Doğunun kabına sığamayan ikilemler kenti Bakü

Mehmet Yaşin. Hürriyet Gazetesi. 22 Ekim 2012.

Uçak Haydar Aliyev Havaalanı’na indi. Hava sıcaktı. Bindiğim otomobilin radyosundan Reşid Behbudov’un yanık sesi duyuluyordu. Sürücü, Behbudov’u tüm Azerbaycan’ın çok sevdiğini söyledi.

BİNALARIN DIŞINA EUROVISION MAKYAJI

Dört şeritli otoyol, uçak pisti gibi pürüzsüzdü. Simsiyah asfalt ve bembeyaz yol şeritleri. Sanki biraz önce yapılmıştı. Kente Haydar Aliyev Bulvarı’ndan girdik. Yolun iki yanında kimi eski Sovyet rejiminin görkemli mimarisini kimi de güneyli sarayları yansıtan binalar yükseliyordu. Hepsi kum rengindeydi nedense. Çoğu boştu. Bunların “Eurivision Binaları” olduğunu önceden söylemişlerdi. Uluslararası şarkı yarışması için Bakü’de bir imar seferberliği başlatılmış, havaalanı ve kentin merkezine giden yol üstündeki bütün binalara saray görüntüsü verilmişti. Yani bütün çirkin görüntüler, oymalı, işlemeli, sütunlu, kemerli duvarlarla örtülmüştü.
Bulvar’da, iki adımda bir ülkenin kurucusu, babası, lideri Haydar Aliyev’in posterlerine rastlanıyordu. Güleç yüzlü, yakışıklı, kararlı bir Aliyev görüntüleriydi bunlar. İlan panoları, kapitalizmin arzuları tahrik eden posterlerle donatılmıştı. Kiminde lüks araçlar, daireler, kiminde pahalı mücevherler, kiminde AVM’lerin cazip görüntüleri yer alıyordu. Posterler, 70 yıllık Sovyet rejiminin tüm izlerinin silindiğinin kanıtıydı.
Etrafa bakınca ilanların işe yaradığı hemen görülüyordu. Trafik karmaşası içindeki araçların çoğu jiplerdi. Diğer lüks araçların sayısı da oldukça fazlaydı. Aralarına karışan eskiler çürük diş gibi sırıtıyordu. Bakü galiba kornanın en gereksiz kullanıldığı kentlerin başında geliyordu. Çünkü yer gök korna sesiyle inliyordu.

REKORU KAPTIRAN BAYRAK DİREĞİ

Akşam olunca Bakülüler kendilerini kıyıya, Bayrak Meydanı’nda sonlanan yürüme yoluna atıyordu. Meydana adını veren bayrak, tam 2 bin 450 metrekare büyüklüğündeydi. Yani dünyanın en büyük bayrağıydı. Tam 162 metre yüksekliğinde bir direğin ucunda dalgalanıyordu. Bu direk de dünyanın en uzun bayrak direği unvanını taşıyordu. Ama Tacikistan, üç metre daha uzununu yapıp rekoru ele geçirmişti. Bu Azerbaycan’da öfkeyle karşılanmış, hatta Aliyev Tacikistan’daki bir konferansa bu nedenle katılmamıştı.
Bu meydanda bir kahveye oturduğunuzda, Bakü’nün renkli ve modern yüzünü görebiliyordunuz. 2010’da Avrupa’nın en güzel sekizinci kenti seçilmişti. Ünlü Lonely Planet dergisi de, gece hayatında en önemli destinasyondan biri unvanını yapıştırmıştı.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in eşi Mihriban Aliyev, Kafkasların Sophie Loren’i diye anılıyordu. Gerçekten de moda dergilerinden fırlamışçasına güzel bir kadındı. Kimileri, “estetikçilerin yeniden yarattığı kadın” deseler de o, ülkedeki kadınların moda belirleyicisiydi. Bir çok Azeri kadın ona benzemeye çalışıyor, onun gibi giyiniyordu.

