Yemen’de Türk İzleri

9. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’da hüküm süren Memlüklerin varlığına son vermesiyle Osmanlıların kontrolü altına giren Yemen, 1918’e kadar Osmanlı Devleti tarafından yönetilmiş. İslam dininin doğduğu ve Müslümanların hac merkezi Kabe’nin bulunduğu Mekke ile Hz. Muhammed’in mezarının bulunduğu Medine kentlerini deniz yoluyla gelecek saldırılardan korumak için stratejik önemi olan Yemen’de Osmanlı Devleti asker bulundurmuş.  Osmanlı burada sürekli ayaklanmalar ve fetihlerle uğraşmış.  Osmanlı Yemen’i yenilerek değil Mondros Mütarekesi sonucu kaybetmiş. Terk ettikten sonra büyük oranda İngiliz hakimiyetine giren ülke Yemen Cumhuriyeti olduğu 1990 yılına kadar çok büyük sıkıntılar çekti, Yemenlilerin yüzü 1990’a kadar hiç gülmedi. İç çatışmalar, kuzey güney savaşları ile çok kötü yılları geçirdi Yemen.

Yemen’in bugün en önemli yapıları Osmanlı eserleri. Türkler Yemenlilerle her şeylerini paylaşmışlar.

Sana’nın Osmanlı hakimiyetine girmesinden kısa süre sonra Türk mimarisi tazında inşa edilen Bekri Paşa (Bekiriye) Camisi, kentin tarihi ve turistlik mekanlarından. Cami Osmanlı dönemindeki ilk eser. 1589 yılında Yemen valisi Hasan Paşa tarafından yaptırılmış. Asıl adı Bekir Camisidir. Hasan Paşa Bekir isimli kölesini çok sevdiği için ölünce onun adına bu camiyi yaptırmış ve kölesi Bekir’i de caminin avlusundaki türbeye defnetmiş. Yemenliler daha sonra caminin adını Bekiriye diye değiştirmişler. Türklerde kendisine hizmet eden insanlara verilen değerin, onlara karşı duyulan derin sevginin en önemli göstergelerinden birisi bu Cami. Caminin giriş kapısının hemen sağ tarafında camiye eklenmiş bir kısım bulunmakta. Bunun içinde 4 tane Türk askeri yatmakta.

Bekiriye Camisinin tam karşısında Osmanlı Karargahı yıllara meydan okur gibi tüm güzelliği ile duruyor. Bina bizim silahlı kuvvetlerdeki merkez binalara benziyor. Osmanlı ordusu, 7. Kolordu Komutanlığının karargahını Sana kentinin surlarının dışında inşa ettirmiş ve konuşlandırmış. Türkiye’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 1910-1913 yılları arasında Osmanlı ordusunda yüzbaşı rütbesinde görev yaptığı sırada kullandığı karargahı, bugün Yemen Genelkurmay Başkanlığı kullanıyor.

Talha Camisi  ve Camii Kebir  diğer bir Osmanlı eserleri Camii Kebir Hz. Peygamber döneminde yapılan 3. camidir. Caminin iç avlusu ve avlunun ortasındaki kubbeli yapı Koca Sinan Paşa tarafından (Kanuni Dönemi) yaptırılmış.

San’a’nın 1. kapısı olan Yemen Kapısı restorasyonu Gazi Muhtar Ahmet Paşa tarafından yaptırılmış. Halen üzerinde iç savaşta oluşan top izleri mevcut. Ecdadımız burada başkalarının yaptığı eserleri restore ederek Türk milletinin hoşgörüsünü ve mimariye verdiği önemi göstermektedir.

