ODTÜ Neden Farklıdır?

ÖNCEKİ YAZI İÇİN TIKLAYIN

Aşağıdaki yazı Bahtiyar Kurt’un sayfasından alınmıştır. Link ve yorumlarım en sonda notta belirtilmiştir.

Günlerden pazar. ODTÜ Kültür Kongre Merkezi ile tenis kortlarının arasındaki çimlerdeyiz. Çok da küçük olmayan bu yeşil alanda bir kaç öğrenci mezunların arasında kendilerine yer bulabilmiş. Sanırım bu öğrenciler genelde etraflarında çocuk görmekten mutlu olan çiftler. Evet, ortalık mezun ve çocuk kaynıyor. Sanki biletle giriliyor da çocuğu olmayan alınmıyor. Emekleyen bebekler, yeni adım atan veletler ve babalarıyla yeni tarz oyunlar oynayan çocuklar. Ortalık bir oyuncak alanı, hangi oyuncak kimin belli değil. Anneler babalar sanki yıllardır birbirlerini tanıyormuşcasına çocukları hakkında konuşuyorlar. Ankara’da böyle bir atmosfer başka bir yerde var mıdır? Zannetmiyorum. Zaten ebeveynlerin eminim bir kısmı da sohbetlerinin bir kısmında benzeri cümleleri kuruyorlar. Okul biteli yıllar olmuş ama ODTÜ mezunları okullarından kopamıyorlar.

Peki bu insanların burada ne işi var. Neden dönüp dolaşıp üniversitelerine geri dönüyorlar. Çünkü…. Çünkü ODTÜ bu insanlara çok şey kattı. Ankara gibi kısırdöngü bir ortamda ODTÜ bu insanlara büyük fark yarattı. Bu insanlar ODTÜ’lü.

Hiç 5-6 ODTÜ mezunun arasında kaldınız mı?  Hiç şansınız yok konu elbet dönecek dolaşacak ODTÜ’ye gelecektir. ODTÜ’nün ne kadar farklı olduğu, hocaların ne kadar sıradışı olduğu, öğrencilerin ne kadar serbest olduğu ve tabi ki okulda kaç adet öğrenci topluluğu olduğu. Ha bir de doğacılar ODTÜ’nün kuşlarını, bitkilerini anlata anlata bitiremezler. Çok da iyi yaparlar.

Kısacası iki ODTÜ’lü mezun okulları hakkında konuşurken gözlerinin içi güler, heyecan artar. Neden mi? Gelin ODTÜ’lüleri anlamaya çalışalım.

ODTÜ’de kimse kimseye karışmaz!

Evet yanlış duymadınız. ODTÜ’de saçınız uzun, kulağınız küpeli dolaşırsınız. Hatta bu durumların ülke çapında büyük sorun olduğu 80’li 90’lı yıllarda dahi. ODTÜ’lü çiftler el ele, sarmaş dolaşırlar. Kimse dönüp bakmaz bile. Çimlerde kantinlerde öpüşürler. ODTÜ’de yurt müdürleri, derslere giren hocalar ve diğerleri öğrencilere karışmaz (İstisna müdürler olmuştur elbet.). Herkes mutludur, şaşkındır. Bu nasıl bir dünyadır. Burası özgürdür.

ODTÜ’de herkes “Hocam” statüsündedir

1994 yılı ve okulda daha ilk günlerim. İlk gecemi Ulus’ta pavyon üstü bir otelde geçiriyorum. Ve orada daha ne kadar kalacağımı bilmiyorum. Bütün gece uyumamışım. Sabah ODTÜ’ye gidiyorum erkenden. Yurtta kalma hakkım olacak mı bilmiyorum daha. Acaba o otelde daha kaç hafta kalacağım. Kendimi hemen yurt müdürlüğüne atıyorum. Suratımdaki yabancılığı gören müdürlük memurları sen gel bakalım diyorlar. Nerede kaldığımı öğrenince birbirlerine bakıyorlar. Hemen aralarından bir tanesi “hemen minibüse atla çantalarını al gel bakalım. Seni bu gece burada yatıralım.” Nasıl gittiğimi bilmiyorum. Sanki beş dakikada gidip geri geliyorum Ulus’a. 1. Yurtta kalacağım. Merdivenlerden inerken 112 numaralı odayı soruyorum bir öğrenciye. “Hocam şuradan” diyor. Hocam kelimesinin garipliğiyle bakıyorum öğrenciye. “Hocam yenisiniz galiba. Bizim burada herkes hocamdır”. İşte böyle tanışıyorum hocam kelimesiyle. ODTÜ’de Rektörden akademisyenlere, öğrencilerden hizmetlilere herkes hocamdır. Ortak bir cemaatin eşit üyeleridir. ODTÜ’den yayılmış hocam kelimesi tüm Ankarayı kaplamıştır. Gurur duyulası bir olgudur.

