İzmir’in kurtuluşu _ Falih Rıfkı Atay’ın Mustafa Kemal ile mülâkatı

Öncesi için lütfen tıklayın

İzmir’in kurtuluşundan sonra Falih Rıfkı Atay’ın Gazi Mustafa Kemal ile İzmir’de mülâkatı:

İzmir denizi karşısında, millet ordularının Başkumandanından zafer menkıbelerini dinliyoruz. Evvelâ kendisinden taarruz kararının ne zaman verildiğini istizah ettik:

– Sakarya meydan muharebesini intaç eden taarruzumuz, memleketi düşman ordusundan tathir edinceye kadar harekete devam etmek kararının mebdei idi.
Malûmdur ki, Sakarya harbinin son günlerinde Yunan sol cenahına ordumuz mukabil taarruzda bulundu, işte Yunan ordusunu ric’ate mecbur eden bu mukabil taarruzdur ki, ordumuz İzmir’e gelinceye kadar devam etti.
– Taarruz kararının tatbikatınıda bir senelik bir teahhür var. Harekâtın bilâ inkıta niçin devam etmediği izah buyurulur mu?
Bilâkis bilâ inkıta devam etti. Ancak, büyük bir taaruz kararırın tatbikatı birtakım istihzaratı istilzam eder. Bu istihrazatın muhtaç olduğu bir zman vardır. Ancak, teahhuru ve intizar hiç olmadı denilemez, bunun sebeplerini de mülâhazat-ı siyasiyede aramak lâzımdır. Filhakika, ordularımızı çok evvel bugünkü neticeye varmak kudretini inkisap etmişti.
– Bu son harekât-ı askeriye ile tahakkuk eden büyük muvaffakiyet, bilhassa düşman ordusunun seri bir suretle imhası, esasen, bu ordunun maddî ve manevî kuvveti ile ahvah-i dahiliyesindeki tezepzüpten mi ileri geldi? Trakya’ya naklediliş kuvvetlerin bıraktığı boşluk mühim mi idi?
Bütün dünya bilir ki, Yunan ordusu ………….. (noktalı yerler İngiliz sansürü tarafından çıkarılmıştır) fennî ve askerî icabata tamamen muvafık surette teşkil ve tensik edilmiş kuvvetli bir ordu idi ve Yunan devletinin şimdiye kadar malik olduğu orduların hepsinden kuvvetli idi. Ahval-i mâneviyesinde, şayi olduğu gibi bir tezepzüp olduğuna dair hakiki hiçbir emare yoktur. Yunan askerlerinin, askerlerimizle temas ettikleri vakit kendilerini gevşemiş gibi göstererek hakikatte bizi gevşetmeğe matuf telkinatta bulunduklarına bakılırsa, bütün bu işaattan maksat ne olduğu tebeyyün eder. Bu suretle bize Yunan ordusunun inhilâline intizar ederek meselenin halledileceği ümidini vermek istediler ve bu vâhi intizar ile geçecek zamanın bizim ordumuzu inhilâle uğrayacağı zannında bulundular. Son müsademelerde, bilhassa Afyonkarahisar, Dumlupınar büyük meydan muharebesi günlerinde düşmanın mukavemet, mücadele ve bütün teşebbüsleri, ciddi ve ehemmiyetli idi. Düşman ordusunda Trakya’ya mühim bir kuvvet geçirilmemiştir. Mübalağa ile bahsi geçen bu kuvvet, yeni teşekkül etmiş yahut teşkilâtı henüz hitam bulmamış ve bir kısmı silâhsız iki üç alaydan ibarettir. Yunan ordusu bütün aksamı ve bütün vesaiti ile Anadolu’nun içinde milletin kalbine saplanmış bir hançer vaziyetinde idi.
– Paşa hazretleri, Yunan ordusu daha iyi sevk ve idare edilseydi düçar olduğu bu âkibetten kurtulamaz mı idi?
Düşman ordusu kumanda ve zabitan heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının kumanda ve zabitan heyetinden dün olduğuna şüphe yoktur. Ancak Yunan kumandanları ve zabitleri ordularını kurtarmak için her çareye büyük gayretlerle tevessül ettiler.
– İstanbul’da, ordularımızın düşmana baskın yaparak hücum ettiği söylendi, bu noktayı da istizaha müsaade eder misiniz?
Ordularımızın sevkülceyşi ve tâbiye harekâtı günlerce düşmanın gözü önünde ve tayyarelerinin keşfiyatı altında cereyan etti. Bu harekâtımızı baskın zannediyorlarsa söylediklerinin doğru olması lâzım gelir. Fakat ben zannediyorum ki, Yunan kumandanlarıyla erkânı harbiyesi ordularımızın hazırlığından ve harekâtından haberdar idi. Ancak ordularına ve bilhassa Afyonkarahisar, Seyitgazi, Eskişehir ve bütün cephelerde bir seneden beri çalışarak vücuda getirdikleri ve her nevi vesaitle takviye ve teçhiz ettikleri müstahkem mevzilerine, külliyetli topçularına, nihayetsiz cephane ve mühimmat menbalarına lüzumundan ziyade güveniyorlardı. Şu hakikatten tegafül ediyorlar ki, insanların mücadelesinde en kuvvetli istihkam imamı dolu göğüslerdir.
– Taarruzdan iki gün evvel Ankara’da gazetecilere taraf-ı âlinizden bir çay ziyafeti verildiğini işitmiştik. Hatta İstanbul gazeteleri bu ziyafete dair telgraflar neşrettiler. Buna nazaran, harekâtın başlangıcında zatıâlilerinin Ankara’da bulunduğunuzu zannediyorum.
Filhakika bu vaziyetten bahsedildiğini ben de duydum. Fakat bu ziyafet değildi. Bazen insanlara mütena’im olmadıkları çok ziyafetler atfolunur.

