Azerbaycanda Göçmen (Kaçkın) Sorunu

Yüzyılın Dramı… Azerbaycanda Göçmen (Kaçkın) Sorunu

8 milyon nüfusu olan Azerbaycan’da bir milyondan fazla insan diğer bir ifade ile ülkede yaşayan her 8 kişiden birisi göçmen durumundadır. Göçmen nüfusun toplam nüfusa bölümünde ortaya çıkan rakam açısından Azerbaycan dünyanın en çok göçmen barındıran ülkesidir. Azerbaycan topraklarının % 20’si Ermenistan tarafından işgal edilmiştir ve nüfusunun % 13’ü kendi tarihsel yurtları içerisinde göçmen durumundadır.

1828-1830 tarihleri arasında Çarlık Rusya’sının çabaları ile İran’da yaşayan Ermenilerin bir bölümü Azerbaycan’ın Karabağ vilayetinin dağlık bölgelerine göç ettirildi. Ermenilerin Dağlık Karabağ’a göç ettirilmeleri ile başlayan Azeri-Ermeni çatışmalarının neticesinde bir kısım Azeri Türkleri Karabağ’ı terketmek durumunda kaldılar. Ermenilerle yaşadıkları sorunlar yüzünden Azerbaycan Türklerinin tarihte ilk göç hareketleri de böylece başlamış oldu. Ermenilerin “Büyük Ermenistan’ı” kurmak için Azerbaycan Türklerini ilk planlı tehciri 1905-1907 yılları arasında gerçekleşti. Azerbaycan Türkleri daha sonra 1918-20 yıllarında ikinci defa güç tatbik edilerek kendi topraklarından göç ettirildiler.

1920 yılında Güney Kafkasya’nın her üç cumhuriyetinin de (Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan) Sovyet egemenliği altına girmesiyle bölgesel çatışmalara son verilmiş ve bu ülkelerin insanları ortak “Sovyet vatandaşı” kimliği altında karşılıklı iyi ilişkiler içerisinde yaşamaya başlamışlardı. Ancak dönemin Sovyet yönetimine etki edecek siyasi kadrolarda önemli görevler üstlenen Ermeni asıllı “Sovyet” vatandaşları çeşitli bahanelerle Ermenistan’daki Azerbaycan Türklerinin göç ettirilmeleri yönünde yoğun bir çaba içerisine girmiş ve neticesinde “çiftçiliye yatkın oldukları bu yüzden Dağlık Ermenistan’dan, ovalık Azerbaycan’a göç ettirilmeleri ile Azerbaycan Türkleri’nin Sovyet ekonomisine (Muğan ovasında pamuk üreterek) daha fazla katkı sağlayabilecekleri” gibi bir iddia ile SSCB döneminde Ermenistan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri 1948-53 yıllarında “büyük göçe” tabi tutarak yaklaşık 150 bin Azeri tarihi yurtları olan Ermenistan’dan kovulmuştur.

Azerbaycan Türklerinin tarihi yurtları olan İrevan Hanlığı’ndan (bugünkü Ermenistan) ve Dağlık Karabağ bölgesinden 1828 yılından itibaren başlayan tehcir sürecinin son ve halledici halkası 1988-1991 yılları arasında uygulanmaya konuldu. Bu son planlı tehcir ve soykırım politikaları ile Ermenistan, Azerbaycan Türkleri’nden temizlenmiş ve monolit bir yapıya kavuşmuştur.

1985 yılında Mihael Gorbaçov’un Glastnost ve Perestroika politikaları büyük ekonomik ve sosyal sorunlar yaşayan SSCB’de birarada yaşamaya zorlanmış halkların bastırılmış duygularının dışa vurumunu da geciktirmedi. Onlarca değişik milliyeti 15 idari cumhuriyet altında birleştiren SSCB’de, bu cumhuriyetler arasında bulunan değişik sorunlar ve zaman içerisinde küllendirilen ancak söndürülemeyen düşmanlıklar da mevcuttu. SSCB döneminde sorunlu cumhuriyetler arasında karşılıklı ilişkiler yüzeysel anlamda geliştirilse de özellikle Ermenistan sorunları bir türlü unutmak, unutturmak istemiyordu. İçten içe Azerbaycan Türklerine ve Anadolu Türklerine düşmanlık besleyen Ermenistan, Gorbaçov ile başlayan bu yeni dönemin, SSCB’nin dağılmasına doğru giden sürecinde bastırılmış düşmanca duyguların dışa vurumunu şiddet yoluyla gerçekleştirdi. Azerbaycan sınırları içerisinde 1923 yılında oluşturulan ve “Muhtar Cumhuriyet” statüsünde bulunan Dağlık Karabağ’a bağımsızlık istekleri 1987 yılından itibaren Ermeniler tarafından çeşitli platformlarda seslendirilmeye başlandı. Bu çağırışlar çeşitli kesimlerde ve değişik şekillerde meyvesini vermeye başladı ve 1998 yılına gelindiğinde Dağlık Karabağ’da Ermenilerin toprak istekleri silahlı çatışmalara dönüştü.

Ermenistan’ı diğer halklardan ve öncelikle de Azerbaycan Türklerinden temizleyerek monolit bir toplum haline getirmek için 1988 yılından itibaren Dağlık Karabağ’da gelişen olaylara paralel olarak Ermenistan’ın bütün bölgelerinde ve özellikle de Azerbaycan Türkleri’nin sıklıkla meskunlaştığı yerlerde Ermeni önde gelenleri ve komitacıları çeşitli toplantılar düzenleyerek ve Azerbaycan Türkleri’nin “korku” ve “sindirme” politikaları ile kovulması faaliyetleri organize edilmeye başlandı. Bunun için Ermenistan Hükümeti’nden değişik yetkililer Azeri Türkleri’ne yönelik “güvenli yerlere gitmelerini ve herhangi bir olay karşısında kendilerinin korunmasına teminat veremeyeceklerine” dair açıklamalar yaparak korku ve sindirme politikalarının çatısını örmeye başladılar. Ermenistan SSC Parlamentosu’nun 22 Kasım 1998 tarihli gizlioturumunda Ermenistan içerisinde 23 bölgedeki tamamı Azerbaycan Türkleri’nden ibaret 170 yerleşim biriminde ve Azeri ve Ermenilerin karışık yaşadıkları 94 yerleşim biriminden Azerbaycan Türkleri’nin bir hafta içerisinde güç tatbik edilerek tehcir edilmeleri hususunda bir karar alınmış ve bu karar titizlikle uygulanmıştır. Böylece Ermenistan bu ülkede yaşan Azerbaycan Türkleri’ne ve bu arada Müslüman Kürtlere karşı geçen asrın başlarından beri sürdürdüğü planlı tehcir politikasının son halkasını da başlatmış oldu. Başta Ermenistan SSC Parlamentosu’nun Azeri asıllı Ermenistan vatandaşı 13 milletvekili olmak üzere bir çok bürokrat, aydın, öğretmen, öğrenci ve meskun halktan ibaret 243.682 Azerbaycan Türkü bir kaç ay içerisinde Ermenistan arazisindeki tarihi topraklarından kovularak Azerbaycan’a sürülmüşlerdir.

