Neymiş Araplar?

Araplar düşmandır Türklere” diyebilir ve tüm Arapları böylesine aynı kefeye koyabilirmiyiz? Bu olamaz elbette. Düşman olanlar da olabilir, vardır özellikle koyu bağnaz dinciler arasında ama dost olanların, Türkleri sevenlerin sayısı da azımsanamaz. Aramızda epey akrabalık da vardır, özellikle Mısırlılar, Ürdünlüler, Suriyelilerle. Az önce beni muayene eden Suriyeli dişçi “soyadım Ağa, bende Türk kanı var” diye iftihar ediyordu. Araplar Türklere düşman olmaktan ziyade olsa olsa kıskanmaktadırlar diyebiliriz. Kıskandıkları hem müslüman hem de laik olarak onlara kıyasla dini  bağnazlıktan biraz daha ötede yaşamamızdır. Arap kadınları ise kıskanmak şöyle dursun Türkleri çok beğenmekte, içtenlikle sevmekte ve bizim kadınların yaşadığı hayata, statülerine özlem duymaktadırlar. Özellikle Türk dizilerini, Gümüş’ü seyrettikten sonra. Rahatça diyebilirim ki Arap kadınları arasından Türklere düşman olan falan yoktur. Ayrıca tüm Araplar İstanbula hayrandır. Bu arada Bahreyn’liler Türklere düşmanlık şöyle dursun Türkleri inanılmaz ölçüde seviyorlar. Defalarca giriş çıkış yaptığım Bahreyn pasaport ve gümrük görevlileri her zaman bu sevgilerini belli ederler.

AKP iktidarından önce bazı Araplar Türkleri dinsiz falan görürlerdi. Uzun bir süredir dinci iktidarımız, Cumhurbaşkanımız, imam hatip okullarımız, bolca tarikatlarımız, türbanlı kız ve kadınlarımız olduğundan artık bunu da fazla dile getiremiyorlar. Ama Atatürk hakkındaki düşünceleri yine aynı. Malesef Atatürk onlara öyle lanse edilmiş çünkü. Yani onlara pis araplar diyen dinsiz, dönme biri olarak.

Sonuçta Araplar bizi ilginç ve farklı buluyorlar.

Bu konuda  aşağıda alıntıladığım eski ama ilginç bir yazı, genelde Araplar hakkında eksik bilgilerimizi, aradan geçen zaman zarfında köprülerin altından çok sular aktığını gayet iyi göstermektedir. Belirttiğim gibi yazıda bazı yanlış saptamalar var, örneğin bizi müslüman görmediklerini tam olarak iddia edemeyiz. Bizim müslümanlığımızın onlarınkinden farklı olduğunu çok iyi biliyorlar. Ama bu bizi müslüman olarak görmedikleri anlamına gelmemektedir.

Gazeteci Serdar Turgut’un Ocak 2002 tarihli yazısı:

Bu köşede Araplar hakkında gerçek hislerimi ne zaman yazdıysam, bazı çevrelerden hep tepki gördüm. Bunlar Araplar ile aramızda bir din kardeşliği olduğunu iddia ediyorlar, bana da kızıyorlardı. Aynı dinden olduğumuz kesin de onlarla aramızda bir kardeşlik filan gayet tabii ki yok. Araplar düşmandır Türklere, bu aktif bir düşmanlıktır ve bizim bunu kavrayabilmemiz de pek kolay değildir. Türkiye’nin çok önemli bir özelliği var. Türkiye kendisine düşmanlık besleyen ülkeleri, bunlar hadlerini aşmadıkları sürece, fazla iplemez. Bakın Yunanistan’a mesela. Adamcağızlar yıllar boyu tepinip durdular, Türkler böyle Türkler şöyle diye, Türkiye korkuları paranoya haline geldi. Bizde ise aktif bir Yunan düşmanlığı yoktur. Araplar da kendi bölgelerinde tepinip duruyorlar ve onları da pek dikkate alan yok bizim tarafımızda.
***
Onlarla suni kardeşlik hayalleri kuranlar son iki olaydan sonra inşallah bakış açılarını yeniden değerlendiriyorlardır.
Osmanlı’dan kalan eserleri yıktılar biliyorsunuz, büyük bir kinle Suudi Arabistan’da. Şimdi de Kral Fahd, İngiliz casusu Lawrence’in zamanında yaşadığı evin kapısına ‘‘Bu ev, Osmanlı’ya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere yardımcı olan İngiliz Thomas Edward Lawrence tarafından karargáh olarak kullanılmıştır’’ yazılı bir plaket astırarak orayı müze haline dönüştürmüş. Bu olay bile Arapların sadece kindar değil aynı zamanda aptal olduklarını göstermekten başka hiçbir şeye yaramaz. Çünkü bakın o çok sevdikleri ve yalakalandıkları T.E. Lawrence ‘‘Bilgeliğin Yedi Sütunu’’ adlı kitabında Arapları nasıl tanımlıyor:

‘‘Onlar, dünyayı her zaman dış hatlarıyla gören, temel renklerin ya da daha doğrusu siyah ile beyazın egemen olduğu bir halktı. Kuşkuyu -bizim modern dikenli tacımızı- hor gören dogmatik bir halktı.
Bizim metafizik zorluklarımızı, içebakışla ilgili sorgulamamızı anlayamazlardı… Umursamaz bir tevekkülle zihinlerini boş bırakan, sınırlı, dar kafalı insanlardı. Zihin ya da bedene ilişkin hiçbir örgütlenmeleri yoktu.Kabilenin fikirleri ile mağaranın fikirleri arasında yollarını izliyorlardı.’’
Daha çok alıntı yapabilirim ama gerek yok herhalde. Bilmem anlatabiliyor muyum meseleyi?
***
Daha önce de yazdım, yine tekrarlayayım. Dubai’de bir gün, Körfez Savaşı’ndan bir ay sonra sadece yabancılara açık olan bir barda içki içiyordum. Polis daldı içeriye, kimlik kontrolüne başladı. Müslümanları tutuklayıp çıkarıyorlar.
Sıra bana gelince pasaportuma baktılar ve çekip gittiler. Rahat bıraktılar beni. Araplar hem Türklere düşmanlar, hem de bizi Müslüman olarak kabul etmiyorlar. Bu beni çok mutlu eden bir olay, buna üzülenler de olacaktır mutlaka.
Beni etmiyorlar tamam anladık ama şunu unutmayın ki gerçek inananlarımızı da kendilerine göre tanımlamışlar, onları da Müslüman olarak kabul etmiyorlar.”Dolayısıyla son yaptıkları olaylar da hiç şaşırtıcı değil.
Ne kadar mutluyum ki bunlar bizim bölgede müttefikimiz filan değil; çünkü onlara muhtaç olsaydık her fırsatta bizi arkadan hançerleyecekleri de kesindi.”

  Kaynak

Bülent Pakman. Eylül 2009. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets Facebook Widgets

Viyana Palmenhaus Cafe 2012

Bülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s