Suudi Arabistan’ın Dönüm Noktası

1979 Ramazanında Arabistanın büyük kentlerindeki camilerde dağıtılan bildiride Suudi rejimi eleştiriliyor devletin dini niteliğini kaybettiği belirtiliyor, kızların eğitimine son verilmesi, gayrı-müslim yabancıların sınır dışı edilmesi,  televizyon yayını yapılmaması, ülkede yeni bir İslami rejimin kurulmasının gerektiği anlatılıyordu. Krallık bunlara reaksiyon göstermede isteksiz davranmıştı. Bazıları tutuklanmış ancak sonra serbest bırakılmıştı. Bu bildirilerin Cuheyman el-Uteybi önderliğindeki radikal bir sünni gruba ait olduğu Mescid-i Haram’ın işgalinden çok sonraları anlaşıldı.

Tarihler 20 Kasım 1979’u gösteriyordu. Kabe’ye sabah namazı kılmaya gelen sayılarının yüz bine yaklaştığı tahmin edilen cemaat namazın bittiği anda bir yandan “Allahuekber” seslerini bir yandan da havaya sıkılan kurşun sesleri ile irkildi. Eylemciler Mescid-ül Haram’ın mikrofon sistemini ele geçirdi. Eylemcilerin lideri Cuheyman konuşmaya başladı. Yanında bulunan kayınbiraderi Muhammed el-Kahtani’nin İslam aleminin beklenen mehdisi olduğunu söylüyordu. Mehdiliği sağlam kanıtlara oturtmak için ilgili hadisleri detayıyla anlatıyordu.

Cuheyman Suudi rejiminin dini niteliğinin kalmadığını dolayısıyla Müslümanların rejime itaat etme yükümlülüklerinin olmadığını, ülkedeki, yobazlara göre, kötü gidişatın önüne geçilmesi için hayatın her alanında şeriatın tekrar uygulanmaya başlamasının gerektiğini vurguluyordu.

Cuheyman bu konuşmasını yaparken adamları da işgalden önce Beytullah’ın bodrumuna sakladıkları silahları yukarı çıkardılar. Silahlar eylemcilere dağıtıldı dış kapılar kapatıldı yüksek minarelere silahlı nöbetçiler yerleştirildi mevziler planlara göre hazırlandı. İçeriye giriş-çıkışlar yasaklandı. Ancak isyancılar telefon hatlarını kesmeden önce Kabe’de inşaat işleri yapan Binladen şirketi çalışanları olayı dışarıya duyurmuşlardı.

Sayıları en az 500 olarak tahmin edilen Suudlu, Mısırlı, Kuveytli, Yemenli, Iraklı ve Sudanlı ve iki Amerikalı zenciden oluşan işgalciler mikrofonlar aracılığı ile isteklerini duyuruyorlardı:

1. Batıdan ithal edilen kültür taklit ve değerlere son verilerek İslamiyetin adaletli kültür ve değerlerinin yerleştirilmesi emperyalist batılı ülkelerle ilişkilerin kesilmesi,

2. Babadan oğula geçen kraliyet düzeninin yıkılarak İslam devletinin kurulması, hain Suud ailesinin yargılanması ve halktan çaldıklarının geri verilmesi,

3. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen ülkeyi emperyalistler ve yabancı firmalara otlak yapan Kral Halid ve ailesinin kafirliklerinin ilan edilmesi,

4. İslam’a ve müslümanlara karşı düşmanca tutumu nedeniyle ABD’ye petrol ihracatının durdurulması ülkenin ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde petrol üretiminin azaltılarak milli servetin heder edilmemesi,

5. Arap yarımadasını ellerine geçiren tüm yabancı askeri uzmanlar ve danışmanların yurt dışı edilmesi yabancı askeri üstlerin kaldırılması.

İsteklerin ilanından sonra Hacerül-Esved ile İbrahim makamı arasındaki bölümde Mehdi Kahtani’ye biat etme merasimi düzenlendi. Kahtani’nin eli öpülüp sonuna kadar itaat edileceği bildirildi.

