IV. Béla, Kumanlarla yeni bir anlaşma yapar ve çağın adetlerine uygun olarak bu anlaşmayı evlilik bağı ile perçinler. Oğlu tahtın varisi IV. Istvan’ı, Kuman prensinin kızı Erzsébet’le (Erjêbet) evlendirir Başbuğ Köten, askerleriyle Macar kralının ordusunu güçlendirmiştir.

Kumanların Macar soyluları ile aynı haklara sahip olmalarının karşılığı, kralla birlikte savaşma zorunluluğuydu. Doğu taktiğiyle savaşan Kumanlar kraliyet ordusunda önemli bir güce sahipti. Ancak en büyük arazi sahipleri ve kilise başkanları, Şamanist Kumanların güçlenmesinden hoşlanmıyordu.Buna bir çare olarak kilise, Kumanların kesin bir şekilde toprağa yerleştirilmesini ve Hıristiyan yapılmasını istemiştir.

1279 yılında I-II. Kuman Kanununun yürürlüğe girmesi sonucu Kumanlar, Şaman adetlerini bırakarak Hıristiyan dinini kabul etmiştir. IV. Laszlo zamanında Kumanlara verilen ve özgür köylüler olarak hayatlarını güvence altına alan bu ayrıcalıklar ve haklar, 1848 yılına kadar devam etmiştir.

Kumanların Kiskunság, yani Küçük Kumanistan ve Nagykunság, yani Büyük Kumanistan adı verilen bölgelerde muazzam toprakları bulunmaktaydı Bu bölgelerin Kumanlar arasındaki dağılımına kral karışmazdı. Doğrudan kraldan sonra ikinci adam olan nadora bağlıydılar ve özerklikleri vardı. Hatta bu özerkliklerini kaybetmemek amacıyla yüzyıllar boyunca Kumanlar, Macarlarla evlenmemiştir. Bu durum Kuman kültürünün uzun yıllar boyunca korunmasına da yaramıştır.

Çoban Ferenc Felkeltver: “Atalarım özgürlükleri için savaştılar. Ülkenin güneyindendiler. Büyükbabam Tolna ilinde doğdu, tam bir çobandı. Babam da çobandı. Koyunlarını burada, Küçük Kumanistan bozkırlarında otlattılar.”

Çok güzel bir yerdeyiz. Nerede olduğumuzu ve buranın Kumanlar için önemini kısaca anlatabilir misiniz?

Erzsebet Molnar: “Kiskunfelegyhaza, tarihte sekiz küçük Kuman yerleşim yerinin yönetim merkezi idi. Bu binada tarihi küçük Kumanistan’ın yönetim merkezi olan Küçük Kuman Komiserliği bulunuyordu. 1753’den beri burada hizmet veren bu sanatsal bina, barok tarzında yapılmıştır.”

Gal Roza: “Ben Kumanım. Lachazlılar protestandır. Artık şimdilerde evlilik nedeniyle bu da ortadan kalkıyor. Sizler Kuman kimliğinin son izlerini görmektesiniz .”

Kuman olduğunuzu nereden öğrendiniz?

Katalin Kovacs: “Geleneklerimiz sayesinde bu bize kadar ulaştı. Ailemizde bu gelenekleri sürdürüyoruz.”

İmre Baskı (Türkolog): “Türk televizyonundan geldiler kumanları arıyorlar.”

İmre Gergely (oğul): “İşte buldular, son Kumanlardanız. Geçen yüzyıllar içerisinde Macarlarla birbirimize karıştık. Ama biz geleneklerimizi sürdürüyoruz.”

İmre Gergely (baba): “Kumanların en önemli karakteristik özelliklerinin başında namuslu olmaları, yurtseverlikleri ve sebatkar oluşları gelir. Kumanlar, bu çevreye zor uyum sağlamışlardır. İşte bu nedenle burada kendi içine kapanmış, yerli halkla karışmamıştır.”

Kavimler göçü ile başlayan hikayesini dünyanın kuruluşundan beri var olan yasaya göre sürdüren; yani doğup büyüyen ve de sona erdiği sanılan Kuman kavmi ve Kuman kültürü bugün Avrupa’nın kalbindeki bir ülkede Macaristan’da devam etmektedir.

Kumanlar bu gün yoğun olarak Macaristan’ın en verimli ovası olan Alföld’de, adları Küçük ve Büyük Kumanistan olarak adlandırılan iki bölgede yaşamaktadır. Kuman olma bilinci bu bölgede yaşayan halkta öylesine yerleşmiştir ki, kimlikleri sorulduklarında verilen cevap hep aynıdır. Kumanım

Kun Kadın: “Ben Kumanım. Bunun işareti de buradadır.”

Maria Varga: “Kumanım, Atalarım Kumandır. Her biri burada gömülü. Babam, büyük babam, büyük babamın babası hepsi Kumandır.”

Kun Balint: “Evet adım da Kuman adı ve ben de Kumanın. Bütün akrabalarım buradandır. Üstelik geleneklerimizi muhafaza ediyoruz.”

Bayan Nagy: “Biz gerçek Kumanız. Fülopsallaş doğumluyum.”

Kumanca konuşmayalı ne kadar oldu, söyleyebilir misiniz? Kullanılan kelimeler var mı?

Lazslo Nagy: “O konuda bilgim yok. Bilmiyorum.”

İmre Baskı (Türkolog): “Şimdi size ailemi takdim edeyim. Ben Türkolojiye zaten Kuman olduğumdan dolayı seçti. Kuman olduğumu, sağ tarafımda duran babamdan, dayımla söyleşirken ben küçükken öğrendim ve benimsedim. Babamın isteğine göre Kuman dedelerimizin eski dilini ananelerini ‘bu çocuk öğrensin’ dileği üzerine öğrenmeye başladım. Bunun için babama çok minnettarım.”

