Milli Mücadelede Doğu Cephesi ve Moskova ile ilişkiler – Analiz

Önceki yazıyı okumak için lütfen tıklayın: Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’a girişi – Analiz

7.9 Atatürk’e diğer iftiralar

7.9.1 Batum’dan Sovyet yardımı karşılığında mı vazgeçildi?

Bazı yayımlarda ve web sayfalarında, örtülü ya da açık olarak Mustafa Kemal’in Batum’u Sovyetler Birliğine “yardım karşılığında”  terk ettiği, belgelere dayanmadan, ifade edilir.

Ancak fiiliyatta durum öyle olmamıştır. Kazım (Dirik) Bey 11 Mart 1921 de Batum’a girmiş Vilayet Konağını ele geçirmiş, fakat Bolşevikler en büyük düşmanları Menşeviklerden destek alarak konağa baskın yapmışlar, baskında 4 subay, 26 er ölmüş, 26 er yaralanmış ve 46 er de kaybolmuştur. Bolşevik hükümetinin ültimatomu üzerine Kazım Bey, Batum’u boşaltmak zorunda kalmıştır.  Bolşeviklerin Batum’a önem vermelerinin sebebi, karşılığında Gürcistan’ın Sovyetler Bloğuna katılımını sağlamaktı. Bilindiği gibi Stalin anne tarafından Gürcüydü. Gürcistan’ı hem kazanmak istiyor hem de topraklarını genişletmek istiyordu. Nitekim daha sonra Abhazya ve Güney Osetyayı da Gürcülükle hiç ilgileri olmadığı halde Gürcistan’a bağlayacak, Kars, Ardahan ve Artvin’i de bağlamak için Türkiye Cumhuriyetini tehdit edecek, Türkiye o yüzden NATO’ya girmek zorunda kalacaktı.

Ankara-Moskova görüşmelerinde, çoğu Sovyet işgalinde olan Batum verilmemiş, vazgeçilmek zorunda kalınmıştır. Ancak akıllı bir politika ile, diğer istekler karşısında bir pazarlık unsuru yapılmıştır. Batum’a karşılık Nahçıvan, Laçin, Qubadlı ve Zengilan kazanılmış, Ruslara Misak-ı Milli kabul ettirilmiştir. Pazarlık sonunda Batum karşılığında Sovyet yardımının sağlandığı doğru değildir. Bu belgesiz dedikodudur. Sovyetlerden yardım alınmasına Moskova Antlaşmasından önce başlanmıştır. Bolşevikler, Türkiyenin emperyalizme karşı zafer kazandıktan sonra antiemperyalist Sosyalist cepheye katılacağı beklentisi içerisinde, Kafkas cephesinde ittifak güçlerine karşı bir kalkan vazifesi yapacak bir Türkiye’yi ayakta tutmak isteğiyle, yardım etmişlerdi. Azerbaycan ve Buhara’nın yardımları ise tamamen farklıdır. Kardeşin darda olan kardeşine yardımıdır.  Üstelik Buhara’nın 100 milyon altın rublelik yardımından, Ankara Hükümeti’ne ancak 10 milyon altın ruble ulaşabilmiştir. Geri kalan 90 milyon altını Ruslar iç etmiştir.

Denebilir ki Nahçıvan, Laçin, Qubadlı ve Zengilan o zamanlarda Sovyetler Birliği içerisinde olduğu için kazanılmış sayılmazdı. Bu sav dar kafanın ürünüdür. Evet o zaman öyle sayılırdı, ancak şimdi öyle değil. Geleceği öngörme yeteneği olan Mustafa Kemal o zaman Sovyetler Birliği içerisine alınan Türk Devletlerinin birgün bağımsızlıklarını kazanacaklarını da biliyordu ve bunu açıkça ifade etmişti:

Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat o da tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi dağılabilir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla elinde sımsıkı tuttuğu uluslar avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir“…”Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, bunları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.

7.9.2 Nahçıvan’ı Azerbaycanlılara rağmen Azerbaycan toprağı yapan Azerbaycan’a nasıl ihanet etmiş olabilir?

Azerbaycan Sovyet Yönetiminin, Ermenistan’a bedava hibe etmeye kalkıştığı Nahçıvan, Laçin, Qubadlı ve Zengilan, sonunda Azerbaycan sınırları içerisine alınmışsa bu önce Ankara Hükümetince Ermenilere silah zoruyla imzalatılan Gümrü Anlaşması sonra da Sovyetlerle görüşmeler sırasında Mustafa Kemal’in delegelerine verdiği, Gümrü Antlaşmasının esas alınmasını dayatın talimatı sayesinde olmuştur.

image00130

Ancak Mustafa Kemal bununla da yetinmemiştir. Azerbaycan ve Orta Asya’daki Türklerin bir gün bağımsızlıklarını kazanacaklarından emin olarak  Nahçıvan’la, dolayısıyla Azerbaycan ile sınırdaş olabilmek için Dilucu’nda  10 kilo altın vererek 13 km.uzunluğunda 500 m genişliğinde “Türk Kapısı” adını verdiği bir toprağı İran’dan satın almış böylece Türkiye ve Azerbaycan bu kara bağlantısı sayesinde komşu olmuştur. Yukarıda alıntıladığımız gibi “hazırlanmak lazımdır” demiş ve ilk adımı kendisi atmış. Türkiye ve Azerbaycan Türklerine düşen ise Sovyetler dağıldıktan sonra ellerini-kollarını sallayarak o kapıdan geçmek olmuş.

7.9.3 Atatürk ve Mehmet Emin Resulzade kavgalı mıydılar?

Mehmed Emin Resulzade hükümetinin İngiliz manda tercihi Atatürk’ün İngiliz karşıtı politikasına ters düşmüştü. Ancak Mehmet Emin Resulzade ile Atatürk’ün araları hiç de kötü değildi. Resulzade Bolşeviklerin yönetimi almasından sonra Türkiye’ye geldi, 1922-28 arasında İstanbul’da kaldı, devlet ona görev verdi. Resulzade’nin hatıralarında, yanında olanların anlattıklarında bunları görmek mümkün. Buyrun okuyun:

YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ
Mehmet Emin Resulzade
Türkiye Cumhuriyeti nin 10. yılında Azerbaycan’ın Büyük Önder’i Mehmet Emin Resulzade tarafından Berlin’de çıkan İstiklâl Gazetesi’nin 29 Ekim 1933 günlü sayısında yayınlanmış yazı.
MUAZZAM BİR YILDÖNÜMÜ!
Cihan tarihinin en meraklı devrindeyiz: Asırlaşmış binalar yıkılıyor; yıkılmaz diye düşünülen müesseseler çöküyor; yeni binalar ve yeni kıymetler kökleşiyor. Bütün değerlerin değiştiği bu dönüm devrinde türlü büyük hadiselere şahit oluyor; ve her gün denecek kadar tarihi bir çok vak’alar için yapılan yıldönümlerini görüyoruz.
Fakat, bugün Türkiye’li kardeşlerimizin haklı sevinçlerle andıkları yıldönümünü biz, başkalarından ayırmak için ona muazzam vasfını veriyoruz.
Türkiye’de cumhuriyetin kurulması ancak siyasi bir idare şeklinin değişmesinden ibaret olsaydı şüphesiz bu, haddi zatında gene büyük bir hadise olurdu. Fakat, buna rağmen, ona muazzam vasfını vermekte – itiraf edelim ki- tereddüt ederdik. Zamanımızdaki bollu yıldönümleri arasında kendisine seçilmiş bir yer ayırmazdık.
Hadisenin azameti orasındadır ki, cumhuriyet rejiminin kurulmasıyle Türkiye’de sade bir idare şekli değil, Türk cemiyetinin maddi – manevi bütün müeseseleri değişmiş; çürümüş Osmanlı saltanatının yerinde, bütün şuunatile milli demokratik yeni bir Türk devleti kurulmuştur.
Evet, iki asırdan ziyade, bir müddetten beri inhitat ve hezimete uğrayan ve Osmanlı İmparatorluğu, Harbi Umumi neticesinde tarihten yediği en son darbe ile her türlü istiklâl ve haysiyetten mahrum zavallı bir hale geldi; şöyleki İstanbul sarayında – ne pahasına olursa olsun -tutunmağı canına minnet bilecek Türk tarihinden nasipsiz bulunan padişah, mahüt Sevr Muhahedisine kabulde tereddüt göstermedi.
Fakat eskiyen, gittikçe yıpranarak varlık hikmetini kaybeden Osmanlı İmparatorluk binası son çöküş noktasına yaklaştıkça, taaruz kanunu mucibince, kendini değişecek yeni bir kuvvet belirerek, günden güne büyüyordu.
Türk münevverleri tarafından, muhtelif zamanlarda vetürlü şekillerde temsil olunan bu kuvvet, Türkiye ıslahat ve hürriyet hareketi idi, ki onun Tanzimatçılık, Meşrutiyetçilik ve Türkçülük diye başlıca etapları vardır.
İmparatorluk sisteminin yaşadığı son günlerde sarayın bir tarftan israf, diğer taraftan da ihmal ettiği Anadolu Türklüğü içerisinde Türkçülük diye şuurlanan milliyetçilik – işte, bu tarihi hareketin aldığı muasır bir şekildi.
Büyük felaket karşısında, kurtuluşu, Sevr Muahedesi’ni kabul etmek zilletinde bulan düşmüş Osmanlıcılara mukabil, yükselmiş Türk milliyetçileri, milli hakimiyet esasına dayanarak, harekete geçtiler ve büyük Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin dahi rehberliği ile muazzam istiklâl cihadına giriştiler.
Asrın en yüksek idealine, Türk tarihinin en bariz an’anesine ve Türk milletinin sarsılmaz iradesiyle Anadolu halkının en hayati menafiine uygun gelen bu -karar, uzak gören demir iradeli bir kumandan ve er- kanı harbin idaresi altında ve Anadolu’nun Ya ölüm, ya istiklâl, diye gösterdiği azim ve cesaret karşısında tamamiyle tahakkuk etti.
Menhus Sevr Muahedesi yırtıldı; mes’ut Lozan Muahedesi yazıldı!.. Birincisi, çöken imparatorluğun ölüm beratı idi; ikincisi ise yükselen cumhuriyetin doğum vesikası oldu.
29 Teşrinievvel 1923’e kadar Anadolu hareketine ait resmi vesikalarda cumhuriyet unvanına rastgelinmez. Bu tarihe kadar şiar, memleketin ecnebilere karşı istiklâlini kazanmaktı.
Fakat, bu kazanç Lozan’da beynelmilel bir kayda bağlandıktan sonra, hadiselerin inkişafında ve bu inkişafı meharetle idare eden büyük reisin tasavvurlarında cumhuriyet idealinin saklı bulunduğunu sezmek zor değildi.
Lozan’a kadar hareketin büyük rehberi cumhuriyetten bahsa lüzum görmedi ise, bu, ona has taktikten başka bir şey değildi. Milli Türkiye, her şeyden evvel istiklalini bütün cihana isbat edecekti.
Bunun içindir ki, dahildeki kuvvetleri parçalıyacak her hangi bir hareketten sakınıldı; yarının sözü bugün söylenilmedi.
Lozan zaferiyle tamamlanan “bugün”, cumhuriyeti ilanda mahzur bırakmayan “yarın”ı temin etmiş oldu.
Bir “yarın” ki parlaklığı ile şarkın girdiği kurtuluş yolunu baştan başa aydınlattı. Göz kamaştıran bir aydınlık!
Tarihi sebeplerle, iktisadi ve içtimai açılış itibariyle, orta zaman şerait ve münasebatı içinde durgun kalan Şark, kendini saran geri nizam ve irtica müesseselerinden sıyrılmak için, epey zamandanberi çırpınıp duruyor ve daldığı derin uykudan uyanmak üzere, ötede beride harekete geçerek kımıldanıyordu. Harp sonunda bu hareket, cihan mikyasında bir hızla ilerledi; milli uyanış ve istiklal hareketleri, yeni cihan istikrarı içinde, büyük amiller sırasına geçti.
Türkiye inkılâbı, işte, bu ayaklanan Şark milliyetçiliğinin en mükemmel bir tipi ve kazandığı parlak ve katı zaferiyle önde giden rehberi ve örneğidir.
Bu örnekten öğrendik ki, bir millet istiklalini sade asrın kendisine mücerret olarak tanıdığı hakka dayanmakla değil, bir de bunu hak ettiğini bizzat isbat etmekle, yani ölümü gözüne alarak silaha sarılmak ve maksat hasıl oluncaya kadar dövüşmekle alır.
Hak verilmez, alınır işte, Türk inkılabının bir daha teyit ettiği eski hakikat!
Türkiye tecrübesinin bize öğrettiği hakikatlerden biri de şu oldu ki, beşeri medeniyetin yüksek gayesi bulunan istiklal için vuruşan bir halk hakikaten de müstakil olmak ve öyle kalmak isterse, bu medeniyetin özünü teşkil eden maneviyatı almak ve kendi milli kültürünü onunla mezç ederek asri bir millet mertebesine çıkma mecburiyetindedir.
Cemiyet ve devlet işlerinde ancak ileri insanlığın tecrübe ile erdiği ilim ve fen ölçülerine kıymet veren yeni Türk rejimi, tatbik ettiği sistemin başına dünyanın dinden, aklın da nakilden ayrılması umdesini koymuştur.
Hakimiyet milletindir. Devlet, milleti teşkil eden fertler arasındaki muamelelerle, bunlarla cemiyet arasındaki münasebatı tanzim etmekle mükellef bir müessesedir. Bu müessese, bütün icraatında ilhamını gökten ve tabiat üstündeki kuvvetlerden değil, bizzat halktan alır, onun için ve onun vasıtası ile iş görür.