Sabah namazına gelen binlerce sivile çıkmakta serbest oldukları söylendi. Çoğunluğu çıktı. Tahminen 30 kişi eylemcilerle kaldı.

Cuheyman ve grubu Maide suresinin 97. ayetini “Allah Beyt-i Haram olan Kabe’yi insanlar için bir kıyam yeri, ayaklanma yeri kıldı…” şeklinde yorumluyordu. Bu arada Ayetin Türkçe mealinin “Allah Kabe’yi, o saygıya layık evi, o saygıya layık “ay” ı, o boynu bağsız ve bağlı kurbanlıkları insanlar için bir dayanak, bir güven unsuru kıldı” şeklinde olduğunu hatırlatalım.

Diğer yandan isyancılar Müslim referanslı bir hadise de gönderme yapıyorlardı: “Resullullah buyurdu ki: Karanlık bir gecenin parçaları gibi olan fitneler ortaya çıkmadan önce hayırlı ameller işlemede acele edin…”

Cuheyman’a göre zaman gelmişti. Ayrıca Kabe’de üst üste iki kez Cuma hutbesi okunamazsa hanedan yönetiminin düşeceği şeklinde bir inanış da isyancıların umudu oldu.

Cuheyman ve grubu kendilerini Yeni İhvancı olarak adlandırdılar. İhvan kardeşlik demekti.

İhvancılar 1920 li yıllarda Suudi Arabistan’ı kuran Vahhabilerin yerleşik düzene geçirttiği göçebe kavimlerdi. Cihatcı/militarist bir güçtüler. Suudi Arabistan’ın oldukça geniş topraklara sahip olmasında İhvancılar adı verilen cihatçı sünni grubun rolü büyüktü. Suudi sınırları o dönemde İngiliz egemenliğinde bulunan günümüzün Ürdün, Irak, Kuveyt bölgelerine varınca Suudiler İngilizlerle çatışmamak için cihata son verdiler. Ancak İhvancılar devam etmek istediler. Böylece Vahhabilerle İhvancıların arası bozuldu. Sonuçta Vahhabiler İhvancıları dağıttı.

İşte Cuheyman eski İhvancı hareketin bu mirasını devralmıştı. İhvancılığı yeniden canlandırmaya çalışıyordu.

1926’dan sonra Suudi yönetimi göreceli barışçıl politikalara dönmüş, cihatı bırakmış, petrolün çıkmasıyla batıyla ve ABD ile yakın ilişkilere girmişti. Kimi seküler kurum ve kuralları Suudi Arabistan’da uygulamaya başlatmışlardı. Örneğin kadın ve erkek aynı işyerinde çalışabiliyordu. Alkol yasak olmasına rağmen üstünde sıkı bir denetim yapılmıyordu.

Cuheyman 18 yıl boyunca Kraliyet Muhafız Birlikleri’nde çalıştıktan sonra meşru görmediği devletin kurumunda çalışmak istemedi ve ayrıldı. Medine İslam Üniversitesi’nde öğrenim görmeye başladı. Hocalarının devlete bağlılığını aşırı bularak derslerden uzaklaşmaya başladı. Kendi risalelerini yazdı. Arkadaşlarıyla alternatif dersler hazırladı. Devletin şeriatten çıktığını düşünmekteydi.

Cuheyman’ın dedesi 1929 yılında Suud yönetimine karşı İhvancı saflarından çarpışırken öldürülmüştü. Şimdi torun Cuheyman da Suud yönetimine karşı savaşacaktı.

Cuheyman’ın kayınbiraderi olan Muhammed Kahtani mehdi yani İslam alemini kurtaracak olan önder olarak tanıtıldı. Kuran’da mehdilikle ilgili ayetler bulunmasa da konuyla ilgili hadislerin bulunduğu rivayet edilmektedir.

Ebu Davud’un rivayet ettiği bir hadis şöyledir: Dünya tek bir gün kalsa bile Allah Teala muhakkak o günü uzatır ve yüce Allah o günde benim neslimden yahut da Ehl-i Beytimden adı adıma babasının adı da babamın adına uygun olan (yani Abdullah oğlu Muhammed olan) kemal sahibi bir kimseyi gönderir.

