Drau Faciası

Öncesini okumak için lütfen tıklayın: RUSLARDAN KAÇIŞ

Yalta’da satılanlar

Ruslar Sovyet vatandaşlarını ısrarla istiyordu, zaten Almanya yanında savaşmış gruplar Batılıların umurlarında değildi, Batılılar onlara hiç sempati ile bakmıyorlardı. Müttefik Devletler, Amerika, İngiltere ve Sovyetler Birliği, Şubat 1945 yılında Yalta’da toplanarak anlaştılar. Anlaşmaya göre; her devlet savaşta esir düşen vatandaşını geri alacak idi. Bu karar Batılı esirler için sevindirici idi, fakat Sovyetler Birliği askeriyken Almanlar’a esir düşenler için ölüm fermanından farkı yoktu. “Yalta Antlaşması”na göre, Amerika, İngiltere ve Fransa ordusunun elinde esir olan Türk soylu ve başka millet askerleri zorla Sovyetler Birliği’ne teslim edilmeye başlandı. Batılıların insanî, ahlâkî duygu ve düşünceleri sayesinde kurtulacaklarını uman Türkistanlı askerler bu ümitlerinin boş olduğunu savaş bittikten sonra gördüler. Onlar, Batılılar tarafından idama mahkum edilen kitleler gibi Sovyet Rusya cellatlarına teslim edildiler. Doğu halkları ile, özellikle Türklerle yakında meşgul olmuş bulunan von Mende’nin bildirdiğine göre sadece Kafkasyalılardan teslim edilenlerin sayısı 100 bindi. Ama, araştırmacılar, bunun daha fazla olması gerektiğini söylüyorlar.

Güney Almanya’da 30 Türkistanlı er Sovyetlere teslim edilmemek için tutuldukları binayı ateşe verdiler ve canlarına kıydılar.

Ergeş Şermet Bulakbaşı – Türkistan’lı: “II. Dünya Savaşı’nın sonunda Türkistanlı askerlerin başına yine ağır felaketler geldi. Bu zamanda önümüzde iki önemli vazife var idi. Bunun birincisi ve en önemlisi vatandaşlarımızın Rusların eline geçmesini önlemek ve onları UNRRA kamplarına yerleştirmek idi. Fakat bu yoldaki hareketlerimiz netice vermedi. Türkistanlı askerlerin Ruslar’a teslim edilmemesi ve esirlikten kurtarılması hususunda yaptığımız müracaatlarımıza önem vermediler. Batılı küçük rütbeli subay ve memurlar “Yalta Konferansının kararları kutsal” diyerek kabul etmediler. Milletlerarası Kızılhaç Teşkilatı ile yaptığımız yazışmalarımız neticesinde, Kızılhaç, bu hususta yardım vermeye hazır olduğunu, fakat elinde imkan olmadığını bildirdi. Sadece nerede kaç Türkistanlı askerin olduğunu tespit edebileceklerini bildirdi. Bu dönemde askerlerimizi Batılı Müttefik Devletler, Ruslara teslim etmeye başladılar. Ruslara teslim olmayı istemeyenler intihar etmeye başladılar. Elimizden bir şey gelmediği için çok üzüldük, neticede 70 binden fazla askerimiz zorla Ruslara teslim edildi. Almanya ve Avrupa’nın türlü kuytu köşelerinde dağınık ve saklanarak yaşayan vatandaşlarımızı toplamak gerekti. Avrupa’da 1000’e yakın vatandaşımızın kaldığı tespit edildi. Bu arada şunu da belirtmeyi uygun görmekteyim. Bazı Türkistanlı askerler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarını ve Almanya’ya okumaya geldiklerini, savaşta her şeylerini kaybettiklerini bildirerek Türkiye’ye gelip yerleşti, bir kısmı ise Almanya’da kaldı.”