Ailemizin Kuman kökenli olduğunu ne zamandır ve nasıl biliyoruz?

İmre Baskı baba: “Çocukluğumuzdan beri biliyoruz yani ailemizdeki her günkü konuşma konusu idi Kuman olduğumuz.”

İmre Baskı (Türkolog): “Babamın sağ tarafında erkek kardeşim duruyor, bence o da Kuman tipidir. Kız kardeşimi de takdim edeyim, sol tarafımda. Sen ne düşünüyorsun, gerçekten Kuman mıyız?”

Piroska Baski: “Macarız ancak Kuman olduğumuzun bilinciyle de büyüdük.”

Attila Cseppentö: “Büyük Kumanistanlıyız, Protestanız, kültürel değişimler geçirdik. Kumanlar çocukluk çağlarından itibaren bunları bilirler. O çağda öğrenilen bilgiler insan ruhunda iz bırakır. Orta öğrenim süresinde de bu bilgileri öğrendik. Bunları öğrenmeye meraklıydık. Tarihimizle gurur duyuyoruz. Atlara ve tarihe olan merakım sayesinde bu bilgilerim daha da arttı. Step kültürüne olan ilgim bu yolla Kuman-Kıpçaklara yöneldi.”

Dr. Fazekas Sandor (Karcag Bld. Başkanı): “Türk televizyonu çalışanlarının buraya gelmesine çok memnun oldum. Büyük Kumanistan başkenti Karcag’ta bulunmaktan ve Kuman olmaktan onur ve gurur duyuyorum. Çünkü bu bölge yüzlerce yıllık gelenekleri muhafaza ediyor. Doğudan aldığımız miras, burada tam anlamıyla kendini ortaya koyuyor. 750 yıldan bu yana Kumanlar burada yaşıyorlar. Bu bölgede neredeyse 70-75 bin kişi kendini Kuman kabul ediyor.

Bugün Macarlar ve Kuman halkı kısmen de olsa karışmış ancak Kumanlar daima köklerine bağlı kalmıştır. Şu bir gerçektir ki; Macaristan’da yaşanan acı olaylarda Kumanlar kendilerini Macarlardan ayrı saymamış, bağımsızlıkları için, vatanları için daima Macarlarla birlikte savaşmış ve her fedakarlıkta bulunmuşlardır.

Kuman kültürü bu gün halk inançlarında, halk giysilerinde ve süsleme sanatında belirgin bir şekilde kendini gösterir. Kumanlar, kültürlerini korumak ve saklamak için yüzyıllarca kendi yörelerinde kullanılmış, ancak modernleşme sonucu terk edilmiş eşyaları, tarım aletlerini, giysileri ve hatta mobilyaları sergiledikleri çok zengin köy, kasaba ve şehir müzeleri kurmuşlar. Bu müzeler öyle yaygın ki neredeyse gittiğiniz her yerde rastlayabilirsiniz.

Kuman kelimesi Macaristan’da genel anlamda “Kumanistan’da yaşayan” kişiyi ifade ederken, Kuman olmak gerçek anlamda “inatçı, dikkafalı demektir. Aynı zamanda “ayakları üzerinde duran, sadık” anlamına da gelmektedir.

Kumanların en büyük özellikleri nelerdir?

Sandor Turi: “Mizaç olarak gururlu namuslu, görünüş olarak kalın enseli.”

Attila Cseppentö: “İşte bu kalın bıyıklı ensesi geniş olan. Kuman enseli demek iki anlam ifade eder. Birisi somut anlamı yani kalın enseli olmayı ifade eder. Diğer mecazi anlamı ise karakter olarak sağlam, dayanıklı demektir. Kumanlar bağımsızdı.”

Kuman kültürüne ait somut izleri bugün hala kullanılan belli kelimelerde bulmak mümkündür. Dil bilimi alanında yapılan araştırmalar bunları açıkça ortaya koyar. Kuman kültürü gibi dili de XVI. yüzyılda giderek Macar kültürüne adapte olmuştur. Kuman kültürü ilk sırada coğrafi adlar, kişi adları ve dağınık dil hatıraları içinde barınır.

Kuman dil hatıralarına örnek olarak şu an bile haritada görülebilen coğrafi sınır isimlerini gösterebiliriz. Çünkü Kuman kabileleri yerleştikleri yerlere adlarını vermişlerdir.

Orgondaszentmiklós 15-17 yüzyılda Karcag şehri sınırında harap olmuş bir Kuman yerleşim yeridir. Kıpçak Türkçesinde “orgun-dag” yani “Biçilen dağ” ya da “Urganlı” anlamına gelmektedir. Karcag (Karsak) şehrinin anlamı ise “bozkır tilkisi”dir.

Bu bölgede bulunan kurgandan birinin adı olan Bengecseg (Bengeçeg) Bengi- ebedi, sonsuz anlamına gelen kelimeye küçültme anlamı veren “cik” ekinin ulanmasıyla meydana gelmiştir.

Kormáncsok “kormançok” sözünün ise “kurbancık” anlamına geldiği ve kurban yerini ifade ettiği düşünülmektedir. Bu kelimelere, daha yüzlerce örnek vermek mümkündür…

Tarihte bir zamanlar önemli bir yönetim merkezi olan Karcag-Kunhegyes arasındaki Kolbázszék (Kolbasseyk) bunlardan biridir. Anlamı, ordunun bir kanadı olan “kolu bas” yani “yen” demektir.

