30 Ağustos 1922

ÖNCESİ

Yunan kuvvetleri özellikle Çal doğrultusunda son derece düzensiz ve tam bir panik içinde çekilmekteydi. Sabah 06.30’da 23. Tümen Kumandanı Yarbay Ömer Halis’in 1. Kolordu Kumandanı Albay İzzettin Bey’e yazdığı raporda düşman askerlerinin yapılan seri taarruz sonucunda ovaya dağıldıkları belirtilerek “atlı subayların kaçması ve otomobillerin karmakarışık olması, velhasıl bozgun manzarasının sizin temaşa buyurmamanızdan müteessirim” denilmekteydi.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa da harekâtı idare etmek üzere  saat yediye doğru Afyon’dan 1. Ordu Karargâhı’na hareket etti.

Otomobil, Yunan Ordusu’nun enkazıyla ve Türk Ordusu’nun ulaştırma kollarıyla dolu olan yol üzerinde o günün koşullarında mümkün olan en son süratle ilerledi. Yolun kenarı ve üzeri, Yunanlılardan kalma kırık arabalar, yakılmış otomobiller, hayvan cesetleri, barut kokan çukurlarla dolu idi. Kafile kafile yürütülen Yunan esirleri, topallaya topallaya geri getirilen yaralı Türk askerleri yol boyunca artarak göründü. İleriye doğru manzara biraz daha hazinleşiyor, yanmış köyler, dumanı tüten evler ve bunların etrafında toplanmış bir sürü insan, çocuk, kadın, ihtiyar görülüyordu.

Afyonkarahisar-İzmir demiryolu boyunca ilerleyen Başkomutanlık otomobili saat dokuza varmadan 1.Ordu karargâhının bulunduğu Akçasar’a ulaştı. Burada 1.Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa, Başkomutanı karşıladı ve durum hakkında bilgi verdi. Mustafa Kemal Paşa Afyonkarahisar’da gece hazırladıkları harekât planı ve cephe emrini Nurettin Paşa’ya verdi. Esir edilen bazı Yunanlı subaylarla görüştü. Bu sırada Yunanlı esir bir kurmay subaydan, Trikopis’in Çalköy’de çembere alınan Yunan kuvvetlerinin arasında olduğunu öğrendi. Mustafa Kemal Paşa, Yunan subayından bu bilgiyi aldıktan sonra, savaşın bütün şiddetiyle sürdüğü Çalköy’ün yakınında bulunan Albay Kemalettin Sami komutasındaki 4. Kolordu Karargâhı’na gitmek istedi. 1.Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa, yolun son derece tehlikeli olduğunu söylemesine rağmen, öğle üzeri Başkomutan ve karargâhı tekrar yola çıktılar. Nurettin Paşa ve karargâh subayları da başka bir otomobille onları izlediler.

Yol boyunca Yunanlıların attıkları mermiler yakınlarına düşüyor ve bu sırada 4.Kolordu birlikleri de Çalköy’e doğru ilerliyordu. Bir süre buradaki 4.Kolordu karargâhında kalındıktan sonra saat ikide Karatepe’ye (Zafertepe) ulaşıldı. Burası Çalköy düzlüğünü ve çevresindeki tepecikleri gören, 2.Tümen karargâhı idi, ama savaş meydanına çok yakın olan tehlikeli, yüksekçe bir kabartıydı. Bu tepenin bir adım daha ilerisi ise alay ve bölüklerin karargâhlarıydı, yani muharebe alanının içi idi. Mustafa Kemal Paşa, daha sonra “Başkomutan Dumlupınar Meydan Savaşı” adı verilecek olan “Büyük Zafer” i bu tepeden komuta etmeye başladı.

Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa Altıntaş yolu üzerindeki Kurtköy’de Süvari Kolordusu Komutan Fahrettin Paşa ile buluştu. Fahrettin Paşa’nın sıtma krizi tekrarlamıştı, titriyordu, ama görevinin başındaydı. Fevzi Paşa ona harekât planını ve cephe emrini bildirdi. Kısa bir görüşme yaptılar. Süvari Kolordusu Kızıltaş Vadisi’ni tutmak üzere Gediz’e doğru harekete geçti.

Kuzeyden

Saat 06.30’da Fevzi Paşa Afyon’dan 2.Ordu karargâhına doğru hareket etti. Öğle üzeri Beşkarış Köyü’nde bulunan 2. Ordu Karargâhında Yakup Şevki Paşa ile buluştu ve cephe emrini bildirdi. İki komutan ve kurmayları toplanarak yapılacakları görüştüler. Daha sonra Fevzi Paşa ve Yakup Şevki Paşa, 2.Ordu birlikleri ile Altıntaş’tan Çalköy’e doğru hareket ettiler.

2. Ordu’nun Çalköy’deki Trikopis Grubu’na yirmi kilometre uzakta Beşkarış civarında ve Altıntaş’ta bulunan iki tümeni öğle üzeri muharebeye katıldılar.

Zafertepe

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 2.Ordu Komutan Nurettin Paşa ve 4. Kolordu Komutanı Albay Kemalettin Sami Bey ile birlikte Zafertepe’ye çıktıklarında, savaşın komutasını doğrudan kendisi üstlendi. 11.Tümen Komutanı Yarbay Derviş Bey’e, taarruzun şiddetlendirilmesini ve topçuların açığa çıkarak ateş etmelerini emretti. Derviş Bey, taarruzun başında bulunmak üzere ileri hatta koştu. Başkomutanlarının savaşı ateş hattında izlemesi ve komuta etmesi, çevredeki subay ve askerleri daha da coşturdu ve yüreklendirdi.

Sabahtan beri 1.Ordu kuvvetleri batıdan ve güneyden, 2.Ordu kuvvetleri de doğudan hızla ilerliyorlardı. Çemberin kuzey kesiminde sadece bir, iki kilometrelik bir açıklık kalmıştı. 5.Süvari Kolordusu da, bu açıklığı kapatmak için Gediz üzerinden hızla Kızıltaş Vadisi’ne ilerliyordu. Saat 14.30’a geldiğinde her yönden çekilen Trikopis kuvvetleri Küçük Adatepe önüne yığıldı. Bu kuvvetler Kızıltaş Deresi üzerinden Banaz’a çekilmek üzere harekete geçtiklerinde, Allıören’de bulunan 2.Ordu’nun Yarbay Salih (Omurtak) komutasındaki 61.Tümeni önlerini kesti.

61. Tümen sabahleyin Kurtöy’de toplanmıştı. Tümen komutanı, Süvari Kolordusu’nun Akpirim tepelerindeki kuvvetlerini Genişler’den Çalköy doğrultusuna hareket ettireceğinden, burasının kendileri tarafından tutulması emrini aldığı için, Tümen Süvari Bölüğü’nü Kurtköy’den Allıören’e doğru hareket ettirdi. Yunanlıların Çalköy’den Allıören’e yürüdükleri görüldü. Bunun üzerine, süvariler yürüyüşlerini hızlandırarak Eydemir Köyü’nün güneyindeki ormanlık sırtları tuttular. Allıören’e yaklaşan Yunan yürüyüş kolu ateş altına alındı. Yunanlılar yürüyüşlerini durdurdular ve kuzeye çekilerek karşı taarruza geçtiler. İki taraf arasında çok şiddetli bir muharebe başladı.

Allıören’de savaş devam ederken, 1. Ordu kuvvetleri Küçük Adatepe’ye doğru topçu ateşi eşliğinde ilerlemelerini sürdürdüler. Saat 16.00 sıralarında beş, altı kilometre çapında, yirmi beş, otuz kilometre karelik dar bir alana sıkışmış otuz, otuz beş bin Yunan askeri, at, araba, top, tüfek karmakarışık bir yığın, son bir ümitle, son güçlerini de harcayarak çırpınıp duruyordu. Fakat onları saran çember her taraftan ve her geçen dakika biraz daha daralıyordu.  Özellikle Türk topçusu ateş şiddetini en üst düzeye çıkarmıştı.

