Abha 1984-86

1984-1986 yılları arasında Suudi Arabistan’ın Abha kentinde Tekfen İnşaat Şirketi şantiyesinde çalıştım. Kızıldeniz kıyısında 0 rakımdaki Jizan şehrinden Abha kentinin 3200 m rakımındaki yüksek bir tepesine su boru hattı döşedik. Boru hattı boyunca pompa istasyonları, su tankları, binalar yaptık.

Al Soodah

Abhanın harika bir havası var. Yılboyu maksimum sıcaklık 30  minimum sıcaklık da 5 derece arasındadır. İnsanın emekli olup orada oturacağı geliyor, tabii Suudiler oturma izni verirse. Görürsem söylerim merak etmeyin. Gece hiçbir zaman klimanın soğutması çalıştırılmaz hatta bazen ısıtması çalıştırılır ya da cam açık uyunur. Böyle bir ülkede ne büyük mutluluk! Kızıldenizden sabah başlayan esintiyle gelen su buharı dağlarda yükseldikçe soğur ve yağış bırakır. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın diğer bölgelerine göre  çok yeşildir. Intercontinental Otelin olduğu Al Sooda’da (Al Soudah, Al Sudah) orman bile var.

Soodah Intercontinental

Bazen gece çok nemli olur hava, hatta çatılardan yağmur gibi nem damlar. Gündüz su buharı yoğun olduğunda her tarafı sis basar, göz gözü görmezdi. İnsan Arabistan’da olduğuna inanamazdı, hele benim gibi daha önce Mekke, Cidde ve Riyad’da çalışmış biri.

İç tarafta Khamis Mushait şehri bulunmaktadır.  Bizim şantiyeler oraya kadar uzamaktaydı. Abha ve Khamis arasında Abha hava alanı yer alır.

Osmanlı Gözetleme Kulesi

Khamis ve Abha arasında ve güneyinde ki Osmanlı gözetleme kuleleri ile Abha dışındaki Osmanlı kalesi Türklerden kalma tarihi eserlerdir. Kalenin dışında Türk şehitliğindeki mezarlar Vahhabiler tarafından dümdüz edilmişti. Bilindiği gibi Vahhabi inanışında mezar yoktur. Daha doğrusu vardır da yoktur zira mezarları tümsekli yapmazlar, dümdüzdür, başlarında küçücük bir taş olur sadece o kadar. Bu eserler o zamanlar bakımsızlıktan dökülüyorlardı, şimdi kimbilir hepsi de unufak olmak üzeredir. Gözetleme kuleleri Yemen tarafından gelen saldırılar üzerine yapılmıştır. Osmanlı o zamanlar Hicaz bölgesini koruma derdindeydi. Suud hanedanı Osmanlı eserlerinden nefret eder. Bırakın sahip çıkmayı hepsini yok etmek üzereler. BAKINIZ 1 ve BAKINIZ 2.

Osmanlı Kalesi

Bizim ana kamp ve merkez şantiye Abha’da tepenin üzerindeydi. Oradan Jizan’a 3200 metre iner sonra tekrar çıkardık. Bir soğuk örneğin sabah erken 10 derece, bir sıcak örneğin öğlen 50 derece ve yüksek nem, hele betonarme tanklar içinde cehennemi bir sıcak ve nem, akşam tekrar 10 derece soğuk ve basınç farkları yüzünden geceyi korkunç baş ağrıları  ile geçirirdik. Kamptaki hanımların da bir şikayeti vardı. Pastalar, kekler yüksek basınçtan dolayı bir türlü kabarmazdı.