Ermenistan’dan ilk göçmenler 1998 yılı Şubat ortalarında gelmeye başladı. O tarihe kadar böyle bir şeye ihtimal dahi vermeyen ve halen Sovyetler Birliği’ne inanan Azerbaycan Türkleri artık kendi başlarının çaresine bakmaları gerektiğini ve Sovyetlerin bundan sonra varolamayacağını anladılar. Ermenistan’dan kovulan Azeriler büyük bir intikam hırsı içerisinde önce Dağlık Karabağ’a yöneldiler. Ancak dönemin Azerbaycan Devlet Başkanı Vezirov ve Azerbaycan’ın Sovyet yöneticileri buna izin vermeyerek 1988’den başlayarak Ermenistan’dan kovulan yaklaşık 243.682 Azeri Türkü’nün Dağlık Karabağ bölgesinde yerleşmelerine izin vermeyerek bu sorunu daha o zaman çözmek fırsatı elden verilmiş ve Azerbaycan için geri dönülmesi çok zor görünen tarihi bir çözüm fırsatı kaçırılmıştır. Dağlık Karabağ’a sokulmayan göçmenler başta başkent Bakü olmak üzere Sumgayıt ve diğer şehirlere doğru yöneldiler. Bu arada Bakü, ve Sumgayıt gibi şehirlerde yaşayan Ermenilerde Ermenistan’dan kovulan Azerilerin baskılarına maruz kalarak Azerbaycan’ı terk etmek durumunda kaldılar. Böylece her iki toplumda göçmenlerle başlayan karşılıklı gerginlik yerini yavaş yavaş silahlı çatışmalara bıraktı.

1988 yılında silahlı çatışmaya dönüşen Dağlık Karabağ sorunu kısa süre sonra Dağlık Karabağ’ın sınırları dışına taşmış ve cephede kazanılan askeri başarılar Ermenilerin Azerbaycan’ın içlerine kadar sokulmalarına olanak sağlamıştır. Netice itibariyle Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermenistan Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal sırasında 18 binden fazla Azerbaycan vatandaşı öldürülmüş (bu konuda bazı yazarlar her iki taraftan 1988-1994 yılları arasında toplam 35 bin kişinin öldüğünü ifade etmektedirler), 20 binden fazlası yaralanmış, 50 bini sakat olmuş ve 5.101 Azerbaycan Türkü ise kayıp olmuş ve/veya esir edilmiştir. Esir olan Azerbaycan Türklerinin 66’sı çocuklardan ibarettir. Azerbaycan’da aile fertlerinden bir ve/veya birkaçı savaşta öldüğü için 7.737 aile “şehit ailesi” statüsü almıştır. Genelde Azerbaycan nüfusunun 1/3’ü Dağlık Karabağ savaşından doğrudan veya dolaylı olarak zarar görmüştür. Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili olarak ta sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlardan bütün ülke vatandaşları etkilenmektedir.

Ermeni işgali Azerbaycan’ın önemli miktarda ekonomik kaybına da sebep olmuştur. 60 Milyar $ olarak hesaplanan bu ekonomik kayıp ile Azerbaycan’ın bu bölgesinde 7.000’e yakın sanayi, tarım ve diğer müesseseler kapatılmıştır. Bu müesseseler ile ülke ekonomisinde toplam tahıl hasılatının % 24’ü, alkollü içki imalatının % 41’i, patates üretiminin % 46’sı, et üretiminin % 18’i ve süt üretiminin ise % 34’ü karşılanmaktaydı. Yanısıra; bu bölgede bulunan 616 okul, 242 çocuk yuvası, 683 kütüphane, 464’den fazla tarihi eser ve müze, 695 hastane, poliklinik ve sağlık ocağı, Azerbaycanlıların meskunlaştığı 724 şehir, köy ve kasaba işgal edilmiştir. Azerbaycan’ın bu bölgelerinin işgali ile beraber ülkenin ekolojik sistemine önemli miktarda zarar verilmiş, bölgedeki ormanlar tahrip edilmiştir.

Azerbaycan’ın İşgal Edilen Bölgeleri ve İşgal Tarihleri

1988 yılında silahlı çatışmaya dönen Azeri-Ermeni sorunu kısa bir sürede Azerbaycan ve Ermenistan’ın bir bölgesel savaşına dönüşmüş ve Ermenistan silahlı kuvvetleri bu çatışmalar neticesinde 1988 yılından ateşkesin yapıldığı 12 Mayıs 1994 tarihine kadar Dağlık Karabağ’ın tamamı da olmak üzere toplam 890 rayon, köy, kasaba ve yerleşim biriminden ibaret Azerbaycan topraklarının % 20’sini işgal etmiştir. Dağlık Karbağa’da Azerbaycanlılar 2 şehir, 1 kasaba ve 53 köyde meskunlaşmışlardı. Ermenistan silahlı kuvvetleri; 18 Şubat 1992’de Hocavend’i, 25 Şubat 1992’de Hocalı’yı, 26 Şubat 1992’de Şuşa’yı, 18 Mayıs 1992’de Laçin’i, 4 Nisan 1993’de Kelbecer’i, 23 Temmuz 1993’te Ağdam’ı, 24 Ağustos 1993’te Fuzuli, 27 Ekim 1993’te Zengilan’ı, 26 Ağustos 1993’te Cebrayil’i, 31 Ağustos 1993’te Gubadlı’yı işgal etmişlerdir.