Cuheymana göre kayınbiraderi Muhammed Kahtani bu tanıma uymaktaydı. Onun da babasının adı Abdullah adı ise Muhammed’di.

Bir diğer Ebu Davud hadis rivayetine göre mehdi Hacerül Esved ile İbrahim Makamı arasındaki alanda biatı (İslami itaat) kabul edecektir. Cuheyman bu hadise uygun şekilde davranarak kayınbiraderini Hacerül Esved ile İbrahim Makamı arasına koyarak yüzlerce militanının onun elini öperek biat ettiği bir töreni hayata geçirdi.

Cuheyman hadislerin-ayetlerin anlamlarını esnetme veya mecazi anlam yükleyip farklı yorumlama yerine metni olduğu gibi alma eğiliminde idi. Örneğin İsrail’in elinden Kudüs’ü almanın yolunun tanklar toplar uçaklar değil bir hadise dayanarak mehdi döneminde ellerinde kılıçlar altlarından atlarla ahir zaman askerleri tarafından başarılacağına inandığını kendi yazdığı risalede belirtmekteydi.

Eylemden önceki gecelerde büyük miktarda yiyecek malzemesi, ilk yardım malzemesi ve Ulusal Muhafızlardan gizlice sağlanan cephane Kabe’nin inşaat işlerini yapmakta olan Usame bin Laden’in babasının kurduğu Binladen İnşaat Şirketi yöneticilerinden Usame bin Laden’in üvey kardeşi Mahrus bin Laden’in yardımıyla Mescid-i Haram’ın bodrumunda saklanmıştı. O zamanlar ölenler gömülmeden önce Kabeye getiriliyordu. Bundan yararlanan isyancılar tabutlar içinde silah sokmuşlardı. Bodrumda birbirleriyle koridor bağlantılı “kabuf” denilen bine yakın oda vardı. Böylece eylemcilerin çok uzun süre dış destek almaksızın direniş yapabilmesi mümkün oldu.

Eylemcilerin ve onlara dışarıdan destek verenlerin tam olarak anlaşılabilmesi için dört günün geçmesi gerekecekti.

İşgalden 3 saat sonra Mescid-i Haram çevresine gelen Suudi askerleri içeri girme denemelerinde yoğun ateşle karşılık görünce geri çekildiler.

İşgalin ilk günlerinde Suudi hükümeti tam bir şaşkınlık ve ne yapacağını bilememe durumu içindeydi. Zira Kabe kutsal yerdi, oraya silahlı gelinmesi yasaktı, orada bir tavuk bile kesilemezdi, hiçbir müslümanın orada ibadetten başka bir eylem yapacağı düşünülmemişti. Kraliyet önce ülkenin dışarıyla telefon bağlantısını kesti.

Yetkililer içeride rehine var mıdır varsa kaç kişilerdir? Eylemciler kimler ve kaç kişilerdir gibi hiç bir bilgiye ulaşamadılar. Bunun için Cidde’den keşfe gönderdikleri Amerikalı bir pilotun kullandığı helikoptere ateş açıldı. Amerikalı pilotun ABD elçiliğine haber vermesi sayesinde Amerika ve dünya olayın ayrıntılarından haberdar olmaya başladı.

Bu olaydan birkaç ay evvel İran’da İslam devrimi olmuştu. Kabe baskınını İran devrimi izinde gören oldukça fazla kişi oldu. Bunlardan biri Mısır devlet başkanı Enver Sedat’tı. Hedefi İran göstermişti.

İran lideri Ayetullah Humeyni ise işgalden Amerika’yı sorumlu tutmaktaydı. Humeyni “Büyük şeytan” Amerika’yı kutsal topraklardan çıkarmak için tüm dünya müslümanlarını cihata çağırdı.

Hükümet tedbir olarak Mekke’yi tamamen boşalttı. Kabe’yi kuşatan Kraliyet Muhafız Alayı mutaasıp asker ve subaylardan müteşekkildi. İnançlarından dolayı değil ateş etmek Mescid’e silah doğrultmakta bile isteksiz oldular. Suudi hükümeti bu dönemde tam bir şaşkınlık içindeydi. Kabe’nin kan dökülerek alınmasının İslam aleminde yaratacağı olumsuz etkiden çekinmiyorlardı.

