Prof. Nuri Saryal’ın ODTÜ anıları

Halil Paşa yazmış: Bir akademisyenin ‘ODTÜ anıları’

“Kim demiş ki yakın geçmiş tarihin eleştirisi yalnızca solcuların kitaplarından çıkar diye? Okuyun bu kitabı. Hele de ODTÜ’lüyseniz mutlaka ne yapıp edip bulup okuyun.”

*

Prof. Nuri Saryal bir akademisyen. Robert Koleji ve Makine Mühendisliği eğitimi sonrasında, Amerika’da yüksek lisans, Almanya’da doktora ünvanı almış. ODTÜ’de öğretim görevlisi (1962) bir yıl sonrasında da Makine Mühendisliği bölüm başkanı (1963) olmuş. Türkiye’de üniversitelerin hızla politize olduğu ’68 Kuşağı’ yıllarında ise üniversitenin rektör yardımcılığını (1964-69) yapmış.

Hasan Tan dönemi sonrasında ise, 12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesine kadar bir süre ODTÜ’nün rektörlük görevini de yürütmüş.

Bu nedenle Saryal’ın “ODTÜ Anıları” isimli kitabı, hem 68 Kuşağı, hem de benim de içerisinden geldiğim ’78 Kuşağı’ Türkiye’si yıllarında geçiyor.

Bu nedenle kitabın eleştirisini yaparken en çok da kendimin de etkilendiği 60’lı 70’li yıllara ait siyasi olayları ve çıkarsadıklarımı öne çıkardım.

*

Her ne kadar Saryal anılarını döktüğü kitabında, ‘köre kör, şaşıya şaşı’ dememeye özen gösteriyor ve ‘çekingen’ bir dil kullanıyor olsa da, o yıllarda kendi başından geçen olaylarda,‘gizli bir elin’ varlığından bahsediyor okura.

ODTÜ yöneticilerinin odalarında gizli dinleme cihazlarını yerleştirenler, askeri alanda Türkiye savunma sanayisini Amerika’ya bağımlılıktan kurtaracak olan, aralarında kendisinin de bulunduğu Türkiyeli bilim adamlarının yakıt ve roket projelerine çıkarılan engellerde, Commer’in ODTÜ’de arabasının yakılmasına davetiye çıkarmaktan imtina etmeyişinde, ‘ÖTK başkanı’ diye anılan bir öğrencinin neden olduğu bir olayın ertesinde sırra kadem basıp İsviçre’ye hicretinde, evinin önünde bomba patlatıldıktan hemen sonra kendisini takip ettiklerini göstermekten kaçınmayan ‘sivillerin’ tehditkar bakışlarında, hep bu ‘gizli el’i çıkarıyor okurun karşısına. Bana kalırsa Saryal, aslında resmettiği olayların arkasındaki‘büyük resmi’, ‘derindeki devleti’ görmekte ve fakat adını koymamakta ve belki de bunun kim olduğuna kendisi karar versin istemektedir.

*

Sonuçta bu kitap, yazmış olduğum gibi yalnızca yeni bilgiler edinmemi değil, döneme ait siyasi algılarımı ve önyargılarımı da bir kez daha gözden geçirmeme neden oldu. Zaten kitabın eleştirisi de, okuma zahmetine katlanacaklarda (en çok da 68 ve 78 kökenlilerde-hp), o yıllara ait benzer etkiler yaratır gailesi ile yazılmıştır.

*

ODTÜ AMERİKALILARIN DEĞİL UNESCO’NUN PARASIYLA KURULDU

Saryal, ODTÜ’nün Amerikalılar’dan değil; UNESCO’dan (1) alınan 10 milyon dolarlık finansal destek ile kurulduğunu yazıyor.

Öte yandan ODTÜ arazisinin, dönemin Demokrat Parti hükümeti tarafından, yönetim kadrosunu tamamen kendisinin atayacağı bir Ziraat Fakültesi kurmak amacıyla satın alındığını belirtmiş.

‘Kime niyet, kime kısmet!.’

Araya 27 Mayıs askeri darbesi girip de Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Kemal Kurdaş’ı rektör atayınca, proje değişivermiş. İlk olarak Mimarlık Fakültesi binası inşa edilmiş. Eymir’deki artezyen kuyularından ODTÜ’ye su getirilmesinde, o yıllarda serbest müşavir-mühendis olarak çalışan Süleyman Demirel de görev almış.

AMERİKA, BATILILAR VE TÜRKİYE’DEKİ İŞBİRLİKÇİLERİ

Prof. Saryal bilim adamı olması nedeniyle, zorunlu askerliğini, Türkiye’nin savunma sistemleri araştırma heyetinde gerçekleştirmiş.