Saat 17.00’de Türk piyadeleri, dağınık Yunan kuvvetleri üzerine iyice yaklaştılar. Başkomutan, süngü hücumunun başlamasını ve Küçük Adatepe’nin zapt edilmesini emretti. Bu emir ağızdan ağza bütün birliklere yayıldı. Yarım saat sonra Küçük Adatepe Türk askerinin eline geçti.

Hacı Anesti Gel de Ordularını Kurtar

Süngü saldırılarını dürbünle seyreden Mustafa Kemal Paşa savaşı İzmir’de yattan idare eden Yunan Ordularını Başkomutanına sevinçle haykırıyordu “Hacı Anesti Gel de Ordularını Kurtar”. Bu daha önce İzmir’de  “Bütün cepheyi dolaştım, ama Mustafa Kemal adında bir komutana rastlamadım” Hacı Anesti’ye cevabıdır.

Mustafa Kemal Paşa, anlatıyor

Düşman başkumandanının şu karşıki tepede çırpındığını görüyor gibiydim. Bütün düşman mevzilerinde büyük bir heyecan ve helecan vardı. Artık toplarının, tüfeklerinin ve mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücü hassa kalmamıştı.”

Kurmay Yüzbaşı Kanellopulos anlatıyor

“Topçular ile bazı birlikler henüz disiplini koruyorlardı. Kızıltaş Vadisi yolu ile kaçmak isteyenler Allıören’e doğru sızmaktaydılar. General Trikopis’in emrine göre, karanlık basana kadar direnilecek, karanlık basınca Kızıltaş Vadisi’nden batıya doğru hep birlikte çekinilecekti. Türkler çevremizi kuşatmayı tamamladılar. Acı savaş başladı. General Trikopis ve General Digenis, bir taş ocağında, heykel gibi duygusuz ve sakin, başlayan faciayı izlediler. Karargâh subayları çevrelerinde oturmuşlar, komutanlarını şarapnel parçalarına karşı koruyorlardı. Trikopis teslim olma önerilerini sürekli reddediyordu. Akşama doğru Türk topçusunun faaliyeti doruğa çıktı. Eriyorduk. Bataryalarımız mahvoluyor, cephane ve yaralı dolu kamyonlar havaya uçuyor, insanlar büyük bir korku içinde, ormanlara, yarıklara, kuytulara kaçıyorlardı. Sinirler boşanmıştı. Bazı komutanlar korkudan çılgına dönmüş askerlerini yatıştırmak için alay sancaklarını açtırdılar. Bir yararı olmadı. Kuzeyden, doğudan yeni yeni Türk birliklerinin yaklaştıkları görülüyordu. Akşamüzeri bütün toplarımız susmuştu. Titreyerek Güneş’in batmasını bekliyorduk.”

Zafer

Yunan subayları birliklerine hâkim olmakta güçlük çekiyorlardı. Panik başlamış, düzen ve disiplin kaybolmuştu. Saat 18.30 sıralarında Yunan topçusu tamamen sustu. Bu da Yunan askerlerinin moralini büsbütün bozmuştu. Trikopis birliklerine, hava kararıncaya kadar savunma yapmalarını ve sonra Allıören’deki Türk kuvvetlerini ileri atarak, Kızıltaş Vadisi üzerinden Banaz’a çekilmelerini emretti. Ama Türk taarruzlarının şiddetle devam etmesi, canlarını kurtarabilenlerin çekilmesini paniğe dönüştürdü.

Yunan askerleri yığınlar halinde kaçıyordu. Ancak önlerinde de kuzeyde, Allıören’de mevzilenen 61.Tümen kuvvetleri vardı.