İmre Baski: “Buraya Köten hanları yönetimiyle yerleşmiş olan Kumanların dili Kıpçak tipi Türk diliydi. Yani Türk ailesinin Kıpçak grubuna dahildi. Şimdi maalesef Macaristan’daki Kumanların dili ölmüş dil diye nitelendirebiliriz.”

Kuman dilinden günümüze kalmış tek bağımsız metin, Hıristiyan dininin Kumancaya çevirisi olan (Kun miatyánk), Kuman duasıdır;

bizim atamız kim-sing kökte
sentlensing sening adıng
düşsün sening könglügüng
neçik kim cerde alay kökte
bizing ekmegimizni ber bizge büt-bütün künde
ilt bizing minimizni
neçik kim biz iyermiz bizge ötrü kelgenge
iltme bizni ol camanga
kutkar bizni ol camannan
sen barsıng bu küçli bu çin iygi tengri amen.
kutkar bizni ol camannansen barsıng bu küçli bu çin iygi tengri amen.

İmre Szöke: “Lukacs Szappanos adındaki bir amca 1960’lı yıllarda bu duayı radyoda okudu. Kafkasya’da yaşayan bir kişi bunu dinlemiş ve ne anlama geldiğini bildiğinden buraya telefon etmiş. Şimdi bunu bilen, şarkı söyleyen, dans eden birkaç kişi kaldık.”

Kuman duası bugün özgün şekliyle Kumanistan’da bazı ilköğretim okullarında okutulmaya başlanmıştır. Kuman asıllı araştırmacı Istvan Mándoky, Kongur bozulmuş Kuman duasını ve orijinal Kuman dilini fonetik olarak yeniden düzenlemiştir.

Başta Macarların Orta Asya’daki ilk yurtları olmak üzere Türklerle temas ettikleri birkaç dönemde, Osmanlı dönemi de olmak üzere Türkçe’den Macarca’ya çok sayıda kelime geçmiştir. Bu sözcüklerin çoğu tarım, hayvancılık ve akraba isimlerine aittir. Örneğin buğday’a búza, arpa’ya arpa, tarla’ya tarló, öküz’e ökör, boğa’ya bika, keçiye keçke, ana’ya – anya, elma’ya alma, kapı’ya kapu, balta’ya balta, deve’ye teve denmektedir.

Eğer Macaristan’da “Cebimde çok küçük elma var” derseniz bu cümle Macarlara çok yakın gelecektir. Bu cümle Türkçe’ye çok yakın bir şekilde Macarca “Zsembemben Sok Kicsi Alma Van” şeklinde söylenmektedir. Osmanlı zamanından kalan bazı kelimeler günümüzde halen kullanılmaktadır. Örneğin sabun kelimesi, halen sabun olarak günlük yaşamda kullanılmaktadır. Papucs (papuç) “pabuç” yine Osmanlı zamanından kalmış ayakkabı anlamına gelen bir sözcüktür.

İmre Baskı (Türkolog): “Macar dilinin Türk alıntıları klasik olarak yani umumiyetle 3 tabakaya ayrılıyor. En eski tabaka Bulgar Çuvaş tabakasıdır. Orta tabakası Kumanca’dan Peçenek dili Kumanca’dan gelen sözcüklerdir.son yani en yeni tabakamız ise doğrudan Osmanlıca’dan dilimize giren sözcükleri demektir. 1000 civarında Ormanlı – Türk asıllı kelime kullanılmaktaydı.”

XIII. yüzyılda Macarlar Hıristiyan kültürünün etkisi ile Doğu kültürüne ait inançların büyük bölümünü unutmuşlardır.

Julia Bartha (Damjanich Janos Müzesi Etnografya Blm. Bşk.): “Bu çok enteresan bir şey. Büyük Kumanistan’da eskiden özel bir adet vardı nazar için, at başını ağaca koyarlar, nazar için zaten. Arkeolojik olanları da var, nice yerlerde. Şaman ağacı. Tekrar nazar için yaptık. Çünkü inançlarımıza göre yel bayrağı renkli, at kuyruğu olarak isteklerimizi göğe Tanrı’ya gönderiyor. Ancak yine bu dönemde Macaristan’a gelen ve XV. Yüzyılda da kesin olarak buraya yerleşen Kumanlar bu eski inancı yeniden güçlendirmiştir.

Doğu kavimlerindeki şamanın yerini burada “Taltoş” almıştır. Onun doğuşunun belirtileri, o kişinin dişle veya fazla bir kemikle doğmuş olmasıdır. Yapılan araştırmalarda şamanın trans haliyle ve beden değişimi ile ilgili bilgilere masallarda, efsanelerde ve halk inanışında sıkça rastlanır.”

Orta Asya kaynaklı Şamanizm inancında rastlanan Şamanın trans halinin Türk halk kültürüyle olan benzerliği inanılmazdır. Kumanların halk kültürü arasında evlenme ve ölüme ilişkin adetler ilgi çekicidir. Düğün adetlerinde çok sayıda eski dönemlere ait Doğu’ya özgü ögeler bulunmaktadır. Düğün bayrağı-eşarbı, düğün yemeğinde pişen koyun kafasının paylaşım seremonisi gibi gelenekler Büyük Macar ovasının ortasında Kumanistan’da yaşamaktadır. Düğünde pişirilen koyun kellesinin cemiyetteki en saygıdeğer kişiye verilmesi adeti, hala Kuman düğün adetlerinde vardır.

Orta Asya Kıpçakları, Kazaklar, Kırgızlar ve Anadolu’da Türkler arasında bugün var olan bu adete göre eve bir konuk geldiğinde pişen koyun kellesi sofraya gelir ve en güzel parçaları misafire sunulur.

