Kırım Hanlığı

Öncesi Kırım Tatarları’nı okumak için lütfen TIKLAYIN

Kuruluş ve Osmanlı ilişkileri

Altın Orda imparatorluğu toprakları içerisindeki Kırım’da 1441 yılından itibaren Hacı Geray hakimiyeti başladı. Cengiz Han’ın oğullarından Cuci’nin küçük oğlu Toka Temür soyundan gelen Hacı Geray’ın 1441 tarihinde kendi adına para bastırması Hanlığın kuruluş tarihi olarak kabul edilir. Hacı Giray ölünce oğulları Mengli ile Nur Devlet arasında taht kavgası yaşandı. 1475’te bölgeyi fetheden Gedik Ahmet Paşa komutasında Osmanlı ordusu duruma el koydu ve Mengli Giray’ı Han yaptı. Bu tarihten itibaren Kırım ve güneyindeki dar kıyı şeridindeki Ceneviz kolonileri Osmanlı hakimiyetine geçtikten başka, giderek artan bir Osmanlı nüfuzuna girecek olan Kırım’ın kaderi güneyindeki Osmanlıya bağlanmış oldu.

Kırım kuvvetleri, Osmanlılarla beraber ilk defa, Sultan II. Bayezid’in, 1484’teki Akkerman Seferi’nde katıldılar. Bundan sonra giderek artan ölçüde  Avrupa’nın Hıristiyan devletlerinin korkulu rüyası haline gelmiş olan Osmanlıların her seferine, güçlü Kırım Tatar süvari birlikleri de katılacak ve Orta Avrupa’dan İran’a ve hatta Mısır’a kadar Kırımlılar da Osmanlılarla birlikte üç yüzyıl kanlarını dökeceklerdi.

Kırım Hanlığı üzerindeki Osmanlı tesiri günden güne arttı. Buna karşılık Kırım Hanları Osmanlı devlet protokolünde Sadrazam ile birlikte Padişah’dan hemen sonra geliyordu. Zaman içinde Geray hanedanının devleti, idarî ve kültürel bakımdan Altın Orda ve Osmanlı Devleti’nin ilginç bir sentezine dönüştü. Artan Osmanlı nüfuzuna rağmen Kırım Hanlığı siyasî hükümranlığını daima korudu ve başlı başına da Doğu Avrupa’nın en güçlü devletlerinden biri olmayı sürdürdü.

Kırım Hanlığı’nın hakimiyet sahası, Kırım yarımadası, Deşt-i Kıpçak ve Kuzey Kafkasya’nın batı bölümüne kuzeye, doğuya ve batıya doğru oldu. Hanlık idaresinde Kırım pek çok yönü günümüze kadar devam edecek olan özgün karakterini aldı. Müslüman olan, muhtelif şivelerde Türk dilini konuşan ve yabancıların “Tatar” olarak adlandırdıkları yarımada ahalisinin kendine has bir halk olarak teşekkülünde Kırım Hanlığı dönemi büyük önem taşır. Başşehri Bahçesaray olan Kırım Hanlığı bir göçebe devleti olmaktan çıkarak, yerleşik ve parlak bir Türk/İslâm medeniyetinin temsilcisi haline geldi. Kırım, XV.-XVIII. yüzyıllar arasında sayısız büyük âlim, devlet adamı, edip, sanatçı ve askerin vatanıydı.

Savaşlar ve genişleme

1502’de Mengli Giray Altın Orda devletinin başkenti Saray’a hücum etti ve ele geçirdi. Zaten hanlıkların hakimiyetlerine bölünmüş olan Altın Orda resmen sona ermiş oldu. Bu, Kırım Hanlığının, Altın Orda eski topraklarına hakim olmasının başlangıcıydı.  1521 yılında  Kırım Hanı 1. Mehmet Giray Kazan Hanlığını işgal ederek başına kardeşi Sahip Giray’ı getirdi. Aynı yıl Moskova’yı kuşatıp, Rusları yenerek vergiye bağladı. Ruslar, vergiyi, I. Petro zamanına kadar ödediler. Sahip Giray, Kırım Hanı olunca oğlu Safa Giray’ı Kazan Hanı ilan etti.