1960’ın ilk yarısında (1964 olmalı-hp) NATO, Kıbrıs’a uçurulan jetlerin yakıtlarını kesince, MKE Genel Müdürü Necati Palabıyıkoğlu yakıt sorununu çözecek bir buluş gerçekleştirmiş.

Tam Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yakıtın imalatı için MKE’ye yüklü bir sipariş vermek üzereymiş ki, yakıtın (kitapta yakıtın adı “Jato” diye geçiyor-hp) imalatına engeller çıkarılmış. Amerika hemen devreye girerek, NATO’nun Türkiye’ye Kıbrıs için kullanmasını yasaklayıp ikmalini kestiği jato yakıtından bir gemi dolusu hibe olarak vermiş. Sonrasında olanları ise Saryal’dan dinleyelim:

“Necati beyi bir daha görmedim. Duyduğuma göre, kısa bir süre sonra ‘Komünist(!)’olduğu gerekçesiyle görevinden alınmış, emekliliğini istemiş ve özel bir kuruluşta çalışmaya başlamış. Jatoların daha sonra yurtdışından gelen ikinci parti teslimatlarına da eskisinden daha yüksek bir bedel ödediğimiz kulağıma gelen söylentiler arasındadır.” (sf. 25)

*

Benzeri bir durum Prof. Saryal’ın ‘ORDOT’ diye isimlendirdiği kendi projesinin başına da gelmiş. ODTÜ’de öğretim görevlisiyken yerli roket üretmekle ilgili deney ve çabalarında tam da başarılı sonuçlar elde etmeye başlamış ki, devlet katında baskılanıp yalnızlaştırılmaya taciz ve tehdide uğramaya, projesini destekleyen daha düşük rütbelilerin de yüksek rütbeliler tarafından saf dışı bırakıldığı bir durumla karşılaşmış.

ODTÜ’YE MALİ DESTEK İÇİN BİR ‘AMERİKAN ‘YARDIMI’ HİKAYESİ…

ODTÜ kurulurken, yeni bölümlerin ve yurtların açılması, bunun için yeni binaların ve alt yapının inşa edilmesi, eğitim için gerekli donanımın satın alınması, özetle okulun nitelikli bir şekilde büyüyüp gelişmesi için mali destek bulmak en önemli sorundur. Rektör Kurdaş, bir Amerikan kuruluşu olan AID’e 200 bin dolarlık yardım başvurusunda bulunur.

Aldığı yanıt; ‘bizi böyle küçük meblağlarla uğraştırmayın, geniş düşünün, büyük proje yapın ve bari doru dürüst yüksek bir rakam isteyin’ mealindedir. Bunun üzerine daha büyük bir proje ile 12 milyon dolar yardım talebinde bulunulur. AID Heyeti bu rakamı da az bulur ve 18 milyona yükseltir. ABD’nin ünlü televizyon kanalları da anı görüntülemek için heyetle birlikte Türkiye’ye gelmiştir.

Ancak rektör Kurdaş son anda kendisine uzatılan antlaşma taslağını; “ben okumadan hiçbir şey imzalamam” diye ısrar edince, önce heyet “Amerikadan gazeteci ve televizyoncular gelmişken beklemek olmaz” ile işi oldu bittiye getirmeye çalışırlar. Sonuçta antlaşma taslağı okunur…

*

Antlaşma metinlerinde ‘yenir yutulur’ olmayan maddeler olduğu ortaya çıkar…

“…bir madde pro-rektör atanacağı, maaşının da AID yardımlarından ödeneceği belirtiliyordu. Kemal Kurdaş, Kampusun dışına çıktığı anda, pro rektör tüm yetkileri eline alıyor ve Üniversiteyi rektör olarak yönetiyordu. Bir başka maddede ODTÜ Kütüphanesinin müdürü Amerikalı olacaktır, maaşı ODTÜ AID yardımından ödenecektir. Kütüphaneye alınacak tüm kitaplar, Milli Bütçeden dahi alınıyor olsa, kütüphane müdürünün onayı alındıktan sonra raflardaki yerini alabilecektir deniyordu. Az kalsın, ODTÜ’nün bağımsızlığı yok ediliyormuş.” (sf. 45)

Amerikan Yardım Heyeti, işler ‘parayı verenin düdüğü çalmadığı’ bir noktaya varınca, parayı kısar.

*

COMMER OLAYI

ODTÜ’de 68 Kuşağı devrimcilerinin arabasını ters çevirip yaktığı, ‘Vietnam Kasabı’ ile ünlenmiş eski bir CIA ajanı ve yeni atanmış ABD Büyükelçisi Commer, Ankara’ya geldiğinde rektör Kemal Kurdaş’ı arar. Ve ABD’de eğitim gördüğü sırada ‘arkadaşının arkadaşı’olduğundan bahsederek ‘dostluk’ kurmaya çalışır. Bu arada ODTÜ’nün gelişimi için AID yardımı dahil finansal destek vaat eder.