Ta başlangıçtan itibaren “hakimiyeti milliye” esasına dayanan Anadolu istiklal hareketi, cumhur idaresiyle yürütülen demokratik bir hareketti; Lozan merhalesine erişildikten sonra, artık bu fiili vaziyetle, taban tabana zıt bulunan saltanat ve ona bağlı Hilafet müesseseleri bittabi sökülüp atıldı. Cumhuriyet rasmen ilan olundu.
Saltanat ve Hilafetin ilgasiyle, otokrasi ve teokrasi devrine nihayet veren Türk milleti demokrasi devrine girmiş oldu. Büyük şenliklerle karşılanan bugün, işte, bu büyük hadisenin yıldönümü, Türkiye demokrasisinin bayramıdır.
Ne mutlu bir gün; ne kutlu bir bayram!
Bir gün, ki cumhuriyete sadık her hangi Türkiye’li bir vatandaşla birlikte hürriyet ve demokrasiyi bir prensip olarak benimseyen bütün insanlar da onu alkışlıyor, beşeri prensiplerin buradaki zaferini kendi zaferleri gibi görüyorlar; bir bayram, ki sade Türkiye’liler değil, hürriyet ve istiklal için döğüşen esir Şarkın bütün milliyetçileri de onu kendi ideallerinin bayramı gibi görüyorlar.
Evet, Türkiye inkılabının şümülü sade Türkiye’ye ait değildir. Cumhuriyet kanunları sade Türkiye dahilinde tatbik olunuyorsa da, bu kanunların kökünü teşkil eden büyük umdelerin tesiri Türkiye haricinde ve bilhassa Türkiye dışındaki Türk illerinde caridir. Bu itibarla Türkiye inkılabı beynelmilel bir şümüle maliktir.
Nakilden müstakil bir akıl, dinden ayrı bir dünya, kadına hürmet esasına müstenit demokratik bir aile, her türlü imtiyaz ve zümre tahakkümünden ari, hürriyet, müsavat ve içtimai tesanüt esasına dayanan bir cemiyet; bütün milletin okur yazar olmasını güden bir devlet; en kolay bir yazı; halkı düşünen ve ilhamını ondan almak isteyen bir edebiyat; beynelmilel kültür müsabakasında Türklüğe kendi ehemmiyetile mütenasip şerefli bir yer- işte bu on yıl içinde Türkiye Cumhuriyetinde tatbik olunan ıslahat programının en mühim noktaları!
Bu öyle bir programdır ki, onun tatbiki sade biz Azerbaycan milliyetçileri için değil, alel’umum bütün Türk illeri milliyetçileri için her zaman mukaddes bir arzu, erişilmesi istenilen büyük bir ideal olmuştur ve bugün de öyledir.
Türkiye, sade bu ideal programını kanunlar halinde tesbit etmekle kalmamış; cumhuriyet erleri, bu büyük hakikati dahi unutmamışlardır. Bir millet, ancak organize oluşu ve iktisadı faaliyet ve refahı nisbetindedir ki, ideal haklardan istifade eder. Fikrî, millî ve siyasî istiklâllerin kökü iktisadî istiklâldir. Cumhuriyetin demiryolu siyaseti, bankacılık siyaseti; milli sanayi ve ticaret sahasında tatbik ettiği siyaset, aşarın ilgası, kooperatifçilik ve köy kredisi gibi ıslahat ile köylüyü düşünmesi dahi tedbirli ve faal bulunduğunu göstermiştir.
Bundan on yıl evvel büyük “Nutuk”un gençliğe hitap eden o heyecanlı hulasasında tasvir olunan facialı mahrumiyet ve felaketlere bakmıyarak, herkesin, battığına hükmettiği bir milleti, Almanya gibi teşkilatı, teslihatı ve prestiji korkunç bulunan bir devleti çarmıha çeken galiplere karşı savaşmaya çekerek, nihayet zafere erdiren Büyük Adam, cumhuriyet ilanını iltizam edince, hariçte ve dahilde bir çokları bunu şüphe ve endişelerle karşıladılar; kazanılmış Lozan zaferinin tehlikeye düştüğünü söyliyenler bile oldu.
Fakat, ne görüyoruz: Cumhuriyet, Şeyh Sait, Menemen isyanları gibi kara irtica, hamlalariyle, ardı arası kesilmeyen komünist entrik ve propagandalarına rağmen, muvaffakiyetle yaşamış ve kendi yürüyüşünde ilerliyerek karşısına çıkan düşmanlarını maddeten ezmiş, manen öldürmüştür.
Ve bugün bu zaferin onuncu yıldönümünde Türkiye Cumhuriyeti’nin beynelmilel münasebetteki itibarı, imparatorluğun son asır zarfında görmediği bir değerdedir; hele Türk inkılabının cihan efkan umumiyesinde kazandığı prestij, hiç bir saltanat Türkiyesine nasip olmamıştır. Hilafetin ilgasiyle Türkiye İslam dünyasındaki mevkiini kaybeder, denilmişti. İnkılapçı Türkiye’nin Müslüman milletlerin hürriyetçi zümresi üzerindeki manevî tesirini İstanbul Sarayı kat’iyen kazanamamıştır. >Türk kültürü için yapılan son meşkür teşebbüsler ise, Türk illerinin memnuniyet ve alkışlarla karşılayacakları bir hadisedir, ki eşini Türkçülük fikir ve neşriyatını, telefon ve elektrik ışığı ile beraber men’eden Sultan Hamid idaresinde aramak bir budalalık olurdu.
Biz, Türklüğün ebedî düşmanı Çarlık Rusya’sının bugünkü şekli bulunan Sovyetlere karşı hürriyet, milliyet ve istiklâl namına döğüşen Türk illeri, her ne kadar Türkiye Hükümetinin taktik olarak kullandığı Bolşevik Rusya ile müdara siyasetinden maddeten zararda isek de, program olarak tatbik ettiği büyük umdelerden manen faydadayız.

Rus komünizminin yıkıcı ve yakıcı tatbikatı yanında, Türk demokratizminin yapıcı ve yaratıcı icraatı vardır. Yıkıcılık geçer, yapıcılık kalır.
Gelecek, milletleri süngü gücü ile yapma rejime boyun eğdirmenin değil, milli hakimiyete, hakka ve hürriyete dayanan istiklalcılığındır.
Evet, Türkiye’li kardeşlerimizin göğüslerini iftiharla kabartan bu bayram bizim de kalplerimizi ümit ve tesellilerle dolduruyor. Bütün samimiyet ve heyecanımıla bugün sesimizi Türkiye Cumhuriyetini tes’it eden milyonların gür sesi ile birleştirirken, millî istiklâlin yenilmez bir hak ve hakikat olduğuna en bariz bir misali ile bir daha inanıyoruz; bu imandan aldığımız yeni bir kuvvetle biz de bağırıyoruz:
Yaşasın müstakil Türkiye Cumhuriyeti!..  Azerbaycan Türk Kültür Dergisi, Sayı: 368, Yıl: 54, Eylül – Ekim 2006.

