Sakarya Meydan Savaşı

Yunan Ordusunun Ankara’ya ilerlemesi

15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal eden Yunan Ordusu, ileri harekâta devamla Milne Hattı olarak ifade edilen Ayvalık- Soma-Akhisar-Aydın hattına ulaştılar. 22 Haziran 1920’de iki koldan tekrar ileri harekâta geçen Yunan kuvvetleri, Kuzey Grubu ile 30 Haziran 1920’de Balıkesir’i, 8 Temmuz 1920’de Bursa’yı işgal ettiler. Salihli- Afyon yönünde ilerleyen Güney Grubu ise, 29 Ağustos 1920’da Uşak bölgesini ele geçirdi.

6 Ocak 1921 tarihine kadar Uşak ve Bursa bölgesinde hazırlıklarını sürdüren Yunan ordusu, Türk-Batı Cephesi birliklerinin Çerkez Ethem Kuvvetleri ile çatışmaya girmesinden de yararlanarak, İnönü-Eskişehir istikametinde 10 Ocak 1921’de saldırıya başladılar. İnönü mevzilerindeki muharebeler Yunan kuvvetlerinin saldırı çıkış hatlarına çekildiği 11 Ocak 1921 tarihine kadar sürmüştür.

Bu olayı Atatürk de Nutuk’da anlatıyor: “Yunan ordusunun giriştiği bu taarruzda, Ethem ve kardeşleri de kendilerine düşen görevi yerine getirmekten geri durmadılar. Tekrar Kütahya’ya yönelerek, orada bulunan zayıf tümenimize saldırmaya başladılar. İzzettin (Çalışlar) Paşa’nın sağlam karakteri, vukuflu komutası ve emrindeki Türk subay ve erlerinin yüksek kahramanlıkları Ethem ve kardeşleriyle saldıran hain kuvvetleri yenerek geri çekilmeye mecbur etti.” Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Türk kuvvetlerinin güçlenmesine imkân vermeden imhasını sağlamak; Eskişehir ve Afyon  stratejik bölgelerini ele geçirmek, Sevr Antlaşması hükümlerini zorla Ankara’ya kabul ettirmek amacıyla 23 Mart 1921’de Yunan Ordusu biri Afyonkarahisar diğeri Eskişehir yönünde iki koldan tekrar saldırı başlattı. İkinci İnönü Savaşının 1 Nisan 1921’de Yunanların yenilgisi ile sonuçlanması üzerine Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya şu telgrafı çekti: “Düşman, binlerce ölüsüyle doldurduğu savaş meydanını silahlarımıza bırakmıştır“. Mustafa Kemal Paşa “Siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz. İstila altındaki topraklarımızla beraber bütün vatan, bugün en ücra köşelerine kadar zaferinizi kutluyor” yanıtını vermiştir. Bunlara karşılık savaş sırasında Ethem imzasıyla Türk mevzileri üzerine atılan karşılığında Yunan kuvvetlerinin başkomutanı Papulas’ın Ethem’e beş-altı bin Drahmi ödediği bildiri şöyleydi:  ‘Ey Türk zabitan ve efradı! Yunanlılar kendilerine teslim olanlara ve ellerine düşenlere iyi bakıyorlar. Bunun en büyük delili bizim vaziyetimizdir. Vatan için niyetleri temiz olmadığı aşikâr olan Ankara meşru hükümetinin şer aleti olmamak vatan vazifesi ve insanlık şiarıdır… Kuvayı Milliye Umum Kumandanı Ethem.’

Eskişehir – Kütahya Bozgunu

Yunanlılar 1. ve 2. İnönü Savaşları sonunda Türklerin millî direnişinin giderek düzenli ve örgütlü bir askerî yapıya evrildiğini, Kuvayı Milliye müfrezeleri gibi yerel direnişten, topyekün topraklarını geri alma mücadelesine dönüştüğünü gördüler. Aslıhanlar Muharebesi ise küçük ve başarısız olsa da Türklerin fırsat bulursa saldıracağını da gösterdi. Yunan karargâhı tedirgindi.

Türk Ordusu hızla büyüyor, örgütleniyordu. Bu ordu Ankara’da kurulan Büyük Millet Meclisi aracılığıyla siyasi ve kurumsal bir zemine de oturtulduğundan, giderek kolay başa çıkılır bir hareket olmaktan uzaklaşıyordu. Anadolu’daki Yunan varlığını devam ettirmenin tek yolu kalmıştı. Türk ordusu tamamen yok edilecek, Ankara’daki siyasi yapı tümüyle ortadan kaldırılacaktı. Bu amaçla Yunan Küçük Asya İşgal Ordusu uzun süren bir planlama sürecinin ardından Eskişehir ve Kütahya istikametinde 10 Temmuz 1921’de saldırıya kalktı.

10 yıldır savaşmaktan halsiz, moralsiz bir milleti bu savaşa inandırmak zordu. Buna işbirlikçi İngiliz ajanlarının ordu içinde yaptığı propaganda ve muharebeler sırasında bazı birliklerin ölümcül hataları eklenince Birinci ve İkinci İnönü Muharebeleri’nin başarısına rağmen, Türk Ordusu ciddi bir bozguna uğradı. 17 Temmuz’da Kütahya kaybedilmişti.  30 bin civarı asker firar ederken, ordu moral çöküntü içine girmişti.

Sakarya’nın Doğusuna çekiliş

Bu şartlar altında Mustafa Kemal, 18 Temmuz’da, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın Eskişehir’in güneybatısında Karacahisar’daki karargâhını ziyaret etti ve ona “Ordunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi” direktifini verdi. Bu cesur kararı ilerde Nutuk’ta şöyle açıklayacaktı: “Düşman hiç durmadan takip ederse, hareket üssünden uzaklaşacak ve yeniden menzil hatları kurmaya mecbur olacak; herhalde beklendiği birçok güçlüklerle karşılaşacak; buna karşılık bizim ordumuz toplu bulunacak ve daha elverişli şartlara sahip olacaktır. Bu şekildeki çekilişimizin en büyük sakıncası, Eskişehir gibi önemli yerlerimizi ve birçok topraklarımızı düşmana bırakmaktan dolayı kamuoyunda doğabilecek manevî sarsıntıdır.