Şimdi mülâkatın asıl mühim safhasına gelmiştik:
– Taarruz harekâtı nasıl başladı ve nasın ilkişaf etti? Bu muazzam Türk zaferinin hikâyesini, en yüksek müessirinin lisanından dinlemekte müheyyiç bir şey var.
Taarruz harekâtı Afyonkarahisar cenup cephesinde düşmanın bir kısım hutut-u müstahkemesini ezip çiğneyerek tatbik edilmiş bir yarma harekâtı ile başladı. Bunu müteakip düşman ordusu kuvayı asliyesinin bir araya gelerek hazır bulunduğu Afyonkarahisar-Dumlupınar-Altıntaş müsellesi içindeki harekâtı birçok kanlı mücadelelerle dolu meydan muharebesine inkılâp etti. Afyonkarahisar-Dumlupınar meydan muharebesi tesmiye olunan ve beş gün devam eden harpler neticesinde düşman ordusunun kuvayı asliyesi artık kuvvet olmaktan çıkarılmıştı.
– Başkumandan Muharebesi, namını alan harb hangisi idi?
Bu isim, büyük meydan muharebesinin son safhasını teşkil eden muharebeye verilmiştir. Düşman ordusu meydan muharebesi esnasında ikiye parçalanmıştı. Bunun büyük bir kısmı Dumlupınar şimalinde Adatepe civarında bir dereye sıkıştırıldı ve orada imha ve esir edildi.
– Büyük meydan muharebesi cereyan ederken Eskişehir-Kocaeli-Menderes taraflarında nasıl hareketler vardı?
Ordularımız hemen aynı günde Marmara’dan Akdeniz sahillerine kadar imtidat eden bütün cepheler üzerinde her cephenin iltizam ettiği derecedeki kuvvetlerle taarruza geçtiler. Her taarruz gurubumuz büyük meydan muharebesindeki harekât ile mütenasip olmak üzere vazifesini muvaffakiyetle ifa etmekte idi. Düşman ordusunun kuvayı asliyesi İzmir yolunda imha edildiği esnada Eskişehir vesair düşman grupları da askerlerimizin süngüleri önünde ricat etmekte idiler.
– Müsaade buyurulursa, tebliğ-i resmilerimiz hakkında bir istizahta bulunacağım: Tebliğlerimizde muvaffakiyetlerimiz tamamıyla ifade edilmiyordu. Hatta biz kendi zaferlerimizin derecesini Yunan tebliğlerinden öğreniyorduk.
Hakkınız var. Biz tebliği resimlerimizde sadece harekât-ı askeriyenin devam ve suret-i inkişafını göstermekle iktifa ettik. İstihsal ettiğimiz muvaffakiyetlerin ehemmiyet ve azametini o kadar yakından anlamıştık ki, bunun ilânını düşmanlarımıza bırakmakta beis görmüyorduk. Muzafferiyetlerimizin düşman ağzından ifade edildiğini işitmek ayrıca bir zevk değil midir?
– Akıncı denilen müteferrik kuvvetlerimizin vazifesi ne oldu?
Bu nam altında tebliğ-i resmilerde gördüğünüz kuvvetler düşman gerilerinde faaliyette bulunmaya memur edilmiş süvari kıtalarıyla bir kısım atlı piyadelerimizdir. Bu kuvvetler mühim işler gördüler, ezcümle birçok kasaba ve köylerimizi yangın ve tahripten kurtarmışlardır.

