İskitler (Sakalar)

Scythia-Parthia_100_BCM.Ö. 8. yüzyıl – M.Ö. 250 arasında Avrupa’nın doğusu (Kırım ve Pontik Bozkırlar) ile Orta Asya’da, Tanrı Dağları ve Fergana Vadisi’ni de içine alan, Bering Boğazına kadar uzanan bölgelerde yaşamış göçebe halk. Milattan önce Anadolu’da oldukları da biliniyor. Soyları Mu kaçkın/göçkünlerine kadar gidiyor olabilir. İranlılar  tarafından verilen ad olan Sakalar diye de bilinirler. Yunanlılar Scyhtai (Skit=İskit), Romalılar Scae, Çinliler Sai, Hinliler Sakya/Sekya adlarını vermişlerdir.

M.Ö. 7. yüzyılda yaşamış Saka hanı Alp Er Tunga ve Şu Destanları İskit dönemine aittir. Kaşgarlı Mahmud’a ve Yusuf Has Hacip’e göre Alp Er Tunga, İran destanı “Şehname” de adı geçen büyük ve efsanevî Turan hükümdarı “Efrasiyab” (Afrasyab) dır. Karahanlıların, Uygurların, Selçukluların soyundan geldiklerini kabul ettikleri Efrasiyab. İskitleri Devlet haline getirdiğine inanılır.

Bir başka yazımızda bahsettiğimiz (okumak için lütfen tıklayın) Yecüc ve Mecüc’ün Tevratta karşılığı olduğu öne sürülen Gog ve Magog’u İskitler ile ilişkilendirenler olmuştur. (Meydan Larousse, İstanbul, 1972-73. Me’cüc Maddesi, C.8,  s.501. Goga Maddesi, C.5, s.215. Ye’cüc Maddesi, C.12, s.760)

Şükrü Kaya Seferoğlu-Adnan Müderrisoğlu’nun, Türk Devletleri Tarihi. Etnolojik Bir Deneme, Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları, No: 21, Yenigün Matbaası, Ankara, 1986 kitabına göre:  İskitler/Saka Türkleri, M.Ö. 665 yıllarında Gogu (Gog) yönetiminde Kafkasyalıları, bütün Med’yayı (İran’ı) Doğu ve Merkezi Anadolu’yu, Suriye’yi alarak Mısır sınırlarına dayanmışlar.  Çu-Şu-Su ve Saka Amirgioi uruğunun iki kolu vardır. Livi oymağının bir kolu olan Si-Liviler, Si-Enpiler, Sikirler, Si-Kullar, Si-Karlar, Tugaralar, Karluklar, Pamir Sakaları, Sibirya’daki Sagay Türkleri, Kırgızların Sayak Boyu Saka oymaklarıdır. Sakalar’ın Si-Sakan adı verilen kolu İran’da yaşamıştır. Türk Sakaları’nın Gog boyu, Kür’ün yukarı bölgelerine (Azerbaycana) yerleşmiştir.

Türk tarihçisi Prof. Zeki Velidi Toğan, “Gogar’’ adını “Gök- Er’’ olarak yorumlamakta, Prof. Dr. M. Fahrettin Kırzıoğlu da “Gök-er” anlamını benimseyerek, Sakaları Oğuz Han’ın altı oğlundan biri olan ‘Gök Han’a bağlamaktadır.

İskitler/Saka Türkleri’nin Gog ve Magog boyları, 24 Türk boyu arasında gösterilir. Süryani İskender Romanı da 22 Türk oymağı arasından Gog ve Magog’un isimlerine yer verir (Şükrü Kaya Seferoğlu-Adnan Müderrisoğlu,Türk Devletleri Tarihi. Etnolojik Bir Deneme, Azerbaycan Kültür Derneği Yayınlan, No: 21, Yenigün Matbaası, Ankara, 1986 ve  Edip Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri, Ankara 1986, s.28-29).