ODTÜ’de Dersler Öğrenciyi Geliştirir

Daha hazırlık sınıfındayız. Bölümle tanışma turlarının başlayacağını öğreniyoruz. Her cuma sabahı bir iki saat bölüme gideceğiz ki yavaştan alışalım. Daha ilk buluşmamız. Bir matematik hocası şöyle diyor: “Hoşgeldiniz arkadaşlar. İyi ki matematik bölümünü seçtiniz. İleride minibüs şoförü dahi olsanız ODTÜ Matematik okumanızı öneririm. Çünkü biz burada size sadece matematik öğretmeyeceğiz. Herhangi bir konuyu nasıl ele alacağınızı, herhangi bir problemi nasıl çözeceğinizi öğreteceğiz.” Buz sözler hiç aklımdan gitmedi. Bu sözler çok doğruydu.

Matematik bölümünde okurken felsefeden, Biyolojiden, Jeolojiden ve Sosyolojiden birçok ders alabildim. Hatta bu dersleri almamda matematik bölümündeki danışmanım yol gösterdi. Benim vizyonumu dinledi, doğacı olacağımı kabul etti, destekledi, düşündü, her dönem başında açılan farklı bölüm derslerinden bana öneriler getirdi. Daha ne olsun…

Kampüs Ortamı

ODTÜ hakkında yazacağım son cümleler de kampüsün özellikleri hakkında. Tabi kendi hikayemle. İlk olarak kayda geliyoruz dayımla. Dayım bana biraz kızgın saçlarım uzun diye. Kızılaydan minibüse biniyoruz. Daha minibüste uzun saçlılar, küperli erkekler. Dayım bana bakıyor, Bahtiyar tam sana göre yeri bulmuşsun.

ODTÜ tanıtım günleri. Daha yeni kazandığımı öğrenmişim. Yazın sonuna doğru hayatımda ilk kez kendim evden ayrılıp şehirlerarası yolculuk yapıyorum. ODTÜ’ye adımımı atıyorum. Daha açılışa vakit var. Kendim geziyorum kampüste. Stadyumun oradayım. Bir üniversitede stad var, çim var ve tribünler var. Hem de sahayı herkes kullanıyor, koşanlar, uçurtma uçuranlar. Rüya gibi. Sonra bir “spor salonu” tabelası görüyorum. Lise bahçelerinde basket oynama delisi biri olarak giriyorum salona. Tribünlere çıkıyorum. Basket oynayanları izliyorum ve aklımda bir çok soru. Çıkarken bir oyuncuya soruyorum, burası ODTÜ basket takımının salonu mu? Yok hocam, hepimiz oynuyoruz burada. Rüyadayım.

Sonra yurt hayatıyla tanışıyorum. Her yurdun önünde çimler. Çimlerde öğrenciler gitar çalıyor, king oynuyor. Muhabbet inanılmaz. Koşanlar, spor yapanlar ve daha neler. Her yurdun kantini var. Kız erkek karışık, muhabbet inanılmaz. Yurtlarda yaklaşık 4-5 bin öğrenci kalıyor. Bağımsız bir şehir. ODTÜ’de akşam olsun istiyorsunuz, kendinizi o büyülü sokaklara atmak istiyorsunuz. Rüyadayım.