İşgal edilen bölgelerden 4.388 km2’lik toprak sahasına sahip Yukarı Karabağ’dan 192.300 kişi, Laçin’den (1.835 km2) 59.500 kişi, Şuşa’dan (970 km2) 29.500 kişi, Kelbecer’den (1.936 km2) 50.500 kişi, Ağdam’dan (1.093 km2) 158.000 kişi, Fuzuli’den (1.386 km2) 100.000, Cebrayil’den (1.059 km2) 51.600 kişi, Gubatlı’dan (802 km2) 30.300 kişi ve Zengilan’dan (707 km2) 33.900 kişi olmak üzere bu yerleşim birimlerinde yaşayan toplam 676.100 kişi yıllarca yaşadıkları ata yurtlarından kovularak Azerbaycan’ın içlerinde çadırlarda yaşamaya mahkum edilmişlerdir.

Hocalı Soykırımı

Diğer yandan işgal edilen bu bölge içerisinde 936 km2’lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kalmış ve kasaba tamamıyla yok edilerek, 613 kişi (63’ü çocuk ve 106’sı kadın) işgence yapılarak öldürülmüş, 487 kişi sakat edilmiş ve 1.275 kasaba sakini ise esir edilmiştir. 8 aileden ise hayatta kalan kimse olmamıştır.

Ahıska (Mesheti) Göçmenleri:

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Stalin’in “tehlikeli halklar” olarak gördüğü milletler içerisinde bulunan Ahıska Türkleri Kasım 1944 yılında Orta Asya’ya sürülmüş ve SSCB’nin son yıllarına kadar bu bölgede yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ancak SSCB’nin dağılması ile başta Özbekistan’ın Fergane Vadisi olmak üzere Orta Asya’dan 1989 yılından itibaren zorunlu göçe tabi tutulan Ahıska Türkleri tarihi yurtları olan Gürcistan’ın Ahıska bölgesine dönmek istemişlerdir. Ancak hem o dönemin aşırı milliyetçi Gürcü yönetimi ve Ahıskalıların göç ettirilmeleri ile bölgede (Ahalkalaki) çoğunluğu ele geçiren Ermenilerin de tepkisiyle Gürcistan Ahıskalıların tarihi vatanlarına dönmelerine izin vermemiştir. Orta Asya’nın Türk Cumhuriyetleri’ndeki evlerinden de kovulan Ahıska Türkleri’ne yine de kucak açan ülke Azerbaycan olmuştur ve 9.463 aileden ibaret toplam 49.239 göçmen Ahıskalıyı Azerbaycan’a kabul etmiştir. Ahıska Türkleri’ni kendi ülkesine kabul eden Azerbaycan bu göçmenleri Bakü, Haçmaz, Nabran, Naftalan, Gebele, Ağcabedi, İmişli, Bilesuvar, Saatlı, Sabirabad, Oğuz ve İsmayıllı bölgelerine yerleştirmiştir.

Azerbaycan yaklaşık 1 milyon civarındaki kendi göçmenlerinin yanısıra Ahıska Türkleri’ne de kendi vatandaşlarına tanıdığı “göçmen” haklarını tanımıştır. Ahıskalılar aradan geçen 10 yılı aşkın süreye rağmen halen kendi yurtlarına dönme çabalarını Azerbaycan’dan sürdürmektedirler. Bir kısım Ahıskalılar ise artık Azerbaycan’ı kendilerine vatan olarak seçmiş ve burada yaşamlarını sürdürmeye karar vermişlerdir.

Diğer Göçmenler

Azerbaycan’ın kendi etnik kökeninden olan mülteciler ve Ahıska Türklerinin yanısıra II. Çeçenistan savaşından sonra bu ülkeden çeçen mülteciler de Azerbaycan’a gelmeye başlamışlardır. Rusya Federasyonu Milli Politikalar ve Göç Bakanlığı verilerine göre Çeçenistan vatandaşlarının 209 bini göçmen durumundadır. Açıklanan bu resmi rakamların çok daha üzerinde olduğu tahmin edilen Çeçen göçmenlerin yine azımsanmayacak bir kısmı ise Azerbaycan’da meskunlaşmaktadır. Diğer yandan Gürcistan’da yaşayan yaklaşık 500 bin civarındaki Azeri ve Karapapah Türkleri’nin bir kısmının Gürcistan’ın bağımsızlık yıllarında (Mayıs 1991) yönetime gelen milliyetçi Zviad Gamsahurdiya yönetiminin baskıları sonucu bu ülkeyi terk ederek Azerbaycan’a göç ettikleri bilinmektedir. Yanısıra Güney Azerbaycan’dan ve de dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan Azerbaycan kökenli insanların uygun koşullar sağlandığı takdirde Azerbaycan’a göç edebilecekleri (çok az bir kısmı gelmiştir) çeşitli vesileler ile dile getirilmektedir. Ancak Azerbaycan için en büyük “gelecek sorunlardan birisi Rusya Federasyonu’nda yaşayan ve 1 ila 2 milyon arasında değişik rakamlarla ifade edilen ve çoğu Rusya Federasyonu vatandaşı olmayan Azerbaycan Türkleri’nin Rusya ile ilişkilerin bozulabileceği bir ortamda bir gün geri gönderilebileceği korkusudur.”

Hassas Gruplar

Geçiş dönemin şartları, ülkedeki ekonomik durum ve savaşın getirdiği ağır şartlar altında ülkede yaşayan bazı hassas guruplar bulunmaktadır. Bunlar arasında en zor durumda olanlar ise göçmen durumundaki kadınlar, sakatlar, kimsesizler ve işsizlerdir. Mecburi göçmen kadınların % 40.7’si 18-19 yaşlarındaki genç kızlardan ibarettir. Göçmenlerin % 35,2’sini oluşturan çocuklar ise ayrıca ele alınması gereken ülke bekası üzerindeki en önemli sorunlardan birisidir. Daha da vahim olanı ülkedeki doğal nüfus artışına paralel olarak göçmen olarak gözlerini dünyaya açan çocukların sayısındaki hızlı artıştır. Diğer yandan ülkedeki her 7 göçmen çocuğundan birisinin anne ve/veya babası savaşta ölmüş veya kaybolmuştur.

