Erkeğinin ihanetini bağışlamamak kadının zayıflığıdır

Haberlere göre Azerbaycanda genç aileler arasında boşanmaların sayısı artmakta. Lakin halihazırda en dikkat çeken başka bir konu, genç aileler değil, yıllardır beraber yaşayan yaşlı aileler boşanıyor.

Ve durum genç aileler arasındaki boşanmaları geçmiştir. Bu istikamette araştırma yapan psikolog – psikoterapist Hanım Nifteliyeva problemin kökü ve sebepleri ile bağlı demeç verdi. Onunla gerçekleştirdiğimiz sohbeti takdim ediyoruz.

– Genç aileler bir şekilde anlaşılabilir. Sosyal şebekeler, çılgınlık, ihanet vs. Ama uzun ömürlü aileler niye ayrılır? Bunun kökünde ne vardır?

– Boşanmaların sayısı bütün dünya olduğu gibi, Azerbaycan’da da normalin üzerine çıktı. Bu, bir SOS sinyalidir. Boşanmaların önlemek için mutlaka tedbir öngörülmelidir. Biz Adliye Bakanlığının teşkil ettiği pilot projesinde, ASAN (kolay) hizmet merkezlerinde psikolog gibi faaliyet gösteririz. Evliliğe son vermek için bize müracaat eden şahıslarla görüşüp, sohbet ederiz. Eğer ailelerde, kadın veya erkekte psikolojik travma varsa, bunu ortadan kaldırıp, onların barışması için yardım ederiz. Yeni kurulan aileler arasında meydana gelen boşanmalara “aile krizleri” diyoruz.

Bu krizler bir şekilde anlaşılabilir. Amma günümüzde en büyük trajedilerden biri budur ki, boşanma için müracaat eden 5 aileden 4’ü uzun yıllar aileyi koruyup evliliği 30-35 yıl sürdürmüş insanlardır. Size somut bir misal vereyim. Geçen hafta üzerinde çalıştığım 5 aileden 4’ü yıllardır evli olan insanlar idi. Rakamlara dikkat edin, bir insan ömrü kadar rakamlardır. 25, 28, 30, 32 yıldır ki, beraber yaşamışlar.

Onu da diyeyim ki, son 3-4 aydır, böyle durumlarla daha sık sık karşılaşırım. Yeni kurulan ailelerde kaydettiğim gibi kriz, yeni buhran devri var. Böyle durumlarda müracaat ettiklerinde biz mütehassıslar onları işleriz ve krizden çıkarırız, böylelikle onlar yeniden evlilik hayatına devam etmeye başlarlar. Son zamanlar müşahade ediyorum ki, yılların zorluğuna tahammül edenler bugün boşanıyorlar. Sebep olarak denir ki, geçinemiyoruz, anlaşamıyoruz.

– Bu nasıl olur? Yıllardır geçindiler, acıyı, tatlıyı birlikte tattılar, şimdi nene-dede olduktan sonra birbirlerini anlayamadıklarını dile getirirler.

– Gençler maddi durumu, ihaneti sebep gibi gösterir. Söz konusu yaşlılar ise yıllardır kendi ayakları üzerinde durmuşlar, bütün zorlukları aşmışlar, evlatlarına tahsil vermişler, evlendirmişler. Sebebi sorulduğunda erkeğin, yahut kadının sosyal şebekelerden, telefondan, televizyondan çok istifade ettiğini gösterirler. Burada çok zaman itham olunan taraf erkekler olur.

Onlar kendileri de bunu itiraf eder. İnanın, ele aldığımız ailelerin problemini araştırdığımızda onların ihanet yüzünden boşandıklarına şahit oluruz. Bu durumda ortaya bir soru çıkar. Bu insan evvel ihanet etmiyordu da şimdi mi ortaya çıktı? Hayır. Kadınlarımız cefakardır, zahmetkardır. Başları evlatlarını büyütmeye, evin sıkıntılarını halletmeye karışır ve kendilerine bakmazlar. O cümleden de, hayat arkadaşlarına gerekli ilgiyi göstermezler.