Yalıncağa gidiyoruz deniyor. Orası da neresi. ODTÜ kampüsünün içinde eski bir yerleşke. İlk ODTÜ’lülerin ağaçlandırdığı büyük bir arazi var. Koşanlar, piknik yapanlar, doğa gözlemcileri, kuşçular. Herkes o dev arazide. Gez gez bitmiyor. Yıllarca geziyorum o arazide. Her köşesinde farklı bir anı. Kurtarılmış bir bölge.

Ve dahası var elbet. ODTÜ’de her gün bir etkinlik var. Sineması var, konserleri var, şenlikleri var. Kısacası ODTÜ kampüsü farklı, özel, güzel.

İşte kısaca anlatmaya çalıştım ODTÜ’yü ODTÜ yapan özellikleri kendi bakış açıma göre. Aslında daha söylenecek, anlatacak çok şey var. Ama ben yazıyı burada bitireyim. Kendi sözümü bırakayım başkaları konuşssun. Bu yazıyı hazırlarken bir kaç öğrenci ve mezuna da şu soruyu yönelttim: ODTÜ neden farklıdır. Bakın ne tür yanıtlar gelmiş. Yorumsuz!

– ODTÜ Özgürdür.

– Sonuna kadar kendini özgür hissedebildiğim tek yer.

– İnsanı zenginleştiren aktif öğrenci toplulukları ve güzel kampüs ortamı.

– Kampüsünün özgünlüğü ve yeşilliği nedeniyle öğrenci özel bir üniversitede olduğunu hisseder.

– Öğretim üyesi kalitesi ve uluslararası iletişimi son derece kuvvetlidir. bu yüzden “international” havayı soluyabilirsin. herhangi bir alanda en güncel bilgilerin ve gelişmelerin takip edildiğini bilirsin. yani öğrenmek ve gelişmek için en iyi ellerdesindir.

– ODTÜ sistemi (öğrenci kayıt, ders seçme, geçme-kalma durumu takibi vs) seni birey olmaya zorlar. burada derslerinin gidişatından sen sorumlusundur. Bu da insanı erişkin hissetmeye davet eder ve farketmeden büyürsün. bence bu yüzden iş hayatında ODTÜlüler ODTÜlülerle aynı dili konuşur ve anlaşır. Ortalama olarak bir sorumluluk hissimiz vardır bizim.

– Panolarda her zaman bir etkinlik ilanı vardır. seni sosyalleşmeye davet eder. içinde bulunduğun kampüsün yaşadığını, canlılığını hissedersin.

– Kampüsün büyüklüğü ve birçok değişik branşın aynı mekanları paylaşması nedeniyle YANİ kozmopolit yapısıyla gün içinde ve üniversite hayatın boyunca çok değişik insanlarla tanışma fırsatın olur. Başka başka insanlar deneyimler ve bunu kimliğini oluştururken bilmeden hazmedersin. Kendinden farklı insanların varlığı olağanlaşır ve daha toleranslı-ufku geniş bir insan olursun.

– Hayat sadece bu ülkeden ibaret değil. T.C. vatandaşı olmayan öğrenci ve öğretim üyeleri ile bu kafana kazılır.

– Soluduğun hava, kullandığın kütüphane özeldir. buraya sınavda belli seviyede başarı göstermiş kişiler gelebilmiştir. Bu anlamda gelebilen herkes biraz özeldir. sen de özelsindir.

– Öğrenci toplulukları canlıdır ve faaldir. bu yuvalar mezun olduktan sonra gireceğin iş dünyasına seni hazırlar. gününü dersler ve etkinlikler olarak ayırmayı öğrenen kişi mezun olduktan sonra da iş ve özel hayatını ayırmayı daha iyi bilir.

– Bir kere bir yandan tüm Türkiyenin çeşitliliğini yansıtır, bir yandan da başka yerlere kıyasla insanların birbirlerine karşı saygı ve tahammülleri daha yüksektir,

– Okulda hız sınırları düsüktür, kimse tozunu attırarak yayaların yanından arabalarıyla geçmez,

– Kültür işlerinin tüm uyuzluğuna rağmen okulda bölüm dışındaki faaliyetlerle ilgilenmek çekici hale gelmiştir, insanlar (mühendisler hariç :) ) bu sayede dünyalarını biraz daha zenginleştirme fırsatı bulur,

– Şehirde giyemecegin kıyafetleri giyersin, kimse laf etmez.