Göçmenlerin Demografik Durumu

Azerbaycan toplumunda hem Sovyetler Birliği döneminde ve hem de son dönemde yaşanan göç hareketleri ülke toplumunun demografik yapısını olumsuz etkilemiştir. Bu olumsuz etkileşim ilk aşamada kadın erkek dengesi üzerinde kendisini göstermektedir. Zira toplum genelinde zaten var olan kadınların erkek nüfusa olan oransal dengesizliği (kadınlar % 51.2, erkekler % 48.8) Kaçkınlar ve Mecburi göçmenler arasında daha büyük boyutlara ulaşarak bu oran artarak kadınlarda % 54.2 ulaşmış ve erkeklerde ise bu oran daha da azalarak % 45.8’e gerilemiştir. Kaçkınlar ve Mecburi göçmenler arasında aile reisinin kadınlardan oluştuğu ailelerin sayısında ise toplumun diğer kesimlerine göre de ciddi bir artış bulunmaktadır. Bunun genel göçmen ailelere oranı % 20’lere yaklaşmaktadır. Toplum içerisinde bu tür ailelerin geçim şartları haliyle daha kötü durumdadır. Mecburi göçmenlerin 17 yaşından küçük olanlar nüfus miktarı 196.480’dir. Ayrıca; 126.482 kişi öğrenci, 301.359 kişi çalışabilir nüfus, 196.380 kişi işsizler, 116.554 kişi emekliler, 5.000 kişi yetim çocuklar ve 4.000 kişisi ise kimsesizlerden ibarettir.

Mecburi Göçmenlerin etnik yapısına baktığımızda Azerbaycanlıların 565.408, Rusların 317, Kürtlerin 4.628 ve diğer etnik unsurların ise 131 kişiden ibaret olduğunu görmekteğiz. Bu vesileyle Ermeniler Azerbaycan topraklarını işgal ederken toplum içerisinde bir ayırım yapmadan bütün meskun nüfus bölgeden sürülmüştür.

Azerbaycan Devlet İstatistik Enstitüsü ülkedeki Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin toplam sayısını 1999 yılı istatistiklerine göre 1 milyon kişi olarak vermiştir. Yalnız bu rakam savaş ve işgal edilmiş bölgelere yakın yerleşim birimlerinden göç edenleri de kapsamaktadır. Ülkede resmi kayıttan geçen Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin 1999 yılı rakamlarına göre toplam sayısı 788.800 kişidir. Aynı kaynak Ermenistan’dan göç ettirilenlerin sayısını 192.100, Kazakistan’dan 1.600, Rusya’dan 1.000 ve Özbekistan’dan göç edenleri ise 25.100 olarak vermiştir.

Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin Mevcut Sorunları

Kaçkın ve Mecburi Göçmenler birçok sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu sorunlar barınmadan eğitime kadar birçok alanda değişik şekillerde kendisini göstermektedir. Sorunların çözümünde Kaçkın ve Mecburi Göçmenler arasında bir karşılaştırma yapıldığında Kaçkınların sorunlarının artık geçen yaklaşık 12 yıllık bir süreç içerisinde büyük oranda çözüldüğü ve Mecburi Göçmenlere oranla nisbeten daha iyi şartlar içerisinde bulundukları gözlemlenmektedir.

a) Barınma Sorunları

Mecburi Göçmenler Azerbaycan genelinde daha ziyade 31 şehir ve bölgede sıklıkla meskunlaşmıştır. Azerbaycan yönetimi göçmenleri Bakü dışında diğer bölgelerde meskunlaştırma politikası gütse de bunda pek başarılı olamamıştır. Zira başkent Bakü’nün yaşam ve geçim (iş imkanı) imkanları açısından daha uygun şartlarda bulunması sebebiyle göçmenler bir şekilde başkente yerleşmeye çalışmışlardır. Azerbaycan’ın bütün bölgelerindeki 72 idari bölgeden 57’si arazisinde yerleşen göçmenlerin tahminen % 43’ü şehirlerde, 1/5’i ise sınır bölgelerinde meskunlaştırılmıştır. Şehre yerleşenler daha ziyade okul, yurt, çocuk yuvası, pansiyon gibi devlete ait sosyal binalarda yerleştirilmişlerdir. Sınır bölgelerindekiler ise sosyal binaların yanısıra akraba ve tanıdıklarının yanlarına yerleşmişlerdir. Göçmen (kaçkın ve mecburi köçkün) yerleşim birimlerinin ekseriyetinde temiz su, elektrik, kanalizasyon v.s. gibi altyapı yatırımları yetersiz veya hiç mevcut değildir. Sigma Araştırma Merkezi’nin 1997 yılında yapmış olduğu bir çalışmada göçmenlerin sadece % 7’sinin yaşadıkları yerlerin asgari yaşam standardına uygun olduğu anlaşılmıştır.

Yukarıdaki tabloda resmi rakamlara istinaden göçmenlerin % 32,1’inin Bakü ve Sumgayıt şehirlerinde meskunlaştıkları gösterilmektedir. Ancak bu resmi rakamlar gerçek durumu yansıtmamaktadır. Zira kırsal bölgelerdeki işsizlik ve elverişsiz yaşam koşulları sebebiyle göçmenlerin başkent Bakü ve Sumgayıt şehirlerine yığıldıkları bilinmektedir.

Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin Mevcut İskan Durumu

Yukarıdaki grafikten de anlaşılacağı üzre toplam göçmenlerin yaklaşık 1/3’ü çeşitli şekillerde elde edilen evlerde yaşamaktadırlar. Evlerde yaşayan göçmenlerin ise yaklaşık % 55,6’sı büyük şehirlerde bulunmaktadır. Ermenistan ve Orta Asya’dan (Ahıskalılar) göç ettirilen 47 bin aileye (ki bu rakam toplamKaçkın ailelerin % 95,6’sına tekabbül eder) kalacak ev sağlanmıştır. Bu ailelerden yaklaşık 10 bin Kaçkınikinci defa göçmen durumuna düşmüştür.