Emir ve komutayı kaybeden Yunan 1. ve 2. kolordu karargâhları da saat 20.30’da karmakarışık bir halde kalabalığa karıştılar. Gecenin karanlığı ve ayazı ürperticiydi. Köylülerden kılavuz bulunamıyordu. Birlikler birbirlerine karışmıştı. Yığınlar birbirlerini ite ite Kızıltaş Vadisi’ne ulaşmaya çalışıyor, bir kısım Yunan askeri de yamaçlara tırmanarak dağ eteklerinden kaçmaya çalışıyordu. Türk piyadeleri gece yarısına doğru saat 23.30’da süngü hücumuyla Büyük Adatepe’yi de ele geçirdi. Artık Çalköy-Allıören-Aslıhanlar çemberi içinde savaşacak Yunan kuvveti kalmamıştı.

Dağılan Yunan askerleri bütün motorlu ve atlı taşıtlarını, toplarını, cephanelerini ve savaş malzemelerini terk ettiler. Bunların Yunan kaynaklarına göre yüzden fazla top ve iki yüz elli kadar motorlu taşıt olduğu belirtilmektedir.

Fakat çemberin kuzeydeki bir, iki kilometrelik açıklık hâlâ kapatılamadığından, içinde Trikopis’in de bulunduğu sekiz bin kadar Yunan askeri gece Kızıltaş Vadisi’nden Banaz’a doğru, o an için kurtulabildiler. Ama Yunan kuvvetlerinin çoğu Adatepeler önlerinde imha edildi ya da esir alındı. Böylece Başkomutan Meydan Savaşı büyük bir zaferle sonuçlanmış oluyordu. Bu Türk Ordusu için Büyük Zafer, Yunan Ordusu için ise Büyük Felaket’ti.

Büyük Taarruzu ta başından beri takip eden Aydın Mebusu Esat Bey, Hâkimiyet-i Milliye gazetesine çektiği telgrafta Yunan ordusunun çekilirken 200 otomobili terk ettiklerini, çeşitli cinslerde sayısız top ile elli bin sandıktan fazla cephane bıraktıklarını yazmıştı. Esat Bey telgrafını, on gün sonraki mutlu haberi şimdiden vererek bitirir: “Aydın ve İzmir’e doğru gidiyorum. Sizi oralardan selamlayacağım.”