İskitler tarihte bilinen ilk Türk boyu ve Avrupa‘ya göç eden ilk Türk topluluğudur. Macaristan’da ilk defa tanınan atlı halk İskitlerdir. Milattan önce 7. yüzyıldan itibaren Karadeniz sahillerinde ve ondan sonra Macar ovasında görülür. Buluntulara göre de aralarında Avrupa’dan ya da Kafkaslardan Orta Asya’ya gidenler olduğu anlaşılıyor. Özellikle Kazakistan’da Esik Kurganı’nda ve Taklamakan çölündeki Lobnur  kuru tuz gölünün Batısında kadim kent Lolan/Loulan’da bulunanlar bunu doğruluyor. Esik Kurganı ile ilgili geniş bilgiler aşağıda verilmiştir. Proto Türklere ait eskiliği M.Ö. 1800 lere kadar uzanan Lolan buluntuları ile ilgili daha geniş açıklamalar ayrı bir sayfada yer almaktadır: Okumak için lütfen tıklayın

5. yüzyıla ait İskit bengü taşı

5. yüzyıla ait İskit bengü taşı

İskitlerin 7500 yıllık dönemlerinin başlarında  Ön Türk (Proto Türk)  tarihinin antik çağdaki temsilcileri olmuşlar, son dönemlerinde de, tahminen M.Ö. 1517 de bilinen ilk Türk devletini federasyon şeklinde oluşturmuşlardır.

İskitlerin Türk oldukları ayrıca aynı çağda yaşamış Heredotos/Herodot’un verdiği bilgilerden de çıkarılmıştır. Herodot’tan itibaren Karadeniz’in Kuzeyden gelenlerin hepsinin genel adı İskitler olmuştur. Göktürkçe yazılmış bir mektubu bile İskitçe olarak nitelemişlerdir.

İskitler altın işlemeciliği konusunda ileri düzeydeydiler. Altını kıyafetlerde kullandılar. Atı evcilleştiren ilk topluluktur, ilk hayvan figürlerini de onlar kullandı. Batı literatüründeki İskit ifadesi, atlı-bozkırlı, konar-göçer halkın karşılığıdır.

Anadolu ve Azerbaycan'da bulunan taşbabalar

Anadolu ve Azerbaycan’da bulunan taşbabalar

Bazı eserlerde İskitler İranî yani Fars kavimlerinden kabul edilmektedir. Oysa İskit maddi kültürü, yaşadıkları coğrafya ile gelenek ve görenekleri Farslarla örtüşmemektedir. İskitler, Türkler gibi kımız içerken, Farslar içmez. Farslar maddi
eserlerinde asimetrik, İskitler ise Türkler gibi simetrik şekiller kullanırlar.

Balbalları ilk örneklerinden itibaren Balkanlar’dan Sibirya’ya kadar olan Türk kültür coğrafyasında görmek mümkündür. Oysa İran yani Fars kültür dairesinde hatta daha genel ifade edersek Hint-Avrupa dil grubuna mensup kadim halklarda ise balbal görmek mümkün değildir. Coğrafi kaynağı Altaylar ile Kuzey Moğolistan olan ve günümüze kalan en eski Orta Asya balbalları İskitlere aittir. Koç başlı mezar taşları da Farsların kültür coğrafyasında yokken Türklerin ve İskitlerin kültür coğrafyalarında vardır.

İskitler/Sakalar Orta Asya bozkırlarıyla sınırlı değillerdi. Henüz tam kestirilemeyen bir tarihte, belki Milad öncesi ilk yüzyıllarda İran’a girdiler ve Eski Farsça’da Zranka denilen bölgeye yerleştiler… Bunlar Karadeniz bozkır bölgesinden Altaylar’a ve Doğu Türkistan’a kadar yayılmışlardır… İranî, yani İskit-Saka bozkır göçebe toplumunda Türk göçerlerinkine çok benzeyen yapısal kalıplar görmemize rağmen farkların da olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

İskitler, Sarmatlar ve Gotlar tarafından yıkılarak bölge halkları arasında asimile olmuşlardır.

