Özbekistan Türkleri istemiyor

Öncesi için lütfen tıklayın: Özbekistan

Özbekistan, rüşvetin en yaygın olduğu devletlerden biri. Sosyal hayatın bütün dallarında, iş ancak rüşvetle görülüyor. Buna yüksek okullarda ve üniversitelerde eğitim almak da dahil. Yani üniversite öğrencisi derslere katılsın ya da katılmasın, sınavları ancak hocasına rüşvet vererek geçebiliyor. Devlet idaresinde işler tümüyle rüşvet ya da tanıdıklar vasıtasıyla görülüyor. Yolları kontrol noktalarıyla işgal eden diktatör Kerimov’un polisleri, yoldan geçen araçlı ya da araçsız herkesi, tıpkı eski çağın haramileri gibi soyuyor. Gözlerin görmediği, kulakların duymadığı bu zulümler karşısında Özbekler ne yapacağını şaşırmışlar ve son çare olarak memleketlerini terketmeye başlamışlar. 5 milyondan fazla Özbek yurt dışına kaçmış. Bu mazlumların çoğu Rusya’da bütün insani hak ve hukuklarından mahrum halde geçinmeye çalışıyor. Hukuk yok. Adil yargılama yok. Haklar ve özgürlükler yok. Polisi de, askeri de, devlet yetkilileri de eşkiya mantığıyla hareket ediyor. İşkencenin her türlüsü var; dayak, elektrik, kaynar suda haşlayarak öldürme, parçalara ayırma gibi işkence türleri yoğun olarak kullanılıyor. Hapishane hücrelerinin tavan yüksekliği 1 metre 30 santim. Böyle bir hücrede aylarca, yıllarca kalanlar var.

Özbekistan’da sahip olduğu firma sayısı itibariyle Türkiye, Rusya’dan sonra ikinci sırada gelmektedir. Özbekistan’da tekstil sanayi ve müteahhitlik başta olmak üzere çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren, 100’ü temsilcilik olmak üzere toplam 700 kadar Türk sermayeli firma bulunmaktadır. Sözkonusu firmalar Özbek halkına yaklaşık 50.000 kişilik istihdam sağlamaktadır. Türk şirketlerinin Özbekistan’daki yatırım tutarı, 1 milyar dolar civarındadır. Türkiye’de ise Özbek sermayeli 114 firma bulunmaktadır.

Türk müteahhitlik firmaları Özbekistan’da şimdiye kadar toplam değeri 2 milyar doları aşan 91 proje üstlenmişlerdir.

30 milyonluk nüfusu ile Orta Asya’nın en büyük pazarı konumundaki Özbekistan, 2010 yılı sonundan bu yana Türk yatırımcılar için ‘kaynayan kazan’ konumunda olmaya başladı. Benzer sorunlar yaşayan çok sayıda firma yaşadıklarını anlattı. Hikayeleri benzer…

Önce çeşitli bahanelerle şirkete el konuluyor, sonra tutuklanıyorlar. Aylarca tutuldukları hapishanelerde en yakınındakileri dahi göremezken, içeride dayak ve işkenceye maruz kalıyorlar.

Maskeli silahlı kişiler şirketlerini bastı; malları yağmalandı. Sıradan gerekçelerle şirketlerine fahiş cezalar kesildi… Tamamına yakını aylarca tutuklu kaldı, işkence ve dayağa maruz kaldı. Cezaevinde çıktılarında tüm malvarlıklarına el konulmuş halde sınırdışı edildiler. “Özbekistan’da cehennemi yaşadık” diyen Türk yatırımcılar konuştu.

Özbekistan’da yatırımlarına el konulması yanı sıra beş parasız Türkiye’ye sınırdışı edildiklerini söyleyen Türk yatırımcılar şimdilerde, umutsuzca, el konulan varlıklarını kurtarma arayışında.

Dava açmak için girişimde bulunan firma sahiplerinin yanıtını en çok merak ettiği konu “Bizim oradaki mallarımıza el konulduğunda, aylarca hapishanelerde tutulduğumuzda Hükümetimiz neden bize sahip çıkmadı” yönünde.