Böylece hem ordunun erimesi önlenecek, hem Yunan orduları Anadolu içlerine çekilecek, hem de zaman kazanalıcaktı. Atatürk, geri çekilme kararıyla Eskişehir’in düşmana bırakılmasının yaratacağı siyasi etkinin de farkındaydı. Ancak “Askerliğin gereğini tereddütsüz uygulayalım. Diğer sakıncalara karşı koyarız” diyerek askeri strateji açısından çekilmeyi zorunlu görüyordu. Bu, Atatürk’ün Sakarya öncesindeki ilk “kurtarıcı” kararıydı. Bu karar, bir ay kadar sonra Sakarya Zaferi’nin kazanılmasında kilit bir rol oynayacaktı.

19 Temmuz’da Eskişehir Yunan ordusunca işgal edildi. 21 Temmuz’da Eskişehir’i geri almak için yapılan Türk saldırısı başarısız oldu. Firar eden asker sayısı muharip ordu mevcudunun yarısıydı. 4. Grup kuşatılıp imha olmaktan son anda kurtuldu. Mustafa Kemal Paşa’nın önerisi, İsmet Paşa’nın kabulüyle ordudan geri kalan Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilip yeniden savunma düzeni aldı. Herşey yeniden başlıyordu.

Başka çare kalmamıştı. 22 Temmuz’da Türk ordusu geri çekilmeye başladı. Çekilme oldukça başarılıydı. 24 Temmuz’da Batı Cephesi Karargâhı Polatlı’ya taşındı. 25 Temmuz’da Türk ordusunun Sakarya’nın doğusuna çekilmesi tamamlandı. Atatürk, o günlerde çevresindekilere, “Ordu ayaktadır, sağlamdır. Çok değil, 20-25 gün daha vakit kazanalım. Onlara göstereceğiz. Behemehâl tepeleyeceğiz ” demişti. Atatürk’ün, tehlikeyi sezerek bazı yerlerin kaybedilmesi pahasına orduyu Sakarya’nın doğusuna çekmesi, sadece büyük komutanların verebileceği bir karar olup hem askeri hem de siyasi riskler içeriyordu. Başarısız olunduğu takdirde, Yunan ordusu yok yere Anadolu’nun içine kadar girmiş olacak, Kurtuluş Savaşı da muhtemelen kaybedilecekti. Bu risk alındı.

Org. Ali Fuat Erden şöyle diyor: “Bu manevraya ‘ihtiyari stratejik çekilme’ denir. Bunu yapabilmek için büyük manevi cesaret lazımdır.Harp tarihinde geri çekilmeyi emreden ve onu başarıyla yapan komutanlar, imha muharebesi yapanlardan daha nadirdir.” (Ali Fuat Erden, Atatürk, 1952 s. 80)

Metaksas’ın kehaneti

İzmir ve Anadolu’da Helen işgali Yunan Başbakanı Venizelos’un bir hayaliydi. İngiliz Başbakan David Lloyd George’la Yunanların bu amaçla kullanımı konusunda anlaşmışlardı. Venizelos’un Küçük Asya Seferi’nin komutanlığına tayin etmek istediği kral yanlısı olarak bilinen Venizelosçu subayların çok tutmadığı general İoannis Metaksas bu öneriyi şu gerekçe ile reddetmişti: “Yunanistan’ın toprakları şerefle ve refah içerisinde yaşamak için yeterlidir, Küçük Asya Seferi bir maceradır. Türkler yok olduğunu zannettiğiniz ordularını yine toparlar ve bir sabah aniden karşınıza çıkarlar”.

Topyekûn savaşı hazırlıkları

Atatürk, Kütahya Eskişehir Muharebelerinden sonra meclisten gelen, “ordunun başına geç!” teklifini, “olağanüstü başkomutanlık” şartıyla kabul etti. Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal başkomutanlık yetkisiyle donatıldı ve Tekalif-i Milliye Kanunu 7/8 Ağustos 1921’de yayınlandı. Bir anlamda seferberlik ilan edildi. Buna göre bedeli sonradan ödenmek üzere halkın elindeki yiyecek, giyecek maddelerinin yüzde 40’ı, öküz ve at arabalarının yüzde 10’u, binek ve taşıt hayvanlarının yüzde 20’si ile her evden bir kat çamaşır, birer çift çorap ve çarık istendi. Böylece Atatürk, para bulmanın neredeyse imkânsız olduğu bir ortamda, gerçekçi ve pratik bir çözüm olarak “zorunlu iç borçlanmaya” gidip ordunun en temel ihtiyaçlarını karşılamayı başardı. Bu, onun üçüncü “kurtarıcı” kararıydı. Atatürk, orduyu, meclisi ve milleti “topyekûn” bir savaşa hazırlayacaktı. Atatürk, Nutuk’ta bu topyekûn savaş stratejisini şöyle açıklıyor: “Savaş ve çarpışma demek, iki milletin; yalnız iki ordunun değil, iki milletin bütün varlıklarıyla, bütün mallarıyla, bütün maddi ve manevi güçleriyle karşılaşması ve birbiriyle vuruşması demektir. Bunun için bütün Türk milletini, cephedeki ordu kadar, düşüncesi ve duygusuyla ve fiili olarak savaşla ilgilendirmeliydim…

Türk ordusunun hali

Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde ordunun durumu hiç iyi değildi. O günlerde cepheyi gezen milletvekillerinin anlattığına göre askerin pek çoğunda çarık yoktu, asker yalın ayaktı. Gece soğuktu ancak askerin kaputu yoktu. Askerin yüzde 80’inde elbise yoktu. Var olanlar da eskiydi. Kimi askerler sivil giysiler içindeydi. İç çamaşırı yoktu. Su yoktu. Askerin birçoğu matarasızdı. Kırbaları, fıçıları eksikti. Tütün yoktu. Erler ot içiyordu. Sigara kâğıdı yoktu.Posta hizmeti aksaktı. Askerin yüzde 20’sinin süngüsü yoktu. Birçok süvarilerin kılıcı yoktu. Ağır yaralıları taşıma olanağı yoktu. Geri hizmetler iyi değildi. Asker aileleri geçim sıkıntısı içindeydi. (Sina Akşin, Savaş ve Etnik Temizlik, s. 372-375)

Un bulamayan insanlar kaynamış ve kavrulmuş buğdayla karınlarını doyuruyordu. En önemlisi de cephede askere ihtiyaç vardı. Genelkurmaya göre Kütahya, Eskişehir ve Sakarya muharebeleri sırasında kaçak sayısı 48.335 kişiye yükselmişti. (Türk İstiklal Harbi, C.7, s.356)

Acil 20 bin asker gerekiyordu.Mustafa Kemal Paşa ve kurmayları hızla orduyu yeniden tertipleyip, donatıp, 120 000 kişilik bir savaş makinasının karşısına çıkarmak için gerekli düzenlemeleri yapmaya koyuldular.