Kurganlar

Türkçede korunan, kollanan yer anlamında olan Kurgan Eski Türk büyüklerinin mezarlarının olduğu  üzeri höyük ya da tümülüs tarzında yapı.  Tepenin altında tomruklardan inşa edilmiş mezar odaları bulunur.

Herodot’a göre İskit-Saka hükümdarı mezara konulunca onunla beraber karılarından birisi, bir haberci ve atları da boğulup aynı mezara konulmaktadır. Merasime katılanlar kulak memelerini kesmekte, saçlarını çepeçevre kazımakta, kollarını çizmekte ve burunlarını yırtmaktadır.

Kırgız Kazaklarında yüzün tırnaklarla çizilmesi ve saçların yolunması geleneği bugün hâlâ sürmektedir. Orhon yazıtlarında Kültegin ve Bilge Kağan’a yapılan matem törenlerinden, Göktürklerin yas tutarken saçlarını, kulaklarını kestikleri, feryat ederek ağladıkları anlaşılmaktadır.

İslam geleneklerinden önce Kazaklar, ölü çadırının eşiğine, ala iple bağlı 9 tane at getirerek dini tören yaparlar, ölen kişinin günahlarının bunlara geçeceğine inanırlardı. Daha sonra bu atları kabir başına götürerek kurban ederlerdi.

Bilge Kağan bengü taşında da İskitlerinkine benzer bir merasimden söz edilmektedir. Buradan İskitlerdeki ölü gömme adetinin aynen Göktürklerde de tatbik edildiğini anlıyoruz.

Esik Kurganı

Esik (Issık) Kurganı  1969’da dönemin Kazakistan SSC’nin Almaata şehrinin 50 km ve Salagar Alüvyonlu toprağının 20 kilometre doğusunda, Isık Göl’e yakın Esik Çayı kıyısında garaj yapmak ve yolu düzlemek için yapılan çalışmalar sırasında tesadüfen bulundu.

Issyk_Golden_Cataphract_Warrior

Esik’te bulunan Altın Elbiseli Adam

Kazakistanlı arkeolog Kemal Akişev başkanlığındaki Kazakistan Tarih, Etnografya ve Arkeoloji Enstitüsü’nün arkeolog ekibi tarafından incelenen  İskitler/Sakalara ait Esik kurganından çıkarılan binlerce altın parçadan oluşturulan zırha Altın Elbiseli Adam adı verildi. MÖ 8. – 6. yüzyıl arasına ait olduğu ve Saka prens veya prensesi (Alp, Hakan ya da Tegin/Tigin) olduğu düşünülmektedir.  15-16 yaşlarında çok gösterişli kıyafetle gömülü olup üzerindeki kıyafet, sağdan sola doğru kapanan ‘V’ yakalı kısa kaftan, dar süvari pantolonu, diz altında kalan kısa yumuşak çizmeden oluşmaktadır. Kaftan ve çizme üçgen biçiminde işlenmiş, küçük altın levhalar yan yana ve üst üste dikilerek adeta altın bir zırhla kaplanmıştır. Kıyafette kullanılan ipliğin altın olduğu ve altının eğrilerek iplik haline getirildiği anlaşılmaktadır. Belinde 16 büyük altın levha ile süslü kemeri, kını ve kabzası altın süslemeli bir kaması vardır. Elbisenin üzerindeki sayıları 4000’i bulan bütün diğer altın levhalar; at, kaplan, geyik, pars, kurt, dağ keçisi, aslan ve yırtıcı kuş figürleri ile işlenmiş olup, Kuzey ve Orta Asya maden sanatının gelişmiş bir üslubunu göstermektedir. Altın Elbiseli Adam’ın kopyaları, Kazakistan’da farklı müzelerde sergileniyor. Almatı’daki Ortalık Müzesi de bunlardan birisi. Bu konuda daha geniş açıklamaları okumak için lütfen tıklayın ALTIN ELBİSELİ ADAM

Kurganda üç binden fazla altın eşya, seramik küpler, tahta tabaklar, iki gümüş çanak bulunmuştur.

