Gizemli fotoğraflar

İnsanlık tarihi bizlerden gizleniyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

NASA’nın yayınladığı inanılmaz fotoğraflar

01 02NASA, gün geçmiyor ki uzaydan dünyayı şaşkına çeviren yeni görüntüleri paylaşmasın! Son olarak Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) bulunan astronotlar, bir UFO görüntüledi. NASA astronotu Reid Wiseman ile Avrupa Uzay Ajansı’ndan Alexander Gerst, görüntü çekildiği sırada istasyonun dışında bakım işleri yapmaktaydı.  Kameranın açısı değişmeden önce birkaç saniyeliğine görülen UFO’yla ilgili bugüne dek bir açıklama gelmezken, görüntüler bizzat NASA tarafından Youtube’daki kanallarına yüklendi. Bu yüzden de bu seferki görüntünün, şu ana kadarki tüm UFO görüntülerinden daha gerçekçi olduğu düşünülüyor.  

…………………………

Kolombiya, Bogota yakınlarında bulunmuş bir insan eli fosilinin fosilleştiği kayanın yaşı 100 – 130 milyon yıldır. Yani, fosil de o kadar sene önce meydana gelmiş demek. Oysa iki ayağı üzerine kalkan ilk varlık bundan 1.8 milyon yıl önceye ait homo erectuslardır…

…………………………………….

Kanada’nın Kuzey kutup bölgesindeki Axel Heiberg adası eski fosiller koleksiyonunda bulunan bir insan parmağı fosili 100 ile 110 milyon yıl öncesine aittir (Creataceous jeolojik dönemi). Röngen ışınlarıyla yapılan inceleme sonucunda  siyah kısımların parmak kemiklerine ait olduğu ortaya çıkmıştır.

…………………………………..

1895 yılında İrlanda’da Dyer tarafından mineral araştırmaları sırasında bulunan bir dev fosil,  boyunun karşılaştırılması amacıyla bir tren vagonunun önüne koyulmuştur. Yüksekliği 3 metre 70 santimetre ve ağırlığı 2050 kilogramdır. (Taşlaşmış olduğu için daha ağır geliyor) Sağ ayağı 6 parmaklıdır. Ancak daha sonra bu dev fosiline ve sahibine ne olduğunu kimse bilmiyor.

……………………………

Filippo Lippi tarafından 15. yüzyılda yapılan “La Madonna e san Giovannino” tablosunun arka planında havada görülen yuvarlak, ışık saçan cisim bir kişi tarafından izleniyor. 

……………………………………………..

1932 yılında ABD’de Pedro Dağları’nda bulunmuş bir mumya koyu bronz renginde ve oldukça buruşmuş vaziyettedir. Hayattayken boyu 35 cm’yi geçmiyordu! Röntgen ışınlarıyla yapılan incelemede bu canlının ağırlığının 5,5 kg. olduğu ortaya çıkarıldı. Cinsiyeti erkek ve bütün dişleri yerinde. Öldüğünde aşağı yukarı 65 yaşında idi. Mumya 350 gr. ağırlığındadır. Alnı çok aşağıdadır. Ezik bir burnu ile büyük ve geniş burun delikleri vardır. Çok geniş ağzı ile incecik dudakları bulunmaktadır. Bu yaratık bilinen insan türlerinden çok daha küçüktü. Bazı araştırmacılara göre bu çok küçük boyutlarda olan bir ırkın üyesiydi.

……………………….

Bu altın maket Kolomb öncesi döneme ait bir mezarda bulunmuştur. Yaklaşık 1800 yıllıktır. Görünüşe göre bir uçağın doğru ölçekli maketi gibi duruyor. (Delta kanatlı, motor yerine sahip, pilot kabini var, kuyruk kanatları bile doğru şekilde tasvir edilmiş) Güney Amerika ‘da buna benzer bir çok eser bulunmuştur.

……………………………..

Bu kafatası Peru’da (Ica) bulunmuştur. İlk bakışta günümüz insanının kafatasına benzemektedir, ancak soru işaretlerine yol açan bir kaç etken öne çıkmaktadır. Göz boşlukları günümüz insanının göz boşluklarından %15 daha büyüktür. Beynin yer aldığı boşluk ise 2600 ccm ile 3200 ccm arasında değişmektedir. Şu andaki insanın kafatasındaki beyin beyin boşluğu kapasitesi 1450 ccm ‘dir !