Barınma sorunları büyük oranda çözülen Kaçkınlar ve bu sorunları çözülememiş Mecburi Göçmenler aşağıdaki şekilde kategorilere bölünebilirler.

Göçmenlerin yukarıda grafik olarak sunulan meskunlaşma durumları şu şekilde olmuştur: Çadırlarda 15.5.30 aileden ibaret 73.982 kişi, gecekondularda 19.782 aileden ibaret 98.979 kişi, devlete ait konutlarda, çocuk yuvalarında, okullarda ve yurtlarda 43.905 aileden ibaret 175.255 kişi, tatil köyleri ve sanatoryumlarda 5.236 aileden ibaret kişi 20.240, akraba ve tanıdık evlerde 38.926 aileden ibaret 156.420 kişi, başkalarına ait olduğu halde göçmenler tarafından zaptedilmiş evlerde 8.954 aileden ibaret 35.472 kişi, inşaası yarım kalmış binalarda 8.954 aileden ibaret 44.502 kişi, çifliklerde 7.555 aileden ibaret 32.721 kişi, yük vagonlarında 2.076 aileden ibaret 8.859 kişi, yol kenarlarında ve toprakta kazılmış mağaralarda 3.418 aileden ibaret 14.864 kişi.

Yanısıra işgal altında olmamasına rağmen Azerbaycan’ın Ermenistan ile olan sınır bölgeleri sürekli ateş hattında ve aynı zamanda ateş altında olduğu için bu bölgelerdeki insanlar da daha güvenli yerlere gitmek için evlerini terketmek durumunda kalmış ve göçmen durumuna düşmüşlerdir. Toplam 20.678 aileden ibaret 86.386 kişinin bölgelere göre dağılımı şu şekildedir:

Ağstafa: 328 aileden ibaret 1.152 kişi, Ağcabedi: 681 aileden ibaret 3.358 kişi, Gazah: 1.712 aileden ibaret kişi, Gedebey: 87 aileden ibaret 313 kişi, Terter: 1.186 aileden ibaret 4.973 kişi

Ağdam: 5.369 aileden ibaret 20.443 kişi, Fuzuli: 11.119 aileden ibaret 49.967 kişi, Nahçivan Muhtar Cumhuriyeti’nin Sederek Şeheri’nde 103 aileden ibaret 476 kişi ve Şerur şehrinde ise 93 aileden ibaret 273 kişidir.

b) Geçinme Sorunları:

Yapılan araştırmalarda Mecburi Göçmen ailelerinin 2/3’ünün gıda yardımı almalarına rağmen gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Ailelerin ancak % 25’i kendi ihtiyaçlarını bir şekilde karşılayabilmektedirler. Bugün göçmenlerin gelir kaynaklarının en önemlisi olarak, devlet (yardımlar, maaş, emekli aylığı, sosyal güvenlik yardımları) gözükmektedir. Yanısıra; göçmenler tarafından kurulan özel işyerleri, geçici işler ve çeşitli kurumlardan alınan küçük krediler gelmektedir. Kredi kurumları içerisinde bankalar bulunmamaktadır.

Halihazırda Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin gelir kaynakları arasında Sivil Toplum Kuruluşları’nca ve bazı devletlerce yapılan insani yardımlar önemli bir yer tutmaktadır.

Kaçkın ve Mecburi Göçmenler Azerbaycan toplumu içerisinde yoksul kesimin en alt tabakasında bulunmaktadırlar. Toplumun bu kesimindeki mevcut yoksulluk Azerbaycan toplumunda bazı sosyal erezyonlara da sebep olmaktadır. Özellikle göçmen ailelerde genç nüfus arasında ciddi bir tehlike olarak ortaya çıkan bu durum klasik Azerbaycan ailesinin gelecek yapılanması üzerinde ciddi sorunlara yol açabilecek niteliktedir.

c)  İşsizlik Sorunları

Göçmenlerin geçim sorunları ile de direkt ilgili olan bu sorun göçmenlerin zor yaşam koşullarında sıklıkla karşılaştıkları bir sorundur. Göçmenlerin % 49,7’sini çalışabilir işgücüne sahip nüfus oluşturmaktadır ki, bu nüfus içerisinde işsizlik çok yüksek boyutlardadır. Göçmenler arasında çalışabilir nüfusun ancak % 33,9’u iş bulabilmiştir. Çalışabilir nüfusun büyük bir kesimini (% 34,2) tarım sahasında, % 6,6’sı eğitim, % 5,4’ü sağlık ve % 4,9’u ise inşaat sahasında çalışabilir nüfustur. Çalışabilir nüfusun 1/3’ü ise vasıfsız işgücü statüsündedir.

Sigma Araştırma Merkezi’nin 1997 yılında Kaçkınlar ve Mecburi Göçmenler arsasında yapmış olduğu bir kamuoyu yoklamasında göçmenlerin % 92.5’inin en az bir yıldır iş aradıkları ortaya çıkmıştır. Zor yaşam şartları altında bulunan Göçmenler için işsizlik en önemli sorunlar arasındadır. Kamuoyu yoklamasına katılan göçmen ailelerin % 7.3’ünün aile reisleri başka bir yerde çalıştıkları için ailesinden ayrı yaşamaktadır.

Göçmenlerin büyük bir kısmı (% 41) daha önce tarım sahasında çalışmışlardır, bu sebeple de bunların çoğunun yaşadığı büyük şehirlerde kendi yeteneklerine göre iş bulabilmeleri son derece güç olmaktadır. Göçmenler arasındaki işsizliğin yüksek seviyede olması onların bir kısmının diğer yollara (yasa dışı) sapmasına da sebep olmaktadır.