Julia Bartha (Damjanich Janos Müzesi Etnografya Blm. Bşk.): “Mesela kız kaçırma adeti. Mesela Karsak şehrinde , Kumanistanda konuşuyoruz. Düğünlerde gelin arabasına atlı insanlar refakat ederlerdi. Bu atlara süs olarak bir başörtüsü takılır.”

Macaristan’a yerleşen yedi Kuman kabilesinden biri olan Olaş boyunun Türkiye tarihi açısından da ayrı bir önemi vardır. Türkçe anlamı ulamak fiilinin emir kipi olan ulaş yani “birleş!” , “ittifak yap!” olan Ulaş, Kuman kavminin en eski boylarından biridirUlaş adına İçel, Ankara, Tekirdağ, Tokat, Muğla, Artvin ve Edirne illerinde yerleşim adı olarak rastlarız. Bazen de Ulaşlı, Ulaşlar gibi yanına ek alarak karşımıza çıkar.

Tüm bunlardan çıkan sonuç şudur: Kumanlar muhtemelen Orta Asya’da iken Kıpçak-Oğuz savaşı sırasında dağılmıştır. Bunlardan Anadolu’ya göç eden Ulaş kabilesinden olanlar kendi gelenek ve göreneklerinin bir kısmını, halk sanatlarına ait pek çok ögeyi, bu güne kadar muhafaza etmiştir.

1936 yılında derleme yapmak amacıyla Macar müzik adamı Bela Bartok Toros’larda Ulaş soyundan gelen Yörük köylerine gider. Pek çok köyde dinlediği türkülerin bir kısmının Macar Halk Türküleriyle şaşırtıcı ölçüde benzediğini farkeder. Bu bir tesadüf değildi, çünkü Yugoslavlarda, Kuzey ve Güney Slavlarında, Yunanlılar’da bu türkülerin benzeri bile yoktu.

Araştırmalar kesin olarak gösteriyor ki; Macar halk müziğinin bin yıl önceki Türk etkisi dışında daha genç ve daha yeni bir Türk etkisi vardır. Bu miras Macaristan’a göç eden Kumanların mirasıdır.

Bela Bartok yüzlerce yıl önce birbirinden kopmuş Kumanistan ve Çukurova’da yaşayan kardeşleri müzikte birleştirmiştir.

Buraya kadar, Hunlardan sonra Macaristan düzlüklerini kendilerine yurt edinen Kumanların yani Kıpçak Türklerinin tarihinden, gelenek ve göreneklerinden bahsettik. Binlerce yıl evvel Orta Asya’da bir arada yaşanması, 800 yıl önce Kumanların bir kolunun Karpat havzasına göç etmesi, daha sonraları Macaristan’ın Osmanlı’nın yönetimine geçmesi ve tüm bunların doğal sonucu, Macarlarla Türklerin kültür, gelenek, örf ve adetinde bir çok benzerlik meydana gelmiştir.

İmre Baski (Türkolog): “Kendir, Türkçe’de de var Kendirin işlenmesinde kullanıldı bu aletler. Macarca’da da Kendir. Macarca’da kendir sözü Türkçe’den eski zamanlardan yani Türkçe’den aldığımız sözcük. Burada bir beşik de görüyoruz. Macarca börçö deriz buna. İşte yine bu da birTürk alıntı sözü. Türkçe’de yani asıl şekli beşik.”

Bu benzerlik, bizim için akraba topluluk Macarları, Avrupa’daki diğer ülkelerden farklı bir yere koyar.

Bu güçlü Orta Asya kültürünün izleri Avrupa’nın ortasındaki Macaristan’da halen silinmemiştir.

Macaristan ve Türkiye’nin kültürel benzerliklerini ve ortak özelliklerinin anlatımının devamında, zaman zaman Anadolu’nun bir köyünün, ya da köylülerinin günlük yaşamından görüntüler izlediğinizi sanabilirsiniz. Ancak dikkat edin onlar Macarlar ya da Kumanlardır.

Kumanların en büyük lideri olan ve onları temsil eden, Başbuğ payesi, eski yönetim sisteminin yıkılıp, yerine şehir devletleri sistemine geçilmesiyle etkinliğini yitirmiştir. Ama Kuman başbuğu seçimi gelenek ve göreneklerde yaşamaya devam etmiştir. 2000 yılında Kumanistan şehirleri arasında Kuman Başbuğu seçimi geleneğini temsili olarak ilk canlandıran şehir, Kişuysallaş olmuştur. 7 Kuman şehri o yıldan beri sembolik olarak Kuman Başbuğu’nu seçer.

Heykeltraş Gyönfi Şondor: “Büyük Kumanistan’daki bir şehirden her yıl bir kişi başbuğ seçilir. Seçilen kişiye o döneme ait başbuğ giysisi giydirilir ve ata bindirilir. Bu sembolik ama onur veren bir seçimdir. Seçildiğimi ilk duyduğumda çok şaşırdım ama sevinçle kabul ettim. Bu atalarımıza bir sorumluluğumuzdu.”

Gyorgi Horvath: “2000 yılında bugüne kadar yaptığım çalışmalar nedeniyle beni komutan seçtiler. Bu seçimin siyasi bir amacı yok. Bu sadece bir sembol ama Büyük Kumanistan için büyük bir sembol. Çünkü buradaki insanların bilincini güçlendiriyor. Bu şehirde yaşayanlar için çok ciddi bir etkinlik, önemli bir kutlamadır. Bu geleneğin unutulmasını istemiyoruz.”