………………………….

Bu metal kürecikler Güney Afrika, Klerksdorp’tan. Birinin üzerinde kürenin çevresini dolaşacak şekilde birbirine paralel 3 çizgi oyulmuştur. Bu küreler Cambrian devri öncesine ait pek çok mineral arasında bulunmuştur (2,8 milyar yıl öncesi). Bu kürelerden bazıları 6 milimetre kalınlığında, ince bir kabuğa sahiptirler. Bu ince kabuk kırıldığı zaman kürenin içinden süngerimsi garip bir şey çıkıyor. Bu süngerimsi şey havayla temas edince parçalanıp toz haline geliyor. Bu kürelerin ne oldukları ,ne amaçla yapıldıkları bilinmiyor.

…………………………

Bu 120 milyon yıllık taş parçasının yüzeyi, Ural Bölgesini gösteren bir haritayla kaplıdır. Görünüşe göre bu kadar eski bir haritanın olması imkansızdır Başkhort (Başkurt) Devlet Üniversitesindeki bilim adamları, çok eski zamanlarda, gelişmiş uygarlıkların olduğuna dair kanıtlardan biri olarak yorumluyorlar eseri. Bu gerçekten de insan eliyle yapılmış bir rölyeftir. Günümüz askeri haritaları ile neredeyse aynı karakterik özellikleri sergilemektedir. Harita sivil çalışmaları göstermekte yani uzunluğu 12.000 Km ‘yi bulan kanallar, nehirlere çekilen çitler, güçlü barajlar… Kanallardan çok da uzakta olmayan yerde elmas biçimindeki yerler gösterilmiştir. Ayrıca harita bazı yazıları da içermektedir. Hatta sayılar bile vardır. Bilim adamları önce bunun eski çince olduğunu düşündüler. Daha sonra bu düşünce bilinmeyen bir kaynağa ait hiyeroglif – syllabic türü yazıya dönmüştür. Bilim adamları bu yazıları şimdiye kadar çözemediler. 

……………………

1975 de Van dolaylarında  arkeolojik kazılardan çıkarılan uçuş aracı modeli heykelcik

1975 de Van dolaylarında arkeolojik kazılardan çıkarılan uçuş aracı modeli heykelcik

1975 yılında Van dolaylarında yapılan arkeolojik kazılar sırasında uçuş aracı modeli olan bir heykelcik ortaya çıkarıldı. Bariz bir aerodinamik formu olan bu modelde  şu parçalar yer almaktadır:
– Burun konisi,
– Kokpit,
– Roket kompartımanı, dikey kuyruk,
– Çoklu roket lüleleri

Kokpitte günümüzde uzay yolcularının kullandıkları türden körüklü bir anti-G elbisesi ve botlar giymiş bir pilot oturmakta. İki eliyle birden bazı kontrol levyelerini idare ediyormuş gibi bir görünümü olan pilotun oturma şekli çok ilginçtir: bacaklarını yukarıya çekerek karnına doğru bastırmıştır. Günümüz uygulamalardan biliyoruz ki, pilotlar, karın kaslarını iyice sıkıştırır karınlarını bastıracak şekilde öne doğru eğilirlerse merkez kaç ivmesinin oluşturacağı geçici bayılmaları önleyebilirler. Böylece, modeldeki pilot hem oturuş şekli hem de giydiği ve kanı, alt karın bölgesiyle bacaklarda toplanmasını önleyerek kalbe doğru basıp anti-G elbisesi sayesinde, maruz kalacağı yüksek ivme ve ters ivmelerin bünyesi üzerinde oluşturacağı tesirleri, G-yüküne dayanabilecek durumdadır.

