Kazan ve Bakü arasında bir tarihçi Aziz Ubeydullin

Özet
Aziz Ubeydullin 1917 İhtilali’nden önce Rusya Türkleri arasındaki üni­versite mezunu ilk tarihçilerden birisidir. 1916 yılında Kazan Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesi’ni bitirdikten kısa bir süre sonra Bakü’den aldığı davet üzerine Bakü Devlet Üniversitesi Tarih Fakültesi’nde çalışmaya başlamıştır.
1937 yılına kadar Bakü, Kazan ve Semerkand’da çalışan Aziz Ubeydullin yerli kadroların yetiştirilmesinde (Türkleştirilmesinde) önemli rol oynamış ve Azerbaycan’ın ilk tarihçilerinin başöğretmeni olmuştur. Azerbaycan’ın SSCB’deki Türkoloji Araştırmalarının önemli bir merkezi olmasından rahatsız olan dönemin yöneticileri onu ve arkadaşlarını asılsız Büyük Turan Devleti kurmak ve SSCB’deki Türkler arasında Pantürkizm ideolojisini yaymakla suçlamış ve kurşuna dizmişlerdir. Bakü, Kazan ve Semerkand üniversitelerinde verdiği derslerin yanı sıra yüz altmışa yakın eser ve makale de kaleme alan Aziz Ubeydullin, ömrünün en verimli çağında Stalin’in döneminin dehşetli tufanında kaybolmuştur.

Asıl ismi Abdülaziz’dir. Bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan Cumhuriyeti’nin Kazan şehrinde 1887 yılında tüccar bir ailede doğdu. İlk eğitimini 1895-1904 yılları arasında Kazan’daki Halidiye Medresesi’nde aldı. Ailesi tüccar ya da din adamı olmasını arzularken o dışardan lise imtihanlarını vererek 1909 yılında Kazan Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Bu fakültede bir yıl okuduktan sonra hocaları kendisinde tarihe olan ilgi ve alakayı keşfederek, onu tarih fakültesine geçiş yapmaya teşvik ettiler. Ubeydullin de hocalarının bu teşvikine uyarak tarih fakültesine girdi ve 1916 yılında Moğol Tarihi İçin Marko Polo isimli bitirme teziyle mezun oldu. Öğrencilik yıllarında Şeher Şeref, Keşşafeddin Tercümani, Abdullah İsmeti ve Tahir İlyasi ile birlikte meşhur Türk-Tatar tarihçisi Mercani’nin doğumunun 100. yılına bir almanak hazırladılar. Bu almanakta dönemin meşhur aydınlarının hemen hemen hepsinin makalesi bulunmaktadır. Almanağın maddi ciheti de Aziz Ubeydullin’in babası Salih Ubeydullin tarafından sağlanmıştır. Mercani konusunda günümüzde de en önemli kaynak olma özelliğini koruyan bu eserin hazırlanmasında Aziz ve babası Salih Ubeydullin’in büyük emeği vardır. Böyle hayırlı bir işe babasını ikna etmiştir.

Diplomayla birlikte aldığı birinci dereceden zadegan rütbesine rağmen şehirlerde yaşaması arzu edilmediğinden, Kazakistan bozkırlarının kuzeyinde bulunan ve küçük bir şehir olan Troitsk’e gitmek zorunda kaldı ve 1917 İhtilali’ne kadar bu şehirde öğretmenlik yaptı.
Rusya’daki 1905 ihtilali, Türklere basın alanında beklemedikleri bir özgürlük
sağladı. Petersburg, Kazan, Orenburg, Bakü ve Taşkent gibi şehirlerde peş peşe Türkçe gazete ve dergiler neşredilmeye başlandı. Aziz Ubeydullin de Kazan’da çıkmakta olan Kazan Muhbiri gazetesinde “Kurban” isimli ilk makalesini 1907 yılında yayınladı. 1917 yılına kadar başta An ve Şura dergileri olmak üzere, Kazan El-Islah, Vakit, Mektep, Yıldız ve Kurultay gibi çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda makalesi yayınlandı. 1917 ihtilali’nden sonra Troitsk şehrinden Kazan’a dönerek çeşitli kurumlarda çalıştı ve ilmi araştırmalarını devam ettirdi.
Yeni kurulmuş olan Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Halk Maarif Komiserliği, ihtiyaç duyduğu milli kadroların hazırlanmasında büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştı. Bu nedenle milli kadroların yetiştirilmesi için ihtiyaç bulunan Türk dili, edebiyatı ve tarihi ile meşgul olan alimleri Bakü’ye davet ediyordu. İsmail Hikmet [Ertaylan] (1889-1967), Kırımlı Bekir Sıtkı Çobanzade (1893-1939) ve Aziz Ubeydullin bu davete iştirak eden meşhur alimlerden bazılarıdır. Kendisinden bir yıl önce Azerbaycan’a gelen Bekir Sıtkı Çobanzade, Bakü Üniversitesi Şarkşi­naslık Fakültesi’nin dekanlığını yürütüyordu. Aziz Ubeydullin, 1925 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nde doçent olarak işe başladı ve 1928 yılında Doğu Tarihi Bölümü’nde profesör oldu. 1930 yılında ise Moskova Üniversitesi’nde tarih profesörü olarak çalıştı. Aziz Ubeydullin Azerbaycan’da çalıştığı dönemde çok sayı­da öğrenci yetiştirmiştir ve bu öğrencileri Azerbaycan’da tarih biliminin kurucuları arasında yer almaktadır.