Elbisenin yanında yer alan gümüş kase üzerindeki 2 satırlık yazı bugüne kadar bilinen en eski Türk yazısı. Yenisey ve Orhun anıtlarındaki yazılar zamanımızdan ondört yüzyıl geriye uzanır. Oysa, Esik Kurganında bulunan bu yazı 25 yüzyıllık. 26 harflik yazının anlamı şudur: Hakan’ın oğlu 23’ünde öldü. Esik halkının başı sağ olsun” cümlesi yazılıdır.  Kimileri yazı başını Hakan’ın oğlu yerine Tigin olarak yorumlamıştır. Tigin hakan anlamındadır. Ancak Altın Adamın yaşının 18 olduğu tahmin edildiğinden bir prens yani Hakanın oğlu olması daha kuvvetli bir ihtimaldir.  Tanınmış bir eski Türk yazıtları bilgini olan ve pek çok eseri bulunan Gayneddin  Musabay’a göre Yenisey-Orhun yazıtlarıyla Esik Yazıtı arasında bin yıldan fazla bir zaman farkı olup Esik Yazıtı’ndaki her işaret bir harfin değil bir hecenin karşılığıdır. Bu görüşünden yola çıkarak Yazıtı şu şekilde okumuştur (Türkiye Türkçesi ile): “Namusunla as tuğunu ağanın (ağabeyinin). İle (yurda) iye (sahip) ol. Altın, abiden (yazılı kitaben) Sana şeref getirir. Yaşına yeterek (belirli bir yaşa erişerek) Bahtını açarsın. Sağ ol.

Kazak Filoloji bilgini Altay Amanjolov’a göre ise yazının anlamı:  “Ağabey, sana bu ocak, yabancıyı dize getir, yen! Halkta yiyecek bol olsun”. “aga,saňa oçug!,bez çök!,bukun içre(r?)açug!.” (Altay S. Amanjolov, Türk Fililojisi ve Yazı Tarihi, İstanbul-2006, s. 59-62). Saka devrindeki bu eski Türk yazısı, öbür dünyada da hayat olduğu inancını ve düşmanları yenme isteğini bildirmektedir. Bu yazının çok önemli bir tarafı da, eskiden Kazakistan topraklarında yaşayan Saka boylarının dilinin, eski Türkçe oluduğunu ispatlamasıdır. Bununla birlikte “Kazakistan topraklarında yaşayan ilk göçebe halkların yazısı olmamıştır.” şeklinde alışılagelen fikrin doğru olmadığını, bundan 2500 yıl önce de Türk halklarının alfabe yazısını bildiğini ve bundan geniş bir şekilde istifade ettiklerini göstermektedir.

Yazıyı başka dillerde okuyan da olmuştur.

Arjan Kurganları

Rusya Federasyonuna Bağlı Tuva Özerk Cumhuriyetinin Turan yaylasında bulunan Arjan-1 ve 2 kurganlarında İskitlerin Kral ve kraliçeleri gömülmüş. Arjan, Kağanlar Vadisi’nde. Tuva Türklerinin dilinde şifalı su, kaynak suyu anlamında.

Arjan-2 kurganı 80 metre çapında, 2 metre yüksekliğindeki bir höyük. İlk kez 1997’de incelenmiş. 2001-2003 yıllarında bir Rus-Alman heyetince yapılan kazıda 21.yüzyılın en büyük arkeolojik keşfine sahne olmuş. Mezardaki kadın ve erkekten her birinin giysisi yaklaşık 5 bin altın parçadan oluşuyor. Toplamı 20 kilo. MÖ 7. yüzyıla ait olduğu belirtiliyor. Kurgandaki diğer mezarlarda 14 at kemiği ile hançerler, baltalar, ok uçları, aynalar, boncuklar, kürk ve keçe parçaları çıkarılmış. Mezar soyguncuları şaşırtmaca amacıyla kurganın ortasına konulmadığından defineciler bulamamış.