Kazan ve ardından Astrahan (Astrakhan, Astarhan) Hanlıkları da ele geçirilmesi  Moskova Knezliği ile rekabete sebep oldu. Altın Orda’nın siyasî unvanını tamamıyla devralan Kırım Hanlığı, bu dönemde Türk/Müslüman hanlıkları aleyhine kuvvetlenmeye ve genişlemeye başlayan Rusya’yı durdurabilen tek güç durumundaydı.

1552 de Moskova Knezi (Prensi) Korkunç İvan Hıristiyan Avrupa’dan silah ve asker toplayarak, Kazan’a sefer başlattı. O sırada Kırım Hanı Devlet Giray  Tula’ya saldırdı ve şehri yaktı. Ancak İvan’ın Kazan’dan önce Tula’ya yönelmesiyle Devlet Giray Han Tula’dan ayrıldı ve Kazan’a yardıma gitmedi. Aynı yıl Kazan Rusların eline geçti. 1556 yılında, Astarhan Hanlığı da kesin olarak Ruslar tarafından  zapt edildi.

1568 yılında, Sokullu Mehmet Paşa, Rusya’nın bu bölgedeki genişleme siyaseti karşısında bölgedeki Osmanlı gücünü göstermek ve Astrakhan’ın alınmasını sağlamanın yanında Volga ile Don akarsuları arasına bir kanal yaptırmak üzere, Osmanlı donanma ve ordusunu Azak denizine gönderdi. Böyle bir girişimle bir taraftan Rus yayılmacılığının önüne geçilmesine çalışılırken, diğer taraftan da Safeviler kuzeyden kuşatılmak istenmiştir. Ayrıca Don Karadeniz’e; Volga ise Hazar Denizi’ne dökülmeleri dolayısıyla böyle bir kanalın gerçekleşmesi halinde Osmanlı denetimi altındaki Azak Denizi’nin Hazar’a bağlanması düşünülmüştür. Ancak bölgede hüküm süren iklim koşulları ve eldeki teknolojinin bu işe elverisizliği yüzünden kanal işi tamamlanamadı. Bu tarihlerde Kırım Hanlığı’nın başında bulunan Devlet Giray, öngörülen planın gerçekleşmesi halinde Kırım Hanlığı’nın mevcut yarı bağımsızlığının da elden çıkabileceği endişesiyle kanal işine muhalefet etmiş, bu da projenin sonuçsuz kalmasının bir başka etkeni olmuştur.

1569 yılında Astrakhan’a karşı düzenlenen Osmanlı-Kırım müşterek seferi başarısızlıkla sonuçlandı. Kuzeyde yükselen Rus tehlikesini fark ederek ısrarla bu sorunu çözmek isteyen Sokullu Mehmet Paşa’ya rağmen Osmanlı Devleti Astarhan seferinden sonra  Deşti Kıpçak’ta aktif siyaset izlemekten vazgeçip Kıbrıs’a yöneldi ve Venedik ile büyük bir savaşa girişti. Hâl böyle olunca kuzey sahasındaki mücadele de tabiatıyla Kırım Hanı Devlet Giray’a kaldı.

1571’de Kırım Hanı I. Devlet Geray Han kumandasında Çerkezler, Nogaylar ve Kıpçaklar gibi halklardan oluşan Kırım ordusu,  karşısındaki Rus birliklerini perişan ederek, Moskova’yı  yaktı. Şiddetli rüzgâr yüzünden Moskova neredeyse tamamen yandı. Han bu sefer ile sadece kadim düşmanı IV. İvan’ı mağlup etmekle kalmamış Osmanlı Devleti nezdinde itibarını da arttırmıştı. Ancak elde edilen askerî başarı siyasî kazanıma dönüştürülemedi. 1572 yılında yeniden Moskova’ya saldıran Kırım hanı bu kez yenildi.