Mustafa Kemal Paşa anlatıyor

30 Ağustos 1922 günü saat ikide bu tepeye çıkmış bulunuyorduk. Düşman kuvvetlerini gündüz gözüyle tamamen kuşatmak ve düşmanın inatla savunduğu savaş alanlarına, süngü saldırılarıyla girerek kesin bir sonuç almak gerekliydi. Bunun için bütün ordunun büyük özveriyle ilerlemesini ve bütün bataryalarımızın, hatta gizliliğe bakmaksızın, ateş alanlarına girip düşman alanlarını sarsmasını istiyordum. Yanımdaki komutanlar bu görüşümü anlar anlamaz hemen ve en sinirli bir şekilde harekete geçtiler. Yazık ki şimdi ismini hatırlayamadığım, yanımda bulunan bir atlı subaya birkaç kelime not ettirerek düşman alanlarını kuzeyden saran 2.Ordu’ya gönderdim. Ve sözlü olarak burada benden işittiklerini onlara da söylemesini emrettim. Bu subay görevini yapmış ve birkaç saat sonra tekrar yanıma gelerek bilgi de vermişti. 11.Tümen’in kahraman komutanı Derviş Bey, kendi ileriye atılarak bütün kuvvetiyle düşman alanına ilerliyordu. Kolordu Komutanı Kemâlettin Sami Paşa, güneyden ve batıdan düşmana saldırdığı diğer tümenlerine yeniden şiddetli ve hızlı hareketler için emirlerini ulaştırıyordu. 2.Ordu’nun 16. ve 65. tümenleri düşmanla gerçek savaşa girişiyorlar, diğer tümenleri de kuşatma çemberini daraltıyorlardı. Bunları görüyordum. Atlı kolumuzun daha batıdan düşmanın arkasını kesmek üzere bulunduğunu bana haber getiren atlı subay söylemişti. Saat ilerledikçe gözlerimin önünde gelişen manzara şu idi: Düşman Başkomutanının şu karşıki tepede son gücüyle çırpındığını görüyor gibiydim. Bütün düşman alanlarında büyük bir heyecan ve telaş vardı. Artık toplarının, tüfeklerinin ve mitralyözlerinin ateşlerinde sanki öldürücü özellik kalmamıştı. Bu ovadan, kuzeyden ve güneyden birbirini izleyen vurucu hatlarımızın, batışa yaklaşan Güneş’in son ışıklarıyla parlayan süngüleri her an daha ileride görülüyordu. Düşman alanlarını saran bir çember üzerinde yer almış olan bataryalarımızın aralıksız ve amansız ateşleri düşman alanlarını, içinde durulmaz bir cehennem haline getiriyordu. Güneş batıya yaklaştıkça ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda duyuluyordu. Bir zaman sonra Dünya’da büyük bir yıkım olacaktı. Ve beklediğimiz Kurtuluş Güneşi’nin doğabilmesi için bu yıkım gerekliydi. Karanlıklar içinde bu yıkım gerçekleşmeli idi. Gerçekten gökyüzünün karardığı bir dakikada Türk süngüleri düşman dolu o sırtlara saldırdılar. Artık karşımda bir ordu, bir kuvvet kalmamıştı. Tam olarak yok olmuş perişan bir arta kalan kitle bulunuyordu. Kendilerinin dediği gibi çok korkan ve titreyen, şekilsiz bir kitle, tuhaf bir karmaşa halinde kaçmak için açıklık arıyordu. Artık gecenin koyulaşan ağırlığı, sonucu gözle görmek için Güneş’in tekrar doğudan doğmasını beklemeyi zorunlu kılıyordu.”

Kütahya’nın kurtuluşu

Geceyi Akoluk’ta geçiren 3.Yunan Kolordusu’na bağlı 15.Yunan Tümeni’nin nereye gideceği önemliydi. Bu tümen Seyitgazi’de toplanmış ve Kütahya’ya doğru hareket halindeydi. Buradan sonra nereye gideceği belli değildi. Altıntaş’a doğru hareket ederek 2.  Ordu’ya taarruz edebilir, ya da Gediz üzerinden Trikopis grubuna yardıma gidebilirdi. Yakup Şevki Paşa, bu olasılıkların önlenmesi için Mürettep Süvari Tümeni’ni uyardı.

Albay Mehmet Arif komutasındaki Mürettep Süvari Tümeni, geceyi Altıntaş’ın kuzeyindeki Pusan Köyü’nde bir iki saati dinlenerek geçirdikten sonra Kütahya’ya doğru harekete geçti. Tümen sabahleyin saat altıda Kütahya’ya on kilometre uzaklıktaki Porsuk Köprüsü’ne varınca 15.Yunan Tümeni’nin öncü alayına rastladı. Üç saat süren çatışmadan sonra saat dokuzda Yunan alayı dağıtıldı. Yetmiş Yunan askeri esir edildi, üç yüzden fazlası öldürüldü, kurtulanlar da Hacıazizler ve Göynükören ormanlarına kaçtılar. Gediz yolunun kuzeyindeki bu arazinin sarp ve sık ormanlık oluşu, süvarilerin takibine engel olmuş, Yunan alayının kaçabilen kısımları orman ve kayalıklar aralarında gizlenmişlerdir.

Mürettep Süvari Tümeni’nin bir müfrezesi sabah saat 10.00 sıralarında Kütahya’ya girdi. Birkaç saat kaldıktan sonra çekilen bu müfreze, Kütahya halkına uyanık bulunmalarını söyledi.