10 BİN LAMBALI ALEV KULELERİ

Gökyüzünün bile petrol koktuğu bu kentten, geçen yıl 51 milyar Euro’luk petrol ihraç edilmişti. Ama bu zenginlik adil paylaşılmıyordu. Tüm bu görüntüler, rakamlar canımı sıktı. Hazar’ın kıyısındaki bir parktaki bir banka oturup kenti seyrettim. Tam karşımdaki tepede, üç tane dev cam binanın yükseldiğini gördüm. Bunlar kentin yeni simgesi Alev Kuleleri’ydi, görüntüleri de alevi andırıyordu. Bu binalar geceleri 10 bin lambayla aydınlatılıyor, başta Azerbaycan bayrağı olmak üzere şekilden şekile giriyorlardı. Etkileyici manzaraydı ve akşam gittiğim bir kahvede oturanların neredeyse tümünün, konuşmadan bu binaları seyrettiğini görünce halkın gerçekten etkilendiğini anladım.
Kenti Hazar kıyısındaki merkezi, dev oteller, modern binalar, gökdelenler, lüks alışveriş merkezleriyle süslenmişti. Nedense tüm binalar kum rengindeydi. Bu binalara bakarken hep çölleri anımsadım. Arada bir Kuzey Afrika’nın bir kentinde veya Arap Yarımadası’nın küçük prensliklerinde sandım kendimi.
Tüm bu lüks ve modern görüntüler, her şeye rağmen Azerilerin kültüre düşkünlüklerini gölgeleyemiyordu. Kentte, raflarında 4 milyon 600 bin kitap ve el yazması olan dev bir kütüphane, bir çok tiyatro, opera ve konser salonu vardı. Çoğu Sovyet rejiminden miras kalan bu sanat merkezleri, kıt kanaat geçinen Azeriler tarafından tıklım tıklım dolduruluyordu.
Bir kenti iyi anlamak için kenar mahallelerde de dolaşmak gerektiğine inanırım. Taksiye atlayıp, adresi şoföre söyledim. Bakü’de kent içi ulaşımı otobüs, troleybüs, metro ve taksiyle sağlanıyordu. Devletin işlettiği taksiler mor renkli Londra taksileriydi. Hepsinde taksimetre bulunduğu için kazıklanma tehlikesi yoktu.

LÜTFEN YAVAŞ KONUŞUN

Şoför adresi anlamadı. Tane tane tekrarladım. “Okey” işareti yaptı. Azerbaycan’da her ne kadar Türkçe konuşulsa da anlaşmak zordu. Çünkü hızlı konuşunca, içinde Rusça, Farsça kelimeler uçuşan dilleri pek anlaşılmıyordu. Sık sık “yavaş konuşun” demek zorunda kalıyordum.
Ana caddelerde yavaş giden trafik, dar arka sokaklarda arapsaçına döndü. Taksiden inmek zorunda kaldım. Bu sokaklar halkın yaşantısını bir ayna gibi yansıtıyordu. Küçük derme çatma evler, tellere asılmış, yıkanmaktan yıpranmış çamaşırlar, ağlaşan çocuklar. Merkezdeki lüksten hiç iz yoktu. Konuştuğum Bakülüler, kent merkezinin de kısa süre öncesinde aynı görüntüde olduğunu, son bir kaç yıldan beri modern binaların yükseldiğini öne sürdü. Bunların pek çoğunun yarım yamalak yapıldığını, içinin döküldüğünü, az kişinin yaşadığını ekledi.
Arka sokaklardaki gezimi bir pazar yerinde noktaladım. Sebze ve meyve satanların hemen hepsi kadındı. Rengarenk tezgahlarda iştah açıcı manzaralar sergileniyordu. Tadına baktığım üzümler, incirler, özellikle narlar çok lezzetliydi. İkramsever satıcı kadınlar bana bir şeyler tattırmak yarışındaydı adeta. Her gün kurulan bu pazarda fiyatlar, merkezdekinin üçte biri kadardı. Yanıma gelen yaşlıca bir müşteri, bu pazarlar sayesinde karınlarının doyduğunu söyledi.
Ordu, Sivas, Kırklareli, Sakarya, İzmir, Bursa ve Ardahan’ın kardeş kenti Bakü, hızla Batı görüntüsüne bürünmek telaşında. Simsiyah asfalt yolların, kum rengi hoş ve boş binaların arasında dolaştıktan sonra Bakü’den hafızamda biraz zenginlik çokça fakirlik görüntüleri kaldı.