– Heykelleri vardır ODTÜ’nün, sanata yer vardır binaların arasında. aynı şekilde yayılabileceğin çimlere ve en güzeli de ormanı vardır ya. gider kaybolursun.

– Lisede senin seçmediğin bir sosyal ortamdan sonra ilk kez kendi seçtiğin, kafası çalışan insanlarla biraraya gelmek için insanın hayatındaki güzel bir fırsattır.

– Kendisini çevreleyen ve insanı yutan tüm karmaşa ve çirkinligin ortasında, öğrencilere kendilerinin seçebileceği zenginlikleri sunan bir vaha gibidir ve bu kültürü bulaşıcıdır insanlar arasinda, herseyin temelinde saygi ve tahammül vardır da ondan.

________________________________________________________________

NOT: Yukarıdakiler http://bahtiyarkurt.wordpress.com/2010/10/10/odtu-neden-farklidir/sayfasından bir miktar özetlenerek alınmıştır. Yazının tamamı ve yorumları linke tıklayarak okuyabilirsiniz.

Bu hocamız benden 27 yıl sonra yani 1994 yılında ODTÜ’ye girmiş. Okul hakkındaki izlenimlerinden yıllar boyunca okul havasının pek değişmemiş olduğunu anladım. Ama farklar var elbette. Bizim zamanımız hayli muhafazakardı, öyle kız-erkek çimlerde sarmaş dolaş değillerdi. Yıllar sonra yurt dışından gelince ODTÜ’yü gezerken dikkatimi ilk önce bu özgür ortam çekti.

Bahtiyar Kurt hocamız yukarıdaki satırlarında ODTÜ mezunlarının okuldan kopamadığını anlatmış. Gerçekten de Rektörlük eskiden mezunların okul ile ilişkilerinin sürmesini teşvik ediyordu. Örneğin ODTÜ’ye rahatça girebilme, Eymir ve kapalı havuzdan yaralanma gibi.  Bizler böylece hafta sonları ailelerimizle Eymir’e, ODTÜ’ye gider, döner, balık vb. yerdik. Ancak sonra Rektörlük girişleri öğrenci, öğretim üyeleri ve çalışanlar dışındakilere kapattı. Bir ara girişimlerimiz üzerine ODTÜ Mezunlar Derneği üye kartı olanlara hafta sonları girişe izin verdiler. Ama yine fazla sürmedi, bunu kaldırıp Mezunları parayla her yıl araba stickeri  almaya zorladılar. Nedeni ODTÜ’de park sorunu varmış, birileri kestirme diye bir nizamiyeden girip ötekinden çıkıyorlarmış. Eğitim olmadığı Pazar günü hangi park sorunu acaba? Ayrıca birisi kestirme gidiyor diye tüm mezunları cezalandır. Olacak iş mi? Amaç mezunu tırtıklamaktı elbette. Ben de kızdım, o gün bugün işim olmadıkça mezunlar gününde bile ODTÜ’ye gitmemeye karar verdim. O yıllarda Mezunlar aramızda para toplayıp (adam başı minimum 1500 dolar) kendimize Vişnelik tesislerini yaptık.

Yüzlerce mezunun hafta sonu yiyip içmesi, marketten alışveriş yapması, ODTÜ’ye tonla döviz 🙂 bırakması engellenmiş oldu ama en önemlisi  öğrencilere burs vermesi de sekteye uğradı. ODTÜ’den uzak kalan mezun burs vermektenden de uzak kalır. Nitekim ben de öyle oldum. Son durum nasıl bilmiyorum. İnşallah Rektörlük bindiği dalı kesmekten vazgeçmiştir.

Tekrar şimdiki ile bizim zamanımız arasındaki farka dönelim. Anlaşılıyor ki bizler epey sıkıntı çekmişiz. Örneğin kapalı havuz, banka, market, pastane hayal bile edemeyeceğimiz ütopyalardı. Yurtlar her başvuranı alacak kapasitede değildi, waiting list vardı. Barakalarda ve tavanı akan sınıflarda okuduk. Üçlü anfide ilk ders yapan biziz, tesisat tamamlanmadığı için arkalardan ders izlenemiyordu, daha iskeleler kaldırılmamıştı zira ders olmadığı zamanlar ince işler devam ediyordu. Öğlen yemek yemek için ya uzun kuyrukları bekleme ya da aç kalma durumundaydık.

