Batı Trakya

AB ülkesi Yunanistan Batı Trakya Türk Azınlığının etnik kimliğini reddetmekte gerek siyasi gerek sivil toplum örgütleri ve gerekse basın yayın organlarında Müslüman azınlık olarak adlandıriımaktadır. Bu insanların Yunanlı Müslümanlar oldugu iddia edilmektedir. Bu insanlar Yunanlı ise neden ana dillerinin Türkçe olduğu sorusuna ise “onların Osmanlı Devleti politikasıyla dinlerini değiştirdikleri ve esas dillerini unuttukları” gibi garip yanıtlar verilmektedir. Bunun üzerine, Osmanlıların neden sadece Batı Trakya değil de Yunanistan, İstanbul, Ege, On İki Ada, Girit, Kıbrıs gibi eski Osmanlı topraklarındaki Rumların ve de aynı yörede yani Balkanlardaki Bulgar, Romen, Macar, Sırp, Hırvat, Sloven, Makedon gibi halkların dinleri ve dillerini değiştirmediği sorusu ise yanıtsız kalmaktadır. Aynı garip mantığın Müslüman Arnavut, Pomak ve Boşnakların ana dillerinin neden Türkçe olmadığını da açıklaması gerekir.

1985 yılında Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği, 1983 yılında İskeçe Türk Birliği ve 1984 yılında da Gümülcine Türk Gençler Birliği isimlerinde “Türk” kelimesi olması nedeniyle kapatılmıştır. 17 Ocak 2003 tarihli Rodop İstinaf Mahkemesinin 21 Mart 2001 tarihinde kurulan Rodop İli Türk Kadınları Kültür Derneği’nin ismindeki “Türk” kelimesi nedeniyle kurulamayacağı kararı yüzünden bundan sonra Yunanistanda Türk adı taşıyan bir derneğin başvurusunun bile yapılmasına imkan kalmamıştır.

Batı Trakya, Yunanistan’ın en fakir ve en geri kalmış bölgesi olarak bırakılmıştır. Türk azınlık geçimini tarım ve hayvancılıkla sağladığından, toprağa bağlı bir toplumdur. Batı Trakya Türk azınlığının neredeyse % 80′i tarımla uğraşmaktadır. Dolayısıyla halkın tek geçim kaynağı elindeki kısıtlı topraklardır. 1923 yılında Batı Trakya’da toprak mülkiyetinin % 84′ü Türklere ait iken bu oran % 27 ye düşmüştür. 1923 yıllarında Batı Trakya’da Türk Azınlığın nüfusunun büyük bir çoğunluğu zengin ve orta halli tüccar, çiftçi ve esnaf iken artık azınlıkta zengin ve orta halli tüccar kalmamış olup büyük çiftçi hiç yoktur. Batı Trakya Türk topraklarının sürekli kaybının en önemli nedeni kamulaştırma ve göç nedeniyle satılmasıdır. 70′li yıllarda yasanan yoğun göç nedeniyle Batı Trakya Türkleri topraklarını çok düsük fiyatlarla satmak zorunda kalmış ve büyük bir kısmını da kamulaştırma nedeniyle kaybetmiştir. Gümülcine’nin Yahyabeyli, Ambarköy, Kafkasköy ve Vakıf köylerinde 4.000 dönüm ekim alanı Mayıs 1978′de sanayi sitesi yapımı için, yine 1980 yılında Gümülcine’nin kuzeybatı kesiminde Yaka bölgesinde 3.000 dönüm tarla Trakya Dimokritos Üniversitesi için yine aynı civardan 4.300 dönüm de askeri bölge işin kamulaştırılmıştır. Temmuz 1984′te alınan bir kararla “Açık hava cezaevi” yapılacağı gerekçesiyle Şapçı bölgesinde 13.000 dönüm arazinin kamulaştırılması kararı Türkleri harekete geçirmiş, çeşitli eylemler sonucu kamulaştırılma kararı son anda durdurulmuştu.

