Ne var yani fotokopiyse?

Eşimle Suudi pasaport, gümrük ve triptik kontrollarını kolayca geçiyoruz, Kuveyt’e arabayla gireceğiz, inşallah.  Pasaportları ve vizeleri pencereye uzatıyoruz. Kuveytli  polis vizelere bakıyor, “nerede bunların aslı” diyor. Vizeler maille gelmiş, print alıp Kuveyt’e hareket etmiştik, öyle denmişti çünkü. Halbuki aslının olması gerekirmiş. Hayda, akşam 48 derece sıcakta bir ter boşanıyor. Adam arapça “lazim asli, feyn asli?” diyor. Yahu şimdi 4 saatlik yolu geri mi dönelim diyoruz ama nuh diyor peygamber demiyor  “Orijinal, orijinal, where is orijinal” diyor. Hık, mık maille geldi diyorsak da  “yapacağım birşey yok” diyor. Arkamız konvoy olmuş. Arabayı kenara çekip içerdeki müdüriyete gidiyoruz. Neden geldiğimizi anlamayıp bir başka odaya gönderiyorlar. Orada form doldurtturuyorlar. Herhalde bununla gireriz diye umitleniyoruz. Hemşire gömleği giymiş sakallı bir erkek elindeki ışıklı bir kalemle ateşimize bakıyor. Formu imzalayıp geri veriyor. Nihayet jeton düşüyor, anlıyoruz ki domuz gribi kontrolunu atlattık, aslan gibiyiz, ulan diyorum bunlarda teknoloji ne de ileriymiş, ama derdimiz o değil ki. Bu kez müdüre benzeyen birine gidiyoruz. O da öncekiler gibi “lazim asli” diyor. “Yahu etmeyin bizim ülkemizde fotokopiyle ne güneşler batıyor, ne senaryolar hazırlanıyor, günlerdi koskoca Türk Ordusu töhmet altında bırakılıyor, itham ediliyor, koskoca başbakan, bakanlar, hükümet sözcüsü vb ellerindeki fotokopiyi sallayıp ne beyanlar veriyorlar, fotokopiyi geçerli sayıp demokrasi havarisi oluyorlar, sözde darbecilere meydan okuyorlar, siz de öyle yapın” diyorum ama salak adam hiçbirşey anlamıyor. Ukalalık edip “In the Turkish democracy everybody accepts  certificates based upon a photocopy ” (Türk demokrasisinde herkes fotokopiye dayanan belgeleri kabul eder) diye ders verir nutuk atarken hanım tişortümden çekiştiriyor, son kurşunumu da kullanarak  ” Siyasi Turki, reisul vuzera we kulli vezirul iktidar muvafaka vesika taklidi, istinaden fotokopi itham we tuhme ciheti askeriye” diyorum, adamda zerre kadar beyin yok ki, aval aval bakmaya devam ediyor. Sonunda sabrı taşıyor, elimdeki fotokopileri gösterip bir şeyler diyor “asli Kuveyt, telefon” kelimelerini anlıyorum neyse ki. Böylece jeton nihayet düşüyor. Hemen cepten arıyorum, Allahtan Kuveyt küçücük bir ülke üstelik şantiyemiz sınıra çok yakın, müdürün ikram ettigi çay ve suyu içerken şantiyeden bir çalışan arabaya atlayıp vizelerin aslını getiriyor ve sonunda pasaportlarımız damgalanıyor.

Ama ben inatla anlamamaya devam ediyorum. Ne var sanki? Fotokopiyse ne olmuş yani? 60 yaşında adam işim gücüm yok sahte belge mi düzenleyeceğim? Karşımda Türk Ordusu mu var? Türkiye’yi örnek alın, bir zamanlar buralar, Osmanlı topraklarıydı, ecdadımız…. falan demeye hazırlanırken hanım ve Kuveyt şantiyesinden gelen arkadaş ağzımı kapatıp beni arabaya atıyorlar karga tulumba. Yolda hala söylenmeye devam ediyorum, ne var yani fotokopiyse…..

Bülent Pakman, Temmuz 2009. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

kara 2Bülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/ Twitter Widgets Facebook Widgets

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s