Özbekistan’da yatırımı bulunan Türk firmaları şu sıralar adeta diken üzerinde. Onlarca firmaya el konulurken, sahiplerinin bazıları aylarca tutuklu kaldıktan sonra sınırdışı edildi. Türkiye’ye dönen şirket sahipleri, can güvenlikleri olmadığı gerekçesi ile bir daha Özbekistan’a gidemediklerini söylüyor. Özbekistan cezaevlerinde 50 kadar Türk bulunuyor.

Özbekistan’da benzer durum içinde olan firma sayısı 60 olarak ifade ediliyor.

Özbekistan’da benzer durumlarla yüzyüze kalan Türk yatırımcılar başlarında geçenleri anlattı:

Malımız gitti, kuru bir ceketle kaldım

Cüneyt Kahküllü (45):Türkiye’deki sayılı holdinglerin ürünlerini Özbekistan’da satıyordum. Mobilya ürünleri, ev dekorasyon ürünleri satan üç mağazam vardı. Bin 800 metrekare alanda satış mağazam vardı. Bizim mağazalara da Şubat 2011’de el konuldu. Orada bir çalışanımız vardı; onu zor kurtardık. Zararım 10 milyon dolar seviyesinde. Şimdi işin kötü yanı, orada sattığımız malların bir kısmını Türkiye’den firmalardan borç almıştık. Oradaki varlığımıza el konulunca buradaki borçları da ödemekte zorlandık. Buradaki evimi, arabalarımı sattım. Yine de 300 bin dolar borcum kaldı. Kaldım kuru ceketle…

Sınır ihlali için 9 ay tutuklandım

Mehmet Memoğlu (40): 29 Ocak 2010’da Tacikistan’dan Kırgızistan’a gitmek istedim. Özbekistan’dan transit olarak geçmek istedim. Fakat beni aldılar. Normalde kendi yasalarına göre sınır ihlalinden beni sorgulayıp sınır dışı etmeleri gerekirdi. Özbek istihbaratı önce sorguladı beni. Daha sonra adi suçluların tutulduğu başka bir hapishaneye gönderildim. 9 ay tutuklu kaldım. Salıverilmem de para yedirerek oldu. Özbek avukata, hâkime para yedirdik. Sakarya’daki kardeşim arabalarımızı sattı, bir miktar kredi çekerek parayı getirdi. Hala kredi borcunu ödüyorum. Özbekistan’ın adını dahi duymak istemiyorum.

25 milyon dolarlık yatırım gitti, 25 milyon dolarlık zarar oluştu

Federal Group bünyesindeki Federal Elektrik yöneticisi Asım Kayan da, geçtiğimiz yıl tutuklu kalan bir diğer isim. 365 gün boyunca tutuklu kaldığını söyleyen Kayan “Federal Grup olarak Özbekistan’da ciddi bir yatırım yaptık. Federal Elektrik olarak Özbekistan Devleti ile ortak bir şirket kurduk. Şirketin yüzde 49 ortağı Özbek Hükümeti oldu. Doğalgaz sayaçlarının satışını yapıyorduk.

Çeşitli bahanelerle yönetimdeki kişiler hakkında tutuklama çıkarmışlar. Ben o sıra Türkiye’deydim. Sorunun çözümü için Özbekistan’a gittim, Türkiye’ye gelmek üzere dönüş yolundayken havaalanında alındım ve 365 gün boyunca tutuklu kaldım. Suçlamada gerekçe ‘gaz sayaçlarını pahalı sattığımız’ yönünde oldu. Tabi bu bir bahane. Oraya yatırım için Türkiye’de ciddi hazırlıklar yapmıştık. Federal Elektrik olarak 20-25 milyon dolar zararımız oluştu. Ben tutuklu olduğum süreçte, diğer çalışanlarımız da dönmek durumunda kaldı. Şirket kapalı durumda” bilgisini verdi.

“Orası bir tür Guantanamo gibi… Dayak-işkence akıl almaz şeyler yaşandı… Uyurken başına neler geleceğini bilemiyorsun. Demir mazgalın her açılışında ürperirdik. Hele akşama doğru saat 17.00 gibi çağrıldık mı biliyorduk ki dayak hakaret var. 365 gün sonra sınır dışı edildim. Şirketimiz de orada kaldı. 20-25 milyon dolarlık yatırımımız gitti.”