Bu dönemdeki Türk entelektüellerinin ortak dili esasında İsmail Gaspralı’nın gazetesi Tercüman’ın diliydi ve bu dil İstanbul Türkçesine çok yakındı. Bu nedenle Bekir Sıtkı Çobanzade ve İsmail Hikmet gibi Aziz Ubeydullin de öğrencileri ile anlaşmakta hiçbir zorluk çekmedi. Hatta eşine 1925 yılında yazdığı bir mektupta, kendisine gösterilen ilgi ve alakadan memnun kaldığını, Türkçe konuştuğunu, kendisine “Aziz Bey” diye hitap edilmesinden mutlu olduğunu yazmaktadır.

1926-27 eğitim öğretim yılında Bakü Üniversitesi’nde Azerbaycan tarihi derslerine başlandı. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmi dili Türkçe olmasına rağmen, Komünist partide görev alan Sarkis Danilyan, A. Mikoyan (Ermeni), L. Goçoberidze (Gürcü), V Jegorov, S. Gutin (Rus), R. Ahundov yerli işbirlikçilerin desteğiyle Türkçe’nin yerine Rusça’yı eğitim dili olarak yerleştirmeye gayret ettilerse de başta Neriman Nerimanov olmak üzere pek çok kişi buna şiddetle karşı geldi. Dönemin Maarif Komiseri Mustafa Kuliyev’in de desteğiyle 1926-27 eğitim öğretim yılında Bakü Üniversitesi’nde, Aziz Ubeydullin’in öncülüğünde “Azerbaycan Tarihi Dersleri”ne başlandı. Böylece Bakü Üniversitesi’nde tahsilin ve araştırma istikametinin Türkleştirilmesinde Aziz Ubeydullin’in büyük hizmetleri oldu.

Azerbaycan Maarif Komiserliği Aziz Ubeydullin’in iş, ev, aile kaygısına büyük samimiyetle yaklaşarak, onun rahat çalışması için en verimli ortamı hazırlamaya gayret etti. Kazan’ın soğuk ve renksiz hayatından sonra Bakü’nün latif havası ve renkli hayatı da Aziz Ubeydullin’i kendine meftun etti. Eşi Rabia Hanım büyük oğlu Salman ve 2 yaşındaki ikizleri Mikail ve İsrafil’i alarak Bakü’ye gitti.