Drau faciası

Fatima Abayhan. Nalçik doğumlu Balkar Türkü. “Ben 20 yaşıma gelmiştim, Diş Hekimliği Fakültesine gidecektim. Almanlar geri çekiliyor Ruslardan kaçıyorlardı. Kafkasyalılar da artık bıkmışlardı komünizmin hayatlarını yok etmesinden. Kaçabilenler Almanlarla beraber kaçtılar, biz de onlarlaydık… Karaçaylar, Balkarlar, Osetler ve Adigelerden de vardı kaçanlar arasında.
Almanlar bize çok iyi davrandı, kendi askerlerine nasıl bakıyorlarsa bize de öyle yardım ettiler. Almanlar nereye giderse biz de onlarla gidiyorduk. Almanya da 3 yıl kaldık, Polonya’da da kaldık. Amerikalılarla Ruslar, Berlin’e saldırmaya başlayınca Almanlar bizi İtalya’ya götürdüler. İtalya yolunda İngilizler yetişti peşimize. Motosikletli bir grup ve helikopterler kesti yolumuzu. İngiliz askerlerinden birisi çıktı karşıma. Yüzüğünde Stalin’in resmi vardı. Bana yüzüğü gösterip “Haroşo?” diye sordu. Ben de oracıkta öldürülmemek için “Haroşo” dedim. Sonra hepimizi topladılar, esir alındık. Bizi esir kampına götürdüler, tanklarla denetim yapıyorlardı sürekli. İngilizlerin bizi Ruslara vereceğini biliyorduk. Biz de Alp dağlarına kaçtık. Her yerde kozalaklar vardı, çam ormanları vardı, kaçarken kozalaklar kaymamıza sebep olurdu. İngilizler çok geçmeden fark etti, kaçtığımızı. Peşimize düştüler tekrar. Bizi bir akrabamız götürüyordu, elinde bir pusula vardı. İngilizlerin peşimizde olduğunu fark ettik, helikopterlerle geliyorlardı. Toplu halde dolaşırsak yakalanacaktık, bu yüzden herkes tek başına br köşeye saklanacak, kımıldamadan duracaktı. Aileler dağılarak saklanmaya başladı. 4-5 saat kımıldamadan durduk saklandığımız yerlerde. İngilizler bulduklarını yakalamaya başladı. Kiminin annesini, kiminin babasını, kiminin çocuğunu götürüyorlardı. Benim de iki ablamı ve erkek kardeşimi götürdüler. Ben de peşlerinden gitmek istedim kardeşlerimi kurtarmak için. Ama akrabalarım beni bırakmadılar, tek başıma gitsem de ormanda kaybolacaktım. Böylece ayrıldık kardeşlerimle birbirimizden. Sonradan duydum ki onları Orta Asya’ya götürmüşler, maden ocaklarında çalıştırmışlar.
Kamplarda Sultan Kılıç Girey adlı vatansever bir komutan vardı. Kendisi 1917’de komünizm gelince kaçmış Kafkasya’dan. İnsanlarımız toplanıp Ruslara götürülünce “Artık burada kalmamın bir manasi yok, o gençler götürüldüyse ben de gideceğim” deyip, gitti Kafkasya’ya. Herhalde öldürülmüştür gittiği yerde de…
Askerlerin öldürmesine gerek kalmadan insanlar kendilerini öldürüyorlardı. Çünkü kimse Ruslara teslim edilmek istemiyordu. Drau nehri kıyısındaydık. Karaçay bir kadın vardı. Ruslara teslim edileceğini öğrenince kendini nehre attı. Beş aylık bir çocuğu vardı. “Haram Tarla” derdi Kafkasyalılar o bölgeye bu ölüm vakaları sebebiyle…
Kamplardaki Beyaz Rusyalı Ruslardan da birçoğu kendini asıp öldürdü Ruslara teslim edilmemek için.
Savaş bitmişti artık. Fakat Ruslar, Almanya’da tekrar peşimize düştü. Bizden olanları alıp götüreceklerini söylüyorlardı. Biz tabi ki gitmek istemiyorduk. Bir jüri oluşturdular, Alman, İngiliz, Amerikalı, Fransız ve Türklerden oluşan bir jüri vardı. Rusya sınırlarında doğanları Ruslara teslim ediyorlardı. Ben de Yugoslavya doğumluyum dedim öyle anlattım kendimi. Böylece ellerinden kurtuldum. Müslüman olduğumuz için bizi Türkiye’ye kabul ettiler. Birçok Kafkasyalı vardı gidecek grubun içinde. Elbruz Gaytaoğlu’yla da aynı kamplarda kalmıştık, sonradan Türkiye’de öldüğü duyunca çok üzüldüm…Türkiye’ye geldikten sonra bizi Tuzla’da beklettiler bir süre. Bulaşıcı hastalığımız olabilir diye bizi karantina altına aldılar. Hasta olmayanları aldılar ülkeye.

Alman ordusu Rusya’dan geri çekilirken 10 binlerce Türk soydaşımız bulundukları topraklarda Rusların kendilerine hayat hakkı tanımayacağı düşüncesiyle  meşakkatli yolculuktan sonra Avrupa’ya İtalya’nın Pazulla bölgesine geldiler. Kafkasya’da yaşadıkları coğrafyaya benzeyen dağ köylerine dağıtıldılar. Burada yeniden düzen kurabilecekleri umudunu taşıyorlardı. Bir süre sonra Müttefik orduları Akdeniz sahillerinden İtalyanın kuzeyine doğru ilerlemekte oldukları için daha kuzeye, Alman ordusunun hala güçlü göründüğü Avusturya’ya göç ettirildiler. Gönderildikleri yer Avusturya’nın Karnten bölgesinde Ober Drauburg çevresiydi. Drau Nehri kıyısında orada burada kurulan çadırlarda, derme çatma barakalarda kalıyordu aileler. Irschen Köyü’nden Delach’a kadar olan alana yayılmıştı yerleşim.  Talihsizlik peşlerinden kovaladı ve Avusturyayı işgal eden 8. İngiliz ordusu onları buldu. İngilizler ne yapmaları gerektiğini Londra’ya sordular. Londra`dan gelen 28 Mayıs 1945 tarihli cevap şöyleydi: “Mülteciler Sovyet otoritelerine teslim edilecektir“. İngilizler Sovyet ordusuna gelin bunları alın diye haber verdiler, diğer taraftan da mültecilere Sovyetler Birliği’ne teslim etmek zorunda olduklarını fakat Moskova’dan öldürülmeyeceklerine ait güvence aldıklarını açıkladılar. Aslında böyle bir güvence yoktu. Rus askeri konvoyları esirleri almak için Dellach’a gelmeye başladığında, soydaşlarımızın ya Ruslara teslim olmak ya da intihar seçeneği kalmıştı.