300 dolarlık fiş için fabrikaya el konuldu

Özbekistan’da 120 kişinin çalıştığı tekstil atölyesi ve satış mağazası bulunan Levent Karabayır (46) ise yaşadıklarını şöyle anlattı: “2006 yılında 200 bin dolarlık bir yatırım yaptık. Tekstil ürünleri üretiyorduk. Bir yanda da ürünleri mağazada satıyorduk. Benim Türkiye’de bulunduğum süreçte 15 Aralık 2010 günü önce mağazaya gelmişler, daha sonra fabrikaya gitmişler. Sudan gerekçelerle yüklü cezalar kestiler. Gerekçe ise mağazada fiş kesilmemesi…

Fiş kesilmeyen ürün tutarı ise toplasanız 300 dolar değil. Tabii fiş olayı bahane… Bize orada yüklü bir ceza kesildi. Kesilen cezaları bir bütün ödedim.  Benim Özbekistan’a girişim yasaklandı. Mağazayı kapattık. Oradaki bazı dostlar aracılığı ile kurtulduk. Ama orada başımıza neler geldi bir biz biliyoruz. Fabrikamın başında ise Özbek bir müdür bulunuyor. Fabrikamı onlar işletiyor. Gidemediğim için fabrikamı da alamıyorum. El koyma olayları 2010’un sonunda başladı. En son dün (önceki gün) 4 firmaya daha el konulmuş” bilgisini verdi.

Çöp toplama, sokak süpürme cezası

“Ben sorunu çözmek için oraya gittiğimde ise bana tuhaf bir ceza verdiler. Adı ‘Ahlak Düzeliş’ cezası. Ki o ceza kendi vatandaşlarına verebileceği bir ceza. O cezayı alan kişi çöp topluyor, yolları süpürüyor. Benim mali kaybım diğer işadamlarına kıyasla daha düşük olmasına karşın, yaşadıklarım bende ağır bir travma yarattı.”

Yemekhaneme el koydular

Numan Akın (58): “Özbekistan’a 2005 yılında gittim. Orada toplu yemek üretimi yapıyorduk. Tüm vergi ve sigortalarımı günü gününe yapıyordum. Tek kuruş hesap hatası yapmamak için özen gösteriyordum. Bunun için denetmen bile tutmuştum. 2011 yılı Şubat sonunda fabrikaya gelmişler. Orada bir adamımız vardı. Bir daha da gidemedim. Çünkü gittiğinde başıma nelerin gelebileceğini tahmin etmek zor değil”

Malımız gitti, canımız da gidiyordu

Vahit Güneş (47): Ben bir süre Özbek istihbaratının binasında tek kişilik hücrede tutuldum. Kaba dayak işkencenin haddi hesabı yoktu. O kadar ağır işkenceler yapıyorlardı ki, onların her istediğini söylemek zorunda kalıyorduk. Çoğu zaman ölümü düşündüm. Söylemeye dilim varmayacak şeyler yaptırmak istediler. O kadar çok acı şey yaşadık ki… İnsanların çığlığı kulaklarımda hâlâ…Fakat, ne hükümetimiz ne devletimiz bize sahip çıkmadı. Malımız gitti, canımız gidiyordu. Onlarca şirketin başına benzer şeyler geldi. Hükümetin bu konuda kılını kıpırdatmaması bizi hem üzüyor hem de düşündürüyor.”

Artvinli Vahit Güneş ve kardeşleri Türkiye’deki yatırımlarından sonra 2003’te Özbekistan’da da yatırım yapmaya başladı. 7-8 yıl içinde Özbekistan’daki işlerini önemli bir noktaya taşıyan Vahit Güneş’in başında bulunduğu Turkuaz Grup, bu ülkede çeşitli alanlarda 18 şirket kurdu, 4 AVM açtı, bin 200 kişi çalıştırdı.

Özbekistan’da 9 aya yakın tek bir hücrede tutulması olayını “Özbekistan’da cehennemi yaşadım”sözleri ile dile getiren Güneş yaşadıklarını şöyle ifade etti: “2 Mart 2011 günü, saat 10.30 sıralarında AVM’de bulunduğum sırada 300 kadar silahlı- maskeli kişi AVM’nin etrafını sardı. Bir anda neye uğradığımızı şaşırdık.   Beni ofisimde tuttular. Başımda 50 kadar silahlı kişi bulunuyordu. 7-8 gün beni ofiste tuttular.