Üniversitede ve Pedagoji Enstitüsü’nde dersler vermekte olan Aziz Ubeydullin ders notlarını hazırlamak için Bakü kütüphanelerinde ve arşivlerinde durmadan çalışıyordu. Bu sırada ikizlerden İsrafil’in vefatı aileyi derin bir üzüntüye sevketti. Bu acılı günlere denk gelen ve bütün Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Türkologlarının toplandığı Bakü Türkoloji Kurultayı’nın (1926) organizasyonunda aktif olarak çalıştığı gibi “Türk-Tatar Halklarının Tarihi Edebiyatının İnkişafı” isimli bir de tebliğ sundu. Bu tebliğde ileri sürülen fikirler, derin ilmi araştırmalar, 1937 yılında ona karşı ileri sürülen esassız, yalan iddiaların da kaynağını teşkil etti.
1927 yılında Bakü’de Hazarların Menşei Hakkında Kayıtlar isimli eseri basıldı. Bu eseri de 1937 yılındaki soruşturma dosyasına suç delili olarak koyulmuştur. Aynı yıl Moskova’da Tatar Tarihi isimli kitabı ve “Tatar Burjuvası Tarihinden”, “Kazan Tatarlarında Feodal Sınıfın Yıkılması Tarihinden” isimli makaleleri basıldı. Bu çalışmaları neticesinde aynı yıl Bakü Üniversitesi’nde doçentliğe, Yüksek Pedagoji Enstitüsü’nde de İçtimai Tarih Şubesi’nin dekanlığına tayin edildi. Üniversitenin lojmanlarında geniş bir ev verildi. Bu yıllarda onunla beraber bu lojmanlarda oturanların hiç biri 1930’lu yıllarda başlayan baskıdan (repressiya) kurtulamadı.
Aziz Ubeydullin’in lojman komşuları Azerbaycan’ın meşhur bilim adamlarıydı:
Fizik Profesörü Rehim Melikov, matematik Profesörü Mehmed Efendiyev, meşhur yazar Ebdürrehim Bey Üniversitenin rektörü, Aziz Ubeydullin’e büyük hürmet gösteriyordu, Bekir Çobanzade ve Tahi Şahbazi sık sık lojmanlara gelerek bu ailelere ziyarette bulunuyorlardı.
Aziz Ubeydullin yaz aylarını komşularıyla ya Kuzey Kafkasya’da kaplıcaları
ve maden sularıyla meşhur Essentuki’de ya da Azerbaycan’ın meşhur sayfiye yeri olan Abşeron Bağları’nda geçiriyordu. Meşhur Türkolog A. N. Samoyloviç de Aziz Ubeydullin’in ile Essentuki’de geçirdiği yaz tatillerinden sitayişle bahseder.

