Sokrates’in reenkarnasyon inancı

İlahiyatçı Prof. Dr. Süleyman Ateş “Eflatun, Sokrates’in Savunması, Şule Yayınları, Eylül 2007′”den  alıntılar yapıp arada açık renkle gösterdiğimiz  kendi görüşlerini de vererek antik Yunan filozofu Sokrates’in ahiret ve reenkarnasyon hakkındaki düşüncelerini açıklıyor.

Diyalektikle muhataplarını kendi düşüncesine getirebilen Yunan filozofu Sokrat (İ.Ö. 469-399) a göre Ruhun ebedîliği ve âhiret düşüncesi

Atina’da doğan Sokrat, sokakta yürüyerek, halk diliyle görüşlerini anlatırdı. Yazmak yerine konuşuyor yahut sorguluyordu. Gerçeğe ancak ortak çaba ile ulaşılacağına inandığı için konuyu tartışmaya açıyor, muhatabının düşüncesini, kurduğu mantık örgüsüyle kendi istediği yöne çeviriyor ve inandığını muhatabına kabul ettiriyordu. Safsataya karşı çıktı.

Etkileyici üslubuyla, düşünen birçok genç onun çevresinde toplanmıştı. Gençleri baştan çıkarmak, Atina sitesine yabancı tanrılar sokmakla suçlanan Sokrates, 11 kişinin yönettiği mahkeme önünde savunmasını yapmış; ölüme mahkûm edilmiş; bu cezayı sürgüne çevirme seçeneği varken Atina dışına çıkmak istemediği için sürgünü kabul etmemiş; idam hükmünü giydikten sonra bir ay kadar kaldığı hapishanede kendisini her gün ziyarete gelen sadık öğrencileri tarafından kaçırılma önerisini kabul etmemiş ve ruhun ölümsüzlüğüne, gerçek filozof olan temiz ruhların, yüce ruhlarla, meleklerle beraber büyük göllerin, ırmakların bulunduğu bahçelerde ebedi mutluluğa ereceğine inandığı için bir an önce o saâdet hayatına kavuşmak üzere ölümü gülerek kabul etmiş; son demine kadar öğrencilerine ruhun ölümsüzlüğünü ve ahiret hayatının mutluluğunu anlatmış, gün batarken sunulan zehri fütursuzca bir yudumda içerek huzur ile bu dünyadan ayrılmıştır.
Nietzsche’nin, salt bir akıl olarak gördüğü, Kant’ın “Bir akıl ideali” dediği Sokrates, Hegel tarafından bir insanlık kahramanı, felsefesini yazmak yerine yaşayan “gerçek bir filozof” olarak kabul etmiştir.
Öğrencilerinden Eflatun, hocası Sokrates’in, Mahkemedeki savunmasını ve mahkûmiyetinden idamına kadar olan süreçteki diyalektiğini kitaplaştırmıştır. Şule yayınları tarafından yayınlanan eser, cidden okunmaya değer. Biz bu eserden yararlanarak, Sokrates’in, ruhun ölümsüzlüğünü ispatlama ve ahiret hakkındaki düşüncelerini özetlemek istiyoruz:

Sokrates, arınmadan dünyadan giden ruhun öteki hayattaki mutluluk yurdunda kendisine yer bulamayacağını, arınan ruhların ise mutluluğa ereceğini söyler ve “hayatım boyunca onlar arasında kabiliyetime göre bir yer bulabilmek istedim. Doğru yolla mı, yanlış yolla mı istedim, bunu az sonra Tanrı izin verirse öteki dünyaya varınca öğreneceğiz…” der. (s. 123-124)

Öğrenci Kebes sordu: “İnsanlar ruhla ilgili konularda şüpheye eğilimli oldular. Onlar ruhun bedeni terk ettiği zaman, artık bir yerde olmayacağından, ölüm anında yok olacağından ve bedenden ayrılışından hemen sonra, uçunca dağılan ve gözden kaybolup yokluğa giden bir duman veya nefes gibi sona ereceğinden korkarlar.”