d)  Eğitim Sorunları

Göçmenlerin geri dönme süreleri uzadıkça bunlar için yeni sorunlar da ortaya çıkmaktadır. Zira yaklaşık 10 yıldır göçmen durumunda yaşayan bu göçmenler yaşamın doğal süreci içerisinde hem bir taraftan ölümler sebebiyle nüfusun bu kesiminde nisbi bir azalma söz konusu iken diğer yandan yeni doğumlar sayesinde göçmen nüfusuna yeni üyeler de katılmaktadır. Göçmen olarak doğan bu çocukların geçinme, barınma gibi diğer sorunlarının yanısıra hem de eğitim sorunları gündeme gelmektedir. Azerbaycan yetkilileri bu sorunu çözmek için ülkede faaliyet gösteren yaklaşık 4.600 okuldan 707’sini göçmenlere ayırmıştır. Bu okullarda yaklaşık 100 bine yakın göçmen çocuğu eğitim ve öğretim görmektedir. Bu okulların bir kısmı çadır şehirlerinde bulunmaktadır. Mevcut okul ve bina sıkıntısı bu okullarda ikinci ve hatta üçüncü eğitimi zorunlu hale getirmiştir ve öğrencilerin % 35’i ikinci ve üçüncü eğitimde okumaktadırlar. Göçmenlerin eğitim sorunları sadece okul binalarından ibaret değildir. Yanısıra okul binalarının kanalizasyon, su ve elektrik gibi altyapı yetersizlikleri, dersliklerin ve okul araç-gereçlerinin eksikliği de önemli sorunlar arasındadır. Birçok bölgede okul binası eksikliği yüzünden eğitim faaliyetleri çadır ve vagon okullarda sürdürülmeye çalışılmaktadır. Diğer yandan büyük maddi ve manevi baskılar altında ezilen göçmen çocukları çeşitli sebepler yüzünden düzenli olarak okula gidememektedirler. Okul binası sorununun ön plana çıkmasındaki en önemli sebeplerden biriside mevcut okullarda göçmenlerin meskunlaşmasıdır. Toplam 52,900 göçmen okul binalarında yaşamaktadırlar. Göçmenler içerisinde ki eğitimcilerin ancak 20 bin kadarına iş bulunabilmiş geri kalan 5 bin eğitimci ve 2,500 öğretmen işsiz durumdadır.

e)   Sağlık Sorunları

Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin en önemli sorunlarından birisi de sağlık sorunlarıdır. Su, elektrik ve kanalizasyon gibi altyapı yatırımlarından yoksun olarak oldukça kötü şartlar altında yaşamlarını sürdürmek durumunda kalan Kaçkın ve Mecburi Göçmenler kötü yaşam koşulları, sağlık kurumları ve ilaç eksikliği, yetersiz beslenme ve özellikle de temiz içme suyu yokluğu sebebiyle sıkça enfeksiyonel salgın hastalıklara yakalanmaktadırlar. Yetersiz beslenme özellikle de çocuklar için ciddi bir tehlike olmaya devam etmektedir. Göçmen çocukların yaklaşık % 35’i yetersiz beslenme sebebiyle başta anemi olmak üzere bir çok hastalığa yakalanmışlardır.

Sağlık Bakanlığı ve çeşitli uluslararası yardım kuruluşları (Türk Kızılayı da dahil) kurmuş oldukları “çadır şehirciklerinde” çadır sağlık birimleri de oluşturmuş olmalarına rağmen bütün bunlar yeterli olmamakta ve göçmenler ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bulunmaktadırlar. Kaçkın ve Mecburi Göçmenler arasında var olan fiziki hastalıkların yanısıra savaşın ve kötü yaşam koşullarının getirdiği önemli oranda psikolojik rahatsızlıklar da mevcuttur.

Göçmenler için bir diğer sorunda çocuk ölümlerinin ve özellikle de 50 yaşın üzerindeki insanlar arasındaki ölüm oranlarının artmasıdır. Göçmenlerin büyük bir kısmının önceki dönemde yaşamlarını sürdürdükleri yayla ve köy ortamından büyük şehir ve kasabalarda çok zor şartlar altında yaşamak durumunda kalmışlardır. Göçmenlerin hem çeşitli sosyal ve psikolojik baskılar altında olmaları ve hem de alışamadıkları bu yeni şartlar içerisinde özellikle de belirli bir yaşın üzerinde olanları kısa süre içerisinde yaşamlarını kaybetmeye başlamışlardır.

f)  Can Güvenliği Sorunları

Geri planda kalmış olmanın, unutulmuşluk ve ihmal edilmişlik hissiyatı içinde bulunan bu insanlar hem Bakü halkına hem de yerleştirildikleri bölgenin halkına karşı tavırlar almaya başladılar. Şüphesiz bir işle geçimini temin edemeyen, hala çok zor şartlar altında yaşam mücadelesi veren Kaçkın ve Mecburi Göçmenler Azerbaycan’a sosyal-iktisadi yönden ek bir külfet getirmiştir. Çok sayıda Kaçkın ve Mecburi Göçmenin yaşadığı şehir merkezlerinde istenmeyen bazı olayların meydana gelmesi doğaldır. Kapıları kırılarak işgal edilen evler, hırsızlık, ahlaki buhran, dilencilik vb. gibi toplumsal olayların sayısında gözle görülen bir artış vardır. Devlet bu konuda çalışmalar yaparak insanların can ve mal güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır.

Kurumsal Altyapı

Azerbaycan’da göçmenlerin sorunları ile ilgilenen “Dövletgaçgınkom” Devlet Göçmen Sorunları Genel Müdürlüğü bulunmaktadır. Bu kurumun 1995 yılı bütçesi 50,6 Miyar 1998’de 60 milyar Manat, 1999’da 110 milyar Manat ve 2000 yılında ise 148 milyar Manat olmuştur. Bu rakkam 2001 yılı bütcesi için 189,5 Milyar Manat olarak planlanmıştır. Ayrıca diğer ilgili bakanlıklar ve kurumlar göçmenlerle ilgili olarak kendi içlerinde ya yeni birim oluşturmuş veya kurumsal koordineye gitmiştir.

Göçmenlerle ilgili Hukuki Durum

Azerbaycan Devlet Başkanı 18 Ekim 1997 tarihinde “1948-1953 Yıllarında Azerbaycanlıların Ermenistan SSC Arazisindeki Tarihi-Etnik Topraklarından Toplu Şekilde Tehcir Edilmesine Dair” Fermanı imzalayarak bu durumu Azerbaycan Hükümeti nezdinde resmileştirmiş ve ayrıca “Göçmenler ve Mecburi Göçmenlerin Statüsü Hakkında” ve diğer ilgili kanunlar ile de göçmenlere devlet tarafından bir statü verilmiştir. 1995-2000 yılları arasında göçmenler ile ilgili Azerbaycan Devlet Başkanı’nın 15 Fermanı ve Azerbaycan Parlamentosu’nun ise 12 kanun çıkarmıştır. Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan kararnameler de eklendiğinde toplam 110 adet ferman, kanun ve kararname çıkarılmıştır. Göçmenlere verilen “Göçmen” statüsü ise daha savaşın ilk yıllarına rastlayan 29 Eylül 1992 tarihidir.