Rektör Kurdaş Commer’in baskısı altında bu davete mecbur kaldığını söyler ve yemek davetinin olabildiğince gizli tutulmasını ister meslektaşından.

Ancak Commer tersini yapar. Üzerinde Amerikan bayrağı açılı Cadillac’ını bugünkü rektörlük binasının önünde park eder.

Bu ABD Büyükelçisi’nin, göreve başlayacağında kendisini protesto etmek için Ankara’nın altını üstüne getiren solcu öğrencilere karşı bir “meydan okuması” ya da provokasyonu mudur?

Olaylar provokasyonu işaret etmektedir. Çünkü Saryal, Büyükelçi Commer’in, davetten önce, ne öğrencilerin, ne de rektör ve yönetimin haberinin olmadığı bir Pazar günü ODTÜ’ye gelmiş, Rektör’ün odasına kadar girmiş ve masaya bir mektup bırakmış olduğunu anlatır…

“Merhaba Kemal, geldim üniversiteni gezdim, çok beğendim. Rektörü çok çalışkan diyorlardı, ama kötü not verdim. Pazar günü ofisinde değildin, ha ha ha!… İmza Commer” (sf.47)

Öğrenciler Commer’in arabasını ters çevirip yakar!..

Peki yakılan makam arabasının parasını kim öder? Hepsi kitapta…

POLİS ÖĞRENCİLER, PROVOKASYONLAR VE HASAN TAN DÖNEMİ…

Bir olayda ÖTK başkanı bir öğrenci tutuklanacakken kaçıyor. Kayboluyor ve sonradan İsveç’te olduğunu öğrenen yazar, kitabında şüphelerini şöyle dile getiriyor:

“Bir öğrenci, vizesi ve pasaportu cebinde geziyor!.. Bence bunlar çok manidar olaylar.”

Aklıma birden o yıllarda, öğrencilerin arasında yer alan ‘polis öğrenciler’ geliyor…

*

Kitabın yazarı Prof. Saryal, (büyük bir olasılıkla 1977’nin Şubatında-hp), Mütevelli Heyeti Başkanı tarafından çağrıldığını ve ODTÜ rektörü olarak atanacağının söylendiğini yazar kitabında.

Ancak bir gün sonra, (14 Şubat 1977) Hasan Tan ODTÜ’ye rektör atanır…

Hasan Tan o yıllarda adı faşizm ile anılan MHP ile siyasal cinayetlere bulaşmış Ülkü Ocakları üyelerini işe alarak ODTÜ’de çeşitli görevlere atar.

Yazara göre bu gelişme de ODTÜ gibi ileride Türkiye’nin en nitelikli teknokrat ve bürokrat kadrolarını yetiştiren kuruma karşı, ‘komünist’ ve ‘anti-Amerikancı’ bir merkez olmaktan çıkarılması için AID ve Commer olayı gibi benzeri bir provokasyondur.

*

Siz hiç Hasan Tan’ın ODTÜ’ye rektör atanmazdan önce;

-Kapitalizme ve yol açtığı eşitsizliğe öfke duyduğunu belirten konuşmalar yaptığını…

-Eşiyle birlikte ODTÜ’lü devrimci öğrencilerin arasına karışarak sol yumruğunu havaya kaldırdığını…

duydunuz mu?

Siz hiç Hasan Tan ODTÜ’ye rektör olamadıktan sonra;

-ODTÜ’de kıyasıya çatıştığı ‘radikal solcu’ öğretim görevlileriyle, daha sonra transfer olduğu bir üniversitenin aynı koridorunda geçinip gittiğini işittiniz mi?

Kitapta yazarın “ilginç olaylar” dediği böyle konular anlatılmış…

Yazar’ın Hasan Tan dönemini anlatısında, Saryal’ın ODTÜ ile ilgili şu üç uzun cümlesi çok önemlidir:

“Türkiye’nin aydın geleceğini hazırlayan, güçlü bir ekonomiye ve uluslararası konuma ulaşmasını sağlayacak kadroları yetiştiren bu bilim yuvası, bazı çevreleri (nedense adını koymayıp genelliyor-hp) rahatsız etmiş olacak ki geçmişte, basın yoluyla kasten ve gerçek dışı haberlerle, ‘komünist yuvası’ olmakla itham edilmişti. Bu çevreler, (kimler, belirtmemekte ısrar ediyor-hp) Türkiye ekonomisine GAP Projesi’nin birkaç katı güç kazandırmakta olan ODTÜ’yü susturma, bilimsel düzeyini düşürerek sadece Türkçe bilen, teknisyen ve kalfa yetiştiren bir okul haline getirmek istemişler ve bu yönde birkaç kez harekete geçmişlerdir.