1955′ten 1998′e kadar Türkiye’ye gelip bir süre sonra Yunanistan’a dönmek isteyen 60 bine yakın  Batı Trakya Türkü sınır kapılarında vatandaşlıktan çıkartıldıklarını ögrenmişler ve Yunanistan’a girmelerine izin verilmemiştir. Bu uygulamaya isnat ettirilen Vatandaşlık Kanununun 19.maddesi iptal edilmiş, ancak geriye dönük olarak uygulanmadığı için bu kişilerin mağduriyeti devam etmiştir.

Batı Trakya’nın doğusundan batısına Bulgaristan sınırını takip eden Batı Trakya’nin üçte birini oluşturan ve içerisindeki 118 köyde 40.000 Türkün yaşadığı ve sadece Türklerin bulunduğu  yaklaşık 20-30 km. genişliğindeki bir alan yasak bölge ilan edilerek bu bölgeye 2000 yılına kadar giriş yasaklanmıştı. Bölgede yaşayan Türkler dışarıya özel izin belgeleri ile çıkabilmekte, dışarıdan ziyaretçiler de ancak izin belgesi ile bölgeye girebilmekteydi. 1995 yılında bölgedeki karakolların kapatılmasiyla yasak kalkmış gibi görünse de yalnızca bölgede yaşayan soydaşlara verilen izin belgeleri ve yollardaki kontrol merkezleri kalkmış yabancıların bölgeye giriş yasağı devam etmişti. 2000 yılı sonlarında Savunma Bakanı Akis Cohacopulos’un bölgeye yaptığı ziyaretin ardından yasak bölge uygulaması tamamen kaldırıldı. Ancak Türklere yıllarca çektirilen izdirap ve tecrit unutulmadı.

Türk azınlık  1913 Atina Muahedenamesi ve 1920 tarih, 2345 sayılı yasaya göre dini kurumlarını kendi özgür iradesiyle oluşturur ve müftülerini seçerdi. 24 Aralık 1990′da çıkartılan bir Cumhurbaskanlığı kararnamesi ile 2345 sayılı yasa yürürlükten kaldırılarak müftüler, valiler tarafından atanırken dini lider veya müftü olarak tanımlanan şahısların Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı tarafından seçilmesini öngören Lozan Anlaşmasının 40.maddesi ihlal edilmiş oldu.  Bugün Gümülcine ve İskeçe Müftülük makamları Yunan yönetimince atanmış kişiler tarafından yönetilmektedir. Batı Trakya Türk Azınlığı Yunan yönetimi tarafından atanan bu müftüleri hiçbir zaman kabullenmeyerek Gümülcine ve  İskeçe’ de kendi seçtiklerini  müftü olarak kabul etmektedir. Ancak bu kişiler müftülük makamını gasp suçlarından mahkeme önüne çıkarılarak cezalandırılmaktadırlar. Halen İskeçe ve Gümülcine’de Türk azınlığın tanıdığı seçilmiş müftüler ile Yunanistan’ın atadığı ve azınlığın tanımadığı atanmış müftüler görev yapmaktadır.

Lozan Anlaşmasının 40. maddesinde Batı Trakya Türk Azınlığının giderlerini kendileri karşılamak üzere, her türlü hayır kurumlarıyla dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dilerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit haklara sahip olmaları öngörülmüş her iki ülkedeki azınlıklara vakıflarını yönetme hakkı verilmiştir. Yunanistan’da 1967′de iktidara gelen Albaylar Cuntası mevcut vakıf yöneticilerini görevden alarak yerlerine atama yaptı. Tarihi Osmanlıya kadar dayanan Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığına sosyal dayanışma ve yardımlaşma sağlayan kurumlar olan vakıfların yönetimi bugün Yunan yönetimi tarafindan atanan kişilerce yürütülmektedir. Batı Trakya Türk Azınlığı bu haksız uygulamaya çeşitli zamanlarda gösteriler yaparak, kınamalar yayınlayarak tepkilerini dile getirmişlerdir. Ocak 1990′da yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde yerel yöneticilere vakıfların idaresi hususunda Batı Trakya Türk Azınlığından daha çok yetki verilmiştir.