Atatürk Sovyetlerden kaçan soydaşlara kucak açmıştır

Atatürk, Sovyetler Birliği hükümeti ile ilişkilerde ılımlı bir politika takip etti. Ancak bu arada, Rusya’dan kaçmış, Türkiye dahilinde yaşamakta olan soydaşları ve bunların gelecekleri ile de yakından ilgilenmeyi ihmal etmedi. Tabii bunu yaparken mümkün mertebe Sovyet hükümetinin tepkisini üzerine çekmemeye çalıştı. Atatürk, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Bolşevikler tarafından sona erdirilmesinden sonra Moskova’ya bağlı olarak kurulan Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti zamanında yeni hükümetle ilişki kurdu. Doğu cephesi komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın tavsiyesiyle, bir Türk Büyükelçisi Bakü’ye gönderildi. Büyükelçi olarak gönderilen Memduh Şevket Esendal’dan, Azerbaycan’da kurulan yeni hükümetin gerçekte hangi şartlar dahilinde görev yaptığını, hükümette görev alan kimselerin hangi siyasi fikirde olduklarını, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında mevcut sorunların nelerden ibaret olduğunu, hatta Güney Azerbaycan’daki Türklerle Kuzey Azerbaycan Türkleri arasındaki ilişkilerin ne durumda olduğunu tespit edip bildirmesini istedi. Atatürk, Esendal’a Türkistan’daki Türklerle alakalı alınacak bilgileri de istedi. Ancak Atatürk tüm bu bilgilerin Sovyet yetkililerin dikkatini ve kuşkusunu çekmeyecek şekilde temin edilmesi yönünde Esendal’ı uyardı. Atatürk, Esendal tarafından kendisine ulaştırılan rapordan çıkan sonuçları beğenmemiş olsa gerek, o andan itibaren Azerbaycan Türklerinin menfaatlerini ve birliğini var gücüyle korumaya çalıştı.

Atatürk, Doğu’da Ermenilere karşı başarılı bir harekat yürütmüş olan Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği gizli emirde; Azerbaycan’ın tamamen ve gerçek anlamda bağımsız bir devlet haline gelmesine taraftar olduğunu belirtti ve bunun temini için Rusları gücendirmeden ve kuşkulandırmadan gerekli tedbirlerin alınması istedi. Aynı zamanda, Azerbaycan’ın petrol vb. tüm doğal kaynaklarına yeniden sahip olabilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasının acilen gerektiğini belirtti. Karabağ gibi, Türklerin nüfusça yoğun bulunduğu yerlerin, Ermenilere verilmesinin önlenip Azerbaycan’a bağlı kalmasının sağlanılması için gerekli çalışmaların yapılmasını istedi. Rusların Azerbaycan’da yapacakları muamelenin bütün İslam aleminin Bolşevikleri tartmak için bir numune teşkil edecek olmasının Ruslara anlatılmasına gayret olunmasını istedi. Atatürk, esir Türk ellerinden Türkiye’ye sığınmış Türk liderlerini ve aydınlarını sımsıcak bir ilgiyle kabul etti ve hatta bu kadrolara son derece önemli görevler tahsis etti. Kazan Türklerinden Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal, Prof. Dr. Yusuf Akçura, Başkurt Türklerinden Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Prof. Dr. Abdülkadir İnan, Kırım’dan Cafer Seydahmet Kırımer ve Azerbaycan Türklerinden Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade, Mirza Bala Mehmetzade ve daha pek çokları Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş kadroları içinde yer almıştır. Örneğin, Prof. Dr. Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili olarak hizmet verirken, Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Prof. Dr. İsmail H. Ertaylan, Prof.Dr. İzzet Kantemir, Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu, Prof. Reşit Rahmeti Arat, Prof. Dr. Ahmet Temir, Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat, Dr. Hamit Zübeyr Koşay gibi çok sayıda bilim adamı Türk üniversitelerinin kuruluşunda görev almışlar ve uluslararası alanda başarı ile Türkiye’yi temsil etmişlerdir. Bolşevik zulmünden ve tehdidinden kaçarak Türkiye’ye sığınan Rusya Türklerine büyük bir sevgi ve ilgiyle kucak açan Atatürk, birçoğu Sovyet Rusya hükümetince yasaklı siyasetçi olan bu aydınların, Türkiye’de ülkelerinin bağımsızlığı yolunda mücadele vermelerine imkan sağlamıştır.

Atatürk Türkiye dışındaki Türkleri milliyet davasının bir parçası olarak nitelemiş ve milliyet davasının aşama aşama ilerlenecek, altyapısı hazırlandıktan sonra ulaşılacak bir ülkü olarak görmüştür. Atatürk 1933-1938 yılları arasında Türkistan’dan bir çok genci Türkiye’ye getirterek eğitimlerini sağlamıştır. O günlerde Hindistan-Irak-Suriye üstünde Türkiye’ye getirilen emekli General Rıza Bekin, bu öğrencilerden Türkiye’de kalan tek kişidir Uygur Türk’ü Rıza Paşa “Atatürk, Orta Asya’daki Türk kavimleriyle tarihî, kültürel ilişkiler kurulması talimatını İstiklal Savaşı’ndan önce vermişti.” diyor. Kendisi Türkiye’ye Atatürk tarafından getirilmiş ve Türk ordusunda Tuğgeneral rütbesine kadar yükselmiş bir paşadır.

Aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu ilk yıllardan itibaren Gagavuz Türkleri ile yakından ilgilenen Mustafa Kemal Paşanın emirleri doğrultusunda Romanya’ya büyükelçi olarak tayin edilen Hamdullah Suphi Tanrıöver o dönemler Romanya sınırları içindeki Gagavuzlar’ın kültürel kimliklerini korumaları için yoğun çaba harcamıştır. Hamdullah Suphi Bey’in Gagavuzları Trakya bölgesine yerleştirilmesi için çeşitli teşebbüslerde bulunmasına karşılık Atatürk’ün “Türkiye dışındaki Türklerin kendi topraklarında kalması” yönündeki siyaseti nedeni ile buna izin verilmemiştir. 1930’lu yılların sonuna doğru, Atatürk’ün emriyle o dönemde Gagavuzlara 80 ilkokul öğretmeni gönderilmiştir. İkinci Dünya Savaşının başlangıcına kadar bu bölgede görev yapan bu kahraman öğretmenlerin çoğunluğu savaş başlayınca Türkiye’ye dönmüşlerdir. Dönmeyip orada kalan öğretmenler ise Ruslar tarafından Türk casusu suçlaması ile tutuklanarak 25 yıl ağır hapis cezası ile Rusya’ya gönderilmişlerdir. Stalin’in ölümü ile bu öğretmenler için af çıkarıldığında serbest kalan öğretmenlerden birisi olan Ali Niyazi Kantarelli Türkiye’ye değil Gagauz bölgesine dönerek emekli olduğu 1977 yılına kadar öğretmenliğe devam etmiştir. 1980’li yıllarda vefat eden Kantarelli Ukrayna sınırları içinde bir köye defnedilmiştir.

7.10 Azerbaycanlılar ne diyor?

7.10.1 Dr. Mehman Ağayev

Ağayev  “Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye-Azerbaycan İlişkileri” adlı kitabında Ankara Hükümetinin, işgale karşı olduğunu, Azerbaycan’ın kendi arzusu ile Bolşevikler tarafına geçmesini istediğini yazıyor ayrıntılarıyla. Ağayev’e der ki, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Meclis toplanırken, 27 Nisan 1920’de Sovyet 11. Ordusu Azerbaycan’a girdi. Birileri bu girişten dolayı Mustafa Kemal Paşa’yı, Halil Paşa’yı, Karabekir’i suçlarlar. Hayır, onlar böyle bir girişi değil, Azerbaycan’ın bağımsızlığı korunarak Sovyetleştirilmesini, böylece, Sovyetler’le Türkiye arasındaki emperyalizme karşı oluşacak işbirliğinin önünde engel kalmamasını istiyorlardı.

7.10.2 Doç. Dr. Faiq Ələkbərov

O dönemlerde Türkiye ile Azerbaycan arasında münasebetlerin bozulmasının sebebkarları da Avrupa, özellikle Sovyet Rusyası olmuştu. Sovyet Rusyasının yürüttüğü  ikiyüzlü siyaset neticesinde Azerbaycan Cumhuriyetinin devrilmesi prosesine Türkiye en azından müşahedeci kalmıştı. Her halde itiraf etmek lazımdır ki, Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın bazı ideologları (Mustafa Kemal, Halil Paşa, N.Nerimanov vb.) ilk devirlerde, doğrudan da Sovyet Rusyasına itimat göstermiş, onun Sovyetleşme ideasının Azerbaycan’da gerçekleşmesinde ya ilgili olmuş, ya da bu proseste doğrudan şekilde iştirak etmişler. Ancak sonralar onlar Sovyet Rusyasının «Sovyetleşme» ideası adı altında işgalcilik siyasetini anlamıştılarsa da, artık çok geç olmuştur. Bunu, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk de, Sovyet Azerbaycanının rehberi N.Nerimanov da itiraf etmişler. Yani onlar «Sovyetleşme»den Azerbaycanın, muayyen manada da Türkiye’nin de kazanacağını ümit ettikleri halde, Sovyet Rusyasının iki yüzlü ve riyakar siyaseti neticesinde Azerbaycan yalnız müstakilliğini değil, hem de topraklarını yitirmiştir.

Atatürk sonralar Azerbaycan’ın Sovyet Rusyasının elinde müstemleke haline geldiğini görerek yürek ağrısı ile «Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir» şeklinde ifade kullanmıştır. Aynı zamanda, Atatürk beyan etmiştir ki, bir gün SSCB dağılacak ve o zaman Türkiye Türkleri dili bir, dini bir, soy kökü bir olan Azerbaycan’daki Türk kardeşlerinin yanında olmağa hazır olmalıdırlar: «Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam atarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir».