San’a’daki müzeler ve Türk mahallesi

Milli Müze. Bina Osmanlı döneminde iki katlı Askeri hastane imiş. Osmanlı dönemine ait eserler üçüncü katta sergileniyor. Müze bundan 120 yıl önce II. Abdülhamid döneminde yapılmış . Üçüncü katta Yahudiler tarafından Yemende yapılarak Osmanlı Ordusuna pazarlanan tüfekler var. Salim Paşa’nın 3 başlı kılıcı ve mızrakı sergileniyor (1709). Müzenin giriş kapısından 1. kata çıkan merdivenleri çevreleyen duvarlarda Osmanlı dönemindeki askerlerimizin değişik bölgelere deve sırtında silah sevkiyatları ile ilgili resimler sıralanmış. Müzede İngilizler kalıcı olacak bir resim sergisi hazırlıyorlar. Askeri müze ise Osmanlı Ordu Dikimevi imiş. 1905 yılında II. Abdülhamid tarafından yaptırılmış. Askeri müzenin girişinde sağ yanda Osmanlı döneminde hapishanede tutuklu bulunan bir mahkûmun mumyası sergileniyor. Askeri müzede sağ tarafta Şehare’deki Osmanlı şehitliğinin kitabesi ve Osmanlı arması sergileniyor. Kitabede burada yatanlar “İmam Yahya Hazretleri ile birlikte İslam uğrunda (İttihad-i İslam uğrunda) ifşai hayat eden Osmanlı kahraman şühedasıdır” diye yazıyor (1911). Bu şehitlik 1911’de İmam Yahya ile antlaşma sonucu oluşturulan şehitlik.

Osmanlının Yemen’den 1918de ayrılışından sonra bir kısım subay ve askerler geri dönmemişler. Son Yemen Valisi Mahmud Nedim Paşa bunlardan biri ve İmam Yahya’nın San’a Valisi olarak görevine devam etmiş. Ragıp Paşa ise İmam Yahya döneminde Yemen Dışişleri Bakanlığı görevini uzun süre sürdürmüş. Hatta Yemen’in Birleşmiş Milletlerde tanınmasını o sağlamış. Ragıp Paşa’nın otomobili Askeri müze giriş kısmında sergilenmekte. 1918’den sonra bu tip üst düzey subaylar gibi birçok subay ve er Yemen’de kalmışlardır. Bugün 10 binin üstünde Türk Yemen sınırları içinde yaşamakta. Hatta Ethemoğlulları Köyü gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler var. Bir-ül Azep mahallesi bunlardan biri. Burası Osmanlı döneminde bekar subayların kaldığı mahalleymiş. Mahalle tertemiz görünüyor. Hatta mahallenin muhtarı da Türk. Bu mahallede halen Türk aileler mevcut. Beyt-ül Behçet (Behçet’in evi) , Beyt-ül Hoca (Hoca’nın evi) bunlardan bazıları. Bunlardan Abdullah Hoca’ya göre babası orada kalan askerlerdenmiş. Torununun kolunda zor duran Behçet amca babasının Yemen’de kalan askerlerden olduğunu, Kafkas cephesinde savaştığını ve oradan da buraya geldiğini anlatıyor. Adanalı olduklarını söylüyor.

Osmanlıların belediye binası olarak kullandığı yapı, kentin surları içinde hala ayakta.  Bazı evlerde Osmanlıdan etkilenerek yapılmış cumbalar mevcut.

Türk askerlerinin ekmek ihtiyacını karşılamak amacıyla yaptırılan onlarca fırın ve hamam, hala kullanılmaya devam ediyor. Yemenlilerin bugün severek yedikleri “Kudem” isimli ekmek, Osmanlı askerleri tarafından yerli halka öğretilmiş.

SANA TÜRK ŞEHİTLİĞİ

4 asırlık Osmanlı hakimiyeti süresinde Arabistan yarımadasında can veren 300 bin şehidin anısına inşa edilen, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2011 Ocak ayındaki Yemen ziyareti sırasında açtığı Şehitler Anıtı da Sana’da bulunuyor.

Türk şehitliği çok etkileyici bir yer. Şehirdeki pisliğe tezat burası tertemiz tutuluyor.
Türkiye’nin Yemen’deki tespit edilebilen şehit sayısı resmi rakamlara göre 52 bin. Ancak plakette gerçek rakamın 300 bin olduğu yazılı. Şehitliğin duvarlarındaki plaketler üzerine temsilen 200’e yakın şehidin ismi konmuş.
Şunlar dikkati- çekiyor:
– EN ÇOK ŞEHİT En çok şehit ismi İstanbul ve İzmir’den var. Her iki şehrimizin de 15 şehidinin ismi plakete konmuş.
– GÜNEYDOĞU Plaketlerde Diyarbakır ve Tunceli’den de şehit isimleri var. Demek ki sadece Çanakkale’de birlikte çarpışmamışız.
– OSMANLI COĞRAFYASI Plakette bugün Türkiye sınırları içinde olmayan şu şehirlerden de şehit isimleri var.
Hicaz, Lazkiye, Batum, Şam, Girit, Trablus, Selanik, Manastır, Kudüs, Piriştina, Sana’a…