Sokrat cevapladı: “Benim aklıma, onların bu dünyayı terk ettikten sonra orada olduklarını ve ölümlerin tekrar doğup bu tarafa döndüklerini doğrulayan eski bir öğreti geldi. Şimdi, hayatın ölümden geldiği doğruysa, o zaman ruhların öteki dünyada var olmaları gerekir. Çünkü eğer değilse, tekrar nasıl doğmuş olabilirler? Ve eğer yaşamın, ölümden doğduğu düşüncesi zihinlerde yerleşirse o zaman kanıtlayıcı olur.
Şimdi tüm canlıları düşünürsek ruhun ölümsüzlüğünü ispat daha kolay olur. Her şey zıddından oluşmaz mı? Güzel ve çirkin, âdil ve zalim gibi şeyleri kastediyorum. Zıddı olan bir şeyin, başka şeyden değil de kendi zıddından gelmesi zorunlu mudur? Meselâ daha büyük bir şeyin daha küçük durumdan gelmesi gerekmez mi?…
Ve her şeyin, evrensel zıtlığın içinde, bir zıttan diğerine ve tekrar geriye gelen ve her zaman devam eden iki ara süreç yok mudur? Örneğin daha büyük, daha küçüğün bulunduğu yerde artma ve azalma ara süreçleri de vardır. Ancak böylece bir şeyin arttığı ve azaldığından söz edilebilir.
Aynı şekilde birbirinden olan ve birbirine geçişi kapsayan benzeri birçok süreç vardır. Çözülme ve birleşme, soğuma ve ısınma gibi. Bu, bütün zıtlar için geçerlidir.
“Uykunun, uyanık olmanın zıddı olduğu gibi, yaşamın da bir zıddı vardır değil mi?”, “Elbette vardır.”, “Nedir o?”, “Ölü olmak.”, “Bunlar (hayatla ölüm) eğer birbirlerinin zıddıysalar, birbirlerinden nasıl oluşmuşlardır? Ve iki ara süreçleri de var mıdır?”, “Tabii ki.”, “İki çiftin iki öğesi, uyuma ve uyanık olmadır. Uyuma durumu, uyanık olma durumuna zıttır ve uyanık olma uyumaktan, uyuma da uyanık olmaktan gelir. Geçiş süreci bir durumda uykuya dalma, diğerinde uyanmadır.”, “Gayet tabii.”, “Ölüm durumu, yaşamın zıddı değil mi? Yaşayanlardan ortaya çıkan nedir?”, “Ölü olan.”, “Peki ya ölü olandan?”, “Ancak yaşayan.” , “Öyleyse canlı şeyler, ‒kişiler olsun, eşya olsun‒, ölüden meydana gelir,

Kebes. Ölüm olayı gözle görülür değil mi?”,

“Şüphesiz.”, “Burada ölünün canlıdan geldiği gibi, canlının da ölüden geldiği sonucuna varırız.
Ben tekrar yaşama dönme diye bir şeyin var olduğundan eminim. Canlılar ölülerden filizlenir ve ölülerin ruhları var olmaya devam eder.” (s. 124-128)

(“O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk: 2) âyeti, hayatın ölümden doğduğunu gayet açıklıkla belirtmektedir. Süleyman Ateş)

Öğrenci Simmias dedi: “Sanırım Kebes, ruhun doğumdan önce var olduğuna yeterince ikna olmuştur. Fakat ruhun, ölümden sonra da devam ettiği, benim açımdan hâlâ pek ispat edilmiş değil. Ölüm anında ruhun dağılacağı ve bunun, onun sonu olacağı korkusu herkes için ortak bir korku.” (s.135-136)

“Ruh, büyük ölçüde İlâhî, ölümsüz, akılcı, tek-şekilli, ayrışmaz ve değişmez olana çok benzer; beden ise büyük ölçüde beşerî, ölümlü, akılcı olmayan, çok-şekilli, ayrışabilir ve değişebilirdir…
Ancak bedenin görünmez parçası olan ruh, kendisi gibi görünmez, saf ve asil olan Hades ülkesine Tanrı’nın ve bilgeliğinin olduğu –Tanrı izin verirse az sonra benim de gideceğim- yere gidecektir. Birçok kişinin söylediği gibi ruh, parçalara ayrılıp yok olmaz. Saf ruh, kendini kendinde toplar. Ruhun asıl amacı bu soyutluğa ulaşmaktır. İşte böyle bir ruh, tam anlamıyla felsefe öğrencisidir (s. 140-141)

Sokrates’e göre olgunlaşmamış (yersel) ruhlar, bir süre dolaştıktan sonra başka bedene girerler. Yani olgunlaşmamış ruhlar reenkarnasyon yoluyla başka bedenlere girip dünyaya gelirler:
Öteki dünyadan ve gözle görülmeyenden korkan ruh alçaltılıp görünür dünyaya doğru aşağı sürüklenir. …
Bunlar, iyilerin değil, önceki kötü hayatlarının cezası olarak bu yerlerde dolaşmaya zorlanmış kötü insanların ruhlarıdır. Ve onlar, kendilerine eşlik eden bedensel maddenin şiddetli arzuları yoluyla başka bir bedene hapsedilinceye kadar bu şekilde dolaşmaya devam ederler. Ve hapsedilecekleri bedenin, önceki hayatlarında yetiştikleri karakterle aynı özelliklere sahip olması beklenir. (s. 141- 143)