Böyle olduğunda ise erkekler başka liman arar. Kadın, evlatlarını büyütür, evlendirir. Evi ile bağlı bütün işleri yoluna koyar ve bakar ki, ömür gidiyor, hayatta istediği çok şeye nail olmuş. Evlatları mutludur, kendi ise manevi olarak hayat arkadaşını yitirmiştir, o başkasının yanındadır.

Bu durumda kadın bunu kabul edemez. Yıllardır cefa çeken, azap çeken, arkadaşına sevginin zerre kadar azalmadığını iddia eden kadın ihaneti kabul etmez. Evlat dünyaya geldikten sonra kadınlar hayat arkadaşlarını 2ci, 3cü plana atar. Evlat dünyaya getirdikten sonra onlara bir rahatlık gelir ki, artık hayat arkadaşım hiçbir yere gidemez, beni atamaz diye.

Kadınlar ilk sırada bütün sevgi, dikkat ve ilgisini hayat arkadaşlarına vermelidirler. Çünkü onların her an bir kadın taraftan dikkate, ilgiye, güleryüze ihtiyacı var. Çünkü onları bir kadın dünyaya getirmiş, nazını çekmiş, ilgisini paylaşmış. Aile kurduktan sonra her bir erkek evlendiği kadını anasının yerine koyar. Anası ve kadının ettiğini özü de bilmeden şuuraltı hesaplar. Neticede kadınının ilgisinin az olduğunu gördüğünde başkasına meyleder.

Bir tavsiyem var, isterim ki, ihanet yüzünden hiç bir kadın zayıf olmasın, üçüncü tarafa şans vermesin. Öz hayat arkadaşlarına sahip çıksınlar, hiçbir zaman hiçbir şey geç değil. Sevgi, ilgi, iltifatla hayat arkadaşlarını geri almaya çalışsınlar. Boşanmak çare değil, öncelikle üçüncü şahsa şans vermektir. Aksine güçlü olup hayat arkadaşına sahip çıkmak lazımdır.

Muhammed peygamber “Cennet anaların ayakları altındadır” demiş. Ben kadınlarımızı çiçeğe, kızılgül taç yaprağına benzetirim. Daima emek vermek lazımdır ki, o güzelliği, tazeliği korusunlar. Her şeyden evvel kadın kendine bakmalıdır. Böyle olduğunda hayat arkadaşı onu bırakıp başkasının yanına gitmez.

– İhanet nedir? Birini sevmek ve onun yüzünden aileyi terk etmek ihanet midir?

– Bu söz insana ağır gelse de, unutmayalım ki, his hem de bir şehvet, hayvani, fiziki histir. Bu, ruhi olursa, oraya sevgi, istek, mutluluk dahil olur ve uzun müddet devam eder. Bize boşanma ile bağlı müracaat eden kadınlar sorarlar ki, ihaneti bağışlamak olur mu? Elbette olur.

Eğer bu fiziki, herhangi bir ihtiyacı ödemek için ise, niye de bağışlanmasın? Erinin ihanetini bağışlamamak kadının zayıflığıdır. Seven insan sevdiğini bütün kusurları ile kabul eder. İyi günde, kötü günde beraber olmak istiyorsa, düşünelim ki, nefsini yenememiş ihanet etmiş. Düşünelim ki, bu, bir hastalıktır. Bir evlat dünyaya hasta geldiğinde onu atmayız, aksine daha çok ilgi gösterir, sevgimizle koruruz.

İhanet eden hakkında da böyle düşünelim, daha çok ilgi gösterelim, ona. Onu bu hastalıktan kurtarmanın yolu boşanmak değil. Burada dikkatimi çeken bir şey de var. Niye hikmete erdiğinde erkekler ihanete daha çok meyilli olur? Erkeklerde yaş ilerledikçe gençlik, yeniyetmelik devrindeki gibi cinsel istekler çoğalmağa başlıyor. Onlar düşünür ki, hayatlarında ne kadar çok kadın olsa, o kadar çok kazanırlar. O sebepten de eğilimleri artar. Kadınlar güçlü olsun, hayat arkadaşlarına sahip çıksın. Özlerini sevmeyi, kendilerine dikkat etmeyi becersinler. Kadınlar özlerine değer versinler ve güzelliklerini korusunlar.