Yunan ordusu işi bitirmek istiyor

Kütahya Eskişehir Muharebeleri’nde Türkleri yenmiş olsalar da Yunan stratejisi başarıya ulaşamamış; Türk Ordusu ateş çemberinden yarım da olsa çıkmayı başarmıştı. Papoulas için Mustafa Kemal ve ordusunu, Ankara’daki hükümeti ortadan kaldırmadan ulaşılacak her sonuç başarısızlıktı. Yunan Genelkurmayına göre bu kadar kısa sürede Türk orduları yeni bir savaşa hazırlanmış olamazdı. Yunanlar zaferden emindiler. Yarım kalan işi tamamlamak için Yunan Ordusu yeniden tertiplenip 10 Ağustos’ta Ankara’ya doğru yürüyüşe geçti. Kuzeyde Ankara Çayı’ndan güneyde Mangal Dağı’na uzanan 120 km’lik genişlikteki alanın bir kısmından saldıracaklardı, ama hangi kısmından?

Sakarya savaş öncesi tarafların durumu

Sakarya savaşı öncesi tarafların durumu

Yunan Küçük Asya Ordusu Sakarya önüne 9 piyade tümeni ve şişkin bir süvari tugayı ile gelmişti. Bunun dışında Çangaridis Müfrezesi gibi müstakil kıtalar ve Karargaha bağlı alaylar ile Güney emniyetini sağlamakla yükümlü Trikupis Grubu vardı.

Mustafa Kemal Paşa üniformasını giyiyor

12 Ağustos’ta Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa’yla birlikte Polatlı’daki cepheye giden Atatürk, Genelkurmay Başkanından 18. Fırka’nın kaldırılıp ihtiyat grubunun takviye edilmesini istedi. Takviye işinin nasıl yapılacağını 6 maddede tek tek anlattı. Aynı gün 12. Grup Komutanı’nın, bu grubun ihtiyata alınması önerisini, cephede yerleşmiş ve yapacakları görevleri bilen 3 tümenin, özellikle düşmanın ileri harekâtının başladığı sırada geriye alınmasının yanlış olduğu gerekçesiyle kabul etmedi. Buna karşın komutana iki seçenek sundu. “Hangi hal şekli sizce uygunsa, hemen bildiriniz” dedi.

14 Ağustos’ta Milli Savunma Bakanı Refet Paşa’dan, birkaç gün sonra başlayacak meydan muharebesi öncesi ordunun tüm ihtiyaçlarını karşılamasını istedi. Aynı gün bütün Müdafaa-i Hukuk Merkezlerine gönderdiği telgrafta “İstihbarat ve Matbuat Umum Müdürlüğü’nün bildirimlerine göre halkın aydınlatılmasını” istedi.

15 Ağustos’ta Tekâlifi Milliye Encümeni Başkanından gaz tenekesi, fıçı, kırba gibi su araç gereçlerini toplayıp cepheye göndermesini istedi.

16 Ağustos’ta Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’ya düşmanın durumu hakkında bazı sorular sordu. Aynı gün İnler Katrancı yakınlarında atından düşerek yaralandı. İki kaburgası kırıldı. Tedavi için 16 Ağustos’ta Ankara’ya gitti. Sadece bir gece Ankara’da kaldı. 17 Ağustos’ta kırık kaburgasıyla Malıköy yakınlarında Alagöz’deki karargâha gitti. Sakarya savaşını buradan yönetecekti. Aynı gün  Fevzi Paşa’dan, “6. Fırka’nın bütün kuvvetiyle hemen Mürettep Fırka’ya katılarak Karahisar’a saldırmasını” istedi.

19 Ağustos’ta bütün komutanlara kapsamlı bir cephe emri verdi. 10 maddelik bu emirde komutanlara yapması gerekenleri tek tek sıraladı. Özellikle cephede iletişimin sağlanmasına dikkat çekiyordu.

20 Ağustos’ta Batı Cephesi Komutanlığı’na şu emri verdi:

1. Kuvvet ve vaziyetiniz düşmanı mağlup etmeye uygundur.

2. Muharebe hattı üzerinde bazı noktalarda ileri geri hareketler normaldir. Herhangi bir kıtanın geri çekilmesi halinde diğer kıtalar topçu ve piyade yardımına koşmalıdır.

3. Muharebelerin şiddetli anında komutanlar duygularına kapılmadan itidal ve sükûnetle hareket etmelidir.

4. Bu emir bütün komutanlıklara duyurulacaktır.”

Atatürk, İsmet Paşa’yla yaptıkları cephe değerlendirmesini, 21 Ağustos’ta, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’ya aktarıp görüşünü rica etti. Muharebe sırasındaki yazışmalardan Atatürk’ün, silah arkadaşlarıyla böyle görüş alışverişi içinde karar aldığı görülmektedir ki, zaferin sırlarından biri de budur.

Güçlerin karşılaştırılması

Türk Batı Cephesi Ordusu’nun muharebeye katılacak 16 piyade ve 4 süvari tümeni dışında 1 süvari tugayı ve cephe karargahına bağlı müstakil alayları vardı. Mürettep Tümen ve 6. Tümen muharebe dışında tutulmuştu. Bunun nedeni muharebelerden sonra takip harekâtında görülecekti.

Süvariler ve topçular aşağıda değerlendirilecektir. Bu arada 9 Yunan piyade tümenine karşı 16 Türk piyade tümeni karşılaştırması yanıltıcı olabilir. 1 Türk piyade tümeninin yaklaşık 4 200-4 500 savaşçı, Yunan tümeninin ise 11 000-12 500 savaşçıdan oluştuğunu söylemek gerekir.

Kısaca “1 Türk tümeni yaklaşık 1 Yunan alayına ancak denkti” denebilir. Bu durumu daha net anlatabilmek için, 23 Ağustos sabahı, muharebe başlarken karşı karşıya gelen kuvvetlerin görüntüsü aşağıda izdüşüm şeklinde verilmektedir:

Süvarilerin durumu; Yunan süvari tugayı Steyr tüfeklerle iyi donatılmış, cins atlara binen, mevcut açısından 2 Türk süvari tümenine denk bir birlikti. 4,5 Türk süvari tümeninde ise toplam tüfek sayısı 1 Yunan süvari alayına denkti.