Ben içerde ofiste tutulduğum sırda AVM’yi yağmaladılar. AVM’nin kapısına getirilen kamyonlarla yağmalama yapıldı. Tutuklanmam için bir kılıf uydurduktan sonra cezaevine konuldum. 9 aya yakın tek başıma bir hücrede tutuldum. Konulduğum yer istihbaratın denetimindeydi.  O kadar acı şeyler yaşadım ki… En son kardeşim 700 bin dolar fidye ödeyerek çıkabildim.

Özbekistan’daki 4 AVM’miz, 18 şirketimiz gitti. Zararımız en az 50 milyon dolar. Bin 200 çalışanımız vardı bütün hepsini kaybettik. Mal varlığımız gittiği gibi canımız da gidiyordu. Cezaevinde sahip olduğum eşyaları, cep telefonumu bile alamadan Özbekistan’dan çıktım. O ülkede onca malvarlığım olmasına ceketimi alıp çıkabildim.”

Vahit Güneş, kendilerine yönelik suçlamaların el koyma gerekçelerinin, ‘vergi kaçırma ve dini yayın bulundurma’ şeklinde ifade edildiğini söyleyerek “Bize yönelik operasyon için bahane aradılar. Grubumuza ait şirketlerin tümünde yapılan incelemelerde suç unsuruna rastlanmadı. Sadece gümrük antreposunda ve depolarda 60 bin dolar değerindeki malın evraksız olduğunu iddia etiler” şekline konuştu.

Vahit Güneş şimdilerde el konulan malvarlığını kurtarmak için Tahkim Davası açmaya hazırlanıyor.

Ağabeyimi aylar sonra görebildim

Fikret Güneş (40):Özbekistan’daki en büyük Türk yatırımı bizimdi. Turkuaz Grup olarak Orta Asya’nın en büyük marketini kurduk. 2 Mart 2011 günü Taşkent’deki AVM’mizi bin kadar maskeli silahlı kişi bastı ve 7-8 gün ofiste tutulduktan sonra, hapishaneye konulduk. Orada yaşadıklarımı Allah başka kimsenin başına getirmesin. Ağabeyim başka bir cezaevinde tutuluyordu. 7 ay ağabeyimi göremedim. Yedi aydan sonra ilk kez mahkemede karşılaştık. O karşılaşma anında yarım saat ağlamaktan bir şey diyemedim. 4 AVM’miz, 18 şirketimiz gitti. Bin 200 kişi yanımızda çalışıyordu. Hepsi gitti. Canımızı zor kurtardık.

Müşteri bulunsa satıp gelecekler

Kimi şirket sahipleri ise adlarının yazılmasını istemiyor. Gerekçe ise halen Özbekistan’da tutuklu personellerinin bulunması ve işyerlerinin bulunması… Adının yazılmasını istemeyen bir şirket sahibi iki personelinin 1.5 yıldan bu yana tutuklu olduğunu ifade etti.

Biz ne yaptık da bütün bunlar başımıza geldi” diyen aynı kaynak: “Ekonomik olarak çöktüm. Özbekistan’daki üretim yerimiz durma noktasında. Tutuklu çalışanlarımın ailelerin bakmak durumundayım. Ben kendim de Özbekistan’a gidemiyorum. Malımızı canımızı nasıl kurtaracağız bilmiyorum. Ben Özbekistan’a hayatımı verdim. Şimdi hepsi gitti. Burada da borç içindeyim. Ve üstelik damgalanmak ayrı bir zulüm… Şu an Özbekistan’dan bir çok firma malını satıp gelmek istiyor. Ancak müşteri bulamıyor.” dedi.