Zaferin İstanbul’u ve bütün dünyayı hayrete düşüren muhayyirülûkul taraflarından biri de sürati idi. Askerlerimiz İzmir’e girdiği vakit, Yunan ordusunun bakiyetissüyufu henüz şehri terketmemişti.
Bu süratin nasıl mümkün olduğunu Paşa hazretlerinden sorduk:
Ordumuzun seri ve şedit tâkibatı sâyesinde… Filhakika daha taarruza başlamadan evvel, dört yüz kilometreyi mütecaviz mesafe üzerinde bilâ intika ve bütün ordularla, düşmana nefes aldırmayacak kadar seri bir takip icra etmek noktai nazarından esaslı hazırlıklarda bulunmuş ve tedbirler almıştık. Düşman kuvvetleri büyük meydan muharebesinde mağlup olduktan sonra, Dumlupınar mevzilerinde, Uşak’ın şarkında Takmak, Alaşehir, Salihli civarında ve son defa olmak üzere İzmir’in yirmi beş otuz kilometre şarkındaki müstahzar müteaddit mevzilerde müdafaaya teşebbüs etti. Bu teşebbüslerin her birinde düşman ordusunun bâkiyeleri bir defa daha mağlup ve perişan edilerek ordumuz İzmir’e girdi. Görülüyor ki, 26, 27 Ağustos günleri tatbik olunan yarma hareketi ile 28, 29, 30 Ağustos günlerinde cereyan eden meydan muharebesi safahatı ve yukarıda saydığımız müvazide düşmanı münhezim eden müteaddit taarruzlar dahil olduğu halde ordularımız kuvayı asliyeleri ve bütün vesaiti harbiye ile dört yüz kilometreyi on beş gün zarfında katettiler. Diyebilirim ki, süvari fırkalarımızla piyade kıtaatımız düşmanı ezip İzmir’e yürümekle birbirleriyle müsabaka etmişlerdir. İzmir rıhtımında süvarilerimizin kılıçları denizde teressüm ederken, piyadelerimiz Kadifekale’de Türk bayrağını semaya yükselttiler. TBMM ordularının tarihi harbe verdiği son harekât nümunesinin kıymeti, bu harekâtı bütün safahatıyla tetkik edilirken sonra ve belki bugün değil, yarın anlaşılabilecektir. Büyük orduların yürüyüş vahid-i kıyasisi hâtırımızda aldanmayacak, günde 20, 25 kilometredir. Binaenaleyh, askerlerimize İzmir’e kavuşmak için her gün bu mesafeyi katettiren kuvvet menbaını ne ulvi bir vatan aşkı olduğunu anlamak müşkül değildir.
– Harekâtta istihdaf olunan gaye evvela yalnız İzmir’e girmek mi idi? Bursa’ya harekât nasıl tevcih edildi?
Tertibat-ı askeriyemiz ve tahsis olunan kuvvetlerimiz, her iki hedefe kuvvet ve emniyetle vüsulu temin edecek derecede idi. Nitekim tasavvurumuzda isabet olduğu İzmir’in sabah, Bursa’nın akşam olmak üzere her ikisinin aynı günde istirdat edilmiş olmasından tezahür eder.

Paşa hazretlerinden bizim zayiatımızla düşman zayiatı hakkındaki rakamları istizah ettim:
”- Bu hususta tespit olunan malumatı son beyannamede bildirmiştim” dediler.
Bu beyannamenin İstanbul’da henüz neşredilmemiş olması ihtimaline nazaran, adetleri tekrar etmek istiyorum: Bizim zayiatımız, şehit, mecruh, hasta, zuafa dahil olmak şartıyla 10.000 kişiden ibarettir. Yunanlılar yalnız maktul olarak yüz bin neferden fazla zayiata uğramışlardır. Bugün yüz binden pek çok fazla Yunanistan çocuğu Venizelos’un hatalarını ödemek için Garbi Anadolu’nun topraklarının altında yatıyor.

Mülakat bundan sonra siyasi vaziyete intikal etti. Bu bahse ait Başkumandanımızın beyanatı şöyle hülasa edilebilir:
Ordularımızın ilk hedefi Akdeniz’dir, ordularımız Misak-ı Millî ahkâmını tamamıyla temin ettiği vakit, ikinci ve üçüncü hedeflerine vasıl olmuş olacaklardır.
Paşa hazretleri son söz olarak dediler ki:
Milletimizin neşve-i zaferle menafi-i hakikiye ve hayatiyesini unutacak kadar memnun olmamıştır.
Mülâkat nihayet bulduğu vakit, hava kararmak üzere idi. Yakup Kadri ile beraber bu uzun hasbihalin gaşyedici havası içinden ayrılarak yerlerimize avdet ettik.

Kaynak: turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/kitap/agustos.pdf

Bülent Pakman. Eylül 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

Devamı için lütfen tıklayın

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir   https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Youtube video kanalım