Neftçiler Caddesi lüks mağazalarıyla New York’u hatırlatıyor

Bakü’de modayı izleyen kadınların gezinti alanı Neftçiler Caddesi’ydi. Dünyanın en ünlü butikleri buraya sıralanmıştı: Tiffany, Gucci, Dior, Bottega, Veneta, Burberry, Etro, YSL… İnsan kendini, New York’taki Fifth Avenue’da, Paris’teki Avenue Montaigne’de veya Londra’daki Sloane Street’te zannediyordu. Çünkü görüntüler aynıydı. Sadece ellerindeki çalı süpürgeleriyle caddeyi temizlemeye çalışan yaşlı kadınlar biraz görüntüyü bozuyordu. Toplumun en alt tabakasına mensup olan bu çöpçü kadınlar, vitrinlere bakmaya bile cesaret edemiyordu.
Dedikodu üreticilerine göre Neftçiler Caddesi’ndeki lüks butiklerin çoğunun sahibi, Aliyev’in kızı Leyla’ydı. Sahibi kim olursa olsun gözlediğim kadarıyla bu mağazalardan alışveriş yapanların sayısı oldukça azdı. Bir çocuk elbisesinin bile 895 Manat’a (2 bin TL) satıldığı mağazanın yöneticisinin maaşı 300 Manat’ı (686 TL) geçmiyordu. Öğretmenler, polisler, memurlar, yani halkın çoğunluğu 100-150 Manat’a geçinmek zorundaydı.

Etsiz sofradan kalkılmıyor dolmalar fıstık yaprağından

Azerbaycan’da et yemekleri mutfağın baş köşesinde oturuyor. Azeriler, tıpkı bizim Doğu Anadolulular gibi et yemezlerse sofradan aç kalktıklarına inanıyor. Et genellikle kebap şeklinde tüketiliyor. En ünlüsü Piti ve Lüle kebabı. Lüle kebabının yüzde 30’u kuzu eti, kalanı kuzu kuyruk yağı. Bir yağ bombası olmasına rağmen oldukça lezzetli. Hazar Denizi petrol kadar balık zengini de. Balıkların etleri de havyarları da çok lezzetli. Balıklar genellikle tavada yapılıyor. Azeriler balığı et kadar çok seviyor.
Azerbaycan ayrıca bir pilav cenneti. 100 çeşitten fazla pilav yapılıyor. Ben, bizim perde pilavını andıran, içine kestane, havuç ve kayısı konan Şah Pilavı’nı yedim ve çok sevdim. Bakü mutfağının en sevilen yemeklerinden biri de fıstık yaprağı sarması. Burada üzüm yaprağı yerine fıstık ağacının yaprağı kullanılıyor. Gerçekten de lezzetli bir yemek.
Yemeklerden sonra çay içmek yaygın alışkanlık. Çayın yanında kelle şeker ikram ediliyor. Küçük parçacıklar halindeki kelle şekerle birkaç bardak çay içebiliyorlar. Çayın bir başka tatlandırıcısı da reçel. Çay servisiyle birlikte masaya çeşit çeşit reçel konuyor. Aklınıza gelebilecek her şeyden reçel yapılıyor. Her yudumdan sonra çay kaşığıyla reçel yeniyor. Restoranlar odalara bölünmüş. Herkes yemek yiyeceği dostu, sevgilisi veya ailesiyle bir odaya çekiliyor, yemek oraya servis ediliyor.

NOT: http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/21750275.asp  gazete sayfasındaki yazının bazı bölümlerinden YORUMSUZ ALINTIDIR. Yazıdaki görüşler meşhur bir yemek yazarı olan Mehmet Yaşın’a aittir. Türkiye’den kısa süreli gelenlerin izlenimlerine örnek olarak verilmiştir.

Türkiye’de Azerbaycan Türklerine yanlışlıkla Azeri konuştukları dile de Azerice denmektedir. Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Doğrusu Türkiye Türklerine göre “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi” olup  Azerbaycan Türklerine göre ise  “Azerbaycan Halkı” ve “Azerbaycan’ca” veya “Azerbaycan Dili”dir. Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarına daha çok o şekilde girilmesindendir. alternatif link

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur.  Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan herşeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir.  Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir. 

Başka yerlerde bana ait olarak gösterilen yazılarla ilgim yoktur. Yazılarım sadece buradadır.

Twitter Widgets Facebook Widgets

22072010407Bülent Pakman kimdir   https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s