Babunlar

O yörede bol miktarda babun vardı. Babunlar aileler halinde gezerlerdi. Bazı aileler neredeyse kabile halinde yani epey kalabalık olurlardı. En güçlü kuvvetlileri lider olurdu. Sık sık kabile savaşlarına tanık olurduk. Savaşta sadece kabile liderleri döğüşürlerdi, biri kaybedeceğini anlayınca kaçar, kabilesi de onu izlerdi, böylece o taraf savaşı kaybetmiş olurdu. Babunların işi gücü hırsızlık yapmaktı. Aç hayvanlar korkmaz, kampın mutfağının  gözlerler, bir punduna getirip içerden ekmek torbasını çalarlardı. Kabilenin biri hariç diğerleri garsonun dikkatini bir tarafa çekerken aralarından biri aksi taraftan içeri girer saniyede ekmek torbasını alıp kaçardı. Bu arada kampa yeni gelen herkese “biliyormusun burada maymun var” derdik. Elbette Suudi Arabistan gibi bir ülkede maymun olduğuna kimse inanmaz, işletildiğini zanneder ve “yutmadım” gibilerinden tebessüm ederken “tabii, elbette vardır” falan derlerdi. Ancak biraz sonra aradan  bir maymun hızla geçtiğinde önce bir irkilirler herhalde hayal falan gördüklerini zannederler “aaa şuradan bir şey mi geçti” derlerdi. Duymazdan gelirken, bu kez tebessüm etme sırası bize gelirdi. Biraz sonra geçişler artınca hala çaylak inanamaz “yahu burada gerçekten maymun mu var?” diye sorarlardı. Biz dudak falan bükerdik. Biraz sonra “ulan hakikaten maymun varmış” deyince kahkahayı patlatırdık.

Abha – Jizan yolu da çok ilginçti. Biz gelmeden önce büyük bir sel gelip yolun % 90 ını yok etmiş. Öyle ki bazı köprülerin tabliyelerini alıp sürükleyip karşı tepeye dayamış. Düşünün 7×15 m lik devasa bir beton bloğu yüzdüren bir sel nasıl bir sel olabilir? Bu arada yağmur başladığında Suudi trafik polisleri tepenin başında ve aşağıda düzlükte yolu keser kimseyi  bırakmazdı. Bizler de yolda giderken yağmur şiddetlenirse en yakın şantiyeye yoksa yüksek bir yere sığınır orada beklerdik. Bu yüzden aradaki şantiyeler beklenmedik misafirleri barındıracak kapasitede tutulmuşlardı. Bazen yol kapanınca aradaki şantiyelere yukarıdaki ana kamptan yemek gidemezdi. Bu yüzden aradaki şantiyelerde bolca konserve falan bulundurulurdu.

Suud hükümeti Abha-Jizan yolunu yeniden ihale etmiş ihaleyi Çinliler almış ve işe başlamışlardı bizler oralarda çalışırken. O berbat toprak yolda hoplaya, zıplaya ine çıka bütün böbrek taşlarımızı düşürdük. Bizden sonra Çinliler yolu bitirmiş ama 2006 da oralarda çalışan Türklerden öğrendiğime göre sonra yine sel gelip yolu götürmüş.

Bizim Proje  devlet ihalesiydi. Kontrolluğunu da güya bir İsviçreli firma yapıyordu. Güya diyorum zira firma daha ucuz olduğundan iki yaşlı İngiliz kontrol mühendisi istihdam etmişti. Bunlar ilk başta nasıl çalıştığımızı görünce şantiyelere bir daha uğramadılar. Zira biz kendi kendimizi çok iyi kontrol ediyorduk. İstanbul’dan güya tastamam gelen çizimleri çöpe atıp yeniden yapıyorduk, bunun için tam teşekküllü bir proje bürosu oluşturmuştuk. Proje firmasının biri Ankara’lı Su Yapı idi ve neyseki onlar oldukça iyiydi. İstanbullu proje bürosu ise Genel Müdürün arkadaşıydı. Ne diyebilirdik. O yüzden sorunu kendimiz projeleri yeniden yaparak hallediyorduk. Bir taraftan İstanbul’dan projeler gelmeye devam ediyor bazan hiç açılmadan çöpe gidiyordu.  Başımızda kontrolluk olmayınca şantiye şefleri işi gevşetmesinler diye kendi uygulama kontrolluğumuzu da kurmak zorunda kaldık. Örneğin ben gidip OK demeden hiçbir şantiye beton dökemezdi. Bir keresinde gece 23 de gittiğim aşağıdaki şantiyede kalıbı ve demiri eski projeye göre koyduklarını görünce beton döktürmedim ve epey bir miktar beton boşa gitti. Mühendislik hayatım boyunca bu iş hariç tüm şantiyelerde kontrolluk anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirdi. Burada ise tam tersi oldu. Uygulamada kendi kendimize en ufak taviz vermedik.