Aziz Ubeydullin, Abşeron Bağları’nda tatilini geçirmeyi ise daha çok seviyordu, burada Abdulla Şaig, Hüseyin Cavid gibi meşhur yazarlarla geçirilen yaz akşamları ve çocuklarının Azeri çocuklarıyla Türkçe konuşuyor olması onun çok hoşuna gidiyordu. Çocuklarının iyi Türkçe öğrenmesinden memnun oluyordu. Oğlu Salman Ubeydullin’in hatıralarında babasının onların Türkçe öğrenmesi için elinden gelen bütün gayreti gösterdiğini, günde iki saat Türkçe hikaye ve okuma kitapları okumaya mecbur ettiğini anlatmaktadır. Hatta Hemide Ömerova isimli öğretmenden Türkçe dersleri almalarını da mecbur etmişti.
1927 yılında Özbek Halkının Menşei Problemi isimli araştırması ve Pugaçev İsyanı ve Tatarlar, Volga Boyu Tatarlarının Sosyal İnkişafının Merhaleleri, Tatarlar  İgtişaş Devrinde isimli çalışmalarıyla profesör oldu. Kazan Üniversitesi profesörle­rinden N.N. Firsov onun bu başarılı çalışmalarını Kızıl Tataristan gazetesinde uzun bir makaleyle tanıttı.
Aziz Ubeyddulin bu yıllarda durup dinlenmeden çalışmaktadır, amcazadesi Ali
Rahim’e yazdığı mektuplarda çıktığı Orta Asya seyahatlerinden ve orada yaptığı araştırmalardan bahsetmektedir. Orta Asya halklarının tarihi Aziz Ubeydullin’in uğraş sahalarından biri idi. Azerbaycan tarihini öğrenmek için sık sık arşivleıe gidiyordu. XIX. Asırda Azerbaycan Türklerinin tarihi ve XIX. ve XX. asırlarda Türk-Tatar halklarının içtimai hareketlerinin tarihi bu yıllarda üzerinde çalıştığı 1927 yılında Semerkand Üniversitesi’nde de meşhur tarihçi V. Barthold’un desteğiyle profesör seçildi. Bu yıldan sonra pek çok defa Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan’a giderek ders ve seminerler verdi.
Aziz Ubeydullin’in rehberlik ettiği Şark Fakültesi, 1920’li yılların sonlarında Sovyet İttifakı’nın güçlü Şarkşinaslık merkezlerinden birine haline gelmişti. Burada SSCB’de ve dünyanın bir çok ülkelerinde tanınan Bekir Çobanzade Türkolojide, Aziz Ubeydullin Türk halkları tarihinde, J. Rattauzer Azerbaycan inkılabı mübarize tarihinde, P. Fridolin umumi tarih alanında, V Zumıner güzelsanat tarihinde, E. Pohomov nümizmatikte, A. Zekuzade Arap edebiyatı tarihinde, M. İbrahimov Fars Edebiyatı tarihinde, M. Halfin Türk halkları etnolojisi tarihinde dersler veriyorlardı. E. Hakverdiyev, H. Şahtahtinski, A. Agalarov, İ. Ahundzade de Şark Fakültesinde çalışan diğer bazı meşhur kişilerdir. Sık sık bu fakülteye Moskova’dan ve başka şehirlerden SSCB’nin meşhur şarkiyatçıları olan akademik H. Marr, V. Barthold, İ. Meşaninov, A. Samoyloviç, profesörler R. Şor, B. Donsing, P. Juze, J. Bertels, A. Makovelski Ç. Nagiyev ve başkaları gelerek dersler ve seminerler veriyorlardı. Üniversitenin diğer fakülteleri ile mukayese edildiğinde Şarkşinaslık Fakültesinde çalışan Azerbaycanlıların sayısı çok fazlaydı. 1927-28 öğretim yılında bu fakültede yüksek öğretim üyelerinin % 40’ı, öğretim görevlilerin % 70’i, araştırma görevlilerinin % 100’ü Azerbaycanlı idi. Türkleştirme bu fakültede diğer fakültelere oranla daha süratle gidiyordu. 1928-29 öğretim yılında bu fakültede okuyan 198 öğrenciden 134’ü Türk (% 60), diğer fakültelerde ise bu oran % 30,1 idi. Kısa bir sürede, Şarkinaslık Fakültesi yüksek okullarda Türkçe ders verebilecek 53 uzman yetiştirmişti.
Şarkşinaslık Fakültesi’nin bu başarısı ve Türkleştirme siyaseti kısa bir sonra Bakü Komünist Partisi’nin dikkatini çekti ve bundan rahatsız olmaya başladılar. Bu fakültenin kapatılarak Pedagoji Fakültesi ile birleştirilmesini gündeme getirdiler. Bu birleştirmenin temel gayesi; Şarkşinaslık Fakültesi’nin yerlileştirme yani Türkleştirme başarısından rahatsızlıktı ve bu fakülteyi kapatarak bunun önüne geçmek istiyorlardı. Nitekim Kasım 1928 Azerbaycan Komünist Partisi’nin kararıyla fakülte kapatılarak Pedagoji Fakültesi ile birleştirildi. Azerbaycan’da Türkleştirme çalışmalarından rahatsız olan parti organları 1930 yılında cumhuriyette eğitim sisteminin yeniden kurulması adı ile üniversiteyi de dağıttılar.

Ubeydullin, 1930’lu yıllarda Azerbaycan’ın ilmi ve içtimai hayatında mühim rol oynayan simalardan birisi olmuştu. O, Azerbaycan’da tarihi, arkeolojik, etnografik ekspedisyonlar yürütüyor, tarihçi Marksistlerin umum ittifak konferanslarına faal olarak iştirak ediyor, ilmi seviyesi bir hayli yüksek tebliğler sunuyordu. Azerbaycan’ı Öğrenme Cemiyeti’nin ilmi katibi, 20 komisyon üyesi, 40’tan fazla projede görevi vardı. Bu yıllarda esas uğraş sahası Şark’ın kadim ve yeni dönem tarihi idi.