7.10.3 Prof. Altay Göyüşov (Azerbaycan Türkü, tarihçi)

Vasif Qafarov’un Türkiye Rusya münasebetleri kitabında yeteri kadar bu konu açıklanmıştır. Azerbaycan meselesi. Bakü’yü 1918’nci yılın Eylülünde Osmanlı kurtardı, verdi bize. Yeni Cumhuriyetin kurulmasında bunlar iştirak ettiler. Derhal ardınca barış anlaşması imzalandı, Türkiye savaştan çıktı ve buraya İngilizler İran’dan geldi. İngilizler Türklerin kurduğu “desteksiz hükümeti” – Cumhuriyeti önce tanımak istemiyordu. Ancak sonra İngilizler bu şartlarda bunda iyi hükümet kurulamaz demeye başladılar. Ancak burda bir mesele var, İngilizlerin Denikin’in “bölünmez Rusya” fikrine inancı hala da sürüyordu. Onlar Denikin’in galip geleceğine, Bolşeviklerin mağlup olacağına, Rusya’nın yeniden kurulacağına inanıyorlardı ve bu yüzden de Azerbaycanın bağımsızlığını tanımak istemiyorlardı. Sonunda İngilizler, İngiliz mandası altında Azerbaycan hükümetini tanımaya inanabildiler.
Amma bence, Kafkasın yitirilmesinde en büyük hata o oldu ki, İngilizler Bolşeviklere karşı mücadelede yerli halklara, Azerbaycan’a, Gürcistan’a, Kuzey Kafkasa yardım etmek yerine, Denikin’e yardım ettiler. Cemaat ise Denikin’i kabul etmiyordu, çünkü bu Rus kuvvetiydi hem de eski Rus kuvveti, Çar rejimi. Bu da bölgedeki dengeyi değişdirdi. Halbuki 1918 Martında Müslümanlarla Bolşeviklerin münasebeti tamamiyle dağılmıştı. Araları yok idi. Düşman idiler.
Sonra İngilizler 1919 yılının Ağustosunda Bakü’den çıkıp gittiler. Aynı zamanda Anadolu’da Milli Mücadele başlamıştı. Kime karşı? İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara Antanta (İtilafa) karşı. Bizim hükümetin ise mandacısı İtilaftaydı çünkü gelenler Bolşeviklerdi. Biz kalmıştık ikisinin arasında. Azerbaycan hükümeti hatta İngilizlerin aleyhine olarak Denikin’e karşı savaşanlara Dağıstanlılara da, aynı zamanda Atatürk’ün harekatına da maddi bakımdan yardım ediyordu. Onlar bizim ihtiyacımız var der, bizimkiler de verirdi. Bizimkiler iki ateşin arasındaydı.
Atatürk derdi ki, benim bir cephem var burada İtilafla, ikinci cephe yukarda açılmamalı. Konu Azerbaycan değildi. Konu Azerbaycan’ın, Gürcistan’ın, Ermenistan’ın üçünün birlikte İngilizlerin gözetimine geçmesindeydi. Konu Ruslarla Türkiye arasında bir bariyer yaratılmasıydı. Atatürk’ün düşüncesine göre bu olmamalıydı. Bolşevikler gelip Türkiye sınırında durmalıydı. Türkiye sınırında İngilizler olmasın, ikinci cephe açılmasın. Bir istikamette tek cephe olsun. O yüzden de her veçhede Azerbaycan’da hükümetin Bolşevik gözetimine girmesine taraftar idi. Açık demek lazımdır ki, o zaman burada Komünist Partisinin kurulmasında Türkiye Mücadele Harekatının rolü var idi. Mektupların birinde emin olun Azerbaycan ordusunda Türk zabitler var Bolşeviklere taraf olacaklar deniyordu ama Gence isyanı gösterdi ki bu yanlıştı, onlar aslında Bolşeviklere karşıydı.
Atatürk’ün stratejisi İngilizlere karşı mücadelede maksimum kuvvet toplamaktı. O zaman Bolşevikler de İngilizlere karşı mücadeledeydi. Amaçları Türkiye arazisi de dahil olmak üzere Bolşevik inkılabını genişletmekti ama Atatürk bunu kabul etmiyordu ama burada şekillenmelerine hazırdı ve bırakın gelsinler diyordu.
Türkler burada nasıl katkıda bulundu? Birincisi Türk Komünist Partisinin kurulmasına iştirak ettiler. İkincisi, el altından İngilizci Azerbaycan hükumetinin İngiltere ile münasebetlerinin zayıflatılmasında, onun yerine Bolşeviklere daha mülayim olan bir hükümetin gelmesini istiyorlardı. Bunu bir anlamda istiyorlardı. Üçüncüsü, Halil Paşa Kafkas Komitesi tarafından fiilen XI. Ordunun (Kızılordu) rehberi tayin olunmuştu, her ne kadar Levandovski dedi ki benim böyle bir kararım yoktu. Biz biliriz ki ordunun içerisinde çok sayıda Türk subayı da vardı. Yerli ahali de talep ederdi ki, orduyu bırakın, Azerbaycan arazisinden geçip Anadolu Harekatına yardım etsin. Resulzade de ısrar ederdi ki, Ruslar buraya girerlerse çıkmazlar. Anadolu Harekatının o devirde öz menfaatleri vardı. Bu menfaatler Rusya’nın menfaatleri ile çakışmaktaydı. Bizim menfaatlerimize gelince, bizim düşmanımız Bolşeviklerdi, Bolşeviklerin düşmanı da İngilizlerdi. Biz mecburduk istiklalimizi korumak için İngilizlerle yakınlığa.
Denikin mağlup olunca İtilaf üyeleri bizim hükumetin bağımsızlığını de-fakto tanıdılar. Atatürk bunu açıkça olumsuz olarak kabul etti. Maksatlarını, birleşmemize engel olmak olarak niteledi. Doğru diyordu aslında. Mesele şudur ki, Atatürk’ün orada tuttuğu mevki Türkiye’nin menfaatlerine uygundu, benim Azerbaycanlı menfaatlerime uygun değil. Ancak aynı zamanda tarihçi olarak çok güzel bilirim ki, Atatürk’ün o mevkiyi tutup tutmaması bir şey değiştirmiyordu, zira Rus ordusuna karşı koymak mümkün değildi. Aslında stratejik bakış açısından benim hükümetimin tutumu daha doğruydu, neden derseniz Atatürk ile Rusların münasebetleri devam etti ta ki Lozan’a kadar. Ondan sonra yönünü İngilizlerden tarafa döndü. Yani bahtımız yaver gitmedi, iki büyük gücün arasında kaldık, ufak da bir ülkeyiz, onların mevkileri bize karşı üst üste düştü. Büyük Dünya savaşından sonra global oyunun kurbanı olduk. Bu da istiklaliyetimizi yitirmemizle neticelendi. Atatürk o devirde Azerbaycan bağımsızlığının değil Azerbaycan Hükümetinin aleyhine oldu. Atatürk’ün de orada düşüncesinde şu vardı, Bolşevik hükümeti gelsin ama Azerbaycan bağımsızlığını yitirmesin. Bu ütopyaydı, mümkün değildi. İngilizler Azerbaycan’ı tanıma yanında ordu da göndermek istedi, sadece Azerbaycan’a değil, hep birlikte Gürcistan ve Ermenistan’a da yani Kafkasya’nın Bolşeviklerden savunulması için. Ama gördüler ki bunu göndermeleri mümkün değil, çünkü cemaat yeni savaştan çıkmıştı ve direniş gösterip gösteremeyecekleri belli değildi. Sonuçta Azerbaycan’ın bağımsızlığı zamanın şartlarına uygun gelmedi.

Nuri Paşa Dağıstan’dayken Dağıstanlıların Denikin’e karşı micadelesine rehberlik etti. Yani bu adam orada Bolşeviklerle aynı taraftaydı, yani Bolşeviklerle Nuri Paşa’nın ittifakı var. Bizim buradaki Türkler yani İttihatçılar ve Mustafa Kemal taraftarları ise bazı anlarda birbirlerine yaklaşırlardı ama bütün mevkileri hiç çakışmıyordu.

Bolşevikler Dağıstan’da Denikin mağlup olunca dediler ki vurun Türkleri tutun içeri atın onları, Türkler buradan çıksınlar gitsinler. Onların kendi planları vardı. Bolşevik de Atatürk’ten şüphelenirdi, Atatürk de Bolşevik’ten. Bolşevik düşünürdü ki Atatürk büyük Turan devletini hayata geçirmek istiyor. Onun için yeni Türk emperyalizmine imkan verilmemeliydi. Yani burada alem birbirine geçmişti. Bizimkiler oynayabileceklerini düşünmüşlerdi, Osmanlı zamanında öyle oldu ama sonunda artık güç tükendi. Ufak devletti. Öyle sistem yaratıldı ki Azerbaycan bağımsızlığını korumak mümkün olmadı.

Türklerle münasebetlerde 16. Yüzyıla dönmek tamamen manasız şeyler, 16. Yüzyılın değerleri ayrı, onlar bizim gibi düşünmüyorlardı. Onlar genelde bize bakarlardı, derlerdi ki bunlar neden bahsediyor?

2. Dünya savaşı sırasında da Türkiye’nin mevkii Azerbaycan’ın aleyhineydi. Menfaatlerine uygun değildi, korkuyorlardı Sovyetler sınırdaş oldular üstelik bir de büyük komünist devlet ortaya çıktı. Mesela Osmanlı zamanında Uzun Hacı Kuzey Kafkas Emirliğini ilan ettiğinde Osmanlı Sultanı Mehmed Vahideddin’in tabasıyım demişti.

Bugünkü değerlerle bakıldığında bu dünyada birbirine yakın çok devletler var. Azerbaycan ile Türkiye belki de dünyada birbirine en yakın iki devlettir. Bununla beraber akıldan çıkarmamak lazımdır ki iki devlettirler. Stratejik meselelerde hükümetleri açısından menfaatleri üst üste düşmeyebilir. Farklı hükümetler geldiğinde farklı dünya bakışı olabilir. Buna rağmen Azerbaycan ve Türkiye iki en yakın devlettir.

7.10.4 Orhan Aras (Azerbaycan Türkü araştırmacı yazar. Iğdır doğumlu Almanya’da yaşıyor)

Bir tarih sosyolojisi var. Yani tarihi o zamandaki olaylarla karşılaştırmak lazımdır. Yani tarihin her hangi bir devrinde olan bir meseleyi bugünkü meselerle karşılaştırmak doğru değildir. Bu tarih sosyolojisidir.

Türkiye’de bir sıra güçler var Kadir Mısıroğlu gibi bunların ömrü bütün sermayesi Atatürk düşmancılığı üzerine kuruludur. Der ki benim niye Atam olur? Ben seksen yaşındayım. Bunlar Atatürk hakkında daha büyük iftiralar yayıyorlar. Kadir Mısıroğlu’nu uzun zamandır tanırım, onun Azerbaycan hakkında dediklerini de bilirim. Ve delillerin hepsi sahtedir. Mesela der ki Yeni Hayat dergisinde bir yazı, bu yazıyı yazan Mehmet Şerif adında bir muallimdir. Mirze Bala Memmedzade’nin 1938’de Berlin’de Milli Azerbaycan Hareketi kitabı var, ki bunu Mehmet Emin Resulzade’nin kendisi yazdırmıştı. Orada bu meseleleri tam ayrıntılı açıklamıştır, kimdi günahkar, nasıl oldu, mesele nedir.

Azerbaycanlı dinleyicilerimiz veyahut ta dünyada bu işlerden haberi olmayan adamlar öyle biliyorlardı ki Azerbaycan ordusu Bakü’de Rus sınırında bekliyordu, Atatürk emretti, Azerbaycan ordusu çekildi ve Ruslar geldi. Böyle bir şey yoktur. Bir defa Mirze Bala’nın yazdığı gibi Nisan’da Ermeniler Askeran’a girdiler, Karabağ’da, ve Azerbaycan Harbiye Bakanı Samet Paşa Ordu’yu Şuşa’ya gönderdi, 3 Nisan’da. Yani 27 Nisan’da Rus askerleri geldi. Demek ki Bakü’de Azerbaycan ordusu yoktu. Hepsi Karabağ’a doğru yola çıkmışlardı, bütün ordu ordaydı.