Araçta kullanılan roket tahrik sisteminin, günümüzde kullanılan türden herhangi bir yakıtı taşıyamayacak kadar sınırlı bir hacim içinde yer aldığı aşikârdır. Dolayısıyla, bunun, vimana denilen kadim uçan araçları sevk etmede kullanılan cıva esaslı bir tahrik sistemi olması çok muhtemeldir. Bu sistemin egzoz çıkışını sağlayan lülelerin biden fazla olması da gerçekten ilginçtir: günümüze ilk kez, insan taşıyan uzay kapsüllerini yörüngeye oturtmak için geliştirilen devasa roketlerde kullanılan çoklu lüle sistemine böyle kadim bir uçan araç modelinde rastlanması, roket uzmanlarının ilgisini çekecek bir husus olsa gerek.

Kaynak: http://www.spiritualizm.com/bbturkiyegiz5.html

—————–

Baltık Denizi Tabanında Bulunan UFO

Deniz dibindeki UFO

Bugüne kadar gökyüzünde görünen sayısız UFO haberi yapıldı. Ajanslara son düşen UFO haberi ise gökyüzünden değil, deniz dibinden geliyor.

Geçen yıl Haziran ayında, Birinci Dünya Savaşı’nda batan bir gemiyi bulmaya çalışan İsveçli kaşif Peter Lindberg’in başını çektiği bir okyanus keşif ekibinin sonarına büyük bir silindirik cisim takılmıştı. Ancak mali sıkıntılar nedeniyle geçen yıl yapılamayan dalış, bir kaç gün önce gerçekleştirildi. Araştırmacılar dalıştan cevaptan çok sorularla döndü. Finlandiya ile İsveç arasındaki sularda, “Okyanus tabanına çakılmış bir UFO’ya benzeyen cisim tespit edildi”. Bugüne dek yüzyıldan daha eski batıkları ve okyanuslarda batan kargo gemilerinin yerini tespit etmekle ün kazanan Lindberg’in ekibi, şimdi çok uçuk bir keşfe imza attıklarını düşünüyor.

Lindberg, İsveç basınına yaptığı açıklamada, “Suyun 90 metre derinliğinde, üç buçuk dört metre yüksekliğinde 60 metre çapında bir silindirik cisim bulduklarını” ifade etti. Lindberg, “Bu iş esnasında çok garip şeylere rastlayabiliyorsunuz. Ancak bu sefer rastladığımız tam bir daire şeklinde” dedi.

Baltic Sea Anomaly1MILENNIUM FALCON’A BENZİYOR

Silindirin ucundaki keskin uçlu kenarlar nedeniyle cisim, Star Wars filmindeki Millennium Falcon aracına benzetildi.

GİZEMLİ DÜZLÜK

UFO’nün önündeki düzlük

Cismin hemen önünde yer alan kumda iz bırakan düzlük ise gizemi daha da arttırıyor. Yaklaşık 300 metre uzunluğundaki düzlük, ilk bakışta çevredeki yüzey şekillerinden ayırt edilebiliyor ve bir piste ya da geniş bir patikaya benziyor. Bunun da “UFO”nun düştükten sonra bir nevi “patinaj” yapmış olabileceğini gösterdiğini söyleniyor.

Araştırmacılar, bölgede her hangi bir volkanik aktivite olmadığını, bunun da durumu açıklamayı daha da güçleştirdiğini belirtti.

Kaynaklar:

http://www.haberturk.com/dunya/haber/751633-denizin-dibindeki-ufo

http://beforeitsnews.com/beyond-science/2014/05/the-baltic-sea-anomaly-2014-14000-year-fossilized-ufo-crash-site-stunning-discoveries-2446188.html

http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-2164912/UFO-the-Baltic-Sea-cuts-electrical-equipment-divers-200m.html

—————–

MERKÜRÜ ÇEKERKEN

Ufo görüntüsü

NASA’nın Güneş olaylarını takip eden uydusu STEREO’nun Merkür yakınlarında çektiği görüntüler, gökbilimcileri şaşkına çevirdi. Güneş’ten saçılan elektrik yüklü parçacıkların Merkür’e çarpması esnasında, tanımlanamayan devasa bir cisim ortaya çıktı. Cismin bir ışık oyunu olduğuna yönelik açıklama, birçoklarını tatmin etmedi. 

STEREO’nun kameralarından biri tarafından çekilen görüntüler, gökbilimciler arasında “arka bahçemizde uzaylılar mı dolaşıyor” sorusunu gündeme getirdi.