6 Ekim 1999 tarihinde Azerbaycan Devlet Başkanı’nın imzaladığı bir ferman ile mecburi göçmenlerin devletten aldığı aylık yardım yemek masrafı 1998 yılına göre 3 defa artırılarak 2000 yılında 20 bin Manat’a çıkarılmıştır.

Azerbaycan’ın Göçmen Politikası

Azerbaycan Devlet Başkanı’nın “…işgal edilmiş bütün rayonlardan kovulmuş, şimdi kaçkın ve göçmen durumunda yaşayan vatandaşların sorunları bizim için ve şahsen benim için bir numaralı sorundur” diyerek göçmenlere Azerbaycan devletinin verdiği önemi belirtmiştir. Azerbaycan göçmen sorunlarını 17 Eylül 1998 yılında kabul ettiği “Kaçkınların ve Mecburi Göçmenlerin Sorunlarının Halli Üzere Devlet Programı” ile bu konudaki politikasını “devlet programı” şeklinde hayata geçirmeye çalışılmıştır. Bu programa göre;

– Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin bir kısmı işgalden kurtarılmış rayonlarda, tarımsal koşulların uygun olduğu ve diğer iş imkanları geniş olan rayonlarda yeni “Göçmen Kasabalar”ın yapılarak Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin bu kasabalara yerleştirilmesi;

– Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin hali hazırda yaşadıkları yerlerde fiziksel ve sosyal altyapı sorunları çözülerek işyeri imkanlarının açılması ve bu sayede Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin durumlarında iyileştirmelerin yapılmasına çalışılmıştır.

Ancak 2000 yılına kadar yapılması düşünülen iki yıllık bu program maalesef başarılı bir uygulama imkanı bulamamıştır.

Azerbaycan’da 2000 yılına kadar göçmenlerle ilgili uygulanan devlet politikası göçmenlerin işgal edilmiş bölgelere yakın yerlerde ve geçici barınaklarda yaşamlarını sürdürmeleri ve işgal edilmiş toprakların işgalden kurtarılmasının ardınca kendi evlerine dönüşlerini kolayca sağlamak için yerleşik düzene izin verilmemiştir. İşgalin uzun sürmeyeceği varsayımından hareket eden bu görüşün 2000 yılına gelindiğinde geçerliliğini artık daha fazla devam ettiremeyeceği anlaşılmıştır. Zira hem işgalin ne zaman sona ereceği hususunda ortada netleşmiş bir tarih mevcut değildir ve hem de bu şekildeki iskan politikası ile göçmenler oldukça ağır şartlarda yaşamlarını sürdürmekteydiler. Bu tarihten itibaren göçmenlerin u-yeni kurulacak belirli “Göçmen kasabalarında” yerleştirilmeleri planlanmaktadır.

Göçmenlere Yardım Eden Ulusal ve Uluslararası Kuruluşlar

Göçmen sorunları ile ilgilenen yaklaşık 40 uluslararası “Sivil Toplum Kuruluşları” (STK) 1992-2000 yılları arasında Azerbaycan’da yaklaşık 350 milyon $’lık bir harcama yapmışlardır. 1992 yılından itibaren aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerle beraber yerel ve uluslararası insani yardım kuruluşları Azerbaycan’daki göçmenlere yardım etmeye başlamışlardır.

Ancak uluslararası yardımların kuruluşları ve devletlerin Azerbaycan’a yeterince ve adil bir yardım yaptıklarını söylemek güçtür. The Washington Post gazetesinde çıkan bir değerlendirme yazısında bu durum açıkça gözler önüne serilmiştir. ABD (ülkelerdeki demokratikleşme v.s gibi kriterlere göre) dış yardımlarını alan ülkeler sıralamasında GSYİH’ye (GDP) göre Ermenistan dünyada İsrail’den sonra ikinci sıradadır. Halbuki Güney Kafkasya’da nüfus açısından en kalabalık ve en fazla göçmen nüfusu barındıran ülke Azerbaycan’dır. Demokratikleşme açısından ise Azerbaycan ile Ermenistan arasında da ciddi bir farklılık bulunmamaktadır.

Yukarıdaki tablodan da görüleceği üzere Azerbaycan topraklarının % 20’sini işgal eden, 1 milyon insanı göçmen durumuna düşüren Ermenistan adeta ödüllendirilmiş Azerbaycan ise bütün bunların yanısıra ABD Kongresinin 907 nolu yaptırım kararıyla cezalandırılmıştır.

Diğer taraftan uluslararası kurumlardan ve ülkelerden alınan yardımların bir kısmının göçmenlere ulaşmadığı ve pazarlarda satıldığı, paylaşımın adil yapılmadığı, bazı yerel yöneticilerin göçmen nüfusunu bilerek fazla gösterip aradaki farkı kendisinin aldığı v.s. gibi iddialar Azerbaycan’ın gündeminden hiç eksik olmamıştır. Hatta bu konuda çeşitli suçlamalarla bazı yöneticilerin mahkumiyet aldıkları da bilinmektedir.

Değerlendirme:

1988 yılından itibaren göçmen olarak yaşayan yaklaşık 1 milyon Azerbaycan Türkü çok ağır şartlar altında yaşamlarını sürdürmektedirler. Çeşitli ülkeler ile yerel ve uluslararası yardım kuruluşlarından alınan yardımlar ile yaşamlarını sürdürmeye çalışan göçmenlerin geleceğe umutla bakabilmeleri için ortada ne Azerbaycan devleti ve ne de bölgesel ve uluslararası güçler tarafından atılmış somut hiç bir adım bulunmamaktadır. Azerbaycan’ın ve haliyle göçmenlerin en büyük umutları Türkiye’dir. Ancak ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik şartlar Türkiye’nin Azerbaycan göçmenleri ile yeterince ilgilenmelerine olanak tanımamaktadır. Ancak mevcut şartların içerisinde de yapılabileceklerin en iyisinin yapıldığını söylemekte pek mümkün değildir. Diğer yandan Türkiye kamuoyu da yanıbaşımızda kardeşimiz olan 1 milyon göçmene gerekli ilgiyi göstermemiştir. Bunun bir çok geçerli sebebi olmasının yanısıra en önemli sebeplerden birisi de kamuoyumuzda bu konunun yeterince bilinmemesidir.