(Bugün reenkarnasyon denilen bu olay İslâm bilginlerinin çoğunluğunca kabul edilmez. Ancak bazı âyetlerden böyle bir anlam çıkarılabilir. Sokrates’in de söylediği gibi böyle bir beden dolaşma söz konusu ise bu, ancak arınmamış olgunlaşmamış ruhlar için söz konusudur. Arınıp olgunlaşan ruh vardığı cennet yurdundan bir daha asla çıkmaz ve başka bedene girip dünyaya gelmez.
Nitekim cennetliklerin durumunu anlatan: “Orada, güven içinde, her meyveyi isterler. Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur.” (Duhân: 64/55-56) âyetlerinde cennetliklerin ilk ölümden başka ölüm tatmayacakları, bulundukları cennette sürekli kalacakları belirtilir. Oysa (Mü’min: 60/11) âyetinde cehennemde bulunan suçluların: “Rabbimiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Günahlarımızı itirâf ettik. Şimdi (şu ateşten) çıkmak için (bize) bir yol var mı (acaba)?” dedikleri anlatılır. Demek ki onlar iki kez bedenlendirilmiş ve iki kez ölümü tattıktan sonra cehenneme düşmüşlerdir. Bu kadar geniş fırsattan sonra olgunlaşmayan insan da cehennemi hak eder. Onun ruhu cehennemde azâb çeke çeke olgunlaş-tırılacaktır. Çünkü her ruh, olgunlaşmağa mecbur ve mahkûmdur. Süleyman Ateş.)

Öğrenci Kebes sorar: “Ruhun, bedensel şekle girmeden önce var olduğunun gayet ustaca ve yeterli biçimde ispatlandığını kabul etmeliyim. Fakat ruhun ölümden sonra da var olmaya devam ettiği hususu benim açımdan hâlâ ispatlanmış değildir.” (148)
Ruhun ebediliğini ispat diyalektiği
Ayrıca bazı ruhların ölümden sonra da var olmaya devam ettiklerini ve tekrar tekrar doğup öleceklerini ve ruhta onun birçok kereler doğup kalmasını sağlayacak doğal bir güç bulunduğunu kabul etsek bile yine de bu ard arda doğumlardan yorulacağını ve sonunda ölümlerinin birinde artık yenik düşerek tamamen yok olacağını düşünmeden edemeyiz. (s. 148-149)

Sokrates’in cevabı:
Zıd, hiçbir zaman, karşıtıyla beraber bulunmaz. Birbirine zıt olan sıcaklık ve kar bir arada bulunmaz. Sıcağın yaklaşmasıyla kar ya çekilecek, ya da yok olup gidecektir. Ateş de soğuğun yaklaşmasıyla ya çekilecek ya da yok olacaktır. Soğukla ateş bir arada bulunmaz, soğuğu alan ateş çekilir, yok olur. (s. 170)
Tek sayı daima tek ismiyle çağrılır. Bir şey hem tek hem çift olmaz. Tek daima tek; çift de daima çifttir. Fakat tek ismiyle çağrılan tek şey bu değildir. Kendi özel isimleri bulunduğu halde tek diye çağrılmaları gereken başka şeyler de vardır. 3 sayısı gibi. 3 sayısı kendi adıyla (üç olarak) çağrılabileceği gibi ona tek de denilir. Aynı şekilde 2, 4 ve sayı dizisinde bu şekilde devam eden sayılara da çift denilir. (s. 171)
3 sayısının formu tarafından sahip olunan şeyler, sadece sayı olarak 3 olmakla kalmayıp aynı zamanda tek de olmalıdırlar. Ve bu şeyler hiçbir zaman bu etkiyi yapan forma zıt olan formun saldırısına uğramaz.
“Tek”e zıt olan çifttir. O halde çift sayının formu da asla 3’e sokulmaz. Bu durumda 3’ün, çiftten alacağı hiçbir payı yoktur.
Demek ki 3 sayısı çift değildir. Aynı şekilde 2 “tek”i kabul etmediği gibi ateş de soğuğu kabul etmez. Bütün bu ve benzeri örneklerden şu genel sonuca varılır:
Birbirlerini kabul etmeyen, yalnız zıtlar değil, ayrıca getirildiği şeye zıddını da beraberinde getiren hiçbir şey, getirdiği şeyin zıddını kabul etmez. 5 sayısı çift formunu kabul etmez. 5’in iki katı olan 10’un tek formunu kabul etmeyeceği gibi. …