Pazırık kurganı

200px-Scythiancarpet
İskit Pazırık halısı

Güney Sibirya’da Altay eteklerinde Pazırıkta yan yana dizilmiş beş büyük kurgan var. Önce mezar soyguncularınca elden geçirilmiş, ardından Rus arkeologlarca gün ışığına çıkarılmış. Burada M.Ö. 3. ve 6. yüzyıllara ait İskit sanatının özellikle halı ve küçük el sanatlarının örneklerinin bulunmuştur. Bulunan eserlerde ağırlıklı olarak geyikler, dağ keçileri, Leningrad Ermitaj müzesinde yer alan eserler arasında, halı dışında kumaş, renkli keçe, aplike örtüler, hayvan ve bitki desenli tekstil ürünleri vardır.

MÖ 3. ve 6. yüzyıllara ait İskit sanatının özellikle halı ve küçük el sanatlarının örnekleri arasında en önemlisi boyu 200, eni 189 cm, kalınlığı 2 mm olan çok ince yünden yapılmış İskit halısı. Aşağıda açıklanan nedenlerle Türk halısı olarak kabul edilmektedir.

Gördes düğümü olarak bilinen Türk düğümünün kullanılmış olması

pazırık 2Pazırık Halısında, her 10 santimetrekarede 36.000 düğüm bulunmaktadır. M.Ö. 3. yüzyıldan başlayan düğümlü dokuma örneği ile Doğu Türkistan’da bulunmuş olan ve M.S. 3. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilen halı örnekleri; düğümlü dokumaların vatanının 35 ile 45 derece Kuzey enlemleri arasındaki Orta Asya stepleri olduğunu belgelemektedir.

Desenlerinin Türk desenleri ile benzerliği

pazırık 4Halının bordüründe yer alan süvarilerin ve atların Türk gelenekleriyle desenleştirilmiş olması bu görüşü desteklemektedir. Atların eğer örtüleri ve kuyruklarının bağlanma şekilleri Türk Hun geleneklerindendir.

Burada bir iki piyadenin atlarının kuyrukları, Pazırık kurganlarından çıkarılan cesetlerde görüldüğü üzere, düğümlüdür. Atların hepsi de gemlidir. Bazı gemlerde süs plakaları bile seçilmektedir. Atların sırtlarına keçeden yapılmış örtü konmuştur. Hayvanın terini almak üzere sırtına konan bu tarz nakışlı örtülere Orta Asya’da “çaprak” veya “şaprak“, Anadolu’da ise terlik, ter keçesi denilir. Pazırık halısında birbirlerini takib eden atlar üzerinde eğerler görülmemektedir.

pazırık 5Esasen Pazırık’ta ahşap eğer bulunmamıştır. Bu devrede tokalı örtüler veya içi otla dolu, dış tarafları çifte deri kaplanmış at sırtına konan bir nevi yastık bulunmuştur. Halının bu durumu da bölge kültürünü aksettiren bir belge, olması bakımından önemlidir. Pazırık halısının bulunduğu bölgenin, yani Altayların karakterini aksettirdiği, Farslar tarafından imal edilip buralara hediye olarak gönderilmediği ya da bir şekilde getirilmediği açıktır.

Pazırık Kurganında bulunan dövmeli mumyalanmış “Buz” Prensesi

 Dövmeli Buz Prensesi mumyası

Arkeolog Natalia Polosmak tarafından 1993’te bulunan ve Buz bakiresi adı verilen mumyalanmış ceset ve bunun gibi kollarında hayvan desenli dövmeleri bulunun mumyalar keşfedilmiştir. Mumyalanmış cesetlerin üzerinde dövmelere de rastlanılmıştır. Genelde cesetlerde, vücudun ön ve arka kısımlarında baştan aşağıya kadar dövmeler bulunmaktadır.

20. yüzyılın başında Sovyet araştırıcılar Rudenko ve Griaznov, Altay’lardaki Pazırık Vadisinde buzların altında “Çeng” adı verilen bir enstrüman buldular. Rudenko, bu enstrümanın ait olduğu Proto-Türk kültürü tarihini 3700 yıl önceye götürmektedir.

