Kudüs 1992

1992 Ekim ayında eşimle Hapoel Jerusalem-TED Ankara Kolejliler Koraç kupası erkek basketbol maçı için Kolejliler kafilesi ile birlikte İsrail’e gidiyoruz. Maçın hikayesini, izlenimlerimi ve fotoğraflarını ayrı sayfada bulabilirsiniz BAKINIZ: http://wp.me/PAexV-wo

İsrail vizemiz ayrı bir kağıt üzerine yazılı olarak alınıyor. Pasaporta işlenmiyor zira işlense o pasaportla bir daha Arap ülkelerine giremiyorsunuz. İstanbul havalanında tüm kafile özel güvenlik elemanları tarafından sıkı sorguya alınıyor. Yakın zamanda size paket veren oldu mu gibi sorular. Tel Aviv havalanına iniyoruz. Pasaportumuz damgalanmıyor, vize kağıdı damgalanıyor. Böylece Arap ambargosu işe yaramaz hale getiriliyor. Yine aynı güvenlik soruları ile karşılaşıyor ve sonunda Hapoelin tahsis ettiği klimalı otobüse binebiliyoruz. Tel Aviv-Kudüs yolunda hep duyduğumuz İsrail mucizesini görüyoruz. Hani İsrailliler çölü orman yaptı derler ya, aynen yol boyu çölde orman oluşturulmuş. Tel Aviv’de  ve yollarda dikkatimizi çeken bolca check pointler ve yine bolca kız askerler. Yahudi ırkı genelde güzel bir ırk değil ama genç  asker kızlar aksine çok güzeller. Nasıl oluyor anlamıyoruz.

Sheraton önünde

Hapoel’in bize ayırttığı Sheraton oteline yerleşiyoruz. Adı Sheraton ama o kadar ahım şahım bir yer değil. Resepsiyonda “Bu otel dini kurallara uyar” diye kocaman bir yazı var. Meğer bu yazı olmayan otellerde dindar Yahudiler kalmıyormuş. Odada gardropun içinde timerli  yani zaman ayarlı bir elektrik saati görüyorum. Yıllar önce 1975 de İngiltere’de kaldığım evde benzer saat vardı. Para atmazsam elektrik kesilirdi. Acaba öyle bir şey mi diye düşünüyorum. Sonra da “yok yahu olur mu böyle bir otelde kalırken bir de elektrik parası mı vereceğiz, herhalde eskiden kalma olsa gerek” diyorum.

Otel yanındaki market

Otel çarşıya yakın olsa da alınabilecek sadece el işi gümüş hediyelikler var. Özellikle

Menorah

Menorah dedikleri ünlü sekiz kollu Yahudi şamdanları ya da benzer gümüş elişleri gerçekten çok kaliteli.

Ben yandaki marketten içki koleksiyonum için “Arak” alıyorum.

Hapoel idarecileri öğleden sonra gelip bizi arabayla gezdiriyorlar. Dikkatimizi çeken hepsi aynı semtte oturan Haşidler (Hashid) oluyor.

Haşidler

Yani bağnaz, dinci Yahudi takımı. Erkeklerin uzun sakalları, örülmüş uzun saçları, ayaklarına kadar inen siyah cüppeleri, başlarında özel siyah şapkaları var.  Rus göçmeni Yahudiler kalpak benzeri ancak daha geniş çaplı ve daha basık acayip bir şapka giyiyorlar, kimilerinde de bizim mezuniyet törenlerinde giydiğimiz kepe benzer şapkalar var.

Haşid ailesi

Kadınlar da kapalı, çoraplı, başları örtülü ya da saçları düz toplanmış. Belli ki İslam dünyasında örtünme bunlardan kopya edilmiş. Haşidler dünyanın en yobaz ve bağnaz insanlarından sayılırlar. Dindar oluşları nedeniyle askere gitmiyorlar zira gitseler ibadetleri aksayacakmış. Devlet onlara bir şey yapamıyor, dokunulmazlıkları var. Aşırı dinci partiler hükümet kurma ve icraatında her zaman kilit rol oynuyorlar.