………………

Hudeyde yolu boyunca dağların tepelerinde kartal yuvaları gibi Osmanlı Kaleleri, Manaha şehrinin en yüksek tepesinde Osmanlı kalesi, Manaha ve Hacara şehirlerini arkadan saran dağların tepelerindeki Osmanlı kaleleri, Dar vadisi tepelerindeki kayalıkların üzerinde üç adet gözetleme kulesi yıllara meydan okuyor.  Çok katlı taş evleriyle dikkat çeken Thula’nın tepesinde de Osmanlı Kalesi ve Camisi var.

HUDEYDE

Mısır’ın ünlü Devlet Başkanı Nasır’dan, Yugoslavya’nın efsane Devlet Başkanı Tito’ya kadar birçok devlet başkanı ile görüşmüş  1960’lı, 1970’li yılların deneyimli gazetecilerinden Lütfü Akdoğan meslek anılarını yazdığı “Krallar ve Başbakanlarla 50 Yıl” adlı kitabının “Yemen gezisi” bölümünde Hudeyde’deki Osmanlı izlerini anlatıyor:
Hudeyde, Yemen’in en gelişmiş şehriydi. Hudeyde sahillerinden tepelere bakıldığında hepsi Osmanlı’dan kalma toplar, makineli tüfek yuvaları, cephanelikler görünüyordu ve ayrıca şehrin içinde çok sayıda mescit, cami, kışla ve mezar taşları vardı…
İşte karşımda Manisalı Mehmet oğlu Süleyman, işte az ötede mezarı yarı açık harabeye dönüşmüş Mardinli Hüseyin oğlu Mustafa ve bunun gibi binlercesi… İstihkâmları, çakılı topları, mezarları ve mezar taşlarını, gözyaşları içinde öperek gezdim.
Yürürken dikkat ediyordum, Osmanlı’dan kalma, Mehmetçiğimden kalma bir mezar taşına basmamak için adeta çırpınıyorum. Kokluyorum mezar taşlarını ve hüngür hüngür ağlıyorum.
İçimde buruk bir acı, hüzün ve tarihe isyan eden bir duyguyla uçağa bindim… Ve aklıma o mezar taşları geldikçe, hep kan ağladım durdum. Tarihin kalıntıları bir türlü gözümün önünden gitmedi:
‘Eli Yemendir, gülü çemendir/Giden gelmiyor, acep nedendir?’”

GİDEN GELMEZ DAĞLARI

Seydişehir-Akseki arasında Torosların bir uzantısı var. Hala kaldıysa geyikleriyle meşhur Giden Gelmez Dağları. Gidenin gelmediği bir başka yer de Yemen.

Havada bulut yok bu ne dumandır
Mahlede ölü yok bu ne şivandır
Ana ben ölmedim bu ne dumandır
Ah o Yemendir, gülü çimendir
Giden gelmiyor acep nedendir.

O gencecik çocuklar, evlerinden barklarından, analarından, babalarından kopup buralara, bu zor coğrafya ya gelmişler. Kolay iş miydi bizim dört çekerli araçlarla bile zor tırmandığımız dağ yollarında, bir taraftan düşmanla, bir taraftan sıcakla, yetersizliklerle ve belki de en çok özlemin yakıcılığı ile savaşmak. Belki de hiç geri dönememek.

KAYNAKLAR:

http://www.sabah.com.tr/fotohaber/turizm/2500_yildir_yasayan_kent_sana

Dr. Orhan Gedikli  http://www.ufukotesi.com/habergoster.asp?haber_no=20060703 

Ertuğrul Özkök. Hürriyet 16 Nisan 2013 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23054096.asp?yazarid=10&hid=23053752

Rahmi Turan. Hürriyet 18 Temmuz 2010  http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15345125.asp?yazarid=228

Ayşegül (Taştaban) Zaman  http://mavilimon.blogspot.com/search/label/Yemen

Derleyen Bülent Pakman 2010 – 2013. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets
Facebook Widgets

Abu Dhabi 2013Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s