İkincisi Halil Paşa’nın hatıraları var elimizde. O hatıralarında Atatürk bana bunu dedi onu dedi diye bir söz yoktur. Der ki birgün Celal Korkmazov geldi. Bu İdil-Ural Türkü’dür ve Lenin’in yakın arkadaşlarındandır. Geldi yanıma dedi ki, Paşam, yeğeniniz Nuri Paşa sonuçsuz bir direniş içerisindedir, elindeki kuvvetlerin insiyatifini kaybetmek üzeredir. Daha fazla direnirse kendisi katledirilerek ortadan kaldırılacak. Halil Paşa o zaman hiç Anadolu’nun temsilcisi değildi. Bunların hepsi yalandı.

Ve o Rus ordusu Azerbaycan’a girdiği zamanda Türkiye’nin durumu acınacak halde idi, Atatürk’ün elinde hiç bir güç yok idi. Çünkü Nisanın 4’ünde Anzavurlar ve Dicle isyanları başlamıştı, Atatürk ve arkadaşları bavullarını toplayıp Sivasa kaçmak istiyorlardı. Yunan dayanmıştı Ankara’ya. Yani Rus ordusu Bakü’ye girdiğinde Atatürk ve arkadaşları Sivas’a gitmek istiyorlardı. Düşünün yani elinde hiçbir güç yok. Hiç bir dayanak yok.

Atatürk’e iftirayla yalanla. Kadir Mısıroğlu’nun dayandırdığı delil, doktor Rıza Nur’un hatıralarıdır. Doktor Rıza Nur’un hatıralarında 750. Sayfadan 753. sayfaya kadar bu meseleleri anlatır der ben gittim Bakü’ye Nerimanovla görüştüm dedim ki Atatürk’ün size selamı var, der ki Azerbaycan’ın bağımsızlığı mutlaka korunmalıdır”. Ve doktor Rıza Nur 1921’inci yılda Moskova’ya anlaşma imzalamağa gittiğinde de Atatürk telgraf gönderir ki, Azerbaycan’ın bağımsızlığı korunmalıdır. Nerimanov’la yalnız kaldığımızda sordum sayın Nerimanov bu Bolşeviklik nedir? Dedi ki bu Bolşeviklik, bunların hepsi biz sadece ülkemizi koruyalım diye uydurulmuş şeylerdir. Böyle şey yoktur.

Ve çok ilginç bir şey daha. Doktor Rıza Nur oradaki meseleleri bile anlayan bir adam değildi. Mesela kitabında 750. sayfada der ki Azerbaycan’da iki parti varmış. Birisi Müsavat Partisi, birisi de İttihad Partisi. İttihad Partisi Türkçüymüş başında Mehmet Emin Resulzade varmış. Bu tamamen doğru olmayan bir şeydir. Yine Kadir Mısıroğlu orada söylemedi ama ben ifadelerini bilirim, televizyonda izlemiştim. Der ki, işte Azerbaycan’da kümül diye bir teşkilat var. Halbuki onun adını bile bilmiyor. Gardaş Kömeyi teşkilatı. Yani bakın nasıl tarihi tahrif ediyorlar, doğru meseleleri anlamadan ne yalanlar uydururlar.

Doktor Rıza Nur da zaten Atatürk düşmanıdır , 1928’de Avrupa’ya kaçıp bu hatıralarını yazmıştı, der ki ben Halil Paşa’ya dedim bu işi niye gördün, niye Bolşeviklerle birlikte oldun da orduyu, bana dedi ki bana Atatürk öyle dedi. Ama Halil Paşa’nın kendi hatıralarında bu mesele bir kelime bile yoktur.

O zamandaki vaziyet, yani Atatürk dese de demese de Rus ordusu kesinlikle gelmişti girecekti.

Mehmet Emin Resulzade ile Atatürk’ün münasebetlerine gelince, Mehmet Emin 1932’nci yıla kadar İstanbul’da kaldı, devlet ona vazife verdi, araları hiç de kötü değildi. Hatıralarında yazdı, başkaları, yanında olanlar anlatıyor, Atatürk’ün ona anlattıkları, mesela Zeki Velidi Togan, Başkurt, o da gelir, Ali Merdan Topçubaşı ile Paris’te görüşür gelir İstanbul’a Resulzade ile görüşür.

Yani tarihi böyle görmek lazımdır. Ben kendim Türkiye’de bunu anlamış bir insanım, Azerbaycanlıyım, Azerbaycanlı olmaktan da gurur duyarım. Türkiye’de daima bir Azerbaycanlı olarak devamlı gururla bizi sevdiler, bize her türlü saygıyı gösterdiler. Azerbaycan ile Türkiye’nin arasını bozmak için Türkiye’nin en büyük ve Türk dünyasının en büyük kahramanı hakkında böyle iftira ve yalanlar uydururlar. Bunların hepsinin elimizde delilli yazıları var. Dediğim gibi Mirze Bala Memmedzade’nin 1938’de Berlin’de yayınlanmış Milli Azerbaycan Hareketinde hepsini ayrıntılarıyla anlatır ve Resulzade’nin sözleridir yazdıkları.

Kadir Mısıroğlu gibi Atatürk düşmanları sadece Atatürk yere batsın ve Azerbaycan milleti onu hıyanet etmiş biri gibi tanısın diye tarihi de tahrif ediyorlar. Bütün dayandıkları şey Doktor Rıza Nur’un hatıralarıdır ve hatıraları bende var, baştan sona Atatürk düşmanlığı ile doludur. Halil Paşa’da bunu hıyanet ederek değil o da yazıyor, biz düşündük ki Zeki Velidi Togan gelir Moskova’da Leninle, Stalinle görüşür o da inanır, hatıralarında yazar, hepimiz inandık ki Rus Çarlığı bitti, bize bağımsızlık verecekler, mesele budur. Yoksa hiçbir Türk, gidip kanını, canını Azerbaycan için vermek isteyen bir insan neden hıyanet etsin?

Türkiye Türkçesinde söylenen bir söz var: Etle tırnak gibiyiz. Şimdi Azerbaycan Türkiye’ye vize uyguluyor. Bu demek değildir ki Azerbaycan Türkiye’ye düşman. Bu politik. Bazı menfaatleri var, bazı meseleler var, bu sebepten. Kadir Mısırlıoğlu tarihçi değil, o din adamı. Onun nasıl bir tarihçi olduğuna internetten bakılabilir, bir yıl önce Kanal 5 de Kadir Mısırlıoğlu dedi ki Yezid haklıydı, İmam Hüseyin haksızdı. Görün artık bunun adaletli tarihçiliğine bakın nasıl bakıyor tarihe.

Türkiye’nin geçmişte Azerbaycan’a ne çok kötülükleri olmuştur diyenlere: Türkiye sadece Azerbaycan değil gidip Mısır’da aynı Türklerle, Memluklerle de savaştı, Timur geldi Ankara’da savaştı. O zamanın gözüyle bakılmaz. Çünkü o zamanın insanlarında milli şuur yoktu. Sadece hükümranlık şuuru vardı. İmparatorluk devleti kurmak vardı. Filan Türktü, falan Türktü diye bir düşünce yoktu. Meselelere öyle bakmak yanlış olur.

Atatürk Türk dünyasının en büyük liderlerinden biriydi Resulzade de bu sebeple geldi, Türkiye’de kaldı.

Türkiye ile Azerbaycan tarihinde utanılacak hiçbir mesele yoktur, politik ayrılıklar vardı, bunlar da çok normaldir, şimdi de var, ama Türkler daima canlarını Azerbaycan için kanlarını döktüler. 1992-93’ü bir araştırsınlar, ne kadar Türk genci Karabağ savaşında şehit olmuştur. Baksınlar başka milletten gelen var mı Türklerden başka.

7.10.5 Prof. Dr. Cemil Hasanlı (Azerbaycan Türkü. Tarih Doktoru. Bakü Devlet Üniversitesi)

Birincisi, ben hıyanet ifadesiyle mutabık değilim. Her bir hadiseye, her bir tarihi prosese kendi zamanının şartları dahilinde yaklaşmak lazımdır. Biz, bilirsiniz istiyoruz ki, adamları, prosesleri, tarihi şahsiyetleri kendi zamanından ayıralım, getirelim şimdiki masamızın arkasına oturtalım ve ona karşı iddia ileri sürelim. Meselelere biraz daha geniş kontekste yaklaşılmalıdır.

Rusya’nın aşağı yukarı 1914üncü yıl hudutlarına dönmesi dünya çapında bir proses idi. Bu ne Mustafa Kemal Paşadan kaynaklanıyordu, ne de Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin hayat kabiliyetli olup olmamasından. Bu dünya çaplı bir proses idi. Bir şeyi dikkate almak lazımdır ki, Rusya 1917’nci yılda galip İtilafın üyeliğinden ayrılmıştı. Rusya’nın temsil olunduğu blok galiplerin bloku idi ve o galibiyette Rusya’nın büyük rolü vardı. O yüzden de Bolşevik devrimi onları tereddütlü duruma getirmişti ve Rusya ile münasebette onlar manevi açıdan kendilerini borçlu olarak addediyorlardı. Yeni kurulan cumhuriyetlerin dünyaya açılma prosesine geç dahil olması buna bağımlı kalmıştır. Bu meselenin birinci tarafı.

İkinci tarafı, aynı devirde ne Kafkaslar’ın, ne de dünyanın kaderi Anadolu’da hallolunmuyordu. Daha da ötesi Britanya imparatorluğu var idi ve dünyanın kaderinde halledicilik rolü Britanya’ya aitti. O çerçevede, bizim temsil olunduğumuz bölgede de. Anadolu harekatı İngiliz karşıtlığı düşüncesi üzerine kurulmuştu. Azerbaycan Cumhuriyeti kendi mevcudiyetini Britanya ile işbirliğinde görürdü. Burada bir çelişki vardı ve bu çelişkiler de getirdi bunu çıkardı.