Yukarıda ana hatlarını verilen askeri güç dengesi 23 Ağustos 1921 sabahı, taarruz başlarken özetle şu şekildedir:

Mustafa Kemal Paşa’nın stratejisi

Buna karşın Mustafa Kemal Paşa yaptığı savunma planında 1. süvari tümeni’ni cephe kuzeyinde, 2. ve 3. süvari tümenlerini en güneyde cephe kanatlarını korumakla görevlendirmişti. Bu üç tümenin muharebe süresince görevlerinde değişiklikler de olacaktı.

Paşa’nın cepheye dahil etmediği 14. Süvari tümeni ve 4. Süvari tugayından oluşan Fahrettin (Altay) Bey’in grubunu eski Osmanlı akıncıları gibi kullanması üzerine kurulan stratejisi Sakarya Meydan Muharebesi’nin kaderini belirleyecekti.

Mustafa Kemal Paşa Kütahya Eskişehir Muharebeleri’nde gördüğü topçularla ilgili bir eksiğe de müdahale edecek; topçu bataryalarının kullanımını stratejik olarak tümen komutanlarına verse de, taktik uygulamada batarya komutanlarını serbest bırakacaktı. Yani; topçu ateşi altına alınması gereken hedefi, zamanını ve şiddetini tümen Komutanı belirlese de, bunun ne şekilde olacağını onunla yakın temasta olacak batarya Komutanı belirleyecekti. 286’ya 169 topluk güç farkı bu şekilde kapatılacaktır. Yunanlıların uzun menzilli ağır toplarına karşılık, eldeki kısa menzilli ama hafif dağ bataryaları hareketli şekilde kullanılarak bu dezavantajın da kapatılmasına çalışılacaktı. Süvari grubu da Yunan topçusunun beslenmesini engelleyecek, mühimmatsız bırakacaktı.

Papoulas’ın evdeki hesabı

Papoulas’ın stratejisi uyarınca Yunan tümenleri önce doğuya, Sakarya nehrini geçtikten sonra da gizlice (!) güneye ilerleyerek cephe Güney kesiminden bir baskın saldırı yapacaktı. Prens Andreas’ın 2’nci Kolordusu Mangal Dağı’na taarruz edecek gibi konumlanıp daha sonra Mangal Dağı’nın doğusuna açılarak Haymana yönünde bir kuşatma harekatı deneyecekti. Birinci kolordu da daha kuzeyi hedef gösterip, Mangal Dağı – Türbetepe’ye saldırarak aradaki Demirözü Vadisi’nden cepheyi yarmaya çalışacaktı.

Yunan Küçük Asya Ordusu’nun Sakarya’daki stratejisi “şaşırtma ve cephe sol kanadından yarma/kuşatma” şeklindeydi. Cephe ortasına 3. kolordunun 2 tümeni, bunun güneyine ise 2 kolordu ile taarruz edecekti.

Papoulas 1 ay önce benzer bir şaşırtma ile Kütahya’da sonuç almış; Trikupis’in Kuzey Tümenler Grubu Bursa – Bilecik yönünde 6 tümenimizi oyalarken Papoulas asıl sol kanatta, Kütahya’da cephemizi yarmayı başarmıştır. Yunan karargâhı yine sağ gösterip sol vurma derdindeydi. Bu sefer ortadaki 1. kolorduyu cephemizin en solunda, Mangal Dağı ve Demirözü Vadisi’ne saldırtacak, asıl Mangal Dağı karşısındaki 2. kolordu ise doğuya, sonrada kuzeye yönelip orduyu kuşatacaktı. Cephe yarısı olan Yıldız Dağı kuzeyindeyse yalnızca 7. Tümenleri vardı.

Bu kez karşılarında Atatürk olduğunu bilseler

14-23 Ağustos 1921 arasında Yunan orduları ilerledi. Türk orduları ise Atatürk’ün stratejisi gereği hep geri çekildi. Sayısal olarak da subay sayısı dışında neredeyse her askerî unsurda Türk Ordusu’nun yaklaşık iki katı üstünlüğe sahip olan Papoulas’ın savaş makinası 23 Ağustos 1921 sabahı harekete geçti. Kuzeyde de muharebeler olsa da, Sakarya’da can pazarı Haymana kesiminde yaşanacaktı.

23 Ağustos 1921 Salı Saat 08:00 İnler Katrancı’da, Sivritepe’de öncü mevziindeki teğmen dürbününü indirmeden mırıldanır: “Geliyorlar!” Tam karşılarında, 3 km uzaklıktaki Yunan 2. Tümeni’nde telaşlı bir koşturmaca başlamış, çadırlar bozulmaya başlamıştır.

Saat 10:00 Yarımdam mevkiindeki Yunan topçusu 1 saattir sağanak şeklinde 75 mm yağdırmaktaydı. Teğmen söyleyeceklerini tembihleyip atlı postayı Alay’a doğru yola çıkardı. “Süngü taaaaaak!” 23 Ağustos 1921 O günden sonra Sivritepe “Gazitepe” olacaktır. Postanın getirdiği haberi dinleyen Yarbay Reşit Bey mevzideki 38. Alay efradına baktı; beklenen an gelmiştir. Haberciyi tümen karargâhına gönderecekti ki, hatırladı; komutan Şükrü Naili (Gökberk) Bey de önceki günden beri güney tepesindeki mevziidedir.

23 Ağustos 1921 Saat 11:00 Yunan 1. Tümeni Demirözü, 2. Tümeni İnler Katrancı ve Ilıca köylerine girdi. Bu yerleşimde bir tuhaflık vardı; “En sağdaki 1. Tümen Demirözü’nden Türbetepe istikametine saldıracaksa, Mangal Dağı muharebe dışında mı kalacak?” 2 saat sonra, Taburoğlu gerisinden sağanak gibi gelen obüs mermileri, Yunanlıların bu anlamsız özgüveninin nedenini belli ediyordu; Albay Frangu’nun taarruza kaldırdığı alay dalga dalga gelmekteydi. 5. Tümen topçusu ise tüm hünerini göstermeye çalıştı. Mangal Dağı’nda ilk bakışta Mehmet’in dostu gibi görünen kayalar parçalandıkça şarapnellere eklenmekte, serseri kurşunlar gibi dört bir yana savrulmaktaydı. Diz siperinin içine yüzükoyun yatmış 14. Alay efradı ise sabırla komutanın “kalk” emrini beklemektedir.

