ODTÜ’lü olmanın anlamlı sevinci

Ahmet İnam. Akşam Gazetesi. 13 Eylül 2012 Perşembe

Psikiyatrist olmayı düşünüyordum. İnsanların gün ışığına çıkmamış, çıkamamış dünyaları şiddetli bir biçimde ilgimi çekiyordu. Böylelikle kendimi de tanıyabileceğimi umuyordum. (Yazık ki, ne yaptımsa olmadı, hala kendimi tanıyamıyorum). Diğer yandan yoğun bir teori yapma tutkum vardı. Bu iki beklentim ancak yabancı dil bilgisi ile gerçekleşebilirdi. ‘İngilizce öğreneyim de hayatın anlamı üstüne teoriler saçayım’ diye düşündüm. ODTÜ’ye girdim. (1965!) İngilizce öğrenme çabası sırasında mühendislik derslerine girerken yakaladım kendimi. Mühendis olayım, felsefeyi sonra düşünürüm dedim kendi kendime. Hazırlık sonrası ‘freshman’ yılında, derslerim dışında sosyal bilimler alanında yoğun bir okuma işine giriştim. Almanca ve edebiyat eleştirisi çalıştım. Ardından edebiyat eleştirisi alanında teorimi bu yılın yazında oluşturmaya başladım. Sürekli yalnızlık çektim. Kafamdakileri paylaşacak insanların yokluğu  bana acı verdi. İlk yıl aldığım eğitimi genel olarak doyurucu buldum.
Mühendislik dersleri okuduğum sonraki yıllarımda, alanlarında yeni doktora yapmış, yapmakta olan, deyim yerindeyse çok bıçkın, enerji dolu, yaman hocalarım oldu. İyi bir öğrenci değildim, kendimi gurbet elde yabancı biri gibi duya duya derslere girerdim, boş zamanlarımda. Düşünmeyi, ihtiyatlı olmayı, hesabını vermeden konuşmamam gerektiğini mühendislik okurken anladım. Sorunum derdimi, kendimi anlatamamaktı. Anlatamadığım için düşünmem, acı çekmem gerekti. İyi de oldu.
İki felsefeci hocam bana yeni bir yaşam alanı açtı: Cemal Yıldırım ve Teo Grünberg. Mantık, bilim felsefesi, analitik felsefe öğrendim onlardan. Bir dünyaydı ODTÜ, düşünceye, araştırmaya, özgürlüğe açılan bir dünya. Yanlışlıkla da olsa, bu dünyaya gelmiş olmaktan, o dünyada duygu ve düşüncelerimi doyasıya yaşamış, yaşıyor olmaktan son derece mutluyum. Bu mutluluğu, dünyayı anlamak için çektiğim çilelerle, arayan bir insanın düş kırıklıklarıyla birlikte ince bir hüzün perdesi altında tadabiliyorum.
Mezun olunca ne yapacağımı bilemedim. Mastıra başladım. Bırakıp, İstanbul’a göçtüm. Mühendislik yapamayacağımı anladım. Bir mühendislik bürosunda tanıştığım, yeni mezun, hayat dolu bir elektrik mühendisi boynuna taş bağlayıp, Sarayburnu’ndan kendini atıvermişti. Bu örnek beni korkuttu. Özel dershanelerde, sekiz yıl sürecek, fizik matematik öğretmenliği yapmaya başladım. Özel dersler verdim, ilkokul öğrencilerinden, üniversite öğrencilerine dek uzanan geniş bir yelpazedeki insanlara öğretmenlik yaptım. Onlara bir şeyler öğretip öğretmediğimi bilmiyorum ama ben inanılmaz bir yaşam birikimi kazandım. Bu arada İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde, Yunanca, Latince, felsefe çalıştım.1980’de bir Alman düşünürü üstüne yaptığım çalışmayla felsefe alanında doktor oldum.
İstanbul’da doktoramı bitirince, Teo Bey beni yeniden ODTÜ’ye çağırdı. Cemal Yıldırım Hocamın da içten desteğini gördüm. Gençliğimin, düşler ve düşünceler dünyasına, özgürlük
ülkesine, mutlulukları hüzünlerle yaşadığım yuvama dönecektim. Soluk soluğa ODTÜ’yü yeniden yaşamaya başladım. ODTÜ’m benim, dünyayı ve kendimi aradığım sonsuz bahçem. Arama aşkım. Düşünme heyecanım.
ODTÜ özgürlük alanımdı. Var olabileceğim, bitimsiz sürprizlerle dolu bir vadi. Bana ufuklar açtı. Gözü olan okur, yazdığım kitapların sayfalarında ODTÜ ormanlarının resmini görebilir. Felsefeye tartışarak, söyleşerek, felsefeye aşkla bağlanmış topluluklar kurarak, topluluklara girerek, hayatımızdaki felsefeyi keşfetmeye çalışarak can verebiliriz. Bir aşktır felsefe. Bir yaşam biçimidir. Bir başına yaşanamaz, paylaşarak, iletişim içinde oluşturulur, geliştirilir.
ODTÜ’lü olmanın, ince, içten, ruhsal, tinsel (manevi) yanları unutuluyor. 68’lerden geliyorum ben. Bir ODTÜ’lü GÖNLÜ vardı. Elbette hala var. ODTÜ’lünün gönlü nasıl bir gönüldür? Başarılı iş adamı, mühendis, yönetici olmak betimleyemez tümüyle ODTÜ’lüyü. ODTÜ’lü ruhunu keşfetmek, oluşturmak, içimizdeki sanatçıların, yaratıcı düşüceler geliştirebilen mezunlarımızın işidir. ODTÜ’lü geniş ufku, kültürü, sanatla, düşünceyle, bilim ve sanatla yoğrulmuş insanlığıyla diğer meslektaşlarından farklı olacaktır. Bu yarışmacı dünyanın çarklarına kapılmış, işten başka bir şey düşünemeyen mezunlarımıza ODTÜ’lünün gönlü gücenecektir.

ALINTI: http://www.aksam.com.tr/odtulu-olmanin-anlamli-sevinci-7749y.html?goback=.gde_86052_member_162959448 Yazarı yukarıda belirtildiği gibi Sayın Ahmet İnam’dır.

Benim aslında diyecek kelimem yok.
ODTÜ en iyisini bilir çünkü.
Güveniyorum ben ODTÜ’ye.
Orası ODTÜ!
Orta Doğu Teknik Üniversitesi.
Türkiye’nin en akıllı insanlarının buluşma noktası.
Oradaki bilimsel gücün, adalet duygusunun en olması gereken şekilde hakkını arayacağına ve kazanacağına inancım sonsuz.
ODTÜ laf ebesi değildir.
Laga luga etmez. Güvenilirdir.
Gerçeklerle dalga geçmez.
Ciddiyettir.
ODTÜ kesin bilgidir.
Yonca Tokbaş. Hürriyet 23.10.2013

Bülent Pakman. Ekim 2012. Güncelleme Ekim 2013.

ODTÜ ile ilgili yazılarımız:

Twitter Widgets Facebook Widgets

Viyana Palmenhaus Cafe 2012Bülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s