1928 yılında SSCB Komünist Akademisi Tarihçi Marksistler cemiyetinin asil üyesi seçildi ve cemiyetin ilk genel kongresinde “Gaspirinski: Müslüman burjuvasinin ideologu” adıyla bir bildiri sundu. 1928-1929 yıllarında Taşkend ve Semerkand’da Türk halkları tarihinden seminerler verdi. Moskova’daki Şark Halkları Etnik ve Milli Medeniyet İlmi Tedkikat Enstitüsü’nün asil üyesi idi ve bu enstitünün 1929-1936 yılları arasındaki toplantılarına her yıl ilmi tebliğilerle katıldı. Ayrıca bu görevlerine
ilave olarak Azerbaycan’ın değişik bölgelerindeki maden ve fabrika işçilerine konferans ve seminerler de veriyordu. 1929’da VI. Umum Azerbaycan Sovyet Kurultayı’na oy çokluğuyla ve aynı yıl Azerbaycan Devlet Üniversitesinin onuncu yılı kutlama komitesine üye seçildi. Lakin jübile 1929 vılında değil Ocak 1930 tarihinde yapıldı. Jiibilenin 1929 yerine 1930 yılında yapılmasının esas nedeni ise -ki sonraki yıllarda da jübileler hep bir yıl sonra yapılacaktır- üniversitenin­ kuruluşunun Sovyet hakimiyetinin tesis edildiği yıla denk getirilmek istenmesinden kaynaklanmaktadır. Oysa üniversite esasında Azerbaycan Milli Hükümeti döneminde yani 1919 yılında kurulmuştu. Yani üniversite Milli Hükümet’in değil inkılabın evladı idi. Bu durum, tarihi çarpıtma ve kendi arzusuna göre yeniden inşa etmeye güzel bir örnektir.

1930 yılında Azerbaycan’ın “inkılabı” kuruluşunun 10. yılı geniş bir programla kutlandı. Aziz Ubeydullin’in kutlama programı çerçevesinde “Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde Tarihçiliğin On Yılı” isimli bir eser hazırlanması komis­yonunda görev aldı. Ülkede 10 yılda basılan tarih kitapları ve makaleler incelenerek Azerbaycan’da On Yılda Tarih İlminin İnkişafı isimli geniş kapsamlı bir eser hazırlandı. Eser günümüzde de kıyınetini muhafaza etmekte ve Azerbaycan tarihini öğrenmede mühiın eserlerden biri olma vasfını korumaktadır. Bu eserde Azerbaycan tarihinin ve tarihşinaslığının inkişaf yolları, tedkikat istikametleri ilmi olarak esaslandırılmıştır.
Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nin muhtelif yüksek mekteplere parçalanıp, esasında kapatılmasından sonra Aziz Ubeydullin’in pedagoji faaliyetleri hayli azaltı­lıp, Azerbaycan İlmi Tedkikat Enstitüsü’nün Tarih Bölümüne başkanlık etmiştir. Aziz Ubeydullin bu yıllarda Azerbaycan ve Özbekistan tarih kitaplarının hazırlanmasında büyük gayret sarfetti. ı931-ı933 yılları arasında Moskova, Bakü, Semerkand ve Taşkent üniversitelerinde Türk Halkları tarihi dersleri verdi ve araştırmalar yaptı. İlmi faaliyetlerinin yanı sıra içtimai ve siyasi işlerle de ilgilendi; Bakü şehrinin Voroşilov ilçesi meclis üyeliğini de bir müddet yürüttü.
Azerbaycan ilmi Tedkikat Enstitüsü daha sonra SSCB İlimler Akademisi Azer­baycan Şubesi olarak yeniden yapılandırıldı. Enstitüde Azerbaycan ve Yakın Şark ülkelerinin tarihinin incelenmesine hususi dikkat ediliyordu. Bu nedenle 1930’lu yıllarda Kazan Üniversitesi Şarkşinaslık Enstitüsü’nün Petersburg’a taşınmasından sonra Bakü’deki şarkşinaslık fakültesi SSCB’nin en önde gelen merkezlerinden biri haline gelmişti ve bunda Aziz Ubeydullin büyük rol oynamıştı. Ancak bundan ra­hatsız olan komünistler enstitüyü kapatarak SSCB İlimler Akademisi Azerbaycan Şubesi olarak yeniden yapılandırdılar. Böylece SSCB’de Türk-İslam tarihi araştırmaları Türklüğün iki merkezi olan Kazan ve Bakü’den koparıldı ve yerli kadroların yetiştirilmesi sekteye uğratılmış oldu.
Aziz Ubeydullin’in üstünde ı931-ı932 yıllarından itibaren Stalin’in kara bulutları dolaşmaya başlamıştı. Eserleri ve makaleleri artık neşredilmiyordu. Muhtelif bahanelerle onun eserleri neşriyat planlarından çıkarılmaya başlandı, makaleleri aylarca dergi idarelerinde bekletildi. Bir müddet sonra ise yazılı ve şifahi esassız tenkitler, manasız şüphe dalgası üzerine hücum etmeye başladı. Fakat bu tufan dalgası ve kara bulutlar sadece Aziz Ubeydullin’e yönelik değildi. Azerbaycan’ın diğer pek çok aydını da aynı problemlerle karşı karşıya gelmeye başlamıştı. ı920’li yılların başın­dan itibaren Azerbaycan’da millileştirme Türkleştirme hareketine katkıda bulunmuş herkes artık “milli aşı”, “Nerimancılık” (Bu Kazan’da Sultan Galiyevcilik) ithamlar! ile karşı karşıya gelmeye başlamıştı ve bu bir müddet sonra Pantürkizm hareketine çevrilecek, günümüzde de mezarlarının yerleri dahi bilinmeyen kefensiz gömülenlerin kervanına onlar da katılacaktır.