Azerbaycan bağımsızlığın ilk yıllarını sancılı geçirmiş birçok dış tehdit, iç istikrarsızlık ve ekonomik zorluklarla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Ancak bağımsızlıktan artık on yıl geçmiştir ve ülke özellikle yapmış olduğu petrol ve doğal gaz anlaşmaları ile ekonomik sorunlarını çözme yoluna girmiştir. Azerbaycan halkının sıradan kesimleri gibi göçmenler de umutlarını petrolden gelecek olan gelire bağlamışlardır. Zira yaşanan bu umutlarda petrol geliri ile hem güçlü bir ordu kurularak topraklar işgalden kurtarılacak ve hem de göçmenlere olan devlet yardımı artacaktır.

Kaçkınların ve Mecburi Göçmenlerin evlerine dönebilme umutları her geçen zaman içerisinde biraz daha azalırken artık 10 yılı çoktan aşmış olan bu zaman dilimi içerisinde bu göçmenlere yardım eden yerel ve uluslararası yardım kuruluşlarının da sayısında giderek bir azalma görülmektedir.

Azerbaycan halkının her ferdi gibi göçmenlerin de en büyük dileği Ermenistan tarafından işgal edilmiş topraklarının kendilerine verilmesi ve en temel haklardan olan kendi evlerinde ve kendi yurtlarında yaşamak haklarının geri iade edilmesidir.

Dış yardımların giderek azaldığı ve içeride ise giderek umutların tükendiği bir ortamda yüzyılın dramınıyaşayan Azerbaycan Türkleri’ne yardım elini uzatmak Azerbaycan hükümetinin vatandaşlarına olan tabii vazifesi, uluslararası kurumların insanlık adına olan borcu ve Türk insanının ise bir kardeşlik görevidir. Azeri göçmenler ise herkesten ve fakat özellikle de Türk kamuoyundan bu borcun ödenmesini beklemektedirler.

Not: 18 Aralık Dünya Göçmen Günü münasebeti ile 2003 yılında yazılmış ve TÜRKSAM Web sitesinde yayınlanmış makale güncelliğini halen koruması dolayısıyla yeniden yayınlanmaktadır. Dr. Sinan OĞAN http://www.newsaze.com/dr_sinan_ogan_yuzyilin_drami_azerbaycanda_gocmen_kackin_sorunu-l-1-sayfa_id-676-y-120-id2-7000-f-b3ecbd88df4a4e7e5b20541bf20a9fb0

No
Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin Kategorileri
Sayı
Toplam
içindeki %
A
İşgalden kurtarılmış rayonlarda önceki yaşadıkları yerlere dönen göçmenler (Nahçivan, Ağdam, Akstafa, Ağcabedi, Gedebey, Fuzuli)
80.044
9,93
B
Çadırlarda, barakalarda, tren vagonlarında, toprak mağaralarda, inşaatlarda ve diğer yerlerde meskunlaşanlar
118.997
14,77
C
Kaçkın ve Mecburi Göçmenlerin sıkça meskunlaştıkları Rayonlarda (Abşeron, Ağdam, Ağcabedi, Beylegan, Bilesuvar, Berde, İmişli, Yevlak, Geranboy, Saatlı, Sabirabad, Terter, Fuzuli, Hanlar, Şemkir)
357.125
44,32
D
Bakü şehrinde yaşayanlar; Bunlardan:
Sosyal binalarda
İnşaatlarda
Özel ve devlet evlerinde
226.388
62.545
404
163.389
28,09
7,76
0,05

Bülent Pakman. Kasım 2015. Bloğumdaki yazılar izinsiz ve aktif link verilmeden yayımlanamaz, alıntı yapılamaz.

Azerbaycan’da Kimlik ve Dil

YANLIŞ: Türkiye’de Azerbaycan Türklerine “Azeri” konuştukları dile de “Azerice” denmektedir.  Azerbaycan resmi politikasında bu tanımlar  “Azerbaycan Halkı”, “Azerbaycanlı” ve “Azerbaycan’ca”, “Azerbaycan Dili” şeklindedir. Bunlar külliyen yanlıştır.

Bir: Azerbaycan bir coğrafya ismidir, millet değil, Ayrıca soyu bilinen, kendine has dili olan halklar coğrafi adlarla kimliklendirilemezler. 
İki: Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Azeri sözcüğü, ilk defa olarak, tarihin en azılı Türk düşmanı Stalin, daha sonra ise hasta beyinli İran-Fars şovenistleri tarafından, Azerbaycanlıların Türklük şuurunu yok etmek, unutturmak için uydurulan sahte bir kimliktir. Eğer Ruslar, Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Allah korusun Anadolu ya hakim olsalardı, orada da benzeri şekilde Egeli, Karadenizli ve İzmirli diye uyduruk milletler ve kimlikle yaratmaya çalışırlardı.

DOĞRU:  “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi”.

alternatif link

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarında daha çok o şekilde bulunabilmesindendir.

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur.  Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan herşeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir.  Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir. 

Başka yerlerde bana ait olarak gösterilen yazılarla ilgim yoktur. Yazılarım sadece buradadır.

Twitter Widgets

 Şahdağ Azerbaycan 2013

Şahdağ Azerbaycan 2013

Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video kanalları/arşivi:

Bülent Pakman youtube video kanalı 1

Bülent Pakman youtube video kanalı 2

Bülent Pakman dailymotion video kanalı

Azerbaycan coğrafyası ve Azerbaycan Türkleri aşağıdaki günlüklerde anlatılmaktadır. Okumak için lütfen tıklayın:

Parçalanan Azerbaycan

Kuzey Azerbaycan