Beklenen kıyamet Haymana’da, Mangal Dağı’nda kopmuştu. Bu dağda bugün olacak her şey gelecek 3 haftaya damgasını vuracaktı. Batıdaki dere yatağından 152 mm Howitzer’lerle, 105 mm Scoda’larla açtıkları yoğun örtü ateşi altında Yunan piyadesi öncü mevzilerimize kadar sorunsuzca yaklaştı. Ama asıl sorun bu değildi. Öğleden sonra başlayan şiddetli fırtına tüm cephe sol kanadını ve Mangal Dağı’nı felç etti. Tümen topçu gözetleme subayı 2 m ötesini göremediği için bataryalar ateşi kesti. Siperleri hallaç pamuğu gibi atan ateş hafiflese de, fırtına yüzünden piyade görmeden ateş etmekteydi. 21:30’a kadar bu şekilde direnen tümen hızla erimekteydi. Gece yarısı takviye alay istemeye giden tümen Komutanı Yarb. Kenan Bey’e grup Komutanı Selahattin Adil Bey tümenin elden çıkmaması için kuzeydeki Yaprakbayırı sırtlarına çekilmesi emrini verdi.

Dağın boşaltılması Cephe Karargahı’na bomba gibi düştü. Bundan sonra 27 Ağustos’a kadar al/verlerle, dramatik olaylarla dolu bir süreç yaşanacaktı, Yunan 1. Kolordusu Demirözü Vadisi’ni yarmak için her şeyi deneyecekti. Mangal Dağı’nın düşmesinden sonra bu kesimde yaşananları Dr. Selim Erdoğan aşağıdaki videoda ayrıntılı anlatıyor:

Kondulis’in 2. Tümeni ise Demirözü Vadisi’ni açmak için Türbetepe – İkiztepeler hattına yüklenmekteydi. Burada da GEDIKLİ MUHAREBELERİ olarak bilinen kanlı çarpışmalar yaşanacak, 25 Ağustos günü Sakarya Destanı’nın en uzun sayfalarından biri burada yazılacaktı. Dr. Selim Erdoğan aşağıdaki videoda bu safhayı ayrıntılı anlatıyor:

26 Ağustos günü hem kuşatma için güneyde, hem de cepheyi yarmak için Demirözü Vadisi’nde her iki Yunan kolordusu da var güçleriyle saldırıya geçtiler. Baki Vandemir o günü “60 000 Yunan askeri 36 000 savunmacı savaşçıya hücum ediyordu” diye anlatır.

Tutunamayacak derecede zayiata uğrayan tümenler geriye alınıp yarım gün dinlendirildiler, varsa eldeki ihtiyatlarla yeniden tertiplenip tekrar cepheye sürüldüler. 26 Ağustos’un o buhranlı gecesinde Başkomutanlık Kütahya’daki hatayı tekrarlamaz ve üç kritik olay yaşanır. Önce TBMM ve hükümeti Kayseri’ye nakletme kararı Ankara’daki Milli Savunma Bakanı Refet Paşa’ya bildirildi. Ancak cephe raporlarını iyice inceleyen Başkomutan “taşıma kararından vazgeçtiğini” iletti. Çünkü “Harp Ankara’ya intikal etse dahi dövüşecektir”. O sırada Yusuf İzzet Paşa’nın, “Bu hat da giderse hangi hattı savunacağız?” diye sorması üzerine Sakarya’nın kaderini değiştiren emri verdi: HAT SAVUNMASI YOKTUR, ALAN SAVUNMASI VARDIR. O ALAN BÜTÜN VATANDIR! VATANIN HER KARIŞ TOPRAĞI VATANDAŞ KANIYLA SULANMADAN TERK EDİLMEYECEKTİR. Vatanını savunan asker için “cephe yarıldı, yenildim” diye bir şey söz konusu olamaz. Vatanını savunan asker her yerde dövüşür! Küçük büyük her birlik bulunduğu mevzilerden atılabilir, ama ilk durabildiği noktada yeniden düşmana karşı cephe kurup savaşı sürdürür”.

Başkomutanlık Kütahya’daki hatayı tekrarlamadı. Bu kez Yunan 7. Tümeni’nin bütün kuzey kesimini oyalamasına izin vermeyip, 41. Piyade ve 1. Süvari tümenleri ile 12. Grup’un tamamını Haymana bölgesine kaydırdı. Hatta 3. Grup’taki tümenlerden de birer alay bu bölgeye alındı. Cepheyi uzattıkça, asker sayısı az olduğu için Türk savunma derinliğinin kaybolacağını sanan Papoulas şaşkınlık içindeydi.

Savaş makinasını nereye sürse karşısına Türk duvarı çıkmaktaydı! Muharebelerin başında hovardaca mermi harcayan Yunan topçusu “devir ekonomi devri, bunun yarını da var” diyerek iktisat yapmaya başladı. Fahrettin Bey’in süvarilerinden kaçmak için ana menzil yollarından uzaklaşan Yunan ikmal kolları sık sık koca bozkırda kaybolmaktaydılar.

Güneydeki Prens Andreas’ın 2. kolordusu son bir hamle ile Şerefligöközü – Sındıran mevzilerine yüklendi ve böylece 4 gün sürecek olan GÜZELCEKALE MUHAREBELERİ başladı. Yunanlıların “Kale Grotto” dedikleri bu muharebelerde o kadar ağır kayıp verdiler ki burası için Atina’da Syntagma Meydanı’na Sakarya’dan ayrı bir anıt bile yaptılar.

Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında Eskişehir Akpınar’da yaptıkları anıt ise İstiklal Savaşı’ndan sonra yöre halkı tarafından yıkılmıştır.

Gerçekten de 25-26 Ağustos’ta Gedikli sırtlarında, 28-31 Ağustos arasında Şerefligökgöz – Sındıran (Yenice) arasında yaşanan bu muharebeler o kadar belirleyici olur ki, Sakarya Meydan Muharebesi içinde kendi adlarıyla anılırlar.

Güzelcekale hamlesi sonuç vermeyip, 2. Kolordusu etkisiz kalan Papoulas sürecin ortasında strateji değiştirdi. Bu kez güneyde Demirözü, daha kuzeyde ise Baraközü vadilerinden cepheyi yararak Çal Dağı’na ulaşmaya çalışacaktı. Ona göre Çal Dağı bu muharebenin kilidiydi.