1933 yılında esassız hücumlar iyice artmaya başlamıştı. Artık Aziz Ubeydullin için Bakü’de yaşam zorlaşmaya başlamıştı. Hücumlardan kurtulmak için önce Kuzey Kafkasya’daki Pyatigorsk şehrine taşındı. Burada Kabarda-Balkar Pedagoji Enstitüsü’nde dersler vermeye başladı. İlmi faaliyetlerine de devam ederek Kabarda-Balkar’da Feodal Münasebetlerin Tarihi isimli çalışmasını hazırladı. Lakin eserini bastıramadı. Burada da hücumlar peşini bırakmadı. Kazan Pedagoji Enstitüsü’nden Tataristan Tarihi isimli eserin hazırlanması ve dersler vermek üzere davet alınca, belki doğduğum şehirde rahat ederim, esassız hücumlardan kurtulurum düşüncesiyle Kazan’a döndü. Fakat Kazan’da hayat daha zor idi. Vaat edilenlerin hiç biri yerine getirilmediği gibi, eser ve makalelerinin basılması da engelleniyordu. 1935 yılında yeniden Azerbaycan’a döndü. 1936 yılında Azerbaycan Üniversitesi Tarih Fakültesi SSCB Halkları Tarihi Bölümü başkanlığına getirildi. 1935-1937 yılları arasında Azerbaycan’da çalıştı ve Azerbaycan tarihi ile ilgili pek çok eser hazırladı, ancak bunları bastırma imkanı bulamadı ve ı937 yılında tutuklandığı zaman bütün evraklarına el konulduğu için akıbetleri hakkında da malumat yoktur.