Görüntülerde net bir şekilde Merkür’e isabet eden Güneş fırtınasının büyük bir nesneye daha çarptığı görülüyor. Videoya yorumda bulunanlar, Güneş fırtınasının ortaya çıkardığı esrarengiz cismin bir uzay gemisi, yani UFO olduğunu öne sürüyor.

Bu düşünceyi savunan astronomi meraklıları, uzay gemisinin normalde görünmez olduğunu, ancak elektrik yüklü parçacıkların bu özelliğini geçici olarak ortadan kaldırdığını düşünüyor. Yüz binlerce kişi tarafından izlenen videodaki cismin her iki ucunun silindirik olduğu ve ortasında bir şekil bulunduğu dikkat çekiyor.

KAYNAK: http://www.hurriyet.com.tr/planet/19420806.asp

—————————————————–

1998 yılının Temmuz ayında Rus araştırmacılar çok ilginç bir buluş yapmışlardı; Rusya’nın Kalujsk bölgesinde yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında 270-300 milyon yıl önceye ait olduğu belirlenen bir cıvata bulunmuştu.

Keşfi yapan Rus arkeolog Dmitriya Kurkova: “Çakmak taşı diye bilinen taşı bulduğumda çok eski olduğunu anladım. Fırçayla üstünü temizleyince bir yüzünde doğal olmayan bir çıkıntı fark ettim. Dikkatli bakınca cıvatayı gördüm. Hemen araştırmaya başladık. Yapılan testler bunun akılalmaz bir keşif olduğunu gösteriyor.”

İçinde cıvata bulunan silisyum taş Rusya’nın bütün büyük bilim akademileri tarafındanincelendi. Yapılan analizler, cıvatanın metal özelliğini kaybettiği, çeperini çevreleyen moleküllerin, demir moleküllerinin yerini aldığı ve, asıl önemlisi, cıvatanın‘‘dinozorlarla neredeyse yaşıt olduğu’’ bilim camiasınca resmen kabul edildi. O zaman oldukça yankılanan bu olay sonradan unutulup gitti.

İnsanoğlunun tarihi yeniden gözden geçirmesine neden olabilecek ciddiyette bu keşfe Rus bilim adamları 4 neden öngörmüştü;
1. Cıvata’nın UFO’lardan düşmüş olması ihtimali
2. Uzay çöplüğünden meteorla birlikte düşmüş olması ihtimali
3. Hz. Nuh’tan önce yüksek teknolojiye sahip bir dünya uygarlığı vardı
4. Gelecekten geldi; Torunlarımızın torunları zamanda yolculuk yapabilecek teknolojiyi geliştirdiler ve günümüzden 270 milyon yıl öncesine yaptıkları bir seyahatte bu küçük cıvatayı düşürdüler. Yani, cıvatayı 270 milyon yıl öncesine gelecek nesillerimiz götürdü.

…………………………………..

Lübnan’ın Baalbek şehri yakınlarındaki işlenmiş dev kaya blokları. Bu taşlar binlerce yıl öncesinde buraya getirilmişti. Resimde gördüğünüz parça 1050 ton ağırlıkta ve 25 metre uzunluğundadır. Bu “momolit” takma adlı yekpare blok dünya üzerindeki işlenmiş en büyük taş bloktur. Soru şu: Bu taşları kimler ve nasıl buraya getirebilmişti ?

………………………………

Resimde gördüğünüz çekiç bir kum taşı içinde bulundu. Yani prensibe göre, bu kum taşı oluşurken çekiç oradaydı. Keşif 1844 yılında Fizikçi David Brewster tarafından yapıldı. (Kingoodie, Myinfield-İngiltere). İngiliz jeoloji arştırma merkezinden Dr. A. W. Med tarafından yapılan analizlerde bu kum taşının yaşının 360 ile 460 milyon yıl olduğu saptandı. Yani çekicin de o kadar eski olması gerekiyor. Ama bilim dünyasına göre böyle bir şey imkansız!

…………………………………..