Kippalı

Kippa giyenler ise sadece dini icaplara uyduklarını göstermek amacındalar, genelde bağnaz değildirler. Müslümanların takkesi de kippadan kopya. Zaten İslamda bir çok şey İsrailiyat denilen yahudi adetlerinden geçmiş. Örneğin recm, yani taşlama, Kuran okurken sallanma, tesbih, kadınların örtünmesi, sünnet, cüppe, takke vb.

Seyir tepesi – Observation Plaza

Daha sonra bizi Gerald Halbert Park ve Observation Plaza yani seyir tepesine götürüyorlar. Oradan Kudüs’ün bir bölümünü ve deniz seviyesinin altıda olan Ölü denizi çok uzaktan görüyoruz. Eski Kudüs ve dışında kalan Rus ortodoks Mary Magdalena Kilisesi dikkat çekiyor.

Rus ortodoks kilisesi

Doğu Kudüs yani 1967 de İsrail’in işgal ettiği Arap kesiminin çok fakir olduğu göze çarpıyor. Batı Kudüs’ün tam tersi. Bir tek ağaç yok. Arazi taşlık. Simsiyah yağda Falafil (nohut köftesi) pişiren Arap lokantaları var. Mahallenin epey kenarından kıyısından geçiyoruz. Bizi gezdirenler fazla içeri giremiyorlar, Arap çocuklar taş atar diye korkuyorlar. İsrail’in buraya yatırım yapmadığı açıkça belli oluyor.

Eski Kudüs ve Kubbet-üs Sahra

Otele dönüyoruz. Balkondan Old City yani Eski Kudüs görünüyor. Burası 3 din tarafından çok kutsal kabul edilen bir mekan. Yeryüzünde bu açıdan bir eşi daha yok. Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı surlarla çevrilmiş. Ondan önce Tapınak Şövalyelerince yönetilen Latin Krallığının surları varmış ama Selahaddin Eyyubi hepsini yıkmış. Esas Kudüs orası. Çok merak ettiğimiz için eşim Dilek’le yemek saatine kadar gidip gelelim diyoruz. Surlardan dolayı sadece kapılardan girilebiliyor, kapı sayısı da fazla değil. Güney tarafından giriyoruz.

Ağlama Duvarı

Ancak akşam olduğundan sadece Ağlama Duvarını görebiliyoruz. Ağlama duvarı ilk olarak Hz. Süleyman’ın inşa ettiği tapınaktan kalan yegane yapı. Tapınağın Batı Duvarı imiş. Tapınağı önce Babil’liler yıkmış, sonra Yahudiler tekrar inşa etmiş ama onu da Romalılar yıkmış ve sadece bu duvar kalmış. Yahudiler bu duvar önünde ibadet ederek, Kudüs’ün yakılıp yıkılışını, esir olarak Romalılar tarafından başka ülkelere sürülüşlerini hatırlıyor, hatıralarını tazeleyip, kinlerini biliyor, mabedi yeniden inşa edip Tevrat’da yazılı olan Nil’den Fırat’a kadar uzanan Siyonist hâkimiyetini kurmak hayali içinde dua ve gözyaşı ile inançlarını sürdürüyorlar. Bu duvar önünde ibadet edebilmek isteği Yahudilerdeki milli ve dini şuuru yüzyıllarca ayakta tutmuş ve 67 savaşının en önemli ve öncelikli hedefini teşkil etmiştir.

Hava kararıyor, akşam yemeği topluca yeneceği için hemen geri dönüyoruz. Ama az da olsa gördüklerimizden çok etkileniyoruz. Ertesi sabah kahvaltıdan sonra ilk iş olarak tekrar gitmeye karar veriyoruz.