1936 yılının sonunda SSCB İlimler Akademisi Azerbaycan Şubesi’nin başka­nı R. Ahundov’un tutuklanması ile, Azerbaycanlı ve Azerbaycan’da çalışan bilim adamları için dehşetli devir başladı. Üniversitede çalışan profesörlerin hemen he­men tamamı ile birlikte Aziz Ubeydullin de tutuklandı. Tutuklanma sebepleri “halka düşman” olmaktı. Azerbaycan Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin 1937 yılının Mart ayında yapılan oturumunda M.Ç. Bagırov, Azerbaycan’da karşı devrimcilere karşı savaşın başlatıldığını bildiriyor ve liderleri R. Ahundov’un olduğunu haykırıyordu. Bekir Çobanzade ve Aziz Ubeydullin’in şahsında Kırım ve Tataristan ile belaların esas istikameti olarak da Türkiye gösteriliyordu. İddiaya göre Azerbaycan’daki karşı devrimciler diğer cumhuriyetlerdeki yandaşları ile sıkı irtibatta idiler.
Aziz Ubeydullin günbe gün hapsedileceğini gözlüyordu, çünkü onun arkadaşları B. Tihomirov, B. Huluflu, B. Çobanzade ve A. Bukşpan tutuklanmıştı. Sıranın kendisine geldiğini hisseden Aziz Ubeydullin, oğlu Salman’a bütün tutuklamaların sebepsiz yere olduğunu kendisinin halk düşmanı ya da karşı devrimci olmadığını, Stalin’in ölümünden sonra gerçeklerin er geç açıklanacağını, ondan sonra SSCB’de demokratikleşmenin başlayacağını söyledi.
Baba ile oğlun konuşmalarından birkaç gün sonra 18 Mart ı937’de Aziz Ubeydullin tutuklandı. Haksız yere ondan önce tutuklanan alimlerden hiçbir kanun ve insafa sığmayan işkencelerle onun aleyhinde ifade alınmıştı. Aziz Ubeydullin’in aleyhinde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Cinayet Kanununun 72. ve 63. maddelerine göre dava açıldı. Dört gün sonra başlayan yargılama sırasında ona yöneltilen suçlamalar arasında, Azerbaycan’ı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden ayırmak M.Ç. Bagırov’un hayatına kast etmek, harici devletlerden birine (hangisi olduğu önemli değil, hakimin o anda hangi devlet aklına gelirse) casusluk yapmak ithamları ile beraber bütün işlerde Pantürkizm ve güya Büyük Turan devleti kurmak için büyük bir organizasyon teşkil etmek ve kurmakla itham ediliyordu.
Bekir Sıtkı Çobanzade, 3-5 Mart tarihlerinde verdiği ifadede hapsedildiği güne kadar karşı devrimci-milliyetçi hareketlerin içinde bulundum ve Türk-Tatar halklarını birleştirerek onları SSCB’den ayırıp Büyük Turan Devleti kurma gayesi ile çalışıyordum yer aldı. Aynı ifade Nisan ayında Aziz Ubeydullin’den de alındı. İddianameye göre Aziz Ubeydullin ve arkadaşları İngiltere’nin yardımıyla müstakil bir Turan devleti kuracak ve bu devlete Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Tataristan, Başkurdistan ve Dağıstan dahil olacaktı. Bu dava ile belgelerde Pantürkizm ve büyük Turan Devleti’nin ideoloğu olarak Aziz Ubeydullin gösterilmektedir.
Bu davada temel amaç Azerbaycan’ın aydın sınıfını ortadan kaldırmak olduğundan yöneticiler NKVD soruşturmacılarına kitlesel bir ölçekte delil uydurmalarını talep etmişlerdi. Operasyon daha sonraki toplu tutuklamalar için örnek olan NKVD talimatı ile başladı. Operasyon talimatı açıkça tutuklanacak kişinin ne tipte olduğunu listeliyordu. NKVD müdürlerini, “soruşturmalara tutuklamalarla aynı anda başlamaları” için teşvik ediyordu. Soruşturmanın temel amacı, bölücü şebekenin ortaya çıkarılması hedefiyle bölücü örgütlerin organizatörleri ve liderlerinin maskelerinin düşürülmesidir…” Pratikte bunun anlamı tutuklananların kendilerine karşı açılacak davanın kanıtlarını kendilerinin sunmaya zorlanmasıydı. Sistem basitti. Türk soylu tutuklular önce casusluk halkasındaki üyelikleriyle ilgili sorgulanacaktı. Sonra, bununla ilgili hiçbir şey bilmediklerini iddia ettiklerinde, “hatırlayana kadar” dövülecek ya da işkence göreceklerdi. NKVD’nin emri açıktı; eğer tutuklular gördükleri muameleyle ilgili resmi şikayette bulunurlarsa, adamlarına bunları göz ardı etmelerini ve “aynı şevkle devam etmeleri” emredilmişti. İtiraf etmiş sayılmaları için mahkumlardan, diğerlerinin, yani “eş-komplocular”ın isimlerini vermeleri isteniyordu. Bundan sonra döngü tekrar başlayacak, sonuç olarak “casus şebekesi” büyüdükçe büyüyecekti.

İtiraf, soruşturmayı gerçekleştiren NKVD ajanları için de önemli olmuş olmalı. Muhtemelen itirafları sağlamak, eylemlerinin yaşattığından emin olmalarına yardımcı oluyordu: Toplu ve gelişigüzel tutuklama çılgınlığını daha insancıl, en azından yasal hale getiriyordu. “Pantürkistler” ya da başka isimlerle adlandırılan diğer davalarda olduğu gibi, itiraf ayrıca diğerlerinin tutuklanması için gerekli kanıtları da sağlıyordu.

Pantürkizm davasında tutuklananlar adil bir yargılama ve duruşma hakkına sahip olmadıklarını biliyorlardı. NKVD’nin gücünün mutlak olduğunu ve hükümetin isterse onları öldürebileceğini de biliyorlardı. İşlemedikleri bir suçu kabul etmek zorunda kalan bu mahkumlar, verdikleri ifadelerle başka masum insanların da tutuklanmasına sebep oluyorlardı ve bu onların omuzlarındaki yükü daha da arttırıyordu.