Ceketimi bile alamadın çıktım

Bir başka firma sahibi ise şunları söyledi: “Orada tutuklu olan personelim var; onları kurtarmaya çalışıyoruz. Size şu kadarını söyleyeyim. Orada ceketimi bile alamadın çıktım. Eşyalarım dahi orada. Ki biz ‘Özbekistan’ın Koç’u olarak anılıyorduk. Şimdi burada garibanları oynuyoruz. Üstelik Türkiye’de aldığımız malların da borçları da sırtımıza bindi. El konulan mallarımızı kurtarmamız uzak bir ihtimal…

İşadamı Mustafa Nurdoğan ise, Kerimov Yönetimiyle mahkemelik. Tam 250 milyon Dolarlık yatırımına el konulmuş, canını zor kurtarmış. Dile kolay, ama vurun hesaba, rakamın ne kadar büyük olduğunu göreceksiniz; 250 milyon Dolar!… Bu, yapılan yatırımdan kaybedilen miktar. Toplam 5 milyon dolarlık bir iş hacmi ve imzalanmış 600 milyon dolarlık bir sözleşme kaybını düşündüğünüzde, bu rakamlar, Kerimov’un Türkiye’den giden yatırımcılara nasıl davrandığını göstermeye yeter de artar bile. Bu kadarlık büyük bir yatırımın durmasının Özbekistan’a maliyeti ise, yıllık 4 milyar Dolar. Ama kendi ülkesini sömüren Özbek Yönetimi için ülkesinin bu kaybının bir önemi yok. Çünkü onlar, kişisel servetlerini artırmanın çabası içindeler.

Mustafa Nurdoğan, şimdi hakkını Uluslararası Ticaret Örgütü’ne bağlı olarak çalışan ve Yatırım Uyuşmazlıklarına bakan mahkemede (ICSID) arıyor. Kendisiyle görüştüğümüzde, Özbekistan Yönetimini bize şöyle tanımladı: “Dört gruba asla af yok; Muhalifler, Siyasi rakipler, Zenginler ve Dindarlar. Bunlara bir bahaneyle 10 yıl ceza verilir ve Özbekistan’da, 10 yıl ceza alanlar bir daha hapisten çıkamaz. Çıksa çıksa ölüsü çıkar. Yönetim, rüşvet çarkı üzerine kurulu. Rüşvet almak için uydurma suçlar isnat ediliyor.