Ertesi gün kahvaltıya iniyoruz. Ancak hem yazılı hem de sözlü olarak uyarılıyoruz. “Sakın sütlü ürünlerle etli ürünleri aynı tabağa koymayın, bunlar için ayrı çatal, bıçak ve kaşık kullanın” diye. Örneğin, sosisle kaşar hem aynı tabağa konmayacak hem de ayrı çatal, bıçak, kaşıkla yenecek. Bunun nedenini sonra öğreniyoruz. Yahudiler etli ile sütlü gıdaları aynı anda yemiyor, aynı kaplarda pişirmiyorlar.  Hafif sütlü gıdaları yerlerse ağızlarını çalkalamadan, masa örtüsü kap kacağı değiştirmeden etli yiyecek yemiyorlar, bunun tersini ise kesinlikle yapmıyorlar, yani önce etli sonra sütlü hiç bir şekilde yemiyorlar. Etli bir yiyecek yenildikten sonra, Sefaradlar 6 saat Aşkenaziler 3 saat geçmeden sütlü bir yiyecek veya türevi yemiyorlar.  Etli yiyecekleri pişirdikleri kaplar ve sütlü yiyecekleri pişirdikleri kaplar, tabaklar, kaşık ve çatallar ayrı oluyor. Nedeni, yavru olan kuzunun eti yenilirken annesinin sütü de aynı anda tüketilmiş gibi olurmuş ve bu durumun gaddarca olduğu kabul ediliyor. Bu yüzden, İsrail’deki Mc Donalds’larda milkshake ve cheeseburger satılmaz. Müslümanlarda sadece “halal meat” yani helal et denilen domuz eti olmayan ve kanı akıtılarak kesilen hayvan etine karşılık Yahudilerin sayısız kurallara tabi Koşer dedikleri gıda ve yiyecek kuralları bulunmaktadır. Örneğin midye, kalamar, karides gibi birçok deniz hayvanı Koşere uygun değildir ve Yahudilerce yenmez.

Sheraton Yemek Salonu

Sonuçta kahvaltı kahvaltıdan başka her şeye benziyor. Balık et sınıfına girmediği için büfeye sabah sabah bolca balık, herhalde yemeyelim diye de salçalı  nohutlu bir et yemeği konulmuş.

Neyse bir şeyler yiyip eski Kudüs’e gidiyoruz. Ancak görecek o kadar yer var ki? Her yer tarih. Tepe üzerinde olduğundan sokaklarda sıkça merdivenler yer alıyor.

Kudüs Eski Şehir

Şehir müslüman, hıristiyan ve yahudi kesimleri olmak üzere üçe ayrılmış olarak bilinse de, Ermenilerin kesimi ayrı olduğundan kesim sayısı aslında dört. Yahudiler sadece kendi eski kesimlerinde kalmayıp müslümanların evlerini de satın alarak genişlemeye başlamışlar. Böyleleri pencerelerine İsrail bayrağı asarak müslüman olmadıklarını belli ediyorlar.

Sokak kahvesi

Müslüman kesimi yine en fakiri. Bolca baharatçı dükkanları olan Suk’uyla (çarşısıyla) kendini belli ediyor. Yahudiler ise evlerini yeniden yapmışlar hemen belli oluyor. Her ne kadar kesimler ayrılmışsa da gezerken nerede karşınıza bir tarihi Osmanlı Camisinin ya da kilisenin çıkacağı belli olmuyor. Hıristiyanlar için en kutsal yapı Kıyamet Kilisesi dediğimiz Holy Sepulchre. Hz. İsa’nın burada can verdiği ve buraya gömüldüğüne inanılıyor. Ben Hz. İsa’nın öldüğüne bile inanmıyorum neden inanmadığımı da ayrı bir sayfada çok detaylı olarak açıkladım. BAKINIZ. Bu ilginç yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

Hıristiyanlıkta bir çok mezhep olduğundan bunlar sırayla burada ayin yapıyorlar. Bu nedenle sabahın beşinde de gitseniz bu kilisede ayine rastlarsınız.

Holy Sepulchre Kilisesi

Hıristiyanların kutsal saydığı bir başka ritüel de Hz. İsa’nın sırtında haç ile yürüdüğüne inanılan güzergahı izlemek. Bunu yapınca hac farizalarından birini yerine getirmiş oluyorlar. Bu güzergahın en önemli noktası Via Dolorosa denilen sokak. Tur rehberleri burada durup açıklamalar yapıyorlar. Güzergah  istasyonlarla belirlenmiş.