Devlet Giray’ın oğlu II. Gazi Geray Han 1591’de Moskova’ya kadar ilerledi, büyük başarılar kazandı ve Ruslar bir kez daha vergi ödemeye mecbur kaldı.  Kırım beyleri ertesi yıl büyük bir ordu Ruslar’a karşı yeni bir saldırı düzenlediler. Fakat 1593’te Osmanlı Habsburg savaşının başlaması üzerine Rusya ile barış imzalandı.  II. Gâzi Giray, Osmanlı-Avusturya savaşlarında büyük başarılar kazandı, Macaristan seferlerine katıldı. Osmanlılar Kırım Hanlığı’ndan vergi almıyor, hatta seferlerde başarılı olurlarsa onlara vergi bile ödüyorlardı.

Rus işgali

1678 de Ruslar ile Osmanlılar arasında yapılan ilk büyük savaşta Kazaklar Osmanlı himayesine alınmışsa da bu başarı çok uzun sürmemiş, Viyana bozgunu ile başlayan büyük ricat esnasında Kuzeydeki bütün kazançlar kaybedilmiştir.

1696 da Rusların Azak’ı zapt ettiler. 1699 da Osmanlı Devleti, Rusya’nın da katıldığı Kutsal Haçlı İttifak devletleri Avusturya, Venedik ve Lehistan ile imzaladığı Karlofça Antlaşmasıyla gerileme dönemine girdi.  Rus Çarlığı’nın büyük yükselişi Kırım’ı oldukça etkiledi.

1735-1739 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, 1736’da, Ruslar Gözleve, Akmescit  ve Bahçesaray’a kadar inip bölgeyi yağmaladılar.

1769-1774 Savaşı’nda Osmanlılarla birlikte Rusya karşısında alınan mağlubiyet Kırım’a felâket getirdi. Bu savaş esnasında 1771 de Rus orduları Kırım’ı işgal ettikten sonra 1774’de imzalanan Küçük Kaynarca antlaşması ile Kırım Hanlığı üzerindeki Osmanlı himayesi kaldırıldı. Bu Antlaşma, Karadeniz’in kuzeyinde kara parçaları ile kuşatılmış bir halde olan Rusya’nın denizlere ulaşma arayışında bir dönüm noktası olmuştur. Rusya, antlaşmanın kendisine sağlamış olduğu avantajlarla, Karadeniz’e hükmeden Osmanlı Devleti karşısına bu tarihten itibaren rakip olarak çıkmış, Kırım gibi stratejik bir coğrafyayı ve Müslüman nüfusa sahip önemli bir toprak parçasını Osmanlı Devleti’nden koparmayı başarabilmiştir.

1783’de Rusya İmparatoriçesi II. Yekaterina, Kırım Hanlığı’nın lağv ve topraklarının Rusya’ya ilhak edildiğini ilân etti. Osmanlı Devleti Kırım’a giren Rus Ordusu’na karşı yeni bir savaşa giriştiyse de başarılı olamadı ve 1792’de Yaş Antlaşması ile Kırım’ın Rusya’ya ilhâkını kabul etti.

Kırım üzerinde Rus hakimiyetinin tesisinin hemen akabinde, Rusya’nın diğer bölgelerine hiç benzemeyen tabiat harikası bu yarımadayı “yabancı” Tatar/Müslüman unsurlardan temizleme, burayı bütünüyle Ruslaştırma ve daha güneye yönelik genişleme teşebbüsleri için stratejik bir sıçrama tahtası olarak kullanma yönünde sistematik adımlar atıldı. Bunun kaçınılmaz bir neticesi olarak, Kırım Tatarlarının Kırım’dan Osmanlı Devleti topraklarına büyük dalgalar halinde göçleri başladı. Kırım’ın müteakip tarihini teşkil eden göçlerini ve göçlere sebep olan olayları konu alan yazımızın DEVAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Kaynaklar:

Kırım Hanlığının Kuruluşu ve Türk-Rus İlişkileri Üzerindeki Yeri (1441–1783) Doç. Dr. M. Metin HÜLAGÜ Erciyes Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Kayseri. http://www.metinhulagu.com/images/dosyalar/20120302155532_0.pdf

Kırım Tatarları Kimdir Doç. Dr. Hakan KIRIMLI Bilkent Üniversitesi http://www.kirimdernegi.org.tr/sayfa.asp?id=456

Bülent Pakman. Eylül 2014. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Kırım ve Kırım Tatarları ile ilgili yazılarımız:
KIRIM TATARLARI
KIRIM HANLIĞI
KIRIM TATARLARININ GÖÇLERİ
GÖÇLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
KIRIM
Sivastopol
Yalta
Gözleve
Çibörek
MUSTAFA ABDÜLCEMİL KIRIMOĞLU
Sürgün (1) _ Can Pazarı (2)
Küllerinden Yeniden Doğmak (3) _ Sürgünde Yeşeren Vatan (4) _ Cesur insanlar Kremlin’e karşı (5)
Sovyet Hapishanelerinde Bir Kahraman (6)_ Sürgünlere Rağmen Yine Kırım Yine Kırım (7)
Ya Vatan Ya Ölüm (8) _  Evimizi Geri verin (9)
İSMAİL GASPIRALI (Bölüm 1)
İSMAİL GASPIRALI (Bölüm 2)
İSMAİL GASPIRALI (Bölüm 3)
İSMAİL GASPIRALI (Bölüm 4)
Kırım belgeseli
Karay/Karaim Türkleri

Twitter Widgets

IMG_2080Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Kırım Hanlığı için 2 cevap

  1. CENNET dedi ki:

    yazınızın bir yerinde osmanlının kırım hanlı üzerinde etkisinin arttığını yazmaktasınız halbuki tam tersine kırım hanlığının Osmanlı üzerinde etkisini 2.beyazıttan itibaren artırmış olup Yavuz ve kanuniden itibaren osmanlı perde arkasında altınorda imparatorluğuna dönüşmüştür.bununda böyle olduğunun en büyük kanıtı osmanlı hanedanından hayatta hiçkimse kalmazsa kırım hanlığı osmanlıya varis olacaktır fermanı yukarıda yazıdığım gerçekliği tescil etmektedir.dolayısı ile bazı gerçekleri çarpıtmadan yazmak lazımdır diye düşünüyorum.

    • bpakman dedi ki:

      Bu ifade birçok kaynakta geçmektedir. Mesela:
      Osmanlı Devleti egemenliğini üzerlerinde görmek istemeyen Kırım hanları,Kırım’da günden güne artan Osmanlı nüfuzunun Astarhan’a kadar uzanarak Kırım’ın bir Osmanlı eyaleti haline gelmesi endişesini ciddi derecede hissetmişlerdir.”
      KIRIM HANLIĞININ KURULUşU VE TÜRK-RUS İLİŞKİLERİNDEKİ YERİ (1441–1783) Sayfa 7. Doç. Dr. M. Metin HÜLAGÜ Erciyes Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü ÖĞretim Üyesi, Kayseri.
      ve
      Doğu Avrupa siyasetinin kilit unsurlarından biri haline gelen ve Hacı Geray’ın soyundan gelen “Geray” hânedânı idaresindeki Kırım Hanlığı 1475 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile sıkı bir ittifaka, hattâ onun himayesi altına girdi. Bu tarihten itibaren Kırım’ın güneyindeki dar kıyı şeridindeki Ceneviz kolonileri Osmanlı hakimiyetine geçtikten başka, giderek artan bir Osmanlı nüfuzuna girecek olan hanlığın da kaderi güneyindeki bu imparatorluğa bağlanmış oldu.”
      Kırım Tatarları Kimdir Doç. Dr. Hakan KIRIMLI Bilkent Üniversitesi http://www.kirimdernegi.org.tr/sayfa.asp?id=456
      Yazımda bu iki kaynağı vermiştim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s