Oysa mühimmat ve erzak ikmali felç olmuş orduda umutsuzluk had safhaya ulaşmıştı. Kıta komutanları eratı “Çal Dağı’nın ardı Ankara, alırsak önümüz açık” diyerek motive etmeye çalışmaktaydılar. Papoulas her iki vadiden 2 kolorduyla son hamlesini yaptı.

31 Ağustos/1 Eylül gecesi çok zor geçti. Siper bile kazılamayan kayalık dağda 190. Alay, mevcudu 1 bölüğe düşene kadar, dövüşüp sabah 15. ve 57. Tümenlerin yetişerek dağa tutunmasına yetecek zamanı kazandırdı. Artık her iki taraf da top mermilerini koklayarak kullanmaktaydı.

Mehmetçik Çal Dağı’na tutunarak 3. savunma hattında 3 Eylül’e kadar savaştı. Güzelcekale’de nispeten rahatlayan Batı Cephesi Çal Dağı ve çevresine takviye alaylar kaydırdı. Artık alaylar tabur, taburlar bölük mevcuduna inmişti.

Haymana Çarşısına uymaz

Papoulas ve kurmaylarının Kütahya Eskişehir Muharebeleri’ni kazanmış olmanın verdiği özgüvenle hazırladıkları taarruz planında atladıkları nokta artık karşılarında her ayrıntıyı düşünerek stratejisini hazırlayan Mustafa Kemal’in olduğuydu.

* İhtiyat tümenlerini Yunan taarruz siklet merkezi olacağını anladığı Güney kesime toplaması,
* Yunanlıları kademeli çekilmeyle Haymana’nın tepelik bozkırlarının içine çekmesi,
* Süvari tümenlerini akıncı gibi kullanıp düşman ikmalini felç etmesi,
* Düşman cephe uzattığını sanırken aslında çekilerek açı daraltması ve cepheyi kısaltması,
* Kısa menzilli dağ bataryalarını hareketli kullanarak uzun menzilli obüs eksiğini kapatması,

Daha sayılabilecek çok ayrıntı var. Ama kaldığımız yere; 3 Eylül’e geri dönelim:

15. ve 24. tümen 31 Ağustos’tan 3 Eylül’e kadar Çal Dağı’nı fedakarca dövüşerek savundu. Bir örnek; zaten Mangal Dağı ve Güzelcekale muharebelerinde çok hırpalanmış olan 24. Tümen Çal Dağı’nda o kadar ağır zayiat verdi ki, 13 Eylül’deki zaferden sonra tümen lağvedildi. Çal Dağı 3. savunma hattımızın omurgası ve Yunanlılara göre Ankara’yla aralarındaki tek engeldi. Ancak cephenin Çal Dağı’na yakın kesimlerinde; hatta Haymana Güney tepelerinde, kuzeyde Polatlı’da bugün zafer anıtının olduğu şehir merkezinde bile kanlı muharebeler sürmekteydi.

Sonunda kalan asker mevcuduyla Çal Dağı’na tutunma olanağı kalmayınca Batı Cephesi Komutanlığı’nın yaptığı cephe düzeltmesiyle 3 Eylül 1921 günü ordu 4. ve son savunma hattımıza yerleşti. Bu hat 1683 2. Viyana bozgunundan beri yaşanan toprak kaybının sona erdiği hat olacaktı! 3 Eylül günü yerleşilen hat sonuncusu olacaktır, fakat olmasaydı da Gazi Paşa bu muharebeyi kaybetmeyi aklına bile getirmemekteydi. Haritada görülen 2. Savunma Alanı’nda aynı şekilde dövüşmeyi göze almıştı, sadece zaman ve asker kaybı artacaktı.

Nitekim muharebeyi kazandığını sanan Papoulas ve kurmayları da Çal Dağı’ndan doğuya baktıklarında, Türk askerinin Karayavşan – Erif – Şeyhali hattına mevzilendiğini ve tahkimat yaptığını görünce bu acı gerçeği anladılar. Papoulas’ın evindeki hesap Haymana çarşısına uymamıştı!

Muharebelerin 3-9 Eylül arasındaki kısmı Yunanlıların ara sıra yaptıkları “dostlar alışverişte görsün” hücumları ve küçük Türk müfrezelerinin düşmanın durumunu anlamak için yaptığı keşif taarruzlarıyla geçti. Bu 6 günlük evrede çok kanlı çarpışma neredeyse olmadı. Yalnızca cephe orta kesiminde, Şeyhali – Kızılcakışla hattında, 3. Yunan kolordusu 5. Kafkas ve 61. Tümen mevzilerine şiddetli saldırıda bulunmuş, bu da ağır zayiat verdirilerek püskürtülmüştü. Atatürk, 5 Eylül’de gazeteci Berte G. Gaulıs’e verdiği demeçte: “Yunan istilacılarını sonunda yurdumdan kovacağımı kuvvetle umuyorum” dedi.  6 Eylül raporlarına göre Yunanlılar Sakarya’nın batısında siper kazmaktaydılar.

Yunan zayiatı tahmin edilenin çok üstündeydi. 11 000 kişiyle başlayan Yunan 2. Tümeni’nde 3 000 sağlam muharip er kalmıştı. Hava keşif raporları, gözlemler hep aynı sonuca çıkmaktaydı: Papoulas çekilişini gizlemeye çalışmaktadır!

Yunan karargahı 7 Eylül’de destek unsurlarını Sakarya batısına geçirmeye, tümenleri ise toplamaya başlamıştı bile. Tek dertleri çekilmenin faciaya dönüşmesini önlemekti. Başkomutan’ın önerisiyle, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın görüş ve emri İsmet Paşa’ya  “15. ve 23. tümenlerin Mürettep Kolordu emrine Polatlı’ya hareketi ve 4 tümenle Duatepe kesimine saldırı hazırlıklarına başlanması” iletildi. 22 gün ve gece süren Sakarya Melhame-i Kübrası Haymana’da başlamıştı ama Polatlı’da sona erecekti!