Kadir hoca çok şeylere değindi. Ancak benim hissettiğim şu ki, hoca daha çok Türkiye’deki bugünkü durum nokta-i nazarından meselelere kıymet vermeye başladı, çünkü Atatürk’ün dine münasebeti Türkiye’de İslam ön plana çıktıktan sonra onun geçtiği hayat yoluna şüpheli bir münasebet yaratmıştı. Bilirsiniz, Nisanın 26’sında Atatürk’ün mektubu var. Lenin’e. Orada Azerbaycan’ın zaptı konu edilmişti. Ancak her halükarda, ki 21 Ocak 1920’de Azerbaycan Versay Şurası tarafından tanındı, 11 Ocak 1920’de Kuzey Kafkasya’da Karakol Cemiyetiyle, o cemiyet ki Türkiye’de Türkiye Milli Mücadelesinin uzuvlarının temsil olunduğu söylenen, Rusya Komünist Partisi Kafkas Diyar komitesi arasında bir anlaşma imzalandı, bu anlaşmada Kafkas Cumhuriyetlerinin, o cümleden Azerbaycan’ın da kaderi hallolundu ve aslında bu Britanya karşıtı şeydi, ancak mesele şuydu ki konu rejimin değişmesi ile ilgiliydi, bağımsızlığın yitirilmesi ile ilgili değildi. Bağımsız Sovyet Azerbaycanının kurulması ve hakimiyetin komünistlere geçmesiydi konu. Bu müzakerelerde işgal faktörü yok idi. Hatta sonra Mustafa Kemal Paşa her yere telgraf çekerek bildirdi ki, Karakol Cemiyetinin kendisiyle hiçbir ilgisi yoktur. Nisanın 26’sında yazılan mektuba istinaden derler ki, bu mektup Azerbaycan’ın işgali için anahtar rolünü oynadı. Ancak mesele bundadır ki, mektup Moskova’ya Haziranın 3’ünde erişti, Azerbaycan’ın Nisanın 28’inde işgal olunmasından bir ay 10 gün sonra, tahminen, geldi. Haziran ayının 4’ünde Lenin ve Çiçerin bu mektuba cevap göndermişti. Yani o mektuba istinaden denilir ki bu Azerbaycan’ın işgali için teminat verdi. Azerbaycan işgal olunduktan tahminen 40 gün sonra bu mektup Moskova’ya ulaşmıştı.
Anti-İngiliz. Cumhuriyetin bütünlükte Britanya siyasetinin yanında olması, sebebiyle hem Rusya’da, hem de Anadolu’da İngiliz karşıtı mücadele devam ediyordu. Nisan ayında Lenin’in gizli talimatı verildi, Britanya’ya karşı mücadele yapmak için gizli talimat verildi. Biz Britanya’ya karşı tek başına mücadele yürütmemeliyiz, biz Bakü’yü ve Buhara’yı Britanya’ya karşı kalkıştırmalıyız. Onların eliyle Bakü’ye ve Buhara’ya hiçbir yazılı talimat vermek lazım değil. Sadece olarak dünya bilmelidir ki, Britanya’ya karşı mücadele eden biz değiliz. Bakü ve Buhara’dır. O yüzden de bu meselede Rusların niyetleriyle, Milli Mücadeleye başlamış Türk mücadelecilerin niyetlerinde birbirine uygunluk vardı. Ve bu uygunluk getirdi bu müttefikliği çıkarttı.

Ben size diyeyim ki Bolşevikler Enver Paşayı getirip oturtmuşlar Moskova’ya. Bu daim, Mustafa Kemale baskı aletiydi. Ki Mustafa Kemal bu misyonu yerine getirmezse, o durumda düşünce şuydu ki Enver’i getirsinler. Hakimiyet başına getirsinler. Enver’i hatta Batum’a getirdiler ve Batum’dan bir adım idi Türkiye’ye gitmek. Mustafa Kemal dedi ki, siz eğer Enver vasıtasıyla Anadolu’yu Bolşevikleştirmek istiyorsanız ben bunu Enver’den daha iyi yaparım. Yani benim nüfuzum daha büyüktür. Ve siz bunu benim vasıtamla daha kolay yaparsınız, Enver’in vasıtasıyla değil. Ruslar da, Türkler de burada anti-İngiliz dalgasında kendi oyunlarını oynadılar, hem de çok maharetle oynadılar.

Ben, orda, Orhan beyin dediklerinde çok ilginç yerler var, o Kumuk idi, Celaleddin Korkmazov idi ve doğrudan Rus-Türk münasebetlerine yakından iştirak eden bir adamdı ve ben o delille mutabık değilim ki, o Kadir hocanınki, 11. Ordunun (Kızılordunun) başında duranlar Atatürk’ün adamlarıydı iddiası ile. Mesele burasındaydı ki, Azerbaycan’ın istiklali Ocak ayında Paris’te tanındığında birinci bu meseleyi Lord Curzon gündeme getirdi. Lord Curzon dedi ki bizde olan bilgiye göre Azerbaycan ordusunda Türkler bulunuyor ve onlar ne derecede Azerbaycan’ın bağımsızlığına sonuna kadar sadık kalacaklar? Buna Ali Merdan bey cevap verdi ki, evvela onların sayısı o kadar çok değil. İkincisi Azerbaycan’da kalan Türklerin büyük ekseriyeti Azerbaycan menşeli Türklerdir, yani bunlar kök itibarıyla Azerbaycanlıdır, ama sonra göçmüşler Türkiye’ye ve Türk ordusunun bünyesine girmişler. Ordu geri döndüğünde bunlar Azerbaycanlı olarak kaldılar. Mesele budur ki mağlup Türkiye’nin tanınmış askerleri, paşaları, generalleri, ki yayılmışlardı muhtelif yerlere, biz deriz ki Türkler, kimi temsil ediyorlardı onlar? Bunlardan mesela Halil Paşa. Halil Paşa hem nesil itibarıyla hem de tabiyetçilik itibarıyla Enver Paşa’ya daha yakın idi, Mustafa Kemal Paşa’dan ziyade. Ben eminlikle derim, belki Mustafa Kemal Paşa orda o bazı şeyleri de diyor ve bu hadise meydana geldikten sonra belki de kendi rolünü şişirtmek üçün demiş.

11. Ordu (Kızılordu) geliyordu ordunun içerisinde Türk zabitleri vardı, onların belki de en az alakası Mustafa Kemal Paşaylaydı. O Türk paşaları generalleri ki Rusya İngiliz karşıtı nefret, Türkiye mağlup olmuştu İtilaf karşısında, İngiltereye nefret o kadar büyüktü ki onlar herkesle işbirliğine hazırdılar. Ve bunlar ne halkı temsil ediyorlardı ne hükümeti temsil ediyorlardı. Bunlar sadece olarak İngiliz karşıtı mücadeleye kendi katkılarını vermek istiyorlardı. Onlardan biri Halil Paşa, Mustafa Kemal’den ziyade Bolşeviklerle daha sıkı iletişimdeydi. Daha çok Bolşeviklerin adamıydı ancak talimatları Mustafa Kemal’den almıştı.

O hürmetli Mısırlı Atatürk’ün üzerine çok şey ekledi. Biz hangi hıyanetten bahsedebiliriz ki? Bu devirde bir tarihçi olarak tam samimi şekilde derim ki, bugünlerde Nahçıvan Azerbaycan’ın bünyesindeyse, bunun için Mustafa Kemal’in liderlik ettiği Türkiye’ye minnettar olmak lazımdır. O anlamda ki 30 Kasım’da Ermenistan’da Sovyetleşme münasebetiyle Azerbaycan’ın Halk Komiserler Sovyeti İnkılab Komitesinin beyanatı olmuştu ve Azerbaycan Zengezuru da Nahçıvanı da Ermenistanın bünyesinde olarak tanımıştı. Meseleyi keskin şekilde koyan Mustafa Kemal oldu ve dedi ki Nahçıvan bizim kapımızdır, hiçbir şekilde bundan vazgeçemeyiz. Nahçıvan Azerbaycan’a dışardan katılacaktı. Atatürk kendi menfaatini düşünseydi, Nahçıvan Iğdır’ın devamındaydı, diyebilirdi ki Türkiye’ye verilsin. Anlaşmada Azerbaycan’ın bünyesinde olmalıdır hükmünden sonra ikinci bir madde vardı ki Azerbaycan Bolşevik hükümeti Nahçıvan’ı üçüncü bir devlete peşkeşlik etmesin diye. Azerbaycan bu taahhüdün altına girmek istemiyordu. Türkler bunu Rusların vasıtasıyla mecburi koydurdular. Şah Tahtenski’ye de dediler ki siz bunu bugün kabul etseniz yarın Nahçıvan’ı Ermenilere peşkeş çekebilirsiniz. Biz istiyoruz ki bu mesele uluslarası teminat altına alınsın ve siz isteseniz de hiçbir zaman Nahçıvanı kimseye peşkeş çekemiyesiniz. Biz bu diplomasiyi koyuyoruz

Zengezur niye meydana geldi?

Topyekun Ermeni Türk savaşı başladıktan sonra Bolşevikler 1918’in tekrar olunmasından, Türklerin Bakü’ye gelmesinden çekindiler. Akıllarına öyle bir şey geldi ki Türkiye ile Azerbaycan arasında kara sınırlarını ortadan kaldırsınlar. Orjonikidze, Stalin’e teklif etti, Stalin bildirdi Lenin’e ki şimdi Zengezur’u verilebilir, formül şöyle bulunmuştu bu Moskova’da ilan olunmamalıydı, bu bilavasıta (aracısız) Nerimanov’un dilinden çıkmalıydı. Bütün bunları işittiğinde Atatürk Rıza Nur’a talimat verdi. Rıza Nur’un güzel bir sözü var, gelip Bolşevik Azerbaycan’ını gördüğünde dedi ki burda ne devlet var ne bağımsızlık var, burada karşısına çıkan ilk kızıl askere yüksek saygı gösteren Nerimanov var. Bundan başka birşey yoktur.
Orjonikidze’yi koymuşlardı Bakü’ye. 10 gün olmuştu Orjonikidze Bakü’den çıkalı. Stalin yaygara kopardı. Dedi ki biz seni koymuşuz oraya Türkleri izlemeye. Sen nereye gitmişsin? Acele olarak Bakü’ye dönmen lazımdır. Türklerin hedefi Bakü’dür ve gözetimsiz bırakmak olmaz onları.

Ankara’da devlet kuruldu. Mustafa Kemal liderliğinde, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti kuruldu, bu devlet bütün dünyada birinci diplomatik temsilciliğini nereye açtı? Azerbaycan’a. Bu devletin Azerbaycan’la bir münasebeti var. Burada bir değer var. Birinci diplomatik temsilcilik Azerbaycan’da açıldı. Memduh Şevket Esendal Azerbaycan’a diplomatik temsilci olarak gönderildi. Hangi devletler birbirlerinde diplomatik temsilcilik açar? Ve öyle bir zamanda açıldı ki Rusya’da diplomatik temsilcilik yoktu. Bu birinci olarak Azerbaycan’da açıldı. Yeni hükümetin diplomatik bakımdan birinci adımı Azerbaycan oldu. O yüzden ben hesap ederim ki devir değişebilir, değerler değişebilir ama tarihi değişmiş değerlere uygun olarak yorumlamak mümkün değildir. Tarihte kimseyi kimsenin yerine oturtmak mümkün değildir.