1945 yılının baharında tarih çok acı bir gerçeğe şahitlik ediyordu. Drau Nehri’nin azgın sularına kadınlar kocalarıyla, çocuklarıyla el ele dua ve çığlık sesleri karışımıyla atlayarak intihar ettiler.

Bir haftada, 3 bin insan intihar etti. 4 bin kişi ise tren vagonlarına bindirilerek, Türkiye üzerinden Rusya’ya yola çıkarıldı. Trendeki soydaşlarımız, Türkiye topraklarına girdiklerinde çok büyük bir umut içerisine girmişti. Edirne’den itibaren tek umutları vagonların havalandırma pencerelerinin açılması ve bu sırada vagonlardan atlamaları sonucunda Türk yetkililerinin kendilerine yardım edeceğiydi. Edirne’den Kars’a doğru tren yol almaya başladığında maalesef ne kapılar ne de pencereler açıldı. Stalin’den ödü patlayan İnönü bir yandan Rus baskısı diğer yandan son anda müttefikler yanında yer alabilme, saf tutma siyasetini Londra üzerinden kabul ettirme telaşındaydı. Soydaşlarının durumu ise ikinci plandaydı. Tren Kars’a doğru yaklaşırken, vagonlarda bulunan muhafız askerlere, “Ne olur bizi vurun Ruslara teslim etmeyin” çığlıkları yükseldi. Ankara’dan subaylara verilen kesin emir belliydi. Tren Kars’ın Serder Abad Kızıl Çakçak baraj gölüne yaklaştığında kırılan vagon kapılarından 2 bin Türk bu kez göle atlayarak intihar etti. Rus sınırına gelindiğinde 2 bin kişi Rus askerlerine teslim edildi ve Türk muhafızların gözü önünde teslim alındıkları yerde hemen infaz edildiler.

Bu olay Zülfü Livaneli’nın Serenad romanındaki yan hikâyelerden biri. Olayı 11.6.2003 de Radikal Gazetesinde binler mertebelerindeki sayılarla anlatan Avni Özgürel, yaklaşık 3 yıl sonra 12.3.2006 da yine Radikal gazetesinde Türkiye üzerinden Ruslara teslim edilmek üzere transit geçirilenlerin sayısını “200” olarak belirtmiştir.

Önceleri Özgürel’i “Uyurken sırtınız açık kaldığı için hayal/kâbus görmüşsünüz” diye suçlayanlar oldu. Ancak yukarıda anlattığımız olayın “Drau ayağı” tamamen gerçek, zira hayatta kalan bir sürü şahidi var. Mesela ABD’de yaşayan Türk toplumunun en önemli kitlesi olan Karaçay Türkleri’nin yaşayan çınarı. 85 yaşındaki Niyazi Bayçora, Ober Drauburg’daki mülteci kampından kaçarak hayatta kalanlardan. Sovyetler Birliği’nin baskısı altında bir gençlik geçiren oldukça güçlü hafızaya sahip, o günleri yaşar gibi hatırlıyor.