– Yani hislerin, sevginin yaşla ilgisi yok mudur? Her zaman her kesin kapısını çalabilir mi?

– Bazen derler ki, filanca ikinci baharını yaşıyor. Olabilir ki, bu sözü vaktiyle ailesi tarafından mecburi evlendirilenler der. Gençlik yaşında bir şahıs ailenin seçtiği bir kızla evlenir. İlk vakitler sevdiğini düşünür. Amma görür ki, her şey ideal değil. Olumlu olduğu kadar, olumsuz taraflarımız da var ve kadın bunları fazla belirleyemeyebilir. Çünkü evle ilgileri buna fırsat vermez. Erkekler ise kadının küçük kusurunu büyük görür.

Çünkü sevmeden aile kurmuştur ve bunu içine sindiremeyebilir. Zaman geçtikçe, 40 yaştan sonra ikinci baharını yaşamak ister, sevmek, sevilmek ister. Bunun biyolojik, fizyolojik, veya psikolojik olduğu tam olarak anlaşılmaz. Amma ben bunun psikolojik olduğunu düşünürüm. Dede-babalarımızdan gelen bu söz şuuraltımıza böyle yerleşmiş. Akilliğe doğru gittiğini görür ve gençlik yıllarında tam yaşayabilmediği duyguları doya-doya yaşamak ister. Yeni enerji ile sevgiye, ilgiye ihtiyaç duyarlar. Öyle ihanetlerin de ekseriyeti yine bundan kaynaklanır.

Kadın onu anlamaz, kavramazsa başka biri ile münasebet kurar. Çok değer verdiğim bir hocam Vakıf Abdülhüseynov hep derdi ki, kadınlar ömürünün sonuna kadar bir erkeği severek yaşayabilir, amma erkekler bir kadınla hiçbir zaman kifayet etmeyebilir. Çünkü onlar manevi, ruhi olarak açtırlar.

Biz her zaman karşımızdaki insanı görmek istediğimiz gibi görmeye çalışırız. Amma unutmayalım ki, hayat arkadaşımız Allahın bize bir mesajıdır.

Biz onlara küstüğümüzde, stress yaşadığımızda sanki bunları Allah’a ederiz. Bu Allah’ın bize fırsatı, sınavıdır. Onu değil, özümüzü değişmeye çalışmalıyız.

Bir insanda ne kadar kusur ararsan, o kadar problemle karşılaşırsın. O yüzünden de gayret etmeliyiz ki, aile münasebetlerinde az kusur arayalım. Ne kadar az kusur, o kadar çok mutluluk getirir. Buna ne kadar üstünlük verirsek, aile problemlerimiz o kadar tez hallolur. Birinde aradığımız kusur öz şuuraltımızda, özümüzde daha çok olduğu yüze çıkar.

Bir erkek, yahut kadın öz hayat arkadaşında bir problem ararsa, bu, psikolojik amildir. Bu demektir ki, onun şuuraltında daha derin problem var. Biz arkadaşımızla ilgilenirken, yemek verirken, üstünü başını temiz tutarken, onun manevi eziyetlerini çekerken, bir şeyi unuturuz, bunlarla ruhunu doyurmadığımızı. Ruhu aç oldukça insanın fikri başka yerde olur. Ruhu tok insan sevdiği kadına da, ailesine, dostuna da sadık olur.

Aysel Aslan Modern.az 7.11.2018  http://modern.az/az/news/182773#gsc.tab=0 Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Görüşler yazarına aittir.

Bülent Pakman. Kasım 2018. Aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Dizideki tüm yazılarımız:

IMG_1345

Bülent Pakman kimdir?