Başkomutanlık karargahı Karapınar’a taşındı. Mürettep Kolordu 41. ve 57. tümenleri de ihtiyata almış halde saldırıya hazırdı. 9 Eylül saat 02:00’de beklenen cephe emri geldi; “10 Eylül Cumartesi sabah fecirle birlikte düşman sol kanadına taarruz edilecektir”. Aynı gün Atatürk, komutanlarla Polatlı’nın kuzeyindeki Zafertepe’ye gittiler.  Gerekli hazırlıkları bizzat yaptırdı. 10 Eylül 1921 sabahı Mürettep Kolordu topçularının ateşi başladı. “Gazi Kovan” (cephede boşalmış, Ankara’daki İmalat-ı Harbiye atölyelerine yollanmış, oradan tekrar doldurulup cepheye dönmüş kovan) son seferini yapmaktadır. Atatürk Beylikköprü doğusundan Türk karşı taarruzunu başlattı. Atatürk, o gün, Zafertepe’den daha ileri hatta geçmek istedi. Topçu ateşini daha etkili biçimde düzenlemek için Duatepe’ye, 15. Tümene gitmeye karar verdi. Kazım (Özalp) Paşa’ya muharebeyi Zafertepe’den idare etmesini söyleyip kendisi ileri hatta gitti. Kazım Özalp şöyle diyor: “Başkumandanın böyle önemli bir durumda en ileri hatta taarruz eden kıtaların yanında görülmesi ve muharebeyi fiili hareket hattında takip etmesi subay ve erlerin maneviyatları üzerinde büyük etki yaptı.” (Utkan Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, s. 264).

Afyon yolu

10 Eylül sabahı Kazım (Özalp) Bey’in grubunun topçu ateşiyle Yunan tümenlerinin zamana karşı yarışı da başlamıştı. Yıktıkları köprüler öfkeli Türk’ü ne kadar durdurabilirdi? Türk Ordusu’nun çekilen birlikleri çevirip imha etmeye çalışacağı açıktı. 3 gün sonra Fahrettin Altay’ın süvarileri dışında Mustafa Kemal Paşa’nın Papoulas’a bir sürprizi daha olacaktır; MÜRETTEP TÜMEN!

Sakarya’nın batısına geçecek bütün tümenler zorunlu olarak kuzeye, Polatlı kesimine doğru ilerlemek zorundaydılar. Bu çekiliş sırasında işgal etmiş oldukları önemli direneklerde emniyet alayları bırakarak, kuşatılmamak için süratle ve kollar halinde kuzeye akmaktaydılar. Batı Cephesi ise bu çekilmeyi bir faciaya çevirmek için elinden geleni yapmaktaydı. Güneydeki tüm gruplar Yusuf İzzet (Met) Paşa komutasında birleştirildi. Bu kıtalar da güneyden hem emanet verdikleri direnekleri geri alma, hem de düşmanı yakalama yarışına girdiler.

Yusuf İzzet Paşa

Saldırının ilk gününün sonunda Türk Ordusu tüm cephe hattında yaklaşık 9 km kat ederek bir hafta önce terk ettiği 3. Savunma hattını ele geçirmiştir. Çal Dağı, Mangal Dağı, Türbetepe de geri alınan dayanaklar arasındaydılar. 11 Eylül günü güneydeki tümenlerini hızla Sakarya batısına kaçırmaya çalışan Papoulas bir yandan da Mürettep Kolordu karşısında çekilme yolunu koruyan 3. Kolordu ile karşı saldırılar gerçekleştirdi. Muharebelerin bu safhası beklenenden daha kanlı olmaktaydı. Yusuf İzzet Paşa’nın grubu hızla ilerlemekte, gazi köyleri ve mevzileri teker teker geri almaktaydı. Akşam saatlerinde 31 Ağustos’ta terk edilen 2. Savunma hattının tamamı ele geçirilmişti.

Başkomutan Atatürk, 12 Eylül’de ordulara verdiği cephe emrinde, “Ordunun amacı geri çekilen düşmanı Sakarya’dan geçerken hezimete uğratmaktır. Bunun için aşağıdaki gibi hareket edilecektir” diyerek 11 maddede harekâtın detaylarını açıkladı.

Aynı gün Haymana topraklarında bir tek Yunan birliği kalmamıştı. Yunan Küçük Asya Ordusu’ndan geriye kalan ne varsa, mevcut üç köprü dışında Sakarya üzerine kurulan seyyar sal köprülerden alaylar halinde batı kıyısına geçirilmekteydi.

Asıl çekilme ise akşam 19:00’da başladı. Sakarya batısında savunma tertibatı almaya çalışan Yunan ordusu güneye doğru sırasıyla 2., 1. ve 3. Kolordular şeklinde mevzilenerek savaşmayı planlamaktaydı. Ancak bu çekilme, onca hazırlığa rağmen, gece tam bir karmaşaya döndü. Kemal Paşa’nın Papoulas’a sürprizi olan, baştan beri kurmay heyetinin anlam veremediği şekilde cephe dışında, Yunak-Ilgın bölgesinde tuttuğu Ahmet Zeki (Soydemir) Bey’in Mürettep Tümeni aniden ortaya çıktı ve Yunanlılar’ın en güneydeki geçidini, Fettahoğlu Köprüsü’nü bastı. Buradaki 12. Tümen birlikleri köprüyü uçuramadan Uzunbey’e kaçmak zorunda kaldı. Baskında tümen Yunanlılar’dan 15 araba, 1 ambulans ve bol sıhhi malzeme, 3 uçak ele geçirildi. Bir arabadan Papoulas’ın kişisel eşyaları çıktı. Türk akıncılardan ikinci kez kurtulmuştu.

Zafertepe 12 Eylül 1921

Zafertepe 12 Eylül 1921

13 Eylül günü Sakarya’nın doğusunda bir tek düşman askeri kalmamıştı. İsmet Paşa çekilen Yunan birliklerinin dağıtılması, mümkünse tek tek imhası için cephe emrini verdiğinde, Mürettep Tümen çoktan Yunanlılar’ın çekilme yolundaki lojistik üssüne, Sivrihisar’a varmıştı. Baskın ve çatışmanın ardından üsteki birlik kaçarken Tümen’e 2 ambulans, 1 araba, ambarlar dolusu erzak ve mühimmat bıraktı. Ayrıca burada tutulan 400 Türk esir de kurtarıldı.

Cephe orta kesimlerine karşılık gelen Fettahoğlu Köprüsü dışındaki tüm köprü ve geçitler Yunanlılarca imha edilmişti. Kavuncu’da kurulan üç hastaneye yaralılar taşınırken, Papoulas’ın emri uyarınca Yunan birlikleri hızla Eskişehir’e doğru çekilmekteydi. Esirlerin ifadelerinden Papoulas’ın karargahında 10 İngiliz subayının da olduğu, erlerin üç gündür yemek yemedikleri ve bu yüzden yeni savunma mevzilerinde de tutunamadıkları öğrenildi.