Aziz Ubeydullin hakkında 16 Eylül 1938’de verilen karara göre; milli devletlerin SSCB’den silahlı yolla ayrılması için faaliyette bulunmak, büyük Türk-Tatar devletinin kurulması için SSCB’deki diğer Pantürkistlerle iş birliği yapmak ve bunun merkezini Bakü’de kurmak, Özbekistan, Tataristan, Kırım ve Azerbaycan’da örgüte yeni üyeler kazandırmak için mücadele etmek, Azerbaycan petrol tesislerine sabotajda bulunmak, Türk, Alman ve Japon casuslarıyla işbirliği yapmak gibi uydurma suçlar­dan suçlu bulundu ve 16 Eylül 1937 tarihinde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cum­huriyeti ceza kanununun 73, 64, 63-1, 69 ve 70. maddelerine göre kurşuna dizildi.

Eşi Rabia Ubeydullin de 5 yıl çalışma kampıyla cezalandırıldı. Stalin’in ölümünden sonra Rabia Ubeydullin 1955’de eşinin aklanınası için Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Yukarı Sovyeti reisi Voroşilov’a müracaat etti. 16 Mart 1957 tarihinde Aziz Ubeydullin’in suçlu olmadığı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Anayasa Mahkemesi Askeri bölümünden iptal edildi ve suçsuz yere kurşuna dizildiği anlaşıldı. Böylece Aziz Ubeydullin aklanmış oldu.

Aziz Ubeydullin Bakü’de yaşadığı yıllarda Azerbaycan medeniyeti ve ince sanatı ile yakından ilgilenmiştir. Üzeyir Hacıbeyov ve Bülbül ile şahsi münasebetleri vardı. Sık sık ailesi ile operaya gider, Hüseyin Cavid’in sahnelenen tiyatro eserlerini kaçırmazdı. Aziz Ubeydullin için Hüseyin Cavid Azebaycan’ın Şekspir’i idi. Oğlu Selman hatıralarında babasının Azerbaycan ince sanatına çok düşkün olduğunu, kendisine de mugamların derin manalarını öğrettiğini yazmaktadır.

1927-1928 yılları arasında Maarif ve Edebiyat, Azerbaycan’ı Öğrenme Yolu, Devlet Üniversitesinin Haberleri, Azerbaycan Devlet Ünivesitesi’niıı Şark Fakültesinin Haberleri, Azerbaycanııı İktisadi Haberleri isimli dergilerde çok sayıda makalesi yayınlandı. Bu makalelerinden bazıları şunlardır: “Cenubi Kafkazın Müslüman Ülkelerinde Kulculuk Tarihinden”, “Ermeni menbaları Azerbaycanın Moğol
Devri Tarihini Öğrenmek İçin Materyal”, “Azerbaycan’da Han ve Hazine Ekincili­ği”, “Azerbaycan’da XIX. asırda Feodal Sınıfı ve Kentliler”, “Azerbaycan İpekçiliğin Tarihinden”, “XIX. Asırda Azerbaycan’da İmtiyazlı Sınıfların Tertibi Hakkında Malumat”, “Rus Üniversitelerinde İlk Türk Pedagoglar”. Aziz Ubeydullin’in bu makalelerinin bazıları daha sonra müstakil kitap olarak da basılmış olup, ehemmiyetlerini hala muhafaza etmektedir.

Aziz Ubeydullin’in bu eserlerinin yanı sıra dönemin Kazan Muhbiri, Yıldız, Kurultay, Şark Kızı, Biznin Yol gibi çeşitli gazetelerinde, An, Mektep, Maarif (Kazan), Şura (Orenburg), Edebi Parçalar, Maarif ve Edebiyat, Azerbaycan’ı Öğrenme Yolu, Azerbaycan Devlet Üniversitesinin Haberleri, Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nin Şark Fakültesinin Haberleri, Azerbaycan’nın İktisadi Haberleri (Bakü), Maarif ve
Ukituvçi (Semerkand) gibi çeşitli dergilerde tarih, edebiyat, milliyet ve dil meseleleriyle­
alakalı 130 civarında makalesi yayınlanmıştı.

İsmail Türkoğlu. Doç Dr., Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi. XI: Milli Türkoloji Kongresi Bildirileri. 11-13 Kasım 2014. https://www.academia.edu/20079514/Kazan_ve_Bakü_Aras1nda_Bir_Tarihçi_Aziz_Ubeydullin?auto=view&campaign=weekly_digest

Bülent Pakman. Ocak 2016.

Twitter Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com