Araltöbe kurganı

Batı Kazakistan’da Hazar’ın Kuzey Doğusunda Atyrau bozkırlarında yer alan Araltöbe kurganında yapılmış kazılarda bilim adamları İskitli bir askerî öndere ait olduğu sanılan kalıntılar buldu. Bu “Altın Adam”ın bir önder olduğu konusunda arkeologların şüphesi yoktu. Asırlar önce yaşamış savaşçının giyimi tamamen altın plakalarla ve çeşitli şekillerde kakmalarla süslenmiştir. Savaşçının yanında bulunan çelik kılıç ise çeliğin bilinenin aksine çok daha önceleri ortaya çıktığının bir kanıtıdır.

Şilikti Baygetöbe kurganı

326891_10150294433992951_1955827965_oDoğu Kazakistan’ın Tarbagatay yamacında Zaysan Gölü’nün 100 km güneyinde. Şilikti kurganlarının altın buluntular arasında üçüncü bir “Altın Adam” vardır.  Esik kurganında bulunan savaşçının üzerinde varak altınlarla süslü bir yelme varken, bu “Altın Adam”ın üzerindeki tüm süsler, en üst kalitede dökme altından yapmadır. Üstelik bu som altın, firuze kakmalıdır. Bu durum bilim adamlarını bu üçüncü “Altın Adam”ın hükümdarın ta kendisi olduğuna dair düşüncelere sevk etmektedir. Bunun İskit dönemine ait en eski gömü olduğuna dair varsayımlar mevcuttur. Mezarda panter, dağ keçisi ve geyik şeklinde yapılmış olanlar buna dahil olmak üzere toplam sekiz tip altın plaka bulunmuştur. Bunun dışında bir adet uzun boynuzlu dağ keçisi şeklinde oldukça ağır bir plaka daha bulunmuştur. Mezardan toplam iki yüz elli adet eşya çıkartılmıştır: Altın plakların dışında bilim adamları, kurbanlık kesildiğinde kullanılan kabın yanı sıra nefrit, deniz kabuğu ve firuzeden yapılmış gerdanlık, bronz ok ucu, oklar ve bileği taşı bulmuştur. Sadece hükümdarların takma hakkına sahip olduğu yaban domuzunun dişinden yapılmış gerdanlık, arkeologları hayretler içinde bıraktı. Bilim adamları bu hazineleri dünya kültürünün en iyi örnekleriyle aynı sırada değerlendiriyorlar.

İmirler Köyü mezarı

Amasya Gümüşhacıköy yakınlarındaki İmirler köyünde  bulunan atıyla beraber gömülmüş bir İskit süvarisi/komutanına ait bir mezar İskitlerin M.Ö. 6. yüzyılda Anadolu’da olduklarını gösteriyor. Mezarda ayrıca bir adet ikiye bükülmüş demir kılıç, bronzdan yapılmış sap delikli harp baltası, çok fazla miktarda mahmuzlu bronzdan söğüt yaprağı şekilli ok uçları, at koşum takımına ait gem parçası ve bir adet kabartma ile bir adet bronz orta boy çan bulunmuş.

Kul-Oba Kurganı

487405_499137060144187_194229645_nKırım’ın Kerç şehri yakınlarında bulununan İskit mezarında bulunan İskit savaşçılarını gösteren bir rölyef. MÖ 400 e ait. St. Petersburg, Ermitaj müzesinde sergileniyor.

Tillia Tepe

TilliaTepeCrown2Afganistan’ın Kuzeyinde Türkmen ve Özbek Türklerinin yaşadığı Şibirgan yakınlarında M.Ö. 1. yüzyıla ait çok sayıda altın taçlar ve takılar bulunmuştur.

İskitlerin kimliği hakkındaki daha geniş bilgileri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Bülent Pakman. Ekim 2014. Foto ekleme Ekim 2015. İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

IMG_1345Bülent Pakman kimdir?  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video kanalları/arşivi:

Bülent Pakman video kanalı 1

Bülent Pakman video kanalı 2

Bülent Pakman video kanalı 3

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s