Daha önce Batı Trakya Türkleri kendi bağımsız milletvekillerini seçebiliyorlardı. Bunu önlemek için seçim kanunu değiştirilerek genel seçimlere katılacak parti veya bağımsız adayların seçilebilmeleri için ülke çapında % 3 ‘lük baraj getirilmiştir. Bağımsız milletvekillerine de bu barajın uygulanmış olması, azınlığın bağımsız adaylarını Yunan Parlamentosuna gönderebilme şansını sıfırlamıştır. Son seçim sonuçlarına göre bir parti veya bağımsız adayın % 3′lük ülke barajını aşabilmesi için yaklaşık 200.000 oy alması gerekmektedir. Halbuki Batı Trakya Türk azınlık mensuplarının sayısı toplam 150.000′dir. Türk azınlık, kendisi için konan % 3′lük ülke barajıyla bağımsız milletvekili çıkarabilme şansını yitirmiştir.

Batı Trakya’da Türk Azınlığının eğitim hakları sadece Lozan Barış Antlaşmasıyla değil, aynı zamanda 1951 Kültür Anlaşması ve 1968 Protokolleri ile Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan anlaşmalarla da garanti altına alınmıştır. Eğitimcilerin Azınlık çocuklarını kendi dillerinde eğitecek yeterlilik seviyesinde olmayışları, Türkçe ders saatlerinin yetersizliği, ders araç gereçlerinin yetersizliği ve okullarda formasyonlu ögretmen yetersizliği eğitim sorunlarının başında gelmektedir. Bugün, Batı Trakya Türk Azınlığı, Lozan Barış Antlaşmasıyla da garanti altına alınan hiçbir eğitim kurumunu kuramamakta, idare ve kontrol edememektedir. Yine Lozan Barış Antlaşmasına göre; azınlık kendi eğitimcilerini seçme hakkına sahiptir. Ancak, 1968′den sonra Yunan Devleti, medreselerde eğitim görmüş Türk öğrencileri Selanik’te açmış olduğu iki yıllık Pedagoji Akademisi’nde hiç Türkçe eğitim almadan eğiterek, Türk ilkokullarına anlaşmaları ihlal ederek Türkçe eğitim vermek üzere tayin etmektedir. Türk azınlığın Türkiye’deki üniversitelerden mezun azınlık ögretmenlerinin okullarında görev yapması talepleri dikkate alınmamaktadır. Yunanistan’da zorunlu ilkögretim 9 yıl olmasına rağmen, Azınlık çocuklari bu uygulamanın dışında tutulmaktadır.
Lozan’a göre azınlık okullarının kontrolü tamamen Batı Trakya Türk azınlığında olması gerekirken, Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı; öğretmenleri görevlendirme, ders kitaplarını dağıtma, okul binalarını tamir etme gibi birçok konuda kontrolü elinde tutmaktadır.

Sonuç olarak 1920′lerden bu yana uygulanmış olan bu baskılar nedeniyle Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlık bölgeden ayrılmak zorunda kalarak ya Türkiye’ye ya da diğer Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldı. Bugün Batı Trakya’da yaşayan, dış ülkelerde işçi olarak çalışan ve hala vatandaşlığını koruyabilen kişilerle Batı Trakya Türkleri’nin sayıları 600.000′den 150.000′lere düşmüştür. AB sınırları içinde olup biten bütün bunlar AB de gündeme gelmiyor ama nedense İstanbul’daki Rum vakıflarının ihya edilmesi, ruhban okulu açılması, Patrikhaneye ekümeniklik verilmesi ve sur icinde Vatikan benzeri devlet haline getirilmesi böylece Konstantinoplun yeniden ihdası v.b. AB gündeminde.
Ha, bir de bizde güya İnsan Hakları Derneği diye bir şey var. Nedense bazı insanların hakları onları hiç mi hiç ilgilendirmez.

Bülent Pakman. Eylül 2007. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets
Facebook Widgets

Abu Dhabi 2013Bülent Pakman kimdir?  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s