Bedeni canlı kılan şey nedir?
― Ruhtur.
O halde ruh, ele geçirdiği her şeye hayat getirir.
― Evet, kuşkusuz.
Hayatın zıddı var mıdır?
― Vardır.
Nedir o?
― Ölümdür.
O halde, önceki önermelerimizden, ruhun daima beraberinde getirdiği şeyin zıddını (ölümü) asla kabul etmeyeceği sonucu çıkar.
― Elbette.
Peki, ölümü kabul etmeyene ne isim verilir?
― Ölümsüz.
Ruh ölümü kabul eder mi?
― Hayır.
O halde ruh ölümsüzdür.
Eğer ölümsüz olan şey, aynı zamanda yok edilemez ise, ölümsüz olan ruh da yok edilemez. Öyle ise ölüm, insanın ancak ölümlü parçasını alır fakat ölümsüz kısmına dokunamaz, o bedeninden ayrılır ve zarar verilemez olarak kalır. Öyleyse ruhun ölümsüz ve yok edilemez olduğu ve ruhlarımızın öteki dünyada kesinlikle var olacağı kuşkusuzdur.

Ölüm her şeyin sonu olsaydı o zaman günahkârlar için Allah’ın bir nimeti olurdu. Çünkü böylece onlar sadece bedenlerini değil, ruhlarıyla beraber yaptıkları kötülükleri de tamamen mutlu biçimde bırakmış olurlardı. Fakat ruhun ölümsüzlüğü açıkça ortaya çıktığına göre ruh için en yüksek erdemi ve bilgeliği elde etmek dışında bir özgürlük veya kurtuluş yoktur. Çünkü ruhun öteki dünyaya olan yolculuğu sırasında yanında götürebileceği tek şey eğitim ve terbiyedir (hadise göre güzel amel (eylem) dir). Bunlar, oraya giden yolculuğunda ruhun karşılaşabileceği en büyük yarardır.” (s. 174-176)

Dediklerine göre her insan ölümden sonraki hayatında ona tahsis edilen melek tarafından, ölülerin bir araya toplandığı bir yere götürülür (İslâm’da mahşer yerine). Orada mahkemesi görüldükten sonra onları bu dünyadan öteki dünyaya sevk etmek için belirlenmiş rehberi izleyerek öteki dünyaya geçerler. Orada hak ettiklerini aldıktan ve paylarına düşen süre kadar kaldıktan sonra, yani pek çok asır geçtikten sonra başka bir rehber onları tekrar geri getirir. Ancak bu yol öyle dümdüz bir yol değildir. Bu yolda birçok yol ayrımları ve dönemeçler vardır.
Bilge ve salih ruh (iyi insan), kendisi için atanmış rehberini izler ve çevresini bilir, fakat bedensel arzuları peşinde koşan ruh, birçok mücadele ve ıstıraptan sonra, kendisine tahsis edilmiş olan melek tarafından zorla ve şiddet kullanılarak bu dünyadan götürülür

(“Görseydin o inkâr edenleri: Melekler, onların canlarını alırken yüzlerine ve kıçlarına vuruyorlar: ‘Haydi, yangın azabını tadın!’ (diyorlardı).” (Enfal: 50))

Bütün ruhların toplandığı yere (mahşere) ulaştığı zaman eğer ruh arı, saf değilse kötü işler yapmış; iğrenç cinayetler ve benzeri suçları işlemişse herkes o ruhtan kaçar ve ona sırtını çevirir; kimse onunla arkadaş olmaz. Yapayalnız ortalıkta dolaşıp durur. Orada kalması gereken zamanı doldurduktan sonra, kendisine uygun ikametgâh alanına götürülür. Hayatını tanrı yolunda geçiren her saf ve doğru ruhun kendine uygun bir evi vardır. (174-178)

Her ölünün meleği, kendisini yüce mahkemeye götürür. İyi veya kötü herkes bu Mahkemeye gelir. Mahkemenin hükmüne teslim olur. Ne iyi ne de kötü olanlar (yani A’raf halkı) Akhreon nehrine giderler, orada bulacakları teknelere binerler. Bu tekneler onları taşıyıp göle götürür. O gölde ikamet ederler.