Bunlar arasında en kritik ve sancılı olanı, 1976-1979 yılları arasındaki dönem, ve özellikle ODTÜ’nün dokuz ay gibi uzun bir süre kapalı kaldığı (yazar Hasan Tan’ın rektör atanmasının da bu hareketlerden birisi olduğunu anlatmak istiyor-hp) ve güçlükle eski canlılığına kavuşturulduğu süreçtir.” (sf.64)

PROF. NURİ SARYAL DA ‘TARAFSIZ’ OLMAYA ÇALIŞMANIN BEDELİNİ ÖDEDİ…

Hasan Tan gitmiş ancak üniversiteye aldığı ülkücü militanlar gitmemekte diretiyorlar. ODTÜ’de rektörü atanan Saryal, üniversiteyi açarsa, kızlarının öldürüleceğine dair tehdit alır.

ODTÜ eğitime başlayınca iki bekçi, iki polis tarafından korunan evi bombalanır ve failleri de meçhul kalır. Hatta bombalanma olayından sonra evine telefon açan şahıs Saryal’a şöyle der:“Sen akıllanmayacaksın, bizi dinlemedin üniversiteyi açtın, bombayı hak ettin” (sf 101)

Tabii o gece ODTÜ’lü pek çok öğretim görevlisi ve yöneticinin de evleri ve arabaları bombalanır.

Yazar bunun üzerine şöyle yazar: “Sanki bu işle görevlendirilmiş bir veya birkaç ekip çalışıyordu.”

*

Dokuz aylık boykotun arkasından Üniversite’nin açıldığı ilk gün, Hasan Tan tarafından ODTÜ’ye yerleştirilen ülkücü militanların koyduğu bombanın patlamasıyla; “İl Alay Komutanı’nın ağzından ‘vay n…….lar, hani bir şey yapmayacaklardı’ cümlesinin irade dışı çıktığını net olarak duydum” (sf. 108)şeklinde yazar Saryal.

Dahası, bir türlü görevden alamadığı ülkücü İdari İşle Müdürü’nü, bizzat Alpaslan Türkeş’le görüşüp, ancak o zaman ‘Başbuğun’ olurunu aldıktan sonra gönderebildiğini yazar…

SONUÇ ÜZERİNE

12 Eylül’den kısa süre önce rektörlükten ayrılan Saryal’a 12 Eylül’den sonra YÖK’e başka olacakİhsan Doğramacı’dan YÖK Başkan Yardımcılığı teklifi gelir.

Yasayı önceden okuyan Saryal ODTÜ’de öğretim görevlisi olarak kalmayı yeğler ve teklifi reddeder.

Bir süre sonra yine Doğramacı bu kez de ODTÜ rektörü olmasını teklif eder ona. Ancak karşılığında Evren Paşa’nın isteği olarak ODTÜ’den solcu hocaların temizlenmesi şartını öne sürer. Saryal bu öneriyi de reddettiğini yazar anılarında.

Dahası reddedip odadan çıkarken, Prof. Tarık Somer’in içeriye girdiğini ve kısa süre sonra Ankara Üniversitesi rektörü atandığını hatırlatır. Bu arada ODTÜ rektörlüğüne de Mehmet Gönlübol’un atandığını eklemeyi unutmaz.

Neyin karşılığı rektör olmuşlardı?

Cevabını okura bırakıyor…

*

Sanırım kitabın önemi, ODTÜ kurumuna yıllarını vermiş bir akademisyenin, “ODTÜ Anılarım”diye gaile edinerek anlattığı olaylar arasında, 68 ve 78 Kuşağı’ndan pek çok ODTÜ’lü öğrencinin de kendisine yer bulabileceğinden gelmektedir.

Kim demiş ki yakın geçmiş tarihin eleştirisi yalnızca solcuların kitaplarından çıkar diye?

Nuri Saryal’ın anılarında döneme ait pek çok ipucunun, sorunun ve aslında pek çoğumuzun başından geçen olaylarla benzerlerini ya da çelişkilerini bulacağız. Ama aynı zamanda o yıllara bir başka gözlükten de bakma fırsatı bulacağız.

Okuyun bu kitabı. Hele de ODTÜ’lüyseniz mutlaka ne yapıp edip bulup okuyun.

O zaman yakın geçmiş gözünüzün önünde daha bir berraklaşacak…

Halil Paşa

Yorumsuz alıntıdır. Görüşler yazarına aittir. Bülent Pakman Haziran 2020.  İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Prof. Nuri Saryal hakkında bir ilginç yazımız daha: İstiklaliyat ve Bayraq

IMG_2654Bülent Pakman kimdir?