Niyazi Bayçora.Savaşın başlamasıyla Rusların baskısı her geçen gün arttı. Almanlar 4 ay boyunca Rusya’yı işgal etti. Baktık olacak gibi değil, 1943 yılının Ocak ayında at arabalarına binerek; çoluk çocuk Ukrayna’ya doğru yollara düştük. Yolda Alman birlikleriyle karşılaştık. Onlar bizi mülteci statüsünde Almanya’ya götürmeyi teklif etti. Alman bir yüzbaşının önderliğinde, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Avusturya üzerinden Almanya’ya gittik. Daha sonra bizi İtalya’ya yerleştirdiler. İtalya’da korktuğumuz için Avusturya üzerinden Almanya’ya gitmeye karar verdik”.
Alp dağlarının yamacında bulunan Drau nehrinin kenarına kurulan 8 bin kişilik mülteci kampına yerleşen Karaçaylılar’dan başka kampta Malkar, Çerkez ve diğer milletlerden insanlar da vardı. Ancak Stalin Yalta anlaşmasına göre burada kalan Rusya’dan ayrılmış sivil ve askerlerin geri teslim edilmesini talep etti ve bu talebi kabul edildi. Yetkililer, ‘Sizi Rusya’ya teslim edeceğiz’ dediklerinde başımızdan kaynar sular döküldü. Zulmünden kaçtığımız Ruslar’a tekrardan teslim edilmek bizim için ölümdü. Önümüz tanklar ve askeri araçlarla kesiliydi. Arkamızda ise Drau nehri vardı. Geri dönmek istemeyen 300 kişi ile birlikte gece dağlara doğru kaçtık. Kaçanlar arasında çocuklu kadınlar da vardı. Yakalanmamak için küçük gruplar halinde dağlarda saklandık. Kaçışın ardından Drau kampında yaşananları dağdan seyrettik, kamptan dumanlar yükseldi ve siyah bayraklar çekildi. ‘Ruslara teslim olmaktansa ölürüm’ diyen onlarca insanın kendini Drau nehrinin soğuk sularına attı. Geride kalanların Ruslar tarafından teslim alındığını ve bu kişilerin kurşuna dizildiklerini duyduk. Yaklaşık 2 ay dağlarda yaşadık Savaşın bitmesi ile herkes ülkesine dönmeye başladı. Bizler ise tekrardan Rusya’ya dönmek istemiyorduk. 1946 yılında Londra’da bir toplantı yapıldı. Toplantıda Anna Eleanor Roosevelt, ABD adına heyete başkanlık ediyordu. Rus heyeti ABD’lilere neden verdikleri sözü tutmadıklarını; mültecileri neden teslim etmediklerini sormuş. Bayan Roosevelt sert bir şekilde cevap vererek ‘Biz sizler gibi kasap değiliz. İsteyen döner, dönmeyenleri zorla gönderemeyiz’ demiş. 1949 yılında Türkiye’ye gittik. Önce İtalya’daki ardından Almanya ve en son olarak Avusturya’daki Karaçaylılar Türkiye’ye gitti. İlk defa huzurlu, rahat ve korkusuz günler geçirdik.”

ABD’de yaşayan Türk toplumunun önemli bölümünü teşkil eden Karaçay Türkleri’nin bir başka yaşayan çınarı, Cabbar Aybaz da Drau faciasının şahitlerinden. Aybaz’a göre İşgal kuvvetleri mültecilerle toplantı yapma bahanesiyle bir araya getirdikleri mültecileri Ruslara iade etti.

Cabbar Aybaz: Toplantıya katılanlardan bir daha haber alamadık. Toplantıya katılmayarak 2 ay dağlarda yaşayan Karaçaylılar ise zor günler geçirdi. Grup açlıktan dolayı yanlarında taşıdıkları 2 atı keserek yemek zorunda kaldı. Avusturya dağlarından Almanya’ya geçerek Türk yetkililere başvuran Karaçaylıların bir kısmı, 1948 yılında İtalya üzerinden Türkiye’ye gittiler. Kimimiz İstanbul’a, kimimiz Eskişehir’e yerleşti. Kısa bir süre akrabalarımız bizi misafir etti. Ardından Türk hükümeti, Ankara Polatlı’da ev ve toprak verdi, para yardımı yaptı. Bu yardımı hiçbir zaman unutamam. Bizi en güzel şekilde ağırladılar. Uzun bir süre Milli Savunma Bakanlığı’nın tamir atölyesinde çalıştım. Dönemin Genel Kurmay Başkanı’nın arabasını bile tamir ettim. Kendisi şahsen teşekkür edip; yağ pas içindeki elimi bile sıkmıştı.

Ziyad Ebuzziya- Gazeteci, yazar, Konya eski milletvekili: “Sovyetler’in bu isteği hemen kamplara yayılıyor. Panik yaşanıyor ama, Sovyet vatandaşı Türkler sevk ediliyorlar. Kaçabilenler kaçıyorlar, ötekiler gönderiliyorlar. O sırada Viyana yakınlarında içinde bulundukları tahta barakayı ateşe veren 128 Azerbaycanlı birlikte intihar ediyorlar. Bu, büyük gürültüye sebebiyet verdi. Amerikalılar dehşet içinde kaldılar. O zamanın Newyork Belediye Başkanı Laguvar ‘Nasıl olur da Amerika, insanları istemedikleri memlekete zorla verir?’ diye isyan bayrağı açtı. Bütün Amerika ayaklandı. Sevkiyat durdurulduğunda 110 bin Türk teslim edilmişti. Bizimkilerin yanında 10 bin Rus Kazağı, 20 bin Ukraynalı, buna yakın Beyaz Rus da Sovyetler’e teslim edilmişlerdi. Almanya’da kendi lejyonunu kuran ve Kızıl Ordu’ya karşı çarpışan Türkistanlı ve diğer kavimlerden 200 binden fazla esir Sovyetler Birliği’ne dönmemek için direndi. Fakat Müttefik devletlerin subay, asker ve ayrıca Rus subayları, nerede bir eski Kızıl Ordu askerini veya esirini Almanlar ile Kızıl Ordu’ya karşı çarpışan askerleri görseler hemen Ruslara teslim ediyorlardı. Ruslar teslim aldıkları askerleri vagonlara doldurarak geri gönderdiler. Onların bir kısmını hemen kurşuna dizdiler, bir kısmını ise Sibirya veya başka yerlerdeki çalışma kamplarına sürgün ettiler. Rusların teslim aldıkları esirleri kurşuna dizdiklerini duyan daha teslim edilmeyen askerler intihar etmeyi tercih ettiler. Bunları gören Avusturya’da bulunan Türk soyluların bir kısmı Kuzey İtalya’ya kaçtılar.