Kuman kurganlarında elinde kurban kasesi bulunan ata heykellerinde, eski Kuman kültürünün izleri görülmektedir. Bu tür balballlar, kavimler göçünün yaşandığı alanlarda, Orta Asya’da da bulunmaktadır.

Macaristan Kumanları atalarına saygı amacıyla böyle heykeller yapmışlardır. Bugün Kumanistan’ın başkenti sayılan Karcag şehrinin sınırları içerisinde her bir Kuman şehrini temsilen yedi heykel bulunmaktadır. Bunlara Macarca, “Kunbaba” denmektedir.

Heykeltraş Gyönfi Şondor: “Heykeltıraşlığın bende ortaya çıkışı şüphesiz ki, bir tesadüf değil. Bu sanat benim genlerinde var. Kumanlar da ataları için heykeller yapmışlar. Bu tür heykeller sadece Macaristan’da değil Kumanların ilk yerleşim yerlerinde de vardır. Bu nedenle bu heykeller, atalarımız ve onlarla akraba olan halkları birbirine bağlamaktadır. Budapeşte’de ortaokula gittiğim zaman sanat tarihi derslerinde ana kültürümüz yani Asya kültürünü değil klasik Yunan kültürünü öğrendik. Doğu kaynaklı sanat eserleri kültür politikamızda resmi olarak yer almıyordu. İşte bu nedenle Kongur Mandoky ile karşılaşmamızı kader olarak nitelendiriyorum. Çünkü benim dikkatimi Doğu’ya çeken o olmuştur.”

Bu tarz, karakteristik Kuman Mezarlıklarını ne ölçüde yansıtıyor?

Nemeth Zoltan: “Bu konuda en çok müze müdürü Laszlo Novak’ın bilgisi vardır. Ağaç mezar başları hakkında bir kitap yazdı. Tuna ve tisa nehirleri arasında kalan bölgede bunlara benzer mezar başları bulunabilir.”

Macaristan Kumanlarının Türk kültürü ile ortak olan eşyalarının başında atlarla iç içe yaşadıkları için hayvancılıkla ilgili araç ve gereçler gelir. Macaristan’da Türkçeden geçen kamçi (kamçı) kelimesi halen kullanılmaktadır.

İmre Baski: “Mesela bunun adı, Kumancadan geliyor. Kancıka, kancuka, kamçi, kamşı sözleriyle ilgisi var.”

Etrafında demirden dikenleri olan tasma, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar her yerde kullanılan köpek koruma araçlarından biridir ve kurtlara karşı savunma amacıyla kullanılır. Özel bir tür çoban köpeği olan Komondor (anlamı Kumandır) köpeğini Kumanlar 800 yıl önceki göçlerinde beraberinde getirmiştir.

Kurt saldırısına karşı önemli silahlardan biri de demir veya bakırdan küçük bir topuzdur. Bizim çoban asalarına benzeyen bu sopa, Anadolu’da ve Orta Asya halklarında olduğu gibi Macaristan Kumanlarında da daima kullanılan bir savunma aracı olmuştur.

Bu Kuman çobanın söylediği şarkı, Orta Asya’ya ait bu bağların yüzyıllardır korunabildiğini gösteriyor. Doğuya doğru söylediği bu şarkı ile Kuman çoban sanki on binlerce kilometre ötedeki akrabalarına sesleniyor.

Çaldığınız bu çoban şarkıları nereden öğrendiniz?

Çoban Ferenc Felkeltver: “Başta babam olmak üzere başka birçok kişiden öğrendim. Hatta kuşlardan bile. Büyükbabamdan, Imre amcadan, ağabeyimden, annemden…”

Bu gün Macaristan’da özellikle Büyük ve Küçük Kumanistan bölgelerindeki at gösterilerinin yapıldığı çiftlikler çok sayıda turist çekiyor. Türkiye’den turist olarak gittiğimizde bu insanların olağanüstü at biniciliği karşısında hayrete düşüyoruz. Aslında onlara bu yeteneği sağlayan yüzyıllardır kaybolmamış Orta Asya’dan getirdikleri genlerdir. Ve Türklerin ataları, onların da atalarıdır.

Macaristan Kumanlarında bugün hala bilinen ve kullanılan Kuman eyeri, yapı olarak doğu eyeriyle aynıdır. Kuman eyeri Kazak eyeri gibi kaşığa benzemektedir.

Attila Cseppentö: “Ailemiz Büyük Kumanistan’dan geliyor. Oradaki çoban kültürü halk kültüründe çok önemli bir rol oynar. Eyer, çoban kültürünün Asya’nın her yerinde bulanabilen en önemli eşyasıdır. Füred eyeri, Büyük Kumanistan’da kullanılan eski, geleneksel bir eğer biçimidir.

Gerçek Kuman eyeri olan Füred eyeri Kumanlara özgü eyerin yapısını muhafaza eder. Yüzyıllardır aynı kalmış, hiç değişmemiştir. Aslında o Doğu tarzı bir eyerdir. Biz bu eyerleri daha rahat kullanılabilsin, daha güvenli olsun diye çağa uygun hale getirdik yani biraz değiştirdik.

Atlar söz konusu olduğunda vurgulanması gereken önemli noktalardan biri de Kuman düğümüdür. Kuman düğümünün at yetiştiriciliği yapan Kumanlardan, Macaristan Kumanlarına kaldığı tartışılmaz bir gerçektir. Size bir düğüm göstereyim. Bu düğüm sadece bizde, Kumanlar ve Kazaklar gibi akraba halklar tarafından bu şekilde yapılır. Başka yerlerde bilinmez. Yani burada Kumanistan’da ve Kazakistan’da. Kazakistan’da Çin sınırına 6 km uzaklıkta bulunan bir köyde yaşlı bir çoban bu düğümü yaptı.Bu düğüme Macarca’da “kungörç-kunçomo-kunköteyş- adını veriyoruz.”