Şeyh Muhammed Hıyabani harekatı niye Nisan ayının 7 sinde başladı bu Tebriz isyanı? Bakü’nün işgali arefesinde. İngilizleri Azerbaycan sınırlarından uzaklaştırmak gerekiyordu. Bolşevikler İngilizler Bakü’ye dahil olabilirler diye düşünüyorlardı. Şeyh Muhammed Hıyabani harekatı İngiliz karşıtlığı ideası üzerine kurulmuştu. Şeyh, Bolşeviklerin bu harekatın içerisine girdiğini gördüğünde, hatta Tebriz’de bir kaç yerde kızıl bayrak kaldırdılar, kesinlikle onların faaliyetini yasakladı. Bunların hepsi Seyit Ahmet Kesrevi’nin kitabında var.

Başşehir Bakü’nün 1918 yılında adım adım kurtarılmasında, bu üzerinde oturduğumuz petrol zenginliğinin uğrunda mücadelenin her karışında Türk askerinin kanı var. Bu unutulmamalı. Ne kadar meselelere yüzeyden muayyen ideolojik tesirlerin altında münasebet besliyorlar. Geçtiğimiz tarihte bağımsız devlet kuruculuğumuzda bize Türkiye kadar yakın ayrı bir devlet yoktu ve samimi bir münasebet besleyen başka bir devlet yoktu.

(Not: Şeyh Muhammed Hıyabani İran’da 1920’de ömrü 5 ay süren Azadistan adlı bir Azeri Devleti kurmuştu)

7.10.6 Azerbaycan halkının haberdarlığı

Aslında, bizim Atatürk düşmanlarının aksine,  Azerbaycan’da, nurcular dışında Mustafa Kemal’in,  Bolşeviklerin ülkeyi işgali ile ilişkisi var mıydı yok muydu gibi bir şeyden haberdar olan yok. Onun da ötesinde halkın büyük çoğunluğu Bolşevik rejimin özlemi içerisinde. Konu açıldığında “qabaqcada yaxşıydı” (eskiden iyiydi) Azerbaycan’da neredeyse atasözü haline gelmiş. Günümüzde Ruslara genelde kin beslenmiyor, Rusya dost ülke olarak görülüyor. Konuyla ilgili yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Aralarında “Ruslar bugün Azadlık meydanına gelse gider karşılarız” diyenlere “Haberiniz var mı, Atatürk  bir zamanlar sizi satmış” dediğimizde “Sohbet hardan gedir axı” (Sen neden bahsediyorsun yahu) cevabını alıyoruz. http://modern.az/articles/71329/1/?fb_action_ids=633401353430995&fb_action_types=og.recommends (Azerbaycan Türkçesiyle)

7.11 Günümüzde hortlatılmaya çalışılan yeni Kafkas Seddi Projesi

Sovyetlerin yıkılmasıyla  Güney Kafkasya deneyimsiz bir şekilde birden bire değişimin  zorluklarıyla, vahşi kapitalizmin kucağına düşmenin sancılarını yaşamak zorunda kaldı. Soros desteğiyle ABD Güney Kafkasya’yı NATO güdümüne sokma girişiminde bulundu. Sovyetler yıkılma sürecindeyken Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi ve Gürcistan’daki iç karışıklıklar yüzünden durum içinden çıkılmaz halde. Bu coğrafyada 1919 İngiliz planının  70 yıllık gecikmeyle hortlatılması fırsatı doğdu. Mustafa Kemal’in korkuları, yıllar sonra Büyük Orta Doğu Projesi BOP/Genişletilmiş BOP olarak geri döndü.

Azerbaycan ve Ermenistan yıllardır savaş halinde. Ermenistan’ın güvenliğini Rus ordusu sağlıyor. Gürcistan Batı ve Rus Emperyalizmleri kavgasının ortasında kaldı, topraklarının bir bölümü Rus işgali altında. Azerbaycan bağımsız bir ülke ancak topraklarının % 20’si Dağlık Karabağ ve 7 rayon (ilçe) Ermeniler tarafından işgal altında. Süreçte 16 bin Azerbaycan Türkü öldü, 22 bini yaralandı, 1 milyonu evlerini, yurtlarını terk etti. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî açıklamasına göre  Hocalı Katliamında 106’sı kadın, 83’ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı hayatını kaybetti. Bütün bunların bin beteri 1920 de Kızılordu Güney Kafkasya’yı işgal etmeseydi daha o zaman olacaktı.

Rusya, Sovyetler dağıldıktan sonra Çarlık döneminde olduğu gibi Ermenileri tekrar desteklemeye başladı, Azerbaycan’ın topraklarını geri almasına izin vermiyor. Ermenistan’ın Azerbaycanla anlaşmasına izin vermeyerek Azerbaycan’ı, topraklarını geri alabilmesi için Rusya liderliğindeki Gümrük Birliği’ne ve BDT Ortak Güvenlik Antlaşmasına katılmaya zorluyor. Özetle Rusya, Sovyet Bloğunu ihya etme peşinde. Bu konudaki ayrıntılı analizlerimizi okumak için lütfen tıklayın:

Azerbaycana karşı Rus Ermeni İran ittifakı

Rusyanın Ermenistandaki Askeri Varlığı

Azerbaycan’ın Dış Politikası.

Ermenistan ile savaş halinde olması yüzünden Azerbaycan, bütçesinin % 20’sine yakın bir kısmını savunma harcamalarına ayırmakta. Azerbaycan’ın 2015 yılı savunma bütçesi 4.8 milyar $ olup Ermenistan’ın toplam bütçesi olan 3.2 milyar $’ın tam 1.5 katıdır. Bu durum Azerbaycan’ın kalkınmasını ve halkının refahını olumsuz etkilemektedir.

Azerbaycan’la savaş halinde olması ve Türkiye sınırının kapanması yüzünden ekonomisi perişan durumda olan Ermenistan, bağımsızlıktan sonra Sovyetler Birliği tarafından imzalanmış olduğu gerekçesiyle Kars antlaşmasını tanımadığını açıkladı. Ermenistan’a göre geçerli olan antlaşma Sevr Antlaşması’dır. Ermenistan bağımsızlıktan sonra uluslararası platformlarda Türkiye’yi sözde soykırımdan mahkum ettirmeye çalışmakta, Türkiye’den başta Ağrı Dağı olmak üzere, toprak ve tazminat talep etmektedir. Günümüzde Ermenilerin Türkiye ile ve Dağlık Karabağ Bölgesi’nin işgali başta olmak üzere Azerbaycan Türkleriyle ilgili yaşanan birçok sorunların Ermeni-Türk düşmanlığının kaynağı bunlardır. 

Lozan’a taraf olmamış Amerika Birleşik Devletleri, Mustafa Kemal Atatürk’ü rafa kaldırtmak üzeredir, Sevr antlaşmasını da BOP (Büyük Orta Doğu Projesi – Genişletilmiş BOP) adı altında adım adım yürürlüğe koymaktadır. Kemalizmin ve Türk ordusunun defteri dürülmüştür. Güney Doğu Anadolu’yu da içine alan Kürdistan kurulmak üzeredir. Türkiye Ermeni soykırımını tanıma durumuna getirilmeye çalışılmaktadır. Bunu yaparsa Ermenistan’a toprak ve tazminat vermek zorunda kalacaktır. Bunları da birçok yazımızda önceden haber vermiştik.

Maalesef süreç, Mustafa Kemal’in korktuğu ve o zamanlarda bertaraf edilebildiği sanılan ancak bugün ertelenebildiği anlaşılan, mahva doğru gitmektedir.

7.12 Tarihsel sosyoloji

1918-1920 yıllarındaki Azerbaycan ve Türkiye’yi kıyas ederek genellemelere ulaşmak isteyen, uluslararası sistemik etkileri hesaba katmayan bir sosyoloji anlayışıyla Atatürk Azerbaycan’ı sattı, Azerbaycan’a ihanet etti gibi tarih dışı ve toplumsal olmayan sonuçlar elde edilir. Halbuki jeopolitik etkileşim, uluslararası sistemdeki gelişmeler toplumsal alanların değişim yönüne etki eder.

1920’de Atatürk Yunanla, Kızılordu Menşeviklerle savaşıyordu. Menşevikleri ve Yunanı İngilizler destekliyordu. Düşman ortak olduğu için Ankara-Bolşevik ilişkileri dostaneydi. İngilizlerin Anadolu’dan ve Kafkasya’dan defolup gitmeleri şarttı.

Atatürk Ermenileri durdurmuştu, gücü ona yetmişti, oradaki kuvvetlere şiddetle ihtiyacı vardı. Yunan ordusunu yok etmediği takdirde ne Anadolu, ne Doğu ne de Kafkasya kalırdı. Güney Kafkasya’daki kaosu ve düşman varlığını halletmek böylece Bolşeviklere kalıhyordu.

Bolşevikler devrim sırasında Rusya toprakları dahilinde yaşayan Türklere bağımsızlık verme sözü vermişler ve kurulan devletlere ses çıkarmamışlardı. Sözlerini tutmasalar bile geleceği öngörme yeteneği olan Mustafa Kemal o zaman Sovyetler Birliği içerisine alınan Türk Devletlerinin birgün bağımsızlıklarını kazanacaklarını biliyordu, bunu açıkça ifade de etmişti:

Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat o da tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi dağılabilir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla elinde sımsıkı tuttuğu uluslar avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir“…”Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, bunları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.

Tarih ancak o zamanın olayları ile değerlendirilebilir. O zaman bir tarafta durum neyken öteki tarafta durum neydi, ne yapılması gerekiyordu, ne yapılabilirdi? Anadolu’da ve Kafkasya’da aynı anda olan bitenlere kronolojik sırayla bakıldığında, SÖYLENTİLERİN, YALANLARIN AKSİNE Atatürk’ü suçlayacak bir durumun olmadığı anlaşılmaktadır.