Drau anıtı

Drau Anıtı

Drau Anıtı

Drau Anıtı

Drau Anıtı

Drau faciasının bir başka göstergesi, katliamın anısına Ober Drauburg bölgesi İrschen köyünde inşa edilen anıt.1960 yılında Avrupa İslam Cemiyeti tarafından dikilen anıtta, Almanca olarak, şunlar yazılıdır; “Burada 1945 yılının 28 Mayıs’ında 7 bin Kuzey Kafkasyalı, kadınları ve çocuklarıyla Sovyet otoritelerine teslim edildiler ve İslamiyete olan sadakatleri ile Kafkasya’nın idealine kurban gittiler. Bu dikilen taş, binlerce isimsiz Kafkasyalı kurbanın dünyadaki 7 bin kişilik tek mezar taşıdır.

Her sene mayıs ayı sonunda Almanya’da yaşayan Müslümanlar Münih Camii’nde bir araya gelip Drau kurbanlarını Kur’an ve mevlid okunarak anıyor.

Soydaşlarımızın  trene doldurularak Ruslara teslim edilmeleri gerçektir  zira onların trenlere doldurulup gönderildiklerine dair şahitler var.
Kimilerine göre soydaşların Ruslara teslimat bölümünün “Türkiye üzerinden” olması şehir efsanesidir. Avrupa’da yakalanan eski Sovyet vatandaşları ve eski Kızılordu askerlerinin Rusya’ya gönderilmek üzere trenlere bindirilmesi Almanya ve Avusturyanın bir çok bölgelerinden yapılmıştır. Drau bunlardan sadece biridir.  O nedenle olay hayal falan değildir. Trenin Türkiyeden geçmesinin gizli tutulmuş olma ihtimali tam da İnönü devrinin şöhretine yakışmaktadır.

Milli Şef

2. Dünya Savası sırasında Romanya’nın Köstence limanından aldığı 669 Yahudi yolcusunu Filistin’e götürmek üzere Karadeniz’e açılan ancak motorları arızalandığı için, İstanbul’a yanaşmak isteyen Struma gemisinin römorkörle Karadeniz’e çekilmesi, Şile açıklarında da kaderine bırakılması  orada bir Sovyet denizaltısı tarafından batırılmasına neden olunması da Boraltan faciası da İnönü devrinde olmuştur.  Boraltan olayının aslı, şahit anlatımlarıyla birlikte ayrı bir yazımızda irdelenmiş ve yorumlanmıştır. Okumak için lütfen tıklayın: http://wp.me/PAexV-3KJ.

Kimilerine göre Drau faciası “Boraltan köprüsü” olayı ile benzerlik arzettiğinden ikisi aynı olaydır. Bu mümkün olamaz. Zira Boraltan köprüsü olayında Avrupadan insanların trenle getirilip hiç indirilmeden Ruslara teslimatı söz konusu değildir. Olay, şahitlerinin de anlatımıyla, özetle Türkiye’de Sovyet sınırına en yakın mülteci kampında barınmakta olan Sovyet vatandaşı Türk soydaşlarımızın oradan alınıp trene bindirilerek Ruslara iadesinden ibarettir.

Sayıları ne olursa olsun, ki Drau kurbanlarının az sayıda olmadıkları anlaşılmaktadır,  soydaşlarımız Drau’da intihara mecbur bırakılmışlar, trene doldurularak Ruslara teslim edilmişler, kaçabilenlerin kurtulmuş, bunlar gerçek.

Sultan Kılıç Girey

_11.Lagarta-590x300

Kuzey Batı Kafkasya’nın Kuban bölgesinden Adige generali Sultan Kılıç Girey Yelizavetgrad Süvari Okulu ve Süvari Harb Okulu mezunuydu. 1. Dünya Savaşında Çerkes Alayında tabur komutanlığından albaylığa yükseldi.  İç savaş sırasında 12 Mart 1918’de Kuban Ordusu ve Hükümeti tarafından rütbesi Tuğgeneralliğe yükseltildi. Kızılordu’nun işgali sonrasında Türkiye üzerinden Fransa’ya giderek Paris’e yerleşti.