1969 Ocak ayı, kış gecesi her yer diz boyu karla kaplı, saat 19 civarı, barakadaki çizim dersinden çizimi erken bitirip, hocaya teslim edip çıktım.  Makina bölümü arkasındaki bugün Bilkent tarafına bakan otobüs durağına yürüdüm. Benden başka etrafta bir Allah’ın kulu yok. Otobüs saati geçtiği halde bir türlü gelmiyor. O arada uzaktan kurt mu köpek mi anlaşılmayan ulumalar başladı. Ulumalar gittikçe yaklaşıyordu. O zamanlar şehre 8 km uzağız. ODTÜ de bugünkü yapılaşma olmadığı gibi  çevresinde de hiç birşey yok. Yolun karşı tarafında bir tek ısı merkezi var. O da çok ilerde. Yani tam dağ başı. Gelenler neyse sayılarının çok fazla olduğu anlaşılıyordu ve aç kalmış kurt sürüsü olabilirlerdi. Köpek de olsalar saldırmayacakları ne malum? Geri dönsem otobüsü kaçıracağım. Sonra bir saat nerede vakit geçireceğim? Barakaya dönsem hoca, millet ne der? Elimde T cetveli var o beni korur mu acaba, onu görüp kaçarlar mı, ne yapsam derken uzaktan Maden yokuşundan bir far belirdi, bu beklediğim otobüs olmalıydı. Sonunda kendimi gelen otobüse attığım zamanki sevincimi hiç unutamadım.

Bindiğim otobüs Amerika’dan hibe gelmişti, renkleri kırmızı beyazdı. Onlardan bir sürü vardı ve hepsine “et arabası” diyorduk zira okuldaki yaygın söylentiye göre Amerika’da emekliye ayrılmadan önce bunların son görevleri et taşımakmış. Bu otobüslerin durağı gündüzleri Meclisin karşısında, İçişleri Bakanlığı önündeydi, akşam ise Güvenpark’da. Ancak ODTÜ’de sol eylemler artınca bizi Saracoğlu mahallesinin NATO Enf. Dairesi nizamiyesinin olduğu ara caddesine atarak cezalandırdılar. Sonra oradan da daha ileriye attılar galiba, tam hatırlayamıyorum.

Okul hayatımızın ortasında bu et arabalarının yerini mavi Mercedes 302 ler aldı. Bu otobüslere bindiğimizde Jumbo yani Boeing 747 lere bindiğimizi zannediyorduk. Yine mezun olmamıza yakın kafeteryaya yeni bir bina ilave edildi. Alakart bölüm açıldı. Master yaparken okula pastane açıldı. Pastanede döner de satılıyordu.

Evet bizler ODTÜ’de böyle şeylerle mutlu oluyorduk işte. Öğrenim yıllarımızın sonuna doğru ODTÜ gittikçe daha iyi oluyordu ama biz de artık gidiyorduk.

Son olarak Bahtiyar Kurt hocamızın değindiği bir başka husus, mühendislerin bölüm dışındaki faaliyetlerle katılmadığı. Sonrasını bilemem ama bizim zamanımızda pek öyle değildi. Örneğin ODTÜ Türk Halk Bilimleri Klübündeki folklorcüler arasında mühendisler önemli yer tutuyordu. ODTÜ futbol takımında da öyle. ODTÜ Basketbol takımı koçu rahmetli Rüştü Hoca eski ve de çok iyi bir basketçiydi İnşaat mezunuydu.

Bülent Pakman. 20 Aralık 2010.

ODTÜ ile ilgili yazılarımız:

Facebook Widgets

Viyana Palmenhaus Cafe 2012Bülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/

 

1 Response to ODTÜ Neden Farklıdır?

  1. mustafa turgut berber dedi ki:

    Geçmiş zaman olurki ,hayali cihan değer…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.