Saat 12.00’de Alayunt İstasyonu’na ve Kütahya’ya keşif birlikleri gönderildi. Durum telgrafla Garp Cephesi ve 2. Ordu karargâhlarına bildirdi. Daha sonra saat on sekizde Mürettep Süvari Tümen Komutanı Albay Mehmet Arif Bey askerleri ile birlikte kente girdi.

Kütahya halkı, Türk askerini büyük bir coşku içinde karşıladı. Hükümet Konağı ve Belediye Binası’na Türk bayrakları çekildi. Her yer bayraklarla donatıldı. Kütahya’nın Yunan işgalinden kurtuluşu halk tarafından kurbanlar kesilerek ve şenlikler yapılarak kutlandı. Ertesi gün Kütahya halkının ileri gelenleri Belediye Binası’nda toplanarak Kadı Asım Efendi’yi Mutasarrıf Vekili olarak görevlendirdiler.

Kentte, Afyonkarahisar’da olduğu gibi yağma, katliam, yangın pek olmadı sayılır. Çünkü hızla ilerleyen Mürettep Süvari Tümeni’nin, beklenenden daha kısa bir süre içinde Kütahya’ya yaklaşması, Yunanlı askerler arasında paniğe yol açtı ve kötülük yapmaya fırsat bırakmadı.

Bir gün öncesinden Yunan askerleri ve yerli Rumlar Kütahya’yı terk etmeye başlamışlardı. Tabii ki işbirlikçi Türkler de onlarla beraber ayrıldılar. Türklerle birlikte yüzyıllar boyu birlikte yaşayan Kütahya’nın yerli Rumları, bilmedikleri yabancı bir diyara, Yunanistan’a yerleşmek için yollara döküldüler.

Ancak Kentin doğusunda Akoluk Köyü civarında konaklayan 3.Yunan Kolordusu’na bağlı 15.Yunan Tümeni, sayıca Mürettep Süvari Tümeni’nden çok fazlaydı.

On bin askeri olan bu Yunan tümeni, Sakarya Savaşı’ndan önce Yunan Genel Kurmayı tarafından Trakya’dan Kütahya’ya getirilmiş ve Seyitgazi bölgesinde konuşlandırılmıştı. Hiç savaşa girmemiş, yorulmamış, yıpranmamış, dinç bir askeri birlikti.

Bu Yunan tümeni Akoluk Köyü’nü ateşe vererek, Gediz üzerinden Trikopis grubu ile birleşmek için batıya doğru harekete geçti. Bu sırada Akoluk ve civar köylerin efeleri milis oluşturarak ordu birliklerine yardımcı oldular.

Yunan 3. Kolordusu

Bursa yönünde çekilme emri alan Yunan 3. Kolordusu’nun Seyitgazi bölgesinde bulunan diğer kuvvetleri günü Eskişehir’e doğru çekiliyor ve 2. Ordu’ya bağlı Porsuk Müfrezesi de onları takip ediyordu. Porsuk Müfrezesi bir ara Hamidiye doğrultusuna taarruz ettiyse de başarı sağlayamadı ve elliden fazla şehit ve yaralı verdi.

Meydan savaşı sonrası

Meydan savaşından sonra, çevreyi gezen Mustafa Kemal Paşa, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, sürü sürü esirin kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulandı ve yanındakilere: Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir dedi.

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Paşa anlatıyor: “Savaş alanını dolaştığım zaman, ordumuzun kazandığı zaferin yüceliği ve buna karşılık Yunan Ordusu’nun düşürüldüğü felâketin büyüklüğü beni çok duygulandırdı. Karşı sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, bütün kapalı kalmış yerler bırakılmış toplarla, otomobillerle ve bitmez tükenmez donatım ve malzeme ile ve bütün bu bırakılan şeylerin aralarında yığınlar oluşturan ölülerle ve toplanıp merkezlerimize gönderilmekte olan sürü sürü esir gruplarıyla, gerçekten bir kıyamet yerini andırıyordu. Bu dar ateş ve saldırı çemberinden bugün için kurtulabilenler birkaç bin kişilik arta kalanlardan oluşmaktaydı. Efendiler, Ağustosun otuz birinci günü yaklaşık öğle vaktiydi ki, yine bu Çalköy’de, yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki durumu düşündük. Kazandığımız meydan savaşının bütün seferi sona erdirebilecek bir kararlılık ve önemde olduğunda birleştik. Şimdi Bursa yönünde çekilen düşman kuvvetlerini yok etmekle birlikte, bütün orduyla dinlenmeden İzmir’e yürüyecektik.”