2. Dünya savaşında “Kuzey Kafkasya Milli Komitesi”nin ve Kuzey Kafkasya Lejyonu’nun önderlerindendi. Savaş sonunda Kuzey İtalya ve Avusturya’ya kadar çekilen on bin kadar Kuzey Kafkasyalı mülteci ile birlikteydi. Fransız vatandaşı olması dolayısıyla isterse SSCB’ye iade edilmeyecekti. Ancak komutasındaki askerlerin Sovyet makamlarına teslim edilmesinin zorunlu olduğu açıklamasına sert tepki göstererek “Benim adamlarım cesur askerlerdir. Hür bir Kafkasya için canlarını vermeye hazırdırlar. Benim ecdadım, şeref ve namus uğrunda Rus boyunduruğuna karşı savaşırken şehit oldular. Bu arkadaşlarım ise gece gündüz benimle aynı mefkûre için dövüştüler. Onların kanı benim kanımdır. Savaştığımız anlar o şerefi paylaştık. Şimdi de aynı akıbeti onlarla paylaşacağım. Milletime ihanet edip, onlar Sovyet NKVD’sinin ölüm mangaları tarafından idam edilirken, ben burada bir korkak gibi yaşayamam. Bir gün gelecek, sizler de anlayacaksınız ki, Sovyetler sizin hakiki dostlarınız değillerdir. Belki o gün iş işten geçmiş olacak. Bu aldığınız kararlarla en az Sovyetler kadar sizler de suçlusunuz. Bolşevizm’e karşı muzaffer günlerde, adamlarımla hep bir arada idik. Şimdi onlar ölüme giderken, onları asla yalnız bırakamam. Başlarında yine ben Kızıl cellâtlara doğru yürüyeceğiz. Bu şerefi kimseye bağışlayamam” cevabını verdi. Mayıs 1945’de İngiliz ve Amerikalı subayların şaşkın bakışları arasında, kendi isteğiyle Kızıl Ordu Komutanlığı’na giderek amansız düşmanı Ruslara teslim oldu.

1947 de Alman hükümetiyle işbirliği yapan Rus General Vlasov ve bazı Kazak generalleri ile birlikte “Sovyet Yüksek Askeri Mahkemesi”nde “yargılanarak” ölüm cezasına çarptırıldı ve Moskova’da asılarak idam edildi.

Magomed Nabioğlu İsrafilov

Savaştan sonra müttefikler tarafından Sovyetler Birliği’ne teslim edilen bir başka önder Azerbaycan Türkü Albay Ahmet Nabi Magoma İsrafil bey (Magomed Nabioğlu İsrafilov) idi. Rusya İmparatorluk Ordusu’na katılıp albaylığa kadar yükseltildi, Rusya İç Savaşı’ndan sonra Avrupa’ya göç etti. 1943 – 1944 yılları arasında Azerbaycan Ulusal Komitesi’nde lider olarak çalıştı. Eylül 1943’te Alman 162. Türkistan Piyade Tümeni’ne bağlı 314. Piyade Alayı’nın komutanlığına getirildi. 12 Ocak 1944’ten itibaren “Waffen-Standartenführer der SS” rütbesiyle Kaukasicher-Waffen-Verband der SS adlı süvari birliğinde bir Waffengruppe’yi (muharebe grubu) komuta etti. Müttefikler tarafından Ruslara teslim edildi. 11 Temmuz 1945’te Bakü Sovyet Askerî Dairesi Mahkemesi’nce idama mahkûm edildi ve kurşuna dizildi.

Bu gibi vakaların çoğalması neticesinde Kasım 1945 yılında Müttefik Kuvvetleri Komutanı Amerikalı General Dwight Eisenhower, geç de olsa, “Rusya’ya hiç kimse zorla gönderilmesin” uyarısını yaptı.

Daha da devamı var

Gaddar Stalin mezalimi, Türkleri mahvetmeye yönelik olarak,  2. Dünya savaşı sonrasında da devam etti. Azerbaycan Türkü Vasıf Vasıf Efendi anlatıyor: “Benim halamın kocası savaş zamanı helak olmuştu. . Komünistler korku tohumu serpiyorlardı. Halamın kocasının esir düştüğü tahmin edildi. Kara kağıdı gelmemişti. İnsan ölür veya kalır döğüş bölgesinde. Komünistler de acele karar verdiler, vatan haini düşmanların tarafına geçti diye. Lakin halamı vatan haini ailesiymiş gibi Sibirya’ya sürgün etmişlerdi. Biçarenin  bütün emlakini müsadere etmişlerdi. Hatta kapısının ineğini kolyoza götürmüştü. 3 yetimle Sibirya kırsalına sürgün edilen köylü kızının talihini tasavvur edin. Stalin geberenden sonra güya senetleri bulundu diye af eylediler. Asıl faşistler komünistler idi. Hitlerin Yahudilere karşı gerçekleştirdikleri suçun 10 katını komünistler ederdi.”

2. Dünya Savaşında yüzbinlerce Azerbaycan Türkü askerinin Sovyet ordusunun her cephesinde görev alarak canlarını vermeleri, yaralanmaları karşılığında Stalin 1944 yılında hain oldukları gerekçesiyle Azerbaycan Türklerinin bu coğrafyadan sürülmesini gündemine almış ve Azerbaycan’daki sağ kolu diyebileceğimiz M. C. Bağırov tarafından petrol üretimini olumsuz etkileceği gerekçesiyle topyekun sürgün yapmaması için Stalin zor ikna edilmiştir.