Ancak işledikleri büyük suçlar yüzünden ıslah edilemez olanlar, kutsal şeylere karşı saygısızlık edenler, çirkin cinayetler işlemiş olanlar kendilerine uygun sonuç olan ve bir daha çıkamayacakları Tartarus’a (yani cehenneme) atılırlar. (s. 183)

İşledikleri suçlar büyük olmakla beraber yine de ıslah edilebilir olanlar –meselâ kızgınlık anında ana babasına şiddet uygulayıp sonra pişman olanlar, yahut hafifletici nedenlerle cinayet işlemiş olanlar Tartarus’a (Cehenneme) atılırlar; bir yıl acı çektikten sonra dalgalar sadece katilleri Kokytos’a, ana-babaya karşı suç işleyenleri de Pyriphlegeton yoluyla ileri doğru sürükleyip Akhrosiyan gölüne götürürler. Burada öldürdükleri veya kötülük yapmış oldukları insanlara seslenip çağırırlar; onlardan kendilerini bağışlamalarını, onlara acımalarını ve göle gelmelerine izin vermelerini isteyerek yalvarırlar. Eğer gölde bulunan, kötülük yapmış oldukları kimseleri ikna edebilirlerse ileri geçerler ve sıkıntılarından kurtulurlar. Fakat eğer ikna edemezlerse tekrar Tartarus’a (Cehenneme) götürülürler ve yine nehirlere aktarılırlar ve kötülük yapmış oldukları kişilerden bağışlama kazanıncaya kadar bu işlem sürer. Çünkü hakimler tarafından onlara öngörülen ceza budur. (s.183)

Hayatlarını dindarlıkla ve iyilik yaparak geçirmiş olanlar ise bu dünya hapishanesinden kurtulurlar ve yukarıda anlatılan saf ve temiz evlerine giderler ve gerçek dünyada ikamet ederler.
Bunlar içinde kendilerini felsefeyle arındırmış olanlar, bedensiz olarak hep beraber, tarifi mümkün olmayan ve anlatmaya zamanımızın yetmeyeceği güzellikteki büyük köşklerde yaşarlar.

[Kur’ân da günahlardan korunmuş olan ruhların, cennet saraylarına gideceklerini vurgular: “İşte onlar, sabretmelerine karşılık saraylarda ödüllendirilecekler ve orada bir sağlık dileği ve selâm ile karşılanacaklardır. Orada ebedî kalacaklardır. Ne güzel ka¬rargâh ve ne güzel makamdır orası!” (Furkan: 75-76), “İnanıp iyi işler yapanları, cennette, altlarından ırmaklar akan yüksek odalara yerleştiririz. Orada ebedî kalırlar. Çalışanların ücreti ne güzeldir!” (Ankebut: 58)
Rablerinden korkanlar için üstüste yapılmış odalar var (Kâfirlerin her yandan kendilerini saran, üst üste binmiş ateşten gölgeleri yerine, mü’minlerin üst üste binmiş odaları var.). Odaların altından da ırmaklar akmaktadır. Bu, Allâh’ın va’didir. Allâh va’dinden caymaz.” (Zümer: 20) Süleyman Ateş]

Bir kimse yaşam boyunca bedenin arzu ve isteklerinden kendisine yabancı olan, iyiliğine değil kötülüğüne sebep olacak isteklerden uzaklaşmış olarak bilginin verdiği hazları tercih ettiyse ve ruhuna yabancı olmayıp uygun, yararlı olan süslerle meselâ ölçülülük, adalet, cesaret, asillik ve hakikat ile süslediyse o kimse ruhu hakkında müsterih olsun. Çünkü o artık öteki dünyaya yolculuğuna hazırdır. Ben zaten gidiyorum. Kaderin sesi beni çağırıyor. Az sonra zehri içmem gerekiyor, sanırım yıkanma işini bundan önce yapmam daha iyidir, böylece kadınları, öldükten sonra benim cesedimi yıkama zahmetinden kurtarmış olurum. (s. 184)

Kaynaklar:

Reenkarnasyon hakkındaki görüşümüz. 9. Süleyman Ateş.  26 Mart 2013. http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=614:2013-03-17-19-23-51&catid=48:mart-2013&Itemid=131

 

Reenkarnasyon hakkındaki görüşümüz. 10. Süleyman Ateş. 27 Mart 2013. http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=615:2013-03-17-19-30-59&catid=48:mart-2013&Itemid=131

Reenkarnasyon hakkındaki görüşümüz. 11. Süleyman Ateş. 29 Mart 2013. http://www.suleyman-ates.com/index.php?option=com_content&view=article&id=616:2013-03-17-19-36-27&catid=48:mart-2013&Itemid=131

Bülent Pakman. Ağustos 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s