Suudi Kralı Halid muhafızlarla konuştu. Kabe’nin Harici isyancılar tarafından işgal edildiğini görevlerinin Allahın Evi’nin temizlenmesi olduğunu görevlerini yapmazlarsa Pakistanlı paralı askerleri kullanacağını söyledi. Evet çok ilginç, o yıllarda Suudi Arabistan sınırlarını Pakistanlı askerler koruyordu. Bazı muhafızlar fetva alınacağı sözü ile ikna oldu, hiçbir şekilde ikna olmayanlar ise tutuklandı.

Suudi yönetimi ilk günlerdeki şoku atlattıktan sonra bazı önlemleri uygulamaya soktu:

1) Eylemcilerle bağlantısı olacağı şüphesiyle tüm üniversiteleri geçici olarak kapatıp binlerce yabancı müslüman öğrenciyi uçaklarla memleketlerine gönderdi.

2) Mısır El-Ehram Gazetesi’ne göre Mekke, Medine ve Taif kentlerinde sokağa çıkma yasağı konuldu.

3) Yabancı gazeteciler Mescid-i Haram’a yaklaştırılmadı. Bu önlem kimilerine göre operasyonda kullanılacak Amerikalıları gözden gizlemek içindi.

4) Silahlı Kuvvetlerde seferberlik ilan edildi. İzinler kaldırıldı.

5) Kara ve deniz sınırlarında güvenlik artırıldı. Karayollarında zırhlı yelekli güvenlik kuvvetleri sık kontrol noktaları kurdu.

6) Yönetim aleyhinde yayınları kontrol amacıyla postanelerde denetim kuruldu.

Suudi rejimi Mescid’e operasyon için devlete yakın İslam alimlerinden sonunda fetva almayı başardı. Fetvada hanedanı haklı gösteren ayet ve hadisler yer aldı, örneğin: “Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Siz birlik halinde iken size gelip de birliğinizi bozmak bütünlüğünüzü parçalamak isteyen biri olursa boynunu vurun.” (Ebu Müslim)

Karşı taraf da Ebu Müslim’in ilettiği bir diğer Hadisi kendisine dayanak yapmıştı.

Görünen o ki her iki taraf da kendi çıkarına/hedefine uygun hadis ve ayetleri kırpıp almaktaydı.

Suudi kraliyet tarafının elde ettiği fetvada başka hadis ve ayetler de kullanılmıştı. Bunlardan biri şuydu: “Kim orada (Kabe’de) zulmederek haktan sapmak isterse biz ona acı bir azap tattıracağız.” (Hac Suresi 25)

Devlete yakın Suudi ulemasının fetvasını arkasına alan Suudi yönetimi epey rahatladı. Fetva gereği önce işgalcilere süre verilip teslim olmaları istendi. Cuheyman bunu kabul etmedi. Ardından askeri operasyon işgalin 16. günü başladı.

Önce kapıları tutan direnişçilere yoğun ateş ile uzaklaşmaları denendi. Kapılar iyi tahkim edildiği için bu başarılamadı. İsyancılardan Mescid’in minareleri yerleşen keskin nişancılar Suudi askerlerini avlamaya başladı.

Buna karşılık top ateşi çıldı, ağır zırhlı araçlarla mescidin kapıları kırılarak içeri girildi. Bir zırhlı araçlar Amerikalı zenci direnişçilerden biri tarafından ateşe verildi. Bir yandan da Amerikalı pilotların kullandığı helikopterlerden mescide indirme yapılıyordu. İndirme sırasında gene çok sayıda Suudi askeri kaybedildi. Bu arada bazı helikopterler mesciddeki direnişçilerin üzerine bombalar attı. Mescidin zemin ve üst katlarından göğüs göğüse çarpışmalar sonucunda Suudi güçleri zemin katı ve üst katları ele geçirdi.