Mehmet Memoğlu: “Özbekistan’da öncelikle kanunlar kişilere göre tatbik edilir ve atılan  her adım rüşvetle çözülür. Özbekistan altın madenleri açısından çok zengin bir ülkedir. Ancak Kerimov bu altınları devlet hesabında değil de masrafları düşük olduğu gerekçesiyle şahsi hesabında, İsviçre bankalarında tutar. Ülkede Milli Havfsızlık Hizmeti (MHH) her şeyin üstündedir. Bu gizli servisin 300 kişilik özel hapishanesi vardır ve burada üst düzey bürokrat, işadamı, generaller, milletvekilleri, ajanlık yaptığından şüphelenilen kişiler tutulur. İşkencenin her çeşidi burada uygulanır. Ben burada 1.5 ay kaldım. Orada sizi her hafta çırılçıplak soyarlar ve üst araması yaparlar. MHH’nin işkence metodu  genelde jopla dayak, vücuda elektrik verme ve yükseğe kaldırıp yere paralel  düşürme. Bu son metod. Genelde kişi daha sonra serbest bırakılır ve 2 ay içinde iç kanamadan ölür. Dünyanın en ağır şartlara sahip hapishanesi Özbekistan’da, Karakalpakistan’da, çölün ortasında bulunuyor. Bu hapishanenin en yakın yerleşim birimine uzaklığı 300 km. En ağır suçluları orda tuttular. Sabah, öğle, akşam çay ve ekmek verilir, başka yiyecek verilmez. Mahkûmlar ortalama 40-45 kg ağırlıktadırlar. Her gün oradan cenaze çıkmaktadır. Bütün 5 yıldızlı otellerde Özbek istihbaratının mutlaka 1 elemanı resmi olarak çalışıyor. Bütün lüks kafe ve restoranlarda istihbarat tarafından izlenmesi için kamera kurulmuş. Hapishanenin tüm koridorlarındaki kameralar da istihbarat tarafından izlenir. Nüfusun üçte biri mutlaka polistir. Polis değilse de “kulak” tabir edilen, polisin veya istihbaratın adamlarıdır. Özbek nüfusunun %90’ı mutlaka mahkeme görmüştür. Her 2 Özbek’ten biri mutlaka hapis yatmıştır. Özbekistan’da bir insanın hapse girmesi için savcılığa bir dilekçe vermek yeterlidir. Şahit olmasa da, ispat olmasa da o kişi mutlaka bir ceza alır. Devletin bu kadar insanı hapse koymasından maksadı, ülkede yıllardır uygulanan antikriz programdır. Özbek hapishanelerini Kızılhaç finanse eder ve mahkûm başına devlete günlük 8 dolar ödeme yapar. Tutuklu mahkûmlar için günlük öder, hükümlüler için aldığı süre kadar toplam ödeme yapar. O yüzden, mesela 5 yıl verilmesi gereken mahkûma  mahkeme kasıtlı olarak 8  veya 10 yıl verir ki devlete daha fazla para girsin. Kızılhaç düzenli olarak hapishaneleri ziyaret eder, müdürler onları en iyi şekilde ağırlar. Her şeyin dört dörtlük olduğu koğuşları gösterirler, her yerin aynı olduğu imajı verirler. Zaten gösterilen koğuşlarda kalanlar da genelde kendi KULAK adamlarıdır. Mahkûmlar Kızılhaç’a müracaat edip yardım talep ederlerse, Kızılhaç ailesine ve kendine yardım eder. Yani mahkûmlar, misyonerlik faaliyetlerine hazır hale getirilmektedir. Özbekistan’da Türk tır şoförlerimiz dahi mahkûm olarak yatmaktadır. Araçları güzel olan  şoförlerimizin araçları, 1-2 gr. eroin bulduk diye gasbedilmiştir. Ortalama 2-4 yıldan beri yatan kardeşlerimiz vardır. Bazılarıyla aynı koğuşta kaldık. Mesela, Çorumlu Sururi Uzan, İstanbullu Murat Duç, Gaziantepli Mehmet Postallı bunlardandır. İşadamı Şahin Çetinkaya 5 yıldır içerideydi. Suçu şu: Özbek ortağıyla ortaklıktan ayrılmak istedi. Özbek ortağı, Şahin Çetinkaya’nın hissesini ödeyecekti. Adam parayı hazırladı, ancak “şantajla para istiyor” diye savcılığa haber verdi. Parayı alacakken basıldı. Hem mal gitti, hem hapiste yatıyor.

Kaynaklar:

Dinçer Gökçe. 24 Nisan 2012. Hürriyet gazetesi http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/20404576.asp

Dinçer Gökçe. 19 Nisan 2012. Hürriyet gazetesi http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/20373834.asp

Zulmün Büyüğü Özbekistan. Faruk Köse http://www.uzxalqharakati.com/tr/arsivler/999

vb. Bülent Pakman. Nisan 2012. Güncelleme Temmuz 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.
Twitter Widgets
Facebook Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Özbekistan Türkleri istemiyor için 1 cevap

  1. Barış dedi ki:

    Yahudiler ve semitik kardeşleri kürdlerin Özbekistan, Japonya gibi ülkelerde adımıza algı operasyonları adına yaptıklarını bilen var mıdır ki? (Nice toplumlara asırlardır musallat olmuş yahudilerin hedefiyiz, üzücüdür ülkemizi de bunlarla paylaştığımızdan kurbanlarına ulaşmak konusunda sıkıntı duymuyorlar.)

    İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanların suçlandığı beyazlık saplantısı kendi kendisini seçilmiş sayan yahudilere ait, onlar dahi biliyorlar ki saf yahudi (semitik) görünümüyle, zekasıyla “seçilmiş” olunmuyor. Bu eylemlerinin nedeni budur.

    (Yeri gelmişken; yahudilerin Türkiye’de hasturktv adlı sayfaları var, dikkat ediniz, HAS TÜRK!, Türkler arasına nifak sokmaları, islamcılık-osmanlıcılık ile Türk kimliğini baskılamaya çalışmaları, Türkoloji Enstitülerinin yahudi işgali altında oluşu, tarihimize dair tüm manipülatif saldırıların bu semitiklerden gelmesi v.b….. bu adamların peşinde olduklarının dilimiz, tarihimiz, varlığımız olduğunu da not düşmek istiyorum.)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s