Peru ‘daki Ica çölünde bulunan ve binlerce yıl öncesine ait Ica taşları akılları karıştırıyor. Dr. Javier Cabrera büyük bir sabırla bu taşları koleksiyonunda toplamış ve binlerce taştan oluşan bir müze açmıştır. Bu taşlara kazınmış olarak kalp naklini gösteren ameliyatlardan dinozorları avlayan insanlara kadar bir çok olay gösterilmektedir. Hatta evcilleştirilmiş dinozorların üzerinde oturan insanlar bile tasvir edilmiştir.

…………………………………………….

Üzerinde oyularak yapılmış, tam gelişmemiş olsa da rahatlıkla fark edilen bir insan yüzü bulunan bir deniz kabuğu… Bu buluntu 1881 yılıında jeolog H. Stopes tarafından rapor edilmiştir. Yapılan testler sonucunda, oyma işleminin kabuklu henüz yaşarken yani fosilleşmeden önce yapıldığı ortaya çıkmıştır. Bu deniz kabuğu Pliocene devrine ait ve 2 milyon yıllıktır.

———————————-

Takıların kaynağı uzay

Mısır’da 5 bin yıllık olduğu tahmin edilen mezarda bulunan boncukların kaynağının uzay olduğu ortaya çıktı. Bilim insanlarını şaşırtan boncukların Mısır’ın demir çağına girişinden 2 bin yıl önce imal edildiği tahmin ediliyor.

Kahire’nin 3 bin 100 mil güneyindeki El Gerzeh’teki bir mezarda 1911 yılında bulunan 9 tüp şeklindeki metal boncuklar araştırmalara göre milattan önce 3 bin 500 yılına ait.

Araştırmayı yapan Londra Arkeoloji Enstitüsünden Thilo Rehnen’in mezara ilişkin tahmini böyle.

Mezar ilk bulunduğunda metal boncuklar uzmanların dikkatini hemen çekti. Genç bir çocuğa ait olan mezarda boncuklarla birlikte bir altın kolye altın ve değerli taşlar da vardı.

İlk test sonuçları metal boncukların nikel gibi maddeler içerdiğini ve bir göktaşından üretilmiş olabileceğini ortaya koydu. Daha sonra yapılan laboratuvar araştırmaları ve gama ışını ile yapılan testler, metal boncukların kobalt, fosfor ve germanyum gibi maddeler içerdiğini de gösterdi. Bu maddeler, boncuklardaki oranlarda sadece göktaşlarında bulunuyor. Boncukların demir meteorla dünyaya gelmiş olabileceği tahmin ediliyor.

Araştırmacılar, metal boncuklarda bulunun maddelerin yanısıra, meteorla gelen demirin işlenmesinin o dönem için çok zor olduğunu düşünüyor. Bakır ve altınla yumuşak oldukları için çalışmak, mezarın ait olduğu çağda daha kolaydı fakat demiri boncuk haline getirmek için daha yüksek metal işleme bilgisine sahip olunması gerektiği belirtiliyor.

Araştırmaları yürüten Rehren, Mısır’da demir çağının çok daha önce başlamış olabileceğini aktarırken, demir göktaşlarından elde edilen demirin işlenmesininin daha da eskiye gidebileceğini söyledi.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25461725/

Bülent Pakman Mart 2010. Son güncelleme Ekim 2014. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.
Twitter Widgets
Facebook Widgets

       Şahdağ Azerbaycan 2013

Şahdağ Azerbaycan 2013

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Gizemli fotoğraflar için 2 cevap

  1. Ali IŞIKSALAN dedi ki:

    Bülent Bey, Gizlenen fotoğraflar içerisinde bulunan DEV İSKELET’in konusu NG Magazine ekibini kandıran kişilerce Photoshop yardımı ile hazırlandığı açıklandığından, dikkate alınmaması gerektiği kanaatindeyim.

    • bpakman dedi ki:

      Evet bunu ben de biliyordum ancak, birçok şeyin insanlardan gizlendiği ve sansürlendiği gerçeğini dikkate alarak genelde tüm alıntılara yorum yaparken bunlara özellikle hiçbir yorum yapmadım. Yani gizlenen gerçekler olduğuna inanıyorum. Onu ortaya koymak istedim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s