Operasyonda gizli olarak Christian Proteau komutasındaki üç gayrı müslim Fransızdan oluşan GIGN  özel timi kullanıldı. Bunlar ulemanın şahitliğinde törenle kelime-i şahadet getirtilerek operasyon süresince güya müslüman yapıldı. Ayrıca Tabuk’ta bulunan Pakistan askerler de getirtildi ve operasyonda kullanıldı.

Yabancı tim doğrudan doğruya alt katlara girmeyi düşünmedi.  Fransızlar alt katlara tonlarca su boşaltılması ve su iyice yükseldiğinde ise yüksek voltajlı elektrik verilmesini önerdiler ancak bu kabul görmedi. Alt katlara delik açıldı buradan el bombaları  atıldı sonra da alt katlara göz yaşartıcı ve/veya zehirli gaz verildi ve direniş kırıldı, sonunda 5 aralık 1979 günü Kabe işgalcilerden kurtarıldı.

Yakalanan İsyancılar

Mehdi Kahtani ölmüş Cuheyman ise sağ yakalanmıştı. Cuheyman’ın ve adamlarının yakalandıkları sırada görüntüleri yanda:

Operasyonda Suudi güçlerinden ölenlerin sayısı 127 isyancılardan ölenlerin sayısı 117 olarak açıklandı. Hacılardan namaza gelenlerden ölenlerin sayısı 26 idi. Yüzlerce de yaralı vardı.

Yargılamalar sonucunda 63 kişi idama mahkum oldu, işkence gördüler, kafaları kesilerek idam edildiler. Bunların 10’u Mısırlıydı. İsyancılar arasında iki Amerikalı zencinin olduğu bunlardan birinin çatışmalar sırasında öldüğü diğerinin sonradan serbest bırakılarak Amerika’ya döndüğü iddia edilmektedir. Kaynak “Siege  of Mecca, Yaroslaw Trofimov, Doubleday, a division of Random House Inc.“. Olaydan sonra Usame bin Laden ve üvey kardeşi Mahrus bin Laden’in sorgulandığı ancak serbest bırakıldıkları söylenmektedir. Bu doğru olabilir zira Binladen çok nüfuzlu bir ailedir. Hala Kabe ve çevresindeki tüm işler kaliteye aranmaksızın sadece Binladen şirketine pazarlıksız, ihalesiz verilir.

Bu dini esaslı olay Suudi Arabistan’ın dönüm noktası oldu. Suud Hanedanı korktu, bundan sonra sadece monarşik iktidarını korumayı düşündü, yeni bir dini ayaklanma olmaması için yumuşatmakta olduğu şeriat düzenini gittikçe koyulaştırdı. Mutavva yani dini polis bundan yararlanarak gittikçe kuvvetlendi, din adamları güçlendi, vize şartları ve işlemleri son derece zorlaştırıldı, ülke iyice çekilmez hale geldi, özellikle kadınlar için. Buna rağmen Kabe isyanı El Kaide’nin doğuşu oldu. Suudi Arabistan yıllar sonra bu kez compound baskınları ile sarsıldı. BAKINIZ 1, BAKINIZ 2, BAKINIZ 3. Bu baskınlar Hanedanı daha da korkuttu. Ondan beri El Kaide’ye el altından para verilerek Suudi Arabistan’da eylem yapmalarının önüne geçilebilmektedir.

O zamanlar El Cezire televizyonu, kablo televizyon, uydu televizyonlar yoktu, Mekke gayrı müslimlerin hiçbir zaman giremediği bir yerdi. Bu nedenle olayların tam ayrıntıları hiçbir zaman öğrenilemedi. Bu yazı çelişkili kaynakların ortak noktalarından derlenmiştir.

Bülent Pakman, Şubat 2010. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Suudi Arabistan ile ilgili günlükler

Suudi Arabistan’ın Dönüm Noktası için 4 cevap

  1. Geri bildirim: Pakman World

  2. Geri bildirim: Suudi Arabistan « Pakman World

  3. Geri bildirim: Suudi Compoundları « Pakman World

  4. Geri bildirim: Suudi prens muhaliflere katıldı | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s