Kızıldeniz Ocak ayında

Tatil günümüz olan Cumaları bazen kış aylarında sabahın köründe Kızıldenize iner denize girerdik. Kızlıdenizin mercanlarına kadar yürür orada gözlükle rengarek mercanları ve çeşit çeşit balıkları seyrederdik. Büyük beyaz köpekbalığı korkusundan ileri gidemez mercan uçurumu başından geri dönerdik. Kampta kalanlar için Cuma öğlen mangalda nefis köfte partisi olurdu. Yazın Cumaları havuz da geçirirdik ancak kışın soğuk olduğundan denize giderdik. Bir sabah daha hava aydınlamamışken yine denize gidiyorduk. Merkez ofis bahçesinde bir araba gördük ama herhalde bizimkilerden biridir deyip geçtik. Dönünce öğrendik ki ofisteki insan boyunu aşkın devasa kasayı götürmüşler. Bizim gece gördüklerimiz olmalı. Allahtan Perşembe günü maaşlar ödenmişti ve kasada sadece bir riyallik desteler varmış, bir de veznedarın kendi parası. Uzun süre polis bizleri sorguya çekti. Ondan sonra ofis kapıları kilitlendi, projektörler takıldı, bekçi alındı ve nizamiye dışındaki kapılar kapatıldı. O zamana kadar hırsızlık olacağı kimsenin aklına gelmemişti.

Bizim zamanımızda oralarda bakkaldan hallice üç-beş market vardı. Şimdilerde Asir Ulusal Parkı, Al Hebia Parkı, teleferikleriyle, alışveriş merkezleriyle, resortlarıyla oldukça gelişmiş.

Bülent Pakman 17 Şubat 2010. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Suudi Arabistan ile ilgili günlükler

Abha 1984-86 için 5 cevap

  1. Geri bildirim: Suudi Arabistan « Pakman World

  2. mustafa turgut berber dedi ki:

    Böyle güzel anıları paylaştığınız için sonsuz teşekkürler..

  3. Fatma dedi ki:

    Çok güzel fotoğraflar. Oraya hayat götürmüşsünüz.

    Biz de o taraflara bir keresinde (1984-1985 olabilir) arabamızla gitmiştik. Medine-Mekke- Yanbu- Abha- ve bir gecede Riyadh-Udhailiyah’a geri dönüş. Yolda bizi keserler diye korkudan hiç durmadan sürüp gelmiştik.

    Yanbu’da arabamızı sahile park edip denize girdik. Yarım saat sonra arkama dönüp baktığımda ne göreyim, sular yükselmiş ve bizim araba denizin ortasında kalmış…

    Alelacele kıyıya döndük. Sular henüz arabanın içine girecek kadar yükselmemişti. Yanlış hatırlamıyorsam eşim sürerek çıkarttı arabayı. Sonra da yoldan geçen araçlardan yardım istedik. Tekerimize hava bastılar. Buna ne için gerek olduğunu hatırlamıyorum. Arabanın 10 parmak suyun içinde fotoğrafını çekmiştim. Bulunca yollarım sana…

    Evet Yanbu’da snorkeling müthişti. Ama en son gittiğimde (1998), kıyıya bir sürü villa yapıp inşaat molozlarını koral rif’e atmışlardı. Bir de korkunç ses çıkaran jetski moda olmuştu. Onunla bir ileri bir geri giderek muhteşem doğa harikasını biçmekle meşgullerdi. Çok yazık!…

  4. محمد القرني dedi ki:

    السلام عليكم لو تكرمت اريد ان اعرف التاريخ العثماني لمدينة ابها ومتصرفيت عسير لو تكرمت

  5. Geri bildirim: Suudi prens muhaliflere katıldı | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s