Gece

Akşam üzeri karanlık basmak üzereyken, Çalköy Karatepe’de (Zafertepe) bulunan Mustafa Kemal Paşa, Nurettin Paşa ile birlikte geceyi geçirmek üzere Dumlupınar’a gittiler. O zamanlar küçük bir köy olan Dumlupınar’da kendilerine ayrılan bir köy evinde gecelediler.

Karargâhı ile Afyonkarahisar’da bulunan Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Başkomutan ve 1.Ordu Komutanı ile yaptığı telefon görüşmelerinden sonra, Trikopis grubunun kuşatıldığını ve büyük bir kısmının imha edildiğini ve bir kısmının da Kızıltaş Vadisi’ne doğru kaçmakta olduğunu, öğrenmişti. Bu nedenle akşamüzeri gecikmeden 31 Ağustos 1922 günü için aiağıdaki cephe emrini hazırladı ve ordulara gönderdi:

“1. ve 2. ordular önce kuşatma bölgelerindeki Yunan tümenlerini tamamıyla esir edeceklerdir. Bundan sonra 1. Ordu Uşak doğrultusunda şiddetle takibe devam edecektir. Süvari Kolordusu ise yalnız Kızıltaş Vadisi’ni kapatmakla kalmayacak, Alaşehir doğrultusunda ilerleyerek Franko grubunun önünü kesip durdurmaya çalışacaktır. 2. Ordu’nun 3. Kolordusu Kütahya’ya doğru hızla ilerleyecektir. Garp Cephesi Karargâhı bu gece Afyonkarahisar’dadır, Yarın Dumlupınar’a taşınacaktır. Gereği önemle emrolunur.”  DEVAMI

Kaynaklar: (Büyük Taarruz günlükleri yazı dizisine ait)

Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler. Bilgi Yayınevi 1.8.2016.

Kocatepe’den Dumlupınar’a Cengiz Çetintaş http://www.cengizcetintas.com/bölüm9.html

Büyük Taarruz. Doç. Dr. Hüner TUNCER. Cumhuriyet 26 Ağustos 2009. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/82742/26.html#

Zaferin yolunu Dumlupınar açtı.  Ömer Türkoğlu Cumhuriyet 28 Ağustos 2017 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yazi_dizileri/813252/Zaferin

Kurtuluşa doğru. Ömer Türkoğlu Cumhuriyet 29 Ağustos 2017 Kurtuluşa doğru

Zaferin ilk işareti: Afyon kurtarılıyor Ömer Türkoğlu Cumhuriyet 27 Ağustos 2017 Zaferin ilk işareti: Afyon kurtarılıyor

Ufukta görünen zafer. Ömer Türkoğlu Cumhuriyet 28 Ağustos 2017 Ufukta görünen zafer

Başkomutanlık Meydan Muharebesi. Vikipedi. http://www.wikiwand.com/tr/Başkomutanlık_Meydan_Muharebesi

Yakup Şevki Subaşı Vikipedi http://www.wiki-zero.co

Büyük Taarruz Vikipedi http://www.wikizero.co/index.6

Bülent Pakman. Ağustos 2018. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

kara 2Bülent Pakman kimdir?

Milli Mücadele – Kurtuluş Savaşı ile ilgili tüm yazılar

Milli Mücadele _ Kurtuluş Savaşı