Via Dolorosa

Şam Kapısı

Yahudi, Ermeni, Hıristiyan kesimleri derken sonunda Mescid-i Aksa’nın olduğu yeri buluyoruz. Yolu sorarken Filistinli cocuklar bize acayip acayip bakıyorlar ve soruyorlar “sizin Mescidi Aksa’da ne işiniz var” diye. “Niye” diyoruz, Eşimin şortunu gösteriyorlar. Ne demek istediklerini ancak Aksa’nın kapısına geldikten sonra anlayabiliyoruz. Bu arada arka cebim bir Arap çocuk tarafından alenen yoklanıyor. Ama ben de saçları boşuna ağartmadım. Cüzdanımı eski şehire girerken ön cebime koymuştum. Boynuma asılı fotoğraf makinemin çantasını da sıkı sıkı tutuyordum.

Arkada Mescidi Aksa

Kapıya geldiğimizde öğle ezanı okunmaya başlıyor ve turlarla gelen gayrı müslimler dışarı çıkıyor. Burası ayrı bir duvarla çevrili, bir kapıdan giriliyor, orada da askerler var. Biz gelmeden tam 2 yıl önce Ekim 1990 da fanatik bir Yahudi Mescidi Aksa’da ibadet edenleri tarayarak 30 müslümanı katletmiş ve 300 e yakınını da yaralamıştı. Bu olaydan sonra Mescidi Aksa avlusuna girişler kontrol altına alınmış. Gayrı Müslimler namaz saatleri dışında düzenlenen turlarla girebiliyor ancak. Bizim de Müslüman olduğumuza ihtimal vermiyorlar, namaz saati geldi giremezsiniz diyorlar. “Valla ben Müslümanım buraya kadar geldim Mescidi Aksa’da namaz kılmadan katiyen gitmem diyorum“. Ancak bize inanmıyorlar. Nüfus cüzdanımızdaki İslam ibaresini gösteriyoruz o da olmuyor. Sonunda “Fatiha’yı oku” diyorlar okuyorum ve öyle  avluya girebiliyoruz. Ancak bu kez de Filistinliler bizden hoşlanmıyor. Eşim şortlu. Kapıdan Eşim için mavi çarşaf ve başörtüsü alıyoruz. Önce Mescidi Aksa’ya yöneliyoruz. Ancak Filistinli cemaat yine Dileği almıyor, kadınlar giremez diye. Mecburen ben girip öğle namazını kılıyorum. Mescidi Aksa Müslümanların ilk kıblesi ve İslamiyetteki üç Harem-i Şeriften biri. Diğerleri Medine ve Mekke’de. Ama Yahudiler için de yeri itibarıyla çok önemli zira eski Süleyman Tapınağının bir bölümü Mescidi Aksa’nın olduğu yerde. Siyonistlerin en büyük amacı Tapınağı yeniden inşa etmek ama bunu yapmaları için Mescidi Aksa’yı yıkmaları gerek. Buna da şimdilik cesaret edemiyorlar. Global bir tepkiden, infialden korkuyorlar. Ancak İslam dünyası pasifize edilirse bu mümkün olabilir. Bu konuda ayrı bir sayfada geniş açıklamalar yer almaktadır BAKINIZ. Bu ilginç yazıyı da okumanızı tavsiye ederim.

Arkada Kubbetüs Sahra

Sonra uzaklardan altın renkli kubbesi ile hemen belli olan ve bilmeyenlerce Mescidi Aksa zannedilen Kubbetüs Sahra camisine yöneliyoruz. Abdülmelik bin Mervan tarafından inşa edilen 8 köşeli bu cami de Müslümanlar için büyük önem arzediyor. Zira cami içinde kayalar var. Kayaların altı boş, altına girebiliyorsunuz, bu nedenle kayalar havada duruyor (muallak) diyorlar.  Ancak daha da önemlisi Hz. Muhammed’in Miraca çıktığına inanılan yer bu kayalar. Camiye girip kayaların altına da girdikten sonra Eşim kadınlar bölümünde olmak üzere ayrı namaz kılıyoruz.