Gerisi diğer yazılarımızda anlatılmaktadır:
Ahıska Türklerinin sürgünü https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kafkasya-turkleri/ahiska-turkleri/
Kırım Türklerinin 1944 sürgün felaketi  https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kirim-tatarlari/kirim-tatarlarinin-gocleri/
Karaçaylıların sürgünü https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kafkasya-turkleri/karacay-malkar-turkleri/

Kaynaklar (yazı dizisinin  tamamı içindir):

Gamalı Haç İle Kızıl yıldız Arasında” belgeseli Resmi Web Sitesi http://www.gamalihac-kizilyildiz.com/gamalihac-kizilyildiz/belgesel.htm

2. Dünya Savaşı’nda çarpışan bir yazar. Yeni Şafak. 10 Nisan 2011 http://www.yenisafak.com.tr/televizyon/2-dunya-savasinda-carpisan-bir-yazar-312962

40 Bin Kırımlı Türk’ü Kurtardım. Cemal Kalyoncu. Aksiyon. 02 Ağustos 2004 http://www.aksiyon.com.tr/portreler/40-bin-kirimli-turku-kurtardim_515326

II. Dünya savaşı’nda 1 milyon Türk. Aksiyon. M. Ali Eren. 5 Nisan 1997. http://www.aksiyon.com.tr/kapak/ii-dunya-savasinda-1-milyon-turk_502443

Savaşın faturasını ödeyen Türkler. Aksiyon. M. Ali Eren. 31 Mayıs 1997. http://www.aksiyon.com.tr/kapak/savasin-faturasini-odeyen-turkler_502639

Özgürlük umuduyla yıkım. Avni Özgürel. Radikal. 16.11.2003. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=95642

Osmanlı’da hak savaşları. Avni Özgürel. Radikal. 12.03.2006. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181101

II. Dünya Savaşı’nda Türkistan Lejyonerleri ve Ruzi Nazar. Hamza Öztürkçü. Akademik Perspektif. 30 Ekim 2013 http://akademikperspektif.com/2013/10/30/ii-dunya-savasinda-turkistan-lejyonerleri-ve-ruzi-nazar/

Gamalı Haç ile Kızılyıldız Arasında http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/2006/gamalihac.html

2. Dünya savaşında Türkistan Lejyonu (Osttürkischer Waffen-verband der SS) http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=114526

Kırım Türklerinin sürgünü ve milli mücadele hareketi (1944-1990) Dr. Kemal Özcan http://www.surgun.org/tur/makale.asp?yazi=ozcan_surgun

Karaçay Türkleri’nin Dilinden Drau Faciası. Mehmet Demirci. Zaman. 15.3.2008. http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/218

Fatima Abayhan’ın Gözünden Sürgün ve Drau Faciası http://www.kamatur.org/index.php/makaleler/tarih/268-fatima-abayhan-in-gozunden-surgun-ve-drau-faciasi

Memo’nun mucizesi. Milliyet Gazetesi. 21 Şubat 2007 http://www.milliyet.com.tr/memo-nun-mucizesi/guncel/haberdetayarsiv/21.02.2007/259152/default.htm

Naziler Türk asıllı bin kişiyi katletti. Gazete Vatan. 26 Şubat 2006. http://www.gazetevatan.com/naziler-turk-asilli-bin-kisiyi-katletti-72070-gundem/

Buhara Cumhuriyeti ve basmacılık hareketi / Tarih / Milliyet Blog http://blog.milliyet.com.tr/buhara-cumhuriyeti-ve-basmacilik-hareketi/Blog/?BlogNo=415366

Basmacılar Hareketi. BülentPakman. Kasım 2014 https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/turanciligin-dogusu/basmacilar-hareketi/

Stalin Zindanları http://www.oncevatan.com.tr/stalin-zindanlari-makale,32156.html

Azerbaycan’da Okutulan Tarih Ders Kitaplarında Stalin ve Uygulamalarına Yaklaşım Refik Turan. Bilig – SAYI 67. 273-294. http://yayinlar.yesevi.edu.tr/files/article/790.pdf

Stalin’in Tavuğu ve Kırım. Mahmut Çetin. http://www.sondevir.com/?aType=yazarHaber&ArticleID=10022

Alaş Orda Türk Devleti http://www.yenidenergenekon.com/205-alas-orda-turk-devleti/

Türkistan Millî Özerk Hükûmeti. Vikipedi http://tr.wikipedia.org/wiki/Türkistan_Milli Özerk_Hükümeti

Kalmukya. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Kalmukya

Nazi Almanyası’nda yabancı gönüllü birlikleri (SSCB doğu halkları). Vikipedi http://tr.wikipedia.org/wiki/Nazi_Almanyasında yabancı gönüllü birlikleri_(SSCB doğu halklar1)