Macaristan’da kültürel özelliklerin ve geleneklerin kaybolmaması, örneğin bu tür at çiftliklerinin devam etmesi ve çoğalması turizmle sağlanıyor. Ayrıca Macaristan’da genç kuşaklara bu kültürün ve tarihin öğretilmesi için yaz kampları kurulması teşvik ediliyor.

Aileler bu kamplarda oba hayatını, ata binmeyi, okçuluğu ve daha bir sürü geleneği, çocuklarına yaşayarak, kullanarak ve uygulayarak aktarmayı amaçlıyor.

Györgi Horvath: “Bu çiftlik 10 yıl önce Kumanların at binme geleneklerini gençlere öğretmek amacıyla kuruldu. Çiftlikte ilk olarak ata binmeyi daha sonra ise Kumanların bir zamanlar savaşlarda kullandıkları silahları kullanmayı öğreniyorlar.”

Sandor Pap: “10 yıl önce başladım.Bu yaşam tarzı çok hoşuma gitti. Özellikle de Kumanların savaş tarzı olan ok atmayı seviyorum. Bu nedenle buraya geldim.”

Györgi Horvath kızı: “Ben Györgyi Horvath. 8 yaşımdan beri ata biniyorum. Kumanların at binme geleneklerinin korunması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü babam Kuman Komutanı, onu örnek alıyorum.”

Gabor Scüz: “Ata binmeye ve ok atmaya dört yıl önce başladım. Beni buraya atlara olan sevgim getirdi.

Zsigmond Szöke: “Benim adım da Zsigmond Szöke. 8 yaşından beri at biniyor ve ok atıyorum. Bunu severek yapıyorum.. Bu nedenle buraya geldim.”

Attila Cseppentö: “Kazakistan’da Kazak, Kıpçak ve Kuman olmak üzere üç çeşit yurt vardı.. Buradakiler Kuman tarzıdır. Macar atlı kültürü, eyer, Füred eyeri gibi Burada atlarla ilgili pek çok eğitici program hazırlıyoruz.Yedi yıldır yaptığımız bu çalışmalar sonuçlarını vermeye başladı. Çocuklarım bu kültürün içerinde doğdular. Doğal olarak onlar da bu yaşam biçimini kabul ediyorlar. Onlar dokuz yaşından beri ata binmeyi hobi olarak görmüyorlar, bunu bir yaşam biçimi sayıyorlar. Gerçek olan bu.”

Halk kültürünün ögelerini giysilerde aradığımızda giysilerdeki dikişlerin, süslemelerinin bazı kısımlarının tarihin farklı dönemlerinden, farklı coğrafi bölgelerden ve tabiat şartlarının neden olduğu gereksinimlerden doğduğunu görürüz.

Alföld’de yaşayanların seneler önceki giyim kuşamında doğu etkisi belirgin bir şekilde göze çarpar. 18. yüzyıldaki Kuman giysisi olduğu şüphe götürmeyen giysilerin başında, Kuman külahını ve nakışla işlenmiş pelerini sayabiliriz. Orta Asya orijinli keçeden yapılmış külah, XVI-XVIII. Yüzyılda Alföld’de yaygın olarak kullanılmaktaydı.

Günlük köylü giysisi olarak kuman külahı, bol pantalon, geniş kollu gömlek ve siyah, düğmeli yelek Kuman giysilerini karakterize eder. Alföld’ün en büyük hayvancılık merkezi olması nedeniyle giysiler koyun yününden hazırlanırdı. Külah ve çoban kepeneği gibi giysiler keçeden yapılmaktadır.

Çoban Ferenc Felkeltver: “Çobanların giydiği bir giysidir.Gerçek yünden yapılmıştır. Bu nakışlı bir kepenektir. Her çobanın bu tarz bir kepeneği vardır. Keçeden yapılır. En önemli özelliği yağmur yağdığında ıslanmamasıdır.”

Koyun yününden yapılan keçeye ait sözcüğe bugün Macarca’da rastlanmaktadır.

Çoban köpeği komondorun tüyüne verilen ad kijcesedik (kiytseşedik)’dir. Keçeleşmek anlamına gelir. Yün anlamına gelen gyapjú (gyapyu) ise Bulgar Türkçesidir. Kuman nakışı doğu ögelerini muhafaza etmektedir. Nakış örneğinin kompozisyonu iki paralel çizgi arasında bir desen ve onun iki yanında yer alan başka bir çiçek deseninden oluşur. Büyük kavisli kuman gülleri ve lalelerden, yapraklı uçları çiçekli dallardan; uç süsü olarak da tek çiçekten ve nardan oluşur. Ortada yer alan örnek ve uç süsleri, büyük örneğin biraz daha farklı renklerini taşırlar. Bunlar pembe, kırmızı, kahverengi, mavinin farklı tonları, yeşil ve siyahtır.

Macar halk süsleme sanatına Kuman süsleme sanatı yanında, fetih döneminde Osmanlıların da büyük etkisi olmuştur. XVI. yüzyıldan sonra Türk süsleme sanatının Macar varyasyonları görülmeye başlamıştır. Bunun en göze çarpan ögeleri narlı ve koyunlu desenlerdir. Bu desenlere XVI. yüzyıldan sonra mobilyalar üzerinde de rastlanmaktadır. Resimli çeyiz sandığının adı Kumanistan’da Szándoklada olarak geçer. Szándok Türkçe’de sandık demektir. Kumanların yas rengini ifade eden Kuman mavisi yani koyu mavi bu sandıklarda günümüze kadar gelebilmiştir. XVIII. yüzyıldan sonra daha da zengin motifler ortaya çıkar.