14 Eylül günü başlayan takip harekatı 10 Ekim’e kadar sürecek, Yunanlılar ancak Sakarya’yı geçmekte zorlanan Türk Ordusu’nun 3 gün kaybetmesi sayesinde ateş çemberini yararak Eskişehir ve Afyon’daki müstahkem mevkilerine sığınmayı başaracaktı.

3 gün sonra Sakarya Zaferi İstanbul’da duyulduğunda genç, yurtsever bir müzisyen şu marşı yazacaktır; “Ey mert asker, durma, yürü ileri! Vatanımda bir tek düşman kalmasın

Atatürk anlatıyor

Atatürk, TBMM’den başkomutanlık görevini aldığında meclise ve millete “kesinlikle başarıya ulaşacağız” diyerek söz vermişti. Sözünü tuttu. Sakarya kazanıldı.

Atatürk, Sakarya Zaferi sonrasında 19 Eylül 1921’de mecliste uzun ve etkili bir konuşma yaptı. “TBMM ordusunun Sakarya’da kazanmış olduğu meydan muharebesi pek büyük bir meydan muharebesidir. Harp tarihinde belki misli olmayan bir meydan muharebesidir” dedi. Sonra “bu büyük zaferi kazanan heyeti hürmet ve takdirle yad etmeyi vicdani bir vecibe” gördüğünü söyledi. Önce Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’dan, sonra Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’dan, sonra da Milli Savunma Bakanı Refet Paşa’dan övgüyle söz etti. Daha sonra diğer grup, kolordu, fırka komutanlarını övdü. “Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyleyecek söz bulamam…” diyerek subayları takdir etti.

Sonra da Mehmetçiğe iltifat etti. “Bu milletin evlatlarının fedakârlıkları, kahramanlıkları için ölçü bulunamaz… Böyle bir milleti bağımsızlığından mahrum etmeye kalkışmak hayal ile iştigaldir” dedi.

Atatürk, konuşmasını şöyle bitirdi: “Ordumuz, vatanımız dâhilinde bir tek düşman neferi bırakmayıncaya kadar takip, baskı ve taarruzuna devam edecektir.” Ve her  dediği gibi bu da aynen gerçekleşti.

O gün Meclis, Sakarya Zaferi sonrasında kendisini öne çıkarmayan Atatürk’e “Gazi” ve “Mareşal” unvanları verdi.

Sonuçları

Sakarya Meydan Muharebesi Türk’ün varını yoğunu ortaya koyarak son ocağını savunduğu, tarladaki çiftçiden dağdaki çobana kadar bir milletin yoksulluğunu silah gibi kuşanarak dövüştüğü gerçek bir destandır. Bütün kurmay kadrosunun ve subaylarının 10 yıllık savaş tecrübesini ve üstün strateji/taktik yeteneğini büyük bir soğukkanlılıkla kullandığı bir askeri tarih dersidir. Cepheye silah – cephane taşıyanından imalat-ı harbiye atölyelerinde mermi yapanına, siper kazanından tüfek kuşanıp dövüşenine kadar, Türk kadınının İzmir’de açacak çiçeklere Ankara’dan su taşıdığı yerdir. Sakarya Meydan Muharebesi, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın bütün emperyalist işgalcilere “Türk bitti demeden bitmez” dediği yerdir!

Sakarya sonunda Yunan ordusu maddi manevi olarak sarsıldı. Fransa Başbakanı Briand, barış yapılmasını istedi. İngiliz Başbakanı Lloyd George bile Sevr ruhuna veda etmek gerektiğini bildirdi. Sevr, padişah onaylamadığı için değil, Sakarya kazanıldığı için geçersiz oldu. İtalya Dışişleri Bakanı, Yunan hükümetinden fedakârlık istedi. İtalya, Anadolu’dan çekildi. Yunanistan, arkasındaki emperyalist desteği büyük oranda kaybetti. Sovyet Rusya ve Hindistan halkı, Türk Kurtuluş Savaşı’nı destekliyordu.

Atatürk, askeri zaferi diplomatik zaferlerle taçlandırmayı bildi. 13 Ekim 1921’de Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Sovyet Rusya arasında Kars Antlaşması imzalandı.

Yunan ordusunun artık toparlanamayacağını anlayan İngiltere, Sevr’i yumuşatan barış teklifleri hazırlayıp Türkiye’ye sundu. TBMM, tam bağımsızlığa aykırı bu teklifleri reddetti.
Sakarya Muharebesi sonrasında TBMM, Başkomutan Atatürk’e “Gazi” ve “Mareşal”
unvanları verdi. Sakarya Zaferi’yle halkın başkomutana, orduya,meclise ve kesin zafere inancı arttı.

Sakarya, vatan kurtaran zaferdi. Falih Rıfkı Atay şöyle diyor: “Ben şimdi İstanbul’un bir köşesinde bu satırları, Sakarya Savaşı’nı kazandığımız için yazabiliyorum. Bu sırada siz İstanbul denizini hala o zafer şerefine seyrediyorsunuz.” (F. Rıfkı Atay, Çankaya, s. 339)

Kaynaklar:

Sakarya Meydan Muharebesi Araştırmaları. Dr. Selim ERDOĞAN https://twitter.com/SakaryaSavasi

Sinan Meydan: “Vatan Kurtaran Zafer” Sakarya – Sözcü Gazetesi 23.08.2021  https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/sinan-meydan/vatan-kurtaran-zafer-sakarya-6608042/

Sinan Meydan. Sakarya’da Atatürk etkisi. Sözcü 13.09.2021. https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/sinan-meydan/sakaryada-ataturk-etkisi-6645631/

Keşke Yunan Kazansaydı – 1921 Bülent Pakman. Haziran 2021.  https://bit.ly/3khDIcn

Birinci İnönü Muharebesi. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Birinci_İnönü Muharebesi

İkinci İnönü Muharebesi. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/İkinci_İnönü_Muharebesi

Yunan General İoannİs Metaksas’ın kehaneti ve… İnancın zaferi. İlber Ortaylı. Hürriyet 19 Mayıs 2019 https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/yunan-general-ioannis-metaksasin-kehaneti-ve-inancin-zaferi-41218394

Bülent Pakman. Ağustos 2019. Yeniden düzenleme Eylül 2021. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Bülent Pakman kimdir? IMG_2654