Mescidi Aksa avlusu, Ağlama duvarının üzeri

Cuma akşam yemeğine oturduğumuzda bir de görüyoruz ki her zamanki yahudi garsonlar yerine Filistinli garsonlar çalışıyor. Garsonlar Türk olduğumuzu anlayınca “İbrahim Tatlıses kasediniz var mı” diye soruyorlar. Olmadığını anlayınca da çok üzülüyorlar. Sonradan öğreniyoruz ki garson değişikliğinin nedeni Şabatmış. Yedinci gün yani Cumartesi anlamına gelen Şabat (Arapça’da Sabaa yedi, İtalyanca’da Sabato Cumartesi demek) Cuma akşam karanlık basınca başlıyor Cumartesi gün batımına kadar sürüyor. Bu süre zarfında Yahudilerin çalışması, ateş yakması, ışık açıp kapaması, araba kullanması velhasılı tam tamına 39 çeşit iş yapması yasak. Bunların arasında yazmak, silmek, inşa etmek bile var. Yani Cumartesi günü dindar Yahudiler yan gelip yatacak ya da dua edecekler. Üçüncü bir olasılık yok. Bizdeki sahur ve iftar saatleri gibi Şabat başlangıç ve bitiş saatleri her hafta değişiyor ve izleniyor. Böylece odadaki gardrop içinde gördüğüm programlanabilir saat-timerin hikmeti şimdi anlaşılıyor. Dindar Yahudi müşteri elektrik düğmelerine dokunamayacağı için elektrik açma kapanma saatlerini ayarlıyor böylece Şabata uymuş oluyor. İyi de TV nin uzaktan kumandası ile zap  yapamaz. Tek bir kanala razı olacak.

Bu arada Otelde yan yana iki asansörden biri eskisi gibi çalışırken diğeri her katta mutlaka duruyor, kapısı kendiliğinden açılıp kendiliğinden kapanıyor. İçine de bir tabure konmuş, daha önce yoktu. Bir süre sonra onu da çözüyoruz. Şabat’ta dindar Yahudiler düğmeye basamazlar ya, asansör bu şekilde çalışınca  düğmeye basmalarına gerek olmuyor. “Peki taburenin ne işi var?” diyeceksiniz, asansör çok katlı otelde her katta mecburen durup oyalanınca ihtiyar bir müşteri tabureye oturacak ve uzun süre ayakta kalıp yorulmayacak. Bu her katta duran asansörün tam bir işkence olduğunu anlayabildikten sonra bizler diğerini tercih ediyoruz ama onda da izdiham oluyor.

Eski Kudüs’ün çekiciliğinden kurtulamıyoruz ve kaldığımız sürece her gün gidiyoruz.

Sheraton’un havuzu

Dönüş günümüz Yahudilerin en önemli bayramı olan Yom Kippur arefesine denk geliyor. Otel sabahtan boşalmaya başlıyor.  Akşam güneşin batmasından bir saat önce Yom Kippur başlayacağından öğleden sonra bu otel ve diğerleri kapanacak, daha doğrusu her yer lokantalar, marketler kapanacak, hayat duracakmış. Güneşin batmasıyla Yahudiler Sinagoga gidecek ve 2 saat ibadet yapacaklarmış. 26 saat aralıksız sürecek olan Yom Kippur boyunca yemek ve içmek, yıkanmak, parfüm sürünmek, seks yapmak, çalışmak, ateş yakmak yasak.

Arkada uzakta Ölü Deniz

Not:  Haşid fotoğrafları dışında diğerleri bana aittir.

Bülent Pakman 1992. Yayım Aralık 2009. Video eklendi 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

OLYMPUS DIGITAL CAMERABülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Kudüs 1992 için 2 cevap

  1. savas dedi ki:

    Hocam bir solukda okudum. Cok guzel yazmissiniz. Yeni yazilariniz eklerseniz sevinirim. Bende sizin gibi insaat muh. uzerine okuyorum benim icin bir ders niteligi tasiyor.

  2. ilhan demir dedi ki:

    Harika bir yazıydı. Yahudi kültürünü yakından tanıma imkanı bulduk. teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s