Gabor Szekely (Felşö Kiskunsag Emlekhaz Müzesi Müdürü): “Geriye dönüp baktığımızda Macar halkının evlenecek kıza çeyiz sandığı verme adetinin çok eski olduğunu görürüz. Kızlar evleneceği zaman pek çok giysi hazırlanırdı.Bu sandıkları da gelinin eşyasını, çeyizini , eteğini ve her türlü giysisini koymak için kullanırlardı. Ve bu sandık hayatlarının sonuna kadar misafir odasında durur.”

Tüm bunlardan anlaşılıyor ki; bir dönemin Kuman kültürü zamanla Macar kültürü ile kaynaşmış ona farklı bir renk vermiştir. Kumanistan’da yaşayan insanlar, Kuman olan ve olmayanı ayırmadan düşüncede birlik oluştururlar. Kuman olma bilinci daima Macar toplum bilincinden ayrı değil onun bir bölümü olarak şekillenmiştir.

Macarlar, Fin Ugor kökenli olmakla birlikte uzun süre Macaristan’ın tarihi Türklerin tarihinden ayrılmaz. Macaristan’ın bulunduğu Tuna havzası ve Karpatlar bölgesi, çeşitli defalar Orta Asya kökenli kavimlerin istilasına ve göçüne tanık olmuştur.

Macaristan ovaları 4. asırda Attila idâresindeki Batı Avrupa Hun İmparatorluğu’nun, 6. asırda da Volga Nehrinin doğusundan Tuna Havzasına kadar gelen Avar Türklerinin istilâsına uğramıştır. Avar Türkleri, önceleri Şamanistken, Hıristiyanlığı seçmeleri üzerine, yüzyıllar içerisinde Hıristiyanların ve özellikle Slavların arasında eriyip kaybolmuşlardır.

9. yüzyılda Karpatlar ve Tuna havzasını Macarlar’ın aslî unsurunu meydana getiren Árpádlar işgâl etmiştir.

İlk Macar tarihi, Birleşmiş Macar boylarının başbuğunun, Türkçe Arpacık anlamına gelen Árpád soyundan, yani “dünyanın kırbacı Attila’nın” soyundan indiğini yazar. Bu sıralarda Macarların başında bulunan Árpád hanedanı Hazar Türklerinden gelmekteydi. Árpádlar da, Prens Géza zamanında Hunlar ve Avarlar gibi Hıristiyanlığı kabul etmişler ve Avrupa’nın büyük devletlerinden birini kurmuşlardır.

Bu toprakların Osmanlı Türkleri ile tanışması ise 16.yy.da olur. Bu dönemde Macaristan, Osmanlı Devleti’ne bağlı, Budin adı verilen bir eyalet haline getirilir. Macaristan 1699’daki Karlofça Antlaşmasına kadar yüz altmış beş sene Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Osmanlıların Macaristan’daki hâkimiyet dönemi, tam bir huzur, sükûn, adâlet ve îmâr devri olmuştur. Macaristan’ın Avusturya idâresine düştüğü zaman yapılan tahribâta rağmen Osmanlı- Türk izleri bu gün hala tam olarak silinememiştir.

Gabor Szekely (Felşö Kiskunsag Emlekhaz Müzesi Müdürü): “İkinci vitrinde, Türklerin Macaristan’da bulunduğu döneme ait eşyaları görebiliriz. Burada yapılan üç kazıda ortaya çıkan Türklere ait eşyalar bulunmaktadır.”

Bu güzel seccadeyi nerede buldunuz?

Gabor Szekely (Felşö Kiskunsag Emlekhaz Müzesi Müdürü): “Burada Fülöpszallas’ta, 300 yıllık çok eski bir evde bulduk. Burada yaşayan insanlar dini açıdan kutsal eşyalarını tavan arasına çıkarmışlar ve uzun süre muhafaza etmişlerdir.”

Büyük çarpışmaların geçtiği bölgede geçilmesi zor Tuna nehri eski gücünden bir şey kaybetmeden akıyor. Fethi zor olmuş büyük Estergon Kalesi bu gün hala tüm görkemiyle ayakta. Bu bölgeye turistik gezi amacıyla gelen Türkler için, atalarının büyük bir kahramanlık göstererek fethettiği bu kale büyük önem taşımaktadır. Hatta adına yazılan “Estergon Kalesi” marşının, bugün bile hala kale duvarlarında yankılandığı söyleniyor.

Türk kavimleriyle birlikte bugünkü Macaristan’a yerleşen Macarlar, köklerini, kendi tarihlerinin bilinmeyen yönlerini araştırmak için Türk tarihi araştırmalarına çok erken başlamıştır. Macarca’daki Türkçe alıntılar dolayısıyla Macar dil bilginleri başlangıçtan beri Türk diyalekt ve ağızlarıyla uğraşmak ihtiyacını duymuşlardır.

Batı Avrupa’da ve özellikle Macaristan’da Türklük biliminin kurucusu olan, 1832-1913 yılları arasında yaşamış Ármin Vámbéry’dir. Vambery, Macarların kökeni ile ilgili olarak Macarca’daki Türkçe alıntılar üzerinde çalışmış ve önemli bilgiler ortaya çıkarmıştır.