Kaynaklar (tüm yazı dizisi için):

Kafkas İslam Ordusu. Bülent Pakman. Eylül 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/temel-bilgiler/azerbaycan-tarihi/kafkas-islam-ordusu/

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti. Bülent Pakman. Ağustos 2014. https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/gunumuz-turkleri-turk-devletleri/kuzey-kafkasya/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti/

Osmanlı’nın Milli Mücadele’ye İhaneti. Bülent Pakman. Ocak 2015.https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/osmanlinin-milli-mucadeleye-ihaneti/

Dersim gerçeği. Bülent Pakman. Ocak 2015. https://bpakman.wordpress.com/dinler-arasi-diyalog/siyonist-evangelist-isbirligi/kurt-ozerkligine-dogru/ataturk-kurtlere-ozerklik-vadetti-mi/dersim-gercegi/

Dürrizade Fetvası. Bülent Pakman. Mayıs 2010. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/durrizade-fetvasi/

Azerbaycan Topraklarının İşgali. Bülent Pakman. Ekim 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/ermenistan-siniri-acilacak-mi/azerbaycan-topraklarinin-isgali/

Kurtuluş Savaşına Buhara Altınları. Bülent Pakman. Ağustos 2011. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/kurtulus-savasina-buhara-altinlari/

Milli Mücadeleye Azerbaycan Desteği. Bülent Pakman. Ağustos 2012. https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturkun-devraldigi-ulkenin-hali/milli-mucadeleye-azerbaycan-destegi/

Azərbaycan Xalq Cümhurriyəti – 90 (1918 – 1920) Azerbaycan Respublikası Medeniyet ve Turizm Nazırlığı. М. F. Аhundov adına Azerbaycan Milli Kitabhanası
http://www.anl.az/down/az.xalq.cumhuriyyeti.pdf

Azerbaycan Cumhuriyeti. Prof. Dr. Musa Gasımov http://coedev.miami.edu/
Nisan 1920 darbesi ve Azerbaycan demokratik Cumhuriyetinin düşmesi. Prof. Dr. Cemil Hasanlı, Tarih Bilimci. İRS Tarih bilinci. http://irs-az.com/new/pdf/201308/1375679518393304782.pdf

Ermeni Terör Örgütü Taşnaksütyun’un 1918-1920 Yıllarında Güney Kafkasya ve Yukarı Karabağ’da Yaptığı Katliamlar. Sevinç Seyidova. Doç. Dr., Azerbaycan Devlet Pedoqoji Üniversitesi, Tarih Fakültesi. Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/1 Winter 2014, p. 485-494, ANKARA-TURKEY http://www.turkishstudies.net/Makaleler/1315668642_27SeyidovaSevinç-trh-485-494.pdf

İlk Cumhuriyet Döneminde Azerbaycan Petrolünün Ermeni Faaliyetlerindeki Rolü (1918-1920) BeşirMustafayev Doç. Dr. Iğdır Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü. Iğdır Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Sayı: 1. Nisan 2012. 59-79. http://sosbilder.igdir.edu.tr/Makaleler/634303309_05_Mustafayev_%2859-79%29.pdf

I. Dünya Savaşı Esnasında Nargin Adası’ında Türk Esirler. Dr. Betül ASLAN A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED], ERZURUM 2010 http://e-dergi.atauni.edu.tr/ataunitaed/article/viewFile/1020002502/1020002504

Gence İsyanı. Ahmed İsayev. 8 Ağustos 2010. http://www.anl.az/down/meqale/azerbaycan/2010/avqust/130265.htm

Azerbaycan. Devleti kaybetme faciası. http://www.azerbaijans.com/content_318_tr.html

Azerbaycan’ın askeri tarihi http://www.azerbaijans.com/content_652_tr.html

Azerbaycan Basın tarihi http://www.azerbaijans.com/content_741_tr.html

Democratic Republic of Azerbaijan. Chronology of Major Events (1918-1920) by Fuad Akhundov http://azer.com/aiweb/categories/magazine/61_folder/61_articles/61_chronology.html

Azerbaycan Cumhuriyeti Devleti’nin Kuruluşunda Türkiye’nin Yardımları İlhak Amacına mı Yönelikti? Yrd. Doç. Dr. Selma YEL http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/800/10219.pdf

Elviye-i Selase’nin Osmanlı Devleti’ne İadesi ve Bazı Uygulamalar
Doç. Dr. Mustafa GÜL. Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Tarih Bölümü öğretim Üyesi http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/814/10330.pdf

Milli Mücadele Döneminde Elviye-i Selase ve Nahçıvan. Esin Derinsu Dayı. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı. 2013. http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-64-65-66/milli-mucadele-doneminde-elviye-i-selase-ve-nahcivan

Ahıska Türkleri -VI- Asil S. Tunçer http://www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=2424

İngiliz Belgelerinde Türkiye, Erol Ulubelen, Çağdaş Yayınları. İstanbul 1982.

Yakın Dönem Tarihimizde Yeşil Ordu Cemiyeti’ne Toplu Bir Bakış. Mukaddes Arslan. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-51/yakin-donem-tarihimizde-yesil-ordu-cemiyetine-toplu-bir-bakis

Moskova Antlaşmasına Giden Yol, Milli Mücadele Dönemi TBMM Bolşevik İlişkileri. İhsan Çolak. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-49/moskova-antlasmasina-giden-yol-milli-mucadele-donemi-tbmm-bolsevik-iliskileri

I. Dünya Savaşı Sonunda Nahçıvan’da Yapılan Millî Mücadele ve Bugünkü Nahçıvan’ın statüsünün oluşumu. Doç. Dr. Ali Arslan. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-41/i-dunya-savasi-sonunda-nahcivanda-yapilan-milli-mucadele-ve-bugunku-nahcivanin-statusunun-olusumu

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu. Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/erzurum-milletvekili-durak-ve-arkadaslarinin-dogu-cephesi-kuvvetlerinin-tecavuzlere-karsilik-vermemeleri-nedenlerinin-bildirilmesi-hakkindaki-soru-onergesi-uzerine

Ahmet Dursun. Toplumsal bilinci gerçekleştirme çatısı. 28 Eylül 2008. http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=2980.0

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan ve Dağıstan’a Askeri ve Siyasi Yardımı / Dr. Nâsır Yüceer http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=290860
XIX. Yüzyılda Rusya’nın Kafkas Politikası ve Ermeniler. Yrd. Doç. Dr. Ahmet TOKSOY04.04.2014. http://ekoavrasya.net/duyuru.aspx?did=136&Lang=TR

Çöl Kartallığından Kafkas Kartallığına. Oğuzhan Yücel http://www.kayipmurekkep.com/col-kartalligindan-kafkas-kartalligina/

Kafkas Seddi. Uludağ Sözlük. http://www.uludagsozluk.com/k/kafkas-seddi/
Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım Gündüz Hatıralarım. İhsan Ilgar. Kervan Yayınları. İstanbul. 1973

Atatürk Azerbaycan’ı sattı iddiası Sinan Meydan ve eksikler. Cazım Gürbüz. Yeniçağ Gazetesi. 28.11.2005. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ataturk-azerbaycani-satti-iddiasi-sinan-meydan-ve-eksi-36428yy.htm

Kafkasya’daki son Türk zaferleri.Yrd. Doç. Dr. Mesut Erşan. Tarih Tarih Almanakları http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=290864

Red Army invasion of Azerbaijan. Wikipedia. http://en.wikipedia.org/wiki/Red_Army_invasion_of_AzerbaijanЛенин В. И.

T. B. M. M.. Gizli Celse Zabıtları. 22 Kânunusâni 1337 (1921). https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/GZC/d01/CILT01/gcz01001136.pdf

Полное собрание сочинений Том 51. Письма: март 1920 г.

Содержание «Военная Литература» Военная история, Глава 8., Взятие Петровска и Баку İçerik «Savaş Edebiyatı» Askeri tarih. Petrovska ve Bakü İşgali http://militera.lib.ru/h/shirokorad_ab3/21.html

Lenin ve Milliyetler Meselesi. Ayşe Hür. 17 Mayıs 2009. Taraf. http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/lenin-ve-milliyetler-meselesi/5561/

Vahşetin belgesi KGB’de. Yeni Şafak. Murat Palavar. 08 Aralık 2007 http://www.yenisafak.com.tr/gundem/vahsetin-belgesi-kgbde-86399

Azadlık Radyosu.Azerbaycan. 3.6.2014 günlü program
http://www.azadliqradiosu.az/content/article/24926184.html

Atatürk’ün Azərbaycan və Turan sevdası. Doç., Dr. Faiq Ələkbərov. Avromed. 11.11.2014. http://modern.az/articles/67018/1/

Minareler süngü kubbeler miğfer mercedesler zırhlı. Yılmaz Özdil. Sözcü Gazetesi. 23 Mayıs 2015. http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/yilmaz-ozdil/minareler-sungu-kubbeler-migfer-mercedesler-zirhli-839488/

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Mehmet Emin Resulzade. Firuz Yusufi.    https://firuzyusifi.wordpress.com/2016/03/03/yasasin-turkiye-cumhuriyeti-mehmet-emin-resulzade/

Türk Kurtuluş Savaşı Doğu Cephesi. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Türk Kurtuluş Savaş1 Doğu Cephesi

Sevr Antlaşması. Vikipedi.http://tr.wikipedia.org/wiki/Sevr_Antlaşmas1

Mustafa Suphi. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa Suphi

Türk Kurtuluş Savaşı. Vikipedi.  http://tr.wikipedia.org/wiki/Türk Kurtuluş Savaş1

Fətəli xan Xoyski. Vikipedi. http://az.wikipedia.org/wiki/Feteli xan Xoyski

Büyük Taaruz. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/Büyük Taarruz

İzmir’in İşgali. Vikipedi. http://tr.wikipedia.org/wiki/İzmirin İşgali

Minareler süngü kubbeler miğfer mercedesler zırhlı. Yılmaz Özdil. Sözcü Gazetesi. 23 Mayıs 2015. http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/yilmaz-ozdil/minareler-sungu-kubbeler-migfer-mercedesler-zirhli-839488/

Orijinal kaynağı bulunamayan başka dökümanlar

Bülent Pakman. Ocak 2015. Sayfaların reorganizasyonu Aralık 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Azerbaycan’da Kimlik ve Dil

YANLIŞ: Türkiye’de Azerbaycan Türklerine “Azeri” konuştukları dile de “Azerice” denmektedir.  Azerbaycan resmi politikasında bu tanımlar  “Azerbaycan Halkı”, “Azerbaycanlı” ve “Azerbaycan’ca”, “Azerbaycan Dili” şeklindedir. Bunlar külliyen yanlıştır.

Bir: Azerbaycan bir coğrafya ismidir, millet değil, Ayrıca soyu bilinen, kendine has dili olan halklar coğrafi adlarla kimliklendirilemezler. 
İki: Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Azeri sözcüğü, ilk defa olarak, tarihin en azılı Türk düşmanı Stalin, daha sonra ise hasta beyinli İran-Fars şovenistleri tarafından, Azerbaycanlıların Türklük şuurunu yok etmek, unutturmak için uydurulan sahte bir kimliktir. Eğer Ruslar, Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Allah korusun Anadolu ya hakim olsalardı, orada da benzeri şekilde Egeli, Karadenizli ve İzmirli diye uyduruk milletler ve kimlikle yaratmaya çalışırlardı.

DOĞRU:  “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi”.

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarında daha çok o şekilde bulunabilmesindendir.

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen “özellikle beyaz yakalı” Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur.  Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan her şeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir.  Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir. 

Başka yerlerde bana ait olarak gösterilen yazılarla ilgim yoktur. Özellikle fotolar eklenmiş, orası-burası, fotoları, alıntıları, linkleri silinmiş olanlarla. Özgün yazılarım sadece buradadır.

Twitter Widgets

Facebook Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com

Milli Mücadelede Doğu Cephesi ve Moskova ile ilişkiler – Analiz için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Eşsiz bilgi sahibi | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s