Doğu lejyonları. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Doğu_lejyonlar1

Azeri Lejyonu. Vikipedi http://tr.wikipedia.org/wiki/Azeri_Lejyonu

Azeri SS Volunteer Formations. Wikipedia http://en.wikipedia.org/wiki/Azeri_SS_Volunteer_Formations

Muhammed İsrafilov. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Muhammed İsrafilov

Muhammed Emin el-Hüseyni. Vikipedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Muhammed_Emin_el-Hüseyni

13. SS Waffen Dağ Tümeni “Handschar” https://tr.wikipedia.org/wiki/13._SS_Waffen_Dağ_Tümeni_”Handschar”

Rus Çarlığı’nın Yıkılışından Sonra Kurulan Türk Devletleri http://www.balkanlar.net/forum/index.php?topic=22022.0;wap2

40 milyon ‘Stalin kurbanı’ anılıyor. Kuzey haber Ajansı. http://www.dunyabulteni.net/haberler/313708/40-milyon-stalin-kurbani-aniliyor

Veli İbrahim. Ekşi sözlük. https://eksisozluk.com/veli-ibrahim–4140707

Sultan Kılıç Girey. Kafkas Diasporası. http://www.kafkasdiasporasi.com/HaberGoster/9c319713-1cee-424f-89e3-99f49c496055/sultan-kilic-girey.aspx

Sultan Galiyev. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Sultan_Galiyev

Kazak Türklerine Soykırım – Kızıl Kırgın Kurbanları. Ufuk Tuzman – Filolog, Araştırmacı

Alman ordusunda döyüşmüş azərbaycanlı ilə söhbət. Azadlıq Radiosu. 21.07.2009. http://www.azadliq.org/content/article/1781636.html

Karaçay-Malkar Türkleri. Bülent Pakman. Kasım 2014.  https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kafkasya-turkleri/karacay-malkar-turkleri/

Ahıska Türkleri. Bülent Pakman. Ağustos 2014. https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kafkasya-turkleri/ahiska-turkleri/

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti. Bülent Pakman. Ağustos 2014.  https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kuzey-kafkasya/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti/

Osmanlı Ordusunun Kafkasya’yı terk süreci. Bülent Pakman. Ocak 2015. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/azerbaycan-tarihi/kafkas-islam-ordusu/osmanli-ordusunun-kafkasyayi-terk-sureci/

Gamalı Haç ile Kızılyıldız Arasında. Bülent Pakman. Şubat 2015. https://bpakman.wordpress.com/2015/02/13/gamali-hac-ile-kizilyildiz-arasinda/

Kafkas İslam Ordusu. Bülent Pakman. Eylül 2010.  https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/azerbaycan-tarihi/kafkas-islam-ordusu/

Kırım Tatarlarının Göçleri. Bülent Pakman. Eylül 2014.  https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kirim-tatarlari/kirim-tatarlarinin-gocleri/

Türkçülüğün doğuşu. Bülent Pakman. Kasım 2014.  https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/turkculugun-dogusu/

Kurtuluş Savaşına Buhara Altınları. Bülent Pakman. Ağustos 2011. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/kurtulus-savasina-buhara-altinlari/

Türkiye’nin katkıda bulunduğu bir katliam. Mavi alay’dan haberdar olmak mı olmamak mı? Mustafa Sütlaş. 21 Temmuz 2012 http://www.bianet.org/biamag/diger/139847-mavi-alay-dan-haberdar-olmak-mi-olmamak-mi

Zülfü Livaneli’nin gizli tarihi. Nazım Alpman. 6 Şubat 2012. http://www.gazetesiz.com/makaleler/nazim-alpman/zulfu-livanelinin-gizli-tarihi-120682.html

Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları. Ayşe Hür. Radikal. 23.02.2004. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/stalin_naziler_ve_kirim_tatarlari-1178082

Nuh Köklü http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/19/cp/gnc101-20051218-102.html

CIA’nın Türk Casusu’ 97 yaşında sessizce öldü. Habertürk  Gazetesi. 03 Mayıs 2015. http://www.haberturk.com/yasam/haber/1072966-cianin-turk-casusu-97-yasinda-sessizce-oldu

Oyun Masası. Soner Yalçın. Sözcü Gazetesi 13 Şubat 2015  http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/soner-yalcin/oyun-masasi-741905/

Vasıf Vasıf Efendi’nin Facebook sayfası (kendisinden yazılı izin alınmıştır).

2. Dünya Savaşı ve Azerbaycan.  Sevtap Sırakaya. Yüksek Lisans Tezi. T.C.
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı
2007

Bülent Pakman. Nisan 2015. Son düzenleme: Mayıs 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets

WP_000151Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

 

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Bülent Pakman youtube video kanalı 1

Bülent Pakman youtube video kanalı 2

Bülent Pakman dailymotion video kanalı

Drau Faciası için 1 cevap

  1. Geri bildirim: 2. Dünya Savaşındaki Türkler | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s