1860 ve 1945 yılları arasında yaşamış olan Ignác Kúnos, Türk ağızları ve Türk halk edebiyatı alanındaki eserleriyle ün salmıştır. 1890-1976 yılları arasında yaşamış olan Gyula Németh başlangıçta çağdaş Türk diyalektleriyle uğraşmış, eski Türk yazıtları üzerinde çalışmış, ancak daha çok Türk-Macar ilişkileriyle ilgili konuları işlemiştir.

Julia Bartha Damjanich Janos Müzesi Etnografya Blm Bşk: “Türk dilbilgisini ilk olarak Nemeth Gyula yazmış. Bu özel bir kitap. Almanca yayınlandı. Bu işini Atatürk de görmüş. Atatürk’e sundu, tavsiye etti. Onun için kabul edilmiş bu iş.”

İmre Baskı: “Gyula Nemeth Macaristan’daki Kumanların dili araştırılmasında da önemli bir iz bırakmış diyebiliriz. Bir yandan ünlü bir Türkolog olarak çok sayıda genç Türkolog yetiştirdi. O arada türk Dünyasınca da çok meşhur çok tanınmış Mandoky da Nemeth Gyula’nın talebesiydi. Zina Gyula Nemeth de Kuman asıllıymış, kendisinin annesi de Kösümüş adında bir ailedendi. Kösümüş hakiki Kuman, Kıpçak ismidir.”

1899-1984 yılları arasında yaşamış László Rásony bilim çevrelerinde Türk onomastiği alanındaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Onomasticon Turcicum adlı eseri bu yolda yeni bir çığır açmıştır. Bu eserin düzenlemesi ve baskıya verilmesi üzerinde İmre Baski yıllarca çalışmıştır.

1944-1992 yılları arasında yaşamış olan István Mándoky-Kongur Bulgaristan ve Romanya’da Tatarlar arasında dil ve folklor araştırmaları yaptığı gibi, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Tataristan’da, Moğolistan’da, Çin’de ve Kafkasya’da da dil ve folklor alanlarında çalışmıştır.

1945 doğumlu István Vásáry Altın Ordu tarihi üzerinde durduğu gibi, Macarcada kullanılan Türkçe alıntılarla da uğraşmıştır. Bütün bu Macar hocalar Türkoloji için, uzman nesiller yetiştirmiştir. Yıllardan beri Macar Türkologlar, Türk dünyası ve Türk kültürü açısından çok değerli bilgileri gün ışığına çıkarmış, bu alanda büyük katkılarda bulunmuştur. Bu çalışmalar Türkiye tarihi açısından da büyük önem taşımaktadır.

Attila Cseppentö: “Macarca’da olan ve Türkçe’den geçmiş olan birkaç kelime biliyorum. Bunları çocukluğumuzdan beri biliyoruz. Sözlükten buluyoruz Örneğin kararlı, inatçı anlamına gelen “karakan”, bir kabile adı da olan “kartal” kelimesi aklıma geldi. Yiyecekleri kesmede kullandığımız “Biçak”. Macarcası biçkadır.”

Macaristan’da bugün bile birçok Türkçe kelime ve yer adları bulunmaktadır. Meselâ, tyúk, (tavuk), bicska (bıçak), szakáll (sakal), tenger (deniz), sárga (sarı) teknő (tekne), borjú (buzağı), sátor (çadır) gibi daha pekçok kelime, eski Macarların bir kısmının Türk asıllı olduğunu göstermektedir. Bu benzerliklerden dolayı Bizans imparatoru Macarlara Türk der. Hungaria, Türk 0nogur adının Latince söylenişi olan Ungar adından gelir ve Türklerin ülkesi anlamına gelmektedir.

Macar ve Türk tarihi, kültürü birbiriyle o denli iç içedir ki; bu yakınlık iki toplum arasında Macarları Avrupa’daki diğer ülkelerden farklı bir kategoriye sokar. Tarihsel ve kültürel geçmişin sıcaklığı Macaristan’a giden Türk’ü orada bir dostun gülümsemesi gibi içtenlikle karşılar. Orada kendinizi kendi evinizde gibi hissedersiniz..

Türkiye’deki izleyicilere söylemek istediğiniz bir şey, bir mesajınız var mı?

Attila Cseppentö: “Çok uzun zamandan beri oraya gitmek istiyorum. Türkiye’den bir ekibin burada olmasına çok seviniyorum. İlişkilerimizin gelişmesini çok isterim.”

Dr. Fazekas Sandor Karcag Belediye Bşk.: “Birbirimizi biliyoruz. Akraba gördüğümüz herkesle bir araya gelelim ve Türk asıllı topluluklar olarak birbirimize yardımcı olalım.Bilgilerimizi toplayalım. Bizler tahmin ettiğimizden de çok sayıdayız. Ortak bilincimizi güçlendirelim.”

İmre Gergely: “Türk dostlarımıza selamlarımızı gönderiyoruz. Tarih boyunca uzun süre birlikte yaşadık. Birbirimize kaynaştık. Onları sevgiyle anıyoruz.”

Kaynaklar:

Avrupa’da unutulan Türk kavimleri gün ışığına çıkıyor
Kumanlar… Karaylar… Tatarlar…

Kumanlar; Macaristan Ovalarında Hıristiyan Türkler http://www.ozu-turk.com/kumanlar.htm

3. Bölüm Kumanlar http://www.ozu-turk.com/kumanlar1.htm

4. Bölüm Kumanlar http://www.ozu-turk.com/kumanlar2.htm

Bülent. Pakman. Kasım 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

cropped-cropped-111220105192.jpgBülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video kanalları/arşivi:

Bülent Pakman youtube video kanalı 1

Bülent Pakman youtube video kanalı